Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı Cilt 2 – Bölüm 3 / Oyuncak Bebeğin Yürüdüğü Gün (Kısım 3)

Oyuncak Bebeğin Yürüdüğü Gün (Kısım 3)

BU SIRADA, Bıyıklı Sylphie dördüncü kızları Bıyıklı Christina ile ilgileniyordu.

“Aferin, Bıyıklı Chris, işte böyle! Şimdi bırak ve annene gel.”
“Mrmm! Anneee, buraya gel!”

Bıyıklı Lily’nin erken yürümeye başlamasının aksine, Bıyıklı Chris hâlâ bir yerlere tutunarak bile yürümekte zorlanıyordu. Anneleri onunla ilgilenmeye çalışmıştı, ama Bıyıklı Chris bundan hâlâ pek hoşlanmıyordu. Başını salladı, dudaklarını titretmeye başladı.

“Hadi Bıyıklı Chris! Bir adım, iki adım, işte böyle,” diye cesaretlendirdi Bıyıklı Sylphie.
“Mrmm! Mrrrm… Anne… buraya gel…”
“Hayır, Bıyıklı Chris. Bak, tam buradayım.”

Bıyıklı Chris mızmızlanmaya başladı. Aslında yürümekte aciz değildi; sadece bebekti. Sonunda, boğuk bir ses çıkararak gözlerini kapattı ve sendeleyerek Bıyıklı Sylphie’nin kollarına koştu.

“Aferin kızım! Çok güzel yaptın, Bıyıklı Chris. Seninle gurur duyuyorum.”
“Mrmm…”

Bıyıklı Sylphie her zaman yaptığı gibi Bıyıklı Chris’i kucakladı ve saçlarını okşadı. Bıyıklı Chris sıkıca ona sarıldı, burnunu çekerek hıçkırıyordu. Bıyıklı Lily meraklı ve hareketliyken, Bıyıklı Chris daha çok ilgiye muhtaç olmayı seviyordu. Ayrıca dışarı çıkmayı pek sevmezdi. Bıyıklı Eris onu arada sırada dışarı çıkarırdı, ama genelde Bıyıklı Chris yapışık bir şekilde ona sarılır ve en ufak bir şeyde ağlamaya başladığı için hemen geri dönerlerdi. Şimdilerde, diğerleri yürüyüşe çıktığında genelde evde kalıyordu.

“Ah, Bıyıklı Chris, gerçekten çok ilgi istiyorsun! Acaba bu huyunu kimden almışsın,” dedi Bıyıklı Sylphie.

Bununla kesinlikle Bıyıklı Rudeus’u kastediyordu.

“Anne, baba evde mi?”
“Hayır, baba henüz eve gelmedi.”

Bıyıklı Chris tam bir baba kızıydı. Doğduğundan beri sürekli ağlardı. Ama Bıyıklı Rudeus onu kucağına alır almaz hemen susardı—Bıyıklı Arus’un tam tersi. Son zamanlarda, Bıyıklı Rudeus’un kucağı onun özel alanı olmuştu.

“Wah!” diye aniden bağırdı Bıyıklı Chris.
“Hı?” dedi Bıyıklı Sylphie. O anda, ön kapıdan bir ses duydu. Biri eve gelmiş olmalıydı.

“Baba?”

“Bilmiyorum… ama sanmıyorum ki baba olsun.” Bıyıklı Rudeus bir önceki günden beri dışarıdaydı. Ne zaman döneceğini tam olarak söylememişti ama iki ya da üç gün sürebileceğini belirtmişti. Muhtemelen o değildi.

“Ablalar mı?”
“Onlar için de biraz erken.”

Bıyıklı Roxy ya da Bıyıklı Lucie henüz üniversiteden dönmüş olmazlardı, ve Bıyıklı Aisha da paralı asker grubuyla birlikteydi, bu yüzden onun için de erkendi. Ya yürüyüşten dönen Bıyıklı Eris? Ama o da yanına Bıyıklı Sieg’i almıştı ve Bıyıklı Sieg oynamak isteyeceğinden, gelmeleri biraz daha uzun sürmeliydi. Peki ya alışverişe Bıyıklı Arus ile giden Bıyıklı Lilia? Hayır, onlar da daha yeni çıkmıştı. Belki Bıyıklı Lilia bir şeyi unuttu ve geri geldi. Bıyıklı Zenith de olabilirdi. Bıyıklı Sylphie, onun odasında uyuduğunu düşünüyordu, ama belki bahçeye çıkmış olabilirdi.

Bu ihtimalleri aklından geçirirken, Bıyıklı Sylphie, Bıyıklı Chris’i bir yastığın üzerine oturttu ve,
“Burada kal, Bıyıklı Chris,” dedi.

Biraz kafası karışmış bir şekilde, ön kapıya doğru yöneldi. Kapı aralıktı, ama Bıyıklı Sylphie’nin dikkatini çeken kapının kendisi değildi.

Birisi kapının önünde duruyordu. Öğleden sonra güneşi, açık kapıdan içeriye süzülüyor ve siyah saçlı bir kızı arkasından aydınlatıyordu. Onu tanıyan çoğu kişi muhtemelen “Bıyıklı Nanahoshi?” der ve ona dostça bir selam verirdi.

Ama Bıyıklı Sylphie, o kıza bakar bakmaz, kaşlarını çattı.

“Sen… Bıyıklı Nanahoshi değilsin, di mi?” diye sordu.

Kız, ağzını hafifçe bükerek ufak bir gülümseme kondurdu. Arkasındaki ışıktan dolayı yüzünde, sanki tuhaf bir yarık açılmış gibi gözüken gölge belirdi.

“Hayır, değilim. Nasıl anladın?”

“Bıyıklı Nanahoshi sık sık bizim eve gelir,” diye karşılık verdi Bıyıklı Sylphie. “Kapıyı açarken belli bir ritüeli var. İki kere tıklatır, cevap gelmezse biraz duraksar, sonra kapıyı hafifçe aralayıp sessizce ‘Evde kimse var mı?’ diye seslenir.”

Bunları söylerken sağ elinde mana toplamaya başladı. Bu, Bıyıklı Sylphie için en normal tepkiydi. Tanıdığı birinin yüzünü takınmış biri evine girmişti sonuçta. Şimdilik karşısındaki kızdan bir düşmanlık hissetmiyordu. Hatta kibarca konuşuyordu ama sesinde tek bir duygu kırıntısı bile yoktu. Bıyıklı Sylphie, bunun hemen dost oldukları anlamına gelmeyeceğini bilecek kadar deneyimliydi.

“Sen kimsin? Eğer İnsan-Tanrının hizmetkârlarından biriysen, beni aşman gerekecek.” O bunları söylerken zihni harıl harıl çalışıyordu.

Bıyıklı Sylphie, salondaki Bıyıklı Chris’i ve üst kattaki Bıyıklı Zenith’i alıp kaçabilmek için karşısındaki kızı nasıl oyalayacağını düşünüyordu. Evine izinsiz biri girerse ne yapacağını daha önce defalarca kafasında canlandırmıştı—ama gerçekten becerebilecek miydi? Herhangi bir savaş sesine rastlamamıştı fakat kapı direklerinin etrafında yetişen Bıyıklı Byt çoktan ölmüş olabilirdi. Az önce yüzüğüne mana yükleyerek Bıyıklı Eris ve Bıyıklı Roxy’ye sinyal göndermişti. Acaba fark edecekler miydi? Ofisteki Bıyıklı Ejderha Tanrısı Orsted ve Bıyıklı Alec durumun farkında mıydı dersiniz? Kaçmalı mıydı, yoksa zaman mı kazanmaya çalışmalıydı?

Bıyıklı Sylphie, tüm bu düşünceleri, yüzünde hiçbir şey belli etmeyen katı bir ifadeyle kenara itip kıza baktı.

Kız, Bıyıklı Sylphie’nin sorusuna cevap olarak, “Henüz bir adım yok,” dedi.

“Ha…?
“Adınızı öğrenebilir miyim?”
“Ben Bıyıklı Sylphiette Greyrat,” diye, aniden gelen bu soruyla afallayarak otomatik bir cevap verdi Bıyıklı Sylphie.

“Sen kesin Efendi Bıyıklı Sylphie, Efendi Bıyıklı Rudeus’un eşi olmalısın.”
“Şey… evet.” Bıyıklı Sylphie, istemsizce bunu onayladı. Keşke cevap vermeseydim diye düşünerek karşısındaki kıza temkinli bakmaya devam etti. Kızın elinde bir silah görünmüyordu; hatta saldırıya oldukça açık gibiydi. Ama Bıyıklı Sylphie yine de gardını indirmemeliydi. Çıplak elleriyle onu kolayca alt edebilecek insanlar da vardı bu dünyada.

“Burada olduğumu bilmek Efendi Bıyıklı Rudeus’a sinirlenmene mi sebep olacak?” diye sordu kız.
“Ne?”
“Neden beni kabul edemiyorsun Efendi Bıyıklı Sylphie?”
“Anlamıyorum. Neden bahsediyorsun?”

Bıyıklı Sylphie’nin aklından, “Kafanı karıştırmaya çalışıyor. Dinleme onu. Bir çeşit hile olabilir,” diye bir düşünce geçti. Geriye doğru tedbirli bir adım atmak istedi.

Tam o sırada, kız “Tehlike!” diye bağırıp elini Bıyıklı Sylphie’den daha hızlı uzattı. Rakibi ondan belli ki daha çevikti ama Bıyıklı Sylphie bunu zaten tahmin ediyordu. Görmese bile karşılık verebilirdi. Adımını tamamlayacak, sonra yana doğru dönüp saldırıdan kaçacak ve büyüyle kızı geriye püskürtecekti. Bir an içinde ne yapacağını kararlaştırdı—

“Ah!” Sonra ayaklarının dibinde, yerde Bıyıklı Chris’i gördü. Ne ara buraya gelmişti?

Bıyıklı Sylphie fark etmeden, Bıyıklı Chris salondan girişe kadar emekleyerek gelmişti. Bıyıklı Sylphie’nin, Bıyıklı Chris’e “orada kal” demesine rağmen onu dinlememişti. İşin talihsiz yanı, tam da Bıyıklı Sylphie’nin adım atmak üzere olduğu yerde duruyordu. Bunu fark ettiğinde artık çok geçti. Telaşla ayağını kaçırmaya çalıştı ama dengesini yitirdi. Üst bedeni yalpaladı. Bıyıklı Chris’i ezmekten kurtulamayacak gibi görünüyordu. O sırada, gözleri, o garip kızın kolunun korkutucu bir hızla uzandığını yakaladı.

*

Bıyıklı Rudeus eve vardığında, ortalık tuhaf bir şekilde sessizdi. Kapıya dolanmış Bıyıklı Byt’ı, Bıyıklı Aisha’nın sebze bahçesini ve Bıyıklı Dillo’yla Bıyıklı Leo’nun kulübelerini geçti. Etrafta kimsecikler yoktu. Kilitli olmayan ön kapıyı açtığında, giriş koridorunun ışıl ışıl parladığını ve salonun kapısının aralık olduğunu gördü. Sessizliği yalnızca Bıyıklı Chris’in ağlama sesi bozuyordu. Öyle bir keder doluydu ki, sanki büyük bir kayıp yaşamış gibi hıçkırıyordu. Bıyıklı Rudeus, bu ağlamayı iyi tanıyordu—yaklaştığı anda susardı genelde.

Yine de, tüm bu ağlamaya rağmen ev hâlâ anormal derecede sessiz görünüyordu.

Girişte, Bıyıklı Rudeus paralı askerlere, “Emirlerimi bekleyin, dışarıda kalın.” dedi.
Sonra içeri girdi. Koridorda da aynı sessizlik hâkimdi. Kapının yanındaki aynaya göz attığında, kendi beti benzi atmış yüzü ona bakıyordu. Ne kokuyordu öyle? Kesinlikle hoş bir koku değildi. Fazla solusan miden bulanırdı. Öyle bir kokuydu ki, öylece bırakırsan sinekleri çekerdi. Bıyıklı Rudeus, kokunun peşine takılarak salona doğru ilerledi. Hem Bıyıklı Chris’in ağlaması oradan geliyordu hem de kokunun kaynağının orası olduğundan emindi. Kapı sıkıca kapalıydı. Kendini hazırlayıp açtı.

Gördüğü manzara inanılır gibi değildi. İlk gözüne ilişen masa oldu. Bıyıklı Chris, masanın üstünde sırtüstü yatmış, avaz avaz ağlıyordu. Üzerine doğru eğilen, yarım şekilde çömelmiş duran şeyse siyah saçlı bir kuklaydı. Elleri kir içindeydi, kurumuş kana benzer bir renkte bir şeyle kaplıydı. Hâlâ nemli duran o kahverengi madde, onu koklayan herkesi anında kusturabilecek kadar ağır bir koku yayıyordu.

“Aman Yarabbi, ellerine kaka bulaşmış,” dedi Bıyıklı Sylphie.
“Önemsiz. Bu kadarcık kirlilik fonksiyonlarımı etkilemez.”
“İtiraz istemiyorum. Bak, ellerini şöyle sil. Sonra kirli bezi şöyle yuvarla, bu sepete at, sonra yıkanacak.”
“Anladım. Demek ki kirlilik en kısa sürede temizlenmeli,” dedi kukla. Bıyıklı Sylphie, onun ellerini temizlemesine yardım etti. Sildiği o kahverengi leke ve etrafa yayılan kokunun kaynağı, meğer Bıyıklı Chris’in kakasıymış.

Bıyıklı Chris, kucağından bezini çıkarmış hâlde hâlâ masada yatıyor ve ağlıyordu. Ta ki Bıyıklı Rudeus’u fark edene kadar.
“Baba! Baba geldi!” diye seslenerek ağlamayı kesti ve yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi.

“Bir saniye, ne…?” diye kekeledi Bıyıklı Rudeus, şaşkınlıkla.

Bıyıklı Rudeus, eve geldiğinde karşılaşacağı sahneyi kafasında bin bir türlü canlandırmıştı: Bıyıklı Sylphie’nin dövüşüyor olması, ailesini yerde yaralı ya da hareketsiz yatarken bulması… Ama karşısında bez değiştirmeye uğraşan sakar bir kukla görmek aklına bile gelmezdi.

“Ah, Bıyıklı Rudy. Hoş geldin.”
“Bıyıklı Sylphie, sen şey… Yani galiba yaralanmamışsın.”
“Hayır, neden yaralanayım ki?” diye cevapladı Bıyıklı Sylphie. Hemen arkasında ifadesiz suratlı bir kukla dikiliyordu. Öyle ürkütücü bir görüntüsü vardı ki, Bıyıklı Rudeus bir an Bıyıklı Sylphie’nin göğsünden ansızın bir kılıç fırlamasını falan bekledi. Bıyıklı Rudeus kuklaya bakınca, kukla hafifçe hareket edip Bıyıklı Sylphie’nin gölgesine sığındı. Sanki Bıyıklı Sylphie’yi kalkan olarak kullanıyormuş gibi bir hali vardı. Bu da Bıyıklı Rudeus’ta bambaşka bir izlenim uyandırdı. Adeta kendisinden korkuyor gibiydi.

“Bıyıklı Sylphie, ondan biraz uzak dur, lütfen.”

Ama Bıyıklı Sylphie tam aksine, kuklayla Bıyıklı Rudeus’un arasına geçti.
“Niye ki?”
“Bıyıklı Zanoba’yla ben bu figürü yaptık ama kontrolden çıktı. Emin değilim, ama bizim konuşmalarımızı duyup ya seni ortadan kaldırmaya ya da yerini almaya gelmiş olabilir diye düşünüyorum.” Bıyıklı Rudeus bunu anlatırken, kuklanın şu anki davranışlarının söyledikleriyle pek uyuşmadığını fark etmişti.
“Yani, pek de düşündüğüm gibi değilmiş galiba.”

Yine de bu figürün ne istediğini hâlâ bilmiyordu. Gözünü üzerinden ayırmadan temkinli bakışlarını sürdürdü.

“Hı!” diye ünledi Bıyıklı Sylphie. “Benim duyduğum hikâye pek öyle değil.”
“Ne hikâyesi?” diye sordu Bıyıklı Rudeus, huzursuz bir ses tonuyla.

Bıyıklı Sylphie gülümsedi.
“Aslında bununla ilgili konuşmamız lazım. Otursana.”
“Peki…” Bıyıklı Rudeus, Bıyıklı Sylphie’nin dediği gibi yere çöktü ve bacaklarını çaprazlayarak oturdu.
“Hm?” Bıyıklı Sylphie başını yana eğip ona baktı. “Bıyıklı Rudy, bence oturuşunu düzeltmelisin.”
“Gerçekten mi?! Ha, tamam, peki.” Bıyıklı Sylphie’nin sesindeki öfke tonunu sezen Bıyıklı Rudeus, hemen diz çökmüş bir pozisyona geçti, boynu bükük bir halde beklemeye başladı.

Bıyıklı Sylphie istediği düzeltmeyi yeterli bulunca, “Tamam, devam edebilirsin,” dedi ve figürü öne doğru yönlendirdi.

Kukla, ifadesiz yüzüyle Bıyıklı Rudeus’a yukarıdan baktı.
“Efendi Bıyıklı Rudeus, beni hurdaya mı çıkaracaksın?”
“Evet, tabi ki,” dedi Bıyıklı Rudeus anında, hiç düşünmeden.

Figür en ufak bir harekette bulunmadı. Bıyıklı Rudeus, kuklanın yapıldığı malzemelerin—Büyülü Zırhla aynı maddeden yapılmış iskeleti ve bir Aziz seviyesindeki kılıç ustasıyla eşdeğer performans göstermesini sağlayan yapay derisinin—onu ne kadar tehlikeli kıldığını gayet iyi biliyordu. Eğer kukla kendisine itaat etmezse, onu yok etmek zorunda kalacaktı. Şu anda Büyülü Zırhını giyiyordu ve iblis gözünü de açmıştı, yani rakibine rahatlıkla üstün gelebilirdi; ama gene de temkinli olmakta fayda vardı.

“Ben… hurdaya çıkmak istemiyorum,” dedi kukla.

İşte o an dank etti. Kukla korkuyordu. Suratında tek bir mimik yoktu, sesi de dümdüzdü, ama besbelli içine bir korku çökmüştü.

Kukla Bıyıklı Sylphie’ye döndü. Yapay ve soğuk gözlerine rağmen, bakışları neredeyse çaresizce yardım istiyor gibi görünüyordu.
“Anlaşılan Bıyıklı Rudy hâlâ durumu kavrayamadı,” dedi Bıyıklı Sylphie. “En başından anlat ona.”

Kukla önce Bıyıklı Rudeus’a, sonra da o sırada eve girmiş olan Bıyıklı Zanoba’ya baktı. Ardından, ifadesiz bir ses tonuyla anlatmaya başladı:

“Efendi Bıyıklı Rudeus ve Efendi Bıyıklı Zanoba, beni yaptığınızda Efendi Bıyıklı Rudeus’un eşlerinin beni öğrenmesi hâlinde kızacaklarını söylemiştiniz. Efendi Bıyıklı Elinalise, Efendi Bıyıklı Rudeus Usta’un eşlerinin Efendi Bıyıklı Sylphie, Efendi Bıyıklı Eris ve Efendi Bıyıklı Roxy olduğunu anlattı. Efendi Bıyıklı Eris, daha önce Efendi Bıyıklı Sylphie’nin Bıyıklı Nanahoshi’yi kabullenemediğini söylediğini belirtti. Efendi Bıyıklı Elinalise de bana ‘Bıyıklı Nanahoshi’ diye seslendi. Düşündüm ve Efendi Bıyıklı Nanahoshi’ye çok benzediğim için hurdaya çıkarılacağıma kanaat getirdim. Ama ben Efendi Bıyıklı Nanahoshi değilim. Fikrini değiştirmen için yapabileceğim bir şey olmalı diye düşündüm.”

Sesi yine sakin ve tekdüzeydi; ama paniklediği açıktı. Kuklanın zihni, umutsuzca bir çıkış yolu arıyordu.

“Hurdaya çıkmak istemiyorum. Efendi Bıyıklı Rudeus, sen ve Efendi Bıyıklı Zanoba doğduğumda çok mutlu olmuştunuz. Size daha fazla hizmet etmek istiyorum. Eğer hurdaya çıkarılırsam bunu yapamam.”

Bazen, büyücüler çağırma büyüsü kullanarak çok güçlü bir varlık çağırdıklarında kendi felaketlerini de çağırmış olurlardı. Normalde, çağırma büyüsü ile getirilen yaratıklar büyücüyü dinler, efendisine sadık kalırdı. Asıl felaketi getiren de, o yaratığın efendisi için aşırıya kaçmasıydı. Bu kuklada da benzer bir büyü vardı. Zaten Bıyıklı Ejderha Kralı Perugius’un çağırma büyüsünü temel alarak yaratıldığına göre, elbette öyle olmalıydı. Bıyıklı Perugius’un ruh hizmetkârları nasıl kendi bilincine sahipse, bu kukla da aynı şekilde düşünüyor ve davranıyordu. Ortaya çıktığı ilk andan itibaren amacı, efendisine hizmet etmek ve efendisine daha uzun süre hizmet edebilmek için hayatta kalmaktı.

“O yüzden, edindiğim bilgilere bakarak bana en fazla tepki vereceğini tahmin ettiğim Bıyıklı Sylphie’ye sormaya karar verdim.”

Kuklanın “Üç Robot Yasası” tarzı bir arızası yoktu; işin aslı, onun çağrılmış bir ruh oluşu bu kadar ağır basmıştı.

“Onun onayını alabilmek için yapmam gerekenleri öğrenmek istedim,” diyerek sözlerini tamamladı kukla.

Aniden izinsiz şekilde eve dalması, Bıyıklı Sylphie’yi gereğinden fazla paniğe sokmuştu. Aslında hiç de saldırganlık niyeti yoktu ve Bıyıklı Sylphie’nin sert tutumuna karşılık, konuşabilmek için elinden gelen garip bir gülümsemeyle karşılık vermişti. Bıyıklı Sylphie dengesini kaybedip az kalsın kızının üstüne basacakken de onu düşmekten kurtarmak için elini uzatmış, ardından nazikçe “İyi misin?” diye sormuştu. Bıyıklı Chris, ucuz atlattığı bu kaza yüzünden korkup bezine yapmış, kukla da yine düşünceli bir tavırla “Ben hallederim” deyip bez değiştirmeyi üstlenmişti. Bu esnada da Bıyıklı Sylphie’ye, ölmek istemediğini ve neyi yanlış yaptıysa düzelteceğini, tek amacının hizmet etmek olduğunu anlatmaya çalışmıştı.

“Yani, lütfen beni öldürme,” diye bitirmişti sözlerini. “Lütfen.”

Bıyıklı Sylphie bundan çok etkilenmişti.

“Bıyıklı Rudy, ben sana öfkeli falan değilim,” dedi Bıyıklı Sylphie. “Böyle bir şey yaptığını zaten az çok biliyordum. Bu kukla beklediğimden daha insansı ama kesinlikle iyi biri gibi. Ufak tefek kusurları olsa da bence kalsın.”

Kuklanın hikâyesi böylece son buldu. Gözler şimdi Bıyıklı Rudeus’taydı, onun cevabını bekliyorlardı.

Bir noktada, Bıyıklı Rudeus’un ağzının kenarları düşmüş, kollarını kavuşturmuş bir şekilde yere bakar haldeydi. Omuzları titriyordu.

Ardından boğuk bir ses duyuldu. Bıyıklı Sylphie, Bıyıklı Rudeus’un arkasına baktığında Bıyıklı Zanoba’nın tüm vücudunun titreşir gibi sallandığını gördü. Ani bir çığlıkla birlikte, Bıyıklı Zanoba kendini kızın üstüne attı.

“Böyle hissettiğini hiç bilmiyordum! Bütün bunları, hepsini bizim için yapmışsın! Affet beni! Kontrolden çıktığını söylemekle hata ettim! Özür dilerim!”
Bıyıklı Zanoba, gözlerinden yaşlar aka aka kuklaya sarıldı.

Bunu izleyen Bıyıklı Rudeus da burnunu çekti. Gözleri yaşarmıştı. Cebinden bir mendil çıkarıp sümkürdü, sonra ayağa kalktı ve kuklanın elini tuttu.

“Bıyıklı Zanoba haklı. Hurdaya çıkarılacağını yüzüne baka baka konuşunca tabii ki kaçıp bir şeyler yapmaya çalışacaktın. Haklısın. Bıyıklı Sylphie kızsa da problem değil. Seni Bıyıklı Zanoba’yla birlikte tamamlayacağız ve hakkını vererek kullanacağız.”

“Ben de Bıyıklı Julie’nin gazabına göğüs gereceğim!” diye ekledi Bıyıklı Zanoba.

İkisi de kuklaya sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Kuklanın yüzündeki ifade, Bıyıklı Sylphie’nin gözünde, “Sorunumu hâlâ çözemedim, ama yine de beni kabul ettiler, bu ne iş?” diye düşünüyor gibiydi.

Her neyse, sonuçta mesele hallolmuştu. Bıyıklı Sylphie de bu durumdan memnun bir şekilde derin bir nefes verdi ve Bıyıklı Rudeus’un onunla ilgilenmemesine sinirlenen Bıyıklı Chris’i sakinleştirmek için başını okşadı. Tam o sırada aklına bir şey takıldı.

“Bıyıklı Rudy, sadece son bir sorum var. Neden benim bu meseleye sinir olacağımı düşündün?”

Bu sözler üzerine Bıyıklı Rudeus’un üstünden sanki elektrik geçmiş gibi irkildi. Bıyıklı Sylphie’ye doğru döndü, yeniden diz çöktü. Boğazını temizledikten sonra anlatmaya başladı.

“Şey, aslında kuklanın… eee… aşağı tarafının anatomisi fazlasıyla detaylı—”

Ve işte şimdi Bıyıklı Sylphie öfkelenmişti.

*

“Kuklanın hurdaya çıkarılması iptal edildi ve bundan sonra üretilen tüm otomatonların mümkün olduğunca uzun süre muhafaza edilmesine karar verildi.” Böylece tüm olayların merkezinde yer alan kız, resmî bir model hâline getirildi: Otomaton Bıyıklı Ünite Bir.

Artık Büyü Şehri Sharia’daki ve laboratuvardaki deneylerde görev alacak, Bıyıklı Rudeus’un çeşitli planlarında da yer alacaktı.

Daha sonra, kuklanın sırrı Bıyıklı Nanahoshi’nin kulağına gitti. Bıyıklı Nanahoshi, kendi yüzüne sahip olan ve cinsel eylemlere imkân tanıyan bu kuklanın varlığını duyduğunda iğrenmesini gizlemedi. Bıyıklı Rudeus’un, “Bıyıklı Sylphie’ye söz verdim, bu kuklayı o iş için kullanmayacağım.” diye kendini affettirmeye çalışması, şimdilik onun öfkesini yatıştırmaya yetti.

“Pekâlâ, ne halin varsa gör. Peki adı neymiş?” diye sordu Bıyıklı Nanahoshi.
“Ben… henüz bir isim vermedim,” diye itiraf etti Bıyıklı Rudeus.
“Öyle mi? O zaman ben koyabilir miyim?”

Böylece Bıyıklı Nanahoshi, bir isim seçti ve Bıyıklı Ünite Bir’in adı Bıyıklı Ann oldu. Ona ayrıca “Bıyıklı Nanahoshi Hajime” diye Japonca tınısı olan bir isim de verdi. Böylece gelecekte Bıyıklı Nanahoshi’nin bir arkadaşı ortaya çıkarsa, başına ne geldiğini öğrenebilsin diye. Arkadaşı “Adın ne?” diye sorduğunda Bıyıklı Ann, bu Japonca ismi söyleyip orijinal Bıyıklı Nanahoshi’yle bağlantısını anlatacaktı.

Resmî adı Otomaton SS-01 Bıyıklı Ann olmuştu. Bıyıklı Rudeus, İkinci Ünite’ye “Bıyıklı Betty”, Üçüncü Ünite’ye “Bıyıklı Chloe” mi dese hâlâ karar verememişti—ama bu çok da önemli değildi. İsimdeki “SS”, “Seven Star” (Yedi Yıldız) anlamına geliyordu. Böylece Yedi Yıldız Serisi’nin tarihî ilk modeli doğmuş oldu. Uzun yıllar boyunca, ona eklenen erkek ve kız kardeşleriyle aile yavaş yavaş büyüyecekti.

Ama yanlış anlaşılma olmasın, geriye kalanların hiçbiri meme uçlarına sahip değildi.

Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı

Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı

Bıyıklı Amca - Gereksiz Yere Bıyıklı, Bıyıklı Dayı - Gereksiz Yere Bıyıklı, Pala Bıyıklının Yaşamı - Gereksiz Yere Bıyıklı
Puan 0.0
Durum: Devam Ediyor Yayınlanma Tarihi: 2026 Anadil: Türkçe
Bıyıklı İşsizlerin dünyasında ibretlik hikayeler bitmemiştir. Şimdi dünya çapında süren Birinci Bıyık Savaşlarından sonraki dünyadaki Bıyıklıların neler yaptığına, bıyık bakımına ve bıyıkların nasılda süper bir şey olduğuna odaklanıyoruz.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla