
Sahilden yükselen ve alacakaranlıkta yürürken sırtında hissettiği sesler eşliğinde başını kaldırıp aya baktı… Tapınak Bakiresi kendi kendine mırıldandı.
“… Onu sınadığımı biliyor muydu acaba…?”
Hayır… Tapınak Bakiresi kendi fısıltısına küçümseyen bir edayla başını salladı. Bilsin ya da bilmesin, yine aynı şekilde davranırdı. Sora’nın en başından beri Ino’yu terk etmeye hiç niyeti yoktu. Kalp atışları baştan sona tek bir uyumsuz nota bile barındırmadan, son derece hoş bir ritimle yankılanmıştı.
Evet, Tapınak Bakiresi Sora ve Shiro’yu sınıyordu. Aynı kararla yüzleşseydi onların yerinde kendisi ne yapardı? Muhtemelen—hayır, kesinlikle—Ino’yu gözden çıkarmayı seçerdi. Çünkü bu gereksiz bir risk olurdu. Çünkü birini feda ederek çok daha fazlasını elde ederdi. Çünkü bundan fazlasını istemek hayalcilik olurdu. Ve işte böyle bir hayalciliği bir kenara bırakmak—
onun sınırıydı.
“… Belki de umutlarımı onlara bağlayabilirim?”
O ikisi onun bu sınırıyla alay etmiş ve üzerinden süzülüp geçmişti. Ino’yu kurtaracaklar mı yoksa terk mi edecekler diye sınayarak bunu doğrulamak isteyen Tapınak Bakiresi gözlerini kapattı. Çünkü—Sora ve Shiro’dan kendi sınırlarının ötesini bekleyip onları böylesine pervasızca bir sınava tabi tuttuğu için—eğer o ikisi de tıpkı kendisinin yapacağı gibi Ino’yu terk etmiş olsalardı—
son gününe kadar kendini lanetlerdi. Ino’yu işte bu yüzden seçmişti ama—
“… Gerçekten de umutlarımı onlara bağlayabilirim.”
Buraya kadar geldikten sonra Tapınak Bakiresi nihayet anlamıştı. Arkasındaki o gürültü—Imanity, Werebeast, Flügel ve Dhampir.
O ikisinin zihninde ırk engeli diye bir kavram yoktu.
“… O ikisi varken… belki de her şeyi onlara emanet edebilirim.”
Böylece elini göğsüne bastıran Tapınak Bakiresi, kalbinin atışını—çoktan unuttuğu o duyguyu—hissetti. Kan kırmızısı aya bakarak fısıldadı.

“Jibril.”
“Buradayım, Efendim.”
Sora’nın seslenişiyle Jibril göz açıp kapayıncaya kadar onun arkasında belirdi.
“Sen… kraliçenin neden uyuduğunu ve hatta onu uyandırma şartını biliyordun, değil mi?”
Plum ile ilk karşılaştıklarında bunu Sora’ya söyleyen Jibril’di.
“Biliyordum—ancak yanılmışım…”
Sora’nın sorusunu bir azarlama olarak algılayan Jibril, hürmetle başını eğdi. Fakat…
“Ona değinmiyorum. Bu bilgiyi nereden edindin?”
“Memleketimdeydi—Avant Heim’da.”
Bunun üzerine Sora, biraz umut biraz da tiksintiyle konuşmaya devam etti.
“… Söz konusu olan Flügel neticede. Dünyanın dört bir yanından gasp ettiğiniz her türlü kitap elinizin altındadır, değil mi?”
“Aman efendim, ne demek! Elbette ki öyle!”
Jibril engel olamadığı bir gururla başını salladı. Onun bu haline tiksinti dolu hafif bir tebessümle bakan Sora, Aman, neyse ne, diye düşünüp konuyu geçti.
Kraliçenin oyununu yenmek. Bilinmeyen, ortada olmayan bir zafer koşulunu açığa çıkarmanın pek fazla yolu olamazdı. Ama—mutlaka bir yolu olmalıydı. Şu an için ihtiyaç duydukları şey—bilgiydi. Ve—
“Steph. Izuna ile birlikte gidip eski kralın kütüphanesini altüst edin.”
“—Ha?”
“Elchea’nın eski kıta toprakları Seiren sularına komşuydu,” diye açıkladı Sora. “O eski kralın Doğu Birliği’nin oyununu ifşa ettiği düşünülürse, komşusunu hiç araştırmamış olması imkansız.”
Gururlu bir aptal kral rolü oynamış adamın elinde kesin bir yanıt olduğunu varsaymak zordu. Kesin bir bilgiye ulaşmış olsaydı, kraliçeyi kendisi uyandırırdı zaten—ama—
“… Kesin cevaba sahip olmasa bile, buna dair bazı çıkarımlar bırakmış olma ihtimali yüksek.”
Sora’nın gözleri, Steph’in dedesi olan krala duyduğu güveni yansıtıyordu.
“Sana güveniyorum, Steph.”
“—Şey, tabii ki! Hiç endişelenmeyin.”
“… Anlaşıldı işte.”
Steph ile Izuna hep birlikte kuvvetlice başlarını salladılar.
“… Şe-şey, acaba… B-biz ne yapacağız pekiiii…?”
“İyi bir nokta. Jibril. Shiro ile beni götürüyorsun—ve Plum, seni de yanımıza alıyoruz.”
“A-anlaşıldııı… Ha, peki nereye gidiyoruz kiii…?”
“Söylemiştim ya? İki ırkı değil, üç ırkı birden alıyoruz.”
Ve Sora ışıldayan bir yüzle devam etti.
“Şimdi, soru şu. Zafer koşulları bilinmeyen bu oyunun gizemini çözmek için en verimli yöntem, kraliçenin geçmişte oynanan oyunlarına dair bulabildiğimiz tüm kayıtları çıkartıp mantığını kavrayabilmek adına bunları birbirleriyle karşılaştırmaktır—öyleyse, gidebileceğimiz tüm yerler arasında en çok kayıt nerede bulunur?”
…
Kısa bir duraksama. Ve ardından. Birbirine taban tabana zıt iki irade kükredi.
“Nihayet—nihayet! Flügel’lerin üzerinde hüküm sürecek yeni efendimiz nihayet tepemizdeki tahtını onurlandıracak—oh, bu kutsal gün bu kadar çabuk gelecekti ha!”
“HAYIIIIırrr, hayır, lütfennn! O canavar yuvası dışında her yer oluuurrr!”
Kumları havaya savuracak bir hızla dua etmek için diz çöken Jibril’in sesi ile önce çığlık atıp kaçmaya çalışan, ardından bocalarken Jibril tarafından yakalanan Plum’ın feryadı yükseldi. Yine de Sora, Shiro’nun elini tutarken her ikisini de görmezden geldi. Belli belirsiz başını sallayarak konuştu:
“Hadi, gidelim—Avant Heim’a.”
DEVAM EDECEK
