
Öff be. Yoruldum. ^__^ Sonunda bitti!
Aslında bu işin başlaması, geçen ciltteki gelecek cilt fragmanında şaka niyetine bahsettiğim şeyleri benden ciddi ciddi yapmamı istemeleriyle oldu.
Aslında kafamda buna dair bir hikaye bile yoktu. ←
Ben de herkesin iyi niyetini heba etmenin alemi yok diye düşünüp istediklerini vermeyi bir deneyeyim dedim… lol.
Şimdi de editörümden sizlere bir iki kelam—
2. Nesil Sadist Editör S: Sayın Kamiya, lütfen profesyonelliği böyle magandaca hiçe saymaktan vazgeçin. Hem metni hem de çizimleri aynı anda yapmıyor olsaydınız, orijinal teslim tarihi zaten bir aylık uzatılmış hâliydi. Ayrıca internetteki kopyala-yapıştır yazılarınızı en fazla üç satırla sınırlamanızı tavsiye ederim.
Çok özür dilerim. Ciddi olacağım. Ben Yuu Kamiya. No Game No Life, beş ayın ardından—yani orijinal çıkış tarihinden bir ay sonra—geri döndü. Öncelikle yaşanan bu gecikme için derin özürlerimi sunarım.
“Lütfen pişmanlık duyun. Mariana Çukuru’ndan bile daha derin bir pişmanlık.”
Bu kitabın gecikmesinin bir diğer sebebinin de editörümün gidişatı feci şekilde yanlış anlaması olduğunu söyleyeyim.
“Pişmanlık duyuyorum. Alt mantodan bile daha derin bir pişmanlık.”
İşte böylece karşınızda No Game No Life, 4. Cilt. Duyurduğum gibi, niyetim bu cildi cıvıl cıvıııl ve hafiif yapmaktı. Ne de olsa 1 ila 3. ciltler boyunca uzanan konular şimdilik bir çözüme kavuştu. Ben de bu cildi bir yandan gelecekteki gelişmelere bir hazırlık, bir yandan da cıvıl cıvıııl, hafiif bir kafa dinleme ve kutlama cildi olarak planlamıştım—
Plan en azından böyleydi. Olaylar nasıl bu hale geldi peki?
“Şahsi fikrimi soracak olursanız, bu cıvıl cıvıııl ve hafif cildin ilk taslağının dört yüz sayfayı aştığını belirtmek ve Gizli Dosyalar’ı aratmayan bu gizem hakkında bir açıklama talep etmek isterim.”
Şey, evet, bunun Gutenberg süreksizliğinden bile daha derin bir sebebi var. Dinlemek ister misiniz?
“Alt mantodan bile daha mı derin? Ziyadesiyle memnun olurum.”
Açık konuşmak gerekirse. Belli bir editörün, eşimle birlikte bunun mangasını çizmemi sağladığını hatırlıyor musunuz? Sonra her ay bir haftadan fazla zamanımı buna harcar oldum, yani pratik olarak—yeniden mangakalığa döndüm.
“…… Şey, yani… bakın…”
Üstüne bir de önceki Sadist Editör S’in teklif ettiği farklı bir seri için yazmaya başladım. O seri, şey, ortak yazarlı olduğu için aslında o kadar da çok iş çıkarmıyor. Ama tüm bunlar olurken, iş için kullandığım bilgisayar bozuldu. Yenisini almak için koştururken de bana araba çarptı ve kemiğim kırıldı. Paraya sıkışmış durumdaydım ve bu sayede biraz tazminat aldım, yani sorun yok sanırım.
“… Öyle… mi?”
Asıl sorun sonrasındaydı; editörüm kitabın gidişatını feci şekilde yanlış anlayıp cildi üçe bölmeye çalışmama neden oldu. Ama bölmek için bayağı uğraşmak gerekiyordu ve yapabileceğimin en iyisi ikiye bölmek oldu, anlıyor musunuz? İşte bu yüzden dört yüz sayfa oldu. Ama doğrudan ikiye bölersem kurguda sorunlar çıkacaktı ve en önemlisi temposu kaybolacaktı falan filan. Bu durumda ben de kurgunun üzerinden defalarca geçtim, metni tekrar tekrar gözden geçirdim. Nasıl ama? Guten-her ne karıncalıysa-süreksizliği kadar derin miymiş?
“Gutenberg süreksizliği o. Ne desem ki? Bayağı… hikayeymiş. ”

Evet ama bu felaketin büyük bir kısmının insan kaynaklı olduğu hususunda da yorumunu duymak isterim.

“Dışarıda gerçekten de şeytani editörler var… Korkunç bir sektör bu…”
Evet, bazı editörler ciddi bir ifadeyle bu tarz laflar edebilecek kadar şeytanidir… (Sesi titreyerek) Kesinlikle çok korkunç.
Neyse, insan kaynaklı felaketleri bir kenara bırakırsak, buraya yazamadığım daha sürüyle şey yaşandı. Mesela idrarımdan kan geldi, doktorumdan azar işittim, bir de kırk yılda bir Kore barbeküsü yiyeyim dedim, gıda zehirlenmesi geçirdim.
Her ihtimale karşı açıkça belirteyim, bunlar kurgu değil, tamam mı?
“Bay… Kamiya, acilen bir tapınağa gidip arınma ayini yaptırmanız gerekiyor olabilir mi?”
Gittim ki.
“… Ne?”
Kansere yakalanmadan önce Meiji Tapınağı’na gittim. Sonrasında da Fushimi Inari Tapınağı’na. Bu yıl da Kawasaki Daishi’ye gittim ama bak işte, durum ortada. Gitmemiş olsaydım herhalde şimdiye çoktan öteki dünyaya giden nehri geçiyor olurdum. Ah, ama geçen yılın sonunda banka cüzdanımı güncellerken bakiyemin kanlı canlı “0” olduğunu gördüm, yani Sanzu Nehri’ni geçecek kayık param bile olmazdı herhalde… Kayık paran yoksa ne oluyor ki? Yine de reenkarnasyon olabiliyor musun?
“Şey, öyle bir kurtuluş sistemi olduğunu pek sanmıyorum…”
Her neyse—bugünlük bu kadar yeter. Bu cildin içeriği çook hafif ve kooolay (heh) olsa da, büyük atağa bir hazırlık safhasıydı—her ne kadar seri ilk zirvesini geçen ciltte yaşamış olsa da! Bu zirve aşılmak içindir! Tempoyu yeniden yükseltmek için çabalarken, sizlerin nazik—
“Aaa, Bay… Kamiya, Bay… Kamiya.”
Ih, hah, evet, ne oldu? Tam da kapanışı yapıyordum.
“Alive’daki editörünüz sordu da, ‘Taslak çizimler daaaaha bitmedi mi?’ diyordu.”
……
“Ayrıca şu ekstra içerikler var, bir de şu projenin broşür yazısı var, sonra—bir dakika. Bay… Kamiya? Orada mısınız?”

