“Hâlâ mı hiçbir haber yok?!” diye bağırdı Vossheil İmparatoru, rahatsızlığını gizlemeye bile gerek duymadan.
Otuzlarının başındaydı ve katılanlar arasındaki en genç kişiydi. Çok hırslı bir adamdı ama tecrübesizliği duygularını kontrol edememesine de yol açıyordu.
Ben, Elesia Kralı, diğer dört hükümdar ve çeşitli toprakların temsilcilerinin yanında onu sessizce izledim.
Rahatsızlığı elbette anlaşılabilirdi. Bugün buraya İblis Kral avını tartışmak için gelmiştik. Böylesine yüksek mevkideki adamları tek bir odada toplama görevinin getirdiği zorluklar nedeniyle, bunun yerine görsel olarak iletişim kurmak için paha biçilmez bir büyü eşyası kullanıyorduk.
Bu eşya son derece değerli sayılıyordu çünkü kayıp bir teknolojiyle yapılmıştı. Ne yazık ki, sağladığı kolaylığın karşılığında büyütaşlarını çok hızlı tüketiyordu. Bu da doğal olarak toplantıya ev sahipliği yapan krallığa—şu anda İmparatorluk’a—bir yük getiriyordu.
İmparator, belki de gençliği ve ilgi odağı olma hevesi nedeniyle bu görev için kendisini aday göstermişti. Buna izin vermiştim—hatta böyle bir şeyin olabileceğini bildiğim için bunu istemesini sağlamıştım.
İblis Kral’ın yenilgisinden sonra ne olmasını istediğimi zaten biliyordum. Ancak bunu başarmak için, potansiyel rakiplerin kaynaklarını tüketmek önemliydi. Kara Orman işgalimizden ödün vermeden onları tam kararında yıpratmak—tutturması gerçekten zor bir dengeydi.
“Zaman çok kıymetli,” dedim. “Onsuz tartışmamızı öneriyorum.”
Söz konusu adam Ejder Tanrısı’nın soyundan geldiğini iddia ediyordu ama hâlâ aşağılık bir ırktandı. Onun için daha fazla zaman kaybetmeye gerek yoktu.
İmparator benimle aynı fikirdeydi, bu yüzden tartışmamıza başladık.
Kutsal Krallık temsilcisi olan Papa, son zamanlarda kendisini zor bir durumda bulmuştu ve bu yüzden İblis Kral konusunda kul köle gibi iş birliği yapıyordu.
Tarihi kayıtlar Azize’nin İblis Kral’ın katledilmesinde her zaman yer aldığını gösteriyordu, yine de kendisinin başarısızlığı yüzünden—üstelik bir iblisin kışkırtmasıyla—Azize öldürülmüştü. İblis Kral mümkün olan en kısa sürede katledilmezse, tehlikede olan kendi konumuydu.
Bana göre, o seviyedeki bir gaf onu konumundan derhal etmeliydi; bunun yerine iktidara tutunma biçimi oldukça komik kalmıştı. Tahtta gözü olan bir dizi grup var gibi görünüyordu ama belki de henüz hiçbiri er meydanına çıkmak istemiyordu.
Yine de benim için sorun değildi. İçinde bulunduğu şartlar onu kontrol etmeyi kolaylaştırıyordu ve sonuç olarak İblis Kral avı için çok sayıda kutsal büyü kullanıcısını gönüllü vermesini sağlamıştım. İblis Kral katledilir katledilmez zaferi onun kutsal büyücülerine mal edeceğime söz vermiştim, o da bu anlaşmayı kabul etmekten mutluluk duymuştu.
Büyü Ulusu Eva’dan Pleques Derebeyi, kendi topraklarından şövalyeler ve maceracılar göndermeyi kabul etmişti. Ulusun kendi temsilcisi sıradan bir adamdı ama yetenekli yardımcıları vardı. Bunlardan biri Majorica Derebeyi’nin karısıydı; Pleques Derebeyi onu bir nevi rakip olarak görüyor gibiydi, bu yüzden ortadan kaldırılması için yardımımızı talep etmişti.
Elbette bunu yapmayı hiçbir zaman resmi olarak kabul etmemiştik. Sadece gözünün önüne ejderha malzemeleri ve rakibine karşı iş birliği sözü atmıştık, o da yardım teklif etmede inisiyatifi ele almıştı.
“Kendimiz çok fazla insan gönderemeyiz. Kara Orman ile bizim de sınırımız var.”
Bu kaba ifade Las Canavar Diyarı’nın Canavar Kralı’ndan geldi ve o hayvanlara karşı beslediğim aşağılamayı gidermeye hiç yardımcı olmadı.
Halkından bazılarını krallığımızın kale şehrine ve başkentine gönderme niyetini belirtmeye devam etti.
Açıkçası, topraklarımda canavarhalkı hiç istemiyordum… ama Kara Orman işgalinin ön cephesindeki kale şehrine gelecek takviyelerin makbule geçeceğini de inkar edemezdim. Sonuçta bu mahlukların iyi olduğu tek şey dövüşmekti.
Maceracılar loncalarından insan toplamak için görevler açtıklarını ama kendileri de iblislerle uğraşmak zorunda kaldıkları için talip bulmakta zorlandıklarını söyledi.
Pis kokularını başkentten uzak tutmayı umuyordum ama onları o kadar kolay reddedemezdim… Koşullar gerektirdiğinde onları etten siper olarak kullanma ihtimali, bunun katlanmaya değer bir zillet olduğunu gösteriyordu.
“Halkınız için konaklama yerleri ayarlamam gerekecek,” dedim. Konaklamalarını kendim ayarlarsam, gözlerimi üzerlerinde tutmak daha kolay olurdu. “Göndermeyi düşündüğünüz kişilerin bir listesini bana gönderebilir misiniz?”
“Hey, sağ ol dostum. Hemen ilgileneceğim.”
Bunun için ne kadar mutlu olduğuna da bakın. Aptal.
En son konuşan Eld Cumhuriyeti temsilcisiydi. “Şu anda hiç asker ayıramayız. Nedenini çıkarabileceğinizden eminim.”
İmparator, bakışları soğukkanlılığını koruyan temsilciye dik dik baktı.
“Evet, anlaşılabilir bir durum,” diye söze karıştı Canavar Kral. “Ne ekersen onu biçersin.”
Bu söz imparatorun mosmor olmasına neden oldu ama canavar haksız sayılmazdı. İmparatorluk, ateşkes imzalandıktan sonra tüm savaş kölelerini iade etme sözünü tutmamıştı ve bu da ülkeler arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirecek kadar bozmuştu.
Hava ne kadar da bozuldu diye düşünürken, daha önce çalışmayan terminalde yeni bir katılımcı belirdi. Bu Ejderha Kralı’ydı.
“İhtiyar, neredeydin sen?!” diye bağırdı imparator öfkeyle.
“Öyle mi? Tuhaf. Elesia temsilcilerine gecikeceğimi söylemiştim.”
Neden bahsediyor bu? diye düşündüm. Derken bir görevli aniden yanıma koştu ve elime bir not tutuşturdu.
Üzerlerinde köle mühürleri bulunan bir grup erkek ve kız çocuğunu gözaltında tutuyoruz. Ejderha Kralı.
Ejderha Kralı’na bir bakış attım ve gözlerimiz kısa bir an buluştu. Beni sarsmıştı ama belli etmemeyi başardım. “İletişimde bir hata olmuş ama görevlim bana az önce bir mesaj iletti,” dedim imparatora eğilerek. “Gerçekten de neden geciktiğini açıklıyor.”
Şimdilik itaatkar davranmak en iyisiydi. Ama doğru muydu, yoksa boş bir blöf müydü? Yoksa biri bilgiyi sızdırmış mıydı? Bunu öyle ya da böyle doğrulayamıyordum. Soru sormak fiilen kabul etmek anlamına gelirdi.
“İyi o halde,” diye köpürdü imparator. “Ejder Diyarı, İblis Kral avı için kaç asker sunabilir?”
“Şu an için hiç. Buralar şu sıralar biraz kaos içinde.”
“Ne?!” Hem Eld hem de Lufre’nin üst üste gelen ret yanıtları imparatoru küplere bindirmişti.
Çapraz ateşe tutulmamak için öyle ya da böyle sesimi çıkarmaya cüret edemezdim.
“Şey, belli bir imparatorluğun başlattığı bir savaş yüzünden görüyorsun ya,” dedi Ejderha Kralı alaycı bir edayla. “Kölelerinin çoğu ülkemize kaçtı ve biz de onlara bakmak zorunda kaldık. Yine de tuhaf… Ateşkes imzalandıktan sonra tüm savaş kölelerini iade etmeleri gerekiyordu ama bu hiç gerçekleşmedi. Acaba neden.”
Bunun nedeni, o kölelere sahip olan soyluların sadece bir kısmını iade edip geri kalanını zenginleşmek için satmış olmalarıydı. İmparator bunu kesinlikle biliyordu ama görmezden gelmişti. Ödül ve ceza—soyluları hizada tutmak için her ikisine de ihtiyaç vardı.
İmparator buna karşılık hiçbir şey söyleyemedi ve geri adım attı.
Maceracılar loncalarına sunulacak ödülleri, sefer gücünün yapısını ve Kara Orman’a karşı saldırı planımızı tartışmaya devam ettik. Ayrıca yiyecek ve tüketim malzemeleri gibi varlıkların üzerinden de geçtik, ara sıra molalar vererek gecenin geç saatlerine kadar konuştuk.
“Kara Orman’dan gelen canavar saldırılarının son zamanlarda daha da şiddetlendiğine dair raporlar aldık. Son hazırlıkları onaylamak için bir sonraki toplantımızı kullanacağız, ardından İblis Kral’ı katletme planını başlatacağız.”
İmparatorun bu sözleriyle konferans sona erdi.
Kahramanları hazırlama hızını artırmam gerektiğini düşünerek ve sonrasında olacaklara dair planlarımı zihnimde evirip çevirerek hepsini dinledim.
