Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o! Cilt 14 – Bölüm 7 / Epilog

Epilog

Arkada gürültü patırtı çıkaran Aqua’yı bırakıp Serena’yı kasaba merkezinden epey uzaktaki daha tenha bir sokağa kadar takip ettim.

Kasabanın bu kısmında pek insan trafiği yoktu. Etraftaki tek dükkan da şu popüler olmayan sihirli eşya dükkanıydı.

Bu tenha sokak yerine bir yerlerdeki bir kafede sohbet etmeyi tercih ederdim ama…

Belki de düşüncelerimi hissetmiş olacak ki Serena bana gülümsedi.

“Size anlatmak üzere olduğum şey, bir dükkanın içinde konuşabileceğimiz türden bir şey değil…”

Bunu söyledikten sonra etrafına bir göz attı ve çömeldi.

“Buradan sık sık insan geçmez ve birisi karşımıza çıksa bile konuyu kolayca değiştirebiliriz. Öyleyse, biraz laflayalım mı?”

Genellikle takındığı nazik tebessümün tam aksine, yüzünde ciddi bir ifade vardı.

kaynak @CGtranslations. ben

ーーBana bundan sonra anlattığı şey trajik ve ağır bir hikayeydi.

Sahip olduğum kelime dağarcığıyla kolayca özetlenebilecek bir şey değildi.

Bunu duyan herkesin yüreğini sızlatacak ve iradesini kıracak türden bir hikayeydi.

“ーーVe nihayetinde, o kişi kötü güçler tarafından tüketildi… Ne zaman başladığını bilmiyorum ama sonunda dünyadaki insanlar ona tek bir isimle hitap eder oldu… Şeytan Kral. Şeytan Kral bu dünyanın sakinlerine kendi arzusuyla zarar vermiyor…”

“Nasıl olur… Böyle manga tarzı bir gelişmenin gerçekten yaşanacağını düşünmek…”

Sanırım daha önce buna benzer bir şey okuduğumu hayal meyal hatırlıyorum.

Serena kafasını yana eğdi.

“… Manga mı?… Her neyse, bu yüzden o genç kız sonunda Şeytan Kral olup çıktı. Formu o lanet yüzünden gerçekten korkunç bir hale büründü ama yakında kırılacak… Lütfen, Kazuma-sama, tanrıça tarafından seçilen biri olarak, insanlığa bu kadar acı çektiren Şeytan Kral’dan dünyayı kurtarmak için can attığınızdan eminim. Ama Şeytan Kral da eskiden çaresiz genç bir kızdı! Lütfen Şeytan Kral’ı yenme planlarınızı erteleyebilir misiniz? Eğer gerçekten yapamıyorsanız… Eğer Şeytan Kral’ı yenmeye kesinlikle kararlıysanız, o zaman lütfen partinize katılmama ve beni ona götürmenize izin verin…”

Ellerimi kendi ellerinin arasına aldı ve yukarı kaldırdığı gözleriyle bana baktı.

Ne dramatik bir gelişme ama.

Evet, işte bu!

Bu dünyaya geldiğimde istediğim şey tam olarak böyle bir şeydi!

Kurbağalar tarafından yutulan tanrıçalar, ekmek kırıntıları ve şekerli suyla geçinen Şeytan Kral Generalleri.

Maceracı olmama rağmen kaçan lahanaların peşinden koşmak ve inşaat işçisi olarak yarı zamanlı çalışmak.

Kedi kulaklı orklar ve takıp çıkarılabilir kulaklı elfler, falan filan…

Evet, onlar istisnaydı!

Bu dünyada bile düzgün, trajik bir hikaye, gerçek fantastik tarzda bir gelişme var!

Evet, sadece tanıştığım herkes tuhaf!

“Yine de Serena-san, neden tanrıça tarafından seçilen kişinin ben olduğumu düşünüyorsun? Açıkçası, bütün o Generalleri ve yüksek ödüllü hedefleri indirmek her şeyden çok bir şanstı.”

Serena gözlerini kapattı ve sessizce kafasını salladı.

“Adınızı duyduğum anda sizde farklı bir şeyler olduğunu anlamıştım, Kazuma-sama. Farkında mısınız bilmiyorum ama arada sırada bu dünyada özel güçlere sahip varlıklar belirir. Bu güçler beceriler, fiziksel nitelikler, tuhaf büyüler ve silahlar şeklini alır. Çok çeşitli varyasyonları vardır ama hepsinin ortak tek bir yönü vardır: Hepsi Şeytan Kral’ın tarafındakilere korku salar.”

Japonya’dan gelen hileci kullanıcılardan bahsediyor.

“Şey, yani, onları bir nevi biliyorum… Her neyse, tuhaf adım yüzünden o adamlardan biri olduğumu düşünüyorsun, değil mi? Şey, bunu söylediğim için üzgünüm ama gerçekten özel bir-”

“Hayır, tuhaf bir adınız olduğu için değil!”

Serena cesurca beyan etti.

“Böyle özel güçlere sahip olanların tuhaf isimleri olduğu doğru. Ama sizin özel biri olduğunuza beni ikna eden şey bu değildi. Bir zamanlar Şeytan Kral’ın ordusuna büyük yıkım getiren efsanevi bir kılıç ustası vardı! Adınızı duyduğum an emin olmuştum! Siz onun soyundansınız!”

Nasıl olur!?

“… Neden böyle düşünüyorsun?”

“O kişinin adı Satou’ydu. Başka birinin bu kadar nadir bir isme sahip olması sırf bir tesadüf olabilir mi? Öyle olduğuna inanmıyorum!”

Benim ülkemdeki en yaygın soyadı bu.

Beni tamamen başkasıyla karıştırdı.

Yine de…

“Serena-san, bunu söylediğim için üzgünüm ama en zayıf mesleğe sahip bir maceracı olduğum su götürmez bir gerçek. Az önce anlattığın hikaye gerçekten heyecan vericiydi falan ama, şey, Şeytan Kral’ı yenmem imkansız. En başta onunla yüzleşmeye niyetim yok ve yapsam bile buna yeteneğim yok. Ayrıca, bana anlattığına göre lanet yakında etkisini yitirecek ve Şeytan Kral sadece genç bir kız, değil mi? Hayır, hayır, bu tamamen imkansız. Bir insanı öldürmek için gereken kararlılığa sahip değilim. İnsansı canavarlarla uğraşmak bile yeterince zorken üstelik.”

Serena’nın bu kadar acınası sözler duyduktan sonra hayal kırıklığına uğramasını bekliyordum ama şaşırtıcı bir şekilde rahatlamış görünüyordu.

“Bu kadar mütevazı olmamalısınız… Yine de… Anlıyorum. Fufu, Kazuma-sama gerçekten nazik bir insan, değil mi?”

Serena gülümsedi.

Sonra hafifçe başını eğdi.

“Öyleyse, ben artık…”

“Celestina-san! Bu Celestina-san mı!?”

Aniden gelen bir ses Serena’nın vedasını böldü.

O kişi…

“Ah, Kazuma-san da burada! Siz ikiniz böyle bir yerde ne yapıyorsunuz? Şeytan Kral’ın Generalleriyle gerçekten bir tür kaderiniz var. Önce ben ve Vanir, şimdi de Celestina-san!” “Onunla çoktan arkadaş mı oldun ki?”

Yan taraftaki sihirli eşya dükkanının sahibi Wiz.

“… Beni başka biriyle mi karıştırdınız? Ben Serena adında bir din görevlisiyim. Yanlış kişiyle konuştuğunuza eminim-”

“Celestina-san, madem buradasınız dükkanıma mutlaka uğramalısınız. Kazuma-san, siz de davetlisiniz. Biraz çay demleyeyim.”

Wiz, Serena’nın kendisini kandırma çabalarını düpedüz görmezden geldi. Bu konuda neredeyse bir dahi gibiydi.

Serena bana doğru bakarken tebessümünü korudu.

“Kazuma-sama, onu tanıyor musunuz? Yanlış kişiyle konuştuğunu ona açıklayabilir misiniz?”

“Neden yüzüme bakmıyorsunuz, Celestina-san? Hem bu sosyetik konuşma tarzı da neyin nesi? Beni unutmadınız, değil mi? Benim, Wiz! Eskiden Şeytan Kral-san’ın kalesinde sizinle birlikte yaşıyordum! Celestina-san!”

Wiz, Celestina’yı omuzlarından yakalayıp sarsmaya başladı.

Büyük ihtimalle sabrının sınırına gelen Serena, Wiz’in ellerini söküp attı.

“L-Lütfen durur musunuz? Ben Serena’yım. O Celes-her neyse başka bir insan, o yüzden artık pes eder misiniz?”

“Ne diyorsunuz siz? Nereden bakarsanız bakın siz Celestina-san’sınız! Siz Karanlık Rahip Celestina-san’sınız! Şeytan Kral’ın ordusunda entrika çevirmede ve sızmada harika olan tek insan-”

“Saç uçlarınız kırılmış gibi görünüyor. İzin verin de halledeyim. İyileş! İyileş!”

“Ah! Ah! Ne yapıyorsunuz, Celestina-san! Neniz var sizin!? İyi be, tanımıyorum artık sizi! Elime yeni geçen şu ilginç sihirli eşyayı size göstereyim demiştim… Kazuma-san, yakında dükkanıma mutlaka uğrayın.”

Bana veda ettikten sonra Wiz, öfkeyle dükkanına doğru küsüp uzaklaştı.

“… Ne tuhaf bir insan. İyileştirilince üzerinden dumanlar çıkıyor.”

“Şey, ne de olsa kendisi bir Lich. Yine de bunu zaten biliyorsunuzdur, Celestina-san.”

Serena’nın beni kandırma çabalarına kendi tebessümümle karşılık verdim.

Yine de onun gülümsemesi en ufak bir sarsıntı bile geçirmedi. Bu kararlılığına bir nevi hayran kaldım.

Kısa bir sessizliğin ardından Serena başını kaldırdı.

“Öyle değil!”

“Ha?”

kaynak @CGtranslations. ben

Vazgeçmiş gibi görünmüyordu.

Dişini sıkıyor hakkını yemeyeyim.

“Doğru, ben Şeytan Kral’ın Generallerinden biriyim, Celestina. Ama lütfen dinleyin, az önce size anlattığım hikaye gerçekti! Ben aslında Şeytan Kral’ın ablasıyım. Kız kardeşimi kurtarmak için Şeytan Kral’ın Ordusu’na katılmaktan başka çarem yoktu! Ah, onu düşündükçe…”

Tam o sırada.

Serena tam da o tutkulu performansının ortasındayken, arkasında bir adam belirdi.

“Abla meselesi de neyin nesi? İşler ne zaman yolunda gitmeye başlasa bir şeylerin araya girmesine neden olan bir lanet altında olup olmadığından endişelenen oğlan. Yine neşeyle bir çöp satın alan o hayal kırıklığı abidesi dükkan sahibi yakında olduğunu söyledi. Bendeniz, makul bir ücret karşılığında bu konuda size yardımcı olmaya gönüllü olabilir. Dükkanı ziyaret etmeye ne dersiniz?”

Serena o sesi duyunca kaskatı kesildi.

Wiz’in ardından, Şeytan Kral’ın bir diğer generali olan Maskeli İblis Vanir belirdi.

Serena korkuyla etrafına bakınırken göz göze geldiler.

“… Tünaydın. Tanıştığımıza memnun oldum. Kazuma-sama’nın bir arkadaşı mısınız? Şey, Kazuma-sama, oldukça meşgul görünüyorsunuz, bu yüzden ben artık…”

“En ufak bir şüphe uyandırmayan saf ve dürüst din görevlisi, sizinle ilk kez tanıştığıma memnun oldum. Hadi ama, eve aceleyle dönmenize gerek yok. Karşılaşmamızın bir simgesi olarak ve yanıp eriyen dükkan sahibi adına, bendeniz o dükkan sahibinin kısa süre önce neşeyle satın aldığı eşyalardan birini düşük bir fiyata teklif edebilir.”

Serena, Vanir’in sözleri üzerine rahat bir nefes aldı.

Vanir küçük, koni şeklinde bir nesne çıkardı.

“İşte günün tavsiye edilen eşyası! Yolculuk eden maceracıların en yakın dostu, Böcek Öldüren! Sevimli adına kanmayın, bu gerçekten çok güçlüdür. Kendisine yaklaşan fareden küçük her türlü yaratığa güçlü bir ölüm laneti bahşeden sihirli bir eşyadır. Başka bir deyişle, bunu yastığınızın altına koyarsanız, can sıkıcı böcekler tarafından ısırılma endişesi duymadan uyuyabilirsiniz.”

“Ooo?”

Serena ve ben aynı anda söyledik.

Bu dünyada sivrisinekler falan var.

Para sıkıntısı çekmiyorum ve böyle bir şey kulağa gerçekten kullanışlı geliyor.

Ancak…

“Bunun bir bit yeniği olmalı, değil mi? İnsanlara düşük bir olasılıkla o ölüm lanetini bulaştırması gibi bir şey mi yoksa?”

“Kesinlikle hayır. Fareden büyük hiçbir yaratık üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Ölecek tek şeyler sıçanlardan küçük yaratıklardır.”

Vanir bu seferlik çıkarımlarımı yalanladı.

Gerçekten düzgün bir eşya olabilir miydi acaba…?

“Ne harika bir eşya. Yani, bunu yastğımın altına koyarsam, o hızlı ve parıltılı siyah korkunç imparator bile yaklaşırsa ölecek demektir. “Lütfen bana bir tane verin…”

“Alışverişiniz için teşekkürler!”

Serena’nın ürünü neşeyle satın aldığını görünce aklıma başka bir düşünce takıldı.

“… Baksana Vanir, fareden küçük her canlı yaklaştığında ölecek, değil mi?”

“Elbette.”

Vanir hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

“… O zaman insanın bağırsağında yaşayan bakteriler, faydalı organizmalar falan da mı ölecek?”

“Elbette.”

Demek gerçekten de beş para etmez bir çöp parçasıymış.

Bakteri ya da faydalı organizmanın ne olduğunu bilmiyor olabilir ama Serena ses tonumdan bunun kusurlu bir eşya olduğunu sezmiş olmalıydı.

Serena çaktırmadan eşyayı iade etmeye çalıştı ama…

“Dur bakalım orada, henüz yeni tanıştığımız şahıs. Bendeniz müşterilerimin kişisel bilgilerine son derece saygı duyarım, ancak o eşyayı iade etmeye kalkarsan artık müşterim olma vasfını kaybedersin. Hmm, evet, bir şeyler görüyorum… Belirli bir maskeli beyefendi birtakım gizli bilgileri ifşa ettikten sonra, maceracılar tarafından evire çevire dövülecek birinin geleceğini…”

“Alıyorum! Alıyorum! Ne kadar!?”

Başın sağ olsun.

“Fuhahahaha! Bendenizin keyfi bugün pek bir yerinde! Ne de olsa o işe yaramaz dükkân sahibinin aldığı çöp parçaları sonunda paraya dönüştü! Normalde bu eşya 400.000 Eris eder, fakat ilk karşılaşmamızın ve bendenizin neşeli ruh halinin şerefine, onu sana sadece 1.200.800 Eris’e bırakacağım!”

“Fiyatı arttırdın ya ulan pislik herif! Tam olarak ne kadar param olduğunu neredeyse kuruşu kuruşuna nasıl bilebiliyorsun!? Şu her şeyi gören gözlerini her bokta kullanıp durma!”

Serena bağırarak tüm cüzdanını Vanir’e doğru fırlattı.

Ses tonundaki bu ani değişim onu ağzı bozuk bir maceracı gibi gösteriyordu.

“Fuhahahaha! Tekrar görüşünceye dek hoşça kal, velet! Ha, bu arada yeni tanıştığımız kişi, o karanlık duyguların gerçekten pek leziz! Gerçekten pek ama pek leziz! Fuhahahaha!”

Cüzdanı havada yakalayan Vanir, adımları neşeyle seke seke dükkâna doğru geri yürürken kahkahayı bastı.

Onun uzaklaşan siluetine bakan Şeytan Kral’ın generali Celestina mırıldandı,

“… Param…”

Başın sağ olsun.

Son Söz

Bu cildi satın aldığınız için çok teşekkür ederim.

Son zamanlarda, evden çalışırken kaytarma eğilimim editörüm tarafından keşfedilince, Kadokawa’nın toplantı odalarına ve tecrit odalarına kapatılarak çalıştırılmaya başlandım.

Her gün işe gidip gelmekten nefret ettiğim için yazar olmuştum, peki olaylar nasıl bu raddeye geldi?

Biliyorum, sıkı çalışmadığım için bu hale geldi. Çok özür dilerim.

Yazar olduktan sonra bile ev güvenlik görevlisi olduğum dönemlerden bu yana hiç olgunlaşamamışım gibi görünüyor.

ーーBu ciltte, iki rakip nihayet bir sonuca varıyor- hayır, aslında ebedi rakip haline geliyorlar.

Bu ikili aslında birbirinin tamamen zıttı ama aynı zamanda birbirine çok benzeyen iki rakip konseptinden doğmuştu, bu yüzden eminim bundan sonra da bir yandan iyi geçinirken bir yandan dövüşmeye devam edeceklerdir.

Ve bu hikaye nihayet zirve noktasına ulaşıyor.

Şeytan Kral’ın ordusu sonunda harekete geçiyor, Axel’da bir Şeytan Kral Generali beliriyor ve Kazuma’nın günlük hayatı yerle bir olmak üzereーー

Yok ya, bu seride bu kadar ciddi bir gelişme olmasına imkân yok. Yine de lütfen bir sonraki cildi sabırsızlıkla bekleyin.

Pekala, bu cildin son sözüne burada bir nokta koyuyorum. Sırada bazı reklamlar var.

Şu anda satışta olan “Combatants Will Be Dispatched! Cilt 2” içerisinde Konosuba ile bir kısa hikaye iş birliği yer alıyor, ilgilenenlerin bu fırsatı kaçırmamasını rica ederim. Bu durum yayıncıyı da mutlu edecektir.

Ayrıca, Konosuba anime filmi de duyuruldu.

Olaylar o kadar büyüdü ki artık benim bile kavramakta zorlandığım bir boyuta ulaştı. Bunların hepsi herkesin desteği ve yapımda emeği geçenlerin katkıları sayesinde oldu. Çok teşekkür ederim, çok teşekkürler…

Bu cilt de herkese az çektirmeden tamamlanabildi.

Taslağı tekrar tekrar geciktirip durdum ve Mishima-Sensei’yi çok kısıtlı teslim tarihleri altında çizimleri tamamlamaya zorladım. Bunun için gerçekten çok üzgünüm!

Sorumlu I-san’a, editörlere, tasarımcılara, satış ekibine ve daha pek çok kişiye de bolca zahmet verdim, ama sonuna kadar yanımda kaldığınız için…!

Hepsine minnetlerimi ve özürlerimi sunarken, bu kitabı eline alan herkese de en derin teşekkürlerimi iletmek isterim!

Akatsuki Natsume

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Gifting this Wonderful World with Blessings!, Konosuba, Konosuba : God's Blessing on This Wonderful World!, Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku wo!, ขอให้โชคดีมีชัยในโลกแฟนตาซี, この素晴らしい世界に祝福を!, 为美好的世界献上祝福!
Puan 9.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japonca
İçine kapanık bir oyunsever olan Satou Kazuma’nın hayatı bir trafik kazası sonucu sona erecektir…Öyle olmalıydı, ancak gözünü açtığında karşısında kendisini bir tanrıça olarak tanıtan bir kız gördü. “Hey, bende senin yararına bir şey var. Başka bir Dünya’ya gitmek ister miydin?Ancak yanında tek bir şey götürebilirsin.” “O halde seni götürmek istiyorum.” İşte bu noktada reankarne olmuş Kazuma’nın Şeytan Kral ile olan mücadelesi başlıyor. Ancak birçoğunuzun düşündüğünün aksine bu yolculuk sürekli bir yiyecek, içecek ve barınak arayışı olacaktır. Kazuma’nın sakin bir hayat sürmek istemesine karşın Tanrıça’nın sürekli çıkardığı problemler kısa süre sonra Şeytan Kral’ın ordusunun dikkatini çekecektir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla