Otur bakalım. Yi Feng onu yanına çağırdı.
Cang Sheng yakındaki taş tabureye oturdu.
Yi Feng omzuna vurup sordu. Son birkaç gündür kılıç çalışmalarını aksatmıyorsun, değil mi?
Aksatmıyorum, Yi Feng abi. Hâlâ her gün erkenden kalkıp öğlene kadar çalışıyorum. Bana öğrettiğin kılıç tekniğinde artık ustalaştım.
Bunu söylerken kalkıp birkaç hareket gösterecekti ki Yi Feng onu durdurdu.
Güzel. Tekniği göstermene gerek yok. Seni şunu söylemek için çağırdım: Düğününe birkaç büyüğün gelecek. Yabancı değiller, atalarının eski dostları. Onlara saygıda ve hürmette kusur etme.
Cang Sheng bunu duyunca çok sevindi.
Gerçekten mi? Atalarımın eski dostları düğünüme mi gelecek? Benim gibi bir çömez için ne büyük onur! Ama onları nasıl buldun, Yi Feng abi? Hem şaşkın hem mutluydu.
Yi Feng hafifçe gülümsedi. Nasıl bulduğumu sormana gerek yok. Söylediklerimi unutma yeter.
Cang Sheng hemen cevap verdi. İçin rahat olsun, Yi Feng abi. Onları güzelce ağırlayacağım. Ne atalarımı ne de seni utandırırım!
Tek başına, ailesiz yaşamaya alışmıştı. Düğününe büyüklerinin geleceğini düşünmek yüreğini ısıtmıştı.
Bu insanlar onun için aileden sayılırdı. Zaten kendi tarafından kimsesi olmadığı için üzülüyordu.
Situ Konağı’ndakilerin çoğu bu evliliği kabullenmiş olsa da hâlâ küçük bir grup, Cang Sheng’ın arkasından konuşuyordu.
Tek bir akrabası bile olmayan bir yetim olduğunu söylüyorlardı.
Kimsesizliğini kullanıp Situ Konağı’na içgüveysi girdiğini, asıl derdinin ailenin serveti olduğunu iddia ediyorlardı…
Cang Sheng son günlerde bu lafları duymuş, biraz gücenmişti. Ama üstünde fazla durmuyordu.
Ne de olsa düğün yakındı. Ortalığı karıştırmanın sırası değildi.
Hem başkalarının ağzını kapatamazdı ya.
Yi Feng sanki düşüncelerini sezmiş gibi başını hafifçe okşadı.
Sen damatlığını yap yeter. Gerisini ben hallederim.
Tamam, tamam. Cang Sheng kuvvetle başını salladı.
Yi Feng anlayışla gülümsedi.
Bu çocuk yalnızca giyimiyle daha olgun görünüyordu. İçinde hâlâ aynı Cang Sheng vardı.
Ama daha gençti. Yaşayıp öğrenmek, büyümek için bolca vakti vardı. Yi Feng hiç endişelenmiyordu.
Sonuçta Cang ailesinin torunuydu. Damarlarında o soyun kanı akıyordu.
Hadi, git hazırlıklarınla ilgilen.
Tamamdır, Yi Feng abi.
Cang Sheng başka bir şey söylemedi.
Yi Feng’in sözleri içini rahatlatmıştı. Dönüp hazırlıklara devam etmeye gitti.
Düğün günü Hua Şehri’nin üzerinde tek bir bulut yoktu.
Hava ferah, rüzgâr hafif, güneş parlaktı.
Uzun cadde davulların ve gongların coşkulu sesleriyle dolmuştu.
Kıpkırmızı düğün cübbesini giymiş Cang Sheng, uzun boylu, simsiyah bir ata binmişti.
Arkasından onlarca kişi geliyordu.
Kimi atları çekiyor, kimi sırıklarla yük taşıyor, kimi de üzerinde zincifreyle “Mutluluk” yazılmış büyük ahşap karşılama levhalarını tutuyordu.
Yüklerde kuruyemiş, hurma, şeker ve benzeri şeyler vardı. Seyirci kalabalığına uğur getirsin diye dağıtılacak ikramlardı bunlar.
Yol kenarına dizilen halkın tezahüratları arasında heybetli at, mavi taş döşemeye ağır ağır basarak Cang Sheng’ı Situ Konağı’na taşıyordu.
Cang Sheng’ın ardından gelenlerin çoğu, aynı muhafızlık işinde birlikte çalıştığı arkadaşlarıydı.
Çoğu mütevazı ailelerden geliyordu.
Cang Sheng’ın bu kadar hızlı gelişip Situ Hanım’ın gönlünü kazanmasına hepsi çok sevinmişti.
Yol boyunca tebrik etmeye gelen kadın erkek, genç yaşlı herkese davetiye dağıtıyor, çocuklara şeker veriyorlardı.
Uzun cadde boyunca kahkahalar, iyi dilekler, övgüler ve tebrikler birbirine karışıyordu.
Düğün alayının sokakları dolaşması, Qianlong Hanedanı’nın geleneklerindendi.
Amaç, mutlu haberi duyurup kutlamanın coşkusunu artırmaktı.
Bunca övgü karşısında Cang Sheng biraz utanmış görünüyordu.
Bir anda herkesin ilgi odağı olmak onu epey huzursuz etmişti.
Sokaklarda dolaştırılan damatları görmüş, kendi düğün gününün nasıl olacağını hayal etmişti.
Ama gün gerçekten gelip çatınca yine çok gerilmişti. Bir hata yapmaktan korkuyordu.
Sonra Yi Feng abisinin öğüdünü hatırladı: Kendine güven, sakin ol.
Bunun üzerine göğsünü dikleştirip başını kaldırdı. Hayatının en önemli anını en iyi hâliyle karşılayacaktı.
Bir süre sonra…
Cang Sheng’ın alayı Situ Konağı’nın kapısına ulaştı.
Situ Taili, ev halkından ve aileden pek çok kişiyle birlikte çoktan kapıda beklemeye başlamıştı.
Yi Feng, Cang Sheng’la sokakları dolaşmamıştı. Erkenden gelip Situ Taili’yle burada beklemişti.
Davullar ve gonglarla yaklaşan görkemli düğün alayını görünce Situ ailesinden sevinç çığlıkları yükseldi.
Ailenin çocukları yüklerdeki kuruyemişleri, şekerleri ve hurmaları görür görmez üzerlerine üşüştü. Et görmüş kurt yavruları gibi sevinçle bağırıyorlardı.
Ardından misafirler karşılanmaya başlandı.
O ana kadar gelini kimse görmemişti.
Qianlong Hanedanı’nın âdeti böyleydi.
Düğün ziyafeti genellikle gelinin evinde yapılır, öğleye yakın uğurlu bir saatte başlardı.
Damat, sokakları dolaştıktan sonra misafirleri karşılardı.
Bütün davetliler gelip uğurlu saat çattığında düğün töreni resmen başlardı.
Gelinle damat, tanıkların önünde önce Göğe ve Yere, sonra anne babalarına, en son da birbirlerine eğilerek saygılarını sunardı.
Tören bitince gelin odasına döner, damat da konukları ağırlardı.
Damat ilk geceyi gelinin evinde geçirirdi. Ertesi gün gelini kucağında sekiz kişinin taşıdığı bir tahtırevana bindirir, kendi evine götürürdü.
Düğün sofrası durmadan yenilenirdi. Genellikle törenin ertesi gününden itibaren üç gün üç gece ziyafet verilirdi.
Bu süre boyunca kim olursa olsun, tebrik etmeye gelen herkes yan masalara davet edilir, ziyafetten nasibini alırdı.
Dolayısıyla Situ ailesi gibi büyük bir hanenin düğünü, bütün şehir için bir kutlama demekti.
Hatta yeni yıldan daha şenlikli bile olabilirdi.
Bu doğaldı. Böylesi soylu ailelerin düğün sofralarında genellikle karadan ve denizden türlü lezzetler bulunurdu.
Sıradan halkın normalde yiyemeyeceği yemeklerdi bunlar.
Bu yüzden toplumdaki yerleri ne olursa olsun, pek çok kişi şenliğe katılmak için Situ Konağı’na geliyordu.
Cang Sheng’ın düğünü son derece görkemli düzenlenmişti.
Bütün Situ Konağı gösterişli biçimde süslenmiş, bin masalık bir şölen kurulmuştu. Situ ailesi dört bir yandaki dostlarını da davet etmişti.
Bu büyük hazırlıklar, ailenin düğüne ne kadar önem verdiğini gösteriyordu.
Hem genç çifte özel bir özen sunuyor hem de Situ ailesinin itibarını ve gücünü sergiliyorlardı.
Misafirler ardı arkası kesilmeden akın ederken, normalde sert yüzlü olan Situ Taili bütün gün gülümsüyordu.
Cang Sheng’ın da ağzı kulaklarındaydı. Konağa girmeden önce herkes türlü iyi dileklerde bulunuyordu:
Bir an önce çocuk sahibi olun! Hiç ayrılmayın! Birlikte yüz yıl mutlu yaşayın! Birbirinizle hep anlaşın! İyi günde kötü günde yan yana olun…
Bu güzel dilekler Cang Sheng’ın çok hoşuna gidiyordu.
Birazdan gelini olacak Qingyi’yi düşündükçe içine dalga dalga mutluluk ve huzur doluyordu.
Ama davetsiz gelip mutlu günleri mahvetmeye kararlı tipler nedense hiç eksik olmuyordu.
Tam o sırada…
Sırmalı bir cübbe giymiş genç bir adam, kasıla kasıla yaklaştı.
Çenesi sivri, yanakları dardı. Küstah ve zorba bir havası vardı.
Arkasında son derece yetenekli iki üstat yürüyordu.
Üçünün de belinde eğri palalar asılıydı. Tebriğe gelmedikleri belliydi.
Genç adam, Cang Sheng’ı kötü niyetli bir bakışla baştan aşağı süzdü.
Sonra alaycı bir ifadeyle Situ Taili’ye döndü.
Oo, Situ Bey! Kutlama mı varmış? Her yıl böyle sevinçler yaşayın, her gününüz böyle şenlikli olsun!
Situ Taili cevap veremeden genç adam küçümseyerek devam etti. Ama görünüşe göre Situ ailesi fazla cesaretlenmiş. Wusheng Dağı’nın buyruğuna kulak tıkamaya kalkmışsınız.
Öyleyse davetsiz geldiğimiz için bizi suçlamayın. Eğlenceye biraz renk katıp ortalığı şenlendireceğiz. Hahahaha…
Genç adam dizginsiz bir küstahlıkla güldü.
Arkasındaki iki üstat küçük bir adım atıp onu belli belirsiz ortalarına alarak korudu.
