Tüccarların sıradan toplantılarıyla kıyaslanamayacak kadar gergin bir zaman geçti.
Henüz net bir cevabı olan bir tartışma değildi, bu yüzden konuşmalar çeşitliydi ve… basitçe söylemek gerekirse, ne kadar çok dinlediysem, zihnim o kadar boşaldı.
Doğru, orada geçirdiğim zamanın, yaşadığım savaşların herhangi birinden bile daha yorucu olduğunu hissettim.
Neredeyse kendimde değilken umutsuzca yazdığım nota bakınca, herkesin konuşmasındaki bilgilerin düzgünce yazıldığını gördüm.
“Tsige’de isim yapmış insanlardan… beklendiği gibi. Bu etkileyiciydi.” (Makoto)
Şey, Sairitz-san ve birkaç yabancı da vardı.
En azından özelliklerini ve kendilerini tanıtma içeriklerini not etmişim.
İlk kez tanıştığım pek çok insan da vardı, bu yüzden bunları bir an önce kafama soksam iyi olur.
Yine de… Aion’un devrimi ve Tsige’nin bağımsızlığı ha.
Bu kadar çok şeyin birbiri ardına gerçekleşmesine hayran kaldım.
Üstelik son zamanlarda dahil olduğum olayların ölçeği çok büyüktü.
“Şey, bunun pervasızca bir şey olduğu gerçeğini değiştirmiyor ama başarı şansları olduğunu anlayabildim. Bugünlük bu kadar yeter. Ben döndüm~~.” (Makoto)
“Waka! Hoş geldiniz!”
Rembrandt-san’ın mağazasının içindeki Kuzunoha Şirketi’nin ilk mağazasına dönüyorum.
Her zamanki gibi iyi olduklarını görmek beni mutlu ediyor.
Mağazada görevli dört tezgahtardan selam alıyorum.
Herkes yüksek sesle “Waka” diye seslendi, bu yüzden müşterilerin yoğun bakışlarıyla karşılandım ve onlara gülümsedikten sonra tezgaha yöneldim.
Ofisin bulunduğu arka tarafa ulaştığımda, Orman Onisi ve Gorgon’un enerjik bir şekilde çalıştığını görebiliyordum.
Mağazanın ölçeği küçük ama bu ofisin de küçük olduğu anlamına gelmiyor.
Ve gerçekte, ikisi de meşgul görünüyor.
“Waka-sama, hoş geldiniz!”
“Hoş buldum. Bana aldırmayın. İşinize devam edin.” (Makoto)
Beni görünce beni selamlamak için işlerini bıraktılar ama ayak bağı olmak istemediğim için işlerine dönmelerini sağladım.
Buna rağmen, pek kullanmadığım koltuğa vardığımda, Gorgon bana bir içecek getirdi.
Sonuçta, sadece burada bulunarak bile benimle ilgilenmelerine neden oluyorum.
Gerek olmadığını açıkça belirtmek istiyorum ama yapamıyorum.
“Teşekkürler.” (Makoto)
“Gerek yok. Biz de çay içmeyi düşünüyorduk zaten.”
“Neyse, burası gerçekten de gelişiyor. Tsige ani bir büyüme gösterdiğinden beri müşteri sayısının ve satışların sürekli arttığına dair raporlar aldım ama sahada olan sizlerin bakış açısına göre, ne düşünüyorsunuz?” (Makoto)
“Şey, açıkçası, rakamları rapor edebilmenin yanı sıra, her gün yapmaya değer bir iş. Mağazadan alışveriş yapan müşterilerin dışında, randevu ve sipariş veren pek çok kişi de var, bu yüzden envanterin genişletilmesini ve zanaatkârların artırılmasını talep etmek zorunda kaldığımız bir durumdayız.”
Envanter sayısı ve zanaatkâr artışı ha.
Bunun birkaç kez gündeme getirilen bir konu olduğu kesinlikle doğru.
Ne kadar cevap verirsem vereyim, her zaman bunun için başka bir talep geliyordu, bu yüzden son zamanlarda durumu kontrol etmek için bunu beklemeye almıştım.
Tsige’de dolaşmayalı uzun zaman oldu ve düşüncelerim biraz değişti.
Satışları artan ve kâr eden tek yer Kuzunoha Şirketi değil, tüm kasaba inanılmaz bir hızla büyüyor.
Her ziyaretimde kasaba değişiyor -abartısız. Şu anki Tsige canlılıktan taşıyor.
Ayrıca… “her gün yapmaya değer bir iş” dedi ha.
İfadesinde gördüğüm kadarıyla bunlar alaycı bir tavırla ya da kötü niyetle söylenmiş sözler değil.
Bu beni, meşgul olduklarının söylenmesinden daha mutlu ediyor.
“…Sadece zanaatkâr miktarını artırmak yeterli mi? Mağaza içindeki işler mevcut sayılarınızla iyi mi?” (Makoto)
“Normalden çok daha fazla müşterinin olduğu günlerde biz de mağazada yardımcı oluyoruz, bu yüzden şimdilik personeli artırmaya o kadar da gerek yok ama… acaba…”
“Evet, bunu düşüneceğim.” (Makoto)
“Çok teşekkürler!”
Rotsgard’daki mağazaya sık sık giden müşteriler var ama Tsige’yi diğerlerine bırakmıştım.
Bunu bir düşünmem gerek.
“Ne kadar artırmam gerektiğini görmek istiyorum ama. Ayrıca mevcut durum hakkında bilgi almak ve arayı kapatmak istiyorum, bu yüzden… birinin rapor belgelerini toplayıp akşam yemeğinden sonra yanıma gelmesini sağlayabilir misin?” (Makoto)
“A-Anlaşıldı!”
Shiki’ye danıştım ve Rotsgard’ın günlük raporlarını referans olarak kullandım, bu yüzden şu anda detaylara karar vermezsem muhtemelen en iyisi olur.
Rembrandt-san’ın düzenlediği toplantılara katılmam gerektiğini düşünürsek, satışları bir adım daha yukarı taşımanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum.
Bir restoran olmamamıza rağmen, bir mağaza için aslında nadir görülen bir şekilde gece gündüz sıradan insanları ve maceracıları ağırlıyoruz.
Kuzunoha Şirketi, şu ana kadar bu konumu koruyarak buraya kadar ilerleyebildi.
Rembrandt şirketine gelen müşterileri ağırlama avantajımız olsa bile, bu yine de oldukça etkileyici.
“Pekala, lütfen sıkı çalışmaya devam edin. Sadece biraz uğradım, şimdi dönüyorum. Rapor konusunda size güveniyorum.” (Makoto)
“İyi günler!”
Kısa bakışımda gördüğüm kadarıyla, tezgahtarlar yarı-insan olduğu için mağaza içinde küçümseyici bir atmosfer yoktu.
Ama Rembrandt-san, artık hyumanları işe almayı düşünmemin zamanının geldiğini tavsiye etmişti.
Herhangi bir sıkıntı çıkması durumunda bunu yapmayı düşünmüştüm ama eğer Tsige’de hyumanları işe alacak olursak…
Eğer bu sadece bir tür karşı önlem içinse, Rembrandt-san’ın kendi yerinden birini transfer etmesini sağlayabilirim.
Eğer hyuman olduğu sürece sorun yoksa, o kişinin bir korkuluk gibi hiçbir şey yapmadan durmasını sağlayabilirim. Dürüst konuşmak gerekirse, bu ideal olurdu.
Hyumanın yetenekli olmasına gerek yok ve o kişinin yetenekli hale gelmesine de gerek yok.
Her zamanki politikaya göre gidersek, Asora’dan insanları makul bir seviyeye kadar eğitip mağazalara yerleştirebiliriz, bu yüzden sıfırdan hyuman işe alıp yetiştirmeye gerek olduğunu sanmıyorum.
Bu dünyada iş bulma kurumuna benzer bir şey yok, bu yüzden o kısım işi zorlaştırıyor.
Rotsgard’da yaptığımız öğrencilerin geçici istihdamı -başka bir deyişle, yarı zamanlı iş- oldukça garip bir şey olarak görülüyor gibi.
Onların tarafı şu anda yeniden yapılanma sürecinde ve bu tür konularda oldukça hoşgörülüler, bu yüzden düşündüğüm kadar muhalefet olmaması harika.
Gerçekten tanıdığım ve ders verdiğim öğrencilerin bir kısmını kullandığım için, onları yarı zamanlı işle tanıştırmak sorunsuz gitti.
…
Tahmin ettiğim gibi. Bir şeyi düşündüğümde, düşüncelerim oraya buraya dağılmaya başlıyor ve kafamda giderek daha karmaşık hale geliyor.
Bana daha basit düşünmem söylendi ve bu benim kötü bir alışkanlığım.
Şimdilik bana verilen bilgileri düzenlemem gerekiyor, o yüzden Asora’ya dönelim.
◇◆◇◆◇◆◇◆
Akşam yemeğini bitirdikten sonra, dört takipçim odamda toplandı.
“Milliono Şirketi ve Eleor Şirketi, öyle mi. İkisinin de Tsige’de ivme kazanan şirketler olduğu kesinlikle doğru. Her ikisi de Kuzunoha Ticaret Şirketi kurulmadan önce Tsige’nin omurgasının bir parçasıydı ve Tsige ile birlikte aniden büyüdüklerini hatırlıyorum.” (Shiki)
“Hmph, anlıyorum. Onlarla ilk kez karşılaştım ama beklendiği gibi inanılmaz insanlar. Her iki temsilci de oldukça cana yakındı, bu yüzden iyi bir izlenim bıraktılar. Milliono şirketi ıssız topraklardaki hammaddelerin toptancısı, Eleor şirketi ise arsa ve bina satışında uzmanlaşmış. Bizimle aynı ticarette rekabet etmemeleri harika. Gerçekten dostane bir ilişki kurabileceğimizi hissediyorum.” (Makoto)
Hammaddeler söz konusu olduğunda, Tomoe ve Mio alakasız değil.
Ve aslında, Milliono şirketinin temsilcisi, ıssız topraklardaki hammadde dolaşımı konusunda Tomoe, Mio ve bana teşekkür etti.
Ama Milliono şirketi hammaddeleri satın alan yerlerden alıyor, yani muhtemelen bizimle doğrudan bir bağlantısı yok.
İzlenimim, dürüst bir insan olduğu yönündeydi.
Eleor şirketine gelince, yanlış hatırlamıyorsam mağaza arazileri Maceracı Loncası‘nın referansıyla sağlanıyor.
Shiki’den beklendiği gibi.
Her iki şirketi de biliyor.
“Hmm… Eleor şirketi. Eğer yanlış hatırlamıyorsam…” (Tomoe)
Tomoe hafızasını yokluyor gibi görünüyor.
Ah, şimdi düşününce, araziyi bizzat Tomoe’ye aldırmıştım.
“Bildiğin bir şirket mi?” (Makoto)
“…Ah, evet. Daha evvel araziyi satın aldığım ve biriyle samimi olan o toprak sahibi, muhtemelen bu isimdeki bir şirkettendi.” (Tomoe)
“Toprak sahibi biriyle samimiydi, diyorsun. Bunun bizimle bir alakası yok.” (Makoto)
“…Doğru. Şey, toprakları olsa dahi, gerçek bir sorun vuku bulmadı ve onlara herhangi bir konuda yardım etmek zorunda kaldığımız bir vakit de olmadı.” (Tomoe)
“Hepsi bu mu?” (Makoto)
Sanki dahası varmış gibi hissediyorum, o yüzden soruyorum.
“Muhtemelen. Şu an ancak bu kadarını hatırlayabiliyorum.” (Tomoe)
Ama cevap muğlak bir ret şeklindeydi.
“Eleor şirketinden bir arazi satın almam tavsiye edildi. Sahip olduğumuz arazi, önerilen araziye bitişik. Dedi ki: ‘Şirketiniz çok iyi gittiği için yakın gelecekte bir mağaza açacaksınız, bu yüzden referans olarak o yeri bir kontrol edin’.” (Makoto)
Ticaretinde gerçekten iyi.
Sürekli Rembrandt-san’dan oda kiralamanın ona sadece sorun yaratacağı doğru ve zaten bu amaçla bir arazim var.
Eğer arazi bizimkinden uzak bir yerde olsaydı hemen reddederdim ama sahip olduğumuz araziye bitişikse mağazamızın ölçeğini büyütebiliriz.
Belki de henüz bir mağaza açmamamın sebebinin çevredekileri de satın alacak olmam olduğunu düşündü?
Tam yanımızda tesadüfen boş bir arazisi olduğuna inanmak zor.
Eskiden o yerde bir dükkan vardı ve sahibi gittiğinden beri oradaki arazinin boş olması garip.
Cüzdanımı hedefliyormuş gibi hissediyorum.
Temsilciden aldığım arazinin bilgisini Tomoe’ye veriyorum.
Tsige‘de arazi satın almak pahalı.
Sadece pahalı olsa anlarım ama ne kadar pahalı sayıldığına dair bir standardım yok.
Sadece hayal meyal biliyorum.
Sadece istasyonlara yakın yerlerin pahalı, kırsal alanların ise ucuz olduğu gibi kavramları biliyorum. O tür bir algı.
Bu yüzden karar vermeden önce Tomoe ve Shiki’nin kontrol etmesini ve fikirlerini duymak istiyorum.
Çünkü, bugün konuşulanların bir yüzdesi bile hayata geçirilirse, Eleor şirketi kasabanın dış duvarlarını genişletmeyi düşünüyor; yani Tsige‘nin arazisini artırmayı düşünüyor.
Ve bu yüzden artacak olan araziyi satın almak için gerekli miktarda paraya ihtiyacı var.
Belki de bu hareketin maliyetini -ya da rüşvetini diyelim- karşılayan ve dış duvarın inşaat maliyetine katılan kişi aslında oydu.
Bu durumda, bana sunulan arazinin fiyatının inanılmaz yüksek olma ihtimali çok fazla.
“Bu…” (Shiki)
“Fumu.” (Tomoe)
Kağıdı kontrol eden ikili bir anlığına gözlerini kocaman açtı.
Şaşırdılar mı?
O halde… oldukça pahalı mı, yoksa tam tersine oldukça ucuz mu?
“Rotsgard ile kıyaslayınca ve bölgeyi düşününce fiyat garip bir şekilde yüksek geliyor ama siz ikiniz ne düşünüyorsunuz?” (Makoto)
Bir kasabanın fiyatının diğeriyle kıyaslanamayacağını biliyorum.
Ama aynı fiyata Rotsgard’da bunun on katı büyüklüğünde bir arazi satın alabilirim.
Görünüşe göre Tsige‘nin diğer kasabalara kıyasla daha yüksek bir arazi fiyatı var ama dürüst olmak gerekirse farkın gerçekten bu kadar yüksek olup olmadığını merak ediyorum.
Sahip olduğum arazi hemen hemen aynı büyüklükte olmasına rağmen, satın aldığımız zamankinden beş kat daha pahalı.
Burada soyulduğumdan şüpheleniyorum.
İlk izlenimler iyi olsa da tüccarların söylediği her şeye güvenmemin imkanı yok.
“Bu anormal.” (Shiki)
“Umu. Buna bakılınca, karşı taraf ticaret dahi yapmıyor.” (Tomoe)
Eh?
Tomoe ve Shiki beklenmedik bir cevap verdi.
“Fiyat ucuz mu demek istiyorsunuz?” (Makoto)
“Evet. Bu tahminin Eleor şirketi tarafından bize verildiğine inanmanın güç olduğu raddede.” (Tomoe)
“Tsige hızlı bir tempoda büyüyen bir kasaba. Eleor şirketinin araziyi satın aldığı zamana bağlı olabilir ama bu fiyatla onların tarafı bundan hiç kâr etmiyor. Ne de olsa bir arazinin işletme ve vergi giderleri de vardır.” (Shiki)
“O zaman… Bir mağaza açma zamanının geldiğini düşündüğüm doğru, yani bunu bizim için bir avantaj olarak mı görmeliyiz?” (Makoto)
Satın almalı mıyız?
Kaleneon ile ilgili meseleler için biraz para harcadım ama şu anda fazlasıyla paramız var.
“…Ama bu… Tomoe-dono.” (Shiki)
“Hmm. Bunun biraz tuhaf olduğu gerçek. Waka, hemen karar vermeyelim ve önce karşı tarafla bir iş görüşmesi yapalım. Mümkün olan en kısa sürede, Shiki ya da benim müsait olduğumuz bir günde. Teyit etmek istediğim bir husus var.” (Tomoe)
“…Anlaşıldı.” (Makoto)
“Waka-sama, Maceracı Loncası’nın taleplerinde Milliono şirketi denilen yeri defalarca gördüm. Nadir hammaddelerin temini, belirli miktarda hammadde toplanmasına ilişkin talepler; o türden talepler. Talep miktarı ve ödüllerinden yola çıkarak bir tahminde bulunuyorum ama oldukça nüfuzlu bir şirket gibi görünüyorlardı.” (Mio)
“Eğer Mio onları hatırlıyorsa, muhtemelen epey yüklü miktarda talep vermişlerdir. Temsilci gerçekten de Tomoe ve Mio’ya teşekkürlerini iletti. Siz ikiniz sayesinde ıssız topraklardaki hammadde dolaşımının arttığını söyledi.” (Makoto)
Eleor şirketinin temsilcisi ve Milliono şirketinin temsilcisi, ikisi de laf yapmasını iyi biliyor.
Övgü yoluna gidiyorlar.
Tomoe ve Mio’nun ıssız topraklardaki hammaddelere katkıda bulunduğu kesinlikle doğru ama malzemeleri asıl geri getirenler Toa ve diğerleri gibi insanlar.
Yine de o ikisi sayesinde olduğunu söyledi.
Övmek bedava tabii.
“Son zamanlarda maceracılara göz kulak olmuyordum ama… eğer Tamaki tüm dikkatini Asora’ya verecekse bizim de biraz boş vaktimiz olacak, o yüzden yüzümü orada tekrar göstermemi ister misiniz?” (Mio)
Mio şaka yapıyor gibi görünmüyor.
Görünüşe göre övgü gerçekten işe yaramış.
「Yine de boş vakit, bir müddet elimize geçmeyecek bir şeydir. Zira Asora ile ilgili her şeyi bir anda onun omuzlarına yükleyemeyiz.」 (Tomoe)
Tomoe de maceracılarla ilgilenme konusunda olumlu düşünüyor gibi.
Sen de mi?
Şey, Tomoe ve Mio’nun övüldüğünü duymak beni de mutlu etti.
Yakın zamanda takipçim olan tapınak bakiresi, Tamaki. Eğer işini hızlı öğrenirse, işi kolaylaşacak olan Shiki olur ama bu aynı zamanda Tomoe ve Mio’nun üzerindeki yükün bir kısmını da azaltır, böylece ikisi muhtemelen Tsige’deki maceracılarla ilgilenebilirler.
「Siz ikinizin o boş vakte kavuşabilmesi için elimden geleni yapacağım.」 (Tamaki)
Ve Tamaki bakışlarımıza bir gülümsemeyle karşılık verdi.
「Doğru. Şinto tapınağını kasabaya bağlayan kapılarda bir sorun yok gibi görünüyor ama bundan sonra orayı yönetmek için kaç kişiye ihtiyacın olacak? Orası epey büyük ve Şinto tapınaklarını bilen kimse yok, bu yüzden…」 (Makoto)
「Bu kasabadan Şinto tapınağına gidip gelebilmek, rahatlığın tanımıdır. İnşaat çalışmalarıyla ilgili görüşmelere deniz kenarındaki kasabada yaşayan insanlarla başlamayı planlıyoruz. Şinto tapınağındaki işlerde yardımcı olacak insanlara gelince…」 (Tamaki)
Tamaki’nin raporu başladı.
Dinlerken başımı sallıyorum.
Her şeyden önce, bu alanda Tanrılar olmasa bile, Şinto tapınağı Tanrılara saygı duyulan bir yer, bu yüzden işçiler yerine, resmen Şinto rahipleri olarak hizmet edecek yetenekli insanlar istiyor.
Anlayabiliyorum.
Bunu kabul ediyorum.
Sonra, Şinto tapınakları hakkındaki bilgilere gelince, görünüşe göre Tomoe’nin bir araya getirdiği anılarımdaki kitapların bir kısmını kullanmak istiyor.
Pekala, bu da kabul edilebilir.
Kitap deposuna götürüldüğünde epey şaşırmıştı. İfadesini okuması zor olan Tamaki’nin, Tomoe ile konuşurken ilgisini açıkça görebildiğim, nadiren görülen okunması kolay bir yüzü vardı.
Benim dünyama ait bilgileri edinmek için kitaplar en hızlı yöntem ve her ihtimale karşı, Tomoe ve ben önce kitapların içeriğini teyit edeceğiz, bu yüzden herhangi bir sorun çıkmamalı.
Son zamanlarda Asora’da aşçı olmak isteyen insanlar var ve son günlerde, çeşitli ırkların daha önce sahip olmadığı uzmanlık gerektiren işler Asora’da görünmeye başladı.
Bu biraz iç ısıtıcı.
「Makoto-sama’nın kiraz çiçeği izleme partisi düzenlemesi sayesinde edindikleri izlenim oldukça iyi ve zaten din, birine zorla dayatılacak bir şey değildir.」 (Tamaki)
Görünüşe göre tapınakların aniden ortaya çıkmasıyla ilgili olumsuz bir his yokmuş.
Onları bu konuda eğitmeyi gerçekten planlamıyorum.
Sorun çıkmaması harika.
Shiki’den başlayarak, Tomoe ve Mio’nun iş yükünü de hafifletecek. Tamaki’nin yeteneğini izleyeceğiz ama görünüşe göre hemen öğrenmeyi planlıyor.
İşini nasıl yapacağını olabildiğince hızlı öğrenmek harika bir şey.
Elbette, aynı anda ne kadar iş yapabileceğini izleyip göreceğiz.
Eğer üzerine çok fazla yük bindirirsek, başarısızlıkla sonuçlanması doğaldır.
Bunu zaten defalarca tecrübe ettim.
「Söyleyeceklerim bu kadar. Ayrıca, işimi düzgün bir şekilde yapabilecek duruma geldikten sonra, Shiki-san’ın işlerine yardım ederek şirkete katkıda bulunabilirim—」 (Tamaki)
「Buna gerek yok. Shiki gayet iyi iş çıkarıyor. Tamaki, Asora meselelerine odaklanacak. Kara veya deniz fark etmeksizin, birçok ırk arasında fikir alışverişinde bulunmanı istiyorum.」 (Makoto)
Şu anda takipçilerim açısından; Tomoe ve Shiki’ye ilk kasabayı kontrol ettiriyorum, deniz kıyısında kurulan kasaba içinse ağırlıklı olarak Mio ve Shiki var.
Tamaki’nin her ikisine de göz kulak olmasını ve Shiki’nin yükünü azaltmasını sağlayacağım.
「Anlaşıldı. Haddimi aştım. Özür dilerim.」 (Tamaki)
「Hayır, fikrini duymak beni mutlu etti. Lütfen dile getirmeye devam et. Ve sana daha önce bahsettiğim konuya gelince… Shiki. Tsige mağazasının günlük envanterini artırmayı düşünüyorum. Mevcut Tsige’nin canlılığına bakınca, sorunun miktar olduğunu sanmıyorum ama… sence en iyisi ne kadar olur?」 (Makoto)
Bakışlarımı Tamaki’den Shiki’ye çevirerek konuyu değiştiriyorum.
Ama sonra, Shiki konuşamadan biri kapıyı çaldı.
「Rahatsız ettiğim için bağışlayın.」
İçeri girmesine izin verilince, gözle görülür şekilde gergin olan genç bir Eldwa, titrek bir sesle konuşarak odaya girdi.
…Aynı anda hem sol kolunu hem de sol bacağını hareket ettirerek yürüyor ve sonra tam tersini yapıyor.
İlkokuldaki geçit töreni antrenmanlarımdan beri böyle bir yürüyüş görmemiştim.
Gerginlikten bunu yapan birini ilk kez görüyor olabilirim.
「Sıkı çalışman için teşekkürler. Sana sormak istediğim birkaç şey var. Lütfen biraz burada kal.」 (Tomoe)
「E-Emredersiniz!!」
Tomoe rapor belgelerini aldı ve onunla konuşuyor.
Herkese Tsige mağazasındaki çalışanlardan birinin buraya geleceğini söylemiştim zaten, o yüzden sorun yok.
「…Kendini bu kadar sıkma. İstersen boğazını biraz sake ile ıslatmaya ne dersin? Konuşmanı kolaylaştırır.」 (Tomoe)
「İyiyim ben!!」
Ama Eldwa hiç de iyi görünmüyor.
Tomoe ve diğerlerini kontrol ettiğimde, herkesin aynı şeyi düşündüğünü görebiliyordum.
Onlara bir çalışan getirmelerini söylemek kötü bir fikir miydi?
İşi birbirlerine itip, kimin geleceğine karar vermeyi bir tür ceza oyununa mı dönüştürdüler?
Görünüşe göre Beren-san mağazaya oldukça sık uğruyor, belki de onun birini aday göstermesini sağlasam daha iyi olurdu.
Ancak… bu gerçekten bu kadar gerilecek bir şey mi?
Görünüşe göre Tomoe bu gidişle ondan bir şey duyabileceğinden şüphe etti, bu yüzden içinde biraz alkol olan içeceklerden birini seçti.
Tomoe tarafından parlak zümrüt yeşili bir sıvı dolduruldu ve Eldwa bunu titreyen iki eliyle alıp bir dikişte içti.
Cücelerin standartlarına göre, en fazla kokusu olan zayıf bir alkol bu, yani hepsini bir dikişte içse bile devrilmeyecektir. Onu tamamen sakinleştirmeye yetmedi ama yine de biraz gevşeyebildi, ya da en azından öyle görünüyor.
「Şimdi… b-b-b-belgelerin içeriğini a-a-a-çıklayacağım.」
Olmaz bu.
İşe yarayacak gibi görünmüyor.
「Hayır, bekle. Belgeler gerçekten iyi hazırlanmış. Soruları biz soracağız, sen sadece cevap verebilirsin.」 (Tomoe)
…Tomoe bir cankurtaran simidi attı.
Oh, bundan ders çıkarabilirim.
「İyi hazırlandığı doğru. Bu muhtemelen Gorgon Yumemi tarafından yazıldı. Ofis işlerini iyi yapıyor ne de olsa.」 (Shiki)
「Aynen dediğiniz gibi, Shiki-sama!」
Gorgon.
Evet, ofiste gerçekten de bir tane vardı.
Yumemi.
Adını duyunca şimdi onu detaylıca hatırlayabildim.
Tsige’ye giden üçüncü kız.
Şimdi daha canlı görünüyordu ama… anılarımdaki Gorgon‘u andırıyor.
Kadınlar makyajlarını, kıyafetlerini ve duruşlarını değiştirerek her türlü değişebilirler.
Bana uzatılan rapor belgelerini kontrol ediyorum.
Bu arada, en son kontrol eden bendim.
Heh~, bu belgeler güzel bir el yazısıyla yazılmış ve okunması kolay.
Neden övdüklerini anlayabiliyorum.
Çok fazla sayı karşılaştırması var, bu yüzden mevcut durumu anlayabiliyorum ve bu seferki talebin nedenini görebiliyorum.
…Bunu… bir örnek olarak saklamalıyım.
「O halde, Kuzunoha Şirketi’nin mevcut müşteri kitlesine gelince…」 (Tomoe)
Tomoe sorgulamaya başlıyor ve zaman zaman Shiki de soruyor. Eldwa onları cevaplıyor.
15 dakika geçtiğinde…
Görevini tamamlayan Eldwa, saklayamadığı bir yorgunluk gösterdi ve odadan ayrıldı.
Sanki ruhu çekilmiş gibi görünüyordu.
Ondan sonra, belirli rakamlar üzerinde anlaştık ve mağazanın yarından sonraki gün o rakamlarla devam etmesine karar verdik.
Bununla birlikte, nihayet asıl meseleye girebiliriz.
「Evet, bununla Tsige’deki mağazanın ilerleyeceğini düşünüyorum. Fuh… pekala, Aion Krallığı’nın devrimi ve Tsige’nin hamlesi konusuna gelirsek…」 (Makoto)
「Eğer Rembrandt olacak diyorsa, Aion’da bir devrim olacağına şüphe yoktur.」 (Tomoe)
「Katılıyorum.」 (Shiki)
「Ben de öyle düşünüyorum.」 (Mio)
「…」
Tamaki dışında herkes Tomoe’ye katıldı.
Tamaki durumu ve koşulları anlamadığı için sessizliğini koruması doğal.
「Peki, Tsige’nin bağımsızlığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada Kuzunoha Şirketi olduğu sürece, olayların dışında kalmamıza imkan yok ne de olsa.」 (Makoto)
「Bunu yapmaya çalışan o adam, Rembrandt olduğu müddetçe fırtınalı geçecektir lakin işlerin yolunu bulacağını düşünüyorum.」 (Tomoe)
Tomoe de benimle aynı şeyi düşünüyor gibi.
Dürüst olmak gerekirse, bunu yapan Rembrandt-san olduğu için, başarı şansının oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum.
“Şimdiye kadar, Aion Krallığı’nın Tsige’si olmaktan ziyade, Tsige daha çok ıssız toprakların girişi gibiydi zaten. Eğer Aion kasabaya herhangi bir yardımda bulunmuyorsa, bağımsızlığı düşünmeleri bence hiç de garip değil.” (Mio)
Mio, Tsige’nin bir kasaba olarak bıraktığı izlenime dikkat çekti.
Ama sanırım herkesçe böyle tanınıyor.
Tsige bir üs olarak görülmeyebilir ama sınır ruhuyla dolu bir kasaba.
Tsige’ye vardığım zamandan beri, sakinlerin Aion Krallığı ile olan bağı zaten zayıftı.
“Eğer öz savunmalarını sürdürebilirlerse, bağımsızlığın sadece getirisi olur. Ancak…” (Shiki)
“Ne?” (Makoto)
“O kasabanın öz savunması konusunda, beklendiği üzere, büyük güçlerden biriyle ilişkili olmanın sağladığı koruma büyük bir rol oynuyor. Yine de, ister Rotsgard ister Tsige olsun, Waka-sama’nın mağaza açtığı kasabalar gerçekten canlanıyor.” (Shiki)
…
B-Bu sadece bir tesadüf.
“…Bence devrim, bağımsızlık için iyi bir zamanlama olacak. Ancak Tsige korku üreten bir kasaba. Aion Krallığı ve Lorel Birliği; bu iki büyük gücün, yakınlarında küçük ölçekli bir ulusun özyönetimini hoş göreceğini sanmıyorum.” (Tamaki)
Tamaki, bulundukları konum ve ekonomi üzerinden bağımsızlığın zorluğundan bahsediyor.
Her şeyden önce, Aion Krallığı elindeki nimetleri öyle kolayca bırakmaz.
“Görünüşe göre bunun zemini Rembrandt-san ve çevredeki nüfuzlu kişiler tarafından halihazırda hazırlanıyor ama.” (Makoto)
“Evet, Rembrandt denen tüccarın Tomoe-san’ın bile takdir ettiği yetenekleri olduğundan, muhtemelen bu noktalarda hata yapmayacaktır. Bu yüzden bağımsızlığın mümkün olduğunu düşünüyorum ama bunu nasıl sürdürebileceklerini düşündüğümde, pek iyi senaryolar yok. Hyumanlar iblis ırkıyla savaşın ortasında ve böyle bir zamanda iç çatışma yaşamak açıkça iyi bir şey değil. Limia Krallığı ve Gritonia İmparatorluğu’nun bunu sessizce izleyip izlemeyeceğini kim bilebilir.” (Tamaki)
“Evet.” (Makoto)
İblis ırkının, Aion’daki devrimin ve Tsige’nin bağımsızlık ilanının yaratacağı karışıklığı kullanabileceği doğru.
Savaşın ortasında rakipleri kendi kendine açık verirse, hiçbir şey yapmamak kayıp olurdu.
Bu durumda, Tsige her ulustan eleştiri yağmuruna tutulacaktır.
Bu nasıl işleyecek?
Bunun epey dezavantaj yaratacağını hissediyorum.
“Öncelikle, gizli de olsa, Lorel Birliği neden Tsige’nin bağımsızlığına yardım ediyor? Sebeplerini anlamıyorum. İşler ters giderse, bu sadece Aion Krallığı’ndan Lorel Birliği’ne bağlılık değiştirmekle sonuçlanmaz mı?” (Tamaki)
“Sairitz-san’ın bahsettiği sebep, Tsige’nin son zamanlarda onlara epey yardım etmiş olmasıydı.” (Makoto)
Geçmişte, ıssız topraklardan geldiği düşünülen mor bir bulutla ilgili bir olay vardı ve Lorel’e ağır hasar vermişti.
Bu, Lime’ın temasıyla çözüldü ve ben de yardım ettim, daha doğrusu bulutu halleden bendim gerçi. Kamuoyunda, Hibiki-senpai’nin yardımıyla bir şekilde durdurulduğu biliniyor.
O zamanlar Lorel Birliği, Aion’dan yardım istemişti ve bu da Tsige’nin yardımıyla sonuçlanmıştı. Karşı önlemlerde doğrudan çalışan ve çok yardım eden kişi Rembrandt-san’dı, ya da o öyle söyledi.
Bu yüzden bu onların teşekkür etme şekli.
Şimdi düşünüyorum da, Lorel’in bu konudaki işbirliğinin faydadan çok risk taşıdığını hissediyorum.
Neyse, Tamaki Lorel’in Tsige’yi hedeflediği ihtimalini düşündü.
Bu mümkün ama…
“Lorel İmparatoriçesinin emri olsa bile, büyük bir gücün harekete geçmesi için bunun inanılmaz garip bir sebep olduğunu düşünüyorum.” (Tamaki)
“Tamaki, dışarıya bir kez bile çıkmamış olmana rağmen, dünyanın işleyişini çok iyi biliyormuşsun gibi konuşuyorsun-ja na.” (Tomoe)
“Dışarı çıkma izni almadım ama telafi etmek için şimdiye kadarki kayıtları düzgünce okudum. Elbette bu dünyanın ayrıntılarına girmedim, bu yüzden yanıldığım bir yer varsa belirtmenizden mutluluk duyarım.” (Tamaki)
“Hoh~, çalışmalarında tutkulusun-ja no.” (Tomoe)
“Bir gün daha erken olsa bile Makoto-sama’ya yardımcı olmak istiyorum.” (Tamaki)
…Yine garip kıvılcımlar uçuşuyor.
İkisinin de tehlikeli bir gülümsemesi var ve bu biraz korkutucu.
Ama sadece rapor belgelerini ve kayıtları kontrol ederek bu kadar konuşabiliyor. Bu etkileyici.
Doğru. Tamaki; Tsige, Aion, Lorel ve Rotsgard’ı bilmeden konuşuyor.
Bunu aklımda tutarak, garip yanlış anlaşılmalara sahip olduğu kısımları belirtmem gerek.
“Tamam tamam. Tomoe ve Tamaki, kesin şunu. Bağımsızlığın detaylı planı o toplantıda açıklanmadı. Birkaç şey sorup öğreneceğim. Sizin de benimle gelmenizi istediğim zamanlarda, önceden yeterince boş zaman yaratırsanız harika olur.” (Makoto)
Bu konuda nasıl işbirliği yapacağımız meselesini de sayarsak, hâlâ daha fazla bilgi edinmem gereken bir dönemdeyiz.
Ayrıca… evet.
Öz savunma ha.
Mevcut durum şu ki Aion, Tsige’nin savunması için herhangi bir savaş gücü sağlamıyor.
Bu yüzden bu kısım hakkında o kadar endişeli değildim.
Mevcut durumdan çok farklı olmayacağını, yani sorun olmayacağını düşünmüştüm.
Ama “Aion Krallığı” adı, Tsige için pek hesaba katmadığım soyut bir savunma oluşturuyor.
Büyük bir güçteki müreffeh bir kasaba ile kendi kendini yöneten müreffeh bir kasaba.
Dış bir güç karışmak istese, ikincisi daha kolay hedef olurdu.
Tsige, dışarısı için vazgeçilmez olan hammaddeleri sağlıyor ve ıssız topraklar hakkında en derin bilgilere sahip ama bu caydırıcı bir unsur değil.
Aksine, diğer nüfuzlu güçlerin bu faydaları elde etmeyi düşünmesi daha doğal olurdu.
İşbirliği yapmak veya müttefik olmak yerine, mümkünse onları bünyelerine katmanın en çok fayda getirecek seçenek olduğuna şüphe yok.
“Ne zaman isterseniz bize sorun.” (Tomoe)
Diğer üçü Tomoe’nin sözlerine başlarıyla onay verdi.
Teşekkürler.
İçimden doğrudan minnet sözcükleri dökülecekmiş gibi hissettim ama utanç verici geldiği için sadece zihnimde fısıldadım.
Rembrandt-san’ın düşünceleri ve Sairitz-san’ın planları.
Acaba o ikisi bu konuda ne kadar şey umuyorlar.
Bu tür şeyleri düşünmek de bir ders olabilir.
Tsige’nin bağımsızlık ilanı. Aion Krallığı’nın bununla nasıl başa çıkacağını merak ediyorum.
Ayrıca, bir kasabanın büyük bir güçten bağımsızlık kazanmaya çalışması; bu şüphesiz hyumanlar arasında bir anlaşmazlık.
Tanrıça muhtemelen bu meselede sırasını savmayacaktır, istese bile durumunu düşününce bir şey yapabileceğinden şüpheliyim.
Haşere (Bug) için endişelenmemize gerek kalmayacak.
Son zamanlarda dünyayı epey dolaştım ama bu muhtemelen bir süreliğine askıya alınacak.
Doğru, yerleş ve…
Hm?
Bağımsızlık ve devrimle ilgili bu meselelerden sonra yerleşsem bile… hâlâ Rotsgard’da öğretmenlik işim var ve oradaki mağazayı da öylece bırakamam, ayrıca arada sırada Kaleneon’a da gitmem gerekiyor.
Bu demek oluyor ki… her zamanki gibi oradan oraya atlayacağım.
“Her neyse Waka, sonuçta Lorel Birliği’ni ziyaret edemedik. Yani dört büyük gücü fethetmek bir sonraki geziye ertelenecek ha. Yazık. Ama zamanı geldiğinde, lütfen size eşlik etmeme izin verin.” (Tomoe)
“Bekle! Bekle Tomoe-san, birdenbire neler söylüyorsun?! Buna sırayı kaynatmak denir, biliyorsun değil mi?! Dışarı çıkması yasak olan yeni geleni ve kayırılan Shiki’yi bir kenara bırakırsak, bunu düzgünce konuşmalı ve gitmeme izin vermelisiniz!” (Mio)
…Onu kayırdığımı sanmıyorum ama.
Ayrıca, dışarı çıkması yasak diyor. Sanki Tamaki bir çocukmuş gibi.
Mio hiç niyeti olmadan bana zehir atıyor.
“Bunu konuşmakta bir sakınca görmüyorum ama gidecek olan benim-ja. Lorel’in, Waka’nın kültürünün miras alındığı ve şekillendiği bir yer olduğunu duydum. Waka ve benim o tür bir yeri dolaşmamız gerektiği aşikar!” (Tomoe)
…Ah.
Konuşmaları gerektiğini söyleyip sonra “gidecek olan benim” demek. Bu garip değil mi?
Bunda bir diyalog yok.
Ancak Tomoe de geri adım atmıyor.
Lorel’e bu kadar bağlılığı olduğunu bilmiyordum.
Şey, birkaç büyük ülkeyi dolaştığım kesinlikle doğru, bu yüzden gezideymişim gibi hissetmediğimi söyleyemem.
Ama buna keyif gezisi demek, incitiyor biliyorsunuz.
O ziyaretlerde nispeten ciddiydim ve gergindim de!
“Pekala o zaman. Hadi etraflıca bir KONUŞALIM!” (Mio)
“Benim istediğim de bu!” (Tomoe)
Ne isterseniz yapın.
Bu ikisi konuştuğunda kıvılcımların benim yönüme sıçrama ihtimali yüksek ama onları durduracak enerjim yok.
Shiki ve Tamaki’nin de katılmaya niyeti yok gibi, sadece izliyorlar.
Takipçi sayısı artsa da, Tsige’nin bağımsızlık kazanma şansı artsa da, Asora hâlâ her zamanki gibi.
