Tensei Shitara Slime Datta Ken Cilt 8 – Bölüm 1 / Prolog: Durum Raporu

Prolog: Durum Raporu

“Pek bir kindarsın, Granville. Haberin olsun, az kalsın canımdan oluyordum.”

“Saçmalama. Daha olaya dahil bile olmadan kaçıp gittin, değil mi?”

“Başka çarem yoktu. Çırağım haberi sana ulaştırdı mı?”

“Aşağı yukarı, evet…”

“O iblis, hayal ettiğimden bile daha büyük bir canavarmış. İmparatorluğun düzenli ordusunun onun karşısında neredeyse hiç şansı olmaz. Onu alt etmek için bildiğim en güçlü orduya, İmparatorluk Muhafızları’na ihtiyacımız olur. Ama bu konuyu kapatalım artık…”

Damrada ve Granville karşılıklı oturmuş, sakince sohbet ederken bir yandan da birbirlerini tartıyorlardı. Damrada’nın gözünde planları suya düşmüştü. Bu yüzden, ortalık biraz durulana kadar Rozzo ailesiyle arasına mesafe koymanın ihtiyatlı olacağını düşünüyordu. Planları işe yaramış olsaydı bu onlara müzakerelerde avantaj sağlayacaktı; ancak başarısız oldukları için fazlasıyla mantıksız bulacağı taleplerle karşılaşması kuvvetle muhtemeldi. Şu anda tek istediği, zararını kabullenip yoluna bakmaktı.

Fakat işler değişmişti. Tempest’e doğru giderken aldığı büyülü bir çağrıyla durum kendisine bildirilmişti:

“Hinata yenildi. O ve İblis Kralı Rimuru şartlarda uzlaştı.”

Damrada böyle bir şeyin yaşanabileceğini tahmin etmişti. Yine de bu, düşünülebilecek en kötü sonuçtu. Hinata’nın hayatta kalması, Batı Kutsal Kilisesi’nin nüfuz sahibi olduğu ülkelerde ticaret yapmayı zorlaştırıyordu. Eğer Rimuru ile barış yaptıysa, o iblis kralını onu öldürmesi için bir kez daha kışkırtmak neredeyse imkânsızdı. Damrada ve Granville, her ikisinin de çıkarına olduğu için bu planda güçlerini birleştirmişti; fakat artık her şeyin feci şekilde çuvalladığını söylemek mümkündü.

Gerçi, nereden baktığınıza bağlı olarak buna talihli bir durum da denebilirdi…

Stratejileri başarısız olmuştu ama bu durum Damrada için en fazla hafif bir sıyrıktan ibaretti. Batı Ülkeleri’ndeki dayanak noktalarının bir kısmını kaybetmek anlamına geliyordu ama başka ticaret yolları da vardı. Cerberus, faaliyetleri için paravan olarak çeşitli ticaret örgütlerini kullanan, karanlık olduğu kadar devasa bir gruptu. Üstelik Damrada, Hinata’nın yaşayıp ölmesiyle kişisel olarak ilgilenmiyordu. Bu nedenle Granville’in başarısızlığı onun canını pek de sıkmıyordu. Ve bu sayede Damrada, şu anda Granville ile gelecekteki ilişkilerini kendi lehine şekillendirmeye çalışıyordu. Ani bir plan değişikliğinin ardından Damrada, Granville ile tekrar görüşmeye gelmişti.

“Peki ya sen, Granville? Lafın çok, icraatın yok muydu yani? Hinata’nın işini bitirmeyi başaramadığın gibi, onun Rimuru ile olan bağı artık eskisinden de güçlü…”

Bu başarısız stratejideki kendi payını görmezden gelen Damrada, bunun yerine Granville’i eleştirmeye girişti. Ancak Granville da muhtemelen bunu bekliyordu.

“Evet,” diye karşılık verdi Granville. “Bunu kabul etmeliyim. Artık dengeleri yeniden lehimize çevirmenin yolu kalmadı. Bunca geçmişine rağmen Falmuth düştü ve sanıyorum ki yerini yeni bir ulus alacak. Tam da Rimuru’nun istediği şey buydu ve bu da senin projenin darmadağın olduğu anlamına geliyor.”

Damrada’ya hak vermekten çekinmedi ve doğrudan sadede gelmeden önce kendi tezini açıkladı.

Mevcut durumun gayet farkında olan Damrada, sessiz kalmayı tercih etti.

“Ee, ne yapacaksın?”

“Ne demek istiyorsun?”

“Rimuru, Jura Ormanı’nı dünyanın finans merkezi haline getirmek istiyor gibi görünüyor. Biz Rozzolar buna asla müsaade etmeyiz.”

“Hımm…”

Damrada nasıl bir yanıt vereceğini soğukkanlılıkla hesapladı. Rozzoları bile isteye karşısına almak gibi bir niyeti yoktu. Ona göre, her ikisi de bu durumu geride bırakabildiği sürece bir sorun yoktu. Granville da hakkını vermek gerekirse aynı fikirde görünüyordu; Damrada’dan önce davranıp gözlerini geleceğe çevirdi.

“O yüzden birbirimizle dalaşmak ne kazandırır ki? İblis Kralı ile Aziz Hinata arasında bir çatışma çıkma ihtimali kalmadığına göre, daha fazla aleni harekette bulunmak akıl kârı olmaz. Aynı şey sizin tarafınız için de geçerli, öyle değil mi?”

Granville onun aklını okuyor gibiydi. “Heh heh. Görüyorum ki senden bir şey kaçmıyor, aziz dostum. Yok, bu başarısızlığın suçunu birine yıkmaya çalışmanın âlemi yok. Beş İhtiyar şimdiye kadar bize fazlasıyla cömert davrandı ve bunun hâlâ geçerli olduğunu biliyorum. Olası bir savaştan kâr sağlayamamış olabiliriz ama ne yapalım, sağlık olsun. Hayatta kaldığımız sürece başka fırsatlar elbet çıkacaktır.”

“Ağzınıza sağlık, Lord Damrada. Beni bu kadar çabuk anlamanızı gerçekten takdir ediyorum. Bu yeni ekonomik tehdidi daha doğmadan engellemek için birlikte çalışmaya devam edelim!”

Damrada’nın görevinin Batı Ülkeleri’ndeki çıkarlarını korumak olduğunu söylemeye gerek bile yoktu. Granville’in gözbebeği Maribel, Jura Ormanı’ndaki bu ulusun potansiyel olarak devasa bir finans merkezine dönüşeceğini öngörmüştü. Şayet öyle olursa, bu durum kaçınılmaz olarak Rozzo ailesinin dünyadaki nüfuzunu zayıflatacaktı.

Granville, atalarının inşa etmek için binlerce yıl harcadığı hükümranlık sisteminde çatlaklar oluşmasına asla izin vermezdi. Bu yüzden Rimuru’ya müdahale etmek, onun emellerini ezmek istiyordu—fakat Yedi Gün Ruhbanı’nın bir parçası olma statüsünü kaybettiğinden, artık Tanrı Luminus’un adını kendi çıkarına kullanamazdı. Bu nedenle, neye mal olursa olsun Cerberus’un desteğine ihtiyacı vardı. Granville’in soyundan gelenler ve yoldaşlarından oluşan diğer Beş İhtiyar da Batı Ülkeleri Konseyi’ne baskı uygulayıp Falmuth’taki savaş sonrası toparlanma sürecinin mümkün olduğunca uzamasını sağlayarak bu konuda ona destek veriyordu. O ülkenin yeni bir kral taçlandırmasını engelleyemezlerdi ama kaçınılmaz olanı geciktirmek için ellerinden gelen her şeyi yapabilirlerdi.

Rozzo ailesinin elinde hâlâ birkaç koz vardı fakat bunları kullanmak için henüz çok erkendi. Granville, bunun yerine Cerberus’tan faydalanmanın daha iyi olacağını düşünüyordu.

“Ah, o konuda bir dakika dur bakalım…”

Fakat Damrada onunla hemen hemfikir olmaya hazır değildi. Rozzolar ve kontrol ettikleri Beş İhtiyar mükemmel iş ortaklarıydı; aralarındaki ilişkiyi bitirmek gibi bir niyeti kesinlikle yoktu. Fakat bunun Damrada’nın onların kucak köpeği olduğu anlamına geldiğini düşünmek büyük bir yanılgı olurdu. O, parayla motive olan bir tüccardı ve esnek bir zihne sahipti. Cerberus, Doğu ile Batı arasındaki ticaretin mutlak kontrolünü elinde tutması sayesinde inanılmaz derecede zenginleşmişti, evet; ancak birlikte çalışacak yeni bir müşterinin ortaya çıkması Cerberus’a zerre zarar vermezdi. Beş İhtiyar’ın Batı Ülkeleri üzerindeki nüfuzunu kaybetmesi onları hiç mi hiç ilgilendirmezdi.

“…” “Sizinle ve ailenizle dostane ilişkilerimizi sürdürmeyi gerçekten çok arzu ederim. Lakin korkarım ki önerinizi öylece kabul edemem. Ne de olsa örgütümüzün Rimuru’ya düşmanlık beslemesi için hiçbir sebebi yok.”

“Ne cüretle…!”

“Heh heh heh… Sizin de bizzat belirttiğiniz gibi, Hinata beni artık tanıdığına göre Batı Ülkeleri’nde daha fazla faaliyet göstermem söz konusu bile olamaz. Bunun yerine memleketime döneceğim ve sizinle çalışacak başka birini ayarlayacağım.”

Damrada’nın verdiği mesaj gayet açıktı. Eğer Granville söz verdiği gibi Hinata’yı ortadan kaldırmış olsaydı, şu an çok daha aktif olabilirdi… ama bu gerçekleşmemişti.

“…”

“Şimdilik işlerimize eskisi gibi devam edeceğiz. Bu hadiseye gelince, meseleyi unutup yolumuza bakmamızı öneririm.”

Damrada ayağa kalktı. Granville onu yanlış tartmıştı ve artık meseleyi daha fazla zorlayamazdı. Cerberus grubu, Doğu İmparatorluğu’nun yeraltı dünyasını demir bir yumrukla yönetiyordu. Onların elebaşlarından biri olan Damrada’yı aralarındaki bağı temelli koparacak kadar öfkelendirmek, Rozzoların şu an göze alamayacağı kadar büyük bir kayıp olurdu.

“…” “Pekâlâ. O halde bu işi kendimiz hallederiz; bu yüzden en azından meseleye burnunuzu sokmayacağınızı umuyorum.”

Damrada gülümseyerek, “O kadarı aşikâr zaten,” diye yanıt verdi. “Geçmişteki işlerimize bir bakın. Bize güvenebilirsiniz.”

Kibarca eğilerek selam verdikten sonra odadan ayrıldı.

Baştan sona Damrada, söylediği her şeyde samimiydi. Dışarıdan bakıldığında dürüst bir tüccarın tam bir timsaliydi. Ancak Hinata planlandığı gibi öldürülmüş olsaydı, çoktan Rimuru’ya el uzatmış, Rozzoları iblis kralının karşısına dikmiş ve patlak verecek çatışmadan kâr sağlamış olurdu. Fakat tarafsız bir gözlemci bunların hiçbirinden asla şüphelenmezdi. İnsanların ona Altın Damrada demesinin geçerli bir sebebi vardı.

Ne var ki Granville da az kurnaz değildi. Damrada’nın niyetlerini (büyük ölçüde) doğru kavramıştı. Evet, araya girmesi pek olası değildi—fakat Rimuru’ya yaranmaya çalışmayacağına dair de hiçbir şey söylememişti. Yalan söylememişti; bir tüccardan beklenebilecek asgari şey de buydu zaten. Ancak Granville, dünya ticaretinin büyük bir bölümüne hükmeden bir ailenin lideriydi. Damrada’nın bu tavrı öylece katlanabileceği bir şey değildi.

“…” “Ondan ölesiye nefret ediyorum,” diye fısıldadı Granville, artık odada yapayalnızdı. “Beni parmağında oynatabileceğini mi sanıyor? Bu mesele bir hallolsun, sıradaki sensin.”

Gözlerindeki aşağılanmışlık hissi, kabaran bir öfkeye dönüştü…

“…” Ve Beş İhtiyar ile mesele bu şekilde çözüldü,” diye bildirdi Damrada, bir sandalyede rahatça oturan çocuğa.

“Ah. Güzel, Rozzolar ile olan meselenin istediğin şekilde tatlıya bağlanmasına sevindim. Artık müzakereler için onları bir irtibat noktası olarak kullanmaya devam edebiliriz.”

Damrada, Rozzolar ile muhatap olurken kibrin doruklarındaydı. Bu çocuğun karşısında ise çok daha alçakgönüllüydü. Bu da gayet doğaldı. Ne de olsa Damrada’nın raporunu başıyla onaylayan bu çocuk, hem onun efendisi hem de Cerberus grubunun lideriydi.

“Çok doğru. Ama lanet olsun o sıçanlara! Bana haber bile vermeden başıma öyle bir canavar sardılar ki…”

“Ha ha ha! Bayağı maceralı geçmiş olmalı. Ama en azından doğru zamanda geri çekilmeyi başarmışsın.”

“Heh. Evet, tamamen büyük bir şanstı. Adı… Yanlış hatırlamıyorsam Diablo’ydu. Korkunç bir iblis, İmparatorluk’taki Blanc ile bile boy ölçüşebilir. Tek tehdit kesinlikle Rimuru’nun kendisi değil.”

“Evet… Biz düzenimizi tam anlamıyla yeniden toparlayamadan önce Rimuru’nun daha da güçleneceğine dair bir his var içimde.”

“Aynı fikirdeyim. O iblis kralının yanında tekinsiz derecede büyük bir şans var. Çok sayıda büyü doğumluyu etrafında topladı, hatta bizzat Fırtına Ejderhası’nı bile dize getirdi…”

“Doğruyu söylemek gerekirse, doğrudan bir cephe saldırısı yapmanın epey kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum.”

“Ben… kazanılması imkânsız diyecek kadar ileri gitmezdim. Fakat toz duman dindiğinde Cerberus’un hayatta kalabileceğinden şüpheliyim.”

“Neyse, bunun için tasalanmanın anlamı yok. Elimizde değerlendirebileceğimiz zaman var. Üzerine düşünebiliriz.”

“Öyle. Ortalık bir süre daha epey karışık kalacaktır. Bu kargaşaya dahil olmak canımızı fena yakabilir.”

“Hı-hım. Onlardan biraz öç almak için Hinata’yı kullandım ama pek işe yaramadı, değil mi? Başka hamleler yapmak şu an çok tehlikeli. Bir süre sessiz kalmak en iyisi.”

Çocuk, durumu pek de umursamaz bir tavırla gülümsedi. Damrada da gülümsemesine karşılık verirken durum değerlendirmesi yaptı. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi oldu.

Damrada sıkıntılı bir ses tonuyla, “Yine de,” dedi, “Beş İhtiyar’ın lafı çok, icraatı yoktu demeden edemeyeceğim. Hinata’yı nasıl yok edeceklerinden bahsedip duruyorlardı—ve bakın işler nasıl sonuçlandı? İkisi de hayatta kaldığına göre, aralarındaki yanlış anlaşılmaları çözeceklerinden eminim. Bu da Tempest ile Kutsal Kilise arasındaki tüm anlaşmazlığı çok geçmeden sona erdirebilir.”

Çocuk kıkırdayarak, “Böyle olacağını tahmin etmiştim,” diye karşılık verdi. “Rimuru insanlığa karşı fazlasıyla cömert. Hinata’yı öldürecek yüreğe sahip olduğunu sanmıyordum. Er ya da geç bu cömertliğinin onun sonunu getireceğini umuyordum… ama belki de o kadar da safça cömert değildi.”

“Bence Beş İhtiyar, Fırtına Ejderhası’nı kontrol altında tutabilmek için Rimuru ile gizli bir anlaşma yapmayı amaçlıyordu.”

“Eh, tek gereken bu olsaydı şu an hiçbir sorunumuz kalmazdı. İşi ellerine yüzlerine bulaştıracaklarını tahmin ettiğim için tam da bu yüzden onları yakından takip etmeni istedim.”

“Ah, anlıyorum. Fakat bu sonunda beni kurtarmış oldu. Eğer benimle iletişime geçmemiş olsaydınız efendim, bizzat Rimuru’nun gözleri önünde Hinata ile düello yapmak zorunda kalacaktım.”

Belki biraz daha şansla kimliğini açık etmeyebilirdi. Ancak Hinata ile savaşma konusundaki şansı hakkında pek de iyimser değildi. Çocuğun tehlikeye dair önceden yaptığı uyarıya derinden minnettardı… Gerçi elbette, bu tehlike sadece çocuğun emirleri yüzünden ortaya çıkmıştı. Hinata’ya yanlış bilgi sızdırılmamış olsaydı, Damrada’nın kimliği asla açığa çıkmayacaktı.

Yine de bu durum Damrada’yı derinden sarsan bir şey değildi. Cerberus’a liderlik eden bu çocuğun emirleri her şeyden önce gelirdi. Ne de olsa görevi tüm dünyayı fethetmekten farksızdı—ki bu, Damrada’nın da paylaştığı bir hedefti. Çocuğa büyük bir hayranlık besliyordu. Onun sayesinde, dünya hâkimiyetine dair bu çocuksu hayalin gerçekten gerçekleşebileceğini hissediyordu. Bu yüzden aldığı emirlerin hiçbirini asla sorgulamazdı.

Çocuk gayet kayıtsız bir sesle, “Seni kaybetseydim,” dedi, “planım tamir edilemeyecek şekilde baltalanmış olurdu.”

Damrada cüretkâr bir sırıtışla, “Eh,” diye karşılık verdi, “en azından sizin için kaçmayı başardım.”

Biri yalnızca ticari zekâsı sayesinde Cerberus’un lideri olamazdı. Yeraltı dünyasındaki nüfuzlu güçleri önünde boyun eğdirmek gerçek bir yetenek gerektirirdi.

Çocuk, belki de bunun farkında olarak, yüzünde şeytani bir sırıtışın belirmesine izin verdi. “Ha ha ha! Ama sakın varını yoğunu ortaya koyup aşırıya kaçma, tamam mı? Çünkü bu tamamen son çaredir. O yüzden şimdilik sadece oturup izleyelim. Bu mücadelenin nasıl sonuçlanacağını görmeyi iple çekiyorum—özellikle de ortada gerçek bir güç dahil olmadığı için.”

Varını yoğunu ortaya koymak, onun deyimiyle, Cerberus’un elindeki tüm varlıkları göreve çağırmak anlamına geliyordu. Bu da odada bulunmayan, doğrudan çocuğun altındaki diğer iki ast lideri işin içine çekmeyi gerektiriyordu. Ortaya çıkacak sonucun “gizli saklı” kalır hiçbir yanı olmazdı. Bütün Batı Ülkeleri’ni içine çeken topyekûn bir savaşa yol açabilirdi.

Damrada, çocuğun istediği şeyin bu olmadığını bilerek başını salladı. Damrada, “Bu durumda,” dedi, “memleketime geri dönmem en iyisi olabilir.”

“Evet, muhtemelen. Yüzünü görmediğini söyledin ama bahsettiğimiz kişi Hinata. Muhtemelen gözünü senin üzerine dikmiştir ve bu da aleni hareket etmeyi zorlaştırır. Hayır, başka birinin öne çıkması daha iyi. Gerçi…”

Damrada, çocuğun ne demek istediğini anlamıştı. Cerberus’un üç ast lideri vardı—Damrada ve diğer ikisi—ve o ikisinden biri tam bir problemdi.

“Senin yerine Vega’yı geçirmeyelim, ne dersin?”

İkna olan Damrada, “Pekâlâ,” diye yanıt verdi. “Öyleyse Misha mı?”

“Evet. Onunla devam edelim.”

Liderler, bir insanın açgözlülüğünün üç sembolü olan Altın, Âşık ve Güç lakaplarıyla anılırdı. ‘Âşık’ Misha, yanındayken gardınızı asla düşürmek istemeyeceğiniz biriydi ama en azından laftan anlardı. ‘Güç’ Vega ise tam anlamıyla başa belaydı. Adının da ima ettiği gibi, şiddetin ete kemiğe bürünmüş haliydi. Damrada onun fikrini değiştirmek için hiçbir şey yapamazdı; o yalnızca çocuğun doğrudan emirlerini dinlerdi ve çocuk da bunu çok iyi bildiğinden Damrada’nın onunla muhatap olmasını istemiyordu.

“Kulağa makul geliyor efendim. Peki burada yürüttüğüm köle ticaretini nasıl tasfiye edelim?”

“…” “Sahi ya, bir de o vardı değil mi? Orthrus Köle Pazarı her zaman uğraşması dert olan bir şeydi. Kapatalım gitsin. Zaten köleliği hiçbir zaman sevmemişimdir.”

“Hımm. Bir itirazım yok ama Misha’nın Echidna Kulübü çevresinde dolaşıma soktuğumuz tüm o nadir canavarları öylece serbest mi bırakacağız?”

“Hayır, gizli olarak belirlenen her şeye her zamanki gibi muamele edilsin. Rozzo ailesiyle hâlâ bir bağımız var; onu kullansak iyi olur.”

“Pekâlâ. Gerisini sizin maharetli ellerinize bırakıyorum,” dedi Damrada ayrılmadan önce.

Çocuk gözlerini yumdu ve zihnindeki satranç taşlarını keyifle hareket ettirmeye başladı. Sonra tıkırdayan ayak seslerini işitti. Arkasındaki kadına, bir sekretere hitap ederken dudaklarında bir tebessüm belirdi.

“Dinliyordun, değil mi Kazalim?”

“Elbette Patron. Şimdi Orthrus’u dağıtmakta neden bu kadar kararlısın?”

Bu kişi, çocuğun güvenilir sırdaşı ve danışmanı Kazalim’di.

“Gayet basit. Bu konuda onun iyi adamı oynamasına izin vereyim dedim.”

“Tek sebep bu mu?”

“Diğerini gerçekten söylememe gerek var mı? O balçık, Jura Ormanı’nı baştan başa kontrol ediyor. Orada canavar avına çıkarsak eziliriz. O yüzden hazır lehimizeyken neden Orthrus’u şimdi lağvetmeyelim ki?”

“Evet… Sanırım öyle. Sadece çekirdek varlıklarımızı korumamız gerekiyor, değil mi? Kuyruğunu feda eden bir kertenkele gibi.”

“Değil mi? O yüzden düzenlemeleri sana bırakabilir miyim?”

“‘Onun iyi adamı oynamasına izin vermek’ mi… Ah, onu kastediyorsun demek? Bazen gerçekten çok ilginç fikirler buluyorsun, Patron. Pekâlâ. Ben hallederim.”

“Teşekkürler, Kazalim.”

“Elbette. Ayrıca konuyu değiştirmek gibi olmasın ama bana Kagali der misin?”

Çocuk kaşlarını kaldırarak Kazalim’e doğru döndü. “Oh, sonunda bunu yapmaya karar verdin demek?”

“Hı-hım. Clayman öldüğüne göre öne çıkma vakti geldi. Leon’dan intikamımı alana kadar İblis Kralı Kazalim adını rafa kaldırıyorum.”

“Tabii ki. O halde işe koyul, Kagali.”

“Emredersiniz efendim.”

Birbirlerine bakıp sırıttılar—ve böylece yeni bir kaos çağının perdesi aralandı.

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Tensei Shitara Slime Datta Ken (LN), Regarding Reincarnated to Slime (LN), Tensura (LN), That Time I Got Reincarnated as a Slime (LN), 关于我转生后成为史莱姆的那件事简介, 転生したらスライムだった件
Puan 8
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2014 Anadil: Japanese
Bir adam, iş arkadaşını ve iş arkadaşının yeni nişanlısını yolun dışına ittikten sonra kaçan bir soyguncu tarafından bıçaklanır. Kanlar içinde yerde can çekişirken bir ses duyar. Bu ses tuhaftır ve ona [Büyük Bilge] eşsiz becerisini vererek bakire olmaktan duyduğu pişmanlığı sonlandırır! Onunla dalga mı geçiliyor?!!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla