Tensei Shitara Slime Datta Ken Cilt 7 – Bölüm 9 / Sonsöz: Yeni Bir İlişki

Sonsöz: Yeni Bir İlişki

İç Manastır’ın derinliklerinde, Yedi Gün Ruhbanı’nın Pazar Rahibi Gren, yoldaşlarının görevden dönmesini bekliyordu. Hinata’nın ortadan kaldırılması konusunda bazı pürüzler çıkmış ve bu durum Arze’den acil bir talep gelmesine yol açmıştı. Başarısızlık bir seçenek olmadığından, Dena ve Vena da onlara katılmak üzere yola çıkmıştı.

O kadının kafası gereğinden fazla iyi çalışıyordu. Planlarımıza daha fazla taş koymadan önce onu aradan çıkarmamız gerekiyordu. Gerçek hükümdarlar olmak istiyorsak, o İblis Kralı’nı, yani Tanrı Luminus’u kullanmak zorundaydık…

Gren, zihnindeki bu gizli ihtirasla birkaç yüz yıldır Luminus’a hizmet etmiş; gözüne fazla yetenekli (ve dolayısıyla tehlikeli) görünen herkesi teker teker ayıklamıştı. Emrindeki diğer Ruhban üyeleri görevlerini layığıyla yerine getiriyor, onu inancın sadık bir hizmetkârı gibi gösteriyorlardı; onları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ise çocuk oyuncağıydı. Luminus onu takdir ediyordu; insanların buna duyduğu kıskançlığı körüklediğinde ise tam da istediği her şeyi yaparlardı—tıpkı bu sefer de yapacaklarını bildiği gibi.

Asıl şövalye sessizce “halledildikten” sonra, Arze paladin Garde kılığına bürünerek Hinata’ya suikast düzenlemek üzere yola çıkmıştı. Her şey tıkırında ilerliyordu. Bu kılık değiştirme Dena’nın kendi büyüsünün eseriydi; kimse ardındaki gerçeği göremezdi.

Hinata’ya hediye ettiği Dragonbuster, istendiği an kendi kendini imha etmesini sağlayan bir mekanizmayla donatılmıştı. İblis Kralı Rimuru ona saldırdığı tam o kritik anda kırılırsa, bu onun mağlubiyetini garantilemeye yeterdi. Fakat Hinata onu kullanmamıştı—daha da kötüsü, dövüşe avantajlı bir şekilde başlamıştı.

Bunu duyan Gren, plan değişikliğine gitmenin şart olduğuna karar verdi. Eğer Rimuru Hinata’yı öldürürse ne âlâ. Öldürmezse de işi Arze bitirebilirdi. Ardından Ruhban harekete geçip tüm görgü tanıklarını ortadan kaldırabilir, Rimuru’yu yatıştırarak güvenini kazanabilir ve işlerin lehlerine ilerlemesini sağlayabilirdi.

Ancak sorunlar çığ gibi büyümeye devam ediyordu. Falmuth’un Migam eyaletindeki iblis, tahmin edilenden çok daha güçlü ve kurnaz çıkmıştı. Bu gücü—o ezici, neredeyse haksızlık denecek kadar üstün gücü—sergilemesi, Gren’in binbir zahmetle bu olay için topladığı gazetecilerin aklına şüphe tohumları ekmişti.

Çarpışmayı izleyen Cumartesi Rahibi Zaus’tan gelen telaşlı bir rapor, onu Çarşamba Rahibi Melis ile Perşembe Rahibi Thalun’u göndermeye ikna etmişti. Tüm tanıkların öldürülmesi ve bütün suçun iblisin üzerine yıkılması gerekiyordu. Bunu iblisin akıl almaz zalimliklerine karşı verilmiş ilahi bir ceza gibi göstermek, Yedi Gün’ü bu çatışmanın haklı tarafı olarak yansıtmaya yetecekti. Suçu İblis Kralı Rimuru’ya değil de yalnızca iblise yıktıkları sürece hiçbir sorun kalmayacaktı.

Müzakereler zora girerse, işte o zaman Tanrı Luminus devreye girecekti. Rimuru, Batı Ülkeleri’nde bir yer edinmek için can atıyordu—şayet ilahi düşman ilan edilirse, bu kapı yüzüne tamamen kapanmış olurdu. Ruhban’ın elinde fazlasıyla koz vardı.

Gren durumu kusursuzca tahlil etmişti. Planının başarısından en ufak bir şüphe bile duymuyordu. Planda açık bir nokta varsa, o da iblis Diablo’nun akılalmaz güç seviyesiydi… Fakat güç bakımından Thalun yalnızca Gren’in gerisindeydi ve onun da olay yerine varmasıyla “Pazar”, zaferin kesinlikle kendilerinde olduğuna inanıyordu.

Ne var ki henüz hiçbirisi geri dönmemişti.

Ne yapıyor olabilirlerdi ki? Bu soru dudaklarından dökülürken kendi kendine düşündü. Yanıt verecek kimse yoktu… Biri hariç.

“Bir sorun mu var? Bir şeye canınız fena halde sıkılmış gibi görünüyorsunuz.”

(Sen… Neden buradasın…?)

Şaşkına dönen Gren arkasına döndü. Hinata’nın en yakın sırdaşı olan Kardinal Nicolaus, odaya izinsiz girmişti.

“Görüyorsunuz ya, oldukça ilginç bir keşifte bulundum.”

(Bir keşif mi?)

“Evet. Bunu.”

Nicolaus, Rimuru’nun mesajını barındıran kristal küreyi çıkardı.

(Ee, ne olmuş—?)

“Bununla oynandığına dair kanıtlar buldum,” diye yanıtladı. Efsanevi bir kahramanın sözünü kesmek korkunç bir kabalıktı ama Nicolaus’un bunu zerre umursadığı yoktu. Gözle görülür biçimde rahatsız olan Gren kristale baktı; kristal, sildiğini düşündüğü kısımlar da dâhil olmak üzere mesajın tamamını oynatıyordu.

(…?!)

Gren’in huzursuz tepkisini fark eden Nicolaus devam etti. “Açıkçası amaçlarınızın ne olduğu beni pek ilgilendirmiyor. Tanrımız Luminus’tan gördüğünüz iltifatı kendi emelleriniz için kullanıyor oluşunuz da zerre umurumda değil…”

(Neden bahsediyorsun sen? Bizim tanrımız bir kavramdır. Hepimizin kalbinde yatan bir kavram—)

“Beni kandırmaya kalkmayın. Tanrı Luminus’un gerçekten var olduğunu çok uzun zaman önce fark ettim. Leydi Hinata bunu bir sır olarak sakladı, ben de sadece onun izinden gittim. Ama dediğim gibi, bu gerçekten de umurumda değildi.”

Gren, Nicolaus’un içinden ‘Bu tanrıyı nasıl kullanmaya çalıştığınız da umurumda değildi’ dediğini neredeyse duyar gibiydi. Gözlerini ardına kadar açtı; Nicolaus ise düşünceli bir ifadeyle ona baktı, gözleri bataklık suları kadar tekinsiz ve hisleri bir o kadar okunamazdı.

(Sen…)

“Sizin gibi yıkıcı ihtiyarların bu dünyada yeri yok. Disintegration!!”

(Olamaz—?!)

Gren’in başka bir şey söylemeye vakti kalmadı; yüzü şaşkınlıkla donup kalırken ışık parçacıkları fırtınasının içinde yok olup gözden kayboldu.

“Lanet olası böcek. Leydi Hinata’ya zarar vermenize izin vereceğimi mi sandınız?”

Nicolaus bu veda sözlerinin ardından, sanki hiçbir şey olmamış gibi çalışma odasına geri döndü.

Saygıdeğer kardinal, Hinata’nın sadece bir sırdaşı değildi. Aynı zamanda dünyadaki en büyük hayranıydı. Ve onun için tüm bu din, Hinata ile bağını korumanın bir başka yolundan ibaretti. Bu da onu Papalık makamının en üst kademesinde yer alan bir kâfir, bir inançsız yapıyordu. İnancı hiçbir tanrıya değil, yalnızca tek bir ölümlü kadına adanmıştı.

Şöminenin aydınlattığı sıcak bir odada Granville Rozzo, ağır ve minderli bir koltukta oturmuş meditasyon yapıyordu.

“Nicolaus… Lanet olsun sana…”

Gözlerini açtı; Disintegration‘ın kör edici ışığı zihnine kazınmıştı. Kazınması da gayet doğaldı. Zira Granville Rozzo, Yedi Gün Ruhbanı’nın lideri ve Pazar Rahibi olan Gren’in ta kendisiydi. Ruhani gücünü başkalarına aktararak onların bedenlerini ele geçirme yeteneğine sahipti ve daha geçen gün kendini başka bir bedene aktarmıştı. Şimdiyse bütün o emekler boşa gitmişti.

Bugün yaşadığı tecrübe, onun gibi biri için bile iliklerine kadar ürperticiydi. Eğer o bedeni kendi asıl bedeni olsaydı, kardinal gerçekten de onun canını alabilirdi. Bu durum Granville’in öfkesini daha da körüklemekten başka bir işe yaramadı.

Yine de belki de artık geri çekilmenin vakti gelmişti.

Gözlerini açtığında, Glenda’nın malikânesine yaklaşmakta olduğunu hissetti. Bu, işlerin planlandığı gibi gitmediği anlamına geliyordu. Her şey fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

Glenda odaya hışımla dalıp Granville’i gördüğü anda bağırmaya başladı.

“Lord Granville, başaramadık! O canavarla baş etmemin imkânı yok! Tamamen delilik bu!”

Savaş alanından buraya kadar soluksuz koşmuş gibi bitkin görünüyordu. Ona inanmamak elde değildi. Bu apaçık gerçekti.

“Diğer Savaş Bilgeleri ne durumda? Eğer bir ekip olarak üstüne gitseydiniz…”

“Yok, diyorum ya size, o adam bambaşka bir seviyede. Bilirsiniz, savaşta burnum ölümün kokusunu anında alır. Bu işin bana patlayacağını anladığım an savaşı Saare’nin üstüne yıkıp oradan kaçtım. O herif İblis Kralı seviyesinde bir düşman—hatta bildiğim kadarıyla çok daha güçlü bile olabilir.”

Bu Granville’e abartı gibi gelmişti fakat Yedi Gün yoldaşlarından hâlâ çıt çıkmıyordu. Hatta oradaki muharebe alanında onların varlıklarını sezmeye çalışmış ama hiçbir şey bulamamıştı.

“Olamaz…”

Granville’i ne kadar sarsmış olursa olsun, bu inkâr edilemez bir gerçekti.

Birkaç gün sonra, diyara yaydığı casusları Kral Edward’ın tahttan indirildiğini bildirdi. Olay yerindeki gazetecilerin hepsi sağ salim evlerine dönmüş, haberlerini dört bir yana yayıyorlardı. Hatta Blumund’dan, Tempest’ın görkemli bir festival düzenlemeyi planladığına dair söylentiler geliyordu.

Bütün bu raporlar bir araya getirildiğinde çıkacak tek sonuç, Granville’in planının suya düştüğüydü. Granville dâhil Yedi Gün Ruhbanı artık yoktu; Tanrı Luminus’un saygın adı artık bir koz olarak kullanılamazdı.

Derken biricik Maribel’i yeni bir kehanette bulundu:

“Tehlikeli. Çok tehlikeli. O kasaba haddinden fazla tehlikeli!”

Granville bunun ne anlama geldiğini kavrayamadı.

“Meleklerin saldırısını mı kastediyorsun?”

“Hayır. Hayır, Büyükbaba. O İblis Kralı, dünyayı ekonomi politikalarıyla yönetmeyi amaçlıyor.”

İnsan diyarlarını finans yoluyla yönetmek—Rozzo ailesinin gayesi ve tam da şu anda Granville’in yürütmekte olduğu plan buydu.

“Mümkün değil…”

“Bu doğru. Gerçekten de böyle olacak. İşte bu yüzden… onu ezmek zorundayız.”

Maribel yalan söyleyecek biri değildi—en azından şimdiye dek hiç söylememişti. Bu da onun söylediklerine kulak vermeyi daha da değerli kılıyordu.

“Anlıyorum. Madem öyle diyorsun, eminim öyle olacaktır.”

Ne de olsa Maribel hem Granville’in soyundan gelen öz torunuydu…

“Öyle olacak. Bir dahaki sefere kesinlikle gerçekleşecek. Açgözlü Maribel adım üzerine yemin ederim!”

…hem de reenkarne olmuş bir kızdı. “Öteki” dünyanın bilgisi ve sıra dışı bir güçle donatılmış, Rozzoların gelecekteki umuduydu. O hayatta olduğu sürece, diye düşündü Granville, hırsının alevleri yeniden alevlenirken; bu aile asla yenilmeyecekti.

Pek kolay olmasa da Luminus ile aramı düzelttim ve Hinata ile aramdaki pürüzleri de tatlıya bağladım. Bunun karşılığında, bir nevi özür mahiyetinde, bizim zararsız olduğumuzu ilan eden bir Batı Kutsal Kilisesi bildirisi yayımlamayı kabul ettiler.

Bütün bunlar birbirimizi anlamamızın ne kadar zor olmasından kaynaklanmıştı. Eminim bu son da olmayacaktı. Fakat bence bu iki taraf için de bir ders, üstesinden gelip kendimizi geliştirmek adına çaba göstermemiz gereken bir sınavdı.

Bu vesile, Tempest ile Kutsal Lubelius İmparatorluğu arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmemizi de sağladı. Şimdilik bir saldırmazlık paktı imzalamaya ve birbirimizin iç işlerine karışmama konusunda zımni bir mutabakata varmaya karar verdik. Veldora ile olan o malum… “mesele” hâlâ havada kalmıştı ama açıkçası bana dokunan bir tarafı yoktu. Daha ziyade şahsi bir problemdi. Yani, Veldora’nın şahsi problemi. Tempest’ı ilgilendiren bir konu değildi— Ben böyle biliyordum ve lafımın da arkasındaydım.

Luminus konuyu öylece kapatmaya pek yanaşmasa da o herifle ilgili hiçbir şeye burnumu sokmayacağıma dair söz verince istemeye istemeye razı oldu. Üstelik bende Nihai Yetenek Fırtına Kralı Veldora vardı ve o bende olduğu müddetçe Veldora fiilen ölümsüzdü. Başına bir şey gelse bile herhangi bir sorun çıkacağını sanmıyordum.

【Anlaşıldı.】 【Herhangi bir sorun teşkil etmeyecektir.】

Güzel.

Yani evet, resmen en yakın dostumu satmış gibi oldum ama Luminus’un öfkesini dindirmek adına Veldora’yı kurbanlık piyon niyetine öne sürdüm. Ondan “Nraaaah! Beni yüzüstü mü bırakıyorsun?!” gibisinden bir feryat duyar gibi oldum ama kesin bana öyle gelmiştir. Zaten bir bakıma kendi hatasıydı, hem her ufak tefek şeyde ona dadılık yapamazdım ya. Belki biraz acımasızcaydı ama büyümek de böyle bir şeydi işte.

Böylece benim açımdan ufak bir fedakarlıkla huzurumuzu yeniden kazanmış olduk. Bu işin bu kadar çabuk nasıl çözüldüğüne dair en ufak bir fikrim yoktu ama Yohm artık tahta bile geçiyordu. Duyduğuma göre o mesele tıkırında ilerliyordu; geriye sadece o büyük taç giyme gününü beklemek kalmıştı. Bütün bu dertlerin birer domino taşı gibi art arda devrilip çözüldüğünü görmek harika hissettiriyordu.

Ve o günden itibaren, Batı Ülkeleri tarafından resmen tanınmış olduk.

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Tensei Shitara Slime Datta Ken (LN), Regarding Reincarnated to Slime (LN), Tensura (LN), That Time I Got Reincarnated as a Slime (LN), 关于我转生后成为史莱姆的那件事简介, 転生したらスライムだった件
Puan 8
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2014 Anadil: Japanese
Bir adam, iş arkadaşını ve iş arkadaşının yeni nişanlısını yolun dışına ittikten sonra kaçan bir soyguncu tarafından bıçaklanır. Kanlar içinde yerde can çekişirken bir ses duyar. Bu ses tuhaftır ve ona [Büyük Bilge] eşsiz becerisini vererek bakire olmaktan duyduğu pişmanlığı sonlandırır! Onunla dalga mı geçiliyor?!!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla