Avrupa’da bir ülkede.
Hades tarafından Şeytanların Anası Lilith ile yaratılan Şeytan kız — Verrine, Hades’in verdiği görevi yerine getiriyordu; gizemli varlıkları… insan şeklindeki ve gümüş rengi ışıltı yayan varlıkları araştırmak. Birkaç Azrail ile birlikte hareket ediyordu ve hedeflerinin görüldüğü bildirilen belirlenmiş bölgeyi baştan başa arıyorlardı. Söz konusu gümüş renkli insansıları görmüş olsalar da… Hades ‘Onlara bulaşmayın’ emrini verdiği için onları yalnızca uzaktan gözlemliyorlardı. İnsan şeklinde olmalarına rağmen bedenleri gümüş rengi bir ışıltı yayıyor ve sert görünüyordu. Onlara bakıldığında adeta bir makine gibi duruyorlardı, ancak vücutları canlı varlıklar gibi pürüzsüz kıvrımlara sahipti. Başlarının arka kısmı çıkıntılıydı ve ayrıca göze benzeyen beş şeye sahiptiler. Gerçi uzaktan bakıldığında ağız ya da burun görünmüyordu…
—Bu gümüş renkli insansılarla savaşmak istesem de bunu yapamam.
Verrine can sıkıntısının baskısı altındaydı. Uluslararası Derecelendirme Oyunu turnuvası olan [Azazel Kupası]’na katılmış olsa da takımı play-off’ların ilk turunda mağlubiyete uğramıştı. Doğuştan üstün bir güce sahip olan Verrine için, özgürce savaşabileceği rakiplerin bulunduğu bir turnuva harika bir fırsattı ve bundan epey keyif alıyordu. Fakat hepsi, kendisi için bir abi gibi olan birinin yaramazlığı yüzünden son bulmuştu (kendisinin son derece ciddi olmasına rağmen…) — Yalnızca Hades ve diğer Cehennem Liderleri arasında yaşamış olan Verrine için, değerlerini kökten değiştiremez veya bir amaca tutunamazken eşsiz sayılabilecek bir turnuvaya katılımdan mahrum kalmak büyük bir darbe olmuştu. Hatta Hades’ten ayrılıp istediği bir yerde yaşamayı bile düşünmüştü. Ancak… ona karşı minnettarlık duyuyordu ama her şeyden öte kardeşi Balberith’i terk etmeye gönlü elvermiyordu.
Dahası, örgütten ayrılsa bile bu dünyanın en güçlü caydırıcı gücü olan terörle mücadele ekibi [DxD]’nin gözünü üstünden ayırmayacağı anlaşılıyordu. Şimdiye kadar [DxD]’nin karşısına dikilen herkes yenilgiye uğramıştı. Maou’nun oğlu ve hatta Tanrılar bile alaşağı edilmişti. Belki de Hades’ten ayrılırsa DxD onun da peşine düşerdi. Kendi içinde eğlenceli olurdu ama… Her halükarda Hades’in yanında kalsa bile onlarla savaşmak zorunda kalacaktı, bu yüzden pek de farklı bir şey olmayacak gibi görünüyordu. Balberith’in Meme Ejderhası’na tutulup kalmış olması da dahil olmak üzere, Verrine’in hâlâ mevcut konumunda kalmasını sağlayan şeyler bunlardı.
Avrupa ülkesinin kırsal bir kasabasındaki metruk bir evde (şu anki soruşturma yerleri), Azraillerle birlikte gümüş renkli insansıları araştırmaya devam eden Verrine’in kulaklarına bir mesaj ulaştı.
“[Verrine, buradan kuzeybatıdaki dağlarda bilinmeyen bir ışıltı tespit edildi.]”
“—. Anlaşıldı.”
Verrine her nedense her zamankinden farklı bir rapor geldiği için biraz sevindiğini hissederek oraya yöneldi. Belirlenen yere vardığında — dağlardaki açık alanda hem yerde hem de gece gökyüzünde ışık saçan bir doğa olayına yol açan devasa bir desen vardı. Bunun bir büyü çemberi olduğu sonucuna varamamasının sebebi… tamamen bilinmeyen bir desene sahip olmasıydı. Ne Şeytanlar ne Kuzey tanrıları ne de Büyücüler tarafından kullanılanlara benziyordu. Verrine doğar doğmaz zihnine kazınan doğaüstü güçler hakkında pek çok bilgiye sahipti ama yine de… Hayır, doğumundan bu yana henüz tecrübe etmediği pek çok şey de vardı, bu yüzden bilmemesi o kadar da tuhaf değildi. Ancak yanında duran Azrailler…
“[…Bu desen de ne?]”
“[İnsanlar tarafından yaratılan yeni bir şey mi? Yoksa bir Kutsal Emanet’ten mi kaynaklanıyor?]”
…Temkinli davranırken, Verrine’in sağduyusunun haksız olmadığı anlaşılıyordu.
O bunu düşünürken, gökyüzünde ve yerde süzülen desenin —büyü çemberinin (öyle olduğunu varsayarsak)— merkezinde çok daha parlak bir ışıltı patlak verdi. İnsanın gözlerini kaçırmak isteyeceği kadar yoğun bir ışık etrafı aydınlattı. …Yaklaşık on saniye sonra, gökteki ve yerdeki parıldayan büyü çemberi yok oldu ve onun yerinde, soluk bir aura yayarak gökyüzünde süzülen bir şey belirdi. Aura yavaşça yere doğru indi. Tetikte olan Verrine ve Azrailler o soluk auraya yaklaştılar. Aura giderek zayıfladı ve orada ortaya çıkan şey — yabancı giysiler içinde bir kız oldu. Bilinci kapalı görünüyordu. Görünüşü on altı veya on yedi yaşlarında bir insan kızını andırıyordu. Başında bir örtü vardı ve boynundan kolye ucu gibi bir şey sarkıyordu. …Görünüşü bir dinin din görevlisine benziyordu. Verrine onu tuttu ama kızın uyanacağına dair hiçbir belirti yoktu. O sırada Azraillerden biri konuştu:
“[Verrine. O gümüş renkli insansılardan çok sayıda olanının buraya doğru geldiğine dair bir rapor var.]”
Bunu duyan Verrine, tuttuğu kızın onlarla bir bağlantısı olduğundan anında şüphelendi. Bunu düşündüğü anda Verrine hızla yanıt verdi:
“Onu da yanımıza alıp şimdilik buradan ayrılıyoruz. Üst kademelerin karar vermesini sağlamak daha iyi değil mi?”
Diğer Azrailler de onayladı, böylece gizemli kızla birlikte oradan uzaklaşmaya karar verdiler —
