Ve ardından maç günü geldi—.
Gremory topraklarının kale kentinde yeni inşa edilen stadyuma ulaştık. Girişin önüne iki büyük bronz heykel yerleştirilmişti! Biri benim Boosted Gear Scale Mail zırhıma benzerken, diğeri Rias’ın Şalter Prensesi kıyafetine benziyordu! Aynen öyle, bu stadyum — [Meme Ejderhası Stadyumu]’ydu! Sadece Meme Ejderhası için yapılmıştı ve Meme Ejderhası’nın halka açık gösterileri ve diğer ilgili etkinlikler için kullanılacaktı. Şaşırtıcı bir şekilde bu yeni tiyatronun açılışı da bugün yapılacaktı. Rias’ın takımı ile benim takımımın karşı karşıya geleceğini öğrenen Gremory ileri gelenlerinin, stadyumun da o sıralarda tamamlanacak olması sebebiyle maçımızın yapıldığı gün açılması için turnuva organizatörleriyle görüştüğünü duymuştum.
Hyoudou Malikanesi’nin bodrumundaki belirli bir nakil odasından stadyumda kurulan nakil katına ışınlandık. Ünlü Meme Ejderhası ile Şalter Prensesi arasındaki dövüşe ev sahipliği yapacağı için stadyum tıklım tıklım doluydu. Tüm biletlerin birkaç saniye içinde tükendiğini duymuştum. Sadece bu da değil, stadyuma giremeyen çok sayıda heyecanlı hayranın dev ekranların bulunduğu stadyum çevresinde toplandığını da duymuştum.
Bu durum stadyuma normal yollardan girmemizi zorlaştırdı ve bu yüzden doğrudan stadyumun içine ışınlanmak zorunda kaldık. Her ikimizin de ailesi stadyumda olduğu için onlarla görüşmeye karar verdik. Rias’ın takımı onun ailesiyle görüşmeye giderken, benim takımım özel VIP odasında benim ailemle buluşmaya gitti. Annemle babamın maçımı izlemeye gelmesine çok sevinmiştim. Özellikle de ana tablodan sonra gelmeye karar veren anneme. Turnuvada da olsa oğlunun ve evlatlarının dövüştüğünü görmekten sahiden çok korkuyordu. Ancak ana tabloya kaldıktan sonra maçlarımı izlemek istediğini söylemişti. Ve ardından sözünü tutmuştu. …Ailem, Kötü Ejderha Savaşı sırasında Rias’ın ve benim gerçek kimliğimizi öğrenmişti. Bir İblis olarak reenkarne olduktan sonra bedenimin sadece bir insana değil, aynı zamanda bir Ejderhaya da ait olduğu gerçeğini biliyorlardı. Yine de annem ve babam hiç değişmemiş, beni oğulları ve Asia’yı da kızları olarak kalplerinin en derininden benimsemeye devam etmişlerdi. Onlara gerçekten çok minnettardım ve bu duyguları ne kadar dile getirirsem getireyim onlara yeterince teşekkür edemezmişim gibi geliyordu. Bu yüzden turnuvadaki maçlarımı izlemelerini her zaman istemiştim. Takım üyelerimle birlikte bekleme odasına girdiğimde (Bova minyatür formundaydı), babam ve annem bizi sıcak bir şekilde karşıladılar.
“Düşman Rias olsa bile maç yine de maçtır. Kazan Ise! Asia-chan ve diğerleri de çok pervasız davranmayın.”
Babam bana böyle söyleyince herkes [Evet!] diye yanıt verdi. Annem Asia’ya sarıldı ve endişeli bir sesle konuştu:
“…Asia-chan, lütfen dikkatli ol ve kendini incitme.”
“Anneciğim, turnuva stadyumunda tehlikeli hiçbir şey yok biliyorsun, değil mi?”
“Yine de değerli kızımın dövüştüğünü görmekten korkuyorum. Ancak bugün herkesle birlikte lütfen elinden gelenin en iyisini yap.”
“Evet anneciğim…”
Asia ve ailem birbirlerini gerçek anne-baba ve kızları olarak görüyorlardı. Bu tür sahnelerin ortamı ısıttığı su götürmez bir gerçekti. Annem ardından bana baktı:
“Senin maçını izlemeye geldim biliyorsun. O havalı tarafını göstermeyi sakın unutma.”
Gülerek yumruğumu havaya kaldırdım:
“Bana bırakın. Oğlunuzun nasıl kazandığını lütfen seyirci odasından izleyin.”
Ama sonra annem devam etti:
“Nişanlın olan kızı ağlatırsan seni fena azarlarım.”
“R-Rias’ın ağlayacağını sanmıyorum… ama aklımda tutacağım.”
Annemle olan konuşmamı duyan herkes bir anda kahkahalara boğuldu. Takımıma dönerek konuştu:
“Irina-chan, Xenovia-chan, Ravel-chan, Rossweisse-san, Elme-chan, Bova-kun, Roygun-san, Bina-san ve sonra Ise ile Asia-chan. …Lütfen elinizden gelenin en iyisini yapın. Elimden pek bir şey gelmese de sizi destekleyeceğim!”
[Evet!]
Herkes aynı anda onun sözlerine karşılık verdi.
—Aniden bekleme odasının kapısı açıldı. Orada bilimkurgu filmlerindekine benzer bir tulum giymiş bir adam belirdi. Tulumunun rengi maviydi ve ellerinin her birinde birer zırh eldiveni takılıydı. Görünüşüne bakılırsa benimle yaklaşık aynı yaştaydı. Yakışıklı bir yüzü vardı ama… etrafını gizemli bir aura sarıyordu. Babam ardından o adamı bize tanıttı:
“Aslında Ise, onu seninle tanıştırmayı düşünüyordum. Gezimiz boyunca bizim korumalığımızı yapacak kişi Kanzaki-kun. Yani bir korumadan bahsetmiştim, değil mi?”
Kanzaki denen adam bizi selamladı:
“Tanıştığımıza memnun oldum, adım Kanzaki Mitsuya. İblis Kralı Ajuka Beelzebub-sama tarafından Hyoudou çiftinin güvenliğini gözetmem istendi. Sizinle tanıştığıma sevindim.”
…Ajuka Beelzebub-sama’dan bu tür şeyleri duymuştum. Nerede oldukları bilinmeyen iki Longinus’un — Innovate Clear ve Telos Karma’nın kullanıcısı olduğu gerçeği gibi. Longinus’lara merakı olan Beelzebub-sama’nın şu anda onunla bir anlaşma yaptığını ve bu adamın tüm turnuva boyunca aileme eşlik edecek kişi olacağını duymuştum… Bu Kanzaki denen adam hakkında birkaç şey duymuştum ve bunlardan biri bana dikkatli olmamı söylüyordu—. Biri güçlü bir auraya bürünmüş olarak Kanzaki Mitsuya’ya doğru yürüdü.
—Nakiri’ydi bu. Kanzaki Mitsuya’ya dik dik baktı ve kışkırtıcı sözlerle konuştu. Nakiri Kanzaki Mitsuya’ya karşı açıkça düşmanlık saçıyordu. Dikkat etmem gereken şey… Nakiri ile Kanzaki Mitsuya arasındaki ilişkiydi.
“Kanzaki…”
Kanzaki Mitsuya Nakiri’nin tavrına sade bir selamla karşılık verdi:
“…Her zamanki gibi enerjiksin.”
Ailemin varlığını fark eden Nakiri, işlerin kontrolden çıkmaması için kendini kontrol etmeye çalışarak konuştu:
“Bir gün Momiji-chan’ı geri vermeni sağlayacağım…”
“Kaede… Hayır, Nakiri Momiji. Burada ona böyle sesleniliyordu ha?”
“Ondan bahsetmeye cüret bile etme. Telos Karma Momiji-chan’a ait…”
“Eninde sonunda onunla görüşebileceksin. Ancak oradan geri dönmek ister mi bilmiyorum. —Çünkü bu onun kendi tercihi.”
Ortam gerginleşirken Kanzaki Mitsuya devam etti:
“…Lütfen anlayış gösterin. O yer kendi yolunda ilerliyor. Orayı korumak benim görevim.”
Kanzaki Mitsuya bunu Nakiri tarafından kışkırtılmadan söyledi… Hayır, sanki bunu hepimize söylüyor gibiydi. Nakiri derin bir nefes alıp Kanzaki Mitsuya’dan uzaklaştı. Ardından ailemden kibarca özür diledi:
“Sesimi yükselttiğim için özür dilerim.”
Kanzaki Mitsuya da “Ben de öyle” diyerek başını eğdi. Sanırım sadece dik dik bakışma ve hafif bir atışmayla bitmesi iyi olmuştu? İkisinin arasında bir bağ olduğu açıktı ama kendilerini zapt edebilmelerine minnettardım. Bu olay yaşanırken turnuva görevlilerinden biri içeri girdi ve bize ve aileme haber verdi:
“Yarışmacılar, lütfen özel bekleme odasında bekleyiniz. Yarışmacıların yakınları benim tarafımdan seyirci odasına yönlendirilecek, bu yüzden lütfen hazırlanın.”
Görünüşe göre vakit gelmişti. Ailemin yanından ayrılarak bekleme odamıza doğru yürüdük. Ailemin bekleme odasından çıkarken Kanzaki Mitsuya’ya baktım ve bana anlamlı bir şekilde gülümsedi. Bu — Kanzaki Mitsuya ile ilk karşılaşmamdı. Her ne kadar bu yaşanmış olsa da maç — başlamak üzereydi!
