*
189. Gün
Bugün özellikle bahsedeceğim bir şey yok.
Yeniden inşa çalışmaları sessizce ilerledi ve bunun sonucunda malikanenin dükkan kısmı tamamlanmaya yaklaştı.
Bu gidişle yarın tamamlanmış olacak. Birinci katın büyük bir kısmı hâlâ çalışma gerektirse de dükkan yalnızca küçük bir parçasını oluşturduğundan, ürünlerimizi sergilemeyi bitirdiğimde yine de iş yapmaya başlayabilmeliyiz.
187. Gün
Sabah başladığımız çalışma öğleden kısa bir süre sonra tamamlandı.
Basitçe söylemek gerekirse, mevcut planımız dükkanın bir kısmının süpermarket olarak hizmet vermesini sağlamak.
Dükkanın yaklaşık elli metre uzunluğunda, kırk metre genişliğinde ve yedi metre yüksekliğinde bir yapıya dönüştüğü göz önüne alınırsa, bu kadar geniş bir alanda pek çok mal sergilenebilir.
Bulunduracağımız temel mallardan biri, Büyük Orman’dan gelen sebzeler, Siyah İskelet kemikleri ve benzeri gibi simyada kullanılan çeşitli malzemeler olacak.
Büyük tencereler ve keskinlikleri ile kesme yetenekleri hızlıca yıpranmayacak mutfak bıçakları gibi evde kullanılacak pişirme kaplarına da sahip olacağız.
Hava taşımacılığını kullanarak ≪Çiftliklerimizde≫ yetiştirilen taze sebzeleri,
Siyah Fomorian eti gibi çok çeşitli diğer malzemelerle birlikte Kraliyet Başkenti’ne getireceğiz.
Ayrıca Kanami-chan ve diğerlerinin tasarladığı kıyafetlerin yanı sıra Cüceler ve Leprechaunlar tarafından yapılan silah ve zırhlara da sahip olmayı planlıyoruz.
Ek olarak, yapmak için kendi ipliğimi kullandığım, kesilmeye karşı dayanıklı pahalı iş eldivenleri ve makas gibi günlük ihtiyaç maddelerimiz de olacak.
Ürün listemiz bu tür eşyalardan oluşacak.
İlk başta, fiyatlarımızın son derece makul bir seviyede tutulduğu ve buraya gelen birinin ihtiyacı olan hemen her eşyayı temin edebileceği algısını yayarak düzenli müşteriler edinmek istiyorum.
Ancak en nihayetinde, çeşitli dükkanları çekmek ve işi büyük ölçekli bir alışveriş merkezine dönüştürmek istiyorum.
Her neyse, dükkan aşağı yukarı bu şekilde tamamlandı.
Kısa bir değerlendirmeden sonra, dükkanın büyük açılışının üç gün sonra olmasına karar verdik.
Bu konuda endişeli hissetsem de şimdilik bu dükkanı işletmeye çalışacağım. Amacına hizmet etmiyorsa, sanırım her zaman değişiklikler yapabilirim. İş başarısız olsa bile, paralı askerlik çalışmalarımıza devam edebileceğimiz için yine de geçinebileceğiz.
Erkek Fatma Prenses harekete geçerse müşterilerimizin arasında soyluların da yer alacağını hesapladım, bu yüzden küpeler aracılığıyla dükkanın açılacağı günü ona hemen bildirdim.
Tek endişem Birinci Kraliçe’nin de muhtemelen gelecek olması. Pekala, bu kötü bir şey olmamalı… muhtemelen.
188. Gün
Bugün tadilatı ustabaşına ve diğer zanaatkarlara bırakıp ≪Solitude≫ üyeleriyle birlikte Kraliyet Başkenti’nden ayrıldım.
Onları iki sıra halinde dizdim ve başkentten yaklaşık bir saatlik yürüme mesafesindeki bir ormana doğru hızla ilerledik.
Ellerinde kılıçlar ve kısa mızraklar gibi şeyler, sırtlarında yiyecek ve tıbbi malzeme dolu sırt çantalarıyla hafif deri zırhlar giydikleri düşünülürse, ≪Solitude≫ üyeleri -elebaşı gibi bazıları hariç- eskiden olsa anında bitkin düşerdi.
Ancak beslenme alışkanlıkları geliştiği ve savaşla ilgili meslekler edindikleri için, beden güçlendirme efsunlarının da yardımıyla gerçek savaşı kıl payı göğüsleyebilecek noktaya geldiler. Vardığımızda yorulmuş olsalar da tek bir üye bile geride kalmamıştı.
Vardıktan sonra, nefeslenebilmeleri için hepsini yaklaşık bir dakika dinlendirdim. Ardından onları dörder kişilik partilere ayırdım, ormanın dış kısımlarında canavar avlamaya gitmelerini söyledim ve uğurladım.
Elli kişi olduklarından on iki grup oluşturabildim, ancak bunu yaptıktan sonra geriye iki kişi kaldı. Kalan iki kişinin, yani grup lideri ile onun küstah ikinci komutanının (ki kendisi kızdır), Auro ve Argento ile takım oluşturmasına karar verdim.
Ormanın dış kısımlarına yüksek seviyeli canavarlar gelmediğinden, onlara daha derinlerde de avlanmalarını söyledim.
Auro ve Argento yanlarında olduğu sürece, birkaç Hind Bear rütbesinde canavar ortaya çıkmadığı sürece sorun olmayacaktır. Yanlarında küpeler de olduğu için her halükarda ölmeyeceklerdir.
Gerekirse gidip onları kurtarmam yeterli olur. Herkesin dönmesini beklerken, ormanın dışında Kırmızı Saçlı ve Kanami-chan ile antrenman yaptım.
Akşam herkes geri döndü.
Birçoğu irili ufaklı çeşitli yaralar almış olsa da bazıları görmesi özlem uyandıran Boynuzlu Tavşanlar ve Zırhlı Tanuki avlamayı başarmıştı. Başka bir grup bir İblis Örümceği’nin birkaç bacağını koparmış, ancak hemen ardından bir tür kurt canavarı tarafından çalınmıştı. Bazıları, lezzetli olan ancak bir şey yaklaştığında topraktan çıkıp saplanan kökler olan 【Dikenli İncir Ağacı Kökleri】 gibi şeyler toplamıştı. Soluyanların uykusunu getiren pullar yayan bir tür güve olan Uyku Güveleri avlayanlar da vardı. Şaşırtıcı bir şekilde, ellerinden gelenin en iyisini yapmış gibi görünüyorlar.
Yine de beklediğim gibi, en iyi sonuçları alan grup Auro’nun grubuydu.
Aşağıdakiler gibi yaratıkları haklayarak diğer gruplara adeta üstünlük sağladılar:
Domuz kafaları ve şişman bedenleriyle Orklar.
Büyüleyici bir etkisi olan bir koku yayarak rakiplerinin kafasını karıştıran büyük, çizgili bir kedi olan Dire Looklar.
Kendine has gri pullara sahip olan ve kaba baltalar kullanan Gri Kertenkeleler.
Pekala, onlar için pek endişelenmiyordum zaten.
İkisini de övdüm ve başlarını okşadım. Sanki gıdıklanıyor gibi olsalar da bundan nefret ediyor gibi görünmüyorlardı.
Sonrasında tüm malzemeleri ve ganimetleri Eşya Kutuma topladım ve
bir İskelet Çıyan kullanarak geri dönmek üzere yola çıktık.
Çocukların çoğu uyuyakaldığı için dönüş yolculuğunda acele etmedik. Bütün gün ormanda koşturmaktan kan ve ter kokuyorlardı, bu yüzden Kraliyet Başkenti’ndeki malikaneye döndüğümüzde ilk işim onları banyoya sokmak oldu.
Banyodan sonra, avladıkları avları malzeme olarak kullanarak her gruba özel yemekler hazırladım. Daha çok avlananlar daha görkemli yemekler yediği için, bu gelecekte onları motive etmeye yardımcı olmalı.
Bu onlara şu mesajı verdi: “Daha iyi bir şey yemek istiyorsanız, o zaman bunun için daha çok çalışın.”
Basit ve etkili.
188. Gün/Yan Hikaye: Elebaşının Bakış Açısı (Parabellum’un [Solitude] Birliği’nin gelecekteki komutanı)
Daha son zamanlara kadar geleceğe dair hayallerim yoktu. Ne de olsa, sadece bir gün yetecek kadar yiyecek bulmak bile zordu ve başkent her geçen gün soğudukça bu daha da zorlaşıyordu.
Dün konuştuğun birini sabah ölü bulmak olağan dışı bir şey değildi; hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapmamın sebebi de buydu. Ancak, bu mantıksız yaşam tarzının bir sınırı vardı ve bunu acı yoldan öğrendim.
Yaşamak için çaldık, yakalandık ve bir ara sokağa sürüklenip birkaç yetişkin tarafından dövüldük. Acımasız tekmeler bütün vücuduma indi. Her şeyin bitmesini beklemekten başka çarem yoktu. Her şey bitmeden öleceğimi sandım. Ancak, belki de bir önceki gün lağım suyuyla yıkandığım için pis koktuğumdan, dayak her zamankinden daha erken bittiğinde şansım yaver gitti. Dayaktan ölmedim. Bütün vücudum acısa da henüz ölmedim. Fakat diğerleri gibi ölmem çok sürmeyecek.
Ancak o gün kaderim 180 derece döndü.
Lezzetli yiyecekler var. Uyumak için güvenli bir yer var. Yıkanmış güzel kıyafetler var. Kendimizi savunmak için silahlar var. Ve her şeyden öte, bize koruma sağlayan biri var.
Rüya gibiydi, tabii hiçbir şey karşılıksız gelmedi. İhtiyaç duyulan şey biz kendimizdik. Bize söyleneni yapmamız, verilen rollerimizi yerine getirmemiz istendi.
Bize verilen günlük eğitim zordu. Yeterince yiyecek bulamamış olan bizler için eğitim neredeyse dayanılmazdı. Ama dayandık. Dayandık, dayandık ve dayandık; dişlerimizi sıkıp eğitime devam ettik. Ve sonuçları göreceğimiz gün geldi.
Başkentten bir saatlik yürüme mesafesindeki ormanda. Bugün oraya doğru yola çıktık. Bu sefer Komutan da bizimleydi, herkes gaza gelmişti. Komutan bizim kurtarıcımızdı. Komutan olmasaydı yarımız ölmüş olurdu.
Komutan’la ilk karşılaştığımızda korkunçtu ama buranın sıcak bir yer olduğunu anladığımızda, başka bir yer hayal edemez olduk. Diğerlerinin ne düşündüğünü bilmiyorum ama en azından ben bu sıcak yeri korumak istiyorum. İşte bu yüzden bize nasıl yaşayacağımızı öğreten, bize ait bir yer veren Komutan’ın gücü olmak istedim. Ne kadar küçük olursa olsun, hiç yoktan farksız bir şey bile olsa bir faydamın dokunmasını istedim. İşe yarar biri olmak istedim.
Bu duygularımı bir kez daha teyit ederken Komutan’ın talimatlarıyla dörder kişilik partiler oluşturup ormanın derinliklerine daldık.
Eğitimlerimizde bize öğretilmiş olsa da alışkın olmadığımız ormanda yürümek zordu. Üstelik ortaya çıkan canavarlar acımasızca canımıza kastetti, bu çok korkutucuydu. Gardımı düşürürsem titremeye başlayacağımı sandım. Yine de cesaretimi toplayıp kısa mızrağımı öne savurdum. Saldıran canavarın —Bıçak Tavşanı’nın— kürkünün yarılması, delinen kaslar ve yırtılan organlar benzersiz bir his verdi. Ve mızrak şans eseri kalbini delip geçtiğinde, yaşamın akıp gitme hissini duyumsadım.
Can çekişen Bıçak Tavşanı’na bakarken hissettiğim şey bir canı çalmanın suçluluğu değil, aksine güçlü bir başarma duygusuydu. Zayıf olan ve yalnızca kullanılmaktan ibaret olan benim güçlendiğime dair kesin bir histi.
Yavaş yavaş ama kararlı bir şekilde güçleniyordum. Hâlâ uzak bir hayal olsa da bir gün Komutan’a yararlı olmak istiyorum. Hedefim bu. Bu yüzden şimdilik her seferinde tek bir canavarı öldürmeye odaklandım.
Olağanüstü bir sonuç değil ama yol hâlâ uzun. Eskiden sahip olmadığım bir hayal buldum ve artık yapmak istediğim pek çok şey de var.
O zamanki çaresizlik sanki şimdiden bir anıymış gibi geliyor. Şu anda sadece tek bir amaçla ileriye doğru yürümem gerekiyor.
İnanan adayı. Geleceğin yöneticisi adayı. Lütfen bu çocuğu yetiştirirken dikkatli ol.
Gelecek için umut vaat eden bir güç güvenceye alındı. 189. Gün
Bugün de dekorasyon işlerini ustabaşına ve diğer zanaatkarlara bırakarak sabah Kanami-chan ile birlikte Kraliyet Başkenti’nden ayrıldım.
Ardından, klonlarımın doldurduğu zihinsel haritayla, henüz gitmediğim bir yer olan Labirent Şehri “Akvaryum”a doğru uçtuk.
Akvaryum, Kraliyet Başkenti’nden ve Kuuderun Büyük Ormanı’ndan uzakta, bir İblis İmparatoru tarafından yönetilen Atarakua İblis İmparatorluğu’nun sınırlarına yakın bir konumdadır; bundan sonra buraya sadece İblis İmparatorluğu diyeceğim. Çok uzakta olduğu için Büyük Orman’da büyüyen üyelerimizden hiçbiri daha önce orada bulunmamıştı.
Akvaryum’u tanıtmaya geldiğinde söyleyeceğim ilk şey,
orada bir 【Tanrılar Çağı Zindanı】 bulunduğudur.
【Tanrılar Çağı Zindanları】’nın yüksek zorluk derecesi, şimdiye kadar girdiğimiz 【Türetilmiş Zindanlar】 ile kıyaslanamaz bile. Yine de bu Labirent Şehri, şimdiye kadar bulunduğum en hareketli yerler arasında.
【Tanrılar Çağı Zindanı】’ndan toplanan özel 【Kutsal Emanet】 seviyesindeki eşyalar diğer zindan eşyalarından daha değerlidir; yine de üstünde eşsiz zırhlar taşıyan macera pırtılarına ara sıra rastlayabildim.
Zorluğu yüksek olduğu için buraya meydan okuyan maceracıların seviyesi de buna uygun olarak yüksek görünüyor. Aralarından bazılarının 【İlahi Koruma】’sı olduğundan, birçoğu oldukça iştah açıcıydı.
【Tanrılar Çağı Zindanları】 konusuna dönersek, bu zindan özellikle 【Kaynak Suyu Yarı Tanrısı】 tarafından yapılmış ve 【Yarı Tanrı Derecesi】 zindan olarak sınıflandırılmıştır. Ona verilen isim
【Kaynak Suyu Şelale Havuzu, Akvaryum Forlia】’dır.
Zindanın temel özelliklerinden biri, yer altı katlarından oluşmasıdır. Ayrıca tuzaklarının çoğu su bazlıdır ve orada ortaya çıkan canavarlar esas olarak element, balık ve kabuklu deniz canlıları türündendir.
Son kat elli kat aşağıdadır ve zindanın uzun tarihinde o kata ulaşıp bölüm sonu canavarını başarıyla öldüren maceracıların hikayeleri çok azdır.
Çoğu, belirli bir katta yer alan bölüm sonu canavarını yenebilecek kapasitede değildir. Bu durum daha derine inmelerini engellediğinden, bu insanlar eşya toplamak ve günlük nakit geliri elde etmek için her gün zindanın üst katlarına giriyor gibi görünüyor.
Bu arada, henüz bahsetmemiştim ama 【Tanrılar Çağı
Zindanları】’nın da dereceleri vardır.
En yüksek zorluk derecesine sahip 【Büyük Tanrı Derecesi】 zindanlara gelince, çoğu 【Kahraman】 ve 【Yüce Kahraman】 bunlardan birine meydan okusa daha birinci katta yok edilirdi.
Geride kalan az miktardaki bilgiye göre, dünyada bunlardan sadece beş tane var ve içlerindeki önemsiz yaratıklar temel olarak Wyvern’lerle aynı seviyede görünüyor. Ayrıca, önemsiz yaratıklar oldukları için sayıları da oldukça fazla.
Ne kadar korkunç.
【Tanrı Derecesi】, zorluk açısından bundan bir önceki derecedir. Zor olsa da bu zindanlar bir şekilde
【Kahramanlar】 ve 【Yüce Kahramanlar】’ın içine inebileceği türden yerler gibi görünüyor. Bununla
birlikte, genellikle kat canavarları tarafından öldürüldükleri anlaşılıyor, bu yüzden içlerinde gardlarını düşüremezler.
Sonra, 【Tanrılar Çağı Zindanları】’nın en kolay derecesi olan 【Yarı Tanrı Derecesi】 var.
Son derece tedbirli olurlarsa, sıradan insanların bile bir şekilde bunlara inmeyi başarabildiği görülüyor. Ancak, 【Türetilmiş Zindanlar】’ın taşıdığı risk miktarı
hâlâ 【Yarı Tanrı
Derecesi】 ile kıyaslanamaz.
Dikkatsiz davranırlarsa yüksek seviyeli insanlar bile bu zindanlarda acımasızca öldürüldüğünden, buralara giren pek fazla kişi yok.
Ancak gözü kara olan ve bu zindanlara girmeye devam edenler için, her şey yolunda giderse tek seferde büyük miktarda para elde edilebilir.
Her neyse, işin özü bu.
Neyse, sokak tezgahlarındaki ve dükkanlardaki mallara göz atarken
bir yandan da bilgi topladım. Zindana girmiş olsam da tamamen ele geçirmek istiyorsam epey çaba sarf etmem gerekecek gibi görünüyor.
Bu sefer sadece gidip birinci katı ağırdan alarak keşfettim. Bazı yönlerden tapınağı andıran görkemli bir iç mekana sahip uzun ve geniş bir geçit vardı ve zemin ayak bileklerime kadar soğuk suyla kaplıydı. Bu durum insanın vücut sıcaklığının sürekli düşmesine neden oluyor. Ayrıca sadece yürüyerek bile normalden daha fazla dayanıklılık tüketeceklerdir.
Dahası, zindan içindeki canavarları yaklaşık 2 derece güçlendirerek beklediğim gibi onları çok çetin hale getiriyor.
Yine de her şey çok iştah açıcı olduğu için zindanı biraz daha keşfetmeye karar verdim.
Sonuç olarak aşağıdakileri elde ettim:
Akan suyla sarılmış küre şeklinde mavi bir çekirdeğe sahip yirmi üç İyolit Elementali. Kullanabileceği en büyük Su sistemi büyüsü üçüncü kademe büyüdür.
Yaklaşık Goblin büyüklüğünde on sekiz Zırhlı Makas Adam. Normalde zeminde kamuflaj halinde yatarlar, ancak yaklaşanları kabuklarıyla yakalayıp kesmeye çalışmak için yukarı fırlarlar. Kabukları çelikten daha güçlüdür.
Yaklaşık altmış santimetre uzunluğunda ve kurşun kadar ağır, piramit şeklinde karakteristik bir kafaya sahip kırk yedi Mermi Balığı. Havada sudaymış gibi yüzerler ve av tespit ettiklerinde saatte yaklaşık 130 kilometre hızla üzerine atılırlar.
Yaklaşık iki metre büyüklüğünde, Zırhlı Makas Adamları bile çiğneyebilecek güçlü dişlere sahip devasa balıklar olan sekiz Dirotonis. Metal zırh gibi sertleşmiş pullu bir kabukları vardır.
Yaklaşık büyük bir köpek büyüklüğünde beyaz kurbağalar olan on Su Sıçrayıcısı. Bir balığın kuyruğuna ve yüzgeçlerine sahiptir, bu da sanki kanat çıkarmış gibi görünmesini sağlar.
Özetle bu kadar.
Çeşitli canavarlardan elde ettiğim eşya düşüşlerine ek olarak zindanda toplanabilecek ham maddeleri de toplayabildiğim için içim ısındı.
Sadece birinci katı öylesine keşfederken canavar avladığımı ve bunun sonucunda yaklaşık bir milyon altın para elde ettiğimi söylesem anlaması daha mı kolay olurdu?
【Tanrılar Çağı Zindanı】’nın nimetlerini gördükten sonra, buranın oldukça iyi para kazanabileceğim bir yer olduğuna eminim.
Alacakaranlıktan önce eve dönmeye karar verdim, bu yüzden şehirden çıkarken hediyelik eşya olarak biraz büyü metali ve yerel malzemeler satın aldım.
Gökyüzünde uçarsam kaşla göz arasında eve varabildiğim için, gelecekte bir tür hava taşımacılığı geliştirmek istiyorum.
190. Gün
Bugün dükkanın açılış günü. Açılış saati: Sabah 09:00.
Erkek Fatma Prenses zaten oradaydı ve yüzünde zafer kazanmış bir ifadeyle 『Geldim!』 diye haykırdı. Dışarısı kar yağacak kadar soğuk olmasına rağmen üç saattir orada bekliyormuş. Dürüst olmak gerekirse, aptalın teki.
Onu sıcak tutacak kaliteli kışlık giysiler giymişti ama hâlâ genç. Dışarıda dikilmesine izin verirsem büyük ihtimalle şifayı kapacak.
Bir anlık şaşkınlık yaşasam da onu dükkanın girişinin yakınında kurduğum küçük bir ikram
köşesine götürdüm ve sıcak çay ikram ettim.
Birkaç dakika sonra Birinci Kraliçe, Karanlık Kahraman ve hizmetkarları da vardı.
Bana şöyle bir baktıklarında bir an omurgamdan aşağı bir ürperti indi, ama şimdilik bunu düşünmemeye çalışıyorum.
Sabahın bu erken saatinde ilk gelenin kendisi olduğunu sandığından, Birinci Kraliçe’nin Erkek Fatma Prenses’in zaten orada olduğunu görünce anlık olarak takındığı o canı sıkkın ifade derin bir iz bıraktı.
Normal bir ebeveyn ve çocuk gibi atışıp duruyorlardı, ancak tasasız havaları bunun ciddi bir şey olmadığını ve aslında birbirleriyle iyi anlaştıklarını gösteriyordu.
Böyle bir olay yaşanmasına rağmen açılış sorunsuz bir şekilde gerçekleşti. Bu durum bir haftalık açılış indirimiyle de birleşince beklediğimden daha fazla ziyaretçimiz oldu.
El ilanı dağıtmak gibi yöntemlerle neredeyse hiç reklam yapmamış olsak da Erkek Fatma Prenses soylularla, ustabaşı da halkla konuşmuş gibi görünüyor.
“Beklenmedik bir şey ama reklama para harcamamama rağmen tanıdıklar sayesinde bundan geçimimizi sağlama şansımız var gibi görünüyor,” diye düşünürken, soylular ile halkın aynı yerde toplanmasından kaynaklanan bazı sorunlar yaşandı.
Ancak sorunlar konuşularak tatlıya bağlanmış gibi görünüyor.
Yine de ne olduğu hakkında konuşmaya zahmet etmeyeceğim, zira bahsedilmeye değmez.
Her neyse, Kadın Samuray’a gelince, bu sefer bir satış elemanı olarak beklenmedik bir başarı sergiledi.
Anlaşılan bu dünyaya gelmeden önce yarı zamanlı olarak benzer bir işte çalışmış, bu yüzden bu tür işlere alışkındı. Bunun yanı sıra, birkaç yıldır bu dünyada yaşayarak edindiği deneyim, diğer insanların zihinlerinin inceliklerini kavrama ve hızlıca yanıt verme konusunda onu yetkin kılmıştı.
Yalnızca onun savaş gücünü ve Öteki Dünyalı radarını hesaba kattığımdan, beklenmedik bir cevher bulmuşum gibi görünüyor.
Bu iş için biçilmiş kaftandı, ben de ona “Kraliyet Başkenti Dükkan Müdürü” unvanını verdim.
Bana buruk bir gülümseme verdi, ancak unvan maaş artışı gibi ayrıcalıklarla geldiği için çok çalışmasını istiyorum.
Biraz sorun yaşansa da ilk gün bu şekilde sona erdi.
Düşündüğümden daha popüler olduğu için, beklenmedik şekilde bizim için doğru olan şey bu olabilir. Demirci-san’a gelince, bu tür bir işi ilk kez yapıyor olsa da muhasebe onun güçlü yönü gibi göründüğünden, bundan sonra bu işi onun halletmesini sağlayacağım.
Ancak temsilcimiz ben olduğum için gelecekte yeni mallar ve taktikler düşünmem gerekecek. Bunları planlarken bir yandan da dün zindandan getirdiğim avları pişirip yedim ve ardından yatmaya gittim.
Bir şey daha. 【Tanrılar Çağı Zindanı】’ndaki zindan canavarları çok lezzetliydi.
Çiğ yediğimde neredeyse dilimin üstünde eriyorlardı ama pişirdiğimde daha da lezzetliydiler.
Sadece 【Yarı Tanrı Derecesi】 zindanları değil,
【Tanrı Derecesi】 olanları da keşfetmeliyim.
Ağan salyalarımı silerken düşünüyordum, “Bir gün… 【Büyük Tanrı Derecesi】 zindanlar.”
Bugün geleceğe dair net bir hedefe karar verdiğim gündür.
