Sabahı eğitimle geçirdik. İlk başladığımız zamana kıyasla, diğer goblinlerin durumu şimdiden gözle görülür şekilde düzelmeye başlamıştı. Goblinler hızlı büyüdüğü için yoğun bir eğitimin kısa sürede onları ciddi anlamda değiştirebildiği anlaşılıyordu. Ya da belki de bu sadece bir hayatta kalma meselesiydi; çabuk uyum sağlamayanlar elenip gidiyordu.
Öğleden sonra avlanmaya çıktık. Av ganimetimiz on gece engereği, on dört zırhlı rakun köpeği ve beş kobolddan oluşuyordu; genel olarak harika bir avdı, muhtemelen gelişen ekipmanlarımız sayesindeydi. Arbaletin güçlü atışlarına ve zehirli okların seri ateşine güvenen Gobmi’nin uzaktan yaptığı isabetli atışlar artık yıkıcı bir güce ulaşmıştı. Gobkichi ile ben ona siper olduğumuz için düşmanlarımız yanımıza bile yaklaşamıyordu. Gobkichi’nin yüksek savunması ve savaş baltasının güçlü savruluşları ekibimizi daha da korkutucu bir hale getirmişti.
Yetenek dağarcığım, aldatıcı saldırılarım ve Gobkichi ile Gobmi’ye verdiğim emirler sayesinde koboldlar artık bizim için dert olmaktan çıkmıştı. Bu noktada, sayıca bire iki üstün olsalar bile kazanmayı başarabilirdik. Şahsen yeteneklerimi güçlendirmek için daha fazla ork avlamak istiyordum ama o son karşılaşmadan beri tek bir tane bile görmemiştim.
Bulduğum kitapları okumaya başlamak için mağaraya her zamankinden daha erken döndüm. Büyücü mesleğinin kilitlerini açmış olmak harikaydı, bir hobgoblin varyantına dönüştükten sonra mana kapasitemin ciddi oranda artması da öyle. Yine de temel olarak büyünün ne olduğu ya da nasıl kullanılacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kısacası, büyülü yeteneklerin hiçbirinden fiilen yararlanamıyordum. Bu yüzden Büyücülüğe Başlangıç Rehberi: Temel Büyü Özeti (Cilt 2) kitabının üzerine kapanmış, dikkatle inceliyordum.
Dürüst olmak gerekirse, bayağı zahmetli bir iş olduğu ortaya çıkıyordu. Bu kitabı okumak bazı zorlukları da beraberinde getiriyordu; özellikle de ortadan başladığı ve temel konulara değinmediği için. Keşke… keşke en azından bir kez canlı bir gösterim görebilseydim!
Tabii ki etrafta bu çaresiz yakarışımı duyacak kimse yoktu. Zaman durmaksızın akıp gitmeye devam etti.
