Overlord Cilt 9 – Bölüm 15 / Başka Bir Savaş (4. Kısım)

Başka Bir Savaş (4. Kısım)

Ay ışığının aydınlattığı çayırın ortasında bir kamp vardı. Gerçi ortada ne çadır ne ahşap çit ne de kampa benzer başka bir şey bulunuyordu; buraya gerçekten kamp denebilir miydi? Belki de çayırın ortasında bir ordu bulunduğunu söylemek daha doğru olurdu.

Askerlerin çoğu, yüzlerinde ağır bir yorgunlukla yere uzanmıştı.

Nefeslerini beyazlatacak kadar soğuk bir kış gecesinde, yatacak bir şey olmadan uyuyabilmelerinin nedeni tükenmiş olmalarıydı. Bir adam, atılmış bez bebekler gibi yatan askerlerin arasında yürüyordu.

Bu adam, yenilen ordunun komutanı Barbro’ydu.

Hayatta kaldığı için kendini şanslı mı saymalıydı, yoksa böylesine güçlü bir düşmanla karşılaştığı için şanssız mı?

Carne’de ansızın ortaya çıkan büyük goblin ordusu güçlü bir düşmandı; hayır, karşı konulamayacak kadar güçlüydü. Çarpışmanın sonucunda Barbro’nun kuvvetleri bir anda bozguna uğramış ve düzensiz biçimde kaçmaktan başka çare bulamamıştı. Askerleri eriyip gidiyormuş gibi hızla azalmıştı.

Bu goblinler nereden geldi?

Bunu öğrenmek istiyordu.

Aklına gelen olasılıklardan biri, goblin ordusunun Büyük Tob Ormanı’nda devasa bir krallık kurmakta olduğuydu. Böyle bir grubun güneye inmiş olması en inandırıcı açıklamaydı.

Onunla birlikte kaçan soylular da aynı sonuca varmış görünüyordu. Kaçış boyunca Barbro’yu teselli etmişlerdi.

Şansımız kötüydü.

Onlar goblinlerin en seçkinleri olmalı.

Yalnızca bu goblinlerin haberini götürmek bile önemli bir başarı.

“Ne aptalca…”

Barbro yumruklarını sıktı.

Yenilgi yenilgiydi. Goblinler gerçekten güçlüydü. Onlarla savaşan herkes, Barbro’nun elinden hiçbir şey gelmeyeceğini anlardı.

Fakat gerçeği bilmeyenlerin gözünde Barbro, goblinlere yenilmiş prensten başka bir şey değildi. Kesinlikle alay konusu olacaktı.

“Kahretsin! Kahretsin! Kahretsin!”

Midesindeki acı sıvı boğazına kadar yükseldi. Askerler kadar yorgun olmasına rağmen tek başına uyuyamamasının nedeni buydu.

Gözlerini her kapattığında, saraya döndüğü zaman kendisini bekleyecek alaycı sözleri ve kahkahaları duyuyordu.

Barbro’nun savaşı sona ermişti. Ordusu Katze Ovaları’na gidip İmparatorluk’a karşı savaşa katılabilecek durumda değildi.

Tam o sırada birinin varlığını hissetti. Bu, yerde yatan adamlarından değil, kaçıp geldikleri yönden geliyordu.

Geride kalıp şimdi yetişen biri miydi, yoksa saldırmaya gelen bir goblin birliği mi?

Barbro çarpan kalbiyle bakışlarını o yöne çevirdi, fakat bir sonraki anda şaşkınlıkla yüzünü buruşturdu.

Kadın fark edildiğini anlamış olmalıydı; bir elini kaldırıp rahatça selam verdi.

“Selam.”

Bu çayırın ortasına nereden gelmişti? Yalnızca yirmi metre kadar ötede, yüzündeki gülümseme ancak masum diye tanımlanabilecek eşsiz güzellikte bir kadın duruyordu. Bir şehirde karşılaşsalar dönüp bir daha bakardı. Fakat burası bir çayırın ortasıydı; yakınlarda bir köy bile yoktu.

En tuhafı da giydiği kıyafetti. Hizmetçi üniformasına benzeyen bir şey giymişti.

Kadın silahlı olsaydı bir maceracı olduğunu düşünebilirdi. Fakat böyle bir şey mümkün değildi.

Bir canavar mı?

Bu düşünce bir anda aklına geldi. Bazı canavarlar olağanüstü güzellikte görünürdü; periler bunun en bilinen örneklerindendi. Yine de neden hizmetçi üniforması giydiğini anlayamıyordu.

“Selam. Oynamaya geldim! Bir dakikan var mı?”

Onunla alay ettiği açıktı.

“Sen kimsin?” diye çıkıştı ve bir elini belindeki kılıca götürdü.

Bu oldukça yetersiz bir soruydu. Fakat karşısındaki kadının kim olduğu hakkında gerçekten hiçbir fikri yoktu. Varlığı o kadar akıl dışıydı ki nereden başlayacağını bilemiyordu.

“Ben Lupusregina. Ainz-sama’nın hizmetçilerinden biriyim.”

Elini yine kaldırıp salladı. Ne tuhaf kadın. Ardından söylediği sözlerin anlamı Barbro’nun zihnine ulaştı.

“N-ne?” Barbro öyle şaşırmıştı ki yakındaki askerleri uyandırmayı unuttu.

“Neyse, ee, bunu geçelim. Zor zamanlar geçirdiniz, değil mi? Ama size yapılan da bayağı kötüydü. O koca goblin ordusuyla savaşmak hiç adil değildi. Gerçekten, En denen insanın arkasında durup izliyordum da bir anda o kadar goblin çıkınca şaşkınlıktan çığlığı bastım! Kim bilebilirdi ki? Ha-ha-ha-ha!”

Lupusregina’nın kahkahası yapmacıktı.

Bu açık bir kışkırtmaydı ama Barbro şu anki hâliyle buna dayanamadı.

“Öyleyse buraya ne için geldin?!”

Haykırışı üzerine arkasında bir hareketlenme oldu.

Saldırmak için geldiyse çok tuhaf davranıyor. Kendini bize göstermesinin hiçbir anlamı yok. Yoksa bütün bunlar dikkatimizi çekmek için kurulan bir plan mı? Bakışlarımızı ve kulaklarımızı ona çevirdikten sonra başka biri arkadan gizlice saldıracak olabilir mi?

Hayır, ben en büyük prensim. Oldukça değerliyim.

Şanslıysam görüşme yaparız. Değilsem rehin alınırım.

Gerçi görüşme beklemek biraz fazla iyimser olur. Kesinlikle esir alınacağım.

Barbro tahtın yine kendisinden uzaklaştığını hissetti.

Yine de o köydeki devasa goblin sayısı hakkında hiçbir bilgi vermeden kendisini buraya gönderen üst düzey kraliyet danışmanları suçun en büyük kısmını üstlenebilirdi.

Esir alınırsam Ainz Ooal Gown’la görüşme fırsatı bulurum. Belki Krallık’ın dörtte birini ona verip beni kral yapmak için iş birliği önermek kötü bir fikir değildir.

Belki bu felaketten bir fırsat doğar.

Barbro’nun aklından geçenler bunlardı.

“Ah, burada bulunmamın tek bir nedeni var.” Bir nefeslik ara verdikten sonra açıkladı. “Hepinizi öldürmeye geldim.”

Barbro birkaç kez gözlerini kırptıktan sonra haykırdı. “Ne?! Sen neden söz ediyorsun?! Benim kim olduğumu biliyor musun?! Ben Re-Estize Krallığı’nın en büyük prensi Barbro Andréan Yeld Ryle Vaiself’im!”

Lupusregina iç çekti. “Ama sen yalnızca bir insansın, değil mi? Yanılıyor muyum? Bizim gözümüzde bu seni değersiz kılıyor. Ah, ama prens olduğunu biliyorum.”

“Öyleyse… Ah, anlıyorum. Benim dışımdaki herkesi öldüreceğini mi söylüyorsun? Bunun iyi bir fikir olduğunu söyleyemem. Beni rehin alsan bile durumu kral olan babama anlatması için birini bırakmak zorundasın. Aksi hâlde görüşmelerin daha da zorlaşır.”

Lupusregina şaşkın görünerek başını yana eğdi. “Hayır, hayır. Sen neden söz ediyorsun? Bir daha söyleyeyim. Hepinizi öldüreceğim. ‘Hepinizi öldüreceğim,’ demek, istisnasız hepinizi öldüreceğim demek. Sanırım o kafanın içinde pek beyin yok, öyle mi? Ah, bu açıdan biraz nadir olabilirsin ama ilgimi çekmiyorsun.”

“Asıl sen neden söz ediyorsun? Hâlâ ne kadar değerli olduğumu anlamıyor musun?! Ben en büyük prensim! Beni öldürmek de nereden çıktı?! Çoğu insan beni esir alıp büyük bir fidye isterdi! Ya da toprak! Beni öldürmektense görüşmelerde bir araç olarak kullanmak çok daha kazançlı!”

“…Vay canına, gerçekten anlamıyorsun.” Lupusregina ürkütücü bir gülümsemeyle devam etti. Sesi, bir çocuğa bir şey anlatırken kullanılacak kadar yumuşaktı. “Daima yücelerde bulunan Ainz-sama’nın planında sana ihtiyacı yok. Bu yüzden seni öldüreceğim. Anladın mı?”

Barbro söyleyecek söz bulamadı. Çünkü Lupusregina’nın şaka yapmadığı ve onu yönlendirmek için tehdit etmediği açıktı.

İstemeden yutkundu.

“…Ciddi misin? Beni gerçekten öldürecek misin…?”

“Ooh, güzel. Yüzündeki ifadeye bayıldım. Sevdiğim yüzler listesinde birkaç basamak birden yükseldin.”

“Öyleyse…” Barbro seğiren yüzüyle gülümsemeye çalıştı ama Lupusregina ifadesizce karşılık verdi.

“Ainz-sama hepinizin öldürülmesini emretti. Bu yüzden hiçbirinizi buradan canlı göndermeyeceğim.”

Ardından birden komik bir yüz yaptı.

“Sizin gibi adamların nasıl eğleneceğini uzun uzun düşündüm. Goblinlerle çok zorlandığınız için size kusursuz uyacak bir rakip buldum!”

“Ta-da!” dercesine kollarını açtı. Arkasında, sanki boş havadan sızıp gelmiş gibi birden fazla kişi belirdi.

“Bunları çağırmalarını istedim: Kızıl Şapkalılar!”

Toplam otuz kişilerdi.

Daha önce görülenlere çok benziyor, çarpık ve çirkin goblinler gibi görünüyorlardı.

Hepsi parlak kırmızı, sivri şapkalarla demir ayakkabılar giymişti. Keserlerle silahlanmışlardı. Ay ışığı altında mavi parlıyor gibiydiler.

“Saldırın! Ne yapıyorsunuz? Uyanın! Çabuk! Silahlarınızı alın! Düşman saldırıyor!”

Barbro’nun çığlıkları askerleri tamamen uyandırdı ve hepsi hızla ayağa fırladı. Parlak ay ışığı altında düşmanı seçmeye çalışırken gözlerini kıstılar.

“Onlar 43. seviyede. Doğrusu bu, gerekenin çok üzerinde bir güç ama kütüphanede bunlardan daha zayıf goblin yoktu.”

Birisi çığlık attı.

Goblinlerle cehennemi andıran bir savaştan yeni çıkan askerler, yeniden goblinlerin karşısına dikilecek cesareti bulamadı.

Kılıçlarına bile uzanmadan kargaşa içinde kaçtılar.

“Kaçmayın! Savaşın! Savaşın! Savaşın! Beni korumayacak mısınız?!”

Tek bir asker bile Barbro’nun emrine uymadı. Soylular atlarına doğru koştu.

“Ah-ha-ha-ha! Harika! Bu açık arazinin ortasında kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Ahhh, bu çok eğlenceli! En iyisi bu! Bayıldım!”

Lupusregina’nın alaycı sözü, aslında Barbro’nun aklından geçen düşüncenin aynısıydı.

Buradan kurtulmanın tek yolu düşmanları yenmekti.

“Bazıları, Atıma ulaşabilirsem kaçabilirim… diye düşünüyor. Şu aptalların bacaklarını benim için keser misiniz?”

Kızıl Şapkalılar, katliamın verdiği sevinçle tiz çığlıklar atarak harekete geçti.

Vahşi hayvanlar gibiydiler.

Kaçmaya çalışan insanların arasında kıvrılarak koşuyorlardı.

Ardından… bir çığlık duyuldu.

Atına binip kaçmaya çalışan soylulardan biriydi.

Birkaç çığlık daha yükseldi.

“Sayıları azaldığı için eğlence uzun sürmeyecek ama… neyse. Bu yalnızca, zamanımız boyunca yapabildiğimiz kadar farklı biçimde eğlenmemiz gerektiği anlamına gelir. Sol gibi yeteneklerim yok ama size elimden geleni göstereceğim!”

Lupusregina, kılıcını çekmiş Barbro’ya doğru yürüdü. Öyle rahat adımlarla ilerliyordu ki çayırda gezintiye çıkmış gibiydi.

Güzel yüzünü bir çatlak gibi yaran gülümsemesi Barbro’nun kanını dondurdu.

Barbro’nun sonunda ölmesine ancak otuz dakika sonra izin verildi.

Overlord (LN)

Overlord (LN)

Ōbārōdo, オーバーロード, 不死者之王, 오버로드
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2010 Anadil: Japonca
Hikaye bir gün sessizce kapatılan popüler bir oyun olan Yggdrasil ile başlar. Ancak ana karakter Momonga oyunu kapatmamaya karar verir. Böylece Momonga “en güçlü büyücü” lakabıyla bir iskelet şeklini alır ve oyunun bir parçası olur. Dünya değişmeye devam eder ve oyun dışı karakterler (NPCler) bazı duygulara sahip olmaya başlarlar. Ailesi, arkadaşları ve toplumda bir yeri olmayan bu sıradan genç adam Momonga oyunun dönüştüğü bu yepyeni dünyayı ele geçirmeye karar verir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla