Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 4 / Ejderhanın Yuvasına Doğru

Ejderhanın Yuvasına Doğru

Remium Yaylası.

Vastonia kıtasının tam merkezinde, cüce topraklarında yer alan ve insan ile elf ülkelerine komşu olan bir bölge. Etrafı düz tepeli masa dağlarıyla çevrili olan bu yer, yüksek kaliteli madenleriyle ünlüydü.

Cüceler buradan maden çıkarmaya devam ediyor, ön saflara yüksek kaliteli askeri teçhizat sağlıyorlardı.

Yedi İttifakı burayı ele geçirecek olursa insanlarla elflerin birbiriyle olan bağı kesilecek ve ana cüce kuvvetlerine giden maden sevkiyatı sekteye uğrayacaktı. Kaynaklar engellenecek ve birçok savaş birliği izole kalacaktı.

Bir başka deyişle, burası hayati bir konumdaydı.

İttifak’ın burayı korumak için bu kadar çabalamasının ve İblis Kralı Geddigs’in son savaş yeri olarak burayı seçmesinin sebebi de buydu.

Ork ordusu, İttifak kuvvetlerinin tam ortasında, en ön safta konuşlandırılmıştı.

Bir başka deyişle, en ön safta. Çatışmanın en çetin geçtiği, savaşın en kanlı ve yoğun noktasıydı burası.

İblis Kralı Geddigs orkları çok iyi tanıyordu.

Bir ork savaş alanında bir kadını mağlup ettiğinde, onu hemen oracıkta yere serip kirletirdi.

Ama ne olursa olsun, mantıksız derecede gözü kara ve cesurdular.

Üstelik orklar o kadar kafasızdı ki karşılarında kaç düşman olursa olsun ya da kaç yoldaşları öldürülmüş olursa olsun gözlerini kırpmadan ileri atılırlardı. Tüm ırklar arasında sayıca en üstün olanlar da yine onlardı.

Savaşta telef olan orkların arkasından kimse gözyaşı dökmezdi. Yanında bir peri olan ork ise savaş meydanında çok daha uzun süre tutunmayı başarırdı. Çoğu ırk perilerle eşleşmekten hoşlanmazdı ama orklar farklıydı.

İşte bu yüzden orklar savaş alanında en ideal konuma yerleştirilmişti.

Yine de o zamanlar ork dışındaki diğer ırkların kafasında soru işaretleri vardı.

“Böylesine kritik bir savaşta en önemli mevkiyi neden orklara emanet ediyoruz ki?”

“Ön saflara her zamanki gibi ogreleri yerleştirmek daha doğru olmaz mı?”

“İyi de öyle yaparsak ogrelerin burnu daha da kalkar, ganimetten daha büyük pay isterler.”

“Yani, hep böyle olmadı mı zaten? Baksanıza. Ogreler küplere binmiş durumda.”

Geddigs’in cevabı ise kısaydı… “Savaşın ilk saati içinde her şey netleşecek, göreceksiniz.”

Herkes esasen Geddigs’e güvense de onun bu sözlerinden şüphe duymaktan kendini alamıyordu.

Savaşın başlamasından bir saat sonra, farklı ırklar birbirine girip hatlar karmaşık bir kargaşaya dönüştüğünde, ork ordusu insanları püskürtmeye başladı. İnsanlar güçlü olabilirlerdi ama o sırada orkları durduracak savaş gücünden yoksundular.

Üstelik orklar, insan ordusunun arkasında dalgalanan kraliyet armasını görmüşlerdi; kasıklarındaki zonklamayla, prensesi yatağa atan ilk kişi olma hırsıyla öne atıldılar.

Orkların savaş gücü öyle muazzamdı ki insanları ezip geçmeleri an meselesi gibi görünüyordu.

Ancak ogreler bu durumdan hiç memnun değildi.

Bir orkun yapabileceği her şeyi bir ogre çok daha iyi yapardı, diyorlardı.

Gerçekten de ogreler olsaydı, o zayıf insan ordusunu ilk dalgada ezer geçerlerdi… En azından iddiaları bu yöndeydi.

Sadece ogreler de değil. Diğer ırklar da aynı şeyi düşünüyordu.

Tam o sırada…

Ejderha belirdi.

Ve kızılca kıyamet koptu.

Sadece birkaç dakika içinde ork kuvvetlerinin yarısı küle döndü. Mazeretsizce yaratığın alev saldırısından kurtulabilen şanslı orklar ise bir ateş çemberinin ortasında sıkışıp kalmış, kaçacak yer bulamamışlardı. Üstelik insanların büyü saldırıları da gökten yağmur gibi yağmaya devam ediyordu.

Adeta cehennemin dibinden kopup gelmiş bir manzara gibiydi.

Bu kâbusla karşılaşan komuta kademesi gözlerini Geddigs’e çevirdi.

Fakat onun yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi.

Bu yeni gelişmeyi yalnızca soğukkanlılıkla tartıyordu.

Ejderha havadan alev püskürterek yüzlerce orku küle çevirmeye devam ederken, iblis ordusu harekete geçti.

İblis ordusunun üstündeki gökyüzünde devasa bir büyü çemberi belirdi ve içinden sayısız büyü mızrağı fırladı.

Bunlar insan kalelerini ve elf büyü kalkanlarını yerle bir etmek için kullanılan son derece güçlü kuşatma mızraklarıydı. Güdümlü füze gibi ejderhanın üzerine yağarak o devasa gövdeyi yere çaktılar.

Ve ejderha düştü.

Tam da İttifak’ın, sadece orkların değil ogrelerin ve diğer ırkların da bulunduğu karargahının ortasına.

Ogre ordusu hep birlikte o devasa kütleye doğru koştu.

Komuta kademesi vakit kaybetmeden Geddigs’e övgüler yağdırmaya başladı.

“Lord Geddigs’ten de bu beklenirdi! Orkları yem olarak kullandı!”

Ama asıl cehennem işte o zaman başladı.

Ejderha kendini karada bulur bulmaz çılgına döndü. Uçma yeteneğini kaybedince kaçışın imkansız olduğunu anlamış olacak ki canhıraş bir çabayla etrafa saldırmaya başladı.

Ve İttifak’tan tek bir kişi bile bu ejderhaya rakip olabilecek güçte değildi.

Ogreler, savaş alanında kalan orklar, succubuslar, kertenkele adamlar ve yardıma koşan harpy’ler… Ejderhanın pullu derisinde tek bir çizik bile açamadan acımasızca katledildiler.

Geddigs’in bu gelişmeyi de öngörüp öngörmediği meçhuldü.

Ön saflardakilerin bundan haberi yoktu ama aynı saatlerde iblislerin ana karargahındaki bir keşif birliği de saldırıya uğruyordu.

İletişim kesilmiş, komuta zinciri geçici olarak felç olmuştu.

Bu, Nazar’ın kuvvetlerinin operasyonundaki başarı şansını artırmak için hayvamsılar tarafından düzenlenen bir sabotaj eylemiydi. Ardından Geddigs, Nazar’ın kuvvetleri tarafından saldırıya uğradı… Ama şimdilik o kısmı bir kenara bırakalım.

Ana savaş alanına dönersek, ejderha kendini insan karargahına doğru sürüklemeye başlamıştı. Hâlâ bir kaçış şansı olduğunu hissetmiş olmalıydı ki tüm gücüyle oraya doğru ilerliyordu.

Ön saflarda savaşanlar bunu görünce büyük bir paniğe kapıldılar.

Ejderha insanların komutasına bir ulaşırsa… Kanatları büyüyle iyileştirilecek ve yeniden havalanacaktı.

Bir kez havalandı mı da bir daha yere indirilmesine asla izin vermezdi.

Aksine, doğrudan iblis karargahına yönelip hepsini ezip geçmesi içten bile değildi.

Onu durdurmak zorundaydılar.

Fakat bir ejderhayı kimse durduramazdı. İblisler, ogrlar, succubuslar; her ırkın nam salmış tüm savaşçıları onu yolundan döndürmeye çalışmış, ancak bu uğurda küre dönüp kavrulmaktan öteye gidememişlerdi.

Ne yapacaklardı? Vastonia aşkına, Geddigs ne düşünüyordu böyle?

Derken, tam da cephedeki üst kademe komutanlar derin bir paniğe kapılmaya başlamışken…

Ejderhanın yolunda bir savaşçı belirdi.

Yeşil bir ork.

Devasa alev denizinden yükselen dumanların ardında, savaş alanının kör bir noktasında kalmış, etrafta olup bitenden habersizce dikiliyor olmalıydı.

Hiç şüphesiz, ya karşısına geçtiği ejderhaya yem olacak ya da ejderhanın nefesiyle kömüre dönecekti.

Bütün savaşçıların kapısını çalan o ecel anı, şimdi de onun kapısına dayanmıştı.

Herkes böyle düşündü.

Taki inanılamaz bir şeye tanıklık edene dek.

Şu anda Bash, bir dağın dik yamacındaki buzdan bir duvara tutunmuş yükseliyordu.

Bash bu dağın adını bilmiyordu.

Ancak uzak kuzeyde heybetli bir dağ olduğunu duymuştu.

Ve ejderhanın da bu dağda yaşadığını.

Dolayısıyla buranın bahsi geçen dağ olması gerektiğini düşündü.

Yine de pek bir önemi yoktu.

Bu dağda bir ejderha yuvası olduğu bilgisini Sequence’tan almışlardı.

Bash ve Zell’in bu yuvada halletmesi gereken bir iş vardı. Daha doğrusu, tam da şu an ejderha inine saldırmakta olan gruptan sağ kalanlarla işleri vardı.

“Umarım en az üç tanesi paçayı kurtarır, değil mi patron?”

“Öyle!”

Etraflarında amansız bir tipi uğulduyordu.

Görüş mesafesi neredeyse sıfırdı ve devasa buz kütleleri üzerlerine yağmaya devam ediyordu.

Zell her zamanki gibi oradan buraya süzülmüyor, aksine Bash’in cebine sığınmış büzülüyordu. Eh, belki de küçük peri sadece üşümüştü.

Zemin görüş alanının çok ötesindeydi; tek bir kayma, doğrudan dibe doğru serbest bir düşüş demekti.

Yanında Zell olduğu için Bash muhtemelen ölmezdi. Ama canının feci şekilde yanacağına şüphe yoktu.

Bash, parmaklarını kaygan buz duvarına saplayarak tırmanmaya devam etti.

Dondurucu soğuktan olsa gerek, buz duvarları çatlamıyordu.

Tırmanış… aslında bayağı akıcı gidiyordu.

“Yalnız var ya patron, işlerin bu kadar tıkırında gideceğini hiç tahmin etmezdim!”

“Evet!”

Sequence ile gerçekleştirdikleri ilk görüşme muazzam bir başarıyla sonuçlanmıştı.

İlk başta Sequence, tam bir iblise yakışır şekilde tüm gözleriyle şüphe saçarak yaklaşmıştı… Ancak Nazar’ın mektubunu gördüğü an tavrını kaşla göz arasında değiştirmiş, hatta Bash’e kendi kızını teklif etmişti!

Üstelik kızının emrindeki tüm iblis kadınlarını da Bash’e verebileceğini söylemişti.

“Ben de derim ki kesin ‘Kızımı istiyorsan git önce ejderhanın kellesini getir!’ falan diyecek.”

“Benim için fark etmezdi. Yeter ki yuvanın yerini bilelim.”

“Ah, tabii ya patron, haklısın! Remium Yaylası’ndaki o muazzam zaferini kaçırdım ya, hâlâ içimde uktedir. Ah, keşke orada olup gözlerimle görebilseydim! O ejderhayı yere çalayıp güm! Büm! Çat! diye patakladığın anı! Sonra da savaş alanının öbür ucuna fırlatıp atmıştın! Sahi, öyle yapmıştın değil mi? Seni birazcık tanıyorsam patron, kesin tek bir yumrukla işini bitirmişsindir…!”

“Pek sayılmaz… Olüm kalım savaşıydı. Kolayca ölebilirdim. Yani, ejderha ilk belirdiğinde bir süreliğine bilincimi kaybettim.”

Bash, savaş başarılarıyla övünmeyi pek sevmezdi.

Bir ork savaş başarılarıyla övünecekse, lafın sonunu koynuna aldığı kadınların hikayeleriyle getirmek zorundaydı.

Savaş hikayesi 50 puandı. Bir kadını arzulayıp elde etme hikayesi 50 puandı. İkisi birleştiğinde toplam 100 puan ederdi.

Bir orkun övünme meclisinde puanlar böyle dağıtılırdı.

Bash ne kadar çabalarsa çabalasın, en fazla 50 puan toplayabiliyordu.

Ama ejderhayla yapılan dövüş farklıydı.

Bir ork, ejderhanın karşısına dikilmiş ve kazanmıştı.

Bir ejderha katilinin efsanesi.

Bir ork için bile, kadınları kirletme falan gibi kısımlar olmasa dahi, bir ejderhayı katletme hikayesi tek başına 100 puan etmeliydi.

Ne de olsa tüm Vastonia kıtası tarihi boyunca bir ejderhayı dize getirebilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Keza yine bir elin parmaklarını geçmeyen o kahramanlar arasında… Eh, onların başarılarının yarısı hâlâ uydurma masallardan ibarettir.

Kalan yarısının da gerçek olup olmadığını söylemek epey zordur.

Fakat ejderhalar gerçekten vardır ve savaş alanında ejderha kemiklerinden yapılma silahlar savuran savaşçılar mevcuttur. Bu yüzden anlatılanlara şüpheyle yaklaşmak en iyisi olsa da, o efsanelerde bir doğruluk payı mutlaka vardır.

Ejderhaları katletme gücüne sahip savaşçılar gerçekten var olmuştur.

Bu iş başarılmıştır.

Ve dilden dile yayılarak bir efsaneye dönüşmüştür.

Anlatan kişiye ise tamamen ayrı bir şan ve şöhret kazandırmıştır.

“B-bilincini mi kaybettin? Ne oldu ki patron?!”

“Detaylara girmeyi çok isterdim ama burası biraz fazla soğuk.”

“Aah, doğru ya! Evet, ben de bunu daha sıcak bir yerde, belki de bir iki kadeh bir şey içerken dinlemek isterim! Ooo, harika bir fikrim var! Birazdan tanışacağın iblis kadınlara bu hikayeyi anlatmalısın! Şu an iblis kadınları gerçekten zor durumda, ejderha tehdidi altında yaşıyorlar, değil mi? Onlara zamanında bir ejderhayı nasıl dize getirdiğinin hikayesini anlatırsan, avucunun içine düşüverirler!”

“Bence hikaye anlatmaktansa bu ejderhayı kesip atmak çok daha kestirme bir yol olur.”

“Aynen öyle! Ve böylece yeni bir efsane doğar!”

Bash zaten Sequence’tan gerekli onayı almıştı.

İblisler katı bir hiyerarşiye dayalı bir toplumda yaşarlar. Üst düzey bir iblis, bir kadına bir orkun eşi olmasını emrederse, o kadın itaat etmek zorundadır. Tıpkı bir orkun, Ork Kralı’nın sözünden çıkamaması gibi.

Ama yine de… Belki de Bash’in hevesini biraz dizginlemesi gerekiyordu.

Sequence, Bash’in kızlarından birini ve imha ekibinden dilediği kadını alabileceğini söylemişti ama… hepsi çoktan yok edilmiş de olabilirdi.

Normalde kanlı bir savaştan bir iki kişinin sağ çıkması beklenirdi ama bunun asla bir garantisi yoktu.

Üstelik bu seferki rakip bir ejderhaydı.

Bu yüzden Bash’in B planı, şimdiye kadar kullandığı yöntemi devreye sokmaktı.

Denediği ve başarısını kanıtladığı o yöntem: Kadının gönlünü fethet. Sonra da onu eşin yap.

İşin en güzel yanı inanılmaz derecede basit olmasıydı.

Ejderhayı katlet. Bir kadına bundan bahset. Anlaması son derece kolay.

Eğer bu ejderhayı bile katledemiyorsa, bir kadının gönlünü çalmaya kalkışmak açıkça onun boyunu aşardı.

Bash için bir iblis kadını, herhangi bir ejderhadan çok daha ürkütücüydü.

“Hmm.”

Düşüncelere dalan Bash, buzun içinde bir delikle karşılaştı.

Buz duvarının ortasında, tam bir kişinin geçebileceği büyüklükte tünel gibi bir delik açılmıştı.

Doğal durmayan, son derece yapay bir delikti. Kazılarak açılmış olmalıydı.

“Burası mı…?”

Bu delik hiç şüphesiz avcı birliği tarafından kazılmıştı… Başka bir deyişle, doğrudan ejderhanın yuvasına çıkan bir geçitti.

Bash, avcı birliğinin planının buraya girip ejderha inini zorla ele geçirmek olduğunu duymuştu.

Buradan da anlaşılacağı üzere, kaleye giderken karşılaştıkları o yanıp kavrulmuş birlik buradan içeri sızmış, içeride ejderhayla karşılaşmış ve onunla savaşa tutuşmuştu. Sonra da ona güçlerinin yetmeyeceğini anlayıp geri çekilmişlerdi.

Ejderha da onları dağdan aşağı kovalamış ve gökyüzünden üzerlerine alev yağdırarak onları küre çevirmiş olmalıydı.

“… Burası.”

Deliğin içinden garip bir sıcak hava dalgası yayılıyordu.

Üstelik… Deliğin derinliklerinden muazzam güçlü bir canlı varlığının baskısı hissediliyordu.

Bunun dışında hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Etrafta tek bir hayvan bile yoktu. Ve kesinlikle başka hiçbir büyülü yaratık da bulunmuyordu.

Bu da dehşet verici bir yaratığın burayı yuva edindiğinin açık bir kanıtıydı.

Zirvedeki bir avcının bölgesi.

Böyle bir yerde bölge edinecek tek bir zirve avcısı olabilirdi.

“Gidelim.”

“Tamamdır patron!”

Bash tünelden içeri girdi.

Delik Bash’in yürüyebileceği kadar genişti ama duvarlar ve zemin feci şekilde kaygandı, bu da ayakta durmayı zorlaştırıyordu. Bash kaymıyordu ama bir insan ya da iblis burada kolayca ayağını burkup kayabilirdi.

“Bu deliğin ancak bir kişinin geçebileceği kadar geniş olduğunu duymuştum… Ama sen sıkışmadan geçebildin patron. Demek ki bayağı büyükçe bir delikmiş haberin olsun.”

“Aynen… Öyle…”

Bash, içini şimdiden kaplayan kötü bir hisle mırıldandı.

Etraflarındaki her bir yüzey pürüzsüzdü ve ışığı yansıtarak ışıl ışıl parıldıyordu.

Bash böyle zeminleri daha önce de görmüştü…

Yalnızca bir kez. Evet, sadece bir kez.

“…”

Nerede olduğunu idrak ettiği an Bash’in vücudu kaskatı kesildi.

Yavaş adımlarla ilerlerken sırtındaki kılıca uzandı.

Soğuk kabzayı kavradı ve kendini en kötüsüne hazırlayarak belini doğrulttu.

Zell de Bash’teki bu gerginliği sezmiş olacak ki bir anda sus pus oldu.

Ah, ama küçük peri de durumun farkına varmıştı artık. Belli bir süredir rüzgarın uğultusu gibi kulağa gelen bu ses… Hayır, basit bir kuruntu veya tedirginlik değildi…

Hedeflerine gitgide yaklaşıyorlardı.

Bu yüzden Zell, Bash’e iyice sokuldu ve önlerini görebilmeleri için etrafa ışık yayma görevini sadakatle sürdürdü.

Teyakkuzda olmaları çok iyi olmuştu.

Çünkü devasa sarı gözler aniden karşılarında belirdiğinde, ikisi de hazırlıklıydı.

“…!”

Yaratıkla göz göze geldiler.

Ve yaratık da onları gördü.

Fark edildiği o salisede Bash kılıcını kınından çekip savurdu.

Soldaki duvarı yarıp bedenini o yarığa soktu ve açıkta kalan kısımlarını saklamak için kılıcını zemine sapladı.

Kendi açtığı o sığınak deliğine girmeden hemen önce Bash, koridorun sonundaki o sarı gözün ortadan kaybolduğunu fark etti.

Derin bir nefes alıp içine çekilen Bash, Zell’i göğsüne bastırıp koruyarak büzüldü.

Her yer bembeyaz bir ışıkla kaplandı.

Bash nefesini tuttu ve sanki erimiş bir magma denizine düşmüşçesine kavrulurken içinden yavaşça saymaya başladı.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12…

On üçe kadar saydıktan sonra Bash kılıcını saplandığı yerden söktü ve fırlayıp koşmaya başladı.

Bir sonraki mağara öncekinden daha genişti ancak duvarlar ve zemin eriyip çamurlaşmıştı, bu da koşmayı son derece zorlaştırıyordu.

Kılıcı kor gibi kızarmıştı ve avcunun kabzayı sıktığı yerlerdeki deri cızırdayarak yanıyordu.

Benzer bir acı ayak tabanlarını da yakıyordu… Ve ardından tüm vücudunu iğne gibi batan keskin bir sızı kapladı.

Giysileri bir anda alev alıp kül olarak yok oldu.

Bedenini saran yanıkların verdiği dayanılmaz acıya rağmen durmadı… Nefes bile almadan koşmaya devam etti.

Bash burada nefes almaması gerektiğini çok iyi biliyordu.

Oksijen ve özellikleri hakkında hiçbir şey bilmese de, şu an nefes almanın ona iyi gelmeyeceğinin farkındaydı.

Tam da bu yüzden geçmişte bir kez bilincini kaybedip on dakika kadar kendinden geçmişti.

Ayrıca burada kalmaya devam ederse öleceğini de biliyordu.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8…

Koşarken içinden tekrar saydı.

Dokuza geldiğinde onları yeniden gördü… İleride, yine o sarı gözler belirdi.

Zerre tereddüt etmeyen Bash, kılıcını öne doğru savurarak fırlattı.

“Gırrrraaaaooorrgh!!!”

Dehşet verici, tüyler ürpertici bir kükreme koptu.

Bash, gözlerin belirdiği o noktaya doğru fırladı.

Burada bir mağara vardı.

Tavanı o kadar yüksekti ki Bash kafasını çarpmadan rahatça zıplayabilirdi.

Devasa bir yaratığın gayet konforlu bir şekilde yaşamasına imkan tanıyacak kadar geniş bir yerdi…

Tıpkı şu an karşısında duran o devasa kertenkele gibi.

Kızıl pullarla kaplı bir ejderha.

Gözlerinden biri Bash’in fırlattığı kılıçla kör edilmişti ve oluk oluk kan akıyordu.

Ancak savaş arzusu zerre kadar kırılmamıştı. Kalan tek gözüyle Bash’e dik dik baktı ve mağaranın tavanını inleten bir kükreme daha koyuverdi.

“Gırrraaaaoooarrrgh!!!”

Bash o anda derin bir nefes çekti ciğerlerine.

Orkların hiçbir şeyden korkmayan yürekli savaşçılar olduğunu ezeli düşmanına kanıtlamak istercesine kendini topladı.

Ve ardından haykırdı.

“Graaaagh!!!”

Savaş çığlığı. Mağaranın tüm duvarlarını beşik gibi salladı.

Ve cenk başladı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla