O gün, iblis ordusunun keşif birliği komutanı Basiretli Kyros, Gije Kalesi’nin gözetleme kulesindeydi.
Görevi, kasabaya saldırmak için her gün ortaya çıkan ejderhayı gözlemlemek, herkesi uyarmak ve tahliye ile önleme kuvvetlerini çağırmaktı.
Pek çok iblis özel gözlere sahipti.
Kyros ise muazzam uzaklıkları görebilen gözlere sahipti.
Klanındaki herkes gibi o da gece gündüz demeden yüzlerce mil ötedeki düşmanları tespit etmesini sağlayan İblis Gözü’ne sahipti.
İblis gözcüler, düşmanlarının fark edilmeden yaklaşmasına asla müsaade etmezlerdi.
Harpy ve succubus gibi uçan ırklarla kıyaslandığında bile aralarındaki fark gün gibi ortadaydı.
Daha Geddigs ölmeden önce bile Kyros’un keskin gözleri, düşman birliklerini hızla tespit ederek iblis ordusuna zaferler kazandırmıştı.
Ejderhanın inini keşfeden de yine Kyros’tan başkası değildi.
Sequence’ın kızının ve emrindekilerin doğrudan ejderhanın inine dalıp helak olmalarına yol açan da işte bu keşifti.
O yok oluş anına bizzat tanıklık eden kişi de Kyros’tu.
Havada sonuncuları da parçalanıp toprağa kan saçılana dek onları izlemişti. Ardından Kyros durumu Sequence’a rapor etmiş ve günün yorgunluğunu atmak üzere uyumaya gitmişti.
Tabii ki keşif görevlerine devam edecekti.
Hem işi bu olduğu için hem de ejderhayı gözaltında tutmazsa çok daha kötü şeylerin yaşanması işten bile olmadığı için.
İşte o gün de ejderhayı ilk fark eden yine o oldu. Her zamanki gibi yaratığın ininden havalandığını gördü. Kyros da adeti olduğu üzere çanı çaldı ve olası bir saldırı için hazırlıklara başladı.
Fakat tam o sırada garip bir şey fark etti.
“Nereye gidiyorsun ki sen…?”
Ejderha düz bir hat halinde, güneydoğu semalarına doğru süzülüyordu.
İzlediği rota her zamankinden farklıydı. Normalde yuvasının etrafını kontrol edercesine dağın tepesinde iki tur atar, sonra biraz güneye kayar ve ardından kaleye doğru yönelirdi.
Ama şimdi düz bir hat üzerinde, güneydoğuya doğru ilerliyordu…
“Öylesine bir keyif mi, yoksa…?”
Kyros gözlemlemeye devam etti.
Ejderha alışılagelmişin dışında hareket ediyordu.
Üstelik inanılmaz bir hızla ilerliyordu.
Uçuş tarzında da tuhaf bir şeyler vardı.
Her gün ejderhayı gözlemleyen Kyros, onun sevdalı genç bir kız gibi heyecanlı olduğunu düşündü bir an… Ya da belki de bir şeyden kaçıyormuş gibiydi.
Derken ejderha Kyros’un görüş alanından tamamen çıkıp kayboldu.
Olağanüstü görme yetisine sahip iblisler arasında bile Kyros’un Durugörü yeteneğine sahip olduğu söylenirdi.
Gözleri, onlarca mil öteden karıncaları dahi tek tek sayabilecek kadar keskindi.
Gerçekten gözden kaybolmuş olabilir miydi? Gitmiş miydi yani…? Kendi yuvasını terk edip ha?
“Ama neden…?”
Kyros artık içinde ejderha bulunmayan gökyüzünden gözlerini zorlukla ayırdı.
Şimdilik gördüklerini rapor etmesi gerekiyordu. O sadece gözcüydü, kararları verecek akıl değil.
“Hmm…”
Fakat tam o anda gözüne bir şey takıldı.
İnsanlar…
“Güneydoğu mu? Sınıra doğru mu?”
Fakat içeridekilerden biri bu raporu duyunca gözlerini fal taşı gibi açtı.
Kara General, Sequence’tı bu.
“Orku gördün mü?!”
Sequence, tüm gözlerini aynı anda ardına kadar açmıştı.
Generalin nidasıyla irkilen Kyros (ki adam normalde ağzını bıçak açmazdı), başıyla onayladı.
“Evet, Generalim. Ejderha ayrıldıktan kısa süre sonra ork ile peri sınıra doğru ilerliyorlardı. Bunun bir bağlantısı olabilir mi?”
“Başardı! Bash bunu başardı!”
Sequence, yüzünde beliren kocaman bir tebessümle ayağa fırladı.
Odadaki tüm iblisler hayret içinde birbirlerine bakakaldı.
Geçtiğimiz birkaç aydır Sequence sandalyesinden neredeyse hiç kalkmamıştı. Aslına bakılırsa çoğu gün kılımı bile kıpırdatmazdı. Hatta bazıları ihtiyar adamın eceliyle ölüp ölmediğini bile sorgulamaya başlamıştı.
“General Sequence… Vastonia aşkına neler oluyor…?”
“Ork Kahramanı Bash’in geçen gün ejderha avına çıktığını biliyorsunuz, değil mi?”
“Evet ama bu imkansız…”
Sequence bunu söyleyince iblisler arasında büyük bir uğultu koptu.
Elbette onlar da biliyorlardı.
Ejderha Katan Bash’i.
Bash’in Remium Yaylası Savaşı sırasında bir ejderhanın kafasını uçurduğu herkesçe bilinen bir gerçekti.
Gelgelelim bu, yalnızca iblislerin büyüleriyle ejderhayı yere indirmeleri ve devasa ordularıyla savunmasını kırmaları sayesinde gerçekleşmişti.
Tek bir orkun kendi başına bir ejderhayı mağlup etmesine imkan yoktu. Bash daha önce o ejderhayı sırf iblislerin yardımı sayesinde devirebilmişti.
İblislerin çoğu bu fikirde birleşiyordu.
“İnanmak zorunda değilsiniz. Fakat Bash, ilan ettiği gibi ejderhayla dövüştü; onu öldürmeyi başaramamış olsa bile defetmeyi başarmış gibi görünüyor.”
“Öyleyse o ork neden buraya zaferle dönmedi?”
“Muhtemelen işini bitirmek için peşinden gitmiştir.”
Onurlu bir savaşçıya da bu yakışır zaten, diye düşündü Sequence.
Ejderhaların alışkanlıkları tam olarak bilinmese de yuvasını bir kez terk eden bir ejderhanın bir daha asla geri dönmediği söylenirdi. Bu yalnızca bir tahminden ibaret olsa bile… Sequence, ejderhanın temelli gittiğinden son derece emindi.
Elbette geri dönmeyeceğinin garantisi yoktu ama en azından önümüzdeki birkaç gün boyunca iblisler kendi topraklarında özgürce dolaşabilecekti.
“Her ne olursa olsun, biz iblisler kurtulduk. Hem de bir ork sayesinde.”
Sequence, Bash’in ejderhayla dövüştüğüne ve özünde onu mağlup ettiğine yürekten inanıyordu.
Öte yandan, diğer iblisler şüpheciydi.
Uzun zamandır ejderha korkusuyla yaşamışlar ve onunla savaşmak için yaptıkları pek çok girişimde başarısız olmuşlardı.
Bir ejderha öyle kolay kolay terk etmezdi yuvasını.
Üstelik şimdiye kadar ejderhanın dağına ayak basıp da oradan sağ salim inebilen kimse olmamıştı.
Demek ki Bash gerçekten kazanmıştı. Ejderhaya kuyruğunu kıstırıp kaçırtan bir zafer hem de.
“Aşağılanmanın bundan daha ötesi olamaz.”
İblisler, Sequence’ın bu sözleri üzerine dişlerini sıktılar.
İblisler ejderha karşısında tamamen çaresiz kalmışlardı.
Daha önce bir kez kazandıkları için yine kazanabileceklerinden eminlerdi; ancak yenilmişler, varlarını yoklarını ortaya koyarak savaşmalarına rağmen yine de galip gelememişlerdi.
Sonunda, İblis Kralı Geddigs olmadan Remium Yaylası’ndaki o ejderhayı devirmelerinin asla mümkün olamayacağını kendi kendilerine itiraf etmek zorunda kaldılar.
Ve tek bir orkun o canavarı dize getirmesi…
Ejderha Katan Bash, gerçekten de bu unvanın hakkını veren bir adamdı.
Peki bu durum iblisler hakkında ne söylüyordu? Böyle yüksekten uçup orkları kibirle aşağılamak da neyin nesiydi?
Bu üstünlük taslamaca daha ne kadar sürebilirdi ki?
“…”
Bir gürültüyle, iblislerden biri ayağa kalktı.
Bu bir kadındı. Mavi tenli, beyaz saçlı ve kırmızı gözlü soylu bir iblis.
Vücudu son derece fit ve kıvrımları büyüleyiciydi.
Eğer Bash orada olsaydı, hiç şüphesiz tek dizinin üzerine çöker ve oracıkta ona evlenme teklif ederdi. Öyle muazzam bir güzelliğe sahipti.
“İblislerin kudreti artık çamurdan bile daha değersiz.”
Kadın bunu açıkça dile getirdiği anda odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Kimse bunu kabul etmek istemiyordu… Ama kadın sonuna kadar haklıydı.
İblisler kaybetmişti. Artık bir zamanlar sandıkları kadar güçlü ya da kudretli değillerdi. Aşağılayıp durdukları o orkların eline su bile dökemezlerdi.
“Generalim… Ork Kahramanı Bash, iblislerin kurtarıcısı oldu. Eğer tek bir teşekkür dahi etmeden gitmesine izin verirsek, bu iblis gururumuza leke sürer. Bütün itibarımızı, bütün gururumuzu kaybetsek bile ahirette Lord Geddigs’e verecek bir hesabımız olmalı.”
“Ona teşekkür etmek, ha…?”
“Bash’in bir iblis kadını istediğini duymuştum, doğru mu?”
“Doğru. Aramızda öylesine takılıyorduk ama gerçekten de öyle bir şey söyledi.”
Oysa Bash kesinlikle şaka yapmıyordu.
“Öyleyse o Kahraman’la evleneceğim ve hayatımın sonuna kadar ona olan minnetimi göstereceğim.”
“Aklını mı kaçırdın sen?!”
“Soyluca bir iblis kadını, bir orkun malı mı olacak yani?!”
“Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?! Bütün gururunu ayaklar altına mı atacaksın?!”
Kadın, bu sözler üzerine alaycı bir tavırla burun kıvırdı.
“Beni yanlış anlamayın. Ben gururlu bir iblis kadınıyım. O orkun malı falan olacak değilim. Asıl o benim olacak.”
“Öyle diyorsun ama…”
“Bir orktan bahsediyoruz burada! Çirkin, aptal bir ork! Bir iblis nasıl olur da…?”
İblisler sızlanıp dururken Sequence sessizliğini koruyordu.
Ancak bu sözleri dinledikten sonra nihayet söze girdi.
“Tekrar söylüyorum. Aşağılık bir ırk diyerek orkları hor gördük ama o ork ejderhayı dize getirdi ve tehdit artık ortadan kalktı. Remium Yaylası da dahil olmak üzere… Ork Kahramanı Bash, biz iblisleri ikinci kez helak olmaktan kurtardı.”
“Guh…”
“Yıllardır bize kan kusturan o canavarı defetti. Üstelik bunu tek başına yaptı. İblisler olarak, gerçek güce hükmeden birine ne zaman hürmet göstermemiz gerektiğini bilmeliyiz.”
İblisler hoşknutsuzlukla mırıldanıp homurdandılar. Bir orka hürmet duymak kabullenmesi zor bir şeydi. Hiçbiri bu durumu içine sindiremiyordu.
Ama Sequence haklıydı.
Ejderha felaketi sona ermişti.
Ork, iblislerin yıllardır ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar deviremedikleri bir düşmanı tek başına mağlup etmişti.
Elbette ejderhanın geri dönme ihtimali her zaman vardı ama yine de düşününce… Yıllar sonra ilk kez gün ışığına çıkabilecek, güneşin tadını çıkarabileceklerdi…
“Doğru… Ork ırkına saygı duyacak değilim. Ama en azından Ork Kahramanı’nın kudretini kabul etmek zorunda olduğumuz konusunda hemfikirim…”
İblisler asil bir ırktı.
Üstünlüklerini başkalarının yüzüne vurmak onlar için her şeyden önce gelirdi.
Ancak bu durum yalnızca muazzam güçlerinden ve akıllarından kaynaklanıyordu. Varlıkları her şeyden üstün olduğu için böyleydiler.
Fakat birileri sizi geride bıraktığında bunu kabullenemiyorsanız, asilliğinizin ne anlamı kalırdı ki?
Aldığı cevaptan memnun kalan Sequence, tekrar kadına döndü.
“Şimdi, kızım Asmonadia.”
“Buyur, Baba?”
“Seni çoktan Bash’e söz verdim bile.”
“Aha, anladım. İyi olmuş o zaman. Ama… neden ki?”
“Çünkü senin öldüğünü sanıyordum.”
“Zaten ölecektim. Karlı ovada beni kurtaran o Kahraman olmasaydı.”
Asmonadia adındaki kadın, daha geçen gün yaşanan o olayı hatırladı.
Ejderhayı katletmek üzere gözü pek genç savaşçılardan oluşan bir gruba liderlik ediyordu.
Kazanacaklarından adı gibi emindi.
Savaşçılar gençti, evet ama bir o kadar da yeteneklilerdi. Hepsi de insanların amansız takibinden sağ çıkmayı başarmış gözü pek iblislerdi. Ejderhanın inine gizli bir geçit açıp o uykudayken baskın yapabilirlerse, zorlu bir dövüş olacağı kesindi ama yine de onu devirebilirlerdi.
Kurduğu plan tam olarak buydu.
Sonuç ise tam bir felaket ve hezimet oldu.
Gizlenme büyüsü kullanmış olmalarına rağmen ejderha iblislerin gelişini anında fark etmiş, devasa gövdesiyle birkaçını göz açıp kapayıncaya kadar kıymaya çevirmişti. Pençesinin her bir savruluşunda, dişlerinin her bir darbesinde iblisler birer birer can verdi.
Her iblisin büyü saldırısı ejderhanın pullarından sekip geri dönüyor, kılıçlarını ve mızraklarını kaç kez saplarlarsa saplasınlar yaratıkta tek bir çizik bile açamıyorlardı.
Asmonadia, kazanma şanslarının olduğunu düşündüğü için ne kadar büyük bir aptallık ettiğini işte o an anladı. Ejderha tamamen farklı bir boyuttaydı.
Birkaç kişi katledildikten sonra geri çekilmeye karar verdiler.
Fakat bu da başka bir hataydı. İnden kaçmayı başarmış olsalar da karlı ovada ejderha onlara yetişti ve saklanacak tek bir yer bile bulamadılar. Ejderhanın nefesiyle hepsi kömür gibi kavruldu, saldırı karşısında tamamen çaresiz kaldılar.
Soylu bir iblis olan Asmonadia’nın büyü direnci yüksekti, bu sayede anında ölmekten bir şekilde kurtulabilmişti.
Böylece, kendine inanan ve peşinden gelen o gençlerin cesetleriyle çevrili bir halde, pişmanlıklar içinde öylece kalakaldı. Gözleri erirken, akciğerleri yanarken, kasları kömürleşip hareket edemez hale gelmişken böyle ölmek istemiyordu.
İşte tam o anda Bash çıkag geldi.
Asmonadia’nın üzerine peri tozu serpmiş ve kömürleşmiş bedenini sırtına alarak Gije Kalesi’ne kadar taşımıştı.
Ejderhanın hâlâ yakınlarda devriye gezme ihtimali varken bu son derece tehlikeli bir hareketti.
“Yine de cesedim pek de makbule geçen bir ödül olmazdı. Hayatta kalmış olmam büyük şans.”
Asmonadia bunu asla unutmayacaktı. Unutması mümkün değildi. Hayatının kurtulduğu ve içini o muazzam rahatlamanın kapladığı o anı.
O geniş sırtın sıcaklığını. Arkadaşlarının intikamını alırken gösterdiği o nezaketi.
“Babamın bu ciddiyetsizliğinin bedelini ben ödeyeceğim. Biz iblisleri ejderhadan kurtardığı için, ejderha ateşinden ölmek üzereyken beni hayata döndürdüğü için onu ödüllendireceğim…”
“Hmm.”
Sequence, kızının bu sözlerini onaylarcasına başını derin bir hürmetle salladı.
“Öyleyse hemen yola çıkıyorum.”
Kara General Sequence’ın hayatta kalan tek kızı Asmonadia, toplantı odasından ayrıldı.
Onu bulmak için yollara düştü… Ork Kahramanı Bash’i.
Zorlu bir yolculuk olacağı kesindi.
Ejderha yüzünden dış dünyayla olan iletişimin çoğu kesilmişti, insanlar iblislere karşı hâlâ tetikteydi ve aralarındaki ilişkiyi düzeltmeye dair neredeyse hiçbir umut ışığı yoktu… Popratika’nın çetesinin daha önce çıkardığı o kadar tantanadan bahsetmiyordu bile…
Yine de Sequence, kızının bu engelleri aşıp Bash ile evleneceğinden son derece emindi.
Ne de olsa Ork Kahramanı Bash buraya kadar gelebilmişti. Onun karısı olacak bir iblis kadınının da aynı yolu geri gidememesi için hiçbir sebep yoktu.
İkisinin izdivacı, ork ırkının itibarını yükseltecekti.
Tam da Ork Kahramanı’nın arzuladığı gibi.
Tatmin olan Sequence, toplantı odasına şöyle bir göz attı.
İblisler ejderhanın gidişi karşısında hâlâ şaşkın görünüyordu. Sanki bu ansızın gelen talih kuşuyla ne yapacaklarını bilemiyor gibiydiler. Ya da bir orkun kendilerinden bir kez daha üstün geldiği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyorlardı.
Pencereden bakıldığında pırıl pırıl, masmavi bir gökyüzü görünüyordu… İçinde tek bir ejderhanın bile süzülmediği bir gökyüzü.
Ejderha gittiğine göre artık yapabilecekleri öyle çok şey vardı ki!
İblisleri bundan sonra yoğun günler bekliyordu.
“Bash’in kahramanlık hikayesini dinleyememiş olmak ne büyük kayıp.”
Sequence’ın dudakları büküldü, yüzünde bir tebessüm belirdi. Bir teşekkür bile beklemeden çekip giden o Kahraman hakkında gelecekte anlatılacak tüm o efsaneleri hayal etti…
