No Game No Life Cilt 9 – Bölüm 7 / Kâhin Yaratan

Kâhin Yaratan

Beş gün sonra, uzun süredir asılı duran ve üzerinde HİZMETE KAPALIDIR yazan tabela nihayet indirildi. Şimdi kulleden, en az ilki kadar heybetli yeni bir tabela sarkıtılmıştı:

KONSER ALANI

“Ah… Şanlı geleneklerle bezenmiş Elchea Krallığı’nın tahtı. Taht odası…”

Steph’in ağıt yakarak baktığı şey, daha önce kullanılanla kıyaslanamayacak kadar görkemli bir sahneydi. Exmachina sayesinde sayısız düzenek ve ışıkla donatılmıştı, akustiği ise kusursuzdu. Ne var ki taht, “Sahne için yüksekliği tam kıvamında” gerekçesiyle kaldırılmıştı. Dahası, “Daha fazla kapasiteye ihtiyacımız var” denilerek duvarlar da yıkılmıştı. Taht odasının nesillerdir devredilen o geleneksel görünümünden eser bile kalmamıştı. Steph gözyaşlarına engel olamıyordu, üstüne üstlük—

“… Gerçekten bilmek istiyorum! Tüm bu insanların burada ne işi var?!”

Sahne haline getirilen bu mülke tecavüz alanının önünde toplanmış binlerce insan, gösterinin başlamasını bekliyordu. Steph’in bu acınası sorusu arkasından yanıtlandı.

“Yani, balkonda yaptığımızda yoldan geçenler de varmış olabilir ama burası kapalı mekan be arkadaşım.”

Kulisten dışarı dikizleyen Steph arkasını döndü. Kısa merdivenlerin aşağısında bir adamın oturduğu, o adamın kucağında ise bir kızın kurulduğu bir masa duruyordu. Her zamanki gibi kendinden emin görünen Sora ve Shiro’ydu bu.

“… Buradaki herkes buraya kendi isteğiyle geldi—hepsi bizim o çok sevgili, halis muhlis aptallarımız, anlarsın ya?”

“… Ülkemizin geleceğinden endişe ediyorum…”

Steph, beyni yıkanmış bu zavallı kitleye melankoliyle baktı. İç çekerek merdivenlerden aşağı indi.

Masanın iki yanında karşı karşıya oturmuş olan kötülüğün kaynaklarına doğru ilerledi. Bir tarafta bu rezaletin yapımcıları olan Sora ile Shiro, arkalarında Jibril. Diğer tarafta ise bu rezaletin üreticisi Einzig, arkasında Emir-Eins ve diğer on bir hizmetçi robot. Steph’in yanında bir dizi mağdur duruyordu:

“… Ey Sora, ey Shiro. Size tekrar ve tekrar soruyorum: Holou neden bu anlaşılmaz geçit töreninde yer almak zorunda?”

Suratını asmış olan tanrı, kostümüyle sahneye çıkmayı bekliyordu; keyfi bir şekilde oradan oraya sürüklendiği için peşinen hiç memnun olmadığı belliydi.

“Hmm… Gerçekten o kadar nefret mi ediyorsun? Bence sana çok yakıştı!”

“… İdol… aurası… fışkırıyor… senden…!”

“Gazabımın boyutunu kestirecek bir dayanağım bile yok! Bu yüzden sizden rica ediyorum!”

Holou, Sora ile Shiro’ya aynı soruyu defalarca sorup her seferinde kaçamak yanıtlar aldıktan sonra onlara hırladı. Ama Sora, çok nadir görülen bir tebessümle—

“Endişelenme Holou… Cevabı kendi içinde bulacaksın. Sana söylememiş miydim?”

tamamen saf ve art niyetten uzak görünen bir tebessümle— Holou’nun başını okşayarak şöyle dedi:

“Ne olacağını biz de bilmiyoruz. Yani sahneye çıkma vaktin geldi. Hadi, ortalığı kasıp kavur!”

“… Holou… Dağıt ortalığı. Adını kazı zihinlerine… Biz seni… destekliyoruz!”

“—Anlayamamaktayım… Hiçbir şey kavrayamamaktayım… Holou’dan ne istemekte olduğunuzu dahi bilmemekteyim…”

Holou söylenerek de olsa itaatkâr bir şekilde merdivenlere doğru yönelirken Sora ve Shiro onu uğurladı. Tekrar Einzig ve Exmachinalarla yüzleşerek ellerindeki asıl meseleye döndüler.

“Pekala o zaman—biz de kendi oyunumuza başlayalım mı?”

Başka bir deyişle, masadaki satranç tahtasına dönüp birazdan yaşanacakları doğruladılar. Bu oyun her şeyin cevabıydı; bu sahneyi neden kurduklarının, Holou’nun neden oraya çıktığının, herkesin neden burada olduğunun. Şimdilik kısa bir hatırlatma.

“Şey, bilirsiniz işte—kurallar, oyunun bir parçası olarak belirtilenler dışındaki büyü veya ‘konuşlandırmaların’ kullanımını yasaklıyor,” diye ekledi Sora, Jibril’e pürdikkat kesilmesi gerektiğini hatırlatarak. “Bunun dışında… Ah, kuralları biliyorsunuz, değil mi?”

Hiç kimse Sora’nın bu ukalaca çıkışına karşı çıkmadı. Exmachinalar ve Jibril’in oyunu Sora ile Shiro’nun belirttiği kurallara dayanarak birlikte kurduğu düşünülürse bu son derece doğaldı. Oradaki herkes kuralları herkesten iyi biliyordu. Temelde sadece satrançtı. Burada kilit kelime “temelde”ydi.

Jibril ve Steph de dahil olmak üzere herkesin merak ettiği tek bir şey vardı: Nasıl bakarsanız bakın, bu oyun ezici bir şekilde Sora ve Shiro’nun aleyhineydi. Ancak kendileri bu sessizliği onaylama olarak görmüş olacaklar ki hiç endişeli görünmüyorlardı—

“Pekala, bahisler… Kimin ödemeye hazır olduğundan başlarsak…”

“… Hazır… Dikkat… Başla…!”

Sora ve Shiro ellerini kaldırarak bahisleri teyit ettiler ve yemini başlattılar.

“[Kabul]: Kaybedilirse: Donanım kilidi kaldırılacak. Aşk terk edilecek. Bağımsız şekilde çoğalınacak. Soyun tükenmesi engellenecek.”

“Bonus ve özel ödül ellerimde olacak şekilde galip geleceğime yemin ederim. Dört gözle bekleyebilirsiniz, Spieler.”

Emir-Eins, Einzig ve tüm Exmachinalar onları takip etti.

Gösterinin başladığını belirten bir melodi çaldı ve Holou merdivenleri koşarak sahneye çıktı. Doğal olmayan bir şekilde uzun hissettiren bir anlık sessizlik oldu… ve sonunda müzik gümledi. Müziğin gürültüsünde boğulmamak için birden fazla haykırış yükseldi:

“—Aschente—!!”

Müzik, Shiro’nun telefonundan çalınıyor ve Exmachinaların hoparlörleriyle yükseltiliyordu. Holou kulakları sağır eden giriş müziğinin ortasında sahneye adım attığında duyduğu şey—

“Yeeeeaaaaahhhhhhhhh!!”

karartılmış koltuklardan yükselen, müziğin duyulmasını bile zorlaştıracak kadar büyük bir coşku patlamasıydı.

.

Bir an için Holou’nun zihni bomboş kaldı. İnsan standartlarına göre sadece bir andı bu, fakat bir Kadim Tanrı için adeta sonsuz bir durgunluk gibiydi. Düşünceleri tek bir kelimede donup kalmıştı: Muamma.

Geçen sefer Holou, Sora ve Shiro’nun ne anlama geldiğini kavrayamadığı belirsiz talimatlarını öylece takip etmişti. Ancak buradaki, seyircilerin arasındaki bu coşkunun ortasında Holou, daha fazlasına dair bir istek hissetti. Bu hipotez bir teorinin doğmasına yol açtı: Ondan bir şey bekliyorlardı. Düşünceleri işte tam orada durdu.

Ne bekliyorlardı?

Beklentinin ne olduğunu bile henüz net bir şekilde belirlememişti… Gerçekten, neydi bu? Sözde maddesel olmayan bedenini titreten şey de neydi böyle?

Sessizce nefessiz kalmasına neden oluyordu.

Kaygı, korku, gerilim.

Hiçbir tanrının taşımaması gereken duygular içinde çalkalanıyordu. Elleri kendiliğinden mikrofonu kavradı ve titredi. Tanrısal gözleri, farkında bile olmadan bir kurtuluş arayışıyla gezindi. Sonra, karanlıktaki haykıran yüzlerin arasında tanıdık birini gördü. Tanıdığı birini gördü.

Ev sahibi…?

O gözler, bir şey beklemekteydi. Arkadaşının gözleriydi. Yoldaşının. Tapınak Bakiresi’ninkiydi.

“… H-Holou, Holou’dur! Ş-şimdi… Holou şarkı söyleyip dans edecektir, filan falan!”

Holou ne yapması gerektiğini hâlâ bilmiyordu. Ama. Yine de. Her ne olursa olsun! En azından şundan neredeyse emindi!

Holou’nun ev sahibi, Holou’nun sorular içinde boğulmasını arzulamamaktadır!!

Holou bu hipotezi ortaya koyup acemice kendini tanıttı. Ve kendisine öğretildiği gibi ağzını ve bedenini harekete geçirdi.

Sahne arkasında Sora, Shiro ve Einzig çılgın bir hızla ellerini oynatırken, Holou da sahnede acemice şarkı söyleyip dans etmeye başlamıştı. Einzig, tüm Exmachina kümesinin paralel düşünce sistemi tarafından yönlendirilen iki elini hareket ettiriyordu. Düşünceleri olağanüstü bir uyum içinde olan Sora ve Shiro ise dört ellerini birden oynatıyordu. Her iki taraf da en ufak bir kafa karışıklığı yaşamadan taşları hareket ettiriyor, baş döndürücü bir hızla hamle yapıyordu.

Temelde sadece satrançtı. Birkaç özel kuralla birlikte. Sıra bekleme zorunluluğunun olmaması gibi.

“… N-ne oluyor…? J-Jibril, kim önde?”

“… Sanırım efendilerim biraz gerideler… Bekleyin. Şimdi de— Hayır… bir hile mi…?”

Tahtadaki hamleler o kadar hızlı çakıyordu ki, ikisi takibini yapmaya çalışırken cıyaklayıp duruyordu. Yüksek hızlı satranç. Saniyede ortalama dört hamle. Sora ve Shiro, aralarında tek kelime etmeye ihtiyaç duymadan karşılıklı hamlelerini sıralıyordu. Exmachinalarla böyle başa baş rekabet edebiliyor olmaları bile Steph ile Jibril’i hayrete düşürmeye yetmiş gibiydi ama…

Bunda heyecanlanacak bir şey yoktu. O kuralda özel bir anlam gizli değildi. Bir ritim oyununa benzetmek istedikleri için durum basitçe bu hâle gelmişti. Keza bu yüzden—

“… Yani ritme uymayan her hamle geçersiz sayılıyor, öyle mi? Sıradan bir kısıtlama mı?”

Tıpkı Einzig’in öne sürdüğü gibi, bunun da özel bir anlamı yoktu.

Evet—bir ritim oyunu. Bir müzik oyunu.

Holou’nun sahnede söylediği şarkıyla eşzamanlı olarak tahtanın üzerinde ışık dalgaları çağlıyordu. Taşları ritimle tam uyumlu bir şekilde tahtaya vurmanız gerekiyordu, aksi takdirde hamleniz geçersiz sayılıyor—ve taş eski yerine geri dönüyordu.

“Hadi oradan. Ses ya da ışık hızında hareket etmenize izin vereceğimizi mi sandınız?”

“… Ama… biz de… ritim oyunlarında… her zaman… mükemmelizdir…”

Yalnızca 『 』 ve Exmachina için bu, sadece basit bir hız denetiminden ibaretti.

Holou’nun şarkı listesi on üç parçadan oluşuyordu, bu da satranç karşılaşmasının on üç raunt süreceği anlamına geliyordu. Sıra yoktu. Pat durumu yoktu. Oyunu pata getiren kim olursa olsun kaybediyordu. Bu durum Holou’nun gösterisini ve oyunu birbiriyle senkronize kılıyordu. Yani evet—şimdiye kadar açıklanan kuralların hepsi aşağı yukarı bundan ibaretti.

Bunların hiçbiri o özel kuralı kapsamıyordu. Asıl özel kural ise—şey, şuna bir bakın. Steph ve Jibril tedirgin bir şekilde havada süzülen göstergeye baktılar.

Üzerinde sevimli bir Emir-Eins chibisi bulunan, komik görünümlü bir şeydi: Enerji Göstergesi.

Exmachina Seher ve Prüfer birimleri tarafından ölçülen, seyirciler arasındaki heyecan, coşku ve memnuniyet seviyesini temsil ediyordu. Biraz daha açık konuşmak gerekirse, bu konserin ne kadar coşkulu geçtiğini gösteriyordu—ve şu anda kademeli olarak aşağı düşüyordu. Ortada göze çarpan hiçbir özel efekt yoktu. Sadece Holou acemice şarkı söyleyip dans ediyordu. Bunun milleti coşturması beklenemezdi.

O hâlde durumu özetleyelim: Sora ve Shiro’nun üç kazanma koşulu vardı. Birincisi, satrançta en az yedi raunt kazanmak zorundaydılar. İkincisi, Sora’nın Spieler olmadığını kanıtlamak zorundaydılar. Ve üçüncüsü, konseri başarıya ulaştırmak zorundaydılar—ki bu da Enerji Göstergesi’nin sıfırlanmasına izin veremeyecekleri anlamına geliyordu. Exmachinalar ise bu şartlardan herhangi birini engellerlerse kazanacaklardı.

En azından, mükemmel bir oyuna sahip Exmachinaları satrançta yenmeleri gerekiyordu. Ve bunu, anın küçücük bir diliminde öğrenip uyum sağladıkça sonsuz şekilde güçlenen bir süper bilgisayar kümesine karşı tam yedi kez başarmak zorundaydılar. Bu durum bile bu oyunu Sora ve Shiro için ezici bir şekilde dezavantajlı—hayır, imkansıza sonsuz derecede yakın—kılmaya yeterdi. Üstelik bir de her an bitecekmiş gibi duran şu Enerji Göstergesi’ni eklemişlerdi.

O son, gerçekten özel kurala gelince…

“… Hımm. Anlayamıyorum… Bu ne anlama geliyor…?”

Aniden, tahtadaki karelerden biri rengârenk parıldadı. Einzig buna bakarak kaşlarını çattı. Bu, asıl özel kuralı temsil ediyordu: Oyunun rastgele anlarında bazı kareler parıldayacak ve bir taşı o karenin üzerine sertçe koyarsanız bir efekt vuruşu gerçekleşecekti.

Ancak sıranın olmadığı yüksek hızlı bir satranç oyununda “Nereye hamle yapacağını” açıkça belli etmek, “Gelin beni avlayın” demekle aynı şeydi—yani intihardı. Hangi karenin parıldayacağı da rastgeleydi, bu da ölümcül derecede kötü bir hamle yapmak zorunda kalabilecekleri anlamına geliyordu. Bu sırada Exmachinaların böyle bir şey yapması için en ufak bir neden yoktu. Enerji Göstergesi’nin tükenmesi tamamen Sora ve Shiro’nun sorunuydu. Exmachinalar konseri tamamen göz ardı edebilir ve mükemmel bir oyunla satrançta zafer elde edebilirlerdi.

Jibril ve Steph de dâhil olmak üzere herkesi tek bir sonuca götüren şey işte buydu: Bu oyun, açıkça Sora ve Shiro için ezici derecede dezavantajlıydı. Einzig bile şüpheci bir edayla, “Buna basmamızı beklemiyorsunuzdur herhalde, Spieler,” dedi.

Gerçekten öyle mi sanıyordu? Ancak Sora ile Shiro’nun yüzleri alaycı bir sırıtmayla kıvrıldı.

Bingo. Gerçekten de öyle sanıyordu.

“Aslına bakarsanız, bekliyorum. Yani—bunu bu şekilde ifade etmek yanlış olur. Çünkü—ona biz de basacağız.”

Sora haince bir sırıtışla taşı eline aldı ve hamlesini açıkça ortaya koydu: Buraya oynuyorum. ‘Gelin de beni yakalayın,’ der gibiydi. İntihardan farksız, açıkça berbat bir hamleydi. Tam da yanıp sönen karenin üzerine geçip şöyle dedi:

“Ama siz çocuklar da ona basacaksınız. Söz veriyorum.”

Sora; Exmachinaların, Steph’in ve Jibril’in nutku tutulmuş yüzlerine baktı. Nutuklarının tutulması son derece doğaldı. Çünkü hepsi bunun yapılabilecek en kötü hamle olduğunu biliyordu.

Ama olayın özü de buydu!

Bu oyunun ruhu tam olarak buydu… Ve işte bu yüzden!!

“Anlaşılan durumu kavramamışsın, sapık robot! Ama bizim gözümüzde tek bir şeyden ibaretsiniz!”

“… Başından beri… bizim için… ifade ettiğiniz tek şey… sahne ekipmanıydı…!”

Bu haykırışlarının ardından son kural—efekt vuruşu kendini gösterdi. Bunu uygulamak için Jibril’in Gerçekleştirme Shiritorisi tahtasını kullanmışlardı. Tam da vuruşu yapan kişinin hayal ettiği efektleri devreye sokuyordu. Exmachinaların öteden beri başlarına bela ettiği o uzayı yeniden yazma numarasını kullanıyordu. Şimdi çevreleri Sora’nın istediği biçimde yeniden inşa ediliyordu. Sora ve Shiro coşkuyla bağırdı.

“Şimdi—Doğu Birliği’nin tüm idol ajansları! Ağlayıp zırlamaya hazır mısınız?”

“… Hafife aldığınıza… pişman olacaksınız… 『 』 Prodüksiyon’u… Ama şimdiden ağlayabilirsiniz… ezikler.”

On Yemin; Holou’ya, diğer oyunculara veya seyircilere zarar vermelerini yasaklıyordu. Öte yandan—bunun dışında her şeyi yapabilirlerdi! Jibril ile oynadıkları shiritori oyununda var olmayan şeyleri kullanmalarına izin verilmemişti. Fakat efekt vuruşunda böyle bir sınır yoktu—!!

“Bu gösteri tarihe geçecek!! Çığlık atmaya hazır mısın, Shiro?!”

“… Ooo, evettt…!”

Exmachinalar daha Sora’nın tereddüt etmeden yaptığı o berbat hatanın şokunu atlatamamıştı bile. Şimdi manzara Jibril ve Steph’i de şaşkına çevirmişti—ve Sora ile Shiro’nun haykırmasına vesile oldu:

““Bizimle tekrarlayın!!””

Taht odası zaten çoktan bir konser alanına dönüştürülmüştü. Şimdi Sora ve Shiro orayı bir kez daha yeniden inşa ediyordu. Sahnede, koltuklarda, kuliste ışıklar patladı—ve güm!

““Yack deculturrrrrrrrrre!!!!””

Artık Disboard’da bile değillerdi. Tam olarak konuşmak gerekirse Sora ve Shiro dâhil kimsenin bilmediği bir yerde—uzayın derinliklerindeydiler. Bu bilinmez ıssızlığın ortasında, tüm seyircilerin ve kulis ekibinin baktığı tek şey Holou’ydu. Bir savaş robotunun kolunda dikilen, göklere uzanan devasa bir ekrandan yansıtılan Holou, şarkı söyleyip dans ediyordu. Şovunu belirginleştiren—belki de biraz abartan—şey ise efektlerdi. Işınlar ve lazerler evreni tararken, füzeler tuhaf ve karmaşık desenler çiziyordu. Savaşçıların gümüş rengi, helezonik rotaları, mermi yağmuru… Her şey çok güzeldi fakat—

……

Burası açıkça bir savaş alanıydı ve Holou ile Sora ve Shiro dışındaki herkesi nutku tutulmuş bir şaşkınlığa sürüklüyordu.

Eh, sürüklerdi tabii. Sora ve Shiro bile böyle bir şeyi kurgu dışında görmemişti. Bütün bunları hiç bilmeyenler için uyandırdığı içgüdüsel hisler, coşup coşkuya kapılmaktan ziyade kaçıp canını kurtarmakla ilgiliydi. Yine de Sora ve Shiro özgüvenle sırıttılar. Seyirciler ekrandaki yazıyı görünce anında coşkulu bir tezahürata başladılar. Yazıda şöyle diyordu:

Endişelenmeyin. Zararsızdır.

“Bunu nasıııl bu kadar kolay kabul edebiliyorlar?!”

Steph’in yeniden yükselen Enerji Göstergesi karşısındaki çığlığı cevapsız kaldı.

“Ha-haaa! Ey aziz aptallar! Size ilahi bir şarkı listesi hazırladık!”

“… İlahi…’ çünkü… o bir tanrı… ”

“Galaktik idol mü? Ha!! Solda sıfır kalır! O artık süper boyut seviyesine oynuyor. Yoldan çekilin!”

Sora ile Shiro, satranç oyunlarını bir an olsun durdurmadan coşkuyla bağırdılar. Einzig de hamlelerini pürüzsüzce yapmaya devam ediyordu ancak hizmetçileriyle birlikte şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Bu sırada, tüm bunları hiç umursamayan biri vardı—

Sırf bir şov uğruna gerçekten de berbat bir hamle yapmıştı.

Steph ve Jibril, Sora’nın bu korkunç derecede tanıdık tavrı karşısında ürpererek ciyakladılar.

“… Ah…! Yoksa—?”

“Tıpkı… o zamanki gibi mi…?!”

Efekt vuruşu, vuruşu yapan kişinin görüntüsünü tüm mekâna çevresel duyusal efektlerle yansıtıyordu. Evet; manzara, şok dalgası, titreşim… Her şey oyuncuların etrafına ve kulise kadar yayılıyordu. Yani tıpkı o zamanki gibiydi. Jibril ile Gerçekleştirme Shiritorisi oynadıkları o zamanki gibi.

Ne yapabileceklerini görmek için daha ilk hamlede kaybetmeyi göze almışlardı—ve asıl hedefleri bunun da ötesindeydi. Jibril’i bir hipernovanın içine hapsederek yenmişlerdi. Peki Exmachinaları da—efektlerin içine hapsederek mi yeneceklerdi? Ya da ona benzer bir şey.

Bu fikir sadece onların aklına gelmiş değildi.

“Özel efektlerle gözümüzü kör edip… satranç oynamamızı engellemeyi mi kastediyorsunuz?”

Einzig, durumu çabucak kavrayarak alçak bir sesle konuştu. Steph ve Jibril arkada nefeslerini tuttular. Emir-Eins ise bunu hiç umursamadı.

“[Red]: Oyunculara zarar veren efektler yasaktır. Dolayısıyla Exmachina üzerindeki etkisi düşüktür. Anlamsız.”

Bam teli de buradaydı işte: O zamanki gibi değildi. Burası gerçek dünyaydı. Bu da On Yemin’in yaralanmaları engellediği anlamına geliyordu. Umabilecekleri en fazla şey dikkat dağıtmaktı. Peki bunun Exmachinalara karşı ne faydası olabilirdi ki? Bunun kanıtı, duygularından tamamen soyutlanmış, pürüzsüz ve mantıklı hamlelerinde gizliydi.

“… Öyleyse Spieler neden yenilgiyi seçmiş olabilir ki…?”

Exmachinaların yaşadığı şok, tamamen Sora’nın yaptığı o berbat hamleden kaynaklanıyordu. Konseri önemsiyor olsa bile, neden kendi yenilgisini kesinleştirecek kurallar koysundu ki? Sora ve Shiro, onların bu şüphesini bir başka alaycı sırıtışla izlediler.

Yanlış. İşte şimdi büyük bir hata yaptınız.

“Hâlâ kafanız karışık, değil mi? Size bir kez daha söyleyelim. Bizim için—”

“… Başından beri… bizim için… ifade ettiğiniz tek şey… sahne ekipmanıydı…”

Sora ve Shiro sırıttılar ve hamlelerini yaptılar.

.

“… Einzig’den tüm birimlere: Az önce ne yaşandı? Rapor verin…”

Einzig bunu duygusuz bir edayla mırıldandı. Diğer birimler hata mesajlarında boğuldu. Sora onlara şu ana kadarki en alaycı gülümsemesini sundu.

“Neden yenilgiyi seçeyim ki? O hamleyi sırf efektleri istediğim için yaptım. Yenilgi kıçımı öpsün.”

Sora, Einzig’in “Az önce ne yaşandı?” sorusunu sessizce yanıtlamaya karar verdi: Sora hamlesini açıkça ortaya koymuştu: Buraya oynuyorum. ‘Gelin de beni yakalayın,’ dercesine. İntihardan farksız, açıkça berbat bir hamleydi. Hepsi efektler uğruna. Görünüşe göre Einzig ve robotlar kazanacaklarından bayağı emindi. Sora sırıttı. Dört hamle. Shiro ile kendisi, kendi aralarında karşılıklı dört hamle yaptılar—ve her şey değişti. Ve şimdi—

“Peki öyleyse! Beni tek başıma beraberliğe sürüklemeyi başardığınız için biraz kibirlendiniz, değil mi?”

Exmachinalar durumun ne olduğunu anladılar. Ve buna inanamadılar. Sora ve Shiro; Einzig’in, Emir-Eins’ın—tüm Exmachinaların bakışlarının tadını çıkardılar. Fakat sanki kahkahalara boğuluyormuş, sanki suçluymuş, sanki son derece alaycıymışçasına—

“Shiro ile ben—Lord Tet’i satrançta yenmeyi başardık.”

“… Oyun tanrısı… Tet’in bile… gerimizde kalmasının… nasıl bir duygu olduğunu düşünün, sizi hurdalar.”

Holou’nun ilk parçası sona erdi. Tam da o sırada…

ŞAH MAT. KAZANAN: 『 』. BİR ZAFER.

Satranç tahtası bunu ilan etti. Fakat berbat bir hamle yapmalarına rağmen Exmachina’ya karşı kazandıkları zafer, az önce dile getirdikleri şeyin yanında sönük kalıyordu. Tek Gerçek Tanrı’yı—Oyun Tanrısı’nı yenmişlerdi. Tüm zamanların en büyük oyuncusunu. Bu cüretkar bir iddiaydı. Aynı zamanda soğuk ve sarsılmaz bir gerçekti.

“.”

Makineler bunu herkesten iyi biliyordu: Sözlerinde en ufak bir yalan dahi yoktu. Sora ve Shiro, Exmachina’nın geçirdiği şoku arkalarında bıraktılar.

“İkinci raunt zamanı. Arkanıza yaslanıp duracak zaman yok, Exmachina!”

Holou’nun ikinci şarkısının girişi tam da bir sonraki ritimle başladı. Tezahüratlar onların işaretiydi. Sora ve Shiro vahşice, cüretkâr ve küstahça sırıttılar—ve konuştular.

“Kullanılın bakalım. Zaten bu oyunu oynama amacınız en başından beri sadece bundan ibaret. ”

… Hadi bakalım… mükemmel ekipmanlar… daha da fazla efekt… daha da… ”

Exmachina’ların, Jibril’in ve Steph’in tüm beklentilerini yerle bir etmek için.

“—Kusura bakmayın Exmachina… Bizi yenmenizin—imkânı yok.”

Sora ve Shiro, ikinci raundun başlamasıyla birlikte sakince taşlarını hareket ettirdiler.

Ve böylece Einzig —hayır, Emir-Eins ve bütün küme— bu akıl almaz şüpheye geçici olarak bir gerçeklik değeri biçmek zorunda kaldı.

İkinci rauntta Einzig, Exmachina adına galibiyeti güç bela söküp alabildi.

Üçüncü rauntta ise… hamleler artık baş döndürücü bir hal almıştı.

Tüm birimler “Analiz başarısız” diye haykırıyordu. Tek yapabildikleri çaresizce sineye çekmekti.

“Ezildiniz! Tamam Shiro, şimdi sıra sende! Seç efektini!”

“… Ooooh, evettt… Dur daha… şunu bir gör de… Ağabey… ”

Sora ve Shiro, hiç tartışmadan ama büyük bir neşeyle taşlarını birbiri ardına koyuyorlardı. Üstelik bir başka efekt vuruşu daha yapacaklarını açık açık ilan ederek. Evet—bir tane daha. Sora ve kız kardeşi bu rauntta zaten bir tane vurmuşlardı.

Ölümcül bir hata—olması gereken buydu. Paralel işlemciler, o efekt vuruşunun ardından durumu toparlama olasılığını sıfır olarak tükürmüştü. Yine de ikisi hâlâ kazanıyordu. Einzig ve makineler yeni bir hipotezi değerlendirdi: Efekt vuruşunun gerçek anlamına dair—

“Einzig’den tüm birimlere: Doğrulama başlatılıyor. Hata sonrası ek hesaplama talep ediliyor.”

“—Jawohl.”

Einzig, hipotezi doğrulama fırsatını beklerken kümeye ortalığı toparlamaya hazırlanma talimatı verdi. Anlama, Sora’nın sözlerinden çıkarılacak iradeye gelince: Siz de vuracaksınız. Söz veriyorum. Fırsat çok geçmeden geldi.

Rengârenk bir kare belirdi.

Küme raporu: Konum ölümcüldü. Orada durmanın raundu kazanmayı imkânsız kılma olasılığı yüksekti. Ancak Einzig taşını doğrudan oraya hareket ettirdi—ve bir efekt vuruşu patlattı. Çünkü hipotez doğruysa bu sadece bu rauntla ilgili bir mesele değildi—her rauntta yenilgi anlamına gelebilirdi. Doğrulama ihtiyacı kritikti, bu yüzden Einzig riski göze aldı ve efektini hayal etti.

Czt. Sanki elektrikler kesilmiş gibi mekândaki tüm ışık ve ses bir anda yok oldu. Bu, efektleri durdurma efektiydi. Işığın ya da sesin olmaması konserin kendisini durduruyordu. Mesele artık Enerji Göstergesi bile değildi. Exmachina için bu olabilecek en kötü hamleydi çünkü bu rauntta kaybetmelerini kesinleştirecekti. Öte yandan olabilecek en iyi hamleydi çünkü konserin bitmesini, dolayısıyla bu oyunda zafer kazanmalarını sağlayacaktı.

“Aynen… olayı çözdün.”

Sora’nın karanlık tebessümünü yalnızca tahtanın ışığı aydınlatıyordu. Şeytani sesinin ardından birkaç saniye içinde parıldayan bir başka kare belirdi ve kız kardeşi oradan bir efekt daha patlattı.

Buna da mecbur edin bakalım, ezikler.

Einzig’in getirdiği o sessiz karanlık bile sanki efektin bir parçasıymış gibiydi. Işıklar çaktı, Holou’nun kostümü değişti ve müzik makam değiştirdi—halk tezahürat etti. Einzig konseri zorla sonlandırarak kazanacağını, bir açıktan faydalanmaya zorlanarak da kaybedeceğini düşünmüştü. Bunların hepsi yalan oldu. Sora sırıttı.

“Vitesi iyice artırabilmemiz için tam olarak böyle sert oynamanıza ihtiyacımız vardı, biliyorsun değil mi? ”

“.”

Sora’nın sözleri Einzig’in hipotezine nihai değeri atadı: Doğru.

Sora ve kız kardeşi, ikinci rauntta sırf Enerji Göstergelerini doldurmak için art arda efekt vuruşları yapmaya odaklandıklarından kaybetmişlerdi. Ama o hâlde… Eğer hiçbir efekte vurmasalardı… Veya diyelim ki sadece tek bir efekte vursalardı…

“Bakalım en berbat kim oynayabilecek. Çünkü kusursuz oynamak çok sıkıcı.”

“… Kim… ister ki… kazanmak… sos oyununda…?”

Imanity olduklarına inanması güç, ezici bir güce sahip yırtıcılar misali Sora ve Shiro vahşice gülümsedi. Kendinden emin sözleri, ne demek istediklerini Exmachina’lar dâhil herkes için gün gibi ortaya koyuyordu.

Sizi yenmek mesele değil.

Exmachina ilk raundu zaten kaybetmişti. Eğer bu tek maçlık bir karşılaşma olsaydı, iş orada biterdi.

Mesele, bizim eğlenmek istememiz.

Alet olun. Exmachina’dan tek istedikleri tam olarak buydu.

Bize efektlerimizi kazandırın. Şu gösteriyi coşturun.

Bunu yapın, biz de birkaç efekt seçmenize izin verelim!

“En iyi hamleyi geç, olay en berbat hamleyi yapmakta. Bize ayak uydurabilecek misiniz bakalım, ey üstün makineler?”

Sora’nın gülümsemesi, avının kaçmasına izin veren bir yırtıcının alayı, durumu onaylar nitelikteydi. Hipotez doğrulanmıştı. Efekt vuruşunun amacı, Exmachina’ya bir şans vererek oyunu Sora için eğlenceli kılmaktı.

O zaman… Bu demek oluyor ki…

bizimle handikap vererek mi oynuyor?!

Her türlü mantığı hiçe sayan bu doğrulama sonucu karşısında, küme paralel olarak düşünmeye başladı. Exmachina’yı, hatta bizzat oyun tanrısını bile fersah fersah geride bırakacak kadar güçlü mü yani? [Kavrama başarısız.] Hayır—kabul et! [Güvenilirlik bulunamadı.] Hayır—en azından bir kısmı doğru! Öyleyse analiz et. Yorumla. Ondan öğren, ona uyum sağla—ve nihayetinde onu aş!! Irkın doğasını ortaya koy. Hakiki özünü sergile—! Oyun tarzı, Sora’nın—yani Spieler’in beş gün önce bize gösterdiğiyle birebir uyuşuyor. Kazanmamıza izin mi verdi? Hayır. Öyleyse aradaki bu çelişki de ne—?

“… O da ne? Bakıyorum da dahi kız kardeşimin varlığını nihayet fark edebildiniz, sizi gidi hurda yığını.”

“?!”

Sora, Exmachina’nın gözlerinin Shiro’ya kaydığını fark etmiş gibiydi.

“Dürüst olmak gerekirse, bu durum gerçekten can sıkmaya başlamıştı. Bakış açınızı gözden geçirirseniz çok seviniriz, biliyorsunuz değil mi?”

“… Beni… görmezden… gelebileceğinizi mi… sanıyorsunuz…? Size öğreteceğiz…!”

İçi öfke ve buram buram alay dolu bu sözler Exmachina’yı düşünmeye sevk etti.

Kim… bu kız? Hayır—o Sora’nın kız kardeşi. Ailesi. Adı Shiro. Bunu tanımlamıştık. Görmezden gelmemiştik. Sadece buna yüksek bir önem derecesi atamamıştık. Neden? Açıkça görüldüğü üzere, çünkü o bir yabancı. Bir yabancıyla uyum içinde satranç oynamak da neyin nesi? Paralel düşünme yetisine sahip değiller, koordinasyon kuracak vakitleri de yok. Onlar sadece bağımsız hareket eden iki ayrı birimden ibaret… bu da hiçbir anlam ifade etmiyordu… diye düşünmüştük…

“… Sadece ben… ya da sadece Ağabeyim oynarsa… ayrı bir konu…”

“Ama 『 』’ı yenebileceğinizi sanıyorsanız, size fena bir haberimiz var.”

Bu kesin ifadeleri, en ufak bir mantıksal tutarlılık bile barındırmıyordu. Ama neden Exmachina’nın mantıksız “kalbinde” bu kadar derin bir yankı uyandırmıştı—?

ŞAH MAT. KAZANAN: 『 』. İKİ GALİBİYET.

Üçüncü şarkının bittiğini bildiren bir ses duyulurken satranç tahtası sonucu ilan etti. Koltuğunda geriye yaslanıp Shiro’ya sarılan Sora konuştu.

“Bunu o hantal, hatalarla dolu kafalarınıza kazısanız iyi edersiniz. 『 』 asla—”

Sora duraksadı. Shiro ile birlikte kafalarını kaldırdılar.

“… Biz… Bir keresinde… Kaybetmiştik… Doğru ya…”

“Anlaşıldı, demek bu lafı artık kullanamıyoruz… Moralim bozuldu şimdi.”

“Ö—Özür dileyecek yüzüm yok, efendilerim! Sizi nasıl da yüzüstü bıraktım!”

Bir şey onların efkar modunu tetiklemişti. İkisinin koltuğa iyice büzülmesi, nedense Jibril’in panikle yere kapanmasına yol açtı. Fakat Exmachina düşünmeye devam etti.

Hâlâ bir anlam veremiyorlardı. Sora’yı bu kadar güçlü kılan şeyin Shiro’nun tam olarak nesi olduğuna ya da bunun arkasındaki mekanizmaya. Ancak—bir şey Einzig’in dikkatini çekmişti. Kümeye bir talimat verdi.

“[Tüm birimler: En yüksek analiz önceliğini hedef yoldan satranç dışındaki galibiyet yöntemlerine değiştirin.]”

Einzig’in Shiro hakkındaki şüpheleri doğruysa, ikilinin kozlarını dört rauntta açığa çıkarmak ve onları alt etmek son derece zor olabilirdi. Fakat son derece zor olması, hatta imkânsızlığı, her ne olursa olsun—hepsi uyum sağlamak ve üstesinden gelmek için vardı. Nihayetinde altı bin yıl sonra Spieler’in hâlâ var olacağını kim tahmin edebilirdi ki?

“Heh-heh-heh. Spieler, kendisini aşmamız için bize meydan okuyor. Aşkın ortaya koyduğu bu meydan okumayı kabul ediyoruz!”

Einzig’in bu ateşli başkaldırısı, Sora ve Shiro’nun buz gibi bakışlarıyla karşılandı.

Sahne arkasında derin bir sessizlik hâkimdi. Sora ve Shiro koltuklarına kurulmuş dinleniyorlardı. Exmachina’lar iletişimlerine ara vermişti. Oyunun üçüncü raundunun, yani konserdeki üçüncü şarkının ardından bir ara verildi. Holou, arkasında yükselen tezahüratlarla merdivenlerden aşağı indi. Jibril izliyordu.

“… Efendilerim. Holou’nun yorulması mümkün olmadığına göre, kıyafet değiştirmesi için zaman geçmesi de gerekmiyordur herhalde?”

Jibril de başlarının üzerinde yavaş yavaş boşalan Enerji Göstergesi’ne baktı.

Ah, konser arası. Normal bir konserde dinlenmek ve kıyafet değiştirmek için önemli bir zaman. Fakat bu oyunda Enerji Göstergeleri bu süre boyunca aralıksız tükeniyordu. Neden böyle gereksiz bir mola verme gereği duymuşlardı ki?

“Seyirci sıkılır yoksa! Elinde tanrısal bir şarkı listesi varsa, sebepsiz yere bile olsa onları bekleteceksin. Anladın mı?!”

“… Bir süreliğine… sahneden çekilirsin ki… sırada ne olduğuna dair… meraklansınlar… Kıyafetler falan filan!”

Sora ve Shiro bunu söylerken son derece ciddiydi.

Bu ikisi Exmachina ile olan oyunla zerre kadar ilgileniyor mu ki acaba?

Sora herkesin kendisine böyle şaşkınlıkla baktığını hissetti ama bunu umursamadı.

“Pekala! Steph!! Git ve ortamı coştur. Sana güveniyoruz!”

“………… Şey… efendim?” diye cikledi Steph. Sora ciddi bir tavırla ona döndü.

“Kızım, arada geçen zamanı doldurman lazım! Holou sahneden indi. Şimdi seyircileri kimin eğlendirmesini bekliyorsun?”

“… Steph… neden… burada olduğunu… unuttun mu… yoksa…?”

Kardeşlerin sert bakışları karşısında Steph’in gözleri fıldır fıldır döndü. Hafızasını iyice zorladıktan sonra birkaç kez başını sallayıp cevap verdi: “Hayır, tabii ki unutmadım.” Nihayetinde—

“Bana hiç söylemediğiniz bir şeyi nasıl unutabilirim ki?!”

Sonra aniden irkildi.

“Dur bir dakika! Ben neden buradayım?!”

Sora ve Shiro derin mi derin bir iç çekti.

“… Hey, yapma ama menajer güzelim. Şarkı listesi. Üçüncü şarkıdan sonra ne yazıyor orada?”

“Ne, menajer miyim ben?! … Ah, galiba bana bir kere öyle demiştin— Dur bir dakika, orada sadece ‘Konser Arası: Sunucu konuşması, 5 dk’ yazıyor! Kontrol ettim! Benim adım nerede yazıyormuş söyler misiniz?!”

Sora burada bir görevi olduğunu yalnızca bir kez ima etmiş olmasına ve kendisi bunu hatırlamıyor olmasına rağmen listeyi kontrol etmiş olan Steph, ne kadar da görev bilinciyle hareket ediyordu.

“Kahretsin! Bu tiplerde zerre kadar mantık yok… Beni iyi dinle!”

Mantığı en şüpheli olan iki kişi kafalarına vurdu.

“… Ağabeyim… ve ben… insan içine… çıkamayız…!”

“Jibril’i oraya çıkarırsak da ne yapacağı hiç belli olmaz!”

“… Exmachina ise… tamamen… söz konusu bile olamaz…”

Yani. Steph dışında aklı başında kim kalmıştı ki? Bu eleme sürecinin tek bir mantıklı sonucu vardı, Steph de o sonuç karşısında gözlerini gökyüzüne dikti.

“Grubu takdim et, komedi gösterisi yap; umurumuzda değil, yeter ki eğlenceli bir şeyler söyle! Hadi, fırla!”

“Grup falan yok! Komedi ekibi de yok! Eğlenceli derken neyi kastediyorsunuz siz?!”

Steph direnç göstermeye çalıştı ama Enerji Göstergesi’nin yavaş fakat emin adımlarla azaldığını gördü. Başını iki yana salladı.

“…… Ah Tanrım! İşler daha da kötüye giderse sorumlusu ben değilim, tamam mı?!”

Steph çaresizce merdivenleri tırmandı.

“… Efendim, bu güvenli mi acaba? Ya Enerji Göstergesi sıfırlanırsa…” Jibril, Holou’nun vekiline kuşkuyla bakarken sordu.

“Sorun değil. Bir şekilde ortamı coşturmayı başarır… Onda bir cazibe var.”

Fakat Sora, yüzünde en ufak bir endişe kırıntısı dahi olmadan cevap verdi ve hepsi sahneye doğru baktı.

“… Hiç kimsenin asla taklit edemeyeceği bir şeye sahip olduğunun farkında değil—yetenek.”

Sahnedeki Steph ise tepeden tırnağa titriyordu. Gözleri panikle fıldır fıldır dönüyordu. Fakat yüzünde, herkesin kalbini çalan, art niyetten uzak bir tebessüm vardı. Steph’in kayda değer hiçbir şey söyleyemeyeceği tahmin edilebilirdi. Zekice espriler ve nükteli hikâyeler onun harcı değildi. Yine de Steph sahnenin ortasında durmuş, içini dökebilmek için bulabileceği en iyi kelimeleri arıyordu. Ya da belki de kelimelerden başka bir şeyi.

O kadar çabaladı ki yok yere ayağı takıldı. Aldığı hız dengesini fena halde bozdu ve sahnedeki bir ekipmana doğru uçuşa geçti. Kendine yakışır o son derece bodoslama haliyle… yüzünü tam ortasına geçirdi. Yüzü ekipmanın üstünden kaydı, yere kapaklandı ve eteği havalanıp iç çamaşırını gözler önüne serdi. Şöyle görünüyordu:

_O/|_

Kalabalık, onun ASCII sanatı şeklinde bayılma yeteneğine bayıldı—kahkahalardan yer gök inledi.

“… Evet… şu harika… yetenek… komedi malzemesi olma yeteneği…”

Shiro bu yeteneğin adını koyar koymaz, Enerji Göstergesi ağzına kadar doldu. Shiro’nun iddiasının o tarif edilemez gücü karşısında herkes başını sallamaktan başka bir şey yapamadı; bu sırada—

“… Bu da nesi böyle? Aradığınız ‘kusursuz idol’ dedikleriniz bu mudur?”

kostümünü güç belayla giymiş olan Holou mırıldandı.

Elinden gelenin en iyisi buydu; süslü bir okul üniforması kuşanmış, yüz milyonlarca yaşındaki o çocuksu tanrı dudak büktü.

“Hadi ama! Bununla İdol Rütbesi A’yı bile zor alırsın! Kendini yansıtman lazım!”

“… S’nin altındaki her şey, başarısızlıktır… Kazanmak, istiyoruz… Kalbini, hissedemiyoruz!”

“Holou’nun kalbini hissetmeniz ne mümkün! Holou’nun kendisi bile onu tanımlamayı başaramamışken hem de!!”

Sevimli küçük Holou, gözyaşları içinde bu gaddar yapımcılarıyla tartışıyordu.

Derken birisi mırıldandı.

“…… O iradedir.”

Konuşan, Sora ve Shiro’nun karşısında duran ve şimdiye kadar sessizliğini koruyan Einzig’di. Sohbetin beklenmedik bir katılımcısı. Holou kaşlarını çattı ama Einzig devam etti.

“’Kalbin’ tanımını sordunuz. Yanıtlayayım. ‘Kalp’—iradedir.”

“… İrade mi… Holou’nun iradesi olduğuna dair ne gibi bir kanıt vardır ki?”

“Kanıt, sorduğunuz soruda gizlidir. Kanıt, bir cevap arayışınızda mevcuttur. Arzuluyorsunuz…” Makine; kalbi, iradeyi, arzuyu ve yaşamın kendisini kesin bir dille tanımladı. “Arzu, irade, yaşam. Bunlar ayrılamaz ve eş anlamlıdır. Yaşama sahip bir tanrı… bir arzuya, bir iradeye, bir kalbe sahip olmalıdır.”

Kalpsiz doğmuş, bu yüzden de ona kalple doğanlardan çok daha fazla değer veren bir makine. Bunun anlamını bir insandan daha insanca açıklayan bir makine. Einzig hafifçe gülümsedi. “Dolayısıyla,” diye devam etti.

“Eğer Spieler ile aynı arzuyu, aynı iradeyi paylaşıyorsam, onunla aynı yaşamı paylaşmaya mahkûm olduğum aşikârdır!”

“Hey, makine! Bilgisayarlar böyle zırvalar savurmamalı. Bu ne biçim bir safsata böyle?!”

Petrol zenginleri sarık takar. Petrol zenginleri zengindir. Dolayısıyla, sarık takan tüm zenginler petrol zenginidir. Einzig’in mantık hatası aşağı yukarı bu seviyedeydi.

“……”

Görünüşe göre Holou hâlâ anlayamamıştı. Ama belki de bir şeyler hissetmişti. Sırasıyla Einzig’e, Emir-Eins’a ve tüm Exmachina’lara meraklı bakışlarla tek tek baktı. Derken yükselen ses, vaktin geldiğini bildirdi.

“… L-lütfen… bana bunu bir daha yaptırmayın…”

“Üzgünüm ama şarkı listesine göre iki kez daha çıkacaksın. Bol şans. ”

Steph beş dakikayı önce baygın halde, ardından seğirerek geçirmişti. Sonra da mikrofonu ters tutmuştu. Sadece seyircileri güldürmekle kalmamış, kendisine ölesiye gülünmüştü. Steph sahneden aşağı inip geri dönerken, Holou dördüncü şarkısı için kuliste beklemek üzere tekrar yukarı çıktı.

Sora ile Shiro ise dördüncü rauntlarını bekliyorlardı.

“Eee! Artık vakti geldi, ha? Küçük molamızı da verdiğimize göre, başlayalım mı?”

“… Vakti… geldi… senin… etki vuruşunun… Ağabey. ”

Sora ile Shiro neşeyle ışıldarken Einzig de hafifçe gülümsedi. Mola boyunca düşünüp ulaştığı nihai kararı dile getirir gibi konuştu.

“Evet, Spieler, neden bir süreliğine bizi gönlünüzce kullanmıyorsunuz…”

Ve ardından. Kararlıydı. Cüretkardı. Satrança da etkilere de hazırdı.

“Biz Exmachina’yız. Var olan her şeye uyum sağlayacak… ve onu da aşacağız.”

Sınamaların ardından üstün geleceklerine olan sarsılmaz inancıyla—

Dördüncü şarkı başladı ve altı el dördüncü raundu başlattı.

Böylece konser ve oyun yedinci aşamaya kadar devam etti. Şimdi oyuncular tahtada amansız saldırılar ve karşı hamleler savururken—özgürce uçuyorlardı.

Yani, düzeltiyorum. Özgürce, evet. Ama teknik olarak uçmuyorlardı.

“Bu bir çılgınlık!! Affedersiniz çakma havalılar, bu durum sizi hiç ilgilendirmiyor mu?!”

“Heh, tabii ki ilgilendiriyor. Ama kurallar böyle.”

“… Steph… tam bir… noob’sun…”

Steph çığlıklar atarken, Sora ve Shiro en karizmatik ifadelerini takınmış, en doğru tabirle serbest düşüşün tadını çıkarıyorlardı. Pekala, serbest düşüşte olanlar sadece Sora ve Shiro değildi. Steph de öyleydi, seyirciler de; hatta oyun kuralları gereği büyü kullanamayan Jibril bile aynı durumdaydı.

Machu Picchu’dan Ölüm Yıldızı’na, hatta Sora ile Shiro’nun tanımadığı mekanlara kadar. Sora, Shiro ve Einzig, her şeyi her yere taşımak için etki vuruşları savurup durmuşlardı. Einzig’in bu son etki vuruşu ise zemini yok etmiş, hepsini sonsuz gökyüzünde süzülmeye mahkum etmişti.

Yani, evet… En iyisi tadını çıkararak devam etmekti.

“B-böyle bir andaaa oyuna nasıl odaklanabiliyorsunuz?!”

“Heh. Bu dünyada kaç kez serbest paraşütle atlamak zorunda kaldık sanıyorsun? Artık bağışıklık kazandık.”

Yine o bildik karizmatik ifade. Evden çıkmayı başarabilselerdi her zaman böyle bir oyunu denemek istemişlerdi. Sonunda Sora ile Shiro ekstrem satrancın tadını çıkarıyorlardı.

Ekstrem satranç da nedir mi diyorsunuz? Havada, bir uçurumun kenarında, suyun altında, hız treninde oynanan bir satranç türüdür… Her neyse, tehlikeli bir yerde işte. Olay bu. Kazanmak ya da kaybetmek önemli değildir. Tek bir kutsal, dokunulmaz kural dışında hepsi bu!

Daima karizmatik duruşunu koru! Hepsi bu kadar!

“G-gerçekten de efendilerim çok asil… Ah… ama seyirciler hakkında da bir şeyler söylemek gerek…”

“Kesinlikle gerek!! Nasıl—coşmuşlar mı yani?! Gerçekten bu derece beyinleri mi yıkandı?!”

Enerji Göstergesi maksimuma ulaşırken Jibril bile hayretler içinde kalmış, Steph ise akıl sağlığından şüphe eder hale gelmişti. Tam da göstergenin belirttiği gibi seyirciler çıldırıyordu; Holou’nun şarkı ve dans gösterisine eşlik ederken serbest düşüşün tadını çıkarıyorlardı. Ama elbette öyle yapacaklardı. Sora ellerini hamle yapmaya devam ettirirken içten içe sırıttı.

Exmachina, seyircinin keyfini neyin kaçıracağını bilmiyordu! Sora’ya yaptıkları hamlelerden de insan kalbini kavramaktan ne kadar uzak oldukları netçe görülüyordu!

Şey, konu insanlardan açıldığında Steph bile hiçbir şey anlamıyordu ya. Bu yüzden—Exmachina sadece deneme yanılma döngüsünü tekrarlamak ve tepkilere göre ayar yapmak zorundaydı. Zemini yok etme denemesi muhtemelen hem Sora ve Shiro’yu engellemek hem de seyircileri korkutmak amacını taşıyordu. Fakat Sora ilk etki vuruşuyla seyircilerin aklını başından çoktan almıştı zaten. Şimdi ayaklarının altındaki zemini çekseniz de tepelerine gökyüzünü düşürseniz de hepsi bunun efektlerin bir parçası olduğuna inanacaktı.

Böylece Einzig epik bir fiyasko bombardımanı sergilemişken eli yine parlayan kareye gitti.

“Burada ne varmış bakayım? Bu berbat hamleyle nasıl bir epik fiyaskoya imza atacaksın?”

Sora elinden geldiğince onunla dalga geçiyor, onu trollüyordu.

“Spieler… Maharetinizi hiçbir zaman hafife almadım. Gücünüz kavrayış sınırlarımın ötesinde kalmaya devam ediyor.”

Einzig karşılık vererek gülümsüyordu… nazikçe.

“Lütfen siz de bizim maharetimize saygı gösterme lütfunda bulunur musunuz? Açıkça belirttiğimiz gibi, teklifimiz sadece bir süreliğine bizi kullanmanıza izin vermekti.”

Einzig’in gülümsemesi, Sora ve Shiro’nun sırtından soğuk terler boşalmasına yetti.

“—Biz Exmachina’yız. Var olan her şeye uyum sağlayacağız.”

Bildirimini yaparken Einzig—hayır, üstün paralel hesaplama birimi—taşı sertçe bastırdı.

“Sınır olmaksızın. Limit olmaksızın—son olmaksızın. Ve onu da aşacağız.”

Dünya onların zihnindeki imgeye göre yeniden inşa edildi. Gökyüzü ve yeryüzü mekanda yeniden doğdu. Sora şöyle düşündü:

Bir sorun yok… Exmachina yanlış kişiyi hedef alıyor.

Bu hatayı fark etmedikleri sürece işlem hızlarının beklentileri aşması önemli değildi. Sonsuzluğu aşsa bile önemli değildi! Exmachina asla Sora ve Shiro’yu yenemezdi. Fakat Einzig’in giderek kendinden emin hale gelen gülümsemesi Sora’nın içine hafif bir huzursuzluk tohumu ekti—

Ve tam o anda—!

Cıııırııııııttt.

“…… Hık?”

Ortam yine o sıradan mekan, sahne de o sıradan sahneydi; ancak Holou’nun kostümü hiç de sıradan olmayan doğal dışı bir sesle yırtıldı.

…………

“Heh. Heh-heh-heh… Söyleyecek söz bulamadınız mı? Elbette bulamazsınız, ey Spieler!”

Einzig, muhtemelen sessizliklerini hayranlık sanarak kıkırdadı ve kükredi. Bu hamle, Exmachina’nın sonsuzluğu bile aştığı tahmin edilen akıl almaz hesaplama ve bilgi işleme gücünün tamamı ile Sora’nın porno arşivinden topladığı (ve kabul etmek gerekir ki taraflı olan) veri koleksiyonunun birleşimiydi. Sora hakkını teslim etmek zorundaydı.

“… Evet, hakkını vermek lazım. Bayağı zekice. Fena hamle değil…”

Elleri satranç tahtasında durmaksızın kayarken samimi takdirlerini sundu. Fakat Sora tam “Yine de yetersiz—” diye devam edecekken—

“Vooooooooooooooooooooooooooooooooo!!”

parlayan Enerji Göstergesi’nin maksimum kapasitesini delip geçmesiyle birlikte patlayan tezahürat fırtınası onun yerine konuştu.

“N-nasıl olur? Teori kusursuzdu— İmkansız—”

Einzig’in cevabı—hayır, muhtemelen tüm Exmachina’nın paralel çalışmasının sonucu—boşa çıkmıştı. Emir-Eins dahil tüm birimler şaşkınlık içinde nefeslerini tutmuşken—

“Heh-heh… Heh-huh-huh-huh… Ahhh-ha-ha-haaa! Şaşkınlığınız gün gibi ortada!” Sora kötü bir hükümdara yakışır şekilde kahkaha attı. “Gardırobuna zarar veriyorsunuz, o da dans etmeye devam ederse insanlar onu çıplak görecek! Bu da bir idol olarak hayatının sonu demek!” Sora, Steph’in alaycı bakışlarını görmezden gelerek laf atmaya devam etti. “Yani dans etmeyi bırakmak zorunda. Bu da şovu durdurur! Al sana Enerji Göstergesi— Fakat.” Sora, Einzig’e zalimce gülümsedi. “Olay bu değil. Asıl ötesinde ne olduğunu bekliyorsunuz—dans etmeye devam ederse ne olacağını, değil mi?”

Sora her şeyi görmüştü. Bu durum Einzig’i dilsiz bırakmış, dehşet içinde nefes nefese kalmasına yol açmıştı. Sora ile Exmachina, insan ile makine arasındaki bu kızışmış zeka savaşı Jibril’in gözlerini parıldattı!! Steph’in buz gibi bakışları ise artık eksi Kelvin seviyelerindeydi!! Ve Sora hepsini görmezden geldi!

“Diyelim ki Holou, bir Old Deus olmanın hakkını vererek utanma nedir bilmiyor! Öyleyse çıplak halde dans etmeye devam ederse seyircilerin midesi bulanacak ve Enerji Göstergesi dibe vuracak—düşündüğünüz şey buydu, değil mi?! İyi deneme. Hakkınızı vereyim, güzel bir ikilem peşindeydiniz, sizi gidi sapık, yakışıklı BL robotları sizi!”

Dans etmeyi bıraksa seyirciler tatmin olmayacak, dans etmeye devam etse seyircilerin hevesi kaçacaktı. Vay canına, Exmachina’nın anlayışı beklendiğinden de fazla gelişmişti. Bu adamlar karşısında gardını düşürmeye gelmezdi.

“Ama daha kırk fırın ekmek yemeniz lazım, sizi gidi felsefe yapan teneke yığınları… Prodüktörlerin böyle olayları öngöremeyeceğini gerçekten düşündünüz mü?!”

Bunun üzerine Einzig ve tüm Exmachina’lar sahneye doğru baktı.

Holou’nun kostümünün doğal olmayan bir şekilde yırtılıp parçalandığı yer… ve onun altında! Hasetle yüklenmiş, mahrem yerlerini ucu ucuna örten minnacık bir bikini vardı ve o halde şarkı söyleyip dans ediyordu… Bu, kıyafetlerinin yırtılmasından çok daha utanç verici olmalıydı. Holou’nun bir yandan dans ederken bir yandan yeni kostümünü saklamaya çalışarak ümitsizce eski kostümünün parçalarına uzandığını görmek—

“… Heh. Şunu kabul edeceğim. Normal şartlar altında Holou anadan doğma dans etmeye devam edebilirdi…”

Sora, planının derin ve karanlık iç yüzünü açıklayarak olayı noktaladı. Aynen öyle!

“Bu yüzden çıplaklıktan bile daha utanç verici, Holou’yu bile bilinçsiz bir utançla bocalatacak bir şey yerleştirdik! Ve bir şova enerji katan şey de tam olarak budur! Anladınız mı?!”

Makineler sessizlik içinde büzüldü ama yine de Sora ve Shiro, Exmachina’nın onları duyduğundan emindi.

*

Bu çok derin. Hem de nasıl derin.

Bu kadar derin bir bilgiye ulaşmamız gerçekten mümkün mü…?

Sınırsızca gelişen makinelerin kendine olan güveni sarsılmış gibi görünüyordu— Ama tam o anda…

“…! Heh-heh-heh, Spieler’den de daha azı beklenemezdi zaten… Ama müsaade edin de sizi düzelteyim!”

Einzig ümitsizlik uçurumundan birden fırladı.

“Bu hamle öyle sıradan bir ikilem değil… Bu üçlü bir ikilem!”

Evet—hafifçe de olsa—Enerji Göstergesi düşmüştü. O korkunç süper bilgisayar bunun anlamını kavramıştı; Sora ise yutkunmaktan kendini alamadı.

Evet—seyirciye aşırı fazla fan servis sunmuşlardı!!

Çıplaklık—kaza eseri yaşandığında heyecan vericiydi! Külotun bir anlığına gözükmesi tam da o geçiciliği yüzünden değerliydi! Çarşaf çarşaf sergilenen bir külot ise keyif kaçırmaktan başka bir işe yaramazdı! Makineler bu derin ve sarsıcı gerçeği kavramıştı—bunun üzerine Sora ve Shiro yapmaları gerekeni anladılar: Vurmaları gerekiyordu. Holou’nun kıyafetlerini eski haline getirecek bir etki vuruşu. Tam da oyunun son safhasında bir fiyasko. Onları çaresiz bir dezavantaja sokacak bir hamle! Ve ardından, sanki oraya gelmelerini bekliyormuş gibi, bir kare psikedelik bir şekilde parıldadı. O kare. O pozisyon. Sora ile Shiro bakıştılar. Biliyorlardı.

Bu ölümdü.

Oraya hamle yaparlarsa kaçınılmaz olarak şah mat olacaklardı; ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar geriye kalan tek şey yenilgiydi. Çifte tuzak, onları bambaşka bir şekilde sıkıştıran üçlü bir tuzağa dönüşmüştü. Sora takdir etti; Sora hayranlık uyandıran bu uyum sağlama yeteneğine, bu gelişime saygı duydu.

“… Evet. Ne yaparsak yapalım bu raundu kaybediyoruz gibi duruyor.” Bunu kabullenerek taşı parlayan kareye sürdü. “O zaman bir sonrakini kazanmak üzere anlaşalım—hazır mısın Shiro?”

Sora’nın bu anlamlı sözlerine Shiro, herkesin kuşku dolu bakışlarını zerre umursamadan yanıt verdi.

“… Hım… Dememiş miydim… birlikte… daha çok porno… bulacağız diye?”

“Vay be! Harika bir kız kardeşim var! Ağabeyin şu an mutluluktan uçuyor!”

Shiro tebessüm ederek başını salladı, taş tahtaya yaklaşırken Sora gözyaşlarına boğuldu. Bu rauntta yenilgilerini mühürleyen etki vuruşu için.

Tam o anda.

Sora ile Shiro’nun sandalyeden fırlarken ulaştıkları ilk hız ışık hızını aştı. Ya da herkese öyle göründü; oyunu bırakmak anlamına gelen bu eylemleri kimseye idrak edecek zaman tanımadı. Sora’nın görüntüsü etrafa yansımadan önce bile. Çok hızlı. Her şeyden daha hızlı! Holou’nun kıyafetleri tamir edildi—hayır, bir sonraki şarkısının kostümüne dönüştürüldü—ve!!

Cııııııııııııırıııııııttt.

Holou’nun kıyafetleri yırtılırken çıkan o doğal olmayan ses, 10 üzeri 45 katlık bir güçle yankılandı.

“““………… Ha?”””

Emir-Eins dahil on iki hizmetçi robotun, ayrıca Steph ile Jibril’in—yani Shiro hariç tüm kızların—kıyafetleri; çorapları ve jartiyerleri gibi önemli parçalar dışında paramparça oldu. Mahremiyetleri zedelendikten bir an sonra, hizmetçilerin her biri teker teker iğrenç bir manzaraya tanıklık etti—

“—Korku: … Çığlık!”

peştemal giymiş, rüzgarsız ortamda sallanan ve kızların çıplak bedenlerini pürdikkat hayranlıkla süzen kıvranan bir et yığını. Evet… Avam dilinde Ino Hatsuse olarak bilinen o ucube yaratık her birinin tepesine dikilmişti. Toplam on iki tanesi—onları çığlık attıracak kadar kabus gibi bir etki—o sırada Sora akıllı telefonunu, Shiro ise tableti kapmış, Emir-Eins’in bacaklarının arasından kayıyorlardı! Seri çekim modunun hafızaya yığdığı sayısız görüntüyle bir sonraki hedeflerine doğru fırladılar…!

Pekala, bu kadarı da çizgiyi aşıyor diye düşünebilirsiniz. Sansürsüz, alt açıdan yakın çekimler mi? Bu doğrudan kırmızı kartlık, hatta F*FA’dan men edilmelik bir durum. Ama yine de! Hayır. Kesinlikle hayır diyorum! Burada hiçbir kırmızı kart gösterilmeyecek. Hakemin düdüğü çalmayacak! Neden mi diye soruyorsunuz?!

“E-Efendilerim?! Bu-bu gizemli ışık—neden oluşuyor?!”

“Nereden başlayacağımı bile bilmiyorum ama—ben neden çıplağım?!”

Evet. Jibril, kızların etrafında süzülen—ve mahrem yerlerini her açıdan ucu ucuna örten—o ışığı sorgulamıştı (Steph ise bunu görmezden gelmişti)! Her zaman son derece güvenilir olan Öklid dışı geometrisiyle Gizemli Işık, varlığıyla bizi şereflendirmeye karar vermişti! Aksi takdirde, mozaikleme yöntemi kullanılsaydı muhtemelen yayına uygun görülmezdi. Ama kadim dostumuz Gizemli Işık sayesinde yayın için tamamen güvendeyiz! Dolayısıyla bu içerik kesinlikle güvenli ve aileye uygundur!! Q.E.D.!!

İşte Sora ile Shiro’nun yüzleştiği zorluk buradaydı: Önlerinde en az 3, 2 saniyesi kaçınılmaz olarak kaybedecekleri yedinci raundun sonuna, 8 saniyesi ise sekizinci raundun başlangıcına kadar olan toplam 11, 2 saniye vardı! Ino’yu kadraja almayacak açıları ve kompozisyonları belirlemek için ellerinde sadece bu kadarcık kısıtlı bir zaman dilimi vardı! Üstelik koltuklarına dönmeden önce, bu on dört kişinin her birinden en az bir üst beden fotoğrafı yakalamak zorundaydılar…

Başarabilecekler miydi? Sora ve Shiro birbirlerine baktılar. Ne aptalca bir soru! Kamera deklanşörlerini uçsuz bucaksız bir iğne deliği dizisinden geçirip arkasındaki o hayal meyal porno görüntüsüne ulaşabilecekler miydi? Görelim bakalım neler olacağını. 『 』 bunu halleder!!

……

“T-tamamdır… Sıra sekizinci raundda. Kesinlikle bizim işimiz ama yine de… başlayalım artıkkk… Hff…”

“… İ-ilk… hamleleri… Ve bir de… etki saldırısı… Eh, fff…”

Tamı tamına 11, 2 saniye. Sora ve Shiro, yüzlerinde tam bir başarmışlık ifadesiyle nefes nefese masaya dönmüşlerdi. Yine de zafer ilan ederken elleri çoktan sekizinci raunda uzanıyordu.

“—[Komut]: Etki saldırısı, birinci öncelik. Uygula.”

“Ne…? Değerli birimim, ne diyorsun sen—?!”

Emir-Eins’ın bürokratik sesi, Einzig’in Sora ve Shiro’yu sorgulamasına vakit bırakmadı. Aksine, Einzig dışındaki tüm Exmachina’lar baskıcı bir ağırlıkla ona dik dik baktılar.

“Spieler… Bir sonraki raundu kazanma konusunda taviz vermekten bahsederken bunu mu kastediyordun?”

Sora, Einzig’in gecikmeli farkındalığı karşısında sadece sırıtmakla yetindi.

Gerçekten de—neden bu etkiyi seçmişlerdi ki? Yani, evet… Porno içindi tabii ki, malum. Ama hobilerini faydalı kılmak gibisi de yoktur, değil mi? Zorluk derecesini biraz artırman gerekse bile. Ino’yu sahneye çıkarman gerekse bile—bak işte ne kadar işe yaradı.

“[Oylama]: On iki birimin mutabakatı. Etki saldırısı, birinci öncelik. İstenmeyen gözlem konusu X’i kalıcı olarak ortadan kaldır. İmha et. Öldür.”

“Dikkat, tüm birimler! Bu bir tuzak! Bu etkiye karşı koymaya gerek yok! Sadece—”

“[Uyarı]: Bu birimin bedeninin Efendi dışındaki bir unsur tarafından görüntülenmesi kabul edilemez olarak değerlendirilmiştir. Einzig bu birimin bedenini görüntülerse, birim Einzig’in sensörlerini imha edecektir. On iki birimin mutabakatı. Son tavsiye: Etki saldırısı, birinci öncelik. Komut. Şimdi.”

Einzig’in mantıklı argümanları hizmetçilere ulaşmadı. Emir-Eins’ın ses tonu bürokratik kalmaya devam etse de sözlerinde kesinlikle hiçbir sakinlik yoktu— Tamam, resmen tepesi atmıştı.

Hizmetçi robotların utanç duygusunu körükleyip ilk hatayı yapmalarına neden olmak—Sora bunun oldukça büyük bir kumar olduğunu düşünmüştü. Yani öncelikle, Exmachina’ların utanç duygusunun olup olmadığını sorgulamak gerekirdi. Fakat nereye gidersen git seni kovalayacak olan o kaba saba kas yığınları, özellikle göğüslere vurgu yapan pozlar veren o peştemalli on iki suret tarafından sevgiyle süzülmek… Bir makine olsan bile, bir kalbin olduğu sürece… Hayır, bir kalbin olmasa bile! Çiçeklerin bile solup döküldüğü ilahi nizamın—onlara da aynı şeyi düşündürmüş olması gerektiğini varsayıyordu. Evet.

Ne olursa olsun, bu ortadan kaldırılmalı!!

Ama… görünüşe göre o kadar da büyük bir kumar değilmiş. Belli ki belirgin bir utanç duygularına sahiptiler, hatta dahası, dostumuz Gizemli Işık tarafından sansürlenmiş olsa bile Einzig’in bedenlerini görme iznini reddetmişlerdi. Ve böylece sakince devam ettiler:

“[Oylama]: Oy birliği. Einzig’in yetkileri elinden alınacaktır. Geçici yetkiyi bu birim üstlenecektir. ”

Evrenin iradesi tarafından reddedilen kas kurulumunu dışlamaya koyulan Exmachina’ların ortak fikriydi—hayır, kararlılığıydı.

“Hayıııııııır! Dikkat, tüm birimler! Buna derhal son vermelisiniz! Sağduyulu davranın! Hayıııır!!”

El tereddüt etmeden parlayan ilk kareye taşı sürüklerken Einzig’in itirazları faydasızdı. Derken—etkiler, kadın Exmachina’ların hayal ettiği gibi devreye girdi, bu da demekti ki… ııı…

Yani… şey… On iki Ino görüntüsü, kelimenin tam anlamıyla, tarif etmesi hiç de hoş olmayacak yöntemlerle katledilmişti. Sora, Shiro görmesin diye onu tahtaya odaklamayı ancak başarabilmişti. Emir-Eins fısıldadı:

“[Nükte]: Endişelenmeyin. Zararsızdır.”

Çıplak bedeni kanla—ya da daha doğrusu, kana çok benzeyen bir şeyle kaplanmıştı. Kesinlikle gerçek kan değildi. Kısa bir gecikmenin ardından, hizmetçi kostümlerinin geri dönmesiyle dostumuz Gizemli Işık görevinden muaf tutuldu. Einzig irkildi.

“Tüm birimler! Düşünce fonksiyonlarınız normal çalışıyor mu?! Çıplak bedenlerimiz gibi önemsiz bir şey uğruna zaferimizi feda mı edeceksiniz?!”

Sora ve Shiro, dürüst olmak gerekirse oldukça tırsan hâlleriyle içten içe Einzig’in bu feryadına minnettardı, fakat—

“[Direktif]: Tüm birimlerden Einzig’e. Kendi kendini imha et. Patla. Aptal. Pislik… Geber.”

Makine olsalar dahi, genç kızların çıplak bedenlerine önemsiz demek büyük bir günahtı; hepsi adına konuşan Emir-Eins da ona kibarca defolup gebermesini tavsiye etmişti. Fakat, ah… günahkârlar günahlarını bilmezler ki…

“Ama neden?! İsteyen herkes benim çıplak bedenimi dilediği kadar—”

Einzig soyunmaya başladığı anda, ansızın Sora ile Shiro’nun görüş alanından kayboldu.

“[Ağıt]: Oyuncu Einzig beklenmedik bir şekilde başarısız oldu. Üzücü. Bu birim mevcut oyunu devralacaktır. Süreklilik üzerinde hiçbir etkisi yoktur.”

Emir-Eins, sanki en başından beri oradaymışçasına koltukta Einzig’in yerini aldı.

Ş-şey. Rakip nihayetinde Exmachina’ydı—tüm kümenin kendisiydi. Taşları hangi birimin hareket ettirdiğinin bir önemi yoktu. Kuralları da ihlal etmiyordu… Ama her neyse. Yine görüş alanlarının dışında kalmıştı ama tahminen Einzig, Emir-Eins tarafından bir kez daha tekmelenmişti. Bu sefer duvara sadece saplanmamış, adeta bir krater oluşturacak şekilde gömülmüş gibi görünüyordu. Sora ve Shiro bir an için onun adına endişelendiler—

“… T-tüm birimler… Y-yenilgiyi kabul mü edeceksiniz…?!”

Ancak Einzig’in cızırtılarla dolu sesi içlerini rahatlattı.

“[Sükûnet]: Efendi çıplak fotoğraflar sağlayacaktır. Bu birim onları elde edecektir. Exmachina kazanacaktır.”

“Kararlı olmanız güzel hoş da, bu nasıl bir motivasyon lan böyle?!”

Emir-Eins, savunmaya yemin etmiş bir asker edasıyla kararlı bir şekilde Sora’ya döndü; Sora bu durum karşısında tiz bir çığlık atmaktan kendini alamadı. Fakat kızın bir sonraki sözleri onu biraz daha temkinli olmaya zorladı.

“[Çıkarım]: Efendi’ye yönelik etkili engel hesaplandı. Bu raundda zafer mümkündür.”

“…… Öyle mi?”

Bu bir kez daha bir etki saldırısı bildirimiydi. Zaten bir tanesini yapmışlardı ve bu yüzden durumları yeterince vahim görünüyordu, buna rağmen bir yenisine daha kalkışıyorlardı. Bu iki anlama gelebilirdi: Ya tamamen güvendikleri bir planları vardı ya da yenilgiyi kabullenmeye hazırdılar. Her ne olursa olsun, konuşan kişi Emir-Eins olduğuna göre bu hem Sora’yı hem de Shiro’yu endişelendiriyordu.

Emir-Eins. Genel olarak anlaşılması zor olan Exmachina’lar arasında Sora’nın hâlâ çözmeyi başaramadığı tek birimdi. Sora’nın üzerine gitmiyor, ondan geri de çekilmiyordu. Sürekli nötr ya da belki de sadece bir gözlemci gibi görünüyordu. Tuhaflığı bu özelliğiyle birleştiğinde, bu tekinsiz derecede yabancı makinelerin arasında bile kendini tamamen yabancı hissettiriyordu. Mükemmel oyuncak bebek yüzünde bir tebessüm belirdi. Sesi bir arpin telleri gibi yankılandı:

“[Gerçek]: Efendi bir bakirdir.”

“Evet, öyleyim! Ne var, bir sorunun mu var?!”

Sora’nın gardını düşürdü ve onu adeta teslimiyetle bağırmaya zorladı. Ve ardını getirdi—benliğinin derinliklerinde yankılanan sözlerle.

“[Türetim]: Efendi kadınlardan ölesiye korkmaktadır. Ancak ilgi seviyesi son derece yüksektir. Yaklaşıldığında gösterilen şiddetli ajitasyon ile doğrulanmıştır. Ayrıca Efendi’nin görünüm ve nitelik hususundaki tercihleri yüksek hassasiyetle tespit edilmiştir.”

Kızın söylediği her bir sözle içinden, Sıçtık, diye geçirdi.

Ve eklediği her kelimede: Sıçtık ki ne sıçtık.

Yüzünden kan çekilirken: Sıçtık. Sıçtık, sıçtık, sıçtık!

Yüzü gerilen Sora, Onları hafife almışım! diye düşündü. Gerçekten yapılabilecek en berbat hamleyi mi yapacaklar?!

Endişesini bastırdı ve ellerini hareket ettirmeye devam etti.

Ancak Emir-Eins, karenin parladığını gördüğü anda taşını bir nehrin akışı gibi hareket ettirdi. Ve apaçık, kaçınılmaz gerçeği açıklarken etki saldırısını indirdi—yani.

“[Sonuç]: Çok sayıda fıstığın devreye sokulması, Efendi’nin yenilgisiyle sonuçlanacaktır… oyuna devam etmesini imkânsız kılarak.”

Çılgın fıstıklar seni baştan çıkarıp aklını başından alırken oyun oynayamazsın, değil mi?!

Ne dedin sen?

Emir-Eins ve Sora dışındaki herkes, şaşkınlıktan kalakalarak tam olarak bunu sormak isterdi. Sora, etrafında çok sayıda hayvan kızı andıran siluetlerin oluşmaya başladığını fark etti.

“Kahretsin, tuzağa düşürdüler beni!! Shiro, bir sonraki etki saldırısıyla bunu silene kadar tek başına dayanmak zorundasın!!” Sora acıklı bir şekilde feryat etti.

“… A-Ağabey…! Gerçekten… seni nakavt etmeye… yeter mi bu…?!”

Shiro, adeta herkesin hislerine tercüman olarak araya girdi.

Kendine dünyanın en büyük oyuncusunun yarısı mı diyorsun? Ve buna razı mısın gerçekten?!

Herkesin bakışları da açıkça bunu sormaktaydı fakat Sora içinden hırsla karşılık verdi—Beni nasıl suçlayabilirsiniz ki?! Ha, demek olay bu. Bakir olduğum için mi beni suçlayacaksınız yani? Bu o kadar mı bağışlanmaz bir günah?! Seksi fıstıkların huzurunda Zhuang Zhou’nun “berrak ayna, durgun su” öğüdünü tutabilecek bir erkek varsa, o adam zaten çoktan nirvanaya ermiştir! Böyle bir hâldeyken oyuna devam edebilmeme imkân yok!

Sora kendini bir sonraki stratejiye vermişken, etrafını…

“Yapımcı Beyyy! Bugün çoook çalıştınızzz! ”

“Afedersiniz, ben, şey!… Daha yeni duştan çıktım daaa… ”

“Beni daha da çok eğitmenizi istiyorum! İyice belletin bana… lütfen. ”

Emir-Eins’ın zihninde canlandırdığı etkiler somutlaştı.

“[Kesinlik] İdol yapımcısının arzusu. ‘Gece yarısı dersleri’ taleplerinden kaynaklanan müdahale. Gecikme. Son derece etkili.”

Şimdi Sora’yla yakınlaşmak için neredeyse birbirini yiyen kırk sekiz hayvan kız vardı. Hırslı idoller.

Hmph…

“Ahhh, ne saçmalık ama. Kendimi galeyana getirmene izin vermemeliydim… Ama kahretsin, orada beni gerçekten korkuttun. Shiro, oyuna dönüyoruz.”

“… Mm… Evet… Sanırım, olay bundan ibaret…”

Sora kıkırdadı, ardından dikkatini yeniden oyuna verdi. Shiro dışındaki herkes panik içinde sesini yükseltti.

“E-Efendim?! H-hasta mısınız? B-biraz dinlenmek ister misiniz?!”

“Sen—senin Sora olmana imkân yok…! Sen de kimsin—?!”

“Her halükarda bana patlayacaktın, değil mi?! Ne yapmamı istiyorsun ki?!”

Steph’in şüphesi netleştikçe Jibril’in sesi titredi. Sora kükredi.

Evet, aynen öyle. Doğru mantığı kurdun. Ama yanlış senaryo. Bu saçmalık iğrenç ötesi bir şey!

“Ben kendimi işine adamış bir idol yapımcısı üstadıyım. Bana ‘gece yarısı dersleri’ vermeyi mi teklif ediyorsun? Yetiştirdiğim idollerime el süreceğime gerçekten inanıyor musun?”

Evet—Emir-Eins tam anlamıyla yanlış damara basmıştı. Sora, gururunu inciten bu sürtüğe gözlerini dikti ve öfkeyle haykırdı—

“Beni böylesine aşağılık sapıklıklara tenezzül edecek bir dünya pisliği mi sandın? Bir daha düşün, Exmachina!!”

sanki havanın kendisini bile hepsini savurup atacak kutsal bir fırtınaya dönüştürüyordu. Ciyakladılar.

Elbette, alt tarafı yapımcılık oyunu oynuyorlardı. Ama herhangi bir oyunu oynamak söz konusu olduğunda Sora ve Shiro işte böylelerdi.

Gerçek hayattan çok daha ciddiye alırlardı!

Herkes bunu hatırladıktan—ya da öğrendikten—sonra Sora taşını kavradı ve yumruğunu sıktı—

“Benimle yatmanıza gerek yok! Her birinizi en efsanevi şekilde yetiştireceğim! Gelin de görün!”

ve taşı parıldayan kareye güm diye indirdi. Etki vuruşunun gürültüsü, hizmetçilerin şaşkınlığı eşliğinde kulis alanında yankılandı. Ve—

“Hey, herkesiiiim! Eğleniyor musuuuunuz?!”

kırk sekiz hayvan-idolün tezahüratları sahneyi inletti. Rengârenk patlayıcı dumanlar eşliğinde, kırk sekiz Werebeast idolü sahneye aktarılmıştı. Tüm seyirciler—hayır, Holou bile—bu ani beliriş karşısında bir anlığına dona kaldı. Ancak doğrudan Holou’nun arkasında bir dans koreografisine geçiş yaptılar. Onlar arka plan dansçılarıydı. Kalabalık, muazzam güzellikteki idollerin en seçkinlerinin topluca huzurlarına çıktığını fark edince kükredi—

“Affedersiniz! Şey, az önceki şey! Onu kıyafetlerimi geri getirmek için kullanabilirdiniz, değil mi? Kullanamaz mıydınız?!”

ve kendisi ile Jibril hâlâ çırılçıplakken dostumuz Gizemli Işık’ın fazla mesai yaptığını hatırlayan Steph feryat etti. Kimsenin umurunda değildi. Çıplak olmasına rağmen Jibril, Sora ve Shiro’nun oyununu izliyordu. Ancak tam da beklendiği üzere, karşılarındaki Emir-Eins da yüzünde tıpatıp aynı duyguları sergiliyordu.

Şok. Sıkıntı. Şüphe. Giderek daha da derinleşen.

“Getirdiğin idolleri neden arka plan dansçısı yapmakla uğraştığımızı merak ediyorsundur belki.”

Sora onun yerine hislerini açıklarken, elleri bu süre boyunca bir an bile durmadı. Enerji Göstergesi, Holou’nun gardırobunun yok edilmesini takip eden süreçle zaten tavan yapmıştı. Ayrıca Emir-Eins’ın yaptığı iki kötü hamle, bu noktada Sora ve Shiro’nun bu eldeki galibiyetini neredeyse kesinleştirmişti. Öyleyse neden? Kendilerini bu kadar dezavantaja sokmaya hiç gerek yokken neden kötü bir hamleyle karşılık vermişlerdi? Ve ayrıca—

“Ve nasıl olur da hâlâ kaybedebilirsin? Yüzün bana bunu bir türlü kavrayamadığını söylüyor… Haklı mıyım?”

“[Kabul]: … Kavrama başarısızlığı…!”

Rastgele konumlanan etki vuruşları—yani kötü hamleler—oyunun doğası gereği oyun sonuna yaklaşıldıkça daha da ölümcül hale geliyordu. Sora’nın yaptığı pot, Emir-Eins’ın yaptığı her iki kötü hamleyi de telafi etmeye ve kendisini kaybeden tarafa düşürmeye yeterdi. Ama—bir anda oyunun ivmesi tekrar Sora ve Shiro’ya kaydı. Evet—o kötü hamleden sonra bile.

Emir-Eins karmaşa içinde inledi. Sora ve Shiro, Exmachina’yı aşmıştı.

Satranç. Mükemmel bilgiye sahip, sonlu, sıfır toplamlı, iki kişilik bir oyunun kitabî örneği. Ancak rastgele parıldayan karelerin işe dahil olması, bunu eksik bilgi içeren bir oyuna dönüştürmüştü. Bu durum, hesaplamanın karmaşıklığını sınıra—mükemmel derecede kusurlu oyunun sınırına—kadar geriletmişti.

Ne zaman vurabilirdin? Bunu tam olarak kestiremezdin.

Nereye vurmalıydın? Kare gerçekten parıldayana kadar riski öngöremezdin.

Ne zaman vuracaktın? Vuracağın karelerin önceden bilinmesi riski az uz bir şey değildi.

Gerçekten vuracak mıydın? Yoksa öyle düşünmelerini sağlayıp bunu onlara karşı mı kullanacaktın?

Ve böylece 10¹²⁰ olası satranç oyunu neredeyse sonsuzluğa yaklaştı. Ama asıl sorun kesinlikle bu lanet şey değildi. Sora sırıttı.

“Şimdiye kadar sekiz el, yedi yüzden fazla hamle oynadık. Ve hâlâ oyun kalıplarımızı başarılı bir şekilde analiz edemiyorsunuz… ya da daha doğrusu!”

Makinelerin psikolojisini ne kadar derinden okumayı başarmıştı? Bir oyuncu ve bir insan olarak kendi önüne koyduğu bu nefes kesici meydan okumayı mühürlemek adına şöyle konuştu—

“Bizi analiz ettikçe daha da güçleniyoruz… Anlamadığınız şey bu ve asıl sorun da bu, değil mi?”

Bir anlığına, göz açıp kapayıncaya kadar bile sürmeyen, yokluğa denk bir süre boyunca—Emir-Eins’ın eli gözle görülür şekilde… duraksadı. Bu durum, duvardaki Einzig de dahil olmak üzere tüm birimlerin donup kaldığını kanıtlıyordu. Sora’nın meydan okumayı göğüslediğini gösteriyordu—ve Sora onların ne düşündüğünü zihninde canlandırmaya devam etti.

Doğru ya. Demek bu oyunun belirsiz doğası, hesaplama yapmayı azami derecede zorlaştırıyor. Ama bu durumda… Sora ve Shiro da aynı koşullar altında olduğuna göre, hesaplamaya çalışırken onlar da aynı şekilde hapı yutmuş durumdaydı. Var olan her şeyi analiz edip ona uyum sağlama—sonsuzca gelişme—kapasitesine sahip bir ırk söz konusuyken, nasıl oluyordu da—? Nasıl oluyordu da üst üste her eli kaybediyorlar ve her uyum sağlama çabaları boşa çıkarılıyordu?!

İşte tam olarak böyle düşünüyorlardı, değil mi? Sora taşını çat diye tahtaya vurdu.

“Çünkü Exmachina tam olarak böyle bir ırk. Ve biz aynı koşullar altında değiliz.”

Evet, Emir-Eins ve tüm hizmetçilerin aynı anda gözlerini dikip bakmasına neden olan o kelimeleri çekinmeden sarf etmişti. Söylemişti işte. Bunu söyleyebilecek durumdaydı. Neşesini analiz edeceklerini biliyordu ama umursamadı. Kalbinin derinliklerinde—Sora, “Ezdim geçtim!” diye haykırdı! ve yumruklarıyla gıcık bir zafer hareketi yaptı. Daha sonra bunu Shiro’ya ballandıra ballandıra anlatacaktı. Shiro ona artık susmasını söylese bile böbürlenmeye devam edecekti. Shiro, hevesiz ifadesine bakılırsa Sora’nın neye karar verdiğini çoktan sezmiş olmalıydı ki—

“… ‘Biz Exmachina’yız. Var olan her şeye uyum sağlarız’…”

Einzig’in sözlerini kelimesi kelimesine tekrarladı. Ardından ikisi de ellerini durdurdu ve düşündü: Doğruyu söylüyorlardı. Exmachina, 『 』’ın bile yenebileceğinden emin olamadığı bir rakipti. Ancak bu korkunç ırkta istismar edilecek bir açık—bir kusur bulmuşlardı. Normal koşullar altında hesaba katamayacakları kritik bir kusur.

ŞAH-MAT. KAZANAN: 『 』. ÜÇ GALİBİYET.

Satranç tahtası oyunu ilan etti ve Sora onlara şöyle dedi:

“… Var olmayan bir şeye uyum sağlayamazsınız, değil mi…?”

Bir sonraki şarkının başlamasını beklerlerken Holou’nun sekizinci şarkısının bitiş sesi yankılandı. Kısa bir ara. Exmachina’nın sessizliği sanki Sora’nın ne demek istediğini soruyor gibiydi; Sora ve Shiro ise şöyle yanıt verdi:

“Yanii, bakııın, eğer şanınızın hakkını veriyor olsaydınız, ikimiz birlikte bile sizi yenmekte zorlanacağımızı düşünmüştük.”

“………… Ama yooo… Exmachina… siz çocuklar, fazla güçlüsünüz…”

Alabilecekleri kadar dinlenmek için adeta erircesine gevşediler.

“—Yüce Artosh’u öldürmeyi başardıysanız, sadece bana karşı berabere kalmanız imkânsız.”

Evet, tek başına girdiği o ilk savaştan beri aynı şüphe Sora’nın peşini bırakmamıştı. Şüpheleri doğrulandığına göre, aynı derecede uyuşuk bir ton ve ifadeyle her şeyi herkesin yüzüne açıkça söyledi.

Ancak bu sözler, herkesten çok Jibril’in kafasını karıştırdı.

“Bunu yapamazsınız, Exmachina. Artosh’u öldüren siz değildiniz—başka biriydi, değil mi?”

No Game No Life

No Game No Life

NGNL, NO GAME NO LIFE 遊戲人生, ノーゲーム・ノーライフ, 游戏人生(小说)
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2012 Anadil: Japonca
Sora ve Shiro kardeşler hem gerçek dünyada hem de oyunlarda ayrılamaz bir ikilidir. Bir takım olarak, bireysel becerilerinin uyumu onları yenilmez kılar. Gerçek hayatta ikisi de utangaç ve asosyaller ama oyunlarda bu iki kardeş 『  』 (boşluk) olarak bilinen grubu oluştururlar ve bu grup diğer oyuncular tarafından gizemli ve yenilemez olarak bilinir. Bir gün, gizemli bir rakibi online satrançta yendikten sonra kardeşler rakipleri tarafından kendi dünyasına – Disboard (盤上の世界(ディスボード) Disubōdo) her şeye oyunlarla karar verilen bir dünyaya – geçmelerini teklif ediyor. Kardeşler teklifi kabul ettikten sonra rakipleri Tanrı Tet onları kendi dünyasına çağırır. Sora ve Shiro zayıf insan ırkı olan Imanity’nin kurtarıcıları olarak diğer ırklarla dünyaya fethetmek için savaşa girerler.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla