
BENİM ADIM LUCIE GREYRAT. Greyrat ailesinin en büyük kızıyım. Ailem çok geniş. Üç annem, üç kız kardeşim, üç erkek kardeşim, iki büyükannem, iki teyzem ve üç evcil hayvanımız var. Toplamda on üç kişi ve üç hayvan! Ne kadar geniş bir aile değil mi?
Önce annelerimi tanıtayım. Üç tane annem var. Birinin saçları beyaz, birinin mavi, diğerinin ise kırmızı.
Beyaz Annem, beni doğuran annem. Babamın ilk eşiymiş. Annelerimin en küçüğü, babam da en çok onun ilgiye ihtiyacı olduğunu söylüyor. Beyaz Annem çok konuşur. Bana hep “Arkadaş edinmek önemlidir ve asla güçsüzleri ezmemelisin,” der. Arkadaşlarımı değerli görmem gerektiğini öğretti.
Mavi Annem, Lara’nın annesi. Babamın ikinci eşiymiş. Diğer annelerimden daha genç görünüyor, ama aslında en yaşlısı o. Babam onun en güvenilir kişi olduğunu söylüyor. Mavi Annem pek konuşkan değildir ama eskiden bazen, “Canının istediği gibi yaşa, anlamadığın bir şey olursa birine sor,” derdi. Bana doğrudan öğrettiği bir şey yok, fakat her şeyi bilir ve ne sorsam cevaplar.
Kırmızı Annem, Arus’un annesi. Babamın üçüncü eşiymiş. Annelerimin en yaşlısı gibi görünse de, babam onun en çocuk ruhlu kişi olduğunu söylüyor. Kırmızı Annem pek güzel konuşamaz, ama bana hep, “Birini korumak… Önemli olan budur. Bunu yapabilmek için güçlü olmalısın,” der. Bana bunu söyledikten sonra beni eğitti.
Üç anneminde öğrettiklerini takip etmek istiyorum. Arkadaşlar edineceğim, sonra onları koruyacak kadar güçlü olacağım. Asla güçsüzleri ezmeyeceğim. Bir sorun yaşarsam Mavi Anneme ne yapmam gerektiğini sorarım. Bunu yaparsam hata yapmam ve beni överler. Babam da över. Bana, “Ne kadar akıllısın, Lucie. Harika bir ablasın,” der.
Dört kardeşim var. En büyüğü kız kardeşim Lara. Çok kibar birisi. Saçları, Mavi Annem’inkine benzeyen uzun ve mavi renkli. Saçını tek bir örgü yapar. Lara biraz tuhaf biri. Sarı Büyükannem ve evcil hayvanımız Byt’la konuşuyor. Büyükanne ve Byt konuşamıyor, ama Lara onlarla konuşabiliyor. Çoğu zaman dalgın olduğu için meydanda oynarken diğer çocuklar onunla dalga geçip saçını çekiyorlar. Ona yardım etmeye çalışıyorum, ama o çok umursamıyor gibi görünüyor. Bu çok kafa karıştırıcı.
En sevdiği şey ise şekerleme yapmak. Leo’nun sırtına oturduğu anda derin bir uykuya dalıyor.
En büyük erkek kardeşim Arus. Cesur bir çocuk. Saçları, Kırmızı Annem’in saçlarıyla aynı renkte ama kısa. Biraz ukala olsa da, her zaman beni ve Lara’yı korumaya çalışıyor. Bence annesinin ona öğrettiklerini yapıyor, benim gibi. Kırmızı Annem, onun her şeyi başarabileceğini düşünüyor. Son zamanlarda her gün koşu ve kılıç antrenmanı yapıyorlar. Arus, Aisha Teyze ile en yakın arkadaş. Birlikte olduklarında çok mutlu görünüyor.
En küçük erkek kardeşim ise Sieg. Tam bir ağlak. Arus’un peşinden koşarken geride kalırsa hemen ağlamaya başlıyor. Her seferinde Arus’a kızıyorum. Ondan sonra Sieg’in elinden tutup onu Leo’nun sırtına bindiriyor. Sieg, Leo’nun sırtına çıkmaya çalışırken Lara biraz geri çekilip onu öne doğru çekiyor. Ona tutunuyor ki düşmesin, sonra da hemen uyuyakalıyor.
Aslında bunu sadece ben biliyorum ama Sieg aslında çok güçlü. Hiç zorlanmadan çok ağır kutuları kaldırabiliyor.
Bir de Clive adında küçük bir erkek kardeşim var. Lara’yla aynı yaşta, ama aslında benim gerçek kardeşim değil. O, Beyaz Annem’in büyükannesinin oğluymuş. Annem, onun benim kuzenim gibi olduğunu söylüyor. Ona ne diyeceğimi bilmiyorum, ama benim küçük kardeşim. Sık sık bizim eve oynamaya geliyor ve Arus’la arkadaş. Sürekli bana sarılıyor. Başını okşadığımda, utanmış gibi gülümsüyor.
En küçük kız kardeşlerim Lily ve Christina. Daha yeni doğdular. Çok küçücükler, bu yüzden nasıl olduklarını bilmiyorum, ama iyi kızlar olacaklarına eminim.
Ben onların hepsinin ablasıyım. Ablaları olduğum için, annelerim bana her zaman “büyümüş gibi davranmam gerektiğini” söylüyor. Ben de öyle yapıyorum. Küçük kardeşlerim çok iyi çocuklar ve onları korumak istiyorum.
İki büyükannem var. Sarı Büyükannem, Babamın annesi. Adı Zenith. Çok güzel bir kadın, ama konuşmuyor ve ona bir şey söylesen bile cevap vermiyor. Her zaman bahçede Byt’la birlikte oturuyor ve boşluğa bakıyor. Ne zaman üzgün ya da kızgın olsam, saçımı okşar. Garip bir büyükanne.
Kahverengi Saçlı Büyükanne, Aisha’nın annesi. Adı Lilia. Eskiden Büyükbabam’ın evinde hizmetçi olarak çalıştığını söylüyorlar. Hâlâ bir hizmetçi gibi davranıyor. Üç annem de onu çok seviyor, ama ben küçükken onun nasıl büyükanne olabileceğini anlamıyordum. Bir gün sokakta, birinin “Hizmetçi senin aşağında biridir, ona emir ver,” dediğini duydum. Ben de öyle yaptım. Kırmızı Annem yakındaydı ve bana çok kızdı. Popomu kıpkırmızı olana kadar dövdü, sonra beni evden dışarı çıkartıp o geceyi yaptığım hatayı düşünerek geçirmemi söyledi. Ben de Leo’ya sokulup bağdaş kurarak oturdum. Kahverengi Saçlı Büyükanne sonunda beni eve geri aldı. Bana olan biteni anlattı. O zaman öğrendim ki o bir hizmetçi, ama aynı zamanda benim büyükannemdi ve ona asla emir vermemem gerekiyordu.
İki teyzem var. İkisi de hâlâ genç, bu yüzden onlara “Teyze” dediğimde kızıyorlar. Her ne kadar teyze olsalar da, bana daha çok abla gibi geliyorlar.
Büyük teyzem, Sarı Büyükannem’in kızı ve babamın küçük kız kardeşi. Adı Norn. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır, benimle bol bol oynar ve bana pek çok şey öğretir. Onu çok seviyorum. Büyüyünce onun gibi olmak istiyorum. Bir süre önce evlendi ve taşındı. Artık neredeyse hiç eve gelmiyor. Geldiğinde ise hep küçük teyzemle tartışıyor. Birbirlerini sevmiyorlarmış gibi görünüyorlar, ama bazen tartışırken gülümsüyorlar. Bence oyun oynuyorlar.
Küçük teyzem, Kahverengi Saçlı Büyükannem’in kızı. Farklı anneleri var, ama o da babamın küçük kız kardeşi. Adı Aisha. Her zaman hizmetçi kıyafetleri giyer, tıpkı Kahverengi Saçlı Büyükannem gibi, ve evi çekip çevirir. Evde ne yapmaya çalışsam, bana yardım eder. Yemek yapmayı, çamaşır yıkamayı veya ne istersem onu öğretir. Annem, Aisha’nın her işte çok iyi olduğunu söylüyor. Babama bile işlerinde yardımcı olduğunu duydum. Ama nedense Kahverengi Saçlı Büyükannem bazen ona kızıyor. Çok garip.
Üç tane evcil hayvanım var. Leo, kocaman beyaz bir köpek ve aynı zamanda bir koruyucu canavar. Çok akıllı ve söylediklerimizi anlıyor. Ailedeki herkesi gözetip duruyor ve babam, başım derde girerse Leo’nun yanına gitmem gerektiğini söylüyor. En çok Lara’yı seviyor ve evde olduğu zaman ondan bir saniye bile ayrılmıyor. Resmen yapışık ikiz gibiler.
Dillo, Armadillo, Mavi Annemin binek hayvanı. Biraz ürkek, azar işittiği zaman ya sırt üstü dönüp karnını açıyor ya da top gibi kıvrılıyor. Dışarıdayken bir şey olursa bazen hırlayıp karşısındakileri korkutup kaçırıyor. Kendi çapında bizi korumaya çalışıyor işte.
Byt adındaki Ağaç Adam, Aisha Teyzemin sebze bahçesini koruyor. O bir bitki canavarı, dolayısıyla ne düşündüğünü asla anlayamıyorum. Genelde Sarışın Büyükannemle ve Lara’yla takılıyor. Bahçedeki mahsule zarar veren hiçbir şeye acımıyor. Babamın en sevdiği “pirinci” çalan küçük kuşları yakalayarak besleniyor. Evet, biraz korkutucu ama aileden kimseye bir zarar vermedi şimdiye kadar. Bahçeye yaklaştığımızda bize kapıyı açıyor ve ağaçlardan meyve ikram ediyor. O da aileden biri.
Ailemde çok fazla insan var. Bir sürü annem ve bir sürü küçük kardeşim var ama sadece bir tane babam var. Babamı gerçekten çok seviyorum. Bebekken ondan kaçtığımı söylediklerini duymuştum ama artık öyle değilim. Kokusu bana inanılmaz bir güven veriyor. Bazen sakalı batıyor ama onu da seviyorum. Babam, sakalına çok dokunmamı istemiyor. Sakalı uzadığı zaman dokunmaya çalışsam bile elimi nazikçe tutup, “Üzgünüm, şimdi tıraş olayım, tamam mı?” diyerek banyoya gidiyor. Neden böyle yaptığını bilmiyorum ama sanırım babam öyle olmasını istiyor. Keşke sakalına dokunmama izin verse ama yine de onu çok seviyorum.
Bazen babam, pek bir şey yapabileceğimi düşünmüyor gibi hissediyorum. Neden böyle olduğunu bilmiyorum ama hislerim bu yönde. Beni çok seviyor ve benim için endişeleniyor ama sanki hâlâ çok küçük olduğumu düşünüyor. Belki de bunun nedeni, babamın inanılmaz biri olması. O nasıl böyle bilmiyorum ama herkes onu öyle görüyor. Benim yaşlarımdayken bile Aziz Seviyesi büyü yapabiliyormuş. Üstelik sadece okula gitmekle kalmamış, bir noktada öğretmenlik bile yapmış. Beş yaşına gelip de kasabada ve parkta oynamaya başladığımda, herkese günaydın demeye alışmıştım. Dikkat ettim de herkes babamı tanıyor. En önemli görünen insanlar bile onu en çok övenlerdi. Annelerim de çok harika ama küçükken bile babamın gerçekten özel biri olduğunu anlamıştım.
Babam… benden pek bir şey beklemiyor, kimseden beklemediği gibi. Ama ben onun beni övmesini istiyorum. Annelerimin öğrettiği her şeyi yapıyorum ve küçük kardeşlerimi koruyorum. Annelerim bu yüzden beni bol bol övüyor. Ama babamın da beni övmesini istiyorum. Artık yedi yaşındayım. Bugün okula başlıyorum. Burası yetişkinlerin de gittiği bir okul. Beyaz Annem, Mavi Annem ve babamın gittiği okul. Kırmızı Annem gitmemiş ama arada bir orada kılıç eğitimi verdiğini duydum.
“Seni tanıyorum Lucie, senin için her şey yolunda gidecek. Sana öğrettiğimiz her şeyi hatırla ve harika olacaksın” demişti Mavi Annem. Ama yine de içimde bir tedirginlik var. Yetişkinlerle dolu bir yerde gerçekten başarılı olabilecek miyim? Arkadaş edinebilecek miyim? Hem mutlu hem de heyecanlıyım. Ama en çok da babamı düşünüyorum. Elimden gelenin en iyisini yaparsam, babam beni kesinlikle övecek.
“Harikasın Lucie. İşte benim kızım!” diyecek. Onun benden beklentilerinin yüksek olacağını düşünüyorum. O beklentilere ulaşmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım.
