YAŞANANLARA GERİYE DÖNÜP baktığımda, o zamanlar neden öyle hissettiğimi anlıyorum. Aisha’yı eşlerimden biri olarak gördüğümden değil; onu kız kardeşim ve ailemin bir üyesi olarak seviyordum ama hiçbir zaman “benim” diye düşünmemiştim.
Başka bir deyişle, boynuzlanıyormuşum gibi bir durum yoktu. Öyle olmuş olsa bile, üç eş aldığım düşünülürse birinin aldatması ya da sadakatsizlik etmesi hakkında şikayet etmeye pek hakkım olduğunu sanmıyorum.
Ne olursa olsun, günün sonunda bu durumun asıl sebebi bir bakıma bendim. O zamanlar bunu anlasaydım, belki de işler bu kadar kontrolden çıkmazdı.
Rudeus’un Kitabı, Cilt 29’dan Bir Pasaj
*
O günlük işimi bitirmiştim.
Son zamanlarda işim tamamen Asura Şube Başkanı Ariel ile çalışmaktan ibaretti. Asura Krallığı’nın sınırında büyük ölçekli bir ışınlanma çemberi kurmak üzerinde çalışıyorduk.
Işınlanma çemberleri tüm dünyada tabu olarak kabul ediliyordu ancak Kraliçe Ariel kendi ülkesinde bu tabuyu yetkisini kullanarak ezip geçecek ve krallık genelinde çemberler kuracaktı. Elbette Kutsal Milis Ülkesi buna karşı çıkacaktı ve muhtemelen kendi halkı arasında da itiraz edenler olacaktı. Fittoa Metastaz Olayı maziye karışıyor olsa da, o korkunç olayın mağdurları kesinlikle itiraz edecekti.
Asura Krallığı bir demokrasi değildi, bu yüzden Kraliçe Ariel gürültüyü ve itirazları bastırıp bildiğini okuyabilirdi ama halk arasındaki hoşnutsuzluk bir darbeye yol açabilirdi. Yine de her zaman sırtına nişan alan insanlar vardı. Bunu neden yaptığına dair bir mazeret sunma sorumluluğunu ona bırakma konusunda rahattım.
Hatta bugün yapacağı konuşmanın taslağını okudum ve kahretsin ki bayağı inandırıcıydı.
“Metastaz Olayı’nın Fittoa Bölgesi’nin çöküşüne yol açmasının üzerinden on yıl geçti ve bölge şu anda bile hâlâ yeniden inşa ediliyor. O güzelim altın sarısı buğday tarlalarının yeniden ışıldaması muhtemelen onlarca yıl alacak. O olay bizden çok şey götürdü—işte tam da bu yüzden ışınlanma hakkında daha fazla şey öğrenmeliyiz. Böylesi bir felaketin bir daha asla yaşanmasını önleyebilmek için bilmek zorundayız. Işınlanmanın gerçekten ne olduğunu bilmeliyiz.
İşte bu yüzden ışınlanma çemberleri üzerindeki kısıtlamayı kaldırıyorum. Benimle aynı fikirde olmayanlar, endişe duyanlar olacağından eminim. Ve belki de benim neslim geçmişin hatalarını tekrarlamaktan öteye gidemeyecek. Fakat başarısızlıklarımızın gelecek nesiller için bir birikim olacağına söz veriyorum.”
İşin özü ve özeti buydu. Temelde karşı çıkan halkı kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Herkes bir anda taraf değiştirmeyecekti belki ama Ariel zaten oldukça popülerdi. İşler muhtemelen yolunda gidecekti.
Günün sonunda, ışınlanma kısıtlamasının kaldırılmasına en sert itirazı edecek olan halk kitlesi Milis kilisesinin inananları olacaktı; zira söz konusu kısıtlamanın denetlenmesine öncülük edenler Milis din adamlarıydı. Şu anda Kutsal Çocuk ve Papa kanalıyla bu durumu Milis’e kabul ettirmek için zemin hazırlıyordum.
Onlara ışınlanma çemberlerini geniş çapta kurma planından bahsettiğimde, ikisi de bana ekşi ekşi baktı; ardından Milis Krallığı’nda muhtemelen hiç çember kuramayacağımızı nazikçe ifade ettiler. Bu fikirden vazgeçtim ama Papa ve Kutsal Çocuk, Asura’nın eylemlerine karşı herhangi bir itiraza öncülük etmeyeceklerinin garantisini verdiler. Bir uzlaşmaydı ama yine de ilerleme kaydediliyordu.
Karşılığında birkaç istekte bulundular ama istediğim şey göz önüne alındığında bu kaçınılmazdı. Şimdilik sonuçtan memnundum.
Asura Krallığı’ndaki ışınlanma çemberlerinin ne kadar yararlı ve kârlı olduğunu gördükten sonra Milis inananlarının da bunları talep etmeye başlaması mümkündü. Zamanı geldiğinde Papa ve Kutsal Çocuk’un buna dışarıdan açıkça karşı çıkmayacak olması büyük bir olaydı.
Şimdilik Milis’i kendi haline bıraktık ve Fittoa’nın nüfusu olmayan bölgelerinde, ayrıca Asura’nın özellikle boş bazı bölgelerinde ışınlanma çemberleri kurmaya başladık. Daha fazla deney yapıp başarıya ulaştıkça daha fazla çember kuracaktık.
Evet, baş etmemiz gereken engeller vardı. Örneğin bu, taşımacılık sektörünün elinden işlerini alacak türden bir şeydi. Fakat ışınlanma çemberleri yaygın olarak kullanılmaya başlarsa, genel olarak seyahatlerin güvenliğinde ve kolaylığında bir artış görecektik. Nihayetinde insanlar için artı bir değer olacaktı.
Hiç değilse Orsted ışınlanma çemberlerini kullanmanın bazı etkili yollarını biliyor gibi görünüyordu ve Laplace’a karşı yapılacak savaşta bunları kesinlikle iyi kullanacaktı.
Her neyse, işim bitmişti. Birkaç gün izinliydim, bu yüzden evde rahatıma bakacaktım.
“Ben geldim!”
Çocuklarımla çevreleneceğim, eşlerim tarafından sıcak bir şekilde kucaklanacağım ve kahretsin ki harika bir yemek yiyeceğim o mütevazı yuvama döndüğüme memnundum. Mutlu, sıcacık yuvam.
“Ha? Kimse yok mu?”
Fakat her zamanki cıvıl cıvıl evim sessizdi. Öğleden sonranın ilk saatleriydi. Roxy, Lara, Arus ve Sieg okulda olmalıydı. Günün bu saatinde Sylphie alışverişe çıkmış olabilirdi. Lily ve Chris muhtemelen Eris’le yürüyüşe çıkmışlardı. Aisha paralı asker grubu işleriyle mi uğraşıyordu acaba? Zenith de burada değildi, Dillo da. O halde Lilia, Zenith’i dışarı falan mı çıkarmıştı? Son zamanlarda Dillo’ya binip çeşitli yerlere gidiyorlardı, yani sebebi bu olabilirdi. Bu yıldan itibaren Lucie, Asura Krallığı Kraliyet Akademisi’ne kaydolmuştu ve yurtta kalıyordu, bu yüzden o da evde değildi.
Bu da evde gerçekten tek başıma olduğum anlamına geliyordu.
Ah, ev nöbetçimiz Byt’ı az kalsın unutuyordum. Emeğine sağlık dostum. Bütün haşereleri temizlediğin sayesinde bu akşam leziz bir pirinç pilavının tadını çıkarabileceğim. Sana daha sonra lezzetli bir gübre getireceğimden emin olabilirsin, diye düşündüm merdivenleri çıkarken.
Tam o sırada bir ses duydum.
“Mmm…” “Mm…”
Acı çekiyor gibiydiler. Yalnız olduğumu sanıyordum ama görünüşe göre değilmişim. Sesin nereden geldiğini bulmak için koridorda ilerlemeye devam ettim ve en sonunda Aisha’nın odasından geldiğini fark ettim.
“Ah…” “Mm…”
Neredeyse ateşi çıkmış gibi bir sesti. Aisha hasta mıydı?
“Ah…” “Tam orası…” “Biraz daha…”
Ah, hayır, kesinlikle değil. Bunlar, Sylphie ve Roxy ile birlikte yattığımızda çıkardıkları seslerin aynısıydı. Eris’le yattığımda ben de benzer sesler çıkarıyordum, bu yüzden durumu tamamen kavramıştım.
O malum işi pişirmenin ortasındaydı, ha? Aisha’nın hayatında böyle birinin olduğunu asla tahmin edemezdim.
İçimde karmaşık duygular depreşiyordu. Sevinmiş miydim? Üzülmüş müydüm? Aisha reşit yaştaydı ve ağabeyi olarak bile onun gerçek bir güzel olduğunu biliyordum. Her ne kadar kahretsin ki tuhaf hissettirse de bir partnerinin olması hiç de garip değildi.
Bir dakika ama. Belki de acele karar veriyordum. Belki de gerçekten ateşi çıkmıştı. Ya da kulaklarını temizletiyordu. Kahretsin, masaj yaptırıyor bile olabilirdi. Yani profesyonel güreş yapıp parayı kırmaya çalışıyor olması bile mümkündü… tamam, bu pek olası değildi. Bu dünyada profesyonel güreş diye bir şey yoktu. Her halükarda, bu sesleri çıkarıyor olmasının daha pek çok başka nedeni olabilirdi.
Rahatsız ediciydi ama diğer olasılıkları değerlendirmek sakinleşmeme yardımcı oldu. Bir kez kapıyı çalacak, sonra da çocuğun kendisini bana daha sonra tanıtmasını sağlayacaktım. Paul’un yerine Norn ve Aisha’nın babalığını yapacaktım. Bu çok ama çok uzun zaman önce karar verdiğim bir şeydi, bu yüzden adam her kimse boyunun ölçüsünü almaya kararlıydım. Fazla çapkın bir tipse muhtemelen onu biraz eleştirirdim ama bu sadece Aisha’yı korumak içindi.
Yine de tuhafın teki tarafından kandırılmasına izin vereceğinden şüpheliydim. Bayağı garip birine aşık olabilirdi belki ama asla berbat birini seçmezdi.
Pekala, kendimi ön yargılara ve ilk izlenimlere kaptırmayacağım. Bu adamın gerçekten nasıl biri olduğuna bakmam lazım.
Gerçi bu tür şeylerde pek de iyi sayılmazdım.
Her neyse. Önce kapıyı çalmam gerekiyordu. Kapıya yaklaştım ve içeriden gelen sesleri duydum.
“Hey, Arus? İyi hissettiriyor mu?”
“Evet… Evet, hissettiriyor Aisha.”
Kapıyı birden açtım.
“Ha?!”
“Ne?!”
Karşımda gördüğüm şey inanılmazdı. Aisha ile Arus birlikte yataktaydılar. Aisha üstte, Arus ise onun altındaydı. İkisi de çırılçıplak ve ter içindeydi.
İkili, çiftleşirken yakalanmış iki kedi gibi oldukları yerde kalakaldılar. Sadece yüzleri bana doğru döndü ve gözleri ardına kadar açıldı.
Belki de sadece güreşçilik oynuyorlardır?
Hayır, kesinlikle yaşanan şey bu değildi.
Şort ya da tayt olmadan güreşçilik oynamaları garip olurdu, ayrıca oda böyle kokmazdı. Etrafta hiç çelik sandalye de görmemiştim. Başka bir deyişle, onlar… Evet.
“Ah, oh.”
Kapıyı açtığımda Aisha’nın Arus’a omuz masajı falan yaptığını görmek istemiştim. Bunun bir yanlış anlaşılma olmasını istemiştim.
“Şey, ah, ııı—” Kelimeleri bulamıyordum. Bu da neyin nesiydi böyle?
Ne yapmam gerekiyordu? Bu nasıl olmuştu? Ha?
Aniden ortaya çıkmamla Aisha’nın yüzü kireç gibi oldu. Yüzümdeki kanın çekildiğini hissedebildiğime göre ben de birebir aynı görünüyor olmalıydım.
Bir şeyler söylemeye çalıştı ama malum sebeplerden ötürü kelimeler boğazına dizildi. “Ş-şey, hoş geldin ağabey… Yani, şey, bu, ııı…”
Bunun bir yanlış anlaşılma olmadığını anlamama yetti bu; ne yaptıklarının bal gibi farkındaydılar.
“İkiniz de. Banyo yapın, üstünüzü değiştirin ve oturma odasına gelin.”
Birkaç kelime sarf etmeyi başarıp kapıyı kapattım.
Aşağı inip oturma odasına geçtim ve kendimi bir sandalyeye bıraktım. Bütün gücüm çekilip gitmişti. Kalbim deli gibi çarpıyor, görüşüm daralıyordu. Bunun bir tür kötü rüya olmasını diledim. Ancak üst kattaki hareketlilik, bunun aslında gerçeklik olduğunu bana acımasızca hatırlatıyordu. Midem bulanıyordu, kusacak gibiydim. Zihnim bomboştu.
*
Aisha ile Arus banyo yaparken Sylphie ve Lilia eve geldi. Beni görünce şaşırdılar ve ne olduğunu sordular. Kelimelere dökmekte zorlandım ama yine de eve geldiğimden beri gördüğüm her şeyi onlara anlattım. Lilia’nın yüzü sarardı, benim ne halde olduğuma baktı, sonra kızararak aceleyle bir yere gitmeye yeltendi ama Sylphie onu durdurdu.
Sylphie bir şekilde hikayemin tamamı boyunca sakin kalmayı başarmıştı. Herkes yatıştıktan ve Roxy ile diğerleri eve geldikten sonra durumu konuşmamız gerektiğini söyledi. En azından bu tarz bir şeyler söylediğini sanıyordum. Lilia başını salladı ve akşam yemeğini hazırlamak üzere ayrıldı.
Aisha ile Arus’un banyosu bittiğinde Eris ve diğerleri dönmüştü. Eris halimi görünce telaşla bunu bana kimin yaptığını sordu.
Soruş tarzı, bana yıllar önce Paul ile kavga ettiğim zamanı hatırlattı. Durumu ona açıklarken olabildiğince sakin kalmaya çalıştım. Tüm bu olanlar karşısında kafası tamamen karışmış görünüyordu. Yine de mevcut durumum göz önüne alındığında olayın ne kadar ciddi olduğunu anlayabilmişti, bu yüzden başka bir şey söylemedi.
O ikisinden sonra Lily ve Chris’in banyo yapmasını sağladım, ardından onları odalarına gönderip sandalyeme döndüm, kollarımı kavuşturup gözlerimi kapattım.
Aisha ile Arus yan yanaydılar. Aisha biraz hoşnutsuz görünse de bunun dışında istifini bozmuyordu. Arus ise endişeli, ciddi ve ne olup bittiğini pek anlayamamış gibi duruyordu. Yüz ifadesini çözmek zordu.
Roxy eve gelince konuşacağımızı söylediğimde Aisha başını salladı.
“Tamam.”
En nihayetinde Roxy eve geldi; Lara ve Sieg’i banyo yapmaya gönderdikten sonra hepimiz oturma odasında toplandık.
Konuşmanın tüm kontrolünü elinde tuttuğunda, tam olarak hangi soruları ve yanıtları beklemesi gerektiğini bildiğinde, insanların ne söyleyeceğini önceden kestirdiğinde takındığı yüz ifadesiydi bu. Mevcut şartlar olmasaydı son derece güven verici görünecek bir yüz ifadesiydi. Aisha’nın o kendinden emin, soğukkanlı yüzü.
“Aisha,” dedim.
“Efendim, bir şey mi oldu?”
Ona seslendiğimde bile Aisha’nın soğukkanlılığı bir an olsun bozulmadı. En ufak bir tedirginlik belirtisi bile göstermiyordu. Yapacağımız bu konuşmayı da mı önceden tahmin etmişti? Hiç değilse utanç duyuyor gibi de görünmüyordu. Yanlış bir şey yapmadığını gerçekten düşünüyor muydu?
“Bu tür şeyleri böyle… öylesine, sıradan bir şeymiş gibi yapmamalısın.”
“Tabii ki. Bunu hiç de sıradan bir şeymiş gibi görmüyorum. Elimden gelenin en iyisini yaptım çünkü bu Arus Efendi’nin iyiliği içindi. Yoksa bunu yapmamam için herhangi bir sebep mi var?”
Soğuk bir soruydu. Sanki beni geçerli bir sebep bulmaya davet ediyordu.
“Arus senin ailen. Senin küçük erkek kardeşin sayılmaz mı? Bu seninle benim yapmamız gibi bir şey. Bu… kötü bir şey, değil mi?”
“Yanılıyorsunuz. Benim gözümde siz bir kral gibisiniz, bu da Arus Efendi’yi bir prens yapar. Ayrıca sizinle yatmaya tek bir kez bile karşı çıkmadım Efendim. Size karşı hislerimin farklı olduğunu daha önce konuştuğumuz doğru, ancak ne zaman benim sıcaklığımı arzuladıysanız buna seve seve boyun eğerdim.”
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bunları duymak canımı yakmıştı. Bana karşı her zaman böyle mi hissetmişti? Onun ağabeyi olduğumu düşünen tek kişi ben miydim? Beni sadece efendisi olarak mı görmüştü? Sharia’da yeniden bir araya geldiğimizde bana hizmet edeceğini söylediği doğruydu. Bunca zamandan sonra artık öyle hissetmediğini sanıyordum.
“Açıkça belirtmek gerekirse, hepinizi ailem olarak görüyorum,” dedi Aisha. “Sadece, şey… açıklaması zor ama siz aynı zamanda benim efendimsiniz. Siz benim ağabeyimsiniz, Arus Efendi de yeğenim ama ikiniz de hizmet ettiğim insanlarsınız.”
Tam olarak ne düşündüğümü biliyormuş gibi konuşuyordu ve ben bir kez daha nutkum tutulmuş halde kalakaldım. Nasıl bir karşılık vermem gerekiyordu? Bir şeyler söylemem gerektiğini biliyordum ama tek bir kelime bile bulamıyordum. Konuşmaya devam etmesine öylece izin vermek kötü olurdu ama aynı zamanda yaptıkları şeyin tam olarak neden kötü olduğunu bir türlü açıklayamıyordum.
Neden yapmamış olmaları gerekiyordu ki? Şahsen ben neden bu kadar şoke olmuştum? Neden bundan bu kadar nefret etmiştim? Neden bunu bu kadar büyütüp bir aile toplantısı düzenlemiştim? Bunun için kimi suçlamak istiyordum? Kimi azarlamak istiyordum? Ne yapmak istiyordum? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordum.
Şu anda söyleyeceğim herhangi bir şeye onun mantıklı ve derli toplu bir yanıt vermeyeceği tek bir senaryo bile hayal edemiyordum. Bunu bilmek için Öngörü İblis Gözü’mü kullanmama gerek yoktu. Burada benim yerime konuşabilecek kimse yok muydu? Biraz olsun yardım umuduyla Roxy’ye doğru bir göz attım ama o kadar çökmüş görünüyordu ki kendimi suçlu hissettim.
“Keşke… Keşke onlara düzgünce göz kulak olsaydım…” Fısıldadığını duydum.
Ah, Roxy bu hale geldiğinde hiçbir yardımı dokunmazdı. Kalp meselelerine gelindiğinde hiçbir zaman iyi olamamıştı zaten. Yapacak bir şey yoktu.
Peki ya Eris? Hayır, onun durumu daha da kötüydü. Yüzünde inanamayan bir ifadeyle Arus’a dik dik bakıyordu. Ondan yardım isteyecek olsam kan dökerdi. Bunu istemiyordum.
O zaman doğru seçim Sylphie miydi?
Tam konuşma sonuna yaklaşırken Aisha o kibar üslubunu bıraktı. “Pekala, olan oldu sanırım, değil mi? Bunu Arus ve Greyrat ailesi için yaptım ama biraz fazla hafife alarak yapmış olabileceğim konusunda haklı olabilirsin. Muhtemelen üzerinde daha fazla düşünmeliydim. Dediğin gibi ağabey, dikkatsiz davrandım. Özür dilerim.”
Odadaki atmosfer bir rahatlama havasına büründü. Bu atmosferi kimin değiştirdiğine gelince, söylemeye bile gerek yoktu: Aisha konuyu tatlıya bağlıyordu. Konuşmanın akışını kontrolü altında tutuyor ve bu toplantıya bir son vermeye çalışıyordu. İşte bu kadardı. Burada işimiz bitti. Biraz çuvalladım ama yaptığımdan pişmanım. Ve en sonunda, “Bir daha yapmayacağım,” diyecekti.
Ama içten söylemediğini biliyordum. Sonuçta bunu gizlice yapıyorlardı. Arus ile gerçekten onun ve Greyrat ailesinin iyiliği için yatmış olsaydı, bu konuda daha açık olurdu. Belki “açık” değil ama en azından birine söylerdi. Ona cinsel eğitim vermek için izin alırdı.
Başka bir deyişle, yaptığı şeyin yanlış olduğunu en başından beri biliyordu. Bir daha yapmayacağına söz verse bile, büyük ihtimalle yine yapacaktı. Bir dahaki sefere kimseye yakalanmamak için daha dikkatli olurdu. Aisha’yı tanıyorsam, bunu başarabilirdi.
“Arus’la bir daha yatmayacağıma söz—”
“Aslında, Sieg’le de yatmanı istesem olur mu?”
Aisha’nın sözünü kesen Sylphie’ydi. Toplantı başladığından beri sessizdi ve keskin bakışlarını bütün zaman boyunca kız kardeşime dikmişti. Ailemizden birine nadiren attığı bir bakıştı bu. Şimdi ise söze giriyordu.
“Ne?” diye sordu Aisha.
“Eğer Arus’la pratik yapmaya istekliysen, Sieg’le de ilgilenmeni isteyeyim dedim.”
Ne diyordu bu kadın? Dünyada böyle bir şeyin kabul edilebilir olmasına imkân yoktu! İçgüdüsel olarak Sylphie’ye baktım, o da bana gözleriyle bir işaret verdi. Sanki bunu bana bırak diyormuş gibiydi.
İnanmak istediğim şey buydu en azından.
“Şey, Sieg… hâlâ biraz küçük sanırım,” dedi Aisha.
“Hiç de değil,” dedi Sylphie. “Sieg çabuk büyüyecek, bu yüzden ne kadar erken pratik yaparsa o kadar iyi. Hatta, bu gece başlasan olur mu? Yoksa istemiyor musun?”
“İstemediğimden… değil de…”
“Ah, Clive’la da pratik yapabilir misin? Bizim oğlumuz değil ama sayılır artık.”
Sylphie’nin bu akılalmaz istekleri karşısında Aisha’nın alnında soğuk terler birikti. Gözleri oradan oraya kaydı, sonunda bir anlığına Arus’un üzerinde durdu.
O hâlâ sessizce başını önüne eğmiş duruyordu ama Aisha’nın kendisine baktığını fark edince kafasını hafifçe kaldırdı. Göz göze geldiler. Endişeli ifadesi adeta İyi olacak mısın? diye soruyor gibiydi. Ne yapmalıyım?
Aisha’nın kararlılığını perçinlemesi için bu kadarı yetti. Sylphie’ye döndü ve neşeyle gülümsedi.
“Pekala, olur. Sieg ve Clive’a yol yordam öğretirim.”
Aisha bunu söylediği anda, biri sandalyesini geriye doğru itip ayağa fırlarken bir gürültü koptu.
“Bu ne cüret!”
Eris’ti bu. Tüm toplantı boyunca kollarını kavuşturmuş, dudaklarını sıkıca kapatmış ve gözlerini yummuş hâlde oturmuştu. Ama şimdi gözleri sonuna kadar açılmıştı ve ellerini sıkıca yumruk yaparak Aisha’ya doğru ilerledi. O yumruklardan birini havaya kaldırdı.
Aisha içgüdüsel olarak elleriyle yüzünü kapattı.
“Ah!”
Ama yüzüne yumruğu yiyen o değildi. Başını öne eğmiş bir hâlde yanında oturan Arus, üzerinde olduğu sandalyeyle birlikte duvara uçtu. Burnundan kanlar akarken şok içinde annesine dik dik baktı.
“Aisha’yı bu noktaya getirmeye nasıl cüret edersin!”
“Ama bana ona bırakmamı söyledi…”
“Bana ‘ama’ deme!” Eris bir kez daha yumruğunu Arus’a geçirdi. Yere çakıldı ve acıyla inledi.
“Ben seni böyle ol diye büyütmedim!” Yere serilen oğluna yaklaşırken gazap içindeydi. “Ben sana korumayı öğrettim! Sana birini böyle yüzüstü bırakmayı ne zaman öğrettim?! Kendinden utanmalısın!”
“Lütfen dur, Eris!”
Aisha ikisinin arasına girdi ve Arus’a sarılarak onu korudu.
“Çekil aradan, Aisha! Şunun çürük ahlakını dayakla düzelteceğim!”
Eris bu gidişle hem Aisha’yı hem de Arus’u ölesiye dövecek gibi duruyordu. Panikledim ve Eris’i arkadan tutmak için koştum.
“Eris, dur!” “Sakin ol!”
“Nasıl sakin olayım ben?!” “Her şey ayan beyan ortada işte!” diye kükredi Eris.
“Ne ortada?!” Ona yetişemiyordum, ne demek istediğini anlayamamıştım. Eris’in anlayıp da benim kavrayamadığım bir şeylerin olmasına biraz içerlemiştim ama cidden ne olduğunu çıkaramıyordum. Bana cevabı veren Sylphie oldu.
“Yani kısacası, az önce izlediğimiz her şey Aisha’nın sergilediği bir oyundan ibaretti.”
Sylphie ayağa kalkıp bize doğru yürüdü. Elini Eris’e doğru kaldırarak onu yatıştırmaya çalıştı. Sylphie ardından Aisha ile Arus’un önünde diz çöktü ve ikisiyle nazik bir sesle konuştu.

“Aisha, Sieg ya da Clive ile yatmak istemiyorsun, değil mi?”
Aisha cevap vermedi. Yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle Arus’a sarıldı sadece. Sanki az önce gördüğümüz o şakıyan, bülbül kesilen kız bir yalandan ibaretti.
“Arus’u seviyorsun ve doğal olarak kendinizi birlikte buldunuz, değil mi?”
Aisha sessizliğini korudu.
“Ama onu sevdiğini açıkça söyleseydin Lilia’nın buna karşı çıkacağını biliyordun, bu yüzden de bunu gizli tuttun, değil mi?”
Aisha yine hiçbir şey söylemedi.
“Yoksa sadece denemek mi istedin? Tek ilgilendiğin şey cinsellik miydi?”
“Öyle değil!” Sylphie’ye tepki veren Aisha değil, Arus oldu. Burnundan kanlar damlarken çaresiz bir ifadeyle konuştu. “Hiç de öyle değil! Aisha’ya onu sevdiğimi ve onunla evlenmek istediğimi söylediğimde önce beni reddetti. Ama ben onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyip durdum, sonunda pes etti ve bunun yanlış olduğunu bile bile sadece bir defalığına benimle yatmayı kabul etti. Ben başının etini yediğim için benimle yattı. Ben… İşleri berbat eden benim!”
Bunu duyduktan sonra Sylphie tekrar Aisha’ya döndü. “Hey, Aisha? Bana gerçeği anlatabilir misin?”
Sylphie bunu söyleyince Aisha başını öne eğdi ama sonra dişlerini sıkıp kafasını kaldırdı.
“Doğru, tamam mı?! Arus’u seviyorum!”
“Ne zamandan beri?”
Bu soruyu soran kimdi? Benim ağzımdan çıkmış gibi hissettim, belki de Lilia’ydı. Roxy de olmuş olabilirdi.
“Doğduğu andan beri, onu ilk gördüğüm andan beri benim için özel biri olduğunu biliyordum! O büyüdükçe bu his daha da güçlendi. Kendimi tutmaya çalıştım, tamam mı?! Yani, bahsettiğimiz kişi Arus! Aramızda on yıldan fazla yaş farkı var… Bunu biliyorum! Onun benim küçük kardeşim gibi olması gerekiyordu, bu yüzden ona karşı böyle hissetmem garip. Ayrıca o en büyük oğul, varis! İyi bir aileden gelen bir kızla evlenmeli ve Greyrat ailesinin geleceğini güvenceye almaya yardım etmeli. Hepsini biliyorum ama o bana beni sevdiğini söyledi!”
Sonunda yaşananların bütün hikâyesini duymuştuk. Herhangi bir çift gibi birbirlerine âşıktılar. Tek fark, hala ile yeğen olmalarıydı.
Aisha ile hiçbir zaman böyle bir ilişki kurmaya çalışmamıştım. Bir nedeni de ona karşı hiçbir zaman öyle bir çekim hissetmemiş olmamdı. O benim küçük kız kardeşimdi. Eşlerimden biri değildi. Aramıza net bir sınır çekmiş ve o sınırı asla aşmamıştım. Benim bu tavrım yüzünden Aisha da aile içinde böyle bir ilişkiye girmenin yasak olduğuna karar vermiş olmalıydı.
Ama Arus’u seviyordu. Onun büyümesini izlemiş ve âşık olmuştu.
Çizgiyi ilk aştığında ne hissettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Belki de bunun gerçekten sadece bir defalığına olacağına inanarak yapmıştı ama Arus sonrasında kendini tutamamıştı. Bir erkek olarak bunu tamamen anlıyordum. Başlangıçta işler hep böyle yürürdü.
Aisha da böylesine tutkuyla peşinden koşulunca hayır diyememişti. Ne de olsa o da onunla birlikte olmak istiyordu. Birlikte olmak istiyorlardı.
Sonuç olarak da her gün gizlice birlikte olup durmuşlardı.
“Bu hiç senlik bir davranış değil, Aisha,” diye mırıldandı Roxy.
Aisha aniden Roxy’ye dönüp bağırdı. “O zaman ne yapmam gerekiyordu?! Yani, onu seviyorum! Bunu değiştirmenin bir yolu yok!” “Onun için elimden gelen her şeyi, ne gerekiyorsa yapmak istiyorum!” “Ben…” “Ben…” “Onu seviyorum…”
Aisha konuştukça ses tonu alçaldı. Arus’u kollarının arasında tutarken ağlıyordu.
Onları böyle görmek bana Begaritt Kıtası’nda Roxy ile birlikte olduğumuz zamanı hatırlattı.
“Hayır, ne hissettiğini anlıyorum,” dedi Roxy.
Sadece Arus değildi. Aisha da kendine engel olamamıştı. Onun böyle davranması nadir görülen bir şeydi.
Cinsellik, insan olarak kim olduğumuzun bir parçasıdır. Kötü bir fikir olduğunu bilsen bile kendini tutamadığın zamanlar olur.
“Ağabey.” Aisha gözlerindeki yaşları sildi ve bana doğru baktı, sesi artık sakindi. “Olayların bu noktaya gelmesinden gerçekten çok üzgünüm ama ben Arus’u seviyorum, o da beni seviyor. Reşit olana kadar beklememiz gerekse bile benim için sorun değil. Lütfen evlenmemize izin verin.”
Onun bu ciddi sesi odadaki herkesin susmasına neden oldu.
Sylphie yüzünde yumuşak bir ifadeyle bana doğru döndü. “Ne yapacaksın, Rudy?”
Kararı vermesi gereken kişi ben miydim?
Şey, mantıklıydı aslında. Sonuçta bu toplantıyı toplayan bendim. Ama karar vermek gerçekten bana mı düşüyordu? Etrafıma bakındım. Odadaki hava değişmişti. İnsanlar artık durumun kabullenilebilir olduğunu hissediyor gibiydi. Gizlice birlikte olmaları iyi bir şey değildi. Herkese ilan etmek isteyeceğin türden bir şey olmasa bile, olaylar ortaya dökülmeden önce aileyle zemin hazırlamak gibi bunu açıklamanın mutlaka daha iyi bir yolu olmalıydı.
Arus ile Aisha birbirlerini seviyordu. Elbette Arus hâlâ gençti ama onunla birlikte olmaya zorlanmış gibi de durmuyordu. Neden izin verilmesindi ki? Onların üzerine daha fazla gitmeme gerçekten gerek var mıydı? Odadaki genel hava bu yöndeydi.
Nesnel bakacak olursak, bunun neden bu kadar kötü olduğuna dair pek bir sebep bulamıyordum.
Öyleyse bu his de neydi? İçimin derinliklerinden kaynayıp çıkan bu tiksinti de neyin nesiydi?
“Hayır. Buna izin veremem.”
“Ha?” Sylphie şaşkınlıkla sesini yükseltti.
Ne, tuhaf bir şey mi söylemiştim?
Hayır, bunu net bir şekilde düşün.
Aisha bir yana. Arus onun peşinden koşmuştu, o da kötü bir fikir olduğunu bilmesine rağmen onunla yatmıştı. Bu onun seçimiydi. İyi ya da kötü bir seçim olmasını bir kenara bırakırsak, bunu yapma kararını o vermişti. İşler kötüye gittiğinde de onu korumaya çalışmıştı.
Peki ya Arus? Bu gerçekten onun kararı mıydı? Erkeklerin vücutlarının alt yarısıyla düşünmesi yaygın bir şeydi. Aletlerinin kendilerini kontrol etmesine izin verdiklerinde, genellikle sonrasını düşünmeden hareket ederlerdi. Deyim yerindeyse, taşaklarıyla düşünmek.
Sylphie ile ilk evlendiğimde, kelimenin tam anlamıyla tek düşündüğüm şey cinsellikti. Şimdi geriye dönüp baktığımda, onunla evlenmemin nedenlerinden biri de kaçıp gitmesini istemiyor oluşumdu. Bunu itiraf etmek hoşuma gitmiyordu ama gerçek buydu.
Ya Arus aslında Aisha’yı sevmiyor, sadece ona kilitlenip kaldıysa? Başka bir deyişle, ya tek istediği sadece yatmaksa? Sevgi değil, sadece geçici bir şehvet olabilirdi.
Bunun yanlış olduğunu açıkça söyleyecek değildim. Doğal insani içgüdülerine göre yaşamanın kötü bir şey olduğunu söylemeye hakkım yoktu. Geçici bir şehvet olarak başlamış olabilirdi ama zamanla gerçek bir şeye dönüşebilirdi.
Ancak Arus bu yaşında gerçekten iyi ya da kötü kararlar verebilecek durumda mıydı? Bu kararı gerçekten verebilir miydi?
Bu durum sadece onun yaşıyla da ilgili değildi. Eris ile ben ilk kez birlikte olduğumuzda aşağı yukarı onun yaşlarındaydık. Şey, benim durumumda önceki hayatımı da sayarsak kırkın üzerindeydim ama şimdilik bunu bir kenara bırakalım.
Arus aile toplantısı boyunca neredeyse hiçbir şey söylememiş ve hemen hemen her şeyi Aisha’nın ellerine bırakmıştı. İşler onun istediği gibi ilerleseydi, her şeyde suçlu olanın Aisha olduğu sonucuna varabilirdik. Arus itiraz etmemişti. Her şeyi Aisha’ya bırakmış, onun kötü adam olmasına izin vermiş ve cezadan kaçmaya çalışmıştı. Eris’in bu kadar öfkelenmesinin nedeni de buydu işte.
Sadece Aisha’nın talimatlarına uyduğunu iddia edebilirdiniz ama bu da iyi bir şey değildi. Bu, sadece tek bir kişinin suçlu olduğu bir durum değildi. İkisinden daha büyük olan ve daha iyi kararlar alma yetisine sahip olan taraf Aisha olduğu için onun suçlu olduğunu da savunabilirdiniz. Ancak bana kalırsa, ikisi de kendi eylemlerinden sorumluydu.
Arus, Aisha’nın kendilerini korumasına izin vermek yerine sesini çıkarmalıydı. İkisi de bana karşı durmalıydı. Sonucu ne kadar beceriksizce olursa olsun, kendi kafasıyla düşünmeliydi. O kadarcığını bile yapamazken ilişkilerini kabul etmemin hiçbir yolu yoktu.
Arus’u inceledim. Yüzünde dehşet dolu bir ifadeyle bana karşılık verdi. Eris yumruğu indirdikten sonra tamamen içine kapanmış gibiydi; sanki bana ulaşmaya ve bu durumdan sıyrılmaya çalışma gibi bir niyeti yoktu.
Onu böyle görmek, Arus her çuvalladığında arkasını Aisha’nın toplayıp toplamadığını merak etmeme neden oldu. Diyelim ki onlara, “Birbirinizi seviyorsanız olan olmuş,” dedim. “Ama Arus reşit olana kadar evlenmek yok.” Arus bundan bir ders çıkarıp olgunlaşır mıydı? Aisha bu sefer Arus’u kontrol edememişti. Şaşırtıcı bir şekilde, kendini bile kontrol edememişti. Ya bir dahaki sefere?
Arus doğduğundan beri adeta ona yapışık yaşamıştı. Onun eğitimini Aisha’nın ellerine bırakmış ve ona öğretmemesi gereken hiçbir şeyi öğretmeyeceğini varsaymıştım. Ancak kendisinin bile bilmediği konulara gelince, onu eğitmesinin hiçbir yolu yoktu. Kendisinin de bazı şeyleri öğrenmesi gerekiyordu.
Geçmişteki eylemleri göz önüne alındığında, muhtemelen bundan bir şeyler öğrenip olgunlaşırdı. Arus’un bunu başaracağından ise son derece şüpheliydim.
Çünkü az önce ne tek bir kelime etmiş ne de bir şey yapmıştı. Evet, bu iş böyle yürümeyecek. Şimdilik onları ayırmam gerekiyor.
Bu yüzden buna karşıydım.
Dürüst olmak gerekirse, karşı çıkma sebebim tam olarak bu değildi. Nedenlerden biriydi ama asıl neden değildi. Hem Aisha hem de Arus zamanla daha iyisini yapmayı öğrenebilirlerdi. Bunu birlikte de yapabilirlerdi. İşte bu yüzden gösterdiğim direnç, içimdeki o tiksinti tüm bunlarla açıklanamazdı. Peki öyleyse neydi? Bilmiyordum. Yine de en azından şimdilik burada bir karara varmam gerektiğini hissediyordum.
“Biraz erken ama seni Asura Krallığı’ndaki akademiye göndereceğim. Yurtta kalacaksın,” dedim.
En iyisinin ne olacağını bulmak için bocaladıktan sonra vardığım sonuç bu oldu. Paul’un Sylphie ile beni birlikte gördüğünde vardığı kararın neredeyse birebir aynısıydı.
“Ne?! Bizi birbirimizden mi ayırıyorsun?” diye sordu Aisha şok içinde.
“Aynen öyle. Arus henüz bir yetişkin değil ve sana fazlasıyla bağımlı olduğunu düşünüyorum. Daha bağımsız olmayı öğrenebilmesi için şimdilik ikinizi ayırmak en iyisi.”
“Bekle. Dur bir dakika, ağabey. Yaptığımız şeyin doğru olmadığını biliyorum ama bundan sonra daha dikkatli olacağıma söz veriyorum. Onun için en iyisini yaptığımdan emin olacağım. Yaşananlardan ders çıkardığını biliyorum. Annesinden yediği yumruktan sonra anladı. Lütfen—”
“Hayır diyorsam hayırdır,” dedim.
“Ama neden?! Bari nedenini söyle! İkna et beni!”
“Çünkü ikinizin birlikte olmasını istemiyorum.”
“Sana neden böyle hissettiğini soruyorum! Arus’u Leydi Ariel’in kızıyla evlendirmek istediğin için mi? Aralarında engel olduğum için mi?!”
“Hayır.” Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Ariel’in bana buna benzer bir konuyla geldiği doğruydu ama ona bir kez olsun olumlu bir yanıt vermemiştim.
“O zaman ben senin malın olduğum için mi? Daha önce bana bir kez olsun öyle davranmamış olmana rağmen hem de?!”
“Hayır. Senin hakkında hiçbir zaman öyle düşünmedim.”
“O zaman neden?! Bana gerçek bir sebep ver! Beni ikna edebilirsen vazgeçeceğime söz veriyorum! Durdur beni!” dedi Aisha çaresizce.
“Nedenini ben de bilmiyorum! Ama hayır diyorsam hayırdır!” dedim.
Aisha alt dudağını ısırdı. Bana şu anki gibi dik dik bakması nadir bir durumdu. Hatta daha önce bana hiç böyle baktığını sanmıyordum. Korkutucu değildi. Aksine, sadece üzgün görünüyordu.
Kendimi ona ifade etmekte ne kadar yetersiz kaldığımı biliyordum ama başka ne diyebilirdim ki? Onların ilişkisine karşı içimde hissettiğim direnci açıklamamın bir yolu yoktu. Bunu yüksek sesle dile getirmek bile içimdeki o iğrenç hissiyatı yok etmeye yetmiyordu. Sadece yanlış hissettiriyordu. Bu his için bir nedene ihtiyacım var mıydı? Elimde bir neden var mıydı ki zaten?
Bir nedene ihtiyacım olsa bile umrumda değildi. Kelimelere dökemiyordum ama geri adım da atmayacaktım.
“Hayır, Aisha,” dedim olabildiğince sakin bir sesle.
Aslında sadece yetkimi kullanarak kendi fikrimi ona dayatıyordum. Bunu kabullenmesinin imkânı yoktu.
Aisha şok içinde bana bakakaldı. Birkaç kez nefesi kesildi ve yüzümü inceledikçe kendi yüzündeki renk solup gitti.
Ancak aniden tekrar nefes almaya başladı ve omuzları gevşedi. Sakin, düzenli bir nefes aldı.
Yanılmış mıydım?
“Haklısın. Böyle söyleyince düşündüm de, Arus bugün okulu astı ve son zamanlarda aklı fikri seksten başka bir şeyde değil. Benim yanımda takılması onun için kötü olur,” dedi.
Onu ikna edemeyeceğimi sanıyordum ama görünüşe göre lafımı dinletmeyi başarmıştım.
“Anlayışın için teşekkür ederim.”
“Anlıyorum, Ağabey.”
Böylece aile toplantımız sona erdi.
*
Çocukları ikinci kattan aşağı çağırdım. Akşam yemeğimizi yedik, ardından tekrar dağıldık. Sylphie, Roxy, Eris ve ben oturma odasında birlikte konuşmaya karar verdik.
Sylphie olan biteni birkaç yıl önce fark etmişti. Evde sık sık Aisha ile birlikte ev işlerini yaptığı için Aisha ve Arus’un birbirlerine karşı hisleri olduğunu anlamıştı. Bunun eninde sonunda yaşanacağını tahmin etmişti.
Eris de benzer durumdaydı, ancak… İkisi arasındaki özel ilişkiyi fark etmek yerine, Arus’un son zamanlarda biraz huzursuz olduğunu fark etmiş ve hoşlandığı birini bulduğunu düşünmüştü. Bunun Aisha olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti. Onu en çok endişelendiren şey, Arus’un tüm aile toplantısı boyunca Aisha’nın arkasına saklanmış olmasıydı.
Roxy ise bunların hiçbirinden şüphelenmemişti ve bu durum onun vicdanına ağır geliyordu. Arus’a Asura’ya kadar eşlik etmeyi, orada bir yandan gölgelerden onu kollarken bir yandan da eğitimine devam etmeyi teklif etti. Bu konuda ne kadar kararlı olduğunu görebiliyordum, bu yüzden kabul ettim. Roxy, Arus’un kendisine bağımlı hale gelmemesini sağlayacaktı.
Eşlerime Aisha ve Arus’un geleceği hakkında ne hissettiğimi de anlattım. Onu büyü üniversitesinden çıkartıp Asura’daki kraliyet akademisine gönderecektim; orada Aisha’nın korumasından uzakta bir hayat yaşayacaktı. Kendi başına düşünüp hareket etmesini, böylece seçimlerinin sonuçlarıyla olabildiğince kendi başına yüzleşmesini istiyordum. Bu sayede Aisha’ya olan bağımlılığından kurtulabilecekti. Eve döndüğünde artık reşit olmuş olacaktı.
O noktada hâlâ Aisha’yı seviyorsa, geleceğini düşünüp onunla birlikte olmak istiyorsa ve tüm bunlar geçici bir hevesten ibaret değilse, o zaman evlenmelerine izin verecektim.
Dürüst olmak gerekirse, bu fikre hâlâ son derece karşıydım. Mide bulandırıcı geliyordu. Şimdi bile neredeyse kusacak gibi oluyordum. Ama buna karar vermek bana düşmezdi. Onlar benim kanımdan akrabalarımdı ve evet, Arus’un vasisiydim. Ama bu, bana ait oldukları anlamına gelmiyordu. Özellikle Aisha, kendi başının çaresine bakabilecek yetişkin bir bireydi. Arus da reşit olduğunda, benim korumamdan çıkacak yaşa gelmiş olacaktı.
İnsan-Tanrı tehdidi göz önüne alındığında, içimde onların hayatlarını kontrol etmek isteyen bir yan vardı. Yine de geleceklerini dayatmak bana düşmezdi.
“Mm, tamam. Tam da Rudy’ye yakışır bir cevap bence.”
“Sen öyle diyorsan sorun yok.”
“Pekala. Anlıyorum.”
Üç eşim de başlarıyla onayladılar. Görünüşe göre bu fikre karşı benim duyduğum tiksintiyi duymuyorlardı. Eris tüm bunlara karşıydı ama bunun sebebi Arus’un zavallıca davrandığını düşünmesiydi.
Bu dünyada, akrabalar arasındaki evlilikler gayet sıradandı; özellikle Asura soyluları arasında ve duyduğuma göre bazı iblis kabilelerinde de bu durum böyleydi. Belki de bu yüzden hiçbiri bu fikre benim kadar karşı çıkmıyordu. Aykırı olan benmişim gibi hissettim. Bu dünyanın çoğu adetine alışmıştım ama günün sonunda ben hâlâ başka bir yerden gelmeydim. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, beni terk etmeyen bazı duygular vardı. Gerçi eski dünyamda ensest tabusunu o kadar da kafaya takan biri değildim.
“Tıpkı bizim eski halimiz gibiler,” dedi Sylphie.
“Öyle mi dersin…?”
Başımı yana eğdim. Şahsen bizim ilişkimizin Arus ve Aisha’nınkinden çok farklı olduğunu hissediyordum ama…
Hayır, kastettiği şey bu değildi. Babamın bizi birbirimizden nasıl ayırdığından bahsediyordu. Eğer Paul o gün bizi ayırmasaydı, hayatlarımız çok farklı olabilirdi. Eris ile tanışmış, Sylphie’den ise hem mesafe hem de zaman olarak uzak kalmıştım. Nihayetinde ikisiyle de evlendim ama Metastaz Olayı hiç yaşanmamış olsaydı belki de sadece Eris’le evlenmiş olurdum. Arus’un kraliyet akademisinde kendi Eris’iyle tanışıp tanışmayacağını bilmiyordum ama her halükarda Metastaz Olayı gibi şeyler her gün yaşanmıyordu.
Biraz zaman geçmesi ikisinin de kafasını toplamasına fazlasıyla yardımcı olurdu, her ne kadar bunun gerçekten iyi bir şey olup olmayacağını bilmesem de. Bunun sadece anlık bir tutku patlaması olduğuna inanmak istiyordum. En iyi senaryo buydu.
“Dürüst olmak gerekirse, hiç açıklama yapmadan veya meseleyi konuşup çözmeden direkt ‘hayır’ demek sana hiç yakışmadı,” diye devam etti Sylphie.
“Evet,” dedim bir süre duraksadıktan sonra.
“Eğer mantıklı bir sebebin varsa, lütfen onları ayırmadan önce bunu kendilerine söyle. Nedenini bilmeden sevdiğin birinden koparılmak oldukça acı vericidir.”
Sylphie’nin ses tonu biraz sitemkârdı. En başından beri onların ilişkisine izin verme niyetinde olmuş olabilirdi. Benim aksime, o buna hazır görünüyordu. Hiçbir gönülsüzlük belirtisi göstermiyordu.
“Pekala,” dedim.
Belki de bu konuda fazla baskıcı davranmıştım. Sonuçta Sylphie ile benim ayrılmamız ikimizin de işine yaramıştı ama bu durumun aynısını Aisha ve Arus’a dayatmanın doğru olduğu anlamına gelmiyordu. Onlar kendi kişilikleri olan bireylerdi.
Sözümü dinlemeye ne kadar istekli görünürlerse görünsünler, bu durum onlara istediğimi yapabileceğim anlamına gelmiyordu. Doğru cevap neydi?
Ne yapmalıydım?
Ben bunları düşünürken sohbetimiz sona erdi.
Odamıza dönüp yattık.
*
Ertesi gün Aisha ve Arus arkalarında tek bir not bırakarak ortadan kaybolmuşlardı: Birlikte olacağız.
Birlikte kaçmışlardı.
