Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o! (LN) Cilt 04-Bölüm 03- Bu sinir bozucu şehri geziyoruz!

Bu sinir bozucu şehri geziyoruz!

Bölüm 1: Bu sinir bozucu şehri geziyoruz!

Çevirmen: Onur

 

“Öyleyse, kaplıca şehrinde tatilinizin tadını çıkarın! Hepinize çok teşekkür ederim, çok yardımcı oldunuz!”

Kervan lideri bize sürekli başını sallayıp bize teşekkür ediyordu.

 

Su ve kaplıca şehri; Alcanretia.

 

At arabasıyla yaptığımız uzun yolculuğun ardından nihayet buraya vardık.

Kervan liderine bu canavar saldırısının ardındaki gerçeği anlattıktan sonra bile, bana inanmayı reddetti. Bunun, ödemesini reddetmek için uydurduğumuz bir hikaye olduğunu düşünüyor gibiydi. Bu yüzden bize para yerine ödül olarak beş otel kuponu verdi.

Sanırım kendisi Alcanretia’daki en büyük otelin sahibiymiş. Planı, durmadan bir sonraki şehre gitmekti.

“Ahhh… Jarippa… Jarippa gidiyor…”

 

Megumin arabayı uğurlarken kendi kendine mırıldandı.

Bizimle birlikte bu durakta inen birçok maceracı vardı. Megumin, arabanın tamamen gözden kaybolana kadar izlemeye devam ederken, onlar çoktan şehre girmişlerdi.

“Jarippa nedir?”

Aqua aniden anladı.

“O bebek ejderha olabilir mi? Bu arada, oldukça zengin görünen müşterilerden biri Megumin’den ejderhaya isim bulmasına yardım etmesini istemişti.”

… Kızıl İblis’ten o ejderhaya isim vermesini istemek.

“Bir ejderha isimlendirildikten sonra, kendisine verilen diğer isimleri görmezden gelirmiş…”

Darkness bu önemli gerçeği aniden ağzından kaçırdı. Megumin başını salladı ve duygularla doldu.

“Çocuk Jarippa isminden memnun görünüyordu. Ejderhanın isminin yazılı olduğu notu bıraktım. Umarım sahibi onu çok sever.”

Bu kız ne yaptı böyle?

Sevgili kılıcıma da tuhaf bir isim verilmişti ve bu beni çok üzmüştü. Sahibine sempati duymadan edemiyorum…

“Tuhaf isimler verme hobini bırakamaz mısın? Bir Kızıl İblis olarak isim verme anlayışının ne kadar tuhaf olduğunu anlamanın zamanı geldi.”

“Kazuma’nın isim verme zevkinden tamamen yoksun olduğunu çok iyi anlıyorum. Çok yazık. Kazuma oldukça güzel bir isim. Kazuma’nın gelecekte çocukları olursa, isimlerini ben koyayım.”

“Bunu asla yapmana izin vermem… Bekle, benim ismim hakkında ne dedin? Kazuma, Kızıl İblis standartlarına göre iyi bir isim mi? Hey, bu beni depresyona sokuyor.”

 

Wiz sırtımda, şehre baktım. Wiz, bir aptalın yaptığı Ölü Yok etme büyüsüne maruz kalmış ve henüz bilincini geri kazanamamıştı.

Ve o aptal şu anda heyecanla bağırıyordu.

“Sonunda geldik! Su ve kaplıcaların şehri, Alcanretia!”

 

– Su ve kaplıcaların şehri; Alcanretia.

 

Su ile çevrili, berrak göller ve kaplıcaların bulunduğu dağlar arasında yer alan bir şehir.

Tüm binaların temel rengi maviydi, bu da şehri temiz ve güzel, canlılık ve hayat dolu bir yer haline getiriyordu.

İblis Kral’ın ordusu dünyayı kasıp kavuruyordu, ancak bu yer hiç etkilenmemişti.

İblis Kralı’nın ordusunun daha önce bu yerde savaştığı söyleniyordu. Ancak o savaştan sonra, İblis Kralı’nın ordusu buraya yaklaşmaya cesaret edemedi.

Bazıları bu şehirde çok fazla rahip olduğunu söylüyor. İblis Kralı’nın ordusu için rahiplere karşı savaşmak çok zordu. Diğerleri ise bu şehrin su tanrıçası Aqua tarafından korunduğunu söylüyor.

 

– Başka bir söylenti daha vardı.

 

“Alcanretia’ya hoş geldiniz! Buraya gezmeye mi geldiniz? Yoksa Külte katılmak için mi? Macera için mi? Vaftiz için mi? İş arıyorsanız, lütfen Axis Kültü’ne gelin! Şu anda Axis Kültü’nün ne kadar harika olduğunu anlatmak için bir söyleşimiz var. Ayrıca çok cazip ücretler de sunuyoruz. Bu işi kabul ederseniz, kendinizi Axis kültü üyesi olarak adlandırma ayrıcalığına sahip olacaksınız! Gelin, gelin, bize katılın!”

 

– Bu şehirde çok sayıda Axis tarikat üyesi vardı ve İblis Kral’ın ordusu onlara hiçbir şekilde bulaşmak istemiyordu.

Bu şehre vardığımız anda, Axis tarikat üyeleri gibi görünen bir grup tarafından kuşatıldık. Ne yapmalıyız? Onların aniden üye kazanma konuşması yapacağını beklemiyordum.

Ve neden bu şehirde bu kadar çok Axis tarikat üyesi vardı?

“Ne güzel mavi saçların var! Böyle mi doğdun? Ne kadarda kıskanılası! Seni çok kıskanıyorum! Bu hagoromo, Aqua-sama’nın giydiğine benziyor, sana da çok yakışmış.”

Farkına varmadan, Aqua bir kadın tarikat üyesi tarafından coşkuyla karşılandı…

Hey, bu kötü. Her zamanki gibi “Ben tanrıçanın ta kendisiyim!” derse, sahtekar olarak görülüp dövülecek.

Megumin ve Darkness onlardan korkmuş ve çekingen davranıyorlardı. Wiz ise sırtımda uyuyordu. Bu yüzden ne kadar şanslı olduğunu tahmin bile edemezdi.

Sadece Aqua, kadın tarikatçıların görünüşünü övmesinden mutlu olarak, parlayan gözlerle kalabalığın arasına karışmıştı. Onun yanına gidip yumuşak bir sesle dedim: “Hey, onlara gerçek su tanrıçası olduğunu söyleyip başımızı belaya sokma. Gerçek adını kullanma, takma ad kullan.”

“Biliyorum Kazuma, aptal değilim. Hadi gezmeye gidelim! Burası su ve kaplıcaların şehri, Alcanretia! Su tanrıçası olarak çok heyecanlıyım! En önemlisi, burası Axis Kültü’nün ana üssü!”

“?”

Demek burası, tuhaf tiplerle dolu kültün söylentilerdeki merkeziydi. Axis Kültü, tanrıça Aqua’ya tapan bir örgüt. Buraya bu kadar çok gelmek istemesine şaşmamalı.

Heyecanlı Aqua’yı yalnız bırakamazdık. Bizi karşılayan Axis Kültü üyesine boyun eğmekten başka seçeneğim yoktu ve şöyle dedim: “Üzgünüm, zaten Axis Kültü’nden bir rahibemiz var. Biz gezmeye geldik, görüşürüz…”

Bundan sonra dönüp ayrıldık. Axis tarikatçısı arkamızdan gülümseyerek el salladı.

“Öyle mi? O zaman hoşça kalın yoldaşlar! Harika bir gün geçirmenizi dilerim!”

Sonunda Axis tarikatçılarının kuşatmasından kurtulduktan sonra, Megumin ve Darkness rahat bir nefes aldı.

Açıkçası söylemem gerekirse,

“Alcanretia’ya hoş geldiniz! Axis Kültüne katıldıktan sonra, birçok inanan hastalıklarından kurtuldu, piyangoyu kazandı ve sanatsal yeteneklerinde ustalaştı! Ne dersiniz, bize katılmak ister misiniz?”

 

Bu dini örgüt çok şüpheli.

 

Tutkuyla konuşan kült üyesine tarif edilemez bir duygu ile baktım. Sokaklarda herkes onlardan kaçınıyor gibiydi.

“… Neyse, hadi otele gidelim. Bu konuda biraz suçluluk duysam da kuponları kullanmamak israf olur.”

Bunu söyledikten sonra, Aqua yaramazca gülümsedi.

“Lütfen siz önceden gidin! Ben başrahibe olarak merkeze gidip onların bana olan ibatelerini kabul edeceğim!”

Gerçekten rahatsız edici bir şey söyledi.

Wiz’e göz kulak olmalısın!

“… Kazuma, Aqua için biraz endişeleniyorum, ona eşlik edeceğim. Bagajlarımızı otele taşımamıza yardım eder misin?”

Megumin heyecanlı Aqua’ya endişeli bir şekilde baktı.

Gerçekten de, onu yalnız bırakırsak yine başımız belaya girecek.

Aqua’nın gözetimini Megumin’e bırakarak, diğerleriyle birlikte otele doğru yola çıktım.

 

 

 

Bölüm 2

 

“Hoş geldiniz! Efendimiz ziyaretinizden haberdar bizi. Lütfen konaklamanızın keyfini çıkarın!”

Kuponun üzerinde belirtilen otele vardığımızda, sıcak bir karşılama ile karşılandık. Ancak, o kervan bizim yüzümüzden canavarların saldırısına uğradığı için vicdanım sızlıyordu.

Şehrin en büyük oteli olması beklendiği gibi, büyük görünüyordu.

Bu tür konaklama yerleri genellikle soylular için ayrılmıştı.

Kaplıca oteli olduğunu duyduğumda, Japon tarzı olacağını düşünmüştüm. Batı tarzı olmasını beklemiyordum.

Bu otelde birinci sınıf bir kaplıca vardı.

Otel personeli bizi sıcak bir şekilde karşıladı ve bagajlarımızı odalarımıza taşıdı.

Wiz’i odaya yatırdıktan sonra, ağır ekipmanları ve bagajları kaldırdım ve hemen gezinti moduna geçtim. Sonuçta Axel dışında bir şehri ilk kez ziyaret ediyordum.

Wiz uyanırsa dışarı çıktığımızı otel personeline söylemelerini istedik.

Biraz endişeliydik, ama burada kalmak onun daha erken uyanmasını sağlamayacaktı.

Ana etkinlik, herkesin toplandığı akşam saatlerinde olacaktı.

“Ya sen Darkness? Tatilde olduğumuz için, gezmeye çıkıp akşam yemeği vaktinde geri dönmeyi planlıyorum.”

“Evet, ben de geliyorum. Axel dışında başka şehirleri iyi bilmiyorum.”

Gündelik kıyafetler giymiş olan Darkness gülümsedi.

Bagajımı bıraktıktan sonra, Darkness ile şehri gezmeye karar verdim.

 

– Bir turistik şehirden beklendiği gibi, dükkanlar müşterileri çekmek için olağanüstü bir gayret gösteriyordu. Daha doğrusu, savaş alanı gibiydi.

Bir dükkana göz attıktan sonra, biri aniden bize seslendi.

“Beyefendi, böyle ucuz bir dükkanda alışveriş yaparsanız, insanlar zevkinizi sorgular. Bakın, bunlar elfler tarafından tamamen doğal malzemelerle yapılan Arcane çörekleri. Sizin yüksek sınıf statünüze yakışır, bir tane deneyin.”

Uzun kulaklı, yeşil saçlı ve beyaz tenli yakışıklı bir adamdı. Evet, bir elfdi.

“Hey, kendini beğenmişlik yapma, serseri! Pahalı olan şeyler iyi olmayabilir! Genç adam, benim özel cüce eti böreğimi dene. Etle dolu ve uzun süre yenilebilir, paranın karşılığını veren bir spesiyalite!”

Elfi öfkeyle azarlayan kişi, bana bakan dükkan sahibi idi. Boyu göğsüme kadar geliyordu, ama yanlara doğru genişlemiş ve sakallı bir yüzü vardı.

Ne klasik bir cüce.

“Elf…! Ve cüce…! Hey Kazuma, burada elfler ve cüceler var! Küçükken duyduğum hikayelerdeki gibi görünüyorlar.”

“Oh, gerçekten. Elfler yakışıklıydı ve cüceler inatçıydı.”

Darkness, Disneyland’daki bir çocuk gibi bağırdı ve ben de ona cevap verdim.

Burada satış için ürünler sergiliyor olmalarının yanı sıra, bu dünyaya geldiğimden beri gördüğüm en fantastik varlıklardı.

Zarif ve yakışıklı elfler.

Kaba konuşan, inatçı ve kalın sakallı cüceler.

İki dükkan sahibini görmek beni biraz duygulandırdı.

Daha önce uzaktan elfler ve cüceler görmüştüm, ama ilk kez onlarla yakından konuşuyordum.

Parlayan gözlerle ikisi arasında bakışlarımı gezdirdim. Ancak, bu dünyaya duyduğum saf hayranlık onlar tarafından yanlış anlaşıldı.

“Ne yaptığını görmüyor musun, müşteri kafası karışmış. O sadece etrafa bakmak için buraya geldi, ama sen ona baskı yaptığın için şimdi ne yapacağını bilemiyor. Geri çekil, aşağılık cüce.”

“Saçmalamayı kes! Genç Adam benim mallarımı incelemek istiyor, sen onu rahatsız ettiğin için kafası karışmış! O benim mallarımı almak istiyor, çek git, soluk yeşil elf!”

İkisi kavga etmeye başlayınca panikledim.

Bu arada, elfler ve cüceler arasındaki ilişkilerin her zaman kötü olduğunu duymuştum.

“Hey, kavga etmeyin! Şey, ben her iki dükkandan da alışveriş yapacağım, sorun yok!”

Söylediklerimi duyunca ikisi de kavgayı bıraktı ve bana gülümseyerek şöyle dedi:

“Tercihiniz için teşekkür ederiz!”

“– Kazuma, elfler ve cüceler arasındaki ilişkiler gerçekten çok kötü! Tıpkı babamın bana küçükken verdiği kitapta yazdığı gibi!”

Yerel özel mağazalardan ayrıldıktan sonra, Darkness’ın heyecanla konuşmasını dinledim.

Bir şey satın almaya zorlanmış olsam da, bunun telafisi olarak güzel bir şey gördüm.

Darkness mutlu bir şekilde birçok çanta taşıyordu. Bu açıkça yüksek baskı satış gibi geliyordu. Bunları babasına ve hizmetçilere hediye olarak vermeyi planlıyor gibiydi.

Muhtemelen daha önce şehirden hiç uzaklaşmamıştı, bu yüzden bir şeyler satın almak istiyordu.

“Evet, ‘gerçek elfler ve cüceler’ gibi bir his veriyorlar… Oh, bunları satın alırken ziyaret edebileceğimiz yerleri sormayı unuttum.”

Bu şehir hakkında hiçbir şey bilmiyorduk ve özellikle ziyaret etmek istediğimiz bir yer de yoktu.

Darkness’tan burada beni beklemesini istedim ve tek başıma dükkana geri döndüm. Ancak, bu iki dükkan sahibini göremedim.

Belki vardiyaları bitmiş ve dinleniyorlardı?

Dükkanın içinden gelen sesleri duyunca, içeriye göz attım. Şüphesiz bu, az önce duyduğum elfin sesiydi.

… Hey, durun, cücenin sesini de duyabiliyorum.

Acaba…?

“Hey siz ikiniz, kavga etmeyin–!”

Dükkânın içinde kavga ettiklerini düşünerek içeri daldım…!

“Ah, çocuk. Burası personel dinlenme odası, personel olmayanlar giremez.”

Elf bana tembelce kızdı, saygılı tavrı ortadan kaybolmuştu…

 Hayır, elf… bu adam elf değil ki!

Elf muhtemelen bakışlarımı fark etmişti çünkü kulaklarını çekiştirip şöyle dedi: “Oh, bu… Açıkça söyleyeyim. Ben gerçek bir elfim, sahte değil.”

Basitçe kulakları yuvarlaktı. İnsanların kulakları nasılsa onun ki de aynıydı. Cücenin yanında bacaklarını çaprazlayarak oturmuş, kucağında bir çift sahte kulak vardı… Bu arada, cüce de sahte sakalını çıkarmış, çenesini kaşıyordu.

“… Eh, burada neler oluyor?”

Ben ne diyeceğimi bilemezken “Elf” ve “cüce” birbirlerine baktılar.

“Ah, şey, ormandaki elfler insanlarla birlikte yaşamadıkları için kulakları uzundur. Fakat benim gibi insanlar arasında yaşayan elfler zamanla insanlarla ilişkiye girip melez çocuklar doğurdukları için kulaklarımız yavaş yavaş yuvarlaklaşmıştır. Ama müşterilerin önünde elf kulakları takmazsam, onlardan farklı göründüğüm için şaşırıp hayal kırıklığına uğrayabilirler. Bu yüzden safkan bir elf gibi giyindim.”

… Ne saçmalıyor lan? Az önce tüm fantastik hayallerimi yıktın.

Bunun üzerine cüce devam etti: “Bana gelince, sakalımı bırakmam hijyen sorunlarına yol açıyor. Ayrıca ben bu dükkanda sadece akşamları çalışıyorum. Sabahları ise otelin müşterileri için yemek hazırlıyorum. Müşteriler yemeklerinde kıl buldukları için şikayet ederlerse işimden olurum … Ah, hâlâ kavga ediyor muyuz diye mi düşünüyorsun? Üzgünüm, o kavga her gün yaptığımız bir gösteri. Sonuçta, cüceler ve elflerin birbirlerinden nefret ettikleri söylentisi var, biz de bunu kullandık…”

Bu, Afrika’yı ziyaret edip yerlilerin mızrak tuttuğunu gördükten sonra ayrılmak üzereyken, cep telefonlarıyla oynadıklarını keşfetmek gibiydi.

Bu dünyada fantezi duygusu aramak aptalcaydı.

İkisi de üzgün gözlerle bana baktılar.

“Ah… Üzgünüz, hayallerini mi yıktık?”

“Evlat, fazla düşünmek sağlığın için iyi değildir. Bu dünyada kesinlikle beceriksiz cüceler ve okçulukta yetersiz elfler vardır.”

“Hey, hey, benden mi bahsediyorsunuz?”

İkisi de güldü…

Bu dünya çok kötüydü. İllüzyonun fark edilmesi kaçınılmazdı, daha da önemlisi…

“Boş verin, para iadesi falan istemeyeceğim. Bana gezebileceğim turistik yerleri söyleyebilir misiniz? Bunun için geldim.”

İkisi birbirlerine baktılar.

“Turistik yer… Eh, az önce harika bir kaplıca vardı…”

“Evet, daha erken gelseydiniz çok iyi olurdu…”

“…? Her yerde kaplıca olduğunu sanıyordum. Burası kaplıca şehri sonuçta.”

Sorumu duyduktan sonra elf parmağını salladı.

“Ben genç bayanlar arasında popüler olan karma kaplıcalardan bahsediyorum.”

“Ciddi misin?”

Öne eğildim. Cüce ekledi: “Elbette. Her gün işten sonra orada dinleniyoruz.”

… Ne harika bir kaplıca, neden şimdi ziyaret edilemiyor?

Sorumu fark eden elf cevap verdi.

“Aslında, her yerdeki kaplıcaların su kalitesi düşüyor.”

… Su kalitesi düşüyor mu?

 

“Öyle, bazı müşteriler kaplıcalara gittikten sonra hastalandı ve kızarıklıklar çıkarttı… Hatta bazıları bayıldı. Kaplıca suyunun kalitesinin neden düştüğünü araştırmak için uzmanlar tutuldu, ama hala net bir şey yok…”

… Kaşlarını çatan cüceye baktım. Ve başımın belaya girebileceğine dair kötü bir hisse kapıldım.

 

 

“– Nasıldı? Ziyaret etmeye değer yerler var mı?”

Darkness’a döndüğümde, dükkana neden döndüğümü hatırladım.

Karışık cinsiyetli kaplıcayı duyduktan sonra asıl amacımı unutmuştum.

“Var. .Çok iyi bir yer buldum.” Diye o kaplıcaları önerdim ve Darkness kafasını karışık bir şekilde eğdi.

 

 

 

Bölüm 3

 

Sokak satıcısının birinden aldığım şişlerle amaçsızca Darkness’in etrafında dolandığım için kendisi bana hayretle bakıyordu. Bu şehir tamamen sularla çevrelenmiş, tertemiz bir şehirdi. Sadece bu açıdan bakıldığında yaşamak için en mükemmel seçim olabilirdi.

…Aniden, küçük kızın biri elinde ağır bir şey taşırken önümde belirdi. Refleks olarak sağa kayıp, geçmesi için yol verdiğimde “Oh… Şu satın aldığım elmalar ile ne yapmalıyım?..” dedi.

Kızı geçip yürümeye başladığım anda kadının biri kızın taşıdığı elmalara çarpıp hepsini ortalığa saçtı. Kız elmaları alıp birer birer sepetine doldurmaya başladı. Ben ve Darkness’da hemen toplaması için yardım etmeye başladık.

“Çok teşekkür ederim! Bana yaptığınız yardımın en kadar değerli olduğunu sözlerimle ifade edemem! Lütfen bu yardımınızın karşılığını vermeme izin verin!”

Kız o çok değer verdiği elmaları umursamazca fırlatıp, elini güçlü bir şekilde sıktı.

Yoksa Baş Karakter olma sahnem mi geldi?

Ben bunun bir tür romantik-komedi gelişim sahnesi olduğunu düşünürken kız dedi ki: “Şu ileride Axis Kültü tarafından kurulmuş bir kafe var, gelin beraber bir şeyler içelim.”

“Unut gitsin.”

Darkenss’la beraber dönüp gitmek üzereydim ki kız pelerinimden tuttu. “Lütfen hemen vazgeçmeyin. Öyle görünmeyebilirim ancak ben mükemmel bir falcıyımdır, lütfen izin verin falınıza bakayım.”

“Hayır, gerek yok… Benim fala falan ihtiyacım yok… Bırak gideyim.”

Kızın ellerini pelerinimden kurtardığımda, sıkıca belime sarıldı. “Tam şu an falına baktım! Eğer böyle yaşamaya devam edersen talihsizlikler hiç peşini bırakmayacak. Bundan tek kurtuluş yolun var; Axis Kültü’ne katılmak. Hadi gel seni kültümüze katalım.”

“Talihsizliğimin ana kaynağı sensin zaten. Bırak artık beni! Darkness yardım et!”

Darkness kızı belimden çekip aldı ve kendi boynundan bir tür muska çıkardı.

Bu tanrıça Eris’in simgesiydi sanırım. Şekli dünyadaki Hristiyanların taktığı Haç’a benziyor.

“Üzgünüm ancak biz Tanrıça Eris’in inananlarıyız. Bu yüzden lütfen bizi zorlamayı bırak.”

Hayt püüü!”

Kız yolun kenarına tükürdü. Kadından elma sepetini aceleyle alıp, öfkeyle ayrıldı.

“Püü!”

Dönüp bize baktı ve bir kere daha tükürüp yoluna devam etti.

Hey…

Yanımda öfkeyle kızışmış olan Darkness’e “Hey Darkness… Şey… Gördüğün gibi Eris Kültüyle Axis Kültü pek de iyi anlaşamıyorlar gibi, o yüzden o sembolü bu şehirde çıkarmasan olur mu? Başımıza iş almayalım.” Dedim.

“… Ugh…”

Darkness hafifçe inledi ve titredi.

“… Bundan zevk alıyor olabilir misin?”

“… Hayır.”

 

– Terk edilmiş bir caddede yürürken tehditkâr görünümlü bir adamla, zayıf bir kız bize doğru geldiler.

“Ayy! Lütfen kurtarın beni! Siz ikiniz; lütfen yardım edin bana! Muhtemelen Eris’in inananı olan bu adam beni kaçırmaya çalışıyorrrr!..”

“Hehehe, yoksa siz Axis Kültünden misiniz? Ne zaman yakışıklı ve güçlü Axis Kültü üyesi görsem, hemen kaçarım. Eğer değilseniz; bu kızı alıyorum! Karanlık Tanrıça Eris’in kutsadığı sizler beni durdurmaya çalışırsanız, sizi pişman ederim!”

“Ayyyy, neden bu başıma geldi ki??? Olur da biri bu ‘Axis Kültü Üyeliği Formu’nu doldurursa bu adam korkudan kaçacak!”

…..

Hiçbir şey görmemiş gibi davranıp, Darknessi’de çekerek oradan ayrılmaya çalıştım.

“Ahh! Beni ölüme mi terk ediyorsuunz? Oysaki tek yapmanız gereken şurayı imzalamak. Aqua-Sama tarafından size mükemmel güçler bahşedilecek ve aşırı havalı insanlar olacaksınız. Eris’in inananları sizi gördüğü anda saklanacak delik arayacaklar.”

“Kız haklı! Ayrıca ‘Sanat ve eşya üretimi’ ve ‘Ölümsüz Canavarların Odağını Kendine Çekmek’ gibi inanılmaz yeteneklerde elde edebilirsiniz.”

Darkness ikisinin karşısında göğsündeki tılsımı çıkardı. “Gördüğünüz üzere ben Eris-Sama’nın inanlarından biriyim. Ve siz kimsiniz de önümde Eris-Sama’ya Karanlık der-”

“Püüü!”

Darkness daha cümlesini dahi bitirememişken ikisi de yere tükürüp, ayrıldılar.

…Axis Kültünde düzgün bir insan yok mu?

Darkness orada öylece durup yine titremeye başladı.

…Eris’in inanları hep bu kız gibi mi?

-Bu olaydan sonra.

“Tebrik ederiz! Siz bu caddeden geçen bir milyoncu kişisiniz! Lütfen izin verinde size ödülünüzü sunayım! Bu ödülümüzün sponsoru Axis Kültüdür! Ödülü almak istiyorsanız sadece formaliteden de olsa Axis Kültüne katılmanız gerekiyor. Tek yapmanız gereken şu kağıdı imzalamanız!”

Darkness’i elinden tutup geldiğimiz yoldan geri dönmeye çalıştım.

“Aa? Aaaa? Kankam uzun zaman oldu! Benim, ben! Hatırladın mı beni? Görüşmeyeli nasılsın? Aynı sınıftaydık, hatırladın mı? Axis Kültüne katıldıktan sonra çok değiştim, bu yüzden beni tanımaman normal-”

Bu dünyada hiç okula gitmemiş ve hiçbir kadınla yakınlaşmamıştım, bu yüzden kadını görmezden gelip yürümeye devam ettim.

“…Bu şehrin nesi var? Daha doğrusu Bu Kültün?”

Axis Kültü üyeleri tarafından uğradığımız sürekli tacizden yorgun düştüğümüzden bir kafede dinlenmeye karar verdik. Darkness boynundaki Eris Tılsımı yüzünden o kadar çok sözlü tacize uğramıştı ki; yüzü kızarmış, titriyordu hâlâ.

Ben masada dinlenirken, garson sipariş ettiğimiz yemekleri getirdi. Yiyecekleri ve içecekleri tek tek masamıza koydu. Kendimi toparladım ve yemek yemeye hazırlandım…

“Ah, sayın Eris inananı bu yemek kafemizin özel yemeği.”

Bize siparişlerimizi getiren garson, Darkness’ın ayaklarının yanına bir şey koydu.

…Tabakta servis edilen köpek mamasıydı.

“Afiyet olsun!”

Garson mükemmel bir profesyonel gülümsemeyle zarif bir şekilde ayrıldı. Darkness’ın yanakları kızardı ve titremeye devam etti.

“… Hey Kazuma, bu şehirde sonsuza kadar kalalım.”

“… Hayır.”

Yemeğimizi bitirdikten sonra, kızaran Darkness’ı otele geri sürükledim.

Nasıl desem, bu şehir çok tuhaftı…

Geri dönmek üzereyken, yaklaşık on yaşlarında genç bir kız aceleyle bize doğru koştu. Ve önümüzde yere düştü. Ben ve Darkness onu aceleyle kaldırdık.

Küçük kız dizlerinin acısını görmezden gelerek “Teşekkürler abi, abla.” Dedi.

– Zayıf bir şekilde gülümsedi. Bu gülümsemeyi görmek işkence görmüş ruhumu iyileştirdi.

“İyi misin? Bir dahaki sefere dikkatli ol, ayağa kalkabilir misin?” Konuşurken küçük kıza elimi uzattım. Kız mutlu bir şekilde elimi tuttu.

Gülümsemesi çok saf. Ah, iyileşiyorum.

“Uhmm, iyiyim! Teşekkürler! … Şey, nazik abi, bana adını söyler misin?”

“Kazuma, Satou Kazuma. Bu korkutucu görünümlü ablan ise Darkness.”

Darkness hemen sinirle omzuma vurdu.

Adımı duyduktan sonra, küçük kız bir kalem ve kağıt çıkardı. “Sa-tu-Ka-za-mah? Nasıl yazılıyor? Lütfen benim için yaz abi.”

“Tamam, benim adım…” Adımı yazmak üzereyken, kağıdın üst kısmındaki başlığı gördüm. “Axis Kültü Kayıt Formu”.

 

 

“Siktir git!”

“A-abii–!!”

O kağıdı ikiye yırttım.

 

Bölüm 4

 

Axis Kültü.

 

Ulusal dinin gölgesinde saklanan bu kült, bu şehir dışında her yerde kötü bir üne sahipti. Ancak varlıkları oldukça güçlüydü. Seyahat ederken haydutlarla karşılaşırsanız, Axis Kültü’nden olduğunuzu söylemeniz bile onların kaçmasına yetiyordu. Axis kültü üyeleri işte bu kadar korkutucuydu. Hatta Şeytan Kral ve ordusunun bile onlardan korktukları söyleniyordu.

–Ve şu anda, ben…

“Hey! Sorumlu kişiyi çağırın! Hepinize bir ders vereceğim!” Bir kükremeyle Axis Dininin kilise merkezine daldım.

“Oh, nasıl yardımcı olabilirim? Bize katılmak mı istiyorsun? Vaftiz mi edilmek istiyorsun? Yoksa… Benimle. mi. yapmak. istersin.?”

Kilisenin içinde, yeri süpüren bir kadın dışında kimse yoktu.

“Seninle ne yapmak isterim…?”

“Kendine gel özürlü, sadece şaka yapıyorum. Yeni tanıştığın bir kız neden böyle bir şey söylesin ki? Mal mısın sen?”

Ben sana şimdi yapacağım bir şeyler…

“Nasıl yardımcı olabilirim? Baş rahip Zesta-sama ve diğer kilise üyeleri, dini yayma bahanesiyle oyalanmakla meşguller… Hayır, Aqua-sama’nın kutsal adını yaymakla meşguller. Onları arıyorsan, lütfen başka bir gün gel…”

“Ne dedin? Ne dedin? Lan siz sırf eğlenmek için insanlara sorun mu çıkarıyorsunuz?.. Şimdilik bunu unut, göz bandı takan bir büyücü ve mavi saçlı bir başrahip gördün mü? Onlar benim takım arkadaşlarım.”

 

Kadın tarikat üyesi süpürmeye devam ederken şöyle dedi: “Demek o harika kişinin takım arkadaşısın. İki takım arkadaşın içeride.”

İçeride mi? İkisi böyle bir yerde ne arıyor?

Kadın tarikat üyesi başını eğdi ve şöyle dedi: “Bu arada şuradaki takım arkadaşın… çocuklar sabahtandır kafasına taş atıyor, yazık değil mi ya kızcağıza?”

“Ha? Laaan! Lan küçük piçler, salın lan arkadaşımı! Ağzınıza sıçarım ha!”

Darkness kilisenin merdivenlerinde, başını kollarının arasına almış otururken çocuklarda ona taş atıyordu. Çocukları bağıra çağıra kovarken Darkness “Ka-Kazuma… bence bu şehir mükemmel. Kadınından tut çocuğuna herkes sanki onların düşmanıymışım gibi bana nefret kusuyor… Aaah, bu beni heyecanlandırıyor!” dedi.

“Of… Etrafta boş beleş gezinmesen iyi olur. Zaten başımızı belaya sokmaktan başka bir şey yapmıyorsun. Ayrıca şu Eris muskasını da kaldır.”

“Reddediyorum.”

Emirlerime karşı gelen Eris inananını sürükleyerek kiliseye girdim. Bir rahibe gözleriyle küçük bir odayı işaret etti. Oda kilisenin en ucundaydı.

Ah, demek orası itiraf odası.

“Ekibinizden biri içeride. Şu anda hiçbir rahibimiz olmadığı için kendisi mütevazilik yapıp gelenlerin itiraflarını dinleyeceğini söyledi.”

Bir tanrıçanın kullarının günahlarını yüz yüze dinlemesi? Yüzyıl düşünsem böyle bir şeyin olacağını tahmin edemezdim.

“Kazuma ben Megumin’i bulmaya gidiyorum. Aqua sende.” Dedi Darkness ve kilisenin derinliklerine cesurca yürümeye başladı.  Ta ki yerleri süpüren ve kendisini fark etmeyen rahibenin önene gelene kadar. Rahibe bir araya topladığı tüm çöpü onun üstüne fırlattı.

Darkness çöp ve pislik içinde rahibeye baktı; yüzü kıpkırmızı olmuştu.

“Oh, özür dilerim. Lütfen beni affedin. Eris’in muskasını gördüm ve sizi bir ‘çöp’ sandım.”

“Ha.. hayır… sıkıntı değil…”

Darkness sanki bir şeyle savaşıyormuş gibi titremeye başladı ve kadını geçip, muskasını heyecanla tutarak kilisenin derinliklerine koştu.

Onu kaybolana kadar izledikten sonra hemen itiraf odasına yöneldim. Herhangi bir Axis kültü üyesi ile karşılaşmak bile istemiyordum. Ancak kapıyı açmaya çalıştığımda kilitli olduğunu fark ettim. Birkaç kere tıklatsam da cevap alamadım.

Bu beyinsiz içeride uyuya mı kaldı acaba?

İtirafların edildiği karşı odaya girmekten başka şansım yoktu bu yüzden oraya geçtim. Ve girdiğim anda “Hoş geldin kayıp kulum… anlat, itiraf et; nasıl günahlar işledin? Tanrıça’n seni dinliyor ve sana şefkatle bakıyor…”

Sanırım atmosferden dolayı Aqua role girmişti. Sanırım benden önce gelenlerin dediklerinden ve onlara verdiği tavsiyelerden dolayı bu işe kendini kaptırmıştı. Önümüzdeki kapalı panelden dolayı yüzünü göremiyor olsam da fazlasıyla heyecanlı olduğunu tahmin edebilyordum.

“Başlatma kuluna! Benim, ben! Bu şehrin nesi var böyle? Adam akıllı gezemiyorum bile. Bunlar senin inananın değil mi? Bir şeyler yapsana!”

Dediklerimi duyan Aqua bir sessizleşti…

“Anlıyorum, demek ‘benim, ben’ diyerek itiraf etmek istiyorsun. O zaman daha derinden ve ciddi bir şekilde söyle kulum, söyle ki tanrıçan senin günahlarını affetsin…”

Ve yine sessizleşti…

“Anlıyorum, sanırım itiraf etmek istemiyorsun… o zaman lütfen git, kullarım onları dinlememi bekliyor. Sıradakini çağırın!”

“Lan sen ne saçmalıyorsun? Benimle dalga mı geçiyorsun?”

“Çık dedim! Senin itiraflarını dinledim, defol!”

Bu Orospu sırf birkaç kişi ona yüce muamelesi yaptı diye kibirlenip, bana mı artistik yapıyor? Niye her şeyden bu kadar kolay etkileniyorsun, beyinsiz?

….

 

Koltuğumda otururken suçluluk duyan bir adamın yüz ifadesini yaptım ve hüzünle “Aslında… itiraf etmem gereken bir şey var, rahibe hanım…” dedim.

“Huh? Oh dinliyorum! Dinliyorum kulum! Anlat, ve arın! Ekibindeki Şövalye kadının vücudunu mu arzuluyorsun? Yoksa büyücü arkadaşının saçlarını derince koklamak mı istiyorsun? Belki de bir Hikikomori olmana rağmen ekibinin biriciği, yüce ve güzel tanrıçaya yaptığın zalimlikleri itiraf etmek istiyorsundur?

Heyecandan sesi titreyene Aqua’ya bakarak “Aslında, ekibimizdeki rahibenin partilerde kullanması için özenle sakladığı bardağını yanlışlıkla kırdım. Ama hemen pirinçle onarıp geri yerine koydum.”

“?”

“Ayrıca göz bebeği gibi baktığı bir şarabı vardı. Bende tadını merak ettiğimden bir yudum alayım dedim. Ancak o kadar güzeldi ki dayanamayıp hepsini içtim. Biricik rahibemizin kızacağını düşündüğümden gidip en ucuz şarabı aldım ve o şişeye geri doldurup aynı yere koydum.”

“? K-kazuma, sen ne saçmalıyorsun?”

Onu umursamadan devam ettim.

“Ve bu rahibe başıma o kadar çok bela açıyordu ki bu şehre geldiğim gibi maceracılar loncasına gidip Eris-sama’ya sadık, yeni bir rahibe aradığımı duyurdum…”

“Waaaah! Seni Hain! Dönek! Kutsal gücümle ağzına sıçacağım!”

Aqua paneli parçalayıp üstüme atıldı!

“Hop! Hop! Şakaydı! Cidden şakaydı! Öhöm, her neyse ben ve Darkness senin inananların yüzünden rahat bir nefes bile alamıyoruz. Sen tanrıçaları değil misin? El at şu olaya artık.”

Aqua oturduğu koltuğa geri döndü. Ağlaması bitip sakinleşince “Yardım edemem. İlk defa kullarımla yüz yüze geliyorum… her neyse cidden yeni bir rahibe aramıyorsun değil mi?” diye sordu.

“O konu da yalan söyledim doğru ancak itiraflarım konusunda aynısını söyleyemeyeceğim.”

“Ne dedin?”

Bir anda itiraf odasının kapısına vuruldu.

Ciddi misin? Biri harbiden günahlarını itiraf etmeye mi geldi?

Kapı gıcırdayarak açılırken içeri giren kişinin ayak sesleri odanın duvarlarında yankılandı.

Aqua’yı dürttüm ve gözlerimle kapıyı işaret ettim.

“Ben çıkayım mı yoksa gerek yok mu?”

Gözlerimle yaptığım işaretin anlamı buydu ve Aqua’da ciddi bir ifadeyle parmağını çevirip ileriyi işaret etti. “Şuraya bak.” Der gibiydi. Ve bakmadan bile bu geri zekâlının ne yaptığını anlamıştım; parmakları ile Yok Edici’nin şeklini yapıyordu.

Aaah! Bu beyinsiz ne dediğimi anlamıyor bile!

“Hoş geldin tanrının kulu… gel ve itiraf et! Şüphesiz ki O bağışlayandır…”

Ben yavaşça ayrılmaya hazırlanırken Aqua bana Yok Edici’yi gösterebildiği için tatmin olmuş bir biçimde itiraf için gelen kişiye klasik konuşmasını yapıyordu.

“Ah rahibe hanım, lütfen bu günahkar kulun günahlarını dinleyin. Uzun zamandır Axisliğin sıkı biri takipçisi ve Aqua-sama’nın sevgili olarak ne zaman tanrıça Eris’in heykellerini görsem azmaktan kendimi alamıyorum… Ah o güzel memeleri yok mu… bana o kadar güzel görünüyorlar ki bir günahkarın tanrının yolunu terk edip şeytanın vesveselerine uyması gibi beni yoldan çıkarıyorlar. Aaah yüce tanrım! Lütfen bu günahkar kulunu bağışla! Senin yolundayken başka bir tanrıça tarafından baştan çıkarıldığı için bu kuluna merhamet et!”

Böyle boktan sebepler için buraya koşmayın be. Bu düşünce zihnimde belirirken yan odadaki adamı dövmek için içimde bir istek uyandı. Ancak Aqua sakin ve nazik bir ses tonuyla “Endişelenme, tanrıça günahlarını affedecektir. O ki kalbine büyük göğüsleri sevme arzusu koyan, O ki kalbine küçük göğüsleri sevme arzusu koyan, O’dur ki sana sevme gücü veren. Unutma ki Axis dini hoşgörü dinidir. Burada herkese yer var. İster homoseksüel olsun, ister hayvan kulakları seven, ister lolicon olsun, ister Neet. Tanrıçaya şirk koşmadığınız sürece sizi kabul edecektir.

Aqua’nın Neet derken bana baktığına eminim…

“Aaaah…Oohhhh…”

Adamın sesi duygu dolu bir titreme ile haykırışlara döndü. Sanırım ağlamak üzereydi.

“Ey tanrıçanın samimi kulu, seni iblisin pençelerinden koruyacak kutsal bir büyü bahşediyorum. ‘Eris’in göğüsleri dolgulu’ –ne zaman yine yolunu kaybedersen bu büyüyü tekrarla dur. Senin gibi zorda olan biriyle karşılaşırsan bunu onlara da öğret mutlaka.”

“Eris’in göğüsleri dolgulu… Ben, sanırım gözlerim açıldı! Harika büyünüz için teşekkür ederim, çok sağ olun!”

Günah çıkarmaya gelen kişi Aqua’ya defalarca teşekkür ederek oradan ayrıldı.

“… Hey Aqua, küçücük kıza iftira atıyorsun resmen. Bir tanrıça için gerçekten yakışık kalıyor mu bu yaptığın?”

“Neler zırvalıyorsun sen ya? Bir tanrıça için inananların inancı her şeyden önemlidir. Doğrudan tanrıçanın gücünü etkiler bu çünkü. Eris’in bir sürü müriti var, benim inananlarımın sayısı az ama inançları kaya gibi sağlam. O kıymetli kullarımı korumak için göze alamayacağım şey yok.”

Sen var ya…

Günah çıkarma odasından çıktığımızda, Darkness pestili çıkmış Megumin’i yanımıza getirdi.

“Kazuma… Sonunda gelebildin…”

“Hey, ne oldu sana böyle, rengin solmuş resmen.”

Megumin nazikçe başını salladı.

“Burası iblislerin yuvası gibi, hemen şimdi buradan gidelim. Bir an önce tüymek istiyorum.”

“Ne… Neler oldu?”

Soruma cevap vermedi ancak ceplerine ve kıyafetinin arasına tıkıştırılmış devasa miktardaki tarikat kayıt formlarından her şey gün gibi ortadaydı.

“Dönüyor musunuz yoksa hemen, Yüce Rahibe-sama? İnananlarımıza özel rezerve edilen kaplıcayı ziyaret etmek istemez misiniz? Axis Dini’nin ana gelir kaynağıdır burası, şehirdeki en iyi kaplıca. Kullanmak sağlığınıza çok iyi gelir.”

Kilisede olan tek rahibe, bizimle birlikte dönmekte olan Aqua’yı kalması için ikna etmeye çalıştı.

“Ooo, harika fikirmiş bu. Ne diyorsunuz millet, hep beraber gidelim mi?”

“Ben otele dönüp dinlenmek istiyorum… Hem Chomusuke de neden bilmem bu kiliseden acayip korkuyor. Acaba bu velet kiliselerden nefret mi ediyor?”

“Ben de dönüyorum. Diğer Axis müritleri geri döndüğünde başımıza ne gibi belalar açılacağı hiç belli olmaz. Hadi dönelim, bugünlük bu kadar eziyet bana yeter de artar.”

Megumin ile Darkness düşüncelerini dile getirdikten sonra henüz tek kelime etmemiş olan bana baktılar. Görüşümü merak ediyorlardı.

“Burada karma banyo var mı peki?”

“Kutsal bir kilisede böyle aşağılık bir şey söylediğin için kesinlikle ilahi bir cezaya çarptırılacaksın.”

Rahibenin söylediklerini duyunca geri dönmeye karar verdim.

 

Kısım 5

Otele geri döndüğümüzde, kendine gelen Wiz’in solgun vücudunu dinlendirdiğini gördük.

“Aa, hoş geldiniz! Herkesi endişelendirdiğim için özür dilerim. Ben çoktan yıkandım, personeller de karma banyonun nerede olduğunu söyledi bana. Orası çok daha genişmiş. Üstelik hiç kimseler yoktu ortalıkta, sanki bütün mekanı sadece kendim için kapatmışım gibiydi.”

Karma banyo daha mı genişti?

Hmm, vücudu hâlâ ısı yayıyordu ve az önce yıkandığını söylemişti, bu da demek oluyor ki–

Dur bi’ dakika, şöyle bi’ düşündüm de… Eğer o günah çıkarma numarasını yapmasaydı Aqua, ben şu an…!

“Yani, herkes gezmekten keyif aldı mı…? Kazuma-san, ne oldu?”

“Ahh, on dakika… En azından beş dakika daha erken olsaydı ve… Yok, yok, hiçbir şey söylemedim!… Şey, bugün gezimiz sırasında hiçbir şey olmadı… Yarın otelden ayrılmak istemiyorum; bu şehir bir tuhaf.”

“Axisliler cidden çok korkunçmuş. Neden Kızıl Şeytanlar kadar korkunç olduklarını söylemelerini şimdi daha iyi anlıyorum.”

Megumin ile ikimiz yorgun bir şekilde söylendik. Ama Darkness–

“B-Ben yarın da etrafı gezip dolaşmayı planlıyorum…”

“Sen, sen gerçekten… Of. Ne halin varsa gör, ben gidip yıkanacağım.”

Sokaklarda tek başına dolaşmak isteyen Darkness’a diyecek laf bulamamıştım. Ayağa kalkıp banyoya gitmek için hazırlandım. İç çamaşırlarımı almak için odama dönmem gerekiyordu. Gruptaki tek erkek olduğum için onlardan ayrı bir odada kalıyordum.

“… Ben artık banyoya gidiyorum.”

“Duyduk, acele etmene gerek yok.”

“Ben çoktan yıkandım, o yüzden lütfen acele etme Kazuma-san.”

Megumin ile Wiz karşılık verdi.

Darkness’a bakıp bir kez daha söyledim–

“… Ben gidiy–”

“Hemen git.”

Darkness soğuk bir tonda söyledi bunu.

Onların Odasından ayrıldıktan sonra iç çamaşırlarımı alıp otelin kaplıcasına geldim. Kimse benimle gelmediği için biraz yalnız hissettiriyordu ama bunu baştan beri biliyordum zaten.

Doğru ya, bugünün asıl olayı yeni başlıyordu.

Önümde üç tane giriş vardı. Sağdan sola doğru erkekler, karma ve kadınlar kaplıcaları sıralanmıştı. Hiç tereddüt etmeden orta girişi seçtim. Burası karma banyo olduğundan utanmama gerek yoktu. Öylece içeri daldım direkt….

İçeri girdiğimde içinde kıyafetler olan bir sepet gördüm. Bu da burada biri olduğu anlamına geliyordu.

Sakin ol, sakin olmam lazım. İçerideki kişinin kadın olup olmadığı kesin değildi.

Kendimi sakinleşmeye zorlayıp kıyafetlerimi çıkardım ve kalbim küt küt atarak karma banyoya adım attım. Tam o sırada, karma banyodan birinin konuştuğunu duydum.

“Şu lanet tarikatı sonunda yok edeceğiz. Gizli kaplıcayı yok etme işi artık tamamlandı; diğer kaplıcadaki ilerleme de tıkır tıkır işliyor. Şimdi tek yapmamız gereken beklemek. Uzun ömürlü varlıklar olan bizler için on veya yirmi yıl beklemek büyütülecek bir şey değil.”

Bir şeyler planlayan bir adamın o klasik kötü adam konuşması kulaklara geliyordu–

Filmlerde ve mangalarda sıkça duyulan repliklerdi bunlar.

 

Kısım 6

Az önce ‘Şu lanet tarikatı sonunda yok edeceğiz’ demişti. Ardından şunları söyledi: Uzun ömürlü varlıklar olan bizler için on veya yirmi yıl beklemek büyütülecek bir şey değil.’

Buradan yola çıkarak, insan olmayan bir varlığın Axis dinini yok etmeyi planladığı sonucuna varabilirdim. Açıkça söyleyeyim. Hiçbir belaya bulaşmak istemiyordum. Üstelik başka bir düşüncem de vardı. Axis’in kökü kazınsa daha iyi olmaz mıydı zaten?

Neyse ki kendimi gizlemek için beceri kullanmıyor olmama rağmen varlığımı fark etmemişlerdi. Sanki bunu hiç duymamış gibi davranıp araya kaynamadan hemen tüymeye çalışacaktım. Çıkardığım kıyafetlerimi üzerime geçirdim…

“Hans, böyle şeyleri tek tek rapor etmene gerek yok, bunu sana kaç kez söyledim. Kaplıcalardan yararlanıp kendimi toparlamak için buradayım, o yüzden beni de bu işlere karıştırma.”

Kadın sesini duyar duymaz, yarısına kadar giydiğim kıyafetleri hemen üzerimden çıkardım.

“Hey, öyle deme Wolbach. Karşılarına doğrudan çıkıp yenme şansımızın olmadığı bu tarikatı yok etmek için muazzam bir fırsat bu. Buraya düzenli olarak rapor vermeye geleceğim, o yüzden bu oteldeki kaplıcayı ziyaret etmeye devam etmelisin.”

Belime bir havlu dolayıp paravan kapıya yöneldim ve açtım.

“?”

Kapının aniden açılma sesi içerideki ikiliyi ürküttü.

Banyoda bir erkek ve bir kadın vardı. Adam suda değildi; belinde bir havluyla kadının yanında tek dizinin üstüne çömelmişti. Uzun boylu, yapılı ve kısa kahverengi saçlı biriydi. Beni görünce şaşkın bir ifade takındı. Planlar kuran o adam buydu işte. Ancak bunun benim için bir önemi yoktu.

Diğer tarafa baktığımda, kaplıcanın içinde biraz gerilmiş gibi duran kadını gördüm. Kısa kızıl saçlı, olgun bir ablaydı. Muazzam bir fiziği vardı. Kedi gözlerini andıran sarı göz bebeklerine sahip büyük göğüslü bir güzellikti. Adeta büyülenmiştim. Tam o sırada adam kadına fısıldadı.

“Acaba söylediklerimizi duymuş mudur…?”

“Hiçbir fikrim yok… Üstelik dik dik bana bakıyor…”

Konuşmalarını duyunca kendime geldim. Hayır, hayır. Burası karma banyo olabilirdi ama bir kadının vücudunu dikizlemek yine de terbiyesizlikti. Bu yüzden hiç bozuntuya vermeden banyoya doğru yürüyüp kendimi temizlemeye koyuldum. İkisinin gözü önünde yıkanmaya başladım.

Kendimi o olgun ablayı düşünmekten alıkoyamayarak ara sıra ona kaçamak bakışlar atıyordum. Elbette elden gelen bir şey yoktu. Ne de olsa sağlıklı genç bir erkektim, yani bu gayet normaldi.

“… Şey, sanırım sadece bana bakıyor. Neler oluyor burada…?”

“… Şey… Tartıştığımız şeyleri duymuş gibi görünmüyor sanki. Sadece bedenini süzüyor gibi.”

Belki de yanılıyordum ama adamın söylediklerini duyduktan sonra o olgun abla vücudunu kaplıcanın sularına biraz daha gömer gibi oldu.

Adam cidden gereksiz bir şey geveledi ama…!

Duşumu aldıktan sonra ikisinden uzak bir mesafeyi koruyarak kaplıcaya girdim. Benimle uzaktan yakından bir alakası yoktu. Komplolarını duymuş olmama rağmen bunu gizli saklı yapmama gerek yoktu ki. Üstelik karma bir banyoda başka birinin çıplak vücuduna bakmak gayet normaldi. Yanlış bir şey yapmamıştım. İşte bu yüzden hiç sakınmadan doğrudan kadını dikizliyordum.

“Ah, yapmam gereken bir iş var, o yüzden ben ilk uzayan olayım bari!”

Bunu söyledikten sonra adam aceleyle oradan uzaklaştı. Adamın üzerinin zerre kadar ıslanmamış olduğunu o an fark ettim. Ne tür planlar peşinde oldukları umurumda değildi ama kaplıcaya girmek fena fikir sayılmazdı. Yoksa kaplıcaya girmemesini gerektiren bir sebebi falan mı vardı adamın?

Kahretsin, işler sarpa sardı. Bugün buraya sadece kaplıcanın keyfini çıkarmaya gelmiştim ben.

Kim oldukları ve ne planladıkları umurumda bile değildi.

Hans adındaki o adam gittikten sonra kaplıcanın içindeki hava birden tuhaflaştı. Ne yapmalıydım şimdi ben? Gerilmeye başlıyorum.

İkimiz baş başa kalmıştık ve onu bu şekilde dikizlemek epey tuhaf bir duruma yol açıyordu.

Kaplıcada biraz gerinip derin bir nefes verdim.

“… Şey, bu şehrin yerlisine pek benzemiyorsun sanki. Tatil için mi geldin buraya?”

Olgun abla birden benimle konuşmaya başladı. Görünüşe göre karşı taraf için de hava epey gergindi.

“Tatil de denebilir aslında. Takım arkadaşlarımla birlikte kaplıcanın tadını çıkarmaya geldik.”

Beni dinledikten sonra olgun abla hafifçe iç çekti. “Ne tesadüf… Ben de kaplıca için buradayım. Ama pek genç görünüyorsun… neden buradasın peki? Kaplıca sayesinde şifa bulmak için mi? Yaralandın mı yoksa?”

“Aynen öyle. Böyle göründüğüme bakma, ben bir maceracıyım. Güçlü bir rakiple girdiğim ölüm kalım savaşından sonra boynum ciddi şekilde yaralandı. Erkekler için onur madalyası gibi bir şey de diyebilirsin buna.”

Olgun abla bu söze karşı neşeyle güldü. “Bana gelecek olursak… Diğer yarımla savaşıyorken güçlerimi tamamen geri alamadım. Bu yüzden asıl güçlerimi yeniden kazanabilmek adına tedavi edici kaplıca banyoları için buradayım.”

Şaka yapar gibi inanılmaz bir şey söyledi.

“Bunu ona söylersen grubumdaki büyücünün havalara uçacağından eminim.”

“Hahaha, takım arkadaşın bir Kızıl Şeytan mı yoksa? Acaba o Kızıl Şeytan kız şu sıralar ne yapıyor merak ediyorum. Ona büyü bile öğretmiştim… Diğer yarımı bulursam kaplıcada yıkanmama bile gerek kalmayacak zaten. Yine de bunu yapmak o kadar da kolay olmayacak tabii.”

Olgun abla derinden bir iç çekti. Şakasının biraz fazla gerçekçi olduğunu hissediyordum.

“Şey, artık dönme vaktim geldi sanırım… Hem belki de buradaki kaplıcalara bir daha uğramasan senin için daha iyi olur.”

Kafayı karıştıracak bir şeyler söyledikten sonra olgun abla sudan çıkmaya yeltendi…

“… Ah, şe-şey. Dışarı çıkarken savunmasız vücuduma bakmasan olur mu acaba…”

“Beni kafaya takma sen.”

Ayağa kalkmaya hazırlanan abla ne dediğimi duyunca çaresiz bir ifade takındı. Elden bir şey gelmezdi o halde.

Arkamı döndüm. Abla, yumuşak bir sesle “Teşekkür ederim” dedi.

“Off… Şöyle harika bir kaplıca şehri ve böylesine bir israf. Dinlenmek için yeni bir yer aramam gerekecek…”

Kaplıcadan ayrıldıktan sonra kafamı karıştıran bir şey söyledi.

Ablayla o adam arasındaki konuşmayı düşünerek barda tek başıma kalakalmıştım.

‘Şu lanet Dini sonunda yok edeceğiz.’

Abla bana buradaki kaplıcalara bir daha uğramamamın daha iyi olacağını bile söylemişti. Bunu bana neden söylediğini bilmiyordum ama sanırım ablanın niyeti iyiydi. Yani Axis dinin servet kaynağı olan bu kaplıcalar birileri tarafından sabote ediliyordu. Bu komployu bilen biri olarak bunu görmezden gelmek doğru olmazdı. Ama işe karışma niyetimde yoktu…

Daha doğrusu… Artık belaya bulaşmayı gerçekten, ama gerçekten istemiyordum. Doğru ya, ben buraya sadece eğlenmeye gelmiştim, o yüzden bu sefer hiçbir şey duymamış gibi davranacaktım.

Ben bu gerçeklerden kaçmaya çalışırken…

“Vay be! Burada ki kaplıca devasa, lüks bir otele yakışır doğrusu! Yüzmek için bile yeterince büyük burası!”

“Hey, Megumin, yüzmek görgüsüzlüktür… Hey, ne yapıyorsun sen? Havlu da… Ahhh!”

“Burası karma banyo değil, o yüzden neden bu kadar utangaç davranıyorsun? Maceracılar sürekli pis işlerle uğraşmak zorunda kalıyor, neden bu kadar utangaç davranıyorsun!”

“Hayır, o tabir çok tuhaf kaçtı! Megumin, çok cüretkârsın! Ahhh, havlum bırak…!”

Kadınlar banyosundan tanıdık sesler geliyordu.

Megumin anlaşılan Darkness’ın havlusunu çekiyordu.

Güzel, güzel, devam et–bunu söylemek isterdim ama hiçbir şey göremediğim için hayal etmek zorunda kaldım.

Farkında olmadan kadınlar banyosuna yakın olan tarafa yüzdüm.

Kadınlar ve karma banyo yalnızca bir duvarla ayrılıyordu ve üstü açıktı.

Kovaları üst üste koyarak diğer tarafa göz atmak işten bile değildi.

Yine de böyle şeyler yapmazdım. Ben bir beyefendiyim.

Bir ‘Hya!’ çığlığı koparıp kafama uçan bir kova yemek… işleri bu denli dostane bitirmek ancak bir mangada mümkün olurdu.

Ancak burası gerçek hayattı. Onları dikizlersem şövalyeleri aramaktan çekinmezlerdi.

Diğer taraftan banyoya giren insanların sesleri duyulabiliyordu.

“Püh… Arada bir kaplıcada suya girmek harika. Tek istediğim o tembel Kazuma’yı sürükleyip dışarı çıkarmak ve Aqua’nın çekeceği ölümsüzlerle dövüştürerek seviye kasmasını sağlamaktı. Burayı seçmek doğru hamle gibi görünüyor.”

Dur bir dakika, ne dedin sen…?!

“Demek buraya gelip kaplıcalarda dinlenmesini bu yüzden söyledin. Doğru söze ne denir… Axel’da kalmaya devam etseydik görevlere katılım konusunda asla ikna olmazdı. Nasıl bir adam bu yahu? Muhafazakâr ve ürkek ama başkalarının statüsünü takmıyor ve soylulara karşı dik bir duruşu var… Kurbağaların önünden koşturup duruyor ama Şeytan Kral ordusunun patronuyla dövüşecek cesareti var. Tuhaf denmez de, kafası karışık bir herif doğrusu.”

“Şşşt! Darkness, daha fazla ses etme. Karma banyo diğer tarafta. Erkek banyosu ile karma banyo arasında bir seçim yapacak olsa Kazuma sence hangisini seçerdi?”

“Kesinlikle karma banyo. O korkak herif kritik anlarda hep geri vites yapar. Ancak yasal bir seçeneği olduğunda açıkça karma banyoyu seçer.”

Gidip ağızlarını yüzlerini dağıtasım geldi. Ama söyledikleri doğruydu ve ben gerçekten de karma banyonun içindeydim.

Megumin ile Darkness ikilemime uyandılar mı bilinmez, aniden bağırmaya başladılar.

“Kazuma! Oradasın, değil mi? Kesin kulağını duvara dayamış, Darkness’ın vücudunun önce neresini yıkadığını hayal edip heyecandan soluk soluğa kalmışsındır, ha?”

“Me-Megumin! Beni niye bu işe alet ediyorsun ki şimdi…?! Hey Kazuma, duydun mu bunları? Orada olduğunu biliyorum!”

İkisi benimle konuşmaya başladılar ama burada olduğumu onlara söylemek gibi bir zorunluluğum yoktu.

Nasıl davranacağımı çözdüler diye sinir olacak değilim.

Sinir olmayacağım…

Sessizliğimi korudum. Bir süre sonra kendi aralarında fısıldaşarak tartıştıklarını duydum.

“Çok tuhaf, yok mu acaba? Ama bu imkansız…”

“Şey… Ama kimse cevap vermiyor ki…”

Sonunda susmaya devam ettim…

“Görünüşe göre Kazuma gerçekten orada değil. Kazuma’dan şüphelendiğim için suçluluk hissettim şimdi. Birazdan ona çaktırmadan meyve suyu ısmarlarım.”

“Doğru, bende ayıp ettim doğrusu. Hakkındaki ön yargılarımız gözümüzü kör etmiş.”

İkisi de yaptıklarından pişmanlık duyuyor gibiydi.

“Her neyse, kendisi oldukça güvenilirdir aslında. Sırf şüphelendiğim için tövbe etmeliyim…”

“Öyle. Ne bileyim, öyle görünse de yoldaşları gerçekten tehlikedeyken el uzatan bir adamdır o. Bazen patavatsız olmasa kişiliği fena sayılmaz.”

Sırf bunları dinlemek bile beni utandırmaya yetmişti. Banyodan çıktıktan sonra onlara çaktırmadan bir şeyler ısmarlayacaktım.

Tam banyodan ayrılmaya hazırlanırken–

“Bu arada Megumin, bir süredir kafama takılan bir şey var… kalçaların…”

“Hey, kes sesini!”

“Hey…! Bekle…!”

Su şıpırtıları eşliğinde, yan odadaki kaplıcanın suyu bu tarafa sıçradı.

“Gerçekten de! Bu iki sapığın derdi ne böyle? Gözleriniz kalçalarıma takılacağına, o kocaman şeylerinizi buradan uzak tutmayı denesenize biraz!”

“Ahhh! Bekle! Me-Megumin, dur…! Hayır, orası değil, ahhh…!”

Suçluluk duyduğum için oradan ayrılmak üzereydim ama geri dönüp eski yerimi aldım. Ve ne olur ne olmaz diye Gizlenme yeteneğimi aktifleştirip kulağımı duvara dayadım…!

“Şimdi!”

“Pü!”

 

Duvara yasladığım şakağıma bir şey çarptı ve doğrudan kaplıcanın içine düştüm. Darkness o güçlü yumruğuyla duvarı darmadağın etmişti.

“Ben size ne dedim? Bu adam kesinlikle burada!”

“Tahmin ettiğim gibi! Her zaman bana o sapık gözlerle bakıyor zaten! Şehvet dolu bir adam da karma banyoyu kaçırır mı hiç!”

ikisinin zafer çığlıklarını dinlerken sızlayan başımı ovaladım.

Artık onlara acımayacağım!

“Su Yarat!”

“Hyaaa!!”

Duvarın üst kenarına doğru su büyüsü fırlattım.

İkisi de suyla ıslanınca çığlığı bastı. Karşılık olarak diğer taraftan ne var ne yok üzerime fırlatmaya başladılar.

Sabun, şampuan, kovalar ve Chomusuke.

“Hey! Kediyi atmayın ulan buraya! Neredeyse suya düşüyordu!”

“O ufaklık banyolardan nefret ediyor, onu yıkadıktan sonra her yerim tırmık içinde kalıyor. Dikizlemenin cezası olarak sen yıka şunu bari!”

Megumin hiç acımadan konuştu.

Kollarımın arasındaki kedi sudan korkmuş olacak ki ellerime sıkıca tutunmuştu. Canım yandı be! Böyle tuhaf bir sahibin olması senin için de zor olmalı…

Madem varlığım ortaya çıkmıştı, artık saklanmanın bir anlamı kalmamıştı.

“Hey, kaplıcaya gelmek o kadar da sık rastlanan bir şey değil. Neden bir aile gibi hep birlikte giremiyoruz ki? Daha önce ikinizle de aynı banyoya girdim, artık utanacak haliniz kalmamıştır herhalde, değil mi?”

“Bu herif her zaman bize yük muamelesi yapıyor, ama böyle zamanlarda işine gelince aile falan diye saçmalıyor!”

“Artık tam bir şerefsiz mi yoksa sapık bir zampara mı olduğuna karar veremiyorum!”

Gürültülü banyodan ayrılıp kendi başıma geri döndüm.

“Bu… Bu çok acımasızca! Ben…! Hiçbir şey yapmadım ki…! Sadece banyoyu ziyaret ettim alt tarafı!”

“Aqua-sama, çok yazık olmuş… Şey, lütfen artık ağlamayın! Gözyaşlarınız tenime değdiğinde cildim karıncalanmaya başlıyor. Canım acıyor…”

Ondan sonra, Wiz’in kollarında hüngür hüngür ağlayan Aqua’yla karşılaştım.

“Ne var yine? Bugün zaten berbat bir gün, dertler ardı arkası kesilmeden gelip duruyor!”

“Berbat gün de ne demek oluyor şimdi? Ne dertmiş aklını peynir ekmekle yediğim? Her şeyi neden bana yıkıyorsun ki?”

Aqua aniden başını kaldırıp bana çıkıştı.

“Şey… Aqua-sama Axis kilisesinin gizli kaplıcasına gitmiş ve oradaki kaplıca normal ılık suya dönüşmüş. Ondan sonra da…”

“Beni kovdular! Oysa ben bir tanrıçayım! Bana tapan bir kiliseden neden kovulmak zorundayım ki ben? Bu kadarı da çok fazla ama!”

Demişken, bu kız nereye dokunsa arıtıyordu zaten.

“Ve…! Asıl beni sinirlendiren şey, kaplıca müdürüne ‘Kaplıcayı ılık suya çevirdiğim için üzgünüm ama tanrıça Aqua’nın kendisi olduğum için elimden bir şey gelmez!’ dediğimde…’ müdür… O lanet Müdür bana anıra anıra güldü. Ben tanrıçayım ya! Tanrıça!”

Wiz onu sakinleştirmek için başını okşarken Aqua yeniden zırlamaya başladı.

Doğrudan Aqua’ya baktım.

“… Puhahaha.”

“Vaaahhh!!”

“Kazuma-san!

 

 

 

 

 

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Gifting this Wonderful World with Blessings!, Konosuba, Konosuba : God's Blessing on This Wonderful World!, Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku wo!, ขอให้โชคดีมีชัยในโลกแฟนตาซี, この素晴らしい世界に祝福を!, 为美好的世界献上祝福!
Puan 9.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japonca
İçine kapanık bir oyunsever olan Satou Kazuma’nın hayatı bir trafik kazası sonucu sona erecektir…Öyle olmalıydı, ancak gözünü açtığında karşısında kendisini bir tanrıça olarak tanıtan bir kız gördü. “Hey, bende senin yararına bir şey var. Başka bir Dünya’ya gitmek ister miydin?Ancak yanında tek bir şey götürebilirsin.” “O halde seni götürmek istiyorum.” İşte bu noktada reankarne olmuş Kazuma’nın Şeytan Kral ile olan mücadelesi başlıyor. Ancak birçoğunuzun düşündüğünün aksine bu yolculuk sürekli bir yiyecek, içecek ve barınak arayışı olacaktır. Kazuma’nın sakin bir hayat sürmek istemesine karşın Tanrıça’nın sürekli çıkardığı problemler kısa süre sonra Şeytan Kral’ın ordusunun dikkatini çekecektir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla