Gerçekten de…
Siyahlı adamın dediği gibi, şu an en önemli şey kardeşlerinin hayatını kurtarmaktı.
Dostlarının hizmetkârına dönüşmesini istemiyordu.
Ama hayatta kalmaları, onun dünyasına girip dışarı atılmadan yaşayabilmeleri için tek yol buydu!
Tamam. Önce canımızı kurtaralım, gerisini sonra düşünürüz. Önce etrafımdaki mührü kaldırın.
Üç dost mührü hemen kaldırdı. Yi Feng elini kaldırıp formasyon kalkanını güçlendirmesi için siyahlı adama yardım etti.
Siyahlı adamın üzerindeki baskı anında biraz hafifledi.
Kurbağa endişeli görünüyordu.
Siyahlı adama bakıp kaygıyla konuştu: Salyangoz’la ben zaten iblis canavarıyız. Abiyle efendi-hizmetkâr sözleşmesi yapabiliriz.
Ama İkinci abi basbayağı insan. İnsanlar kendi aralarında böyle bir sözleşme yapamaz.
Bir insan, bir başkasını efendisi olarak kabul etse de bu sözde kalır. Ruh sözleşmesi sayılmaz. İkinci abi ne yapacak?!
Yi Feng ile Salyangoz kaşlarını iyice çattı.
Yi Feng, siyahlı adama kederle baktı. Evet, peki onu ne yapacağız?
Siyahlı adamsa hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Sanki konuşulan kendi hayatı değil de başka birininkiydi.
Hafifçe gülümsedi. Kurbağa’yla Salyangoz sözleşme yapabiliyorsa ben de yapabilirim. Bir yolunu biliyorum. Merak etmeyin!
Üç dostuna göre siyahlı adam sadece umutsuzluğa teslim olmuştu.
İnsanların kendi aralarında sözleşme yapabileceğine inanmıyorlardı. Bu kesinlikle imkânsızdı.
Bu dünyanın kuralları insanlar arasında efendi-hizmetkâr sözleşmesine izin vermiyordu.
Bunu yapabilecek bir formasyon ya da gizli sanat da hiç duymamışlardı.
Siyahlı adam herkesin kaygısını gördü. Yüzündeki hafif gülümseme silinip yerini derin bir ciddiyete bıraktı.
Alçak ve ciddi bir sesle konuştu: Bana güvenin. Bunca zamandır kardeşiz. Size hiç yalan söyledim mi? Çaresiz kalınca her yolu denemek gerekiyor. Herkes kurtulsun, sebebini size uzun uzun anlatacağım.
Salyangoz, Kurbağa, çabuk abiyle sözleşme yapın. Daha fazla uzatmayın. Pek dayanacak hâlimiz kalmadı!
Üç dost da siyahlı adama baktı.
İkinci kardeşleri bazen güven vermeyen işler yapardı ama onlara gerçekten hiç yalan söylememişti.
Yine de şu an durum farklıydı. Sırf hayatta kalsınlar diye onlara masum bir yalan söylüyor olabilirdi.
Kurbağa ile Salyangoz, onun savunma formasyonunu güç bela ayakta tuttuğunu görüyordu. Söylediği gibi bir yolu olmasını ummaktan başka ellerinden bir şey gelmiyordu.
Kendilerinin böyle bir yol görmemiş olması, o yolun bulunmadığı anlamına gelmezdi. Şimdi Yi Feng’le bir an önce sözleşme yapmaları gerekiyordu.
İkinci abi, bu kez sana güveniyorum. Bana yalan söylüyorsan mezarına işerim, haberin olsun!
Aynen! Ben de içer içer mezarının dibine kusarım…
Siyahlı adam onları sıkıştırdı: Kesin boş lafı! Kadınlar gibi nazlanıp duruyorsunuz. Çabuk olun!
Kurbağa ile Salyangoz da lafı daha fazla uzatmadı.
Her biri bedeninden bir damla öz kan çıkardı. Damlalar Yi Feng’e doğru süzüldü.
İki damla Yi Feng’e yaklaşınca…
Havada, birer fit eninde ve boyunda iki parşömene dönüştüler.
Parşömenlerin çevresinde hafif altın ışıklar parıldıyordu.
Bu ışık, parşömenlerin aurasıyla birleşince onlara son derece kutsal bir görünüm veriyordu.
Kurbağa konuştu: Abi, öz kanını bunlara aktarırsan aramızdaki efendi-hizmetkâr sözleşmesi tamamlanır!
Yi Feng başını salladı. Bedeninden iki damla öz kan çıkarıp parşömenlere gönderdi.
Cızzz, cızzz.
Yi Feng’in öz kanı parşömenlere işlenirken cızırtılar duyuldu. Parşömenler hafifçe titredi.
Kurbağa ile Salyangoz aynı anda başlarını tuttu.
Bir anda başları yarılıyormuş gibi korkunç bir acı hissettiler.
Sanki zihinlerine karşı konulamaz bir kısıtlama yerleştirilmişti. İçleri Yi Feng’e karşı sonsuz bir hürmet ve korkuyla doldu.
Bir sonraki anda…
İki parşömen altın ışığa dönüştü. Yi Feng’in kaşlarının arasından geçip zihnine girdi.
Yi Feng, görünmeyen iki gücün zihnine girdiğini belli belirsiz hissetti.
Bu güçler, biri yeşil, biri kahverengi iki ışığa dönüştü.
Yi Feng bu iki ışıkta Kurbağa ile Salyangoz’un güçlerine dair bilgileri görebiliyordu.
Mevcut yetişim seviyelerini, ustalaştıkları yetişim yöntemlerini, gizli tekniklerini ve daha pek çok şeyi…
Üstelik tek bir düşünceyle bu iki ışığı söndürüp Kurbağa ile Salyangoz’un yaşayıp ölmeyeceğine karar verebilirdi.
Efendi-hizmetkâr sözleşmesi bununla da kalmıyor, ruhları gerçekten baskı altına alıyordu.
Sözleşmeyi yapar yapmaz Salyangoz ile Kurbağa’nın hitabı değişmişti. Yi Feng’e artık “Efendim” diyorlardı.
Ruhlarına işleyen bu zorlama ve kısıtlama yüzünden kendilerini kontrol edemiyorlardı.
Aralarındaki kardeşlik değişmemişti. Ama bu hitap Yi Feng’in yüreğini acıtıyordu.
Yine de ruh sözleşmesinin ne kadar baskıcı olduğunu anlıyordu.
Böyle bir sözleşme yapan iblis canavarı, canını efendisinin eline bırakmış oluyordu.
Çaresizlikten başvurdukları bir yöntem olsa da Yi Feng’in gözleri hâlâ kıpkırmızıydı. Kendini berbat hissediyordu.
İkiniz de dikilip durmayın! Çabuk abinin bilinç denizindeki alana girin!
Kurbağa ile Salyangoz hâlâ huzursuzdu.
Siyahlı adama defalarca sordular. Yi Feng’le gerçekten sözleşme yapabilecek miydi?
Siyahlı adam bıkmadan usanmadan açıkladı.
Sonunda dayanamadı.
Uzatmayı kesin de girin artık şuraya be!
Salyangoz ile Kurbağa birbirine bakıp aynı anda iç çekti.
Sonra kendilerini hazırlayıp Yi Feng’in bilinç denizindeki alana girmeyi denemeye karar verdiler.
İşe yarayıp yaramayacağı bu denemeyle belli olacaktı.
Yi Feng başını salladı.
Gerçekten de…
Her şey bu ana bağlıydı!
Ardından…
Yi Feng, vaktiyle kuyu ile yaşlı sofora ağacını aldığı gibi, Kurbağa ile Salyangoz’u bilinç denizindeki alana çekti.
Siyahlı adam Yi Feng’e kaygıyla baktı.
Ama bir sonraki anda…
Yi Feng’in yüzünü büyük bir sevinç kapladı.
Bunu gören siyahlı adam derin bir nefes verdi.
Yi Feng sevinçten kendini kaybetmişti. Oldu! Bilinç denizimdeki dünya onları dışarı atmıyor!
Üstelik ben istediğim sürece bilinç denizimdeki alana serbestçe girip çıkabiliyorlar!
Siyahlı adam, Yi Feng’in sevincinden yöntemin işe yaradığını zaten anlamıştı.
Ama bunu bir de onun ağzından duyunca kocaman gülümsemekten kendini alamadı.
Bu büyük sürpriz dört dosta da can verdi. Onca çabaları boşa gitmemişti.
Kurbağa’nın sesi dışarı ulaştı.
Heyecanla konuştu: Efendim, buranın ruhani enerjisi inanılmaz bol! Resmen yetişim için yaratılmış bir cennet!
Salyangoz da heyecanlandı. Evet! Sizden de bu beklenirdi, Efendim!
Yi Feng talimat verdi: Çabuk meditasyona oturup toparlanın. Dışarı çıkınca Çoraklık Sarayı’yla hesabımızı göreceğiz!
Kurbağa ile Salyangoz bir ağızdan cevap verdi: Emredersiniz, Efendim! İkinci abiyi de çabuk içeri alın. Biz meditasyona başlıyoruz.
İkisi de hemen Yi Feng’in dünyasında bağdaş kurup güçlerini toplamaya başladı.
Çevrelerinde yoğun ruhani enerji dönüyordu.
Hem zihnen hem bedenen uzun süre yıpranmışlardı. Bu yüzden burada tarifsiz bir rahatlık hissediyorlardı.
Yi Feng, siyahlı adama ışıldayan gözlerle baktı. Çabuk, söyle yöntemini!
Siyahlı adam cevap vermedi. Sessizce saklama yüzüğündeki son testi içkiyi çıkardı. Kendi kendine bağdaş kurup oturdu.
Pop!
Testinin kapağını açıp içkiyi ağzına boca etti.
Güzel içki dudaklarının kenarından taşıp çenesinden aşağı süzüldü. Giysilerini ıslattı.
Yi Feng’in göğsü bir anda sıkıştı.
Siyahlı adamda bir terslik olduğu belliydi. İçini derin bir endişe kapladı.
Telaşla sordu: Neler oluyor? Çabuk anlatsana!
Siyahlı adam içkisini içerken ağır ağır konuşmaya başladı.
Abi, sana geçmişimden hiç söz etmedim, değil mi?
