On iki gölge yoktan yoğunlaşıp biçim aldı.
Çok geçmeden daha uzun ve daha belirgin bir gölge sessizce ortaya çıktı.
Aurası inanılmaz derecede korkunçtu. Yalnızca ortaya çıkışının yarattığı enerji dalgalanmaları bile diğer on iki gölgeyi titretiyordu.
Uzun gölgenin gözlerinden hafif, kan kızılı bir ışık yayılıyordu. Sanki evrenin boşluğunu delip sonsuzluğu görebilirdi.
On iki gölge birbiri ardına ürperdi, korku ve saygıyla önünde eğildi.
Yüce Kızıl Ay Efendimizi Kanlı Ay’ı başarıyla etkinleştirdiği için tebrik ederiz! Kanlı Ay, bu dünyanın öz gücünü emmeye başladı bile!
Ölen Yüce Ebedî Felaket’in geride bıraktığı bu dünya, sonunda Yüce Efendimizin eline geçecek!
Yüce Yi Feng başarıyla uyansa bile iki dünyaya sahip Yüce Efendimizin karşısında duramaz. Yüce Efendimiz yıldızlı göğün altında yenilmez olacak!
Tebrik ederiz, Yüce Efendim! Zafere çok az kaldı!
Yüce Kızıl Ay soğuk, uğursuz bir kahkaha attı. Sesi hafifti ama on iki gölgenin zihnine ulaştığında ani bir gök gürültüsü gibi patladı. Hepsinin yüreğine korku saldı!
Tam o sırada gölgelerden biri diz çöküp konuştu. Yüce Efendim, ama Lu Benwei sizin dünyanıza girdi. Yanında birkaç iblis canavarı da getirmiş. Dünyanızda önüne geleni katlediyor. Lütfen harekete geçip onu yok edin!
Yüce Kızıl Ay’ın gözlerindeki kan kızılı ışık daha da koyulaştı.
Kızıl bakışları neredeyse elle tutulur hâle gelmişti. Tarifsiz bir öldürme niyeti saçıyordu.
Belli ki içinde bir duygu kıpırdanmıştı.
Yüzü açıkça seçilmese de diğer gölgeler hafifçe seğirdiğini, biraz öfkelendiğini hissedebiliyordu.
Bu öfke kırıntısı, kıpkızıl Kanlı Ay’ı biraz daha tekinsiz kılmış gibiydi.
Şu iskelet nasıl bir ucubeydi böyle!
O dünyayı kendisi yaratmıştı.
Dünyanın bütün yasalarını o belirliyordu.
Hatta tek bir düşünceyle oradaki herhangi birini ya da herkesi yok edebilirdi.
Ama Lu Benwei denen ucube bir şekilde dünyasına girmişti.
Girmekle de kalmamıştı. Onu daha da öfkelendiren, dünyanın yasalarının bu ucubeye hiçbir şekilde işlememesiydi!
Bunu düşündükçe Yüce Kızıl Ay daha da kızdı. Çevresine yaydığı ezici aura güçlendi.
On iki karanlık gölgenin yüreği hopladı. Hepsi büyük bir paniğe kapılmıştı.
Yüce Kızıl Ay tek bir düşünceyle o dünyada olanları gördü.
Lu Benwei’nin bir köpek, bir çıyan ve bir ayının başında oradaki tanrıları katlettiğini gördü.
Bu ucube yüzlerce Alt Tanrı’yı, onlarca Orta Tanrı’yı yok etmişti.
Hatta aralarında üç Üst Tanrı bile vardı!
Onun gibi bir Yüce’nin bile bunu görünce içi sızlıyordu.
O dünyadaki herkesin gücü, kendi gücüne dönüşüp onun kullanımına girebilirdi. Başka bir deyişle dünyasındaki varlıklar ne kadar güçlüyse kendisi de o kadar güçlü olurdu.
Özellikle tanrı olmuş bu kişiler, gücünü muazzam ölçüde artırıyordu.
Bu dünyada tanrı olmak inanılmaz derecede zordu. Bir gecede başarılabilecek bir şey değildi.
Oysa sayısız yıl yetişim yapıp tanrılığa ulaşan bu adamlar, ucubenin elinde bir anda katlediliyordu.
Bu tanrılardan biri yok olduğunda sayıları bir azalıyor, onun gücü de aynı ölçüde eksiliyordu.
Ama önceliklerini ayırt edebiliyor, şu anda neyin daha önemli olduğunu biliyordu.
Boğuk sesi ilahi bir emir gibi on iki gölgenin zihnine sızdı. Hepsinin tüylerini diken diken etti.
Kanlı Ay’ı etkinleştirdim. Şimdi bu karıncayla uğraşacak vaktim yok. Siz on iki Baş Tanrı gidip onu durduramıyor musunuz?
Sözler biter bitmez hava buz kesti.
On iki gölge korkudan neredeyse nefes alamaz olmuştu.
Hı?!
Yüce Kızıl Ay korkunç, ezici bir aura yaydı.
Gölgelerden biri titreyerek konuştu. Yüce Efendim, biz zaten gittik.
Diğer gölgeler de ona katıldı.
Yüce Kızıl Ay kaşlarını çattı.
Az önce konuşan gölge mahcupça devam etti. Ama yenemedik…
Yüce Kızıl Ay öfkeden yanıyordu. Gözlerindeki soğuk ışık, önündeki on iki gölgeyi yakıp öldürmek üzere dışarı fırlayacak gibiydi.
Öfkeyle azarladı. İşe yaramaz çöp yığını!
Hepsini azarladıktan sonra kendini sakinleştirdi.
Kendinden emin, soğuk bir sesle konuştu. Kanlı Ay’ın hazırlığını bitirip Yüce Ebedî Felaket’in bu dünyasıyla birleştiğimde Yi Feng de Lu Benwei de ancak sağa sola sıçrayan soytarılar olacak. Ömürlerinin son demlerinde biraz daha tepinip dursunlar.
…
