High School DxD Cilt 22 – Bölüm 3 / Yaşam. 1 Geride Kalanlarımız!

Yaşam. 1 Geride Kalanlarımız!

High School DxD Cilt 22 – Bölüm 3 / Yaşam. 1 Geride Kalanlarımız!

Şubat ayının sonundan mart ayının başlarına kadar. Lise öğrencilerini bu dönemde bekleyen tek bir şey vardır———dönem sonu sınavları.

Tüm sınavlarımı tamamladıktan sonra sıramın üzerine ölü gibi serilmiş yatıyorum.

Aah, dönem sonu sınavı nihayet bitti ya…..

Beynimi sınırlarının ötesinde zorladıktan sonra düşünecek dermanım bile kalmadı…… Bu yılın başından beri, hatta geçen yıldan beri sürekli Rizevim önderliğindeki Qlippoth’a karşı savaşıp duruyorduk. Bu yüzden belirli zamanlarda girmek zorunda olduğun bu tarz sınavlar, enerjimi gereğinden fazla emip bitiriyor resmen.

O canavarlar, huzurlu zamanlarda ders çalışmamıza en ufak bir fırsat bile vermedi ki.

Derken Kilise üçlüsü sırama doğru yaklaştı. Asia lafa girdi:

Başımıza gelen onca şey yüzünden derslerimizden gerçekten çok geri kaldık.

Bir yandan görevlerimizi yerine getirirken bir yandan da okul hayatını sürdürmek zorundaydık. Gerçekten kendini çok fazla hırpaladın.

Irina bunları söylerken bir yandan da omuzlarıma masaj yapıyordu.

Ama ben çok eğleniyorum! İki tarafı idare etmek de ayrı bir zevkli!

Ona böyle enerjik bir şekilde yanıt veren kişi Xenovia’ydı.

Irina, keyfi son derece yerinde olan Xenovia’ya bakıp derin bir iç çekti.

Ben de eğleniyorum eğlenmesine ama sende de amma enerji varmış be kızım.

Fufufu, ben Öğrenci Konseyi Başkanıyım bir kere. İçimde birazcık bile enerji olmasaydı hiçbir şey başaramazdım.

Xenovia kendine has o kendinden emin tavrıyla karşılık verdi. Öğrenci Konseyi Başkanı olduğundan beri iyice coştu, enerjisi tavan yaptı hatunun.

———Derken, o bildiğimiz iki tipitip görüş alanıma girdi.

Ooo, Ise! Sınav nasıl geçti bakayım?

Sakın soruları cevaplarken yine sapıkça şeyler yazdım deme?

Sapık ikilinin ta kendisiydi; biri gözlüklü, diğeri keltoş.

Ooo, Matsuda, Motohama. Sizin nasıl geçti bakalım?

Sorduğumda yüzlerine manidar bir sırıtış kondurdular.

Fufufu, bu sefer harbi iyi bir puan çekebileceğimizi biliyor muydun?

Ee, elimizden gelenin en iyisini yaptık niyetinde.

Normalde sınavdan sonra acı içinde kıvranıp ağlaşırlardı. Ama bu sefer nedense özgüvenleri tavan yapmıştı.

Derken, az önceki o özgüvenli gülümseme yerini bir anda gözyaşı seline bıraktı! Motohama ile Matsuda bağıra çağıra konuşmaya başladılar!

Bizimle birlikte çalışman için seni ne zaman çağırsak bizi gümlettiğin için, ders çalışmak üzere kala kala bu Matsuda ile baş başa kaldım ulan! …… Onun sayesinde de eşek gibi ders öğrenmek zorunda kaldık, kahretsin ya!

Ulan Ise, sizin mekeâna gelip Asia-chan ve diğer kızlarla hep birlikte ders çalışmayı o kadar çok istemiştim ki, aaagh!

V-Vay be, meğer olay buymuş. Birlikte ders çalışmışlar demek.

Aramalarıma baktığımda telefonda cevapsız çağrılarını gördüğümü hatırlıyorum sanki. Ama ben de amansız savaşların ortasındaydım, o kadar şok edici şey yaşandı ki bu ikisiyle ilgilenecek derman mı kalmıştı bende.

Kanlı gözyaşları dökerek sitem etmeye devam ettiler:

Akademimizin İki Büyük Ablası olan Rias-senpai ile Himejima-senpai’nin yanı sıra sınıfımızın Üç Güzeli Asia-chan, Xenovia-chan ve Irina-chan’ın hepsi senin evinde yaşıyor ulan! Üstelik birinci sınıfların en popüler kızları olan Toujou Koneko-chan ile Ravel Phoenix-chan da senin evinde kalıyor!

Kuzey Avrupa’dan gelen o güzelim öğretmen Rossweisse-chan bile senin evinde pansiyoner olarak kalıyor be! Ortak ders çalışma seansı düzenlemek için senin evin açık ara en iyi, en muazzam mekândı ulan, kahretsin!

Bu heriflerin aklı fikri pislikte yahu! Sizi gidi sapık herifler sizi! Rias ve Asia ile birlikte ders çalışmanıza izin verir miyim lan ben hiç! Benim evimde kalan kızlara o fesat gözlerle bakabilecek tek kişi benim, sadece ben! Bu sadece bana bahşedilmiş özel bir ayrıcalık!

Ama görünüşe göre arzuları gerçekleşmediği için dersleri tıkır tıkır işlemiş……!

Derin bir nefes alıp onlara şöyle dedim:

…… Yani, benim de başımdan bir sürü şey geçti be beyler. N-Biliyorsunuz, yurt dışından gelen bir sürü kız benim evimde kalıyor, o yüzden ortalık biraz karışıktı. Aramalarınıza bakamadığım için kusura bakmayın artık.

Bizim evdeki kızların zor zamanlar geçirdiği doğruydu, telefonlarına bakamayacak kadar meşgul olduğum da katıksız gerçekti. Yalan söylemiyorum ki sonuçta!

Derken, gözlüklerine vuran güneş ışığıyla parıldayan o kız belirdi.

Ah, Üç Kaçıklar’ın popüler olmayan tipiyle ondan da az popüler olan tipi yine gürültü çıkarıyor. O popülersizlik bakterilerinizi bize bulaştırmayın bakayım.

Motohama ve Matsuda bunu duyunca kıza doğru laf yetiştirdiler:

Lanet olsun sana, Kiryuu! Bize popüler olmayan tip ve ondan da az popüler olan tip mi dedin sen az önce!?

Hangimiz hangisiyiz ulan!? O kısmı netleştirmen lazım, neeeeet!

Bu iki garibanın çaresiz haykırışlarıydı bunlar. Ama Kiryuu her zamanki gibi onların laflarını hiç takmayıp es geçti……

Sonra Motohama konuyu değiştirip şöyle dedi:

Ama biliyor musunuz, harbi şok oldu ya. Azazel-sensei hakkındaki şey yani.

…………

Ben ve Kulüp’teki kızlar bir anda sessizliğe büründük.

Matsuda devam etti:

Harbi ya, doğru! Hiçbir şey söylemeden çekip kendi ülkesine döneceği hiç aklıma gelmezdi.

Motohama da ona katıldı:

Ona hayran olan öğrenciler şoklarını gizleyemedi resmen. Azazel-sensei’nin dersleri cidden çok popülerdi sonuçta.

Bu akademide öğretmenlik yapan Azazel-sensei, birtakım özel durumlardan dolayı istifa etmişti. Onlara anlatılan hikâye buydu.

Matsuda sordu:

Ise, siz bu konuda bir şeyler biliyorsunuzdur herhalde, değil mi? Kulüp’ün danışmanıydı sonuçta.

Ha, şey, evet…… Ülkesindeki ailesinin başına bir şeyler geldi de. Biz de…… şok olduk tabii.

Sorusa verebildiğim tek yanıt buydu.

Evet, Azazel-sensei…… artık burada değildi. …… Ölmemişti ama şu an ulaşamayacağımız bir yere gitmişti.

Görünüşe göre Kilise üçlüsü de derin düşüncelere daldı. İşte bu yüzden onların da yüzü asılmıştı.

…………

…………

…………

Kimliğimizi bilen ve bu işin perde arkasındaki gerçeklerin farkında olan Kiryuu, ortamın havasını değiştirmek için epey çaba harcıyordu.

Hadi ama, kendinize gelin. Öyle asıp kesmeyin yüzünüzü hemen. Onu bir daha hiç göremeyecek değiliz ya, değil mi? Bence onu gelecekte tekrar göreceğiz. O öğretmenin nasıl biri olduğunu biliyorsunuz. Belki işini gücünü halledip döner ve bir gün yolda yürürken şak diye karşımıza çıkar.

E-Evet, haklısın.

Ben de elimden geldiğince yüzüme bir gülümseme kondurmaya çalışıyordum.

Sensei gittiğinden beri herkes bu haldeydi. Rias, Akeno-san, birinci sınıf üyeleri ve Rossweisse-san zaman zaman yüzlerine hüzünlü bir ifade takınıyorlardı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bunun yaşandığına hâlâ inanamıyordum. Hep o her zamanki uzun ziyaretlerinden birine gittiğini sanıyor, birdenbire ortaya çıkıp, “Yo! Ben döndüm!” diyeceğini zannediyorum istemsizce. Bize böyle bağıracağını bekliyorum işte.

Ama bu ancak sonsuzluk gibi gelecek bir bekleyişin ardından, çok uzak bir gelecekte olabilecek bir şeydi.

Onun gidişinin ardındaki nedeni ve şartları çok iyi anlıyorum.

———Ama Sensei. Yine de yalnız hissetmekten kendimizi alamıyoruz işte……

Derecelendirme Oyunu Dünya Turnuvası yetmezmiş gibi, bir de Yüksek Sınıf Şeytanlığa terfi edeceğimi duymuştum…… Bir de Sensei’nin gidişi buna eklenince……

Gerçek hislerimi söylemem gerekirse, fena halde içimin daraldığını itiraf etmeliyim———

İşte böylece sınav haftası sona ermiş ve yeni Doğaüstü Araştırma Kulübü kulüp faaliyetlerine kaldığı yerden devam etmişti.

Şu anda kulüp odasında yeni dönemin hazırlıklarıyla meşgulüz. Yeni Kulüp üyeleri olarak masanın etrafında toplanmış, programları kontrol ediyoruz.

Kiba elindeki belgeleri Asia’ya uzattı.

Asia-buchou, bunlar yeni dönem için hazırlanan programlar.

Kulüp başkanı koltuğunda oturan Asia, belgeleri incelemeye başladı.

Teşekkür ederim. Yeni eğitim-öğretim yılının başlangıcı için yapılacak hazırlıklar ve bu okula yeni katılacak öğrenciler için deneme oturumu. Tıpkı tahmin ettiğim gibi, yeni okul yılının başlangıcında harbi çok fazla etkinliğimiz olacak.

Haklıydı. Yaklaşık bir ay sonra yeni döneme girecek ve hepimiz bir üst sınıfa geçecektik. Üstelik bu akademiye yeni birinci sınıf öğrencileri de kaydolacağından, okul etkinliklerine sıfırdan yeniden başlamamız gerekiyordu.

Asia, sanki eski günleri yâd ediyormuş gibi duygusal bir tonda konuştu:

Nihayet üçüncü sınıf öğrencisi olacağız. Bu bir yıl içinde çok şey yaşadık ama zaman adeta su gibi akıp gitmiş gibi hissediyorum……

Aynen, zaman harbiden uçup gidiyor.

Şeytan olalı neredeyse bir koca yıl oldu yahu. Geçen yıl nisan ayında bir Şeytan olarak yeniden doğmuştum……

Derken birinci sınıf üçlüsünün muhabbetine kulak misafiri oldum.

…… Neredeyse ikinci sınıf öğrencisi olmak üzereyiz. Önümüzdeki aydan itibaren alt dönemlerimiz olacak, Gya-kun.

S-Sorun olmayacak Koneko-chan! Ben bile onlara bir senpai gibi davranabilirim bence!

Artık insan içine çıkabilen Gasper büyüme konusunda ufak tefek gelişmeler göstermişti gerçi ama benden küçüklere bir senpai gibi davranıp davranamayacağından hâlâ pek emin değilim. Umarım onlara cidden senpaileri olduğunu gösterebilirsin, Gya-suke.

Ne olur ne olmaz diye önümüzdeki ay yeni üyeler toplamak için reklam yapmamız şart.

Ravel bunu söylerken bir yandan da belgeleri kaldırıyordu.

Harbi la. Bu da kulübü yeniden faaliyete geçirmek için yerine getirmemiz gereken önemli görevlerden biriydi sonuçta. Ne var ki, arkasında böylesine özel koşullar barındıran Doğaüstü Araştırma Kulübü’ne sıradan insanlardan oluşan yeni üyeler toplamak…… bayağı bir sıkıntı. Tabii kulüplere dair okul müfredatının bir parçası olduğu için her ihtimale karşı yine de birilerini işe almamız gerekiyormuş.

Geçen yıl yeni üyeleri nasıl topladıkları konusunda Kiba’ya sonra uzun uzun danışmam lazım.

Sonra Kiba lafa girdi:

Bizimle bağlantısı olup da bu akademiye katılacak olanlar Le Fay-san, Kunou-san ve Tosuka. Eski Öğrenci Konseyi Başkanı Sona…… hayır, sanırım ona Sona-sama demeye başlasam daha iyi olacak. Neyse, Sitri tarafından Bennia-san da buraya kaydolacak.

Vay anasını, buraya katılan tanıdıklarımızın sayısı epey kabarıkmış ha. Üstelik Le Fay ve Bennia bu kulübe de katılmak istiyorlarmış. Kunou da görünüşe göre ilkokul bittikten sonra okul çıkışlarında buraya damlayacak.

Gerçi buraya transfer olanlar arasında beni en çok şaşırtan kişi———

Anladım, demek Tosuka-san buraya kaydolmaya karar verdi.

Sorduğumda Kiba biraz utangaç davranmıştı.

Gerçi ortaokula kaydolacak. Eminim okul çıkışı buraya uğrayacaktır, umarım buradaki herkes onunla iyi geçinir.

Onun bile transfer olmaya karar vereceğini hiç tahmin etmezdim! Japonya’da yaşamaya başlayalı şunun şurasında kaç gün oldu ki. Ama görünüşe göre o da tıpkı Kiba gibi normal bir okula gitmek istediğini belirtmiş. Rias’ın buna izin vermemesi imkânsızdı zaten, bu yüzden Tosuka-san’ın bu okula transferi anında oracıkta karara bağlanmıştı.

Henüz alışamadığı bir ülkede hayatında ilk defa okula gideceği için başlarda biraz zorlanacağına eminim———

O zaman hepimiz ona destek oluruz.

Bu fikrime herkes başını sallayarak onay verdi. Yok be, ben söylemesem bile buradaki herkes kendi rızasıyla Tosuka-san’a yardım ederdi zaten. Ne de olsa burası, her türlü güçten insanın bir araya gelip dostça yaşadığı bir yerdi.

Xenovia, Kiba’yı dinledikten sonra aklına bir şey gelmiş gibi konuştu:

…… Sanırım büyüklerimize nasıl hitap edeceğimiz konusunda da kafa yormamız gerekecek. Rias…… sama? Asia’nın ona “Onee-sama” diyeceğine eminim ama grubumuzdaki herkesin önünde ona nasıl hitap edeceğim konusunda biraz endişeliyim. Acaba ben de mi ona “Onee-sama” desem……?

Rias, Akeno-san ve eski öğrenci konseyi başkanı Sona yakında buradan mezun olacaklar. Onlara “eski kulüp başkanı” ya da “eski öğrenci başkanı” demek garip kaçar herhalde…… Xenovia’nın dediği çok doğru valla. Şu an Asia kulüp başkanı, Xenovia ise öğrenci başkanı.

Kiba, Koneko-chan ve Gasper’a dönüp sordum:

Bundan sonra ona nasıl hitap edecekleri konusunda en çok Kiba, Koneko-chan ve Gasper zorlanacak herhalde, değil mi?

Bu üçü eski alışkanlıktan dolayı ona “eski kulüp başkanı” ya da bazen “buchou” diyordu. Ancak özellikle o mezun olduktan sonra ona nasıl hitap edeceklerini yeniden düşünmeleri gerekebilir. Buraya yeni katılanlar onlardan bunu duyarsa, kulüp başkanının ya da öğrenci konseyi başkanının kim olduğu konusunda kafaları fena karışır.

———Derken Kiba, Koneko-chan ve Gasper bir anda kızarıp şöyle dediler:

…… Doğrusunu söylemek gerekirse, ona nasıl hitap edeceğimize çoktan karar verdik bile. Yani, o mezun olur olmaz kullanmaya başlayacağız.

…… Evet, o mezun olur olmaz ona hitap şeklimizi değiştireceğiz. S-Sonrasında bunu Ise-senpai ile de konuşmamız gerekecek.

B-Bu benim için çok büyük bir karar~!

Hmm, üçü de aşırı utanmış gibi davranıyor ama Rias’a nasıl hitap edeceklerini biliyor gibiler. Neyse, ne yapmayı planladıklarını daha sonra onlara sorsam iyi olacak.

Aman canım, sadece nakil öğrenciler ve Rias’ın mezuniyeti değil mesele; bahar mevsimi de hızla yaklaşıyor ve beraberinde pek çok değişiklik getirecek.

Hayatımızdaki değişiklikleri yani———. Üst Düzey Şeytan olmam ve ötesindeki mevzular bir yana, gelecekte ne yapacağımızı göz önünde bulundurarak hayatımıza devam etmemiz gereken bir zamandayız artık.

Pencereden dışarı bakarak konuşuyorum.

Eh, sanırım yılın o zamanına geldik…… Gelecek hakkında epey düşünmemiz gerekiyor. Mezun olduktan sonra benim için üniversite yolu görünüyor. Pekala, buradaki tüm ikinci sınıflar için de durum farklı değil sanırım. Ama sonrasında ne yapacağınıza karar verdiniz mi bakalım? Sanırım bu konuyu size pek sormamıştım.

Yani temel olarak, üniversiteden mezun olduktan sonra ne yapacaklarını. Buradaki tüm üyeler büyük ihtimalle üniversitede okumaya devam edecek ama sonrasında ne yapacaklarını onlara pek sormadığımı fark ettim.

Kiba söze giriyor:

Eski Kulüp Başkanı Rias’ın işlerine yardım ederken bir yandan da para biriktirmeyi planlıyorum.

Biriktirmek mi? Bir iş mi kurmayı planlıyorsun?

Kiba iki elini kullanarak bir hareket yapıyor. Bir kasenin içinde bir şey karıştırıyormuş gibi bir hareket bu.

Evet, Kuoh kasabasında bir pasta dükkanı açmanın iyi bir fikir olabileceğini düşünmeye başladım. Ne de olsa uzun bir Şeytan ömrümüz var, her şeyi yapabiliriz; tabii bunlar için sermaye gerekiyor.

Demek pasta dükkanı açmak gibi bir hayali var! Harika, Kiba’ya bir pasta dükkanı sahibi olmak cidden yakışabilir. Üstelik yaptığı pastalar da———

Yaptığım cheesecake Ise-kun’un en sevdiği şey olduğu için, istediğin zaman yiyebileceğinden emin olmak iyi bir fikir olabilir.

Kiba aynen böyle söylüyor. Yapma be, yaptığı cheesecake’ler gerçekten de inanılmaz lezzetli.

Kiba’nın elleri epey maharetlidir, her türlü yemek pişirme işinde iyidir. Bu yüzden pasta dükkanı dışında başka şeyler de yapabilir.

Xenovia söze katılıyor:

Ben…… öğretmenlik yapabileceğim bir iş istiyorum.

Demek hedefin bu ha. Vay be, bu gerçekten hiç beklemediğim…… aslında pek de öyle sayılmaz. Öğrenci başkanı olmayı hedeflediğinden beri acayip çok çalıştı, bu yüzden kafası sadece kas çalışmaya basan biri imajı epey zayıfladı.

İnsan dünyasında ve Yeraltı Dünyasında, üst düzey eğitime geçmeyi hedefleyen öğrenciler için bir dershane açmanın iyi bir fikir olabileceğini düşünmeye başladım. Tabii henüz net bir vizyonum yok, bu yüzden şimdilik sadece belirsiz bir fikir.

Xenovia’nın dershane açması mı! Ondan gelen şok edici bir hırs bu…… ama Kiba’nın dediği gibi, uzun bir Şeytan ömrümüz var, bu yüzden bolca plan yapmaktan zarar gelmez. Yüz yıl sonra benim bile nasıl bir hayalimin olacağını kestiremiyorum.

Irina, Kiba ve Xenovia’nın gelecek planlarını duyduktan sonra karmaşık bir ifade takınıyor ve başını yana eğiyor.

Hmm, etrafımdakiler mezuniyet sonrası kariyer yolları ve gelecekleri hakkında beklenmedik derecede detaylı düşünmüşler.

Irina, gelecekte Gremory ile ilgili bir sektörde mi çalışacaksın…… aslında sanırım çalışmazsın. Cennet’le ilgili bir şey mi olacak?

diye soruyorum. İstersek Gremory ailesi bizi kollarını açarak karşılar elbette, aynı şey yoldaşımız olan Irina için de geçerli. Ancak mantıklı düşünürsen, Irina’nın Kilise ile ilgili bir iş arayacağı açık.

Irina konuşuyor:

Her ihtimale karşı Kuoh Akademisi’nin üniversite bölümüne gitmeyi planlıyorum. Yine de Kilise’ye daha da bağlı bir yerde mi çalışacağım yoksa başka bir şey mi yapacağım henüz karar vermedim. Acil durum toplantısında toplandığımız sürece dilediğim her şeyi yapmama izin var. Yine de birkaç yıl sonra ne olacağını bilemem…… Bir şey hariç———

Irina’nın sözleri aniden kesiliyor. Ardından utanarak kısık bir sesle devam ediyor:

…… Ben…… gelecekte bir fırın açmanın eğlenceli olabileceğini düşünüyorum.

Ooo bak sen! Demek Irina fırın açıyor! Evdeki o ekmek yapma makinesine gözü gibi bakıyordu, belki de hakiki bir ekmek yapmak istiyordur?

Xenovia devam ediyor:

Evet, hangi kariyer yolunu seçmek istediğimizi soran kağıda bunu yazdığını gördüğümde ben de şok olmuştum. Doğru düzgün bir fırın açmak istiyorsun, değil mi?

Irina başını sallıyor.

Evet. Doğrusunu söylemek gerekirse son zamanlarda bunun üzerine çalışıyorum. Rias-san ve Akeno-san’ın gözetiminde öğreniyorum. …… Yemek masasına gelmesi için lütfen biraz daha bekleyin.

Hmm, bunu dört gözle bekliyorum.

Rias ve Akeno-san da ekmek pişirebiliyor. İşin aslı, Hyoudou malikanesinin arkasında fırın tipi bir fırın bile kurulu. Çatıda bir de pizza fırınımız var.

Xenovia kışkırtıcı bir gülümsemeyle şöyle diyor:

Bu arada, Irina’nın ikinci seçeneği ——— gelin olmaktı. Yine de hemen üstünü karaladı.

Asia bile bunu duyunca ışıl ışıl oluyor.

Bu harika bir rüya!

Irina, Xenovia’nın kafasını yakalayıp sıkıyor.

H-Hey, Xenovia! H-Hemen herkese anlatıp durma şunu!

Irina’nın bu kadar utandığını gören herkesin yüzünde gülücükler açıyor.

Vay be. Tam bir prenses hayali doğrusu. Ya da bir kızın kuracağı türden bir hayal mi demeliyim? Gelecek hakkında konuşurken böyle bir hayal duymak gerçekten iç rahatlatıcı. Yahu, cidden yeniden huzurlu bir dünyada yaşıyormuşuz gibi hissettiriyor.

Ancak Irina derin bir iç çekiyor.

Gelin olmanın aksine, bir fırın açmak biraz zor ama.

Nedenmiş o?

Irina bana cevap veriyor:

Sanırım Cennet’in durumunun şu anda istikrarsız olmasından dolayı. Üst kademedekiler gelecekte Seraf’ların ve üst düzey yetkililerin koltuklarını doldurmak istiyor gibi görünüyor. Anlaşılan bu roller için güçlü reenkarne Meleklerin kapısını da çalacaklar. Babam böyle söyledi. Bu topraklarda savaşan biri olarak gelecekte bana da gelip teklifte bulunma ihtimallerinin yüksek olduğunu söyledi. Eğer öyle bir şey olursa fırın açmaya vakit bulamam. Cennet için. Kilise için. Ve inananlarımız için. O zaman tüm gücümü görevimi yerine getirmek için harcamam gerekebilir. Gerçekten onurlu bir konum ama beraberinde sorumluluklar da getirecektir.

[…………]

Irina’nın sözleri üzerine herkesin yüzü ciddileşiyor.

Az önceki huzurlu sohbetimiz beni cidden rahatlatmıştı. Ancak Kötü Ejderhalar Savaşı olarak bilinen o savaşın artçı etkilerini henüz tamamen atlatabilmiş değiliz. Her bir tarafın ana güçleri Trihexa’ya karşı uzun sürecek bir savaşa atıldı ve her tarafın bir o kadar güç kaybettiği söylenebilir. Yani mesele buradan sonra ciddileşiyor. Cennet bile çekirdek üyeleri olan birkaç Seraf’ı kaybetti ve pek çok Melek savaşta can verdi. Bu yüzden bundan sonra Cennet bile Irina’nın yardımına ihtiyaç duyacaktır. O savaş, ne olursa olsun bundan sonraki yolumuzu kesinlikle etkileyecek.

Tüm tarafların bölgelerinde kasıp kavuran Trihexa ve Kötü Ejderhalar… İnsan dünyasında da ortaya çıkıp birkaç adayı, orduyu ve ulu doğayı yerle bir ettiler. İnsan dünyasının verdiği kayıplar, mitolojik tarafların bölgelerindeki yıkım kadar ağır değildi. Duyduğuma göre her tarafın Tanrı düzeyindeki varlıkları, bölgelerini tamir edip eski haline getirmek için var güçleriyle çalıştıklarından, hasar gören yerler yavaş yavaş eski haline dönüyormuş.

Gerçi o savaşta yitip giden canlar için durum o kadar kolay olmayacak. Darbe alan Tanrı düzeyindeki varlıklar, geri dönebilmek için uzun bir zaman harcamak zorunda kalıyor. Trihexa ile yapılan savaşta her tarafın lideri olan Tanrıları kaybetmek zaten yeterince kötüydü.

İnsanlar için de durum farklı değil. …… Trihexa’nın saldırısı yüzünden acaba kaç can yitip gitti? Hayır, Rizevim’in çıkardığı kargaşadan beri acaba kaç insan hayatını kaybetti……

Her ne kadar aldığımız kayıpların beklediğimiz en kötü senaryodan çok daha hafif olduğu söylense de…… Ben, hayır, bizler ilk kez bu kadar büyük ölçekli bir savaşa dahil olarak pek çok şey kazandık ama bir o kadar şeyi de kaybettik.

Ve Derecelendirme Oyunu Dünya Turnuvası (Rating Game) tam da böyle bir atmosferde gerçekleşmek üzere.

Rias’ın Yeraltı Dünyasından duyduğu kadarıyla, turnuva düzenleme komitesinin ortak tepe isimleri Ajuka Beelzebub-sama ve ———Hindu mitolojisinin Yıkım Tanrısı Shiva. Bu haber tüm taraflar arasında yangın gibi yayıldı.

Ne olursa olsun asla harekete geçmeyen Yıkım Tanrısı’nın, Dünya Derecelendirme Oyunu Turnuvası düzenleme komitesinin bir parçası olmayı seçmesini kimse tahmin edemezdi.

Turnuva komitesi şimdiden kayıtları ve katılımcıları toplamaya başladı bile.

Elbette eleştiriler de var. Bir oyuna başlamak. Böyle bir durumda turnuva düzenlemek. Dünyanın dört bir yanından niyetlerini sorgulayan sesler yükseldi.

Ancak dünyanın çeşitli yerlerinden hemen katılmak istediğini belirtenler de oldu. Yeraltı Dünyasındaki röportajda şöyle dediler:

Bu, daha fazlasını isteyemeyeceğimiz bir fırsat. Efsanevi varlıkların resmi olarak kafa kafaya çarpışmasına izin verilen bir sahne sunuldu bize. Eleştirileri anlıyoruz. Ama siz de görmek istemiyor musunuz? Melekler ve Şeytanlar. Hangisinin daha güçlü olduğunu? İskandinav Tanrıları ve Yunan canavarları. Kafa kafaya geldiklerinde ne olacağını?

Bu röportaj tüm taraflar arasında yayıldı ve pek çok kişinin merakını ve savaşçı ruhunu kamçıladı.

Sadece hayal edebileceğiniz ya da rüyanızda görebileceğiniz eşleşmeler. Resmi olarak “onaylandığı” için bunu izlemek isteyenlerin sayısı giderek artıyor.

Ve bir şey daha var. Kazananın alacağı ödül. Bu öyle inanılmaz bir şey ki, katılımcıların merakını büyük ölçüde kabarttı.

Duyurunun ardından katılımcı sayısının arttığı aşikar.

Biz bile…… o röportajı duyduktan sonra arzuyla yanıp tutuşuyoruz. Vali ve Sairaorg-san için de durumun aynı olduğuna eminim———

Turnuva yönetim komitesinin, yaklaşan turnuvanın maçlarını gösterip insanları coşturarak onlara moral vermeyi planladığına dair bir söylenti var. Ayrıca bilet satışları gibi turnuva boyunca elde edilen gelirin tüm tarafların onarım fonuna bağışlanacağını duydum.

Şok edici olan şu ki, turnuva fonu Maou-samaların, Grigori liderlerinin ve Shiva’nın cebinden çıkacak. İşin içinde çılgın rakamların döndüğüne eminim ama bu para Sirzechs-sama ve Azazel-sensei’nin mirasından gelecek (harçlıklar ve miras elbette her bir tarafın yeniden yapılanmasına gidecek).

Turnuvadan elde edilen parayı yeniden yapılanma fonlarına aktarmak ha. Şu anda işledikleri suçlardan dolayı yargılanan Yeraltı Dünyasının üst düzey isimleri işin içinde olsaydı kesinlikle şüpheli olurdu. Yine de Ajuka-sama ve diğerleri perde arkasında çalıştığı için buna güvenebilirim sanırım.

Kendimi karmaşık şeyler düşünürken buldum. Üff, bir Şeytana reenkarne olduğumdan beri tuhaf bir alışkanlık edindim valla. Eskiye kıyasla daha çok kafa patlatmaya başladığımı hissediyorum.

Kiba araya girerek konuyu değiştiriyor:

Eh, şu anda asıl mesele Ise-kun’un geleceği…… ya da daha doğrusu terfi meselesi; çünkü bu bizim için de büyük bir olay olacak.

Haklısın. Bir yıl içinde Üst Düzey Şeytanlığa terfi edeceğini kim tahmin edebilirdi ki? Takdir ettiğim adama da bu yakışır zaten. Kesinlikle öyle.

Xenovia, Kiba’nın ardından bunları söylüyor.

Doğru ya. Kötü Ejderha Savaşı sırasında elde ettiğim başarılar——— Rizevim’i pataklamak ve Apophis’i yenmek gibi. Bu yüzden terfi etmemi isteyenlerin sayısı muazzam şekilde arttı. Şeytanların üst kademesi bunu onayladı ve nihayet karara bağlandı (aslında grubumuzun Alt Düzey Şeytan olan üyelerinin Orta Düzey Şeytanlığa terfi etmesiyle ilgili de konuşmalar var).

Yeraltı Dünyasında benim için bir Üst Düzey Şeytan terfi töreni düzenlenecek ve şu anda yüksek makamdaki kişilerden tebrik mesajları ve evime gönderilen hediyeler alıyorum.

O kadar çok arzuladığım Üst Düzey Şeytanlık derecesi———. Artık kendi grubumu kurma hakkı bana verilecek.

…………

Arzulu sapık hayalimi avazım çıktığı kadar bağırarak neşeyle coşan o eski halim. Üst Düzey bir Şeytan olup kızlarla dolu bir grup kuracağım ve Harem Kralı olacağım! O hayalimi gerçekleştirdiğimde aklıma gelen şey ise… her şeye tam anlamıyla sahip olamayacağının farkındalığıyla gelen o buruk mutluluktu.

Buralara kadar gelerek pek çok şey kazandım ama bu uğurda çok şey kaybetmediğim anlamına da gelmiyor. Belki de bir şeyleri elde etmek, bir şeyleri kaybetmek demektir.

Azazel-sensei, tek bir kelimen bile yeterdi be. Senden bir tavsiye almayı gerçekten çok isterdim.

———Harem Kralı olmama izin var mı gerçekten? Göğüs denizinde boğulmama izin var mı?

Hem profesyonel bir yetişkin hem de adamakıllı bir Şeytan olmak için etrafımdakileri daha da çok gözeterek mi hareket etmeliyim yoksa?

Hey, Sensei? Şimdiki halimi görseydin ne derdin acaba?

Son zamanlarda kafamın içinden her gün böyle karmaşık düşünceler geçip duruyor. Ve görünüşe göre herkes de bunun farkında.

Belki de içimi okuduğundan, Irina yüzüme bakarak soruyor:

Bir süredir aklımdaydı ama sanki bu konuda için karma karışık, değil mi?

Sevincimi abartarak konuşuyorum:

Ş-Şey, elbette mutluyum. Çok ama çok mutluyum, gurur duyuyorum!

Ama yine de onlara asıl düşüncelerimi söylüyorum. Ne de olsa onlar benim yoldaşlarım.

Ama…… dışarıdan bakınca içimin karma karışık olduğu anlaşılıyorsa, haklı olduğunuzu söylemek zorundayım. …… O kadar çok şey yaşandı ki, beynimle anlasam bile içimden bir parçanın geçmişte olanları hâlâ kabullenemediğini hissediyorum. İçimde kasvetli bir his var. Gerçekten yaşanıyormuş gibi gelmiyor. Kendimle ilgili kısımlarda bile sanki başkasının hayatını yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

Sözlerimi dinlerken diğerlerinin de yüzünde karmaşık bir ifade beliriyor.

Asia kulüp başkanı koltuğundan kalkıp yanıma geliyor ve elimi tutuyor. Gülümseyerek konuşuyor:

Ise-san’ın tüm kaygılarını gideremem belki…… ama Ise-san’ın Üst Düzey bir Şeytan olacağından ötürü gurur duyuyorum. Bu yüzden seni tüm kalbimle tebrik etmek istiyorum. Tebrik ederim, Ise-san.

!

Asia’nın bu sıcak ve içten sözleri karşısında gözlerim doluyor. Asia’ya oracıkta sımsıkı sarılıyorum!

Ah, benim Asia-chan’ım sırf böyle şeyler söyleyerek bile içimi ferahlatmayı başarıyor ya! Evet, böyle sade bir tebrik mesajı beklenmedik şekilde insanın kalbine işliyor işte.

Biz böyle duygusal anlar yaşarken, Ravel iyi bir menajer gibi davranarak sakin bir edayla söze giriyor:

Yine de her ne kadar gerçek gibi gelmese de, yakında karşınıza pek çok farklı insan çıkacak. Üst Düzey Şeytan olma hissini asıl o zaman tadacaksınız. Büyük ihtimalle tüm Yeraltı Dünyasında en çok umut vaat eden çaylak Üst Düzey Şeytan siz olacaksınız.

Pek çok insan…… karşıma çıkacak demek. …… Ve büyük beklentiler ha. Gerçi bu, düşmanların da teyakkuzda olacağı anlamına geliyor……

Aradığım özgürlükte acı bulanlar varsa, terfi etmemden memnun olmayacak kişiler de var demektir.

Evet, başıma daha çok iş açılacak gibi görünüyor. Yaklaşık bir yıl önce, sadece sapıkça düşüncelerle Harem Kralı olmayı hedeflediğim zamanları hatırlayınca insan bir maziye dalıyor. Bir yıl önceki halime sesleniyorum: Üst Düzey Şeytan olma yolunda sadece eğlenceli zamanlar geçirmeyeceğini biliyorsun, değil mi?

Kahretsin! Ben sadece göğüsleri düşünmek istiyorum ya! Eve döner dönmez Rias’ın göğüslerine balıklama atlayacağım! Yok yok, Akeno-san’a da şımartılmak iyi bir fikir olabilir!

———Sahi, “Üst Düzey Şeytan olmak ne anlama geliyor ki?”

Şu sıralar kafamda deli sorular dönüp duruyor———.

Tam o sırada bir şey oluyor. Aniden kapı çalınıyor. Asia “Girin” diye sesleniyor.

Gelen de kim? Herkes şüpheyle bakarken——— kapıyı açıp içeri giren kişi erkek bir öğrenci oluyor.

Rahatsız ediyorum. Başkan burada mı——— o, buradaymışsınız zaten.

Xenovia’yı görünce bunu söyleyip derin bir nefes veriyor.

Ardından ayak sesleri çıkararak Xenovia’ya doğru yürüyor.

Xenovia-başkan, buradaymışsınız. Deminki raporu tamamladım, kontrol etmenizi istiyorum.

Belgeyi Xenovia’ya uzatan erkek öğrenci. Ben…… onu daha önce görmüştüm sanki. Daha doğrusu öğrenciler arasında epey tanınan biri.

Xenovia çocuğa samimi bir edayla karşılık veriyor:

Ouryuu. Pekala, göster bakalım.

Çocuğa bu isimle hitap ediyor ve belgeleri aldıktan sonra incelemeye başlıyor.

Çocuk hepimize bakıyor ve nadir bir manzarayla karşılaşmış gibi tüm odayı süzüyor.

Xenovia bunu fark edip soruyor:

A, buradakilere henüz kendini tanıtmadın mı?

Çocuk gülümseyerek tekrar nefes veriyor:

Evet ve beni herkesle tanıştıracağınızı söylemenizin üzerinden neredeyse bir ay geçti, Başkan.

Xenovia acı bir şekilde gülümsüyor.

Kusura bakma, tamamen unutmuşum.

Xenovia çocuğu tam yanına oturtup bize tanıtıyor:

Kendisi öğrenci konseyimizin sekreteri, birinci sınıf öğrencisi ve———

Adım Nakiri Kouchin Ouryuu. Hepiniz hakkında pek çok söylenti duydum.

———Böylece, öğrenci konseyi sekreteri olan Nakiri Kouchin Ouryuu adlı birinci sınıf öğrencisi kendini bize tanıtıyor.

Yeni öğrenci konseyi üyeleri açıklandığında adını zaten biliyorduk ve Xenovia koridorda arkasında yeni öğrenci konseyi üyeleriyle yürürken bu çocuğu da görmüştüm. İsim ve yüz uyuşuyor.

Gerçi adının bilmediğim bir kısmı vardı……

Bayağı uzun bir isimmiş.

Kendimi tutamayıp bunu söylüyorum.

Nakiri bana kısa bir açıklama yapıyor:

Kouchin benim göbek adımdır. Temelde ikinci bir isim gibi. Bu yüzden sadece Nakiri Ouryuu deseniz de olur.

Ah, eski zamanlardaki insanların böyle isimler kullandığını duyduğumu hatırlıyorum sanki.

İkisi de birinci sınıf olan Ravel ve Gasper, Nakiri’nin girişine karşılık veriyor.

Sizi burada görmek ne büyük sürpriz.

Selam, Nakiri-kun.

Nakiri de elini kaldırarak onlara karşılık veriyor:

Selam, bizim muhteşem üçlü.

Ha, demek onları tanıyor. Birinci sınıflar arasında bilmediğim bir bağ var demek.

…… Kohchin, çalışıyor musun?

Koneko-chan çubuk şekerini yerken soruyor.

Evet, Başkan’la bir işim vardı. Ayrıca, bana o vurguyla o isimle hitap etmeyi keser misin lütfen…… Nagoya Kohchin tavuğunu çağrıştırdığı için nefret ediyorum.

Nakiri biraz efkarlı bir tavır takınarak söylüyor bunu.

Demek Kohchin diye bir lakabı var ha. Gerçi şatafatlı bir isim ama ikinci adı gerçekten de kulağa hoş geliyor, lakap takması kolay yani.

Asia ve Irina da Nakiri’ye karşılık veriyor.

Nakiri…… Beş Büyük Klan’dan biri değil miydi?

Lider klan olanıydı, değil mi? Üstelik adı “Ouryuu”, yani Nakiri klanını temsil eden Ruhani Canavar ile aynı adı taşıyor……

Nakiri başıyla onaylıyor.

Evet, Nakiri klanının varisiyim. Şimdilik tabii. …… Şey, dört yıl önce önceki “Ouryuu”, Hakuryuukou ve Ikuse Tobio-san ile birtakım sorunlar yaşamıştı da……

Varis mi!? B-Bu çocuk mu!? Beş Büyük Klan’ın lider klanı olan Nakiri klanının varisi ha…… Ulan, Nakiri klanı içinde özel bir konumu olduğunu düşünmüştüm ama varis olacağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi…… Soylu ailelerin varisleriyle karşılaşmak da bana mahsus zaten……

Peki dert yıl önce önceki “Ouryuu”ya ne oldu ki acaba? Hmm, cidden merak ettim şimdi. Bir dahaki sefere Vali’ye bir sorayım bakayım.

Dört yıl öncesi Vali’nin Tobio-san ile tanıştığı zamandı ve duyduğuma göre o zamanlar Grigori de dahil özel güç kullanıcılarıyla dolu gruplar bayağı bir karışıklık içindeydi.

Xenovia kollarını kavuşturmuş başıyla onaylıyor.

Ouryuu oldukça harikadır. Ne de olsa Maou Ajuka Beelzebub’ın emrinde ona özel bir konum verilmiş durumda. Kalan Longinus’ları arama göreviydi, değil mi?

!

Bu şok edici bir gerçek işte. Hadi canım, ciddi misin? Ajuka Beelzebub-sama’nın emrinde kalan Longinus’ları aramak ha. Yoksa şu söylentilere konu olan iki tür mü——— “Innovate Clear” ve “Teleos Karma”? Bak şimdi bayağı ilgimi çekti işte.

O zaman Maou-sama tarafından yaratılan şu cep telefonu “oyununa” da dahil mi acaba?

Nakiri karmaşık bir ifadeyle konuşuyor:

…… Nasıl desem. O kişi beni karmaşık işlerin başına getirdi, bu yüzden bana akıl almaz görevler verip duruyor……

Tek cümleyle açıklanamayacak şeyler yaşamış gibi duruyor.

Eh, ne zaman istersen bana her şeyi sorabilirsin. Yoldaşlarım ve ben sana yardım ederiz.

Ona dosdoğru bunu söylüyorum. Tanıştığım birinin belaya sürüklenip zarar görmesi hiç içime sinmez ne de olsa.

Nakiri dürüstçe cevap veriyor: — Evet, “oyunda” bir şey olursa kesinlikle sizinle iletişime geçeceğim.

Ardından Nakiri gelip karşımda duruyor ve duruşunu düzelttikten sonra şöyle diyor:

Sekiryuutei Hyoudou Issei-senpai.

E-Evet, ne oldu ki? Nakiri aniden karşımda başını eğiyor.

Doğrusu, sizi kendime rol model olarak görüyorum. Sıradan bir lise öğrencisiyken içinizde Galler Ejderi’nin Longinus’unu barındırıyordunuz. Ancak bunca tehlikeli duruma düşmenize rağmen hepsinin üstesinden geldiniz. Kendi kaderime karşı savaşmak için kullanabileceğim bir güç elde ederek tıpkı sizin gibi yaşamak istiyorum.

Tekrar dikleşen Nakiri’nin yüzünde şöyle bir ifade var: Berrak ve dimdik bakan gözlerle son derece ciddi bir ifade.

O-Oha abi, acayip utandım lan! Bunu yüzüme karşı dosdoğru söylemesi yok mu! B-Benden küçük bir erkeğin bunları söylemesi cidden tüylerimi ürpertiyor be!

Ellerimi sallayarak şöyle diyorum:

Beni gözünde çok büyütüyorsun yahu. Ben sadece başıma gelen akılalmaz durumlarla baş etmeye çalıştım, hepsi bu.

İşte etkileyici bulduğum şey de bu zaten. Hyoudou-senpai, sizden öğrenmek istediğim çok şey var. Bir şey olursa lütfen bana haber verin. Hepinizin desteği olacağım. Ajuka-san’ın da buna izin vereceğine eminim.

B-Bana karşı tuhaf duygular beslemiyordur umarım? Xenovia’ya baktığımda,

Ouryuu uzun zamandır seninle tanışmak istiyordu Ise. Ona söz verip durmama rağmen her seferinde unutuyordum. Bu yüzden nihayet bugün seninle tanışabildi.

Yani buraya gelmek için Xenovia’ya belge teslim etme bahanesini mi uydurdu?

G-Gerçekten çok utandım lan. Bu durum, bir kızın kalbimi güm güm attıracak bir şey söylemesinden bile daha fazla heyecanlandırıyor insanı! Erkek olmasına rağmen küçüğüm olan Gasper’dan aldığım hissiyattan bambaşka bir şey bu!

Saol be. Bunu kesinlikle aklımda tutacağım.

———Söyleyebileceğim en iyi şey buydu.

Derken Xenovia kulağıma fısıldıyor:

(Gerçekten bir şey olursa onu çağırmalıyız. Ise, Ouryuu cidden çok güçlüdür. Özel güçleri olanlar arasında bambaşka bir seviyededir.)

(Ciddi misin?)

Japon özel güç kullanıcılarının lider klanı olan Nakiri’nin varisi ne de olsa. Genç yaşına rağmen güçlü olması gayet doğal.

Ayrıca Ajuka Beelzebub-sama’nın “oyununu” da merak ediyorum, belki Nakiri’nin torpiliyle bir denerim?

Küçüğüme nasıl davranmam gerektiğini düşünürken——— kapı tekrar çalınıyor.

Bu sefer içeri giren kişi kızıl saçlı bir güzel. ———Rias bu!

Rias içeri girer girmez şöyle diyor:

Ise burada mı———? A, buradaymışsın.

Rias varlığımı doğruluyor.

Hmm? Bana mı bakmıştın?

Kendimi gösterdiğimde Rias başını sallayıp şöyle diyor:

Evet, senin için bir misafir var. Benimle Kuoh kasabasının yeraltına gel.

Bundan sonra, Üst Düzey Şeytan olacaksam karşıma pek çok farklı insanın çıkacağına dair Ravel’ın daha önce söylediklerini bizzat tecrübe edeceğim.

Kulüp işlerini Asia ve Kiba’ya bırakan ben, Rias ve Ravel ile birlikte Kuoh kasabasının yeraltında bulunan alanlardan birini ziyaret ettim.

Gördüğüm şey ise——— on metre boyunda bir Ejderhaydı. O Ejderha tanıdık gelen bir görünüme sahip ve etrafında hissettiğim aura da bir o kadar tanıdık.

Ejderha karşımda başını eğiyor ve beni gördüğünde neredeyse yere tamamen kapaklanıyor.

Huzurunuza ilk defa çıkıyorum. Ben, Alevli Meteor Ejderhası Tannin’in üçüncü oğluyum; adım Bova.

!

Ejderhanın sözleri karşısında şoka giriyorum. İhtiyar Tannin’in çocuğu mu!? Görünüşünün ve aurasının neden bu kadar benzediğine şaşmamalı! Görünüşü kesinlikle İhtiyar Tannin’i andırıyor, aurası ise birebir aynı!

Tannin’in üçüncü oğlu olan Bova bir kez daha konuşuyor:

Buraya sizden bir ricada bulunmak için geldim, Alevli Gerçeğin Sekiryuutei’si——— Hyoudou Issei-sama. Beni bağımlınız olarak kabul etmenizi içtenlikle dilediğim için huzurunuza geldim!

B-Benim bağımlııııııııım mı!?

B-Bu hiç beklemediğim bir şeydi, ayrıca buna nasıl düzgün bir tepki vereceğimi bilememek de ayrı bir olaydı……

Yanımda duran Ravel kulağıma fısıldıyor:

(Yeraltı Dünyasında “Yıkıcı Bova” lakabıyla tanınan ünlü bir kabadayıdır kendisi. Babası Ejderhalar tarafından bu kadar saygı görürken, Tannin-sama’nın oğlu olamayacağını düşündürtecek kadar kötü şöhretli bir tavra sahiptir.)

Bu sefer Rias diğer kulağıma fısıldıyor:

(Yine de Tannin-sama’nın çocukları arasında en güçlüsü olarak anıldığı bir gerçek.)

“Yıkıcı Bova” mı! Yeraltı Dünyasının kabadayısı! Ama aynı zamanda İhtiyar Tannin’in çocukları arasındaki en güçlüsü!

Daha doğrusu İhtiyar Tannin’in çocukları olduğunu ilk defa öğreniyorum. Yok canım, çocuklarının olması tuhaf değil ama…… İhtiyarın bir karısı da varmış demek. Ve görünüşe göre epey çocuğu var.

Ve İhtiyar Tannin’in üçüncü oğlu kalkıp Kuoh kasabasına kadar gelmiş, bağımlım olmak istediğini söylüyor.

H-Hmm, bu kadar aniden olunca ne cevap vereceğimi bilemiyorum ki! Acapa İhtiyar Tannin’e mi danışsam? Yok ya, bu üçüncü oğul buraya gizlice gelmiş gibi duruyor, babasıyla konuşursam olay bambaşka yerlere kayabilir.

Yeni dönem, yeni sınıf seviyesi ve Üst Düzey Şeytanlığa terfi derken zaten başımdan aşkın iş vardı. Sanırım bundan sonra başıma daha çok dert açılacak ve kafamı kurcalayan şeyler artacak……

Hmm, yani demek istiyorsun ki…… hizmetkarım mı olmak istiyorsun?

Ben sorunca, İhtiyarın üçüncü oğlu gerçekten çok şaşırıyor ve tahminimi reddetmek için elini sallıyor:

Yok artık! Buraya sizden bu kadar büyük bir rol istemeye gelmedim! Üst Düzey Şeytan olacağınızı duydum! Ayrıca terfi ettikten sonra grubunuzu sadece kadın hizmetkarlardan oluşturma gibi bir hayaliniz olduğunu da duydum! O dedikodu kulağıma çoktan ulaştı, bu yüzden sizden böyle bir şey istemeye asla cüret edemem! Ancak, sadece sıradan bir astınız ve askeriniz olarak yanınızda durmama izin verirseniz bu benim için en büyük mutluluk olur!

Başını daha da öne eğiyor ve yine yere kapaklanıyor.

Güçlü bir Ejderha gibi duruyor, üstelik İhtiyar Tannin’in oğlu olmak gibi harika bir unvana da sahip. Bu yüzden bana karşı bu kadar kasıntı davranınca nasıl tepki vereceğimi bilemiyorum ya~

Ejderha———, yani Bova, ricasını kabul ettirmek için üstelemeye devam ediyor:

Lütfen yanınızda durmama izin verir misiniz?

Bu çocuk da tıpkı az önceki Nakiri gibi doğrudan gözlerimin içine bakıyor.

Ulan, düştüğüm duruma bak ya. Ne yapmam gerekiyor ki benim? Kafamdan geçen tek düşünce bu. …… Bayağıdır kendi kendime “başım dertte” veya “ulan ya” deyip duruyorum valla.

Ne diyorsun, Ise?

Rias durumumu karara bağlamak için bana soruyor. Sıradan bir misafir olsaydı, efendim olan Rias onu geri gönderir ve başka bir gün gelmesini söylerdi…… Ama Bova, Üst Düzey Şeytan olacak olan bana güvenerek geldi. Rias bunu bildiği için bana sordu.

Hizmetkarım olmak değil de astım olmak ha. Şey, Üst Düzey bir Şeytan olduğunda, hizmetkarlarının yanı sıra bir de bağımlıların ve adamların olur ne de olsa. Doğrudan hizmetkar olmasalar bile Gremory kalesinde çalışan pek çok görevli ve asker var. Ve o da askerlerimden biri olmaya razı olduğunu söylüyor.

——— “Piyonum” olmak değil, sadece askerim olmak.

…… Sana cevabımı Üst Düzey Şeytan olduktan sonra versem olur mu?

Şu anda ona verebileceğim en iyi cevap bu.

Sonunda Bova bu sözlerimle ikna olup evine dönüyor……

Bundan sonra okulda daha çok alt sınıfım olacak ve Üst Düzey bir Şeytan olduğumda sadece hizmetkarlarımı değil, diğer astlarımı da düşünmem gerekecek.

Kafamdan bir sürü dert geçerken Rias bana gülümserek şöyle diyor:

Üst Düzey Şeytan olmak endişelerle doludur, biliyorsun değil mi?

Ardından bana nazikçe sarılıyor.

Ama üstün ve menajerin her zaman yanında, bu yüzden bize ne zaman istersen danışabilirsin, tamam mı?

Evet, haklı. Sonuna kadar haklı. Neyse ki arkamda Rias ve Ravel var. Bu yüzden tek başıma endişelenmek zorunda değilim, değil mi……?

Ravel elimi tutuyor ve gülümsüyor:

Çok haklı. Ise-sama, son zamanlarda sürekli yüzünüzü asıp duruyorsunuz. Lütfen bir derdiniz olduğunda bize danışın. Ben de Üst Düzey bir Şeytan hanesinden geliyorum, biliyorsunuz değil mi?

Evet, etrafımda pek çok yoldaş ve Üst Düzey Şeytan var.

O kadar çok şey yaşandı ki beynimin bunlara yetişmesi zorlaştı. Ama şüpheye düştüğümde “üstlerime” sormam yeterli.

Azıcık bile olsa yeter———. Adım adım ilerleyip her şeyi yavaş yavaş anlayabilirim.

———Azazel-sensei.

Elimden gelenin en iyisini yapacağım!

○●○———

Gelecek hafta sonu yaşanıyor bu olay.

Hyoudou malikanesinde yaşayan hepimiz denize, ıssız bir adaya geldik. Balık tutmak için yani.

Pekala! Bütün balıkları tutup çıkaracağım valla! Bir tavsiyeye ihtiyacınız olursa bana sormaktan çekinmeyin!

[Tamamdır~!]

Yoldaşlarım (başta Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri) babamın sözlerine karşılık veriyor.

Balığa gitme fikrini ortaya atan ve organizasyonu üstlenen babam işte böyle heyecanlı konuşuyor.

Evet, dün akşam yemeğinde babamın başlattığı balık tutma konusu hararetli bir sohbete dönüştü, biz de onun bu tutkulu konuşmasını dinledikten sonra hemen balık tutmaya gitmeye karar verdik.

Herkes bu plana can atıyordu ve pek çok hazırlığın ardından bu etkinlik pürüzsüzce gerçekleşti.

İşte böylece herkesle birlikte buraya, sahile gelmiş bulundum. Bu arada bu ıssız ada bizimle bağlantılı birine ait ve buralarda çok güzel balıklar tutulabileceğini söylüyorlar.

…… Yahu, çocuk gibi neşeyle dolup taşıyor.

Babamın bu hallerini gördükçe biraz utanıyorum doğrusu. Yani, babanız yoldaşlarınızın önünde çocuk gibi davranınca utanmanız gayet normal!

Acıktığınız zaman bana haber verin. Pirinç topları ve atıştırmalıklar hazırladım.

Annem, büyük sepeti işaret ederek böyle söylüyor. Annem, ana üssümüzü kurmak için ıssız adanın kumsalına plaj şemsiyesini yerleştirdi bile. Rias ve Akeno-san da ona yardım ediyorlar.

Ha şöyle, biraz mola vermek istediğimde annemin beklediği yere gitmem yeterli olacak.

Çocuk gibi neşeli olan tek kişi babam da değil üstelik. Bugün buraya gelme planını yaptığımızdan beri balık tutmaya can atan bir sürü kız var.

Xenovia ve Irina, olta kamışlarını omuzlarına kurulmuş, aşırı heyecanlı bir şekilde dolanıyorlar.

Xenovia! Hangimizin daha çok balık tutacağını görmek için kapışalım mı?

Elinden geleni ardına koyma, Irina!

Xenovia ve Irina, Asia’yı da peşlerinden sürükleyerek balık tutacak bir yer bulmak için kumsalın kumlarında koşturmaya başladılar.

Ben denize dalarak tutacağım.

Rossweisse-san ise elinde bir zıpkın, üzerinde dalış kıyafetiyle doğrudan denize doğru ilerledi. Rossweisse-san gerçekten bazen çok tuhaf işler yapıyor. Ah, ama denize dalarak balık yakalamak da fena fikir gibi durmuyor hani.

Ayrıca bugün bizimle birlikte takılan bayağı ilginç bir ekip de var.

Yani, bugün bize katılacağınızı hiç tahmin etmezdim.

Tam karşımda duranlar——— Vali takımı!

Fu, arada sırada böyle şeyler yapmak fena fikir olmayabilir.

Vali, oltasını hazırlarken hafifçe sırıttı.

Babam balık tutma planından bahsedip tesadüfen Hyoudou malikanesini ziyaret etmiş olan Vali’yi de davet etmişti. Sonrasında yaşanan şey ise tam bir sürprizdi! Vali, Bikou ve Arthur’u da yanına alıp bu sabah hepsi birden Hyoudou malikanesinde beliriverdiler!

Vali takımının hareketlerine bazen akıl sır erdiremiyorum. Bir sürü yere gitmek istiyorlar. Hatta bazen onların sıradan maceracılar olduğunu bile düşünmeye başlıyorum.

Tam yan tarafımızda ise Kuroka, Koneko-chan, Ravel, Gasper ve Valerie bir grup oluşturmuş, kendilerine balık tutacak yer arıyorlar.

Shirone! Kuşçuk-chan! Gya-kun ve Valerie! Elinizden gelenin en iyisini yapın! Balıkları yakaladığınızda afiyetle yiyeceğim –nyaan~

Koneko-chan, balık tutmaya hiç niyeti olmayan Kuroka’ya şaşkın ve bıkkın bir bakışla karşılık veriyor.

…… Balıkları kesinlikle Onee-sama’ya vermeyeceğiz.

Ravel heyecanla oltanın makinesini çevirip duruyor.

Daha önce hiç balık tutmadım.

Benim de ilk seferim~

Ufufu, ben sadece Gasper’ı destekleyeceğim o zaman.

Gasper halinden memnun görünüyor, Valerie de kafasında samandan şapkasıyla mutlu mutlu gülümsüyor.

Valerie, Kutsal Kâselerin hepsini yeniden vücuduna geri almayı başarmıştı. Grigori onun için bir muayene yaptı ve artık bu şekilde dışarıda rahatça yürüyebiliyor.

Gerçek Kutsal Kâse’nin bir parçasından yapılan kolye, eski haline dönen “Sephiroth Grail” üzerinde etkisini göstermeye devam ediyor gibi görünüyor. Grigori, yeteneğini aşırıya kaçıp gücünü zorlamadığı sürece zihinsel durumunun bozulmayacağına dair bir rapor verdi.

Başka bir deyişle Valerie artık hiçbir endişe duymadan dışarıda gezebilecek.

Evet, pek çok zorluk yaşandı ama işte bu şekilde geri kazanabildiğimiz şeyler de oldu. Hep birlikte böyle balık tutmaya gidebiliyoruz çünkü annemle babamı Rizevim’in pençesinden geri almayı başardım.

Derken görüş alanımda iç ısıtan bir başka manzara daha beliriyor,

Le Fay, oltaya bakıp şaşkınlığını gizleyemiyor.

Onii-sama, b-ben yemi kancaya takabileceğimi sanmıyorum.

Yapacak bir şey yok o zaman. Birazdan senin için ben takarım. Ama unutma ki bir cadının böcekten korkmaması gerekir, tamam mı?

Arthur, yem olarak kullanılacak böcekten korkan Le Fay’e abice bir tebessümle karşılık veriyor.

Böyle şeyleri görebilmek bu gezi sayesinde oldu. Gerçekten babama teşekkür etmem gerek.

Böyle iç ısıtan anlar yaşanırken, Bikou ise———

Hehehe, eh, böyle kalabalık bir grupla balığa çıkmak da fena değilmiş. Hey, sen de denize dalıp bize birkaç balık yakalasan ya?

…………

Fenrir’e laf atıp kışkırtıyor ve ardından———

Ahhhhhhhh! Beni ısırdı ulan bu lanet kurt! Dişlerin hiç şakaya gelmiyor lanet olası!

Bayağı fena bir şekilde ısırıldı.

Muhtemelen Fenrir’in kafasına vurup durması bu kazaya davetiye çıkardı.

Tosuka, işte deniz bu.

Vay canına, her yer su kaynıyor!

Kiba ve Tosuka-san’ın huzur içinde denizin tadını çıkarmasını izliyor, ardından balık tutacak kendi yerimi bulmak için adanın etrafında turlamaya koyuluyorum. Hayatta kalma eğitimimden beri hiç balık tutmamıştım, bayağı uzun zaman oldu.

Bayağıdır unuttuğum o keyifli balık tutma hissini doyasıya yaşayacağım.

Ve yanımda yürüyen o şaşırtıcı kişi ise,

Bugün sana takılacağım.

Vali benimle geliyor! Gerçekten çok şaşırdım!

Ve böylece Vali ile aramızdaki garip balık tutma seansı başlamış oldu.

Vali ve ben, annemin kurduğu ana üssün tam karşısındaki sahilde balık tutmaya başladık.

Ooo, bakıyorum da ilkini yakaladın bile.

Benden biraz ötede balık tutan Vali ilk vuruşu aldı.

Vali ardından şöyle diyor:

Azazel beni sık sık balık tutmaya götürürdü. Eh, kamp yaparken bayağı işe yaradı doğrusu.

Anladım. Azazel-sensei de balık tutma tecrübelerinden bahsetmişti.

…………

…………

Konuşmamızın hemen ardından sessiz bir an hüküm sürüyor. Bir yandan balık tutarken bir yandan da iletişim kurmak için doğru zamanı bulmaya çalışıyoruz.

Birkaç dakika sonra ilk konuşan kişi Vali oluyor.

Üst-Düzey Şeytan terfi törenin neredeyse geldi, değil mi?

Evet, yarından sonraki gün. Ha şöyle, Üst-Düzey terfi günü hızla yaklaşıyor. Bana bu haberi verdiklerinde bunun bu kadar çabuk gerçekleşeceğini hiç tahmin etmezdim…… Üst kademedekilerin bu işi bir an önce aradan çıkarmak istediklerini düşünmeden edemiyorum.

Terfi ettirdikten hemen sonra beni kullanmak isteyebilirler ya da başka bir görev için bir yerlere gönderebilirler. Veya belki de ikisi birden. Niyetlerini anlamanın hiçbir yolu yok.

Şey, Derecelendirme Oyunu’ndaki (Rating Game) hile skandalı ortaya çıkar çıkmaz üst kademedekilerin koltuklarını kaybettiğini duydum. Ajuka Beelzebub-sama da onların hatalarını sert bir şekilde kovuşturdu, işlenen suçları bir bir ortaya çıkarıp sorumluları yakalıyor. Bu olay yüzünden yetki sahibi pek çok kişi tahmin ettiğimizden çok daha hızlı bir şekilde konumunu kaybetti ve istifaya zorlandı. Dolayısıyla bu durumun siyaset dünyasını, iş dünyasını, insan dünyasını ve daha birçok departmanı derinden etkileyeceğine şüphe yok.

Her ne kadar doğacak etkiyi en aza indirmek için belirli çözümler çoktan hazırlanmış olsa da. Bu yüzden her alandan potansiyel vaat eden ve güvenilir Reenkarne Şeytanları farklı departmanlara atadılar; işleyişi ve yönetimi nasıl sağlayacaklarını onların sorumluluğuna bıraktılar.

Belli departmanlarda yeteneği olan ama eski Şeytan çağının morukları yüzünden oralara kapak atamayanlar nihayet gerçek potansiyellerini ortaya çıkarabilecek…… Ha.

Yetenekle donatılmış ama siyaset yüzünden uzman oldukları alanlarda çalışamayan Reenkarne Şeytanlar. İsimlerini listeleyip kayıtlara geçirenler Dört Büyük Şeytan’dı.

Büyük bir fırsat doğduğunda onları çalıştırmak amacıyla onlarca, hatta yüzlerce yıldır takipteydiler ve şimdi o Reenkarne Şeytanlar belirli departmanların başına getirildi.

Yeraltı Dünyası değişiyor. Hayır, değişmek zorunda.

Eğer onu değiştirecek kişiler bizlersek, bundan daha onur verici bir görev isteyemem.

Ve benim Üst-Düzey Şeytanlığa terfi etmem, o hedefe ulaşma yolundaki ilk adım olacak.

Ardından Vali’ye dönüp konuşuyorum.

Terfi töreni için okuldan bir gün izin alacağım. Herkese uyan tek gün o olduğu için elden bir şey gelmiyor. …… Yani, aslında acayip heyecanlıyım. Bir sürü kişinin geleceğini ve televizyon kameralarının da olacağını söylüyorlar. Bunların yaşandığına hâlâ inanamıyorum.

Üst-Düzey Şeytanlığa terfi edeceğim Yeraltı Dünyası dışında da duyuruldu, yani diğer güçler bile bunu biliyor. Yeraltı Dünyası’ndaki televizyon stüdyolarından Gremory kalesine her gün onlarca yayın ve röportaj talebi yağdığını duydum.

Daha önce hiçbir Üst-Düzey Şeytan terfisinin bu kadar dört gözle beklenmediğini söylediler, bu yüzden kendimi gerçeklik hissini tam kavrayamadığım bir masalın içindeymiş gibi hissediyorum.

Ancak Vali bana ciddi bir yüz ifadesiyle bakıyor.

Bu gayet doğal bir durum. Sen Yeraltı Dünyası’nı defalarca kurtarmış bir kahramansın. Sadece Yeraltı Dünyası’nın değil, diğer güçlerin de dikkatini üzerine çekmende şaşılacak bir şey yok. Heyecanlanacak bir şey de yok, tören göz açıp kapayıncaya kadar bitip gidecek zaten. Sonra da eline şuna benzer bir şey tutuşturacaklar.

Vali bunu söyledikten sonra oltasını bırakıp yanıma yaklaşıyor. Cebinden parşömen gibi sarılmış bir belge çıkarıp bana uzatıyor.

Şüpheyle o süslü püslü parşömeni açtığımda———üzerinde sert bakışlı bir Şeytan sembolünün kazındığını görüyorum ve tek bir cümleyle gözlerim fal taşı gibi açılıyor. Tam olarak şöyle yazıyor:

Seni, Vali Lucifer’ı, Üstün-Düzey Şeytan olarak atıyoruz.

!?

O kadar şaşırıyorum ki boğazımdan tek bir ses bile çıkmıyor, kalakalmış bir şekilde Vali’ye bakıyorum. Her zamanki o havalı duruşunu koruyor korumasına ama……

Harbi mi lan!? B-Bu adam ne ara Üstün-Düzey oldu be!?

O-Oğlum, ciddi misin sen!?

Şoktan ağzımdan sadece bu kelimeler dökülüveriyor!

Vali ise acı bir tebessümle açıklıyor.

Bir kez reddettim aslında ama bana bunun Azazel’in arzusu olduğunu söylediler. Ayrıca Yeraltı Dünyası’nda aktif olacaksam bununla birlikte birçok yetkinin de geleceğini belirttiler. Eh, ben de bunu gizlice kabul ettim işte. …… Fu, ben bile Ajuka Beelzebub’ın amacını tam olarak çözemiyorum.

Yani, eğer bu adam bir Şeytan olarak sahneye çıkacaksa Üstün-Düzey Şeytan konumunu kapması hiç de garip sayılmaz aslında……

Hah.

Durum o kadar komiğime gidiyor ki bir anda sesli bir kahkaha patlatıyorum.

Ah be abim. Nasıl desem? Ben nasıl Üst-Düzey Şeytan olacağım diye karalar bağlayıp düşünürken, dibimde bir anda pat diye Üstün-Düzey Şeytan olmuş bir adam duruyor ve bana kalkmış “tören göz açıp kapayıncaya kadar biter” diyor…… İşte bu durum bana o kadar trajikomik geldi ki kendimi tutamayıp gülmeye başladım.

Vali devam ediyor.

İnanması zor geliyor, değil mi? Bana da öyle geliyor. İşler böyle işte. Senin durumunda ise ayrı bir özel durum var. Şeytan olmanın üzerinden daha bir yıl bile geçmeden terfi alıyorsun. Yine de arka arkaya bir sürü anormalliğin tepene çöktüğü de bir gerçek. Şöyle kısa bir özet geçelim istersen.

Ardından Vali, son bir yılda etrafımda yaşanan olayları bir bir sıralamaya başlıyor.

Hyoudou Issei geçen bahar bir Şeytan oldu. Anında Düşmüş Meleklerle olan bir savaşın içine sürüklendi ve daha ilk yılı dolmadan Derecelendirme Oyunu (Rating Game) tecrübesi yaşadı. Derken hiç vakit kaybetmeden Excalibur olayına bulaştı, Düşmüş Meleklerin liderlerinden biriyle ve en sonunda Vali’nin kendisiyle karşılaştı. Üç Büyük Güç İttifakı’nın imzalanmasına yakından tanıklık etti, hatta Juggernaut Drive tecrübesinden sağ çıktı. Şeytan olarak reenkarne olmasının üzerinden altı ay geçmişti ki Kötü Tanrı Loki ve Fenrir’in saldırısına uğradı. Okul gezisi sırasında en güçlü Longinus’u kullanan adamla dövüştü. Yeraltı Dünyası Gençler Derecelendirme Oyunu’nu fethetti ve ardından Orta-Düzey Şeytanlığa terfi etti. Kahraman Kahraman Cephesi’yle olan belirleyici savaşta———canavar krizleri sırasında ölüm kalım tecrübesi yaşadı ve Ophis ile Great Red’in gücü sayesinde imkansız bir şekilde yeniden dirildi. Bu akışın içinde Jabberwock ve Cao Cao’yu mağlup etmeyi başardı. Tüm bu başarılardan bu yana daha bir yıl bile geçmedi. Gerçekten dehşet verici. Şaşkınlıktan sadece gülebileceğin türden olaylarla dolu bir yıl. Sonra Qlippoth’a karşı yapılan savaş geldi. Kötü Ejderha Grendel’in saldırısına uğradı ve Vampirler ülkesinin yıkılışına yakından tanık oldu. Agreas’ın kaçırılması sırasında oradaydı ve yıl bitmek üzereyken Qlippoth’un Cennet’e yaptığı saldırıda hazır bulundu. Yeni yıl başlar başlamaz Kilise’nin kılıç ustasından gelen meydan okumayı kabul etti…… Ve son olarak Rizevim’e karşı yapılan son savaşta onu yerle bir etmek için oradaydı, ardından Apophis’i devirdi ve şu an tam burada duruyor.

Vali’nin bu uzun açıklamasını dinlerken…… Geçen bir yılın aksiyonla nasıl dolup taştığını bir kez daha idrak ettim. Yoldaşlarımın, Vali’nin ve benim geçen bir yılda yaşadıklarımız kesinlikle sıra dışı şeylerdi.

Vali sözlerine devam ediyor.

Sadece tek bir yılda tarihi değiştirecek bu kadar çok olayın yaşandığı başka bir örnek daha bulamazsın. Sen, yoldaşların ve ben de dahil olmak üzere herkes inanılmaz bir çağda yaşıyor. Bu yüzden, buraya kadar hayatta kalmayı başardığımıza göre itibarımızın ve rütbemizin artmaya devam etmesi son derece doğal. Terfi almanın sebebi de bu işte…… Yine de Alt-Düzey ve Orta-Düzey Şeytan olarak neredeyse hiç vakit geçiremediğin için Üst-Düzey Şeytan olmaya zihnin ayak uyduramayıp afallamış olmana şaşırmam.

Evet ya, Alt-Düzey ve Orta-Düzey Şeytanlık sürelerimin toplamı bile bir yılı doldurmamışken Üst-Düzey Şeytan oluyorum, işte bu yüzden kafam bu kadar karmaakarışık.

Sonuçta Orta-Düzey bir Şeytan’ın normalde yapacağı hiçbir şeyi yapmadım, hatta Alt-Düzey bir Şeytan olarak üzerime düşen rolü düzgünce yerine getirip getirmediğimi bile sorguluyorum. …… Ama başkalarının değerlendirmeleri sonucunda Üst-Düzey Şeytanlığa terfi ettiğime göre, dışarıdan bakan insanların gözünde iyi iş çıkarıyor olmalıyım. Yani, en azından öyle olduğuna inanmak istiyorum.

Ama nasıl desem…… Vali’nin konuşma tarzına hafifçe gülüyorum.

Çünkü konuşma şekli tıpkı şey gibi———

…… Dediklerin tıpkı Azazel-sensei’nin ağzından çıkmış gibi hissettirdi.

Ben öyle deyince Vali gülümsüyor.

…… Öyle mi.

Ardından aramızda yine bir sessizlik hakim oluyor.

Bu arada.

Vali ile lafımız çakışıyor.

…… Önce sen söyle.

Ben üsteleyince Vali hiç tereddüt etmeden soruyor.

Katılacaksın, değil mi?

Derecelendirme Oyunu (Rating Game) turnuvasına mı? …… Hmm, kim bilir. Sen kesin katılacaksındır da———

Katılıyorum. Sen katılmasan bile. Bu bulunmaz bir fırsat. Ne de olsa kaydını çoktan yaptırmış birkaç Tanrı-seviye katılımcı var. Kimseye bela sarmadan resmi bir şekilde bir Tanrı’ya meydan okuyabilmek. Bir daha böyle bir fırsat ele geçmez. İlk Sun Wukong’un gözetmemi söylediği o çocukları yanıma alarak bir takım kuracağım.

Evet, Dünya Turnuvası’ndaki katılımcıların seviye yelpazesi çok geniş, bu yüzden bir Tanrı bile katılabiliyor. Yine de daha çok bir festival havası taşıyor gibi görünüyor, bu yüzden kurallar sıradan Derecelendirme Oyunları’na kıyasla epey değişmiş durumda.

Her şeyden önce, bir takımdaki maksimum kişi sayısı 16. Takım bir [Şah], bir [Vezir], ikişer [Kale], [Fil], [At] ve sekiz [Piyon] ile kurulacak. Buraya kadar her şey her zamanki gibi ama bundan sonrası farklı. Kendini [Şah] olarak kaydettirirsen, takım üyelerinin senin iblis soyundan (peerage) olması gerekmiyor. Hatta Şeytan olmaları bile şart değil. Basitçe söylemek gerekirse, iki farklı takıma birden kaydolmadığın sürece hiçbir sorun yok.

Bir Şeytan kendini [Şah] olarak kaydettirirse, takımında bir Melek bile yer alabilir, hatta bir insan bile olabilir. Takımını tamamen kendi zevkine göre kurabiliyorsun yani.

Ayrıca, bir [Fil] taşı kullanılarak Şeytan olarak reenkarne edilmiş biri olsa bile, turnuvada başka bir satranç taşı altında kaydolabiliyor. Bu gerçekten büyük bir değişiklik. Yani bu demektir ki, örneğin bir [Fil] olan Asia turnuvaya bir [At] olarak kaydolabilir.

Gerçi, Asia-chan’ı her halükarda ön saflara sürmek istemem ya, neyse.

Bu değişiklikler sayesinde her bir güçten pek çok kişi katılmaya ilgi gösterdi. Ve aralarında Tanrı-seviyesinde olanlar bile var.

Tanrılarla dövüşmek için yanıp tutuşan Vali için bundan daha çok arzulayacağı bir turnuva olamazdı. Üstelik kimse tarafından uyarılmadan, herkesin gözü önünde onlarla kapışabilecek.

Vali’nin kendisi de keyifle anlatmaya devam ediyor.

…… Yalan söylersem çarpılırım, acayip heyecanlıyım, tamam mı?

Eğleniyor gibi görünen bu adama bakarken aklıma bir şey takılıyor.

Derecelendirme Oyunu Dünya Turnuvası’nın temellerini atanlar Azazel-sensei, Sirzechs-sama ve diğerleriydi; perde arkasında uzun süredir bunun hazırlığını yapıyorlardı.

Belki de Azazel-sensei, Vali bir suçluya dönüşmeden Tanrılarla dövüşebilsin diye ona böyle bir sahne hazırlamıştı. Hatta aklımdan böyle şeyler bile geçmeye başlıyor.

Vali ardından dobrasal bir şekilde bana dönüyor.

Ve eğer turnuvada senin takımla da dövüşebilirsem, başka hiçbir şey istemem. Tahminimce Cao Cao, Sairaorg Bael ve Dulio Gesualdo gibi diğerleri de aynı şeyi düşünüyordur. O mülayim Ikuse Tobio’nun bile bir [Şah] olarak kaydolmayı planladığını duydum.

Bir Derecelendirme Oyunu’nda Vali, Cao Cao, Sairaorg-san, Dulio ve Ikuse ile kapışabileceğim yani…

Ama sonra Vali sakin bir edayla şunları da ekliyor.

…… Yine de senin de kendine göre durumların vardır elbet. Bedenin artık sadece sana ait değil sonuçta.

Başkalarının durumunu düşünebilen Vali’yi gördükçe içim bir hoş oluyor, duygulanıyorum.

Gerçekten değişmişsin ha. Kısa süre önce olsa bana ‘kesin katılacaksın’ derdin, değil mi?

Vali…… gerçekten değişti. Özellikle son zamanlarda çok daha sakinleşti…… O ‘yanıma yaklaşma’ aurası tamamen kaybolmuş gibi hissettiriyor.

Vali sadece kafasını yana yatırıyor.

…… Öyle mi yapmışım? …… Sanırım öyleydim. Ama seninle ilk karşılaştığımızdan bu yana sen de çok değiştin. Cinsel arzuların konusunda dürüst olan tarafın hiç değişmedi———ama şu an gözlerindeki bakış bana kadınlardan başka şeyler de istediğini söylüyor. Gülümseyen Vali’nin oltasına bir vuruş daha geliyor. Vali anında oltayı çekiyor. Muhtemelen günün en büyük avı olabilecek kocaman bir balık çıkarıyor sudan.

Ama görünüşe göre bugünkü balık tutma kapışmasını ben kazandım. Hyoudou Issei.

Bakılırsa Deniz Tanrısı bugün güçlerini Vali’ye bahşediyor.

Bir de senin şu tören meselesi var. Davetiye bana da ulaştı. Keyfim olursa gelirim.

Eh, şimdiden teşekkürler o zaman.

Ardından kafamı gökyüzüne doğru kaldırıyorum.

Vali’nin dediklerine o an net bir cevap veremedim…… ama tüm bu duyguların içimde kök salıp büyüdüğü de bir gerçekti———

Kendi takımımla Derecelendirme Oyunu Dünya Turnuvası’na katılmak———

High School DxD

High School DxD

ハイスクールD×D, 하이스쿨 DXD
Puan 8.6
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2008 Anadil: Japonca
Ben, Hyoudou Issei, lise 2. sınıf öğrencisiyim ve yaşım kız arkadaşım olmadığı yılların sayısına eşit. Ve benim gibi birinin kız arkadaşı var! Üzgünüm arkadaşlar, yetişkin olma yolunda sizden önce ben yürüyeceğim! - Böyle olması gerekiyordu, ama neden kız arkadaşım tarafından öldürüldüm!? Ben hala bir şey yapamadım! Bu dünyada hiç Tanrı yok mu!? Ve beni kurtaran kişi okulumdaki en güzel kız, Rias Gremory-senpai. Şok edici gerçeği ondan öğrendim. O bir Tanrı değil, bir Şeytan. "Bir Şeytan olarak yeniden doğdun! Benim için çalış!" Senpai'nin göğüslerinin ve ikramlarının cazibesine kapılarak reenkarne olmuş bir Şeytan olarak hayatım başladı. Yani "Okul Hayatı×Aşk Komedisi×Savaş Fantezisi" burada sadece agresif ve dünyevi arzularla başlıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla