High School DxD Cilt 16 – Bölüm 4 / Yaşam. 3 Gün Işığı Benimle Birlikte Olsun
Kısım 1
Konuk odasının içinde özel bir bariyer oluşturarak gizlice sohbet ediyoruz.
Büyü çemberi bu kadar büyük bir ölçekte etkinleştirildiğine göre, bu kalenin içi de dışı da savaş öncesi bir durumda. Yani darbe yanlısı grubun her an bu konuk odasına saldırması işten bile olmazdı.
— Carmilla grubuyla birlik olan hükümet yanlısı grup bu kaleye saldıracağına göre, insan güçlerinin çoğunu bu amaç için yoğunlaştıracaklarından eminim. Ama yine de tedbirli olmamız gerekiyor.
Sensei işte böyle söylüyor.
Sensei’nin dediği gibi, bizim tarafımıza doğru gelen hiçbir askerin varlığını hissetmiyorum.
Dışarıdan patlama ve çığlık sesleri duyulmaya başlamış olsa da. …… Bu, savaşın çoktan başladığı anlamına geliyor.
Sensei tek bir harita çıkarıp yere seriyor. El çizimi bir harita bu.
— Gizlice çizdiğim bir harita. Şuna bir bakın. Kalenin çok derinlerinde yer alan oldukça geniş bir alan var. Bodrum katı oldukça derin ama temel olarak dört ana kattan oluşuyor. Tepes fraksiyonu, Vampirlerle ilgili ana ritüellerini en alt katta gerçekleştirir ki orası tam bir ritüel alanıdır—. Madem o büyü çemberi bu kale merkez alınarak etkinleştirildi, o halde Kutsal Kâse’yi çıkarma ritüelini bu kalenin en alt katında gerçekleştirdiklerinden hiç şüphem yok.
— Kaos Tugayı da orada olacak, değil mi?
Xenovia bunu söylerken Sensei başıyla onaylıyor.
— Darbeye karışan üst düzey yöneticiler ve onların kraliyet muhafızları şu anda orada olmalı. Gideceğimiz yer de tam olarak orası.
Kiba ardından haritanın üzerine işaretler koymaya başlıyor.
— Son iki gündür bu kalede kalan askerlerin hareket alanını az çok kavradım. Ne olur ne olmaz diye, fazla askerle karşılaşmadan bodrum katına inebileceğimiz bir rota hazırlayabilirim sanırım. “Ne olur ne olmaz” dememin sebebi ise, şu an normal bir durumda olmadığımız için buradaki askerlerin düzeninin değiştiğinden emin olmam.
Ha, demek Kiba’nın burada olduğumuz süre boyunca konuk odasından zaman zaman kaybolmasının sebebi kaleyi keşfe çıkmasıymış. Tanrısal hıza sahip olan Kiba olduğu için askerlere yakalanmamış tabii.
— Her halükarda, istesek de istemesek de bodrum katında karşılaşacağımız kişiler güçlü düşmanlar olacak.
Kiba korkusuzca gülümsüyor.
İşler aynen böyle gelişecek. Burada Kutsal Kâse’yi çıkarma gibi önemli bir görevi yürüttüklerine göre, Marius ve çevresindeki önemli role sahip kişiler orada olacaktır…… o Kötü Ejderha ile birlikte.
Yani izleyeceğimiz yolda bir sürü güçlü düşman bizi bekliyor olacak. Eh, tam da Gremory grubunun her zaman karşılaştığı türden bir savaş gibi duruyor.
Derin bir iç çekip kafamı kaşıyorum.
Biz de kendimizi sürekli böyle durumların içinde buluyoruz ha.
Sensei elini kafama koyuyor.
— Eh, hepinizin bu kadar olağanüstü bir gelişim göstermesinin ve gelişiminize yakışır şekilde engelleri aşıp geçen bir güce ulaşmasının sebebi de bu zaten.
Sensei ardından hepimize bakarak konuşuyor.
— Planımız Kutsal Kâse’nin çıkarılmasını engellemek. Ağır bir şey söylüyor olabilirim ama en kötü senaryoda, Kutsal Kâse çıkarılmış olsa bile Marius’u yine de yakalayacağız. Marius dışındaki yüksek mevkideki diğer Vampirleri ise…… mümkün olduğunca canlı tutmaya çalışın. — Yani kısacası, teröristleri hiç acımadan ortadan kaldırabilirsiniz. Buna izin veriyorum. Eğer bir Kötü Ejderha’nın saldırısına uğrayıp tehlikeli bir duruma düşerseniz, Valerie ve Kutsal Kâse ile birlikte kaçmak da bir seçenektir. Onu yenmek için kendinizi zorlamayın. Sizden bir Kötü Ejderha’yı alt etmenizi isteyecek kadar ileri gitmeyeceğim.
Bu oldukça basit ve anlaşılır bir durum. Yani eğer bir Kötü Ejderha ortaya çıkarsa…… tehlikeli hissettiğimiz anda kaçabiliriz.
O Crom Cruach, ne pahasına olursa olsun savaşmak istemediğim biri. Ddraig bile beni onun hakkında uyarmıştı.
— V-Valerie’yi geri getireceğim!
Gasper ayağa kalkıyor ve neşeyle böyle haykırıyor.
Herkes bunu görünce yüzüne güzel bir gülümseme oturtuyor.
[Elbette!]
Sözlerimiz birbirine karışıyor! İşte böyle!
Hep birlikte ayağa kalkıyoruz ve büyük bir hevesle konuk odasından ayrılıyoruz—.
Bodrum katına doğru merdivenlerden aşağı iniyoruz.
Kiba’nın bizim için hazırladığı rota sayesinde pek fazla saldırıya uğramadık. Tahmin ettiğimiz gibi, askerlerin normalde beklemede olacağı yerler değişmiş. Buraya gelene kadar sadece iki kolay savaş atlattık.
Dışarıda devam eden savaşın güçlü gürültülerini duyabiliyoruz. Dışarıda yaşanan savaşlar nedeniyle kaleye ciddi hasarlar verilmiş, hatta saldırıları buraya kadar ulaşmış. Bodrum katının içine saldırılarının ulaşacağını pek sanmıyorum ama dışarıdaki savaştan kaynaklanan deprem benzeri sarsıntı burada bile yankılanıyor.
Bir süre merdivenlerden indikten sonra ulaştığımız ilk kata çıkıyoruz.
Açık bir alan. Burası biraz çıldırsak bile sorun olmayacak kadar büyük. Tavandaki aydınlatmalar sayesinde bu katın en uç noktasına kadar görebiliyoruz. Şeytan olduğumuz için karanlık yerlerin içini yine de görebilirdik tabii.
İşte orada, bir grup insanın gölgeleri dizilmiş duruyor. O kadar çok zırhlı Vampir askeri var ki, bu katın yarısını rahatlıkla doldurabilirler. Her birinin elinde bir silah var ve kırmızı gözleri o kadar yoğun parlıyor ki tehlikeli görünüyor.
Burada…… yüz kişiden fazla varlar. Bunlar eskiden insan olan Vampirler. Vampir olarak özellikleri safkanlara kıyasla zayıf olsa da, fiziksel yetenekleri sıradan bir insanın karşı duramayacağı kadar olağanüstü.
Sensei elinde bir ışık mızrağı oluştururken konuşuyor.
— Pekala, bunların icabına kim bakmak ister? Bu katın altında güçlü düşmanlar olacağı için burada gereksiz güç harcamak istemiyorum.
— Kutsal Kâse’ye ulaştığımızda yapacak bir işin olduğu için burada enerjini boşa harcaman bizim için sıkıntı olur, Azazel.
Akeno-san böyle söylüyor. Kesinlikle. Sensei ön cepheden çekilmiş biri olduğuna göre, grup savaşlarında arkamızda durup bize komuta etmesi daha iyi olabilir.
Xenovia, Durandal’ı omzunda taşıyor.
— Savaşımızın başlangıç sinyali olarak Durandal’ın aurasını burada salıvermek isterdim ama bunu yapmamam daha iyi olur, değil mi?
Rias başıyla onaylıyor.
— Evet, onu üst üste kullanamıyorsun, değil mi? Durum buysa, onu Kötü Ejderhalara karşı kullanmak daha iyi olur.
Gördün mü? İşte böyle. Xenovia da her zaman böyle düşünüyor zaten! Son zamanlarda Ex-Durandal’ı kullanmada ustalaştığını düşündüğüm anda yine böyle davranmaya başladı!
Irina ardından Xenovia’yı uyarıyor.
— Xenovia, kafanı biraz çalıştır. Teknikleri kullanabilir hale geldiğini sanıyordum ama yine kaba kuvvetle savaşmaya başladın!
Xenovia başını yana eğiyor.
— Elimde değil, Kiba yanımızda olduğu için karmaşık şeyler yapmama gerek olmadığını düşünmeden edemiyorum.
Kiba bunu duyunca derin bir iç çekiyor.
— …… Hayır, kendimi tekrar edeceğim ama bu mantığın yanlış, Xenovia…… Eve dönünce bir toplantı yapalım…… Ah.
…… Onunla aynı Gremory [At]’ı olan Kiba’nın haline üzülmekten başka bir şey yapamıyorum……
Irina, Xenovia adına Kiba’dan özür diliyor.
— Özür dilerim, Kiba-kun. Xenovia uzun zamandır böyle. Sayıca eksiksek boşluğu doldurmak için öne çıkar ama yeterince adamımız olduğunu anladığı anda aniden yerini terk eder.
Kiba şimdi anlamış gibi başıyla onaylıyor.
— Evet, ilk başta sakin biri olduğunu düşünmüştüm ama günler geçtikçe onu öyle biri olarak görmeyi bıraktım……
Xenovia’nın alnında öfke belirtileri belirirken hoşnutsuz bir yüz ifadesi takınıyor.
— Çok kabasınız be! Böyle göründüğüme bakmayın, ben her gün kafamı çalıştırıyorum!
Hiç de inandırıcı değil ama! Onunla ilk karşılaştığımızda söyleseydi belki yutardık ama şu an hiç inandırıcı gelmiyor!
Rias elini alnına koyarak konuşuyor.
— …… Pekala, bu durum hakkında ne yapmalıyız peki? Belki de buradaki herkesin onlarla ilgilenmesi en mantıklısıdır.
Derken iki kişi öne doğru bir adım atıyor.
— ………… Bu sorun teşkil etmez.
— Yani o zaman onlarla bizim ilgilenmemiz gerekiyor. Rugal-san ve Bennia bu!
— Bennia!
Rugal-san! Sadece ikiniz olursanız biraz zorlanmaz mısınız? Böyle endişelerim var— ama Bennia başka bir boyuttan eline boyundan bile büyük bir tırpan getiriyor.
— Sonuçta işimizi yapmayacaksak bizi buraya getirmenizin bir anlamı kalmazdı değil mi~
Ses tonu pek de ciddi görünmezken böyle söylüyor— ve küçük Azrail kızı öne doğru fırlıyor!
Onlara doğru koşmak yerine, Vampir grubuna doğru kayarak ilerliyor! Bu, muazzam hızı sayesinde arkasında gölgeler bırakarak savaşan bir Azrail’e özgü özel bir yetenek.
— İşte Azrail kız geliyor.
Hafif bir edayla konuşurken, kendisinin birçok kopyasını oluşturuyor ve askerlerle oynamaya başlıyor! Askerler kılıçlarını karşılarındaki rakibe nişan bile alamıyorlar! Kılıçlarını savursalar bile sadece onun kopyasını kesiyorlar; bu yüzden ona hiçbir şekilde zarar veremiyorlar.
Kiba, Bennia’nın hareketlerini görünce hayranlıktan iç çekiyor.
— …… Gözlerinle onun gölgesini yakalayabiliyorsun ama bu onun inanılmaz hızından dolayı oluşan bir şey. Denedeniz bile onu öyle kolay kolay yakalayamayacağınız bir hareket tarzı.
Yani bu, Kiba’nın inanılmaz hızı yüzünden arkasında gölge bıraktığı zamanki özellikle aynı anlam geliyor.
Onu gözlerinle takip edebiliyorsun. —Ama gölgeyi yok ederek kör bir nokta oluşturabildiği için ona doğrudan vurmanız imkansız olan bir şey.
Başka bir deyle, Kiba ile aynı numarayı yapabiliyor. …… Kiba bir Azrail’e benzer hareketler yapabildiği için mi muazzam, yoksa Bennia güçlü bir savaşçı olan Kiba ile benzer bir hıza sahip olduğu için mi muazzam? İkisinin de muazzam olduğu sonucuna da varabilirim tabii……
— Öleceksiniz…… Tırpanımı gören herkes ölecek.
Bennia tırpanıyla askerleri biçiyor. Ancak askerlerde yaralanma belirtisi yok. Yine de Bennia’nın tırpanıyla biçilenler istisnasız yere yığılıyor.
Askerler sanki ruhları çekilip alınmış gibi hareket etmeyi bırakıyorlar.
Sensei konuşuyor.
— İşte o Ölüm Tırpanı. O tırpanla kesilenler harici bir yara almazlar, bunun yerine ruhları kesilir. Ruhunuza verilen hasarın miktarı kişinin gücüne bağlıdır…… Kutsal Kâse ile güçlendirilmiş Vampir askerlerini tek bir darbeyle yere serebilmesi, Bennia’nın potansiyelinin hafife alınmayacak bir şey olduğunu gösteriyor.
Biz de o tırpanla saldırıya uğramıştık. Evet, Yeraltı Dünyası’nda Kahraman Fraksiyonu tarafından saldırıya uğradığımız zamandı. Hades tarafından gönderilen bir grup Azrail ile savaşmıştık.
En azından Orta Düzey bir Şeytan’ın ötesinde bir güce sahip. Sınavdan sonra savaştığımız o Azraillerden kesinlikle daha iyi hareket ediyor.
Benim dürüst düşüncem bu. Hareketleri o zaman savaştığımız orta düzey Azraillerden açıkça daha hızlı ve darbeleri de oldukça keskin.
Ölüler diyarındaki ünlü bir Azrail’in kızından da başka bir şey beklenmezdi zaten. Kiba derin bir hayranlık duyuyor.
— Bir [At] olduğu için hızı daha da artmış. Kendi doğasıyla çok iyi bir uyum yakalamış. Xenovia, ona iyi baktığından emin ol, tamam mı?
— …… Bu bir laf sokma mı?
Xenovia gözlerini yarıya kadar kapatıyor. Yok canım, Xenovia’nın hareketleri de hızlı. Ama hız konusunda Bennia ondan üstün. Güç konusunda ise Xenovia’nın ezici bir galibiyeti var tabii.
Azrail kız rakiplerini tek tek biçerken, Rugal-san ceketini çıkarıp yere bırakıyor. İyi eğitilmiş vücudu gömleğinin üstünden bile rahatça görülebiliyor.
— ………… İşte geliyorum.
Bunu mırıldandıktan sonra, vücudunun çeşitli yerleri seğirmeye ve büyümeye başlıyor!
Gömleği kaslanan vücudunun değişimine dayanamıyor ve sesler çıkararak yırtılmaya başlıyor.
Rugal-san’ın ağzından sivri dişler çıkıyor ve canavarımsı bir ağız dışarı doğru uzuyor! Tırnakları sivrileşiyor ve tüm vücudundan gri renkli kürkler çıkıyor!
Oooooooooooooooooooooooo……!
Bodrum katında yankılanan bir canavar uluması—.
Tıpkı bir kurdun ulumasına benziyor! Şekli bile insansı bir kurt formunu alıyor!
Evet, gözlerimizin önünde beliren şey—insandan dönüşmüş gri kürklü bir canavar adam! Rugal-san bir Kurt Adam mı yani!?
Henüz dönüşmüş olan Rugal-san boynunu esnetmeye başlıyor.
— Ben de Sitri’den biri olarak savaşacağım.
Rugal-san’ın kendilerine karşı pozisyon aldığını gören Vampir askerleri arasında bir panik yaşanıyor!
— Bir Kurt Adam mı!?
— Ku! Demek bir Şeytan olarak reenkarne olmuş bir Kurt Adam vardı!
Şok ve nefret dolu bakışlarına tanık olmaktan kendimi alamıyorum.
Rias ardından kafası karışmış olan bana bunu açıklıyor.
— Vampirler ve Kurt Adamlar antik çağlardan beri savaş halinde oldukları için, ikisi de birbirini en büyük düşmanı olarak görür.
Anladım. Carmilla bölgesindeyken Carmilla fraksiyonundan Vampirlerin Rugal-san’a iyimser bakmamalarının sebebi onun bir Kurt Adam olduğunu bilmeleriymiş demek ki.
— Vampirlerle savaşmaya oldukça alışkınımdır. Bu yüzden merhamet göstermeyeceğim.
Bunu söyleyen Rugal-san öne fırlıyor ve askerleri sanki sıradan bir kağıt parçasıymış gibi parçalamaya başlıyor! Bunu daha önce duymuştum, Kurt Adamlar canavar adamlar arasında üst sınıfta yer alırlar.
— Lanet olsun sana!
Askerler ona kılıçlar ve mızraklarla saldırsa da—belki en başından beri dayanıklı olmasından ya da bir [Kale] olarak dayanıklılığının artmasından dolayı, üzerinde tek bir çizik bile açamıyorlar. Aksine kılıçları paramparça oluyor.
— Rugal abi sıradan bir Kurt Adam değil.
Bennia bir yandan saldırırken bir yandan da bunu söylüyor.
Derken Rugal-san’ın her iki kolunda da dövmeler belirmeye başlıyor! Büyü formüllerinin aynısı olan işaretler bunlar. Rugal-san’ın elinde bir ateş oluştuktan sonra, yumruğunu dosdoğru hedefine çakıyor!
Alevli bir yumruk! Vampir askerlerinin tüm vücutları alev alıp yanmaya başlıyor. O kadar sıcak ki giydikleri zırhları bile eritiyor! Bunun oldukça güçlü bir büyü ateşi olduğunu görebiliyorum!
— Yani büyü de kullanabiliyor!
Bennia şok içindeki bana sesleniyor.
— Temelde kendisi ünlü bir cadı ile gri kürküyle nam salmış bir Kurt Adam’ın birleşiminden doğmuş, hileli bir melez kurt-adam.
Bu da ne böyle yahu!? Yani hem saldırıda hem savunmada usta olan, üstüne üstlük bir de büyüde döktüren bir Kurt Adam mı!?
— …… Sona gerçekten de inanılmaz birini [Kale]’si yapmış.
Rias da Rugal-san’ın bu özelliklerine şaşırmış gibi görünüyor! Saldırıya kendisinden önce başlayan Bennia’dan sonra harekete geçmiş olmasına rağmen, şimdiden ondan daha fazla askeri etkisiz hale getirdi bile!
Bir [Kale] olmanın getirdiği o muazzam gücü ve savunmayı, büyüsüyle daha da yukarılara taşıyor! Düşmanların saldırıları karşısında kılını bile kıpırdatmıyor, bu yüzden vücudunda tek bir çizik dahi yok!
Hareketleri de tam bir kurda yakışır şekilde hızlı ve çevik. Saldırmadığı rakipleri bile—arkadan onu destekleyen Bennia tarafından geride kimse kalmayacak şekilde avlanıyor!
Sitri grubunun bu iki yeni yüzü, şimdiden ne kadar güvenilir savaş yeteneklerine sahip olduklarını kanıtlıyorlar! Sona-kaichou’nun bu Vampir diyarında son derece faydalı olacaklarını söylemesine şaşmamalı!
Derken arkamızdan, yüzeye doğru çıkan merdivenlerden gelen ayak sesleri duyuluyor. Diğerleri de bunun farkına varıyor. Uğursuz bir aura. Büyük ihtimalle düşman takviye birlikleri!
— Siz devam edin, Gremory grubu. Bennia ve ben burayı hallederiz.
Rugal-san düşmanları parçalarken bir yandan da bunu söylüyor.
— Burayı gerçekten size emanet edebilir miyiz?
Bennia tırpanını savururken Rias’ın sorusuna yanıt veriyor.
— Buraya gönderilme sebebimiz de tam olarak buydu zaten. Biz iki yeni üyenin gücünü göstermek ve ana kuvvet olan sizlere zaman kazandırmak bizim görevimiz.
— Muhtemelen bir Şeytan olarak savaşmaya hemen alışmamızı istiyordur. Efendimiz oldukça disiplinlidir.
Bunu söyleseniz de ne kadar güvenilir saldırılar sergiliyorsunuz öyle! Durum böyleyse, gelen düşman takviyelerini de onlara bırakabiliriz demektir.
Birbirimize başımızla onay verip, onların savaşının ortasından geçerek savaş alanını hızla katediyoruz!
Sonunda bodrum katına inen merdivenlere ulaşıyoruz! Rias arkasını dönerek sesleniyor.
— Burayı ikinize emanet ediyoruz, Bennia, Rugal!
Bennia ve Rugal-san bize başparmaklarıyla onay işareti veriyorlar.
Burası size emanet, Sitri’nin yeni yüzleri!
Ardından aceleyle merdivenlerden aşağı koşuyoruz—.
Merdivenlerden aşağı inereken Xenovia mırıldanıyor.
— …… Sitri grubunun savaş gücündeki artış gerçekten muazzam. Onlarla tekrar bir oyun oynayacak olsak işimiz daha da zorlaşmaz mı?
Sensei araya giriyor.
— Oyundaki genel denge açısından Sona’nın tarafı zaten bu grubun üstünde. Sadece kaba kuvvete odaklanırsan, gelecekteki oyunlarında çok zorlanırsın, Rias.
Rias derin bir nefes veriyor.
— Bunun farkındayım. Sona’yı bir kez olsun hafife almadım.
Haklı. Sona-kaichou’yu asla hafife alamayız. Geçen gün büyücü grubuna karşı yapılan savaşta hem Sitri grubunu hem de Gremory grubunu aynı anda nasıl yönetebildiğini bize göstermişti zaten.
Merdivenlerden aşağı indikçe yine geniş bir alana çıkıyoruz.
Kalenin bodrumunda en derindeki kat da dahil olmak üzere toplam dört geniş kat bulunuyor. Burası ise ikinci kat.
Karşımızda dikilenler ise—.
— Geldiler işte. Tam da Kral’ın dediği gibi.
— Evet, şu meşhur Gremory grubu.
Güçlendirilmiş bizler için biçilmiş kaftan rakipler olacaklar.
Vampirler, bir önceki katta karşılaştığımız askerlerin çok daha üzerinde olduklarını hissettiren bir atmosfer yayıyorlar. Asker zırhları yerine sivil kıyafetler giymişler ama vücutlarından saçılan baskı diğer askerlerle kıyaslanamaz bile.
— Darbe yanlısı grubun üst düzey yöneticilerinin doğrudan emrindeki adamlar olmalılar. Safkan değiller ama Vampir özelliklerini güçlü bir şekilde taşıyan savaşçılar.
Sensei kendi kendine mırıldanıyor.
Demek sıradaki rakiplerimiz güçlendirilmiş savaşçılar ha. Şimdi, bunların icabına kim bakacak bakalım?
— Ne olursa olsun, Denge Bozan (Balance Breaker).
Zırhımı hemen üzerime geçiriyorum. Bunu giymek için gayet uygun bir zaman bence de. Ne de olsa merdivenlerden aşağı indikçe tehlike daha da artıyor.
— Ee, ne yapıyoruz? Aha, Kiba.
Kiba’ya bir teklifte bulunuyorum.
— Birlikte saldırmaya ne dersin?
Kiba korkusuzca gülümsüyor.
— Senden gelen bir daveti geri çevirmeme imkan yok. Pekala, Kızıl Ejder İmparatoru ve kutsal-şeytani kılıç birlikte bir dans etsin bakalım.
Harika, bu işi erkek ikilisi olarak halledelim.
Tam öne doğru bir adım atacakken olanlar oluyor.
— İlk hamleyi—
— biz yapıyoruz!
Yanımızdan rüzgar gibi geçenler— Xenovia ve Irina ikilisi! İlk saldıranlar Kilise tarafının savaşçı ikilisi oluyor!
Düşmanlarla aradaki mesafeyi kapattıktan sonra, kutsal kılıçlarını ve seri üretim kutsal-şeytani kılıcı kullanarak karmaşık saldırılarla onları biçmeye başlıyorlar!
— Ku! Bir kutsal kılıç mı!
Az önce feryat eden Vampir vücudunu sise dönüştürerek ilk darbeden kaçınıyor. Ama Xenovia ve Irina’nın saldırısı burada bitmiyor, kılıçlarından kutsal bir aura saçılmaya devam ediyor!
Arka safta yer alan erkek Vampir ise vücudunu bir yarasa sürüsüne dönüştürerek auradan kıl payı kurtuluyor.
— Uzun biçim!
Xenovia, Durandal’ın namlusunu bir kırbaca dönüştürüp ikinci bir darbe indirerek yanındaki Vampiri biçiyor.
— Nuwah!
O Vampir bundan kaçamıyor ve darbeyi yiyor…… ama kutsal kılıçtan pek de öyle fazla bir hasar almıyor.
Normalde Vampirler de tıpkı Şeytanlar gibi kutsal saldırılara karşı zayıftır. Buradan o kadar kritik bir hasar almadığına göre, Kutsal Kâse sayesinde bu zayıflıklarını aşmışlar demek oluyor.
Xenovia ve Irina iç çekiyor.
— Hmm, kılıçlarımızı hafifçe savurmuş olsak bile Durandal’ın Vampirler üzerinde düzgün işe yaramamış olması hiç hoşuma gitmedi.
— Ama yenemeyeceğimiz rakipler değiller. Sürekli saldırırsak kesinlikle kazanabiliriz. …… Sorun şu ki o kadar fazla zaman kaybedemeyiz.
Evet, şu an anladığımız şey, güçlendirilmiş Vampirler olsalar bile bizim için büyük bir tehdit oluşturmadıkları. Yalnız, Kutsal Kâse ile güçlendirildikleri için baş etmesi can sıkıcı rakipler olacaklarına şüphe yok. Bodrum katında dar bir alana tıkılıp kaldığımızı ve enerjimizi boşa harcayamayacağımız bir durumda olduğumuzu da hesaba katarsak, gösterişli saldırılardan kaçınıp bunun yerine basit hamlelerle saldırmamız gerekiyor.
— Geride kalıp savaşmam da bir seçenek…… ama alt kattaki muhtemelen—
Kiba yere doğru bakıyor— ve sanki katın çok daha derinlerini görmeye çalışıyor gibi bir hali var.
Evet, alt katta bizi bekleyen şey büyük ihtimalle o Kötü Ejderha. Crom Cruach ya da Rizevim’in yanında sürekli duran Ophis’in diğer yarısı Lilith olma ihtimali de var.
Eğer o ikisiyle savaşmamız gerekirse, Kiba yanımızda olmazsa başımız belaya girer. …… Crom Cruach’u yenip yenemeyeceğimizi bile bilmiyoruz, ya da Ophis’in diğer yarısı da mı alt katta……
Burada gereksiz yere güç harcamak istemeyiz. —Ama tam karşımızda duran birkaç can sıkıcı rakip var.
Peki şimdi, elimizde nasıl bir seçenek var? Biz en iyi seçeneği düşünürken, Koneko-chan öne doğru bir adım atıyor.
— …… Lütfen burayı bana bırakın.
Bunu söyleyerek gözlerini kapatıyor ve derin bir nefes alıyor.
— …… Nee-sama’nın bana öğrettiği şey burada işe yarayacak gibi görünüyor.
Derken Koneko-chan’ın vücudunun etrafında hafif beyaz bir ışık belirmeye başlıyor.
Bu ışık Koneko-chan’ın küçük vücudunu sarmalamaya başlıyor ve o da buna karşılık veriyormuşçasına touki’sini salıveriyor.
Koneko-chan’ın vücudunu touki sarıyor ve bedeninden ışık saçıyor. Işık giderek devasa bir hal alıyor ve büyüyor. Işık bir şekle bürünmeye başlıyor.
…… Işık dindiğinde ortaya çıkan şey ise…… Kuroka’ya benzeyen bir Onee-san!
Beyaz bir kimono giyiyor, kedi kulakları var ve arkasından iki kedi kuyruğu çıkmış!
O Onee-san konuşuyor.
— Yakındaki doğal ki’yi toplayarak, bunu touki’m ile senkronize ettim ve kendimi zorla büyüttüm.
Cidden mi!? B-Bu Koneko-chan’ın sesiiiii!
Rias, şaşkınlıktan dili tutulmuş olan bana açıklıyor.
— Bu, Koneko’nun dışarıdaki ki’yi vücuduna alarak geçici olarak büyümesini sağlayan ve nekomata gücünü kendi özgür iradesiyle kullanabilmesine imkan tanıyan bir senjutsu tekniği. — Koneko buna Shirone-modu dendiğini söyledi.
Demek senjutsu kullanarak kendisini zorla olgun bir kadına dönüştürdü! Ve buna Shirone-modu deniyor!
D-Daha da önemlisi! Çok büyükler! Göğüsleri kocaman!
Göğüsleri o kadar olgunlaşmış ki kimonosunun üstünden bile belli oluyor! Neredeyse Kuroka’nınkilerle aynı boyutta! Ah, demek Koneko-chan olgunlaştığında böyle harika bir güzele dönüşecek!
Shirone-modundaki Koneko-chan tıpkı bir hayalet gibi hiç ses çıkarmadan öne doğru ilerliyor.
Sağ elini yana doğru savurduğunda, orada beliren şey— büyük bir çark oluyor.
Çark beyaz alevlerle kaplı.
— Kasha. Bu bir nekomatanın yeteneklerinden biridir.
Kasha! En azından o ismi biliyorum! Sensei ardından konuşuyor.
— Kasha, ölüleri öteki dünyaya çeken bir youkaidir ve nekomatanın diğer formu olarak adlandırılır. Ölümden uyanıp Vampir’e dönüşen bu kişiler için o alev, tekniğin özelliği gereği ölümcül bir darbe olacaktır. Sorun şu ki, zayıflıklarını kaybetmiş olan bu kişilerin üzerinde işe yarayıp yaramayacağı……
Koneko-chan havada birçok kasha belirtiyor ve bunları önünde duran Vampir savaşçılarına doğru fırlatıyor!
Kasha havada çok hızlı dönüyor ve doğrudan onlara doğru uçuyor!
— Böyle bir saldırı hiç görmemiştim ama bu kadarlık bir şey—
Saldırısını korkusuzca hafife alıyor—. Kasha’dan kaçsa bile, alev çarkı havada yön değiştirerek en sonunda Vampir’i yakalıyor!
— U-Uwaaaaaaaaaah!
Vampir ızdırap içinde çığlık atarak küllere dönüşüyor! Oha, tek atışta işini bitirdi!
Rakipleri bunu görünce şoka giriyor.
— N-Neden!? Neden yandı!? Ateşin üzerimizde işe yaramayacağı bir beden kazanmış olmamız gerekiyordu!
Zayıflıklarını aştıklarını sandıktan sonra birdenbire küle dönüşürlerse şaşırmaları çok doğal tabii.
Koneko-chan acımasızca söylüyor.
— Nafile. O ateş, ölü olanı yakıp bitirene kadar sönmeyecek. İçine aldığı doğal ki’yi senjutsu’mu kullanarak bir arınma gücüne dönüştürdüm. Mesele zayıflık meselesi değil. Varoluşunuzun sebebini ve ilkesini değiştirmediğiniz sürece, o ateş hepinizi yakmaya devam edecek.
—Arınma gücü.
Demek Koneko-chan, Kuroka ile yaptığı antrenmanlarla böyle bir yetenek kazandı!
Sensei başıyla onaylıyor.
— …… Temelde Saji’nin lanetli alevinin tam tersi. Onun alevleri olumsuz güçle sizi sonsuza kadar lanetlerken, seninki olumlu güçle sizi arındırıyor ve yok ediyor.
Arındırma gücü! Hmm, sapıkça şeylere karşı sert olan Koneko-chan’a tam oturan bir yetenek!
— O zaman sadece saldırmamız yeterli!
Kaçmaktan vazgeçen Vampirlerden biri doğrudan Koneko-chan’a saldırmaya çalışıyor!
Ama yumruğu Koneko-chan’a dokunduğu anda, o Vampir anında küle dönüşüyor!
— …… Şu anda arınmanın ta kendisiyim. Bana dokunduğun anda yok olacağını biliyorsun, değil mi?]
Sadece ona dokunarak yok olmak mı! Arınma gücü olduğu için bu kadarı da cidden akılalmaz!
Ş-Şey……
Tükürüğümü yutkunurken Sensei bana dönüp konuşuyor.
Sen bile ona dokunmamalısın, biliyorsun değil mi Şeytan? Sen de arınırsın. Bu güç, kötü niyet besleyenler üzerinde fazlasıyla etkili. Muhtemelen Kötü Ejderhalar üzerinde de işe yarayacaktır. Tabii bunun ne kadar etkili olacağı Koneko’nun bunu ne kadar iyi kullanabildiğine bağlı…… Ama görünüşe göre bu güçlendirilmiş Vampirlerin ona karşı yapabileceği hiçbir şey yok.
Evet, tam da Sensei’in dediği gibi, Koneko-chan’ın kontrol ettiği birden fazla kasha düşmanların her birini teker teker ortadan kaldırmaya başlıyor.
Laneeeeeet olsuuuuuun!
Ayakta kalan sonuncu Vampir de çığlıklar atarak küle dönüşüyor ve yok oluyor.
Koneko-chan tek başına bütün Vampir savaşçılarının icabına baktı!
Hepsini hallettiğinden emin olduktan sonra Koneko-chan derin bir nefes veriyor. Ne kadar yorulduğunu hissedebiliyorum.
Harikaydın Koneko-chan! Ah, ama sana öyle kafama göre dokunamıyorum bile……
Hızla yanına koşsam da, etrafına beyaz bir ışık yayan Koneko-chan’a dokunamıyorum.
Koneko-chan ise vücudunu kıvırarak kızarmış bir yüzle konuşuyor.
[…… Isei-senpai. …… Artık büyüdüm.]
C-Cidden de…… Büyümüşsün.
Boyunun uzadığı kesin ama özellikle de göğüsleri inanılmaz derecede büyümüş! Uooo, demek Koneko-chan gelecekte böyle muazzam bir vücuda sahip muhteşem bir güzele dönüşecek! Ulan, buna hayran kalmamak, dört gözle beklememek elde değil ki!
[…… Bu formu çok uzun süre koruyamam ama bir gün kesinlikle böyle olacağım ve senin gelinin olacağım—]
Cümlenin burasına kadar geldikten sonra etrafındaki ışık kayboluyor ve her zamanki loli haline geri dönüyor. İçindeki bütün enerji çekilmişçesine bir anda yere yığılıyor.
…… Fue.
Rias, Koneko-chan daha yere çakılmadan onu kucağına alıyor.
Aferin sana, Koneko.
Rias onun başını okşuyor.
Yine de cidden muazzam bir gelişmeydi Koneko-chan. Bir de arınma gücü ha. Sıkı çalışırsa Kötü Ejderhalara bile zarar verebilir gibi duruyor.
Bu formu kullandığı ilk dövüştü. Bütün dayanıklılığını tüketmiş olmalı.
Sensei durum analizini yapıyor.
Ama onun sayesinde bu bölgeden kolayca geçebileceğiz gibi görünüyor.
Koneko-chan’ı kucağımızda taşıyarak merdivenlerden aşağı iniyoruz.
Bölüm 2
!
Alt kata ulaşmadan hemen önce onun varlığını sezimliyorum.
…… Aşağıdan çok tanıdık bir aura geliyor.
Kötücül aura dalgası. Öyle ağır ki sanki tenime yapışıyormuş gibi hissettiriyor.
Bodrumun üçüncü katına giden kapıyı açtığımızda, mekanda gürültülü bir kahkaha yankılanıyor.
[Guhahahahahaha! Görüşmeyeli çok olmadı, Ddraig-chaaaaaan!]
Siyah pullar ve gümüş rengi gözler. Bu devasa bir Ejderha!
Grendel!
Evet, bu katta duran kişi büyücülerin saldırısı sırasında dövüştüğümüz Kötü Ejderha!
[Doğru bildiniz, hepinizi katletmek için sabırsızlanan Grendel-sama geldi!]
Eskisinden hiç farkı olmayan o kötü niyet dalgasını üzerimize salıyor.
[Biraz eğlenebileceğimi söyledikleri için geçen sefer yarım kalan işimizi bitirmeye geldim! *
…… Tuttuk, bir daha asla görmek istemediğim bir herifle karşılaştık iyi mi!
Rakibim bu herif olduğu sürece bu zırhta kalmanın hiçbir anlamı yok. Terfi kullanmaktan başka çarem yok!
Issei, henüz Gerçek [Vezir] moduna terfi edemezsin.
Tam sözleri söylemek üzereyken Rias beni durduruyor.
Ama Başkan! Ne kadar güçlü olduğunu gayet iyi biliyorum! O formu kullanmadan ona karşı kafa kafaya dövüşmeme imkan yok!
Gücünü saklamalısın, daha sonra karşımıza çıkabilecek olan Crom Cruach veya Rizevim Livan Lucifer için sakla. …… Onunla takım olarak dövüşmekten başka çaremiz yok.
…… Bu herifin ortaya çıkması hesaplarımın tamamen dışındaydı. Yani Marius tarafındaki Vampirlerin Kaos Tugayı ile bağlantılı olabileceğini tahmin ediyordum ama Crom Cruach ve Lilith’in üzerimde bıraktığı etki çok güçlü olduğu için bu herifin buraya geleceği hiç aklıma gelmemişti!
Yok be, belki de tahmin etmeliydim. Bu herif varoluş gayesi sadece dövüşmek olan kaçık bir Ejderha. Bu yüzden savaş alanına dönecek yerlerde bitmesi hiç de garip değil.
Rias gözleriyle herkese işaret veriyor.
…… Onunla takım olarak dövüşmemiz gerektiğini söylüyor olmalı. Evet, ona hep birlikte saldırmalıyız. Yoksa hayatta kazanamayız!
[JET!]
Önden fırlayan ilk kişi ben oluyorum. Ejderha kanatlarımı açarak muazzam bir hızla ona doğru atılıyorum.
[Ooo, ooo, ooo! Bak bu işte! Böyle doğrudan üzerime gelmen beni acayip mutlu ediyor!]
Grendel keyifle kahkaha atıyor.
Benim hızıma yetişip yanımda hizalanan biri var. Bu Kiba. Yanında birden fazla ejderha süvarisi beliriyor. Süvarilerin tuttuğu şeyler, Kiba’nın Siegfried’dan aldığı iblis kılıçları!
Kiba sağ elini başka bir boyuta uzatıp içinden ölümcül bir ejderha katili olan o kılıcı çıkarıyor.
İblis İmparator Kılıcı Gram!
En güçlü ejderha katili olarak anılan o kılıç! Benim Ascalon bu herife pek etki etmemişti ama Gram olursa ne olacak bakalım?
Xenovia ve Irina da sanki bizi takip edercesine arkamızdan geliyor.
Dördümüz birden aynı anda saldırıya geçiyoruz!
Haaaaaa!
Toryaaaaaa!
Xenovia ile Irina sırasıyla Durandal ve seri üretim kutsal-şeytani kılıçlarıyla güçlü birer darbe indiriyorlar ama—.
[Çok hafif!]
Grendel’ın bedeninde sadece ufacık bir çizik açabiliyorlar!
…… Demek ki Durandal’ın o muazzam aurasını kullanmadıkça ona zarar veremeyeceğim……!
Saldırısı işe yaramadığı için Xenovia hırsla dişlerini gıcırdatıyor.
Hayır, Xenovia’nın saldırısında bir sorun yok! Bu Grendel denen herifin savunması akılalmaz derecede yüksek! Hatta şu an bile—
Oryah!
[GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR!!]
Yüzünün ortasına yumruğu basıyorum ama gıkı bile çıkmıyor. Normal Denge Bozan ile bu iş olmayacak!
Haaaa!
Irina havadayken beyaz kanatlarını açıp elinde devasa bir ışık kütlesi oluşturuyor. Ardından onu doğrudan fırlatıyor. Işık seli Grendel’a çarpıyor—.
[Guhahahahahaha! Anca derimi biraz yaktın!]
Derisinin birazcık yanması dışında sadece önemsiz bir hasar alıyor.
Bayağı güçlü bir saldırıydı ama karşıdaki herif bu olunca anca bu kadar etki ediyor işte!
Onun kör noktasını bulan Kiba, Gram’ı savuruyor!
Bunu al bakalım!
Kötücül aura dalgasıyla kaplanmış kılıcı doğrudan Grendel’a doğru biçiyor! Kiba’nın emrini takip eden ejderha süvarileri de ellerindeki iblis kılıçlarıyla onunla aynı anda saldırıyor!
Süvarilerin iblis kılıçları Kötü Ejderha’nın bedenini kesip geçerken, Kiba da Grendel’ı tam karşıdan omzundan böğrüne kadar yarıyor—.
Fakat yine de kritik sayılabilecek tek bir yara bile açılmıyor. Bedeninden dumanlarla birlikte mavi kan fışkırıyor ama Grendel sadece küstahça gülmeye devam ediyor.
! Gram ile bile sadece bu kadarcık mı hasar alıyor yani!?
Burada en çok şoka giren kişi Kiba oluyor.
Grendel bunu görünce iğrenç bir kahkaha patlatıyor.
[Guhahahahahahahaha! Bu acıttı bak! Bayağı iyisin kılıççı velet!]
…… Bu kötü oldu, tam kapasite kullanamıyor olsam da bir ejderha katili olan Gram bile ona anca bu kadar zarar verebildi.
Kiba bile acı bir tebessüm sergiliyor.
Bu şerefsiz dayanıklılık konusunda aşırı doz almış resmen. İşte bu yüzden Gerçek [Vezir] olmam gerekiyor ya……
Ben öyle söylenirken, çok sayıda farklı elementten yapılmış oklar herifin bedenine saplanmaya başlıyor.
Okların geldiği yere baktığımda, havada birden fazla büyü çemberi açmış olan Rossweisse-san’ı görüyorum.
Ama o da bu büyü saldırılarıyla pek bir hasar veremiyor.
Farklı element türleri bile hiçbir etki göstermiyor. …… Bir Ejderhanın pulları büyüye karşı ne kadar dirençli olursa olsun, bu kadarı fazla anormal. Kendi doğal direncinin üzerine büyüye karşı ek bir güçlendirme de almış olmalı.
Tam da Rossweisse-san’ın dediği gibi olmalı. Bu herifin pulları fazla sert!
Sonunda ona bir yumruk atabilmek için Gerçek [Vezir] moduna geçmek zorunda kalmış olmam bile bu herifin ne kadar kaçık olduğunun kanıtı.
…… Issei ciddi dövüşmüyor olsa bile, ateş gücümüze karşı gıkı bile çıkmayan bir savunmaya sahip birinden nefret ediyorum.
Görünüşe göre Xenovia da ne yapacağını şaşırmış durumda. Irina ise derin bir iç çekiyor.
Özür dilerim ama dayanıklılığı çok fazla olduğu için ona etkili bir hasar verebileceğimi sanmıyorum. Yine de o Ejderha’nın gözü Issei-kun’dan başkasını görmüyor gibi……
Evet, o herif cidden benimle kafayı bozmuş durumda. Çünkü o tehlikeli gözlerini sadece bana dikmiş bakıyor.
[Ne oldu Ddraig!? Tüm gücünle üzerime gelene! Şu kıpkırmızı haline dönşeeeeene! Yoksa benimle aşık bile atamazsııııın!]
…… Demek Gerçek [Vezir] moduma geçmemi istiyor. Aman, artık ben de onu kullanmam gerektiğini düşünmeye başladım zaten.
Bu kadar sertse ona belirleyici bir darbe indiremeyiz. O forma terfi edip herkesle birlikte geri çekilebilmemiz için bir yol açabilirim!
Ben ne yapacağıma karar vermişken Rias lafa giriyor.
O Ejderha’ya kritik hasar verebileceğimiz bir hamlemiz var.
Akeno-san, Rias’ın sözlerine karşılık veriyor.
Rias, onu kullanmayı planlıyor olmalısın.
Evet Akeno. Tek yolun bu olduğuna eminim. Ancak onu kullanabilmek için biraz zamana ihtiyacım var. Şeytani gücümü artırmam için zaman kazanabilirsek zafer şansımız artacaktır.
Daha önce o eğitim alanında gösterdiği yıkım gücünden oluşan o devasa küreden bahsediyor olmalı! O şeyin cidden akılalmaz bir yıkım gücü var gibi duruyordu!
İstediğin buysa bu çocuk oyuncağı Rias.
Ona cevap veriyorum. Kiba da yanımda hizalanıyor.
Evet, istediğin kadar zaman kazanabiliriz.
Evet, Başkan’ın bir planı varsa bunu ona bırakmalıyız. Gücümüzü burada böyle bodoslama harcayamayız.
Hadi yapalım şu işi Rias-san!
Xenovia ve Irina da onaylıyor.
O halde herkes. Desteğinizi bekliyorum.
Rias bunu söyledikten sonra ayaklarının altındaki büyü çemberini aktif hale getiriyor ve şeytani gücünü toplamaya başlıyor!
Aynı zamanda yıkım gücü başının üzerinde toplanmaya başlıyor. Eğer o şey daha da büyürse muhtemelen o devasa küreye dönüşecek.
Pekala, o zamana kadar ona zaman kazandırmamız gerek!
Asia, Gasper ve Koneko’yu korumak için bir bariyer oluşturduğuma göre ben de katılıyorum.
Sensei ceketini çıkarıp yanımızda hizalanıyor.
Herkes toplandıktan sonra öncüler ileri fırlıyor!
Xenovia ve Irina sağdan ve soldan kombo bir saldırı yaparken, ben de tam karşıdan ona geçiriyorum! Kiba kör noktasından onu biçiyor, Rossweisse-san ise bir fırsat bulur bulmaz büyüsünü salıyor.
[Çok ilgi çekiciiiiii! Gelin bakalım! Hadi ama, gelin de göreliiiiiim!]
Grendel, o devasa bedenine hiç uymayan serilikte hareketler sergileyerek takım halindeki saldırımızı büyük bir keyifle karşılıyor! Rossweisse-san’ın büyü saldırısını savunmaya bile gerek duymadan göğüslerken, kollarını iki yana savurarak onu kesmeye çalışan Xenovia ve Irina’yı bir çırpıda püskürtüyor. Kiba ayaklarını hedef alarak onu kesmeye çalışıyor ama o hafifçe zıplayıp altındaki Kiba’ya doğru alevlerini salıyor!
Kuh!
Kiba, Gram ile alevleri ikiye bölüyor. Kiba’yı kapıp kaçmak için yere yakın uçarak Xenovia ile Irina’nın olduğu yere çekiliyorum.
Kiba’yı yere bıraktığım anda, çoğaltılmış gücü aktarmak için ona ve Xenovia’ya dokunuyorum.
Kiba, Xenovia! Gücü size aktarıyorum! Alın bakalım!
[GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR GÜÇLENDİR!!]
[AKTAR!!]
Gücü onlara aktardığım anda Kiba ve Xenovia’nın aurası tavan yapıyor!
Tamamdır, bu işe yarayacak!
Evet, hadi gidelim! Hızlıca!
Kiba ve Xenovia silahlarını bir kez daha sıkıca kavrayıp Grendel’a karşı saldırılarını sürdürüyorlar!
İkisi sırasıyla “kutsal-şeytani kılıç + Gram” ve “Ex-Durandal”ı ellerinde tutuyorlar ama bir anda tamamen gözden kayboluyorlar, geriye sadece havayı yaran kılıç sesleri kalıyor!
[Oho! Hızlı! Siz çılgın hissettirecek kadar hızlısınız!]
Grendel bile Kiba ve Xenovia’nın hızına yetişemiyor gibi görünüyor. Yumruklarının onlara değmesi imkansız gibi, bu yüzden Kiba ve Xenovia hiç ses çıkarmadan Grendel’ın tüm bedenini dilim dilim kesiyor!
Kılıç darbeleri yüzünden siyah pullarının üzerinde bir sürü yara açılıyor. Saldırı sayısı ve verilen hasar açısından Kiba ve Xenovia üstünlüğü ele geçirmiş durumda. Tabii ki Kiba darbe alacak olursa bu onun sonu olur, savunması zayıf olduğu için darbe alma lüksü yok.
Yine de Grendel’ın saldırılarının Kiba’ya hiç isabet etmeyecek gibi durmasının sebebi, Kiba ve Xenovia’nın bu yüksek hızlı savaşına duyduğumuz sarsılmaz güvenden kaynaklanıyor.
Xenovia’nın Kiba’nın hızına ayak uydurabilmesinin sebebi Excalibur Rapidly’nin yeteneği. Armağan ile hızları daha da artan bu iki [At]’ın kılıç dansını kimse durduramaz!
Grendel’ın saldırılarının onlara dokunamayacağından emin olmak gibisi yok!
[…… Ne oluyor be, bu veletlerin hızı da ne böyle……! Saldırılarım isabet etmiyor! Neden deymiyor ulan!?]
Grendel bile Kiba ve Xenovia’nın bu saldırıları karşısında zorlandığına dair belirtiler gösteriyor.
Bedenindeki yaralardan dumanlar yükseliyor. Acaba “Gram + kutsal-şeytani kılıç” ve “Ex-Durandal” saldırıları ejderha katili etkisini iyice biriktiriyor olabilir mi……? Yoksa buna karşı olan direncinin de bir sınırı mı var?
Grendel dilini şaklattıktan sonra geriye doğru zıplıyor ve ciğerlerine bolca hava çekerek karnını şişiriyor! Alev püskürtmeyi planlıyor! Teker teker saldırmaktan vazgeçip hepimize birden saldırmaya karar vermiş olmalı!
Kiba ve Xenovia yan yana durup Gram ve Durandal’ı aşağı doğru savuruyorlar.
Hadi yapalım şu işi Xenovia.
Evet, yıkım gücümüzü göstermenin tam zamanı!
İblis İmparator Kılıcı Gram ve Ex-Durandal’ın keskin kısımları akılalmaz bir aurayla kaplanıyor!
Grendel alevlerini püskürttüğü anda ikisi birden kılıçlarını indiriyor!
İki efsanevi kılıcın oluşturduğu dalga ile Kötü Ejderha’nın yarattığı devasa alev topu kafaya kafaya çarpışıyor! İki saldırı çakıştığı anda hava titriyor ve alanın her yerine şiddetli bir şok dalgası yayılıyor.
O ikisinin oluşturduğu dalga Grendel’ın alevlerini silip süpürerek devasa bedenini sarıyor!
*
Grendel çığlığı basıyor! Gram ve Ex-Durandal’dan çıkan top güllelerini aratmayan iki devasa saldırı! Sıradan bir güçlü rakip olsaydı bu tek bir saldırıyla işi biterdi. Ama—şu an karşı karşıya olduğumuz şey sıradan bir güçlü rakip değil.
Saldırı dalgasının yarattığı etki sona erdikten sonra ortaya çıkan şey—tüm bedeninden dumanlar yükselen Grendel oluyor.
—Hala ayakta!
Bedeninin her yerinden mavi kanlar fışkırıyor ama devrileceğine dair en ufak bir belirti göstermiyor ve—.
Ağır bir ses çıkararak dizini yere vuruyor!
İşe yarıyor! Kiba ve Xenovia’nın yaptığı saldırı kesinlikle ona ulaşmış! O kadar dayanıklı olan Grendel dizlerinin üstüne çöktüğüne göre yapılan saldırı cidden muazzam olmalı!
Lütfen kenara çekilin!
Akeno-san’ın sesi bize ulaşınca Grendel’dan uzaklaşıyoruz. Ejderha şeklinde üç yıldırım ve ışık kütlesi Grendel’a doğru uçuyor ve tüm bedenini elektrikle kaplıyor!
*
Grendel felç oluyor! Yıldırım ve ışık sona erdikten sonra Grendel ağzından dumanlar salıyor.
Ağzını hala tüyler ürpertici bir şekilde çarpıtıyor.
[…… Bu iyiydi işte! Uzun zamandır bu kadar yaralanıp felç kalmamıştım! Bu acayip derecede eğlenceliiiiiiiiiiiiii!]
Bedeninin her yeri yaralanmış olmasına rağmen, yanıklarına aldırış etmeden gülerek ayağa kalkıyor!
Biz Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri bu manzaraya şahit olduktan sonra şoka giriyoruz!
…… O kadar hasara rağmen hala ayakta durabiliyor……!
…… Gerçekten keyif alıyor gibi görünüyor. Demek bu Kötü Ejderha ölümü bile gülerek karşılayacak ha……!
…… İnsanların bunlarla dövüşmekten kaçınmanız gerektiğini söylemesine şaşmamalı.
Kiba, Xenovia ve Akeno-san, Grendel’ın bu anormal savaş arzusu karşısında yüzlerini sertleştiriyorlar. Bu herif kendi ölümünden bile zevk alıyor! Böyle bir herif rakibimizken ben buna ayak uyduramam ki!
Peki, buna ne dersin?
Sensei devasa bir ışık mızrağı oluşturup bunu Grendel’ın karnını hedef alarak salıyor!
[Oho! Gönder gelsin!]
Grendel bunu bodoslama karşılamaya çalışıyor ama ışık mızrağı ona çarpmadan hemen önce dağılıyor ve ona saldıran bir sürü ışık okuna dönüşüyor!
Çok sayıda ok Grendel’ın karnına saplanıyor! Vay be, şekil değiştirebilen bir ışık mızrağı! Eski Vali’den de bu beklenirdi zaten! Öyle sıradan bir mızrak fırlatacak hali yoktu ya!
[Tch, ne kadar da kurnaz bir Düşmüş Melek!]
Grendel şikayet ediyor. Bedenine o kadar çok hasar almasına rağmen yüzündeki o korkusuz tebessüm hala duruyor.
Oradan itibaren Grendel’a karşı birkaç dakika boyunca şiddetli bir saldırı ve savunma savaşına tutuşuyoruz! Yaptığımız tüm saldırılar rakibimize isabet ediyor! Ama herif zerre geri adım atmadığı için sonunu göremediğimiz bu savaş sürüp gidiyor. O güçlü yumrukları, tekmeleri ve alevleri üzerimize gelmeye devam ediyor—.
Sarsılmaz kalkan!
Bizi koruyan siper!
Rossweisse-san ve Akeno-san, savunma büyüleri ve bir [Kale]’nin niteliğiyle bize sağlam bir siper oluşturuyorlar!
[Korunun, korunun, kendinizi korumak için siper alın bakalım! Ama fazla yavaşsınız!]
Kükrerken devasa cüssesine hiç uymayan serilikte bir hareket sergiliyor; bu yüzden Sensei ve Kiba gibi tanrısal hıza sahip üyelerin dışındakiler darbeyi yiyip defalarca yere ve duvara fırlatılıyor!
İyileşin!
Asia’nın şifası tehlikeden sıyrıldığımız gibi anında imdadımıza yetişiyor; ancak yaralarımız kapansa da dayanıklılığımız geri gelmiyor. Onun darbelerini yedikçe zihinsel ve fiziksel gücümüzün eriyip gittiğini hissedebiliyoruz.
—Uzun süren bir savaş kesinlikle aleyhimize olacak! Ona belirleyici bir darbe indirmediğimiz sürece bizi ezip geçecek!
Kendi aldığı hasar umurunda bile değil ki! Ruhunu tamamen yok etmediğimiz sürece bu herif ayağa kalkmaya devam edecek! Ve üzerimize gelmeyi sürdürecek!
Sensei ve ben ciddileşirsek bunun üstesinden gelebiliriz gibi duruyor ama…… Enerjimizi saklamazsak bundan sonrası için büyük sıkıntı yaşayacağız. Ama geberip gittikten sonra bunun da bir anlamı kalmıyor ki……!
En azından bir fırsatını bulduğunda Sensei’in önden gitmesini istiyorum…… ama Grendel geniş çaplı alevler püskürterek ve zaman zaman kuyruğunu savurarak kurnazca saldırmaya devam ediyor!
Neyse, gözlerinden birini alıyorum.
Bir açık bulan Sensei, ışık mızrağını fırlatıyor ve mızrak Grendel’ın sol gözüne derinlemesine saplanıyor!
[Guo! *
Grendel’ın tek gözünden muazzam miktarda mavi kan fışkırıyor! Gözünün teki patlayınca çılgına döner sanmıştım ama yüzüne sadece haz dolu bir ifade yerleşiyor.
[Harika! İşte olay bu! İş bu raddeye gelmezse birbirini yok etme kavgası gerçekleşmez ki! Bu çok iyi; kesinlikle birbirimizi öldüreceğimiz bir savaşa dönüşüyor! Bu yüzden bir iki taneniz geberirse sakın pişman olmayın, sizi gidi pis veletleeeeeeeeeeeer!]
…… Gözünden hasar alınca bu herifin şalterleri tamamen attı!
Daha doğrusu, yara aldıkça saldırılarının daha da keskinleştiğini ve heyecanının tavan yaptığını düşünmekten başka bir şey gelmiyor elimden! Ben gerçekten bununla baş edemem. Böyle bir dövüşle yani!
Tam bundan sonra nasıl bir hamle yapmam gerektiğini düşünürken oluyor.
Teşekkürler. Artık sorun yok. Tekniğim tamamlandı.
Rias’ın sesi kulağımıza ulaşıyor.
Arkamı döndüğümde—devasa bir yıkım küresi oluşturmuş olan Rias ile karşılaşıyorum.
Rias, elindeki yıkım küresiyle bize doğru yürürken derin bir iç çekiyor.
Saldırılarımın işe yaramadığı bu kadar çok düşmanın olmasından nefret ediyorum. Ancak kendi hizmetkarlarıma zavallı tarafımı gösterecek değilim, öyle değil mi? Bu yüzden ben de bir tane hazırladım. Sizin özel hamle diyeceğiniz türden bir şey.
Herkes çekilsin! Rias’ın arkasına geçin!
Akeno-san’ın sesiyle birlikte herkes Grendel’dan uzaklaşıyor! Rias’ın arkasına çekiliyoruz.
Uçup git!
Rias devasa yıkım küresini öne doğru salıyor!
Küre yavaşça ilerliyor. Bana göre oldukça yavaş sayılabilecek bir hızda. Fakat sadece hareket ederek havayı yarması ve zemini kazıması bile gücünü kanıtlamaya yetiyor.
[Ha? O da ne lan öyle? Aşırı yavaş!]
Grendel bile bunu görünce sersemce bir ses çıkarıyor.
Ama—o kürenin içinde kıpkırmızı ve siyah bir aura girdap gibi dönmeye başlıyor.
…… Nasıl bir etki yaratacağını anlamak için onu izlerken, Grendel’ın bedeninin azar azar o küreye doğru çekildiğini fark ediyorum.
Bedeninin küre tarafından çekildiğini anlayan herif karşı koymaya çalışıyor ama işe yaramıyor; vücudu yalpalanıyor ve öne doğru birkaç adım atmak zorunda kalıyor.
Hatta dizlerinin üstüne çökerek direnmeye bile çalışıyor…… ama sonunda tüm bedeni sürüklenmeye başlıyor.
[…… Guo!? Çekiliyor muyum ben!? Bu nasıl bir çekim gücü böyle!]
Ve sonunda Grendel küreyle temas ediyor.
Ardından Grendel’ın o sert siyah pulları—tuzla buz oluyor!
*
Kötü Ejderha çığlığı basıyor! Devasa yıkım küresi, Kötü Ejderha’nın bedenini acımasızca yutuyor!
! V-Vay canına! Grendel’ın bedeni parçalanmaya başlıyor!
[Tch!]
Grendel dilini şaklatıp kanatlarını açarak kaçmaya çalışıyor ama kutsal ve ışık dolu Ejderha ona saldırıyor!
*
Grendel şiddetli bir şekilde yere çakılıyor.
Düşmüş Melek kanatlarını açmış olan Akeno-san, yüzünde sadistçe bir gülümsemeyle duruyor.
Ara ara, burada yok olmanız gerekiyor, biliyorsunuz değil mi?
Rias saçlarını geriye doğru savururken konuşuyor.
Issei’nin gücünün etkisiyle şeytani gücümde bir değişim gerçekleşti. Buna “Yok Eden Yıldız” (Extinguish Star) diyebilirim. Her şeyi yok eden bir yıkım kütlesi bu; elementi veya zayıf noktası falan yok. Yok ol!
Devasa yıkım küresinin parıltısı iyice artıyor ve Kötü Ejderha’yı tamamen sarıyor.
Yıkım küresi kaybolduktan sonra geriye kalan tek şey—Grendel’ın kafasının sadece yarısının kaldığı o acınası kalıntı oluyor.
Dehşet verici ama Grendel bedenini kaybetmiş olmasına rağmen hala yaşıyor!
Kafasının sadece yarısı kalmış olmasına rağmen o iğrenç gülümsemesini hala koruyor.
[…… Demek öyle. Şu şerefsiz Euclid’in dediği şey tamamen doğruymuş. Bael Hanedanı’nın soyundan gelenlerin taşıdığı şeytani güçler, bir Kötü Ejderha’nın bilincini ve ruhunu bile yontup yok edebiliyormuş. Bu cidden işe yarıyor!]
Grendel kahkahayı basıyor.
[Guhahahahaha! Sadece kendime yepyeni bir beden yaptırmam gerekecek, bundan ne çıkar ki! Sonuçta ruhum güvende olduğu sürece bedenimi kaç kez değiştirirsem değiştireyim sorun yok! Kutsal Kase cidden pek bir kullanışlıymış!]
…… Yepyeni bir beden mi yaptıracak? Ciddi misin sen? Demek ruhu korunduğu sürece bu haldeyken bile dirilebiliyor, ha……
!
Tam o anda bir şeyi fark ediyorum. Anladım, ben de tıpatıp aynı durumdaydım. Boyutlar arası boşlukta sadece ruhum kalmıştı ama yepyeni bir bedenle geri dönmüştüm. Yani Kutsal Kase’nin de aynı mucizeyi gerçekleştirebildiğini mi söylüyorsun bana……
Grendel bu haline rağmen dişlerini gösterip korkusuzca gülmeye devam ediyor.
[Ama bilirsiniz ya! Savaşa bu halde devam etmek de oldukça eğlenceli olabilir yaniiiiii! Başka bir deyişle, asıl maçın şimdi başladığını düşünmüyor musunuz? Mümkün olduğunca çok rakibi ısırdıktan sonra yok olmak harika olabilir! *
[…………!]
Dövüşme arzusundan zerre bir şey kaybetmeyen Grendel’ı gören herkes geriye doğru adım atıyor.
Hala bu halde bile dövüşmeye çalışıyor……! Bu artık herifin çıldırmış olmasıyla ilgili bir şey değil! Akıl sağlığı yerinde değil! Normal falan değil bu herif!
Rias önümüzde durup elinde yıkım türünden bir şeytani güç oluşturuyor.
Açıkçası biz de artık dövüşmek istemiyoruz. Senin gibi kötücül bir varlığın yok olup gitmesi en doğrusu. Şu anki gücümle ruhunu da tamamen yok edebilmem gerekir. Seni tamamen ortadan kaldıramasam bile, bir süreliğine dirilmene engel olabilirim.
Rias son darbeyi indirmek üzere hamle yapıyor—.
İşte tam o anda oluyor.
Alanın içine adım atan bir kişi beliriyor—.
Herkes onun varlığını ve üzerindeki o baskıyı fark edip o tarafa bakıyor!
…… Siyahlara bürünmüş bir adam orada dikiliyor. Crom Cruach. Kötü Ejderhalar arasındaki en güçlülerden biri olduğu söylenen o Ejderha.
Adam bize doğru yürürken konuşuyor.
Grendel. Şimdilik geri çekil.
Grendel adamın gelişini fark ediyor.
[—! Demek sensin, Patron Crom. Tch! Ben de bu halde nereye kadar gidebileceğimi düşünüyordum! Yoluma taş mı koymaya çalışıyorsun!?]
Her halükarda o bedenin çok fazla dayanmayacak. Çabuk ol ve bedenini değiştir.
[Kapa çeneniiiiiii! İşler daha yeni güzelleşiyordu ulaaaaaan!]
Grendel kafasının yarısı kalmış olmasına rağmen hala çıldırıyor. Ancak Crom Cruach ona sadece keskin bir bakış fırlatıyor.
Eğer dediğinin olmasını istiyorsan önce beni yenmelisin. İşler bu noktaya varır, biliyorsun değil mi? Benimle dövüşecek misin? Olaylar bu raddeye gelirse benim için fark etmez.
[…………!!]
Adamın yaydığı o yoğun baskı karşısında sadece biz değil, Grendel bile dona kalıyor.
Kısa bir sessizliğin ardından Grendel konuşuyor.
[Tch. Seninle burada dövüşmek gibi bir niyetim yok. Dövüşeceksem de bunu en iyi durumumda yapmak isterim. Pekala, yerimi sana bırakıyorum.]
…… O Grendel cidden ona itaat etti.
Bu da o adamın ne kadar yüce ve ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu kanıtlıyor.
!
Ardından adam göz açıp kapayıncaya kadar kayboluyor. Şoka girip etrafımıza bakınıyoruz. Crom Cruach, biz daha fark bile edemeden Grendel’ın yanında—yani tam da burnumuzun dibinde bitiveriyor.
Adam parmaklarını şıklattığı anda Grendel’ın altında bir ışınlanma büyü çemberi beliriyor.
Onu ışınlamayı planlıyor!
Xenovia kaçmasına izin vermeyecekmişçesine kutsal kılıcından aurasını salıyor ama Crom Cruach bunu kolayca engelliyor.
Işınlanma ışığının içinde kaybolurken Grendel kükrüyor.
[Hey, sizi gidi pis veletler! Sizde hiç şans yokmuş be. Hepiniz birden yüklenseniz bile Patron Crom’u yenmenize imkan yok. Peki madem, hayatta kalırsanız tekrar dövüşelim. Ölümüne bir savaş olur ama, anlarsınız ya? *
Sadece bunları söyleyen Grendel, ışınlanma büyü çemberi sayesinde gözden kayboluyor.
Geride kalan Crom Cruach bize dönüp konuşuyor.
Buradan öteye geçmenize izin veremem.
…… Dövüş pozisyonumuzu alıyoruz. Görünüşe göre Gerçek [Vezir] moduma geçmekten başka çarem kalmadı. Aksi takdirde onun dengi bile olamayız gibi duruyor!
Tam sözleri söylemek üzereyken oluyor. Bu bodrum katına doğru süzülen çok güçlü bir varlık hissediyorum!
[—! Geldi, ortak!]
Ddraig de tepki veriyor! Yüksek hızla buraya inen kişi kapıyı şiddetle kırarak içeri dalıyor!
Bu geniş alanda parlak bir ışık çakıyor! Yanı başımda parlak bir ışık hüzmesi girdap gibi dönüyor. Işık kaybolduğunda ayakta duran kişi… Vali! Zırhını çoktan kuşanmış bile.
Vali yanımda dikilip bakışlarını Crom Cruach’a dikiyor.
Crom Cruach sen olmalısın.
Evet, ta kendisi. Şimdiki Beyaz Ejder İmparatoru.
İkisi de sessizce birbirini süzüyor. Vücutlarından yayılan o açıklanamaz savaş aurası giderek daha da yoğunlaşıyor.
Sensei bunun üzerine Vali’ye dönüyor.
Vali! Geç kaldın. Carmilla’nın bölgesinden benden önce ayrılmıştın, ne diye bu kadar geciktin?
Tam da Sensei’nin dediği gibi. Buraya gelmeden önce Vali hakkında bilgilendirilmiştik. Ben de şimdiye kadar ortalıkta görünmeyince şüphelenmeye başlamıştım zaten.
Vali yanıt veriyor.
Bir sürü şey oldu. Yolda ayağıma dolandılar. Şu Lucifugus denen adam… Euclid Lucifugus yüzünden.
!
Euclid Lucifugus mu?! Vali’nin şimdiye kadar gelememesinin sebebi o adamla çatışması mıydı yani?
Sensei bir kez daha soruyor.
Bikou ve diğerleri nerede?
…… Şu “Hexennacht” adındaki Başıboş Büyücüler grubu var ya? Onlarla bağlantılı olan Kutsal Haç taşıyıcısına takıldım. O yüzden bizimkiler o kadınla ilgileniyor.
Demek Kutsal Haç da resmen Kaos Tugayı ile iş birliği yapıyor… O kutsal emanetin böyle bir işe alet edildiğini duymak gerçekten midemi bulandırıyor. Şimdi de Longinus arasındaki tüm emanetler Kaos Tugayı’nın eline mi geçti yani, Kutsal Tanrı aşkına…!
Sensei tiksintisini gizleyemeden lafı tükürürcesine söylüyor.
…… Demek Hexennacht’taki Kutsal Haç taşıyıcısı bile Kaos Tugayı ile ortak çalışıyor! Kutsal Mızrak, Kutsal Kase ve Kutsal Haç… Alayı kötü emellerine alet ediliyor!
…… Şunlardan hiç değilse bir tanesinin bizim tarafa geçmesini o kadar çok isterdim ki! Bunun gerçekleşebilmesi için ne pahasına olursa olsun Kutsal Kase’yi onların eline veremeyiz!
Yeni bir kararlılıkla dolup taşan bana dönüp soruyor Vali:
Hyoudou Issei, Crom Cruach’u yenebileceğine inanıyor musun?
Bedenini saran şu auraya bakılırsa… Akılalmaz derecede güçlü olduğunu ben de görebiliyorum.
Şu anki halinle, senden açıkça üstün durumda.
Biliyoruz herhalde, ben de tam olarak öyle düşünüyordum! Nedenini bilmesem de, bu herifin zaten bildiğim bir şeyi yüzüme vurması canımı sıkıyor.
Onu yenme şansım olduğunu söyleyebilirim ama aynı zamanda olmadığını da.
…… Bak bu nadir görülen bir şey işte. Bu adamın kendi gücünü alçakgönüllülükle değerlendirmesi hiç alışılmadık. Bu da karşımızdaki insanımsı Ejderha’nın ne kadar korkunç bir güce sahip olduğunu kanıtlıyor.
Vali konuşmasına devam ediyor.
Ancak benim… muhtemelen bundan sonraki mekânda boy gösterecek olan o herifle görülecek bir hesabım var. Bu yüzden enerjimi olabildiğince boşa harcamak istemiyorum. …… Aslında bu Ejderha’nın da peşindeydim ama o ayrı bir konu. Şu an ötekiyle yüzleşmem gerek. Bu yüzden—
Demek Vali de gücünü heba etmek istemiyor. Yani Crom Cruach’tan ziyade Rizevim’in peşinde, öyle mi? Güya öz dedesi olacak herifin. Ona karşı derin bir kin beslediğini duymuştum zaten.
Vali’nin ne demek istediğini gayet iyi anlıyorum.
Yani birlikte mi dövüşelim diyorsun?
İstemiyor musun yoksa?
Fena fikir sayılmaz hani. Zaten Gya-suke’nin arkadaşını kurtaracağım diye az çekmedim. Doğrusunu istersen ben de bu herife karşı dayanıklılığımı sıfırlamak istemiyorum.
Dürüst olmak gerekirse bir Kötü Ejderha ile dövüşmeyi hiç ama hiç istemiyorum. Huzur gibisi var mı be! Baksana, böyle gaddar bir Ejderha ile kapışırsam bedenimden olurum valla!
Yok artık daha neler… Rias, Akeno-san, Xenovia ve Irina ile yatıp kalkmadan canımı teslim etmeye hiç ama hiç niyetim yok!
Kafamdan geçen fesatlıkları bilmeyen Vali hafifçe gülümsüyor.
Anlaştık o zaman.
Aynen öyle, anlaştık. En son Loki’ye karşı böyle omuz omuza vermiştik.
Sensei araya giriyor:
…… Bu ikisi de onu deviremezse zaten yapacak bir şeyimiz kalmaz. Rias, az önceki dövüşlerde kaybettiğimiz enerjimizi toplamalıyız. Bu işi İki Göksel Ejderha’ya bırakalım. Bırakalım da güçlerinin son damlasına kadar sergilesinler!
…… Onlarla yan yana savaşmayı çok isterdim ama şu hamleyi tekrar yapabilmek için biraz dinlensem iyi olacak. Zaten İki Göksel Ejderha bir kez çıldırırsa, bizim desteğimiz onlara yardım etmekten çok ayak bağı olur.
Rias isteksizce de olsa bunu onaylayarak başını sallıyor.
Bunu doğruladıktan sonra büyülü sözlerimi mırıldanmaya başlıyorum. İşte şimdi varımı yoğumu ortaya koyma vakti!
Ben ki uyuyan, Şah’ın yüce hakikatini göklere çıkaran Kızıl Ejder İmparatoruyum! Sonsuz umudu ve yıkılmaz düşleri kucaklayarak doğruluk yolunda yürüyorum! Kızıl Ejderha’nın İmparatoru olacağım—
Ve sizi derin Kızıl ışıkla parıldayan Cennet’in yoluna ulaştıracağım!
Zırhım kıpkırmızı bir renge bürünüyor ve bedenim taşan bir güçle çalkalanıyor.
Tamamdır, tepeden tırnağa hazırım! O zaman Crom Cruach’a karşı tüm gücümle dalıyorum!
Şu Vali herifise… gümüş formuna geçmiyor. Gerçi onun o formunun, benim bu halimden çok daha fazla enerji tükettiğini duymuştum. Demek mecbur kalırsa o kozunu Rizevim’e karşı kullanmayı planlıyor.
…… Üzgünüm, Hyoudou Issei. Juggernaut Overdrive’ı kullanamam. Az önce o kadar çok enerji harcadım ki şu an ona geçiş yapmam imkansız.
! Harbi mi diyorsun? Yani buraya gelmeden önce o forma girmek için gereken bütün enerjiyi tüketmişti ha!
…… A-Ağam, sen şimdi Euclid’e karşı savaşırken o kadar dayanıklılığı heba ettiğini mi söylüyorsun bana……?
Neyse, öyle ya da böyle Crom Cruach’u devirelim bakalım.
…… Kendine güvenin tavan yapmış olabilir ama senin bu lafın üzerine benim içimdeki huzursuzluk katlanarak arttı yalnız.
Neyse canım, sonuçta İki Göksel Ejderha da burada toplanmış durumda. Loki’ye karşı savaştığımız o günkü halimizden çok daha güçlü olduğumuz kesin!
Crom Cruach, Vali ile yan yana durduğumuzu görünce memnuniyetle gülümsüyor.
…… Bak bu gerçekten eğlenceli işte. Birbiriyle amansızca savaşan İki Göksel Ejderha’nın şimdi karşıma yan yana dikilmesi… Bundan daha mükemmel bir fırsat ele geçiremezdim herhalde. Öyleyse ben de bu anın tadını çıkarayım biraz.
İnsanımsı Ejderha’nın etrafını saran ki birden katlanarak artıyor. …… Dövüşe tamamen hazırlandı.
Olduğum yerden fırlayıp havada zikzaklar çizerek ilerliyorum ve tam yan tarafına çakıyorum tekmeyi!
Oryah!
Nidamla birlikte gücü şahlanan tekmem tam böğrüne isabet ediyor—ama adam hafif bir adımla kaçıp sırtıma yumruğu geçiriyor!
Kaha……!
Sırtıma küt diye yiyiverdim yumruğu! Kıpkırmızı zırhımın üstünden bile dehşet bir darbe hissettim ve yere kapaklandım!
…… Hasar o kadar kritik değil ama sadece çıplak eliyle attığı sıradan bir kroşe bile bu kadar sarsıyorsa işimiz var! Bu herif harbi harbi karşılaşılabilecek en belalı rakip değil mi ya?
Tam o anda, adamın arkasına sızan Vali avucunun içinde devasa bir büyü çemberi oluşturuyor.
Bulaş bakalım buna.
Dehşet verici iblis gücü adeta bir top mermisi gibi patlıyor! Adam sırtından devasa bir Ejderha kanadı çıkarıp kendi bedenini koza gibi sarıyor! Yani iblis gücü saldırısını kanatlarıyla savuşturmayı planlıyor!
Vali’nin gürbüz iblis gücü doğrudan adamın kanatlarına çakılıyor! Sıradan biri olsa bu darbeyle nalları dikerdi! Saldırı o derece yoğundu yani!
Toz bulutu dağıldığında karşılaştığım manzara, saldırıyı kanatlarıyla tıkır tıkır engellemiş bir adam oluyor.
…… Bakılırsa en ufak bir hasar bile almamış. Vali bile bu tabloyu görünce alaycı bir tavırla “Vay vay vay” çekiyor.
Amann, biz de bir sonraki hamlemizi yaparız o zaman!
Vali, bir planım var. Bana siper ol da vurduğum otursun şuna.
Hoş, kulağa ilginç geliyor.
Vali önerimi onaylıyor.
Mutabık kaldıktan sonra Vali öne atılarak Crom Cruach ile aradaki mesafeyi anında kapatıyor ve amansız bir yakın dövüş başlatıyor.
Ben de yere yakın uçup sol kanadımdaki toplardan birini adama kilitliyorum. Ardından sol zırhımda kuşanılmış Ascalon’a güç yüklüyorum! Peşinden ejder katili gücünü artırıp doğruca topa aktarıyorum!
Ejder katili gücüyle harmanlanmış Crimson Blaster! Tek bir toptan çıkan bir saldırı olacak ama bakalım bu vuruşla ne kadar ileri gidebileceğim!
Esasen bu teknik, Hakiki [Vezir] formumdayken Grendel’e karşı koz olarak geliştirdiğim bir hamleydi. O kaya gibi sert Ejderha’nın suratına patlatmak için tasarladığım bir numaraydı! Gerçi sığınağın tepemize yıkılmasını önlemek için enerjiyi iyice odaklayıp nişanımı milimetrik sabitlemem gerekiyor.
Vali kütle halinde iblis gücü savuruyor ama Crom Cruach kılını bile kıpırdatmadan kolunu savurup saldırıyı geri püskürtüyor.
Derken, sekip giden iblis gücü mermisi sanki kendi aklı varmış gibi havada kavis çizerek bu sefer adamın kör noktasından süzülüyor. Demek Vali herifi iblis gücü mermisini uzaktan yönlendiriyor! Becerikli herif ama!
Fakat Crom Cruach attığı döner tekmeyle oluşan savurma kuvvetini kullanarak o mermiyi bile tekmeyle defediyor! Ama işte beklediğim an bu! Vali’nin bütün saldırılarını engellemekle uğraştığı için duruşunu tam toparlayamadı!
Sol elimle topu sıkıca kavruyorum! Bütün gücümü topa pompalıyorum!
Crimson Blaster + Ascalon!
[Fang Blast Booster!!]
Odaklanmış kıpkırmızı aura toptan fırlayıp dosdoğru rakibin üstüne çakılıyor!
Buradan da sıfır hasarla çıkarsa valla oturur ağlarım, hadi bakalım ne olacak?!
Crom Cruach bir kez daha sırtından devasa bir Ejderha kanadı fışkırtıp bedenini taş gibi zırhlandırıyor!
Crimson Blaster tam isabetle patlıyor! Hiçbir sakıncası olmadan fırlattığım aura topu, insanımsı Kötü Ejderha’yı tamamen yutuyor.
Patlamanın yarattığı o kör edici ışık huzmesi çekildiğinde gözlerimin önüne serilen manzara ise—.
Devasa kanatlarından biri kökünden kopmuş bir Crom Cruach! Yakından bakınca, bedeninin sağ tarafından dumanlar yükseldiğini görüyorum. Top saldırısı yüzünden teni yırtılmış, altındaki siyah pullar ortaya çıkmış.
Yüzünün yarısındaki deri de parçalanmış; açığa çıkan şey bir Ejderha’nın altın sarısı gözü ve sivri dişleri. Ulan kanatlarından birini koparmak bile muazzam bir başarı be! Valla içim rahatladı. Grendel’e karşı geliştirdiğim tekniğin bu kadar iş yapması beni benden aldı.
Böyle devam ederse bir dahaki sefere Grendel ile kapıştığımda canına okuyabilirim.
…… Ama bu kısa dövüşte bir şeyin farkına vardım.
Bu adam benimle bambaşka bir ligde oynuyor.
Tek bir kanadımdan çıkan Crimson Blaster olmasına rağmen, ejder katili gücüyle takviye edilmiş bir darbeyi yemesine karşın hâlâ hiçbir şey olmamış gibi ayakta duruyor……
Demek tıpkı Vali’nin dediği gibi. Şu anki halimle benden katbekat üstün bir varlık. Tek başıma olsam karşısına rakip diye bile dikilemem. Az önce attığım saldırıdan bile rahatça sıyrılabilirdi aslında.
Kızıl Ejder İmparatoru’nu bir kenara bırakırsak, Beyaz Ejder İmparatoru hâlâ gerçek gücünü sergilemedi sanırım. Neden salmıyorsun gücünü? …… Yoksa sergileyemiyor musun? Az önce gücünü boşa harcamak istemediğini söylemiştin zaten.
Ben de parmağımla adamı işaret ederek soruyorum:
Sen niye gerçek formunu ortaya çıkarmıyorsun peki? Aslında devasa bir Ejderha’sın, değil mi?
Aynen öyle, bu adamın sadece insan kılığına girdiğinden son derece eminim. Asıl formu devasa bir Ejderha olmalı.
Tannin morukla ya da Grendel’le aynı boyutlarda bir Ejderha olduğunu tahmin edebiliyorum.
Crom Cruach burnundan gülüyor.
Asıl formum ile bu insan formum arasında güç bakımından bir fark olup olmadığını soruyorsan, pek yok. Ufak tefek işlerde bu formu kullanmak daha pratik oluyor. Yıkıcılık açısından bakarsak asıl formum elbette daha üstün ama…… …… Yine de az önceki iyi bir saldırıydı. Ancak “Karanlık Ejderha” denen beni tamamen alt etmek için hâlâ ateş gücün yetersiz.
…… Bunun gayet iyi farkındayım zaten. Ama güç delisi denilen bana bile “ateş gücün yetersiz” denmesi yok mu… Madem öyle, onunla kafa kafaya dövüşebilmek için daha ne kadar güç üretmem gerektiğini sormak istiyorum herife.
Vali araya giriyor:
Hristiyanlığın müdahalesi yüzünden, bulunduğun topraklardaki insanların sana olan inancı bittiği için yok olduğunu duymuştum; ama Kutsal Kase ile diriltilip bu kadar güç kazanacağın hiç aklıma gelmezdi.
Crom Cruach, Vali’nin bu sözleri üzerine şüpheci bir ifadeye bürünüyor.
Yok olmak mı? Hayır, diğer Kötü Ejderhaları bir kenara bırakırsak, ben tek bir kez bile yok edilmedim. Hristiyanlığın bölgeme girmesini sinir bozucu bulduğum için oradan ayrıldığım doğru olsa da.
Bu kez Vali başını yana eğiyor.
Hiç yok edilmedin mi? O zaman şimdiye kadar ne yapıyordun? Sakın bana az önce Hyoudou Issei’nin saldırısını hiçbir takviye almadan, sadece kendi doğal bedeninle göğüslediğini söyleme?
Crom Cruach doğrudan cevap veriyor:
Sadece eğitim ve deneyim kazanmak adına insan dünyasını ve Yeraltı Dünyası’nı gezip gözlemliyordum.
! Demek insan dünyasında ve Yeraltı Dünyası’nda kendi bedenini ve zekanı geliştirmek için köpek gibi çalıştın!
Vali gerçekten şaşkına dönmüş gibi görünüyor. Ama—sonra sadece kahkaha atıyor.
Kukuku. Haahahahahahaha. Anlıyorum, sana dövüşleri yöneten Ejderha demelerine şaşmamalı. Görünüşe göre benden bile daha fazla savaşa aç bir Ejderha varmış. Rizevim’in yanında olma sebebinin güçlü rakiplerle kapışmak olduğunu varsayıyorum, değil mi?
Crom Cruach, Vali’nin sözlerine gülümsüyor.
Ejderhaların yolun sonunda ulaşacağı o nihai noktayı görmek istiyorum.
Demek benimle aynı kafadansın. Sana olan ilgim daha da arttı, Crom Cruach.
…… Aynı kafadanmış, ha. Nefret ediyorum şöyle şeylerden ya. Kafası sadece savaşa çalışan tipler…… Gözüm ısırıyor, bu herifin de kadınlarla falan hiç işi yoktur kesin, değil mi? Yok abi yok, valla billa hiç sevmiyorum böyle tipleri!
Üstelik böyle tipler nedense dönüp dolaşıp her zaman bana takıyor kafayı! Salın beni artık yahu! Ben Doğaüstü Araştırma Kulübü’ndeki kızlarla edepsiz ve eğlenceli bir hayat sürmeye razıyım kardeşim!
Neyse, bunu bir kenara bırakırsak.
Ne yok edilmiş ne de Kutsal Kase ile güçlendirilmiş. O zaman az önceki saldırımın işe yaramasının tek sebebi, ejder katili gücünün üstesinden gelememiş olması.
Ddraig zihninde sesleniyor bana:
[Ama ortak… Hiçbir takviye almadan sadece bu kadar hasar gördü. Üstelik sen kıpkırmızı zırh formunda olmana rağmen. Albion ve ben Kutsal Ekipmanların içine mühürlendikten sonra bile insan dünyasına ve Yeraltı Dünyası’na sızıp kendini eğitmeye devam etmiş. Dürüst olmak gerekirse, şu an ne kadar güçlü olduğunu tam olarak kestiremiyorum. Yok edildikten sonra diriltilmedi, bu çağda yaşamaya ve kendini eğitmeye kesintisiz devam etti. Göksel Ejderha seviyesine ulaşmış olma ihtimali var. …… Yani şu an onunla dövüşmek hiç akıl kârı değil.]
Sen öyle diyorsun da Ddraig, onu devirmeden daha ileriye gidemeyiz ki!
Kahretsin…… Sanırım tahmin ettiğim gibi herkesle birlikte kapışmam gerekecek bu herifle. Vali de uygun şartlar altında dövüşürken tabii. Gerçi en büyük endişem beni gerçekten dinleyip dinlemeyeceği……
Derken arkamdakilerin konuşmalarını işitiyorum.
Demek Ise ve Vali ile bile olmuyor.
Öyle görünüyor Xenovia. Sıra bize gelirse, biz de öne atılmalıyız!
Elbette Irina.
Görünüşe göre o ikisi bu işe can atıyor ve Grendel ile dövüşürken harcadıkları enerji bile şevklerini kırmaya yetmemiş.
……… Demek Gram’ı gerçek bir dövüşte kullanmanın geri dönüşü buymuş. Gram’ı tam kapasite kullanamadığım için bu hale düşmek……
Kiba hırpalanmış bir halde kesik kesik nefes alıyor, elleri zangır zangır titriyor. Hatta burnundan kan süzülüyor.
Demek İblis Hükümdarı Kılıcı’nın yan etkisi bedeninde kendini göstermeye başladı bile! Şu an Kiba’yı kendisini zorlaması için zorlayamayız!
Vali ile ben bir gedik açarken yoldaşlarımın buradan geçmesini istiyorum ama Crom Cruach, Grendel’den çok daha üstün bir muhafız olduğunu kanıtlıyor. Buradaki herkesin üzerinde pürdikkat bakışları.
Asia endişeli bir ses tonuyla konuşuyor:
Ise-san ve Vali-san bile bu kadar zorlanıyor demek……!
Derken Sensei elini Asia’nın omzuna koyuyor.
Tüh, burada daha fazla vakit kaybedemeyiz! Asia!
E-Evet!
Son çareye başvuracağız! Çağır onu! Fafnir’i çağır!
! O-O herifi mi çağıracaksın?! Şu Don Pisliği bu durumda bir işe yarar mı ki acaba?!
E-Evet! Anlaşıldı!
Asia uysalca onaylıyor ve altın sarısı renkte parıldayan büyü çemberini, Ejderha Kapısı’nı aktif hale getiriyor.
Sesi kulak ver, Altın Kral. Yeryüzünde sürün ve ödülünü kabul et! Lütfen ortaya çık! Gigantis Dragon! Fafnir-san!”
Çağırma mantrasını telaffuz ettikçe büyü çemberi daha da parıltılı bir ışık saçmaya başlıyor.
Parıltı dağıldığında ortalıkta beliren şey altın sarısı pullarla kaplı devasa bir Ejderha.
Ve bu Ejderha’nın ağzından çıkan ilk kelimeler şunlar oluyor:
[…… Dooon vakti mi?]
! Ulan daha bismillah demeden hemen başladı ya~. Bütün modum yerle bir oldu şu an.
Hayır, değil— yani, e-evet öyle! Tam olarak don vakti!
Asia önce reddetmeye çalışsa da sonradan pes edip onaylıyor!
…… Neler oluyor orada yahu!?
Meraklanan Vali arkasını dönmeye yelteniyor.
Sakın arkana bakma Vali! O herifle hiç ilgilenmemen senin hayrına olur!
Vali’nin bu olaya şahit olmasını gururuma yediremediğimden dönmesini engellemeye çalışıyorum.
[Albion, sakın dinleme onu! Yoksa ölürsün… Yani kalbin dayanmaz, ölürsün!]
Ddraig endişeyle Albion’u uyarıyor.
[N-Ne demek istiyorsun Kırmızı……? Sakın bana göğüs deme!? Göğüs mü yoksa!? Haa… Haa… Nefes alamıyorum……]
Albion resmen tıkandı, hiperventilasyon krizine giriyor! Anlaşılan o tarafta da durumlar epey vahim!
[H-Hayır, çok daha korkunç bir şey…… Fafnir artık eskiden bildiğimiz o Fafnir değil!]
Ddraig de ne acımasızca söyledi ama! Demek ki maziye bakınca eski Fafnir-san bambaşka bir Ejderha’ymış ha!
Sensei, Fafnir’e sesleniyor:
Fafnir! Zamanında seninle bir antlaşma yaptığımda sana verdiğim eşyalar vardı, hatırladın mı? Aralarında Tathlum’un sihirli mermisinin bir kopyası da olacaktı! Çıkar onu ortaya! Hazır karşımızda Crom Cruach varken, onunla aynı mitolojiden gelen bir eşya kesinlikle işe yarayacaktır!
Hmm, demek bir antlaşma eşyası. Hatırladığım kadarıyla Sensei onunla antlaşma imzalarken Fafnir’e envaiçeşit ıvır zıvır vermişti. Crom Cruach’a karşı kullanılabilecek bir eşyanın elimizde olması büyük koz gerçekten!
Fafnir, Sensei’nin talebine karşılık veriyor:
[Peki. Ama, ben, belli bir şey istiyorum.]
Don istiyorsun değil mi! Tamamdır Asia! O değerli donlarından birini ver şuna! Karşılığında Tathlum’u ödünç alabileceksek bu ucuza kapatılmış bir pazarlık demektir! Fuhahahaha! Zamanında onunla antlaşma yaparken koleksiyonumdan kucak dolusu şey vermiştim! Yani Asia sadece tek bir donla bir sürü efsanevi eşyayı kullanabilir!
E-Evet!
Asia hemen el çantasını karıştırmaya başlıyor ve içinden bir külot çıkarıyor.
Fakat Fafnir donu gördüğü gibi yüzünü buruşturuyor.
O da nesi, niye mızıkçılık yapıyorsun lan sen!? Asia-chan’ın donu paha biçilemez bir hazine değil midir yahu!?
[— Cık. Ben, bugün don havasında değilim.]
Buradaki çoğu kişinin bu yanıt karşısında feleği şaşıyor, neredeyse gözlerimiz yuvalarından fırlayacak!
Demek mevzu don değilmiş! Adamın keyfine ve moduna göre mi değişiyor yani bu işler!?
Harbi mi diyorsun!? N-Ne istiyorsun o zaman ulan!? Asia’nın sütyenini mi!?
Günün en büyük şokunu yaşayan Sensei oluyor. Beklemediği yerden gol yediği nasıl da belli!
Hey Azazel! Asia iç çamaşırı dükkanı işletmiyor, kendine gel! Onun külodu da sütyeni de öyle kafana göre millete dağıtabileceğin şeyler değil!
Çok doğru! Sen genç bir kızın iç çamaşırını ne sanıyorsun acaba!?
Rias ve Akeno-san, Azazel’i yaylım ateşine tutmaya başlıyor! Küçük kız kardeşleri gibi el üstünde tuttukları Asia’ya duydukları bu sevgi gerçekten de çok güçlü!
Derken kafamda bir şimşek çakıyor!
Durun bir dakika Sensei. Eğer tahminlerimde yanılmıyorsam, istediği şey Asia’nın az önce üstünden çıkardığı don olmalı! Ben Fafnir olsaydım kesinlikle onu seçerdim!
Nasıl ama Fafnir!? İstediğin şey tam olarak şöyle bir şey olmalı—
[Ben Asia-tan’ın okul mayosunu istiyorum.]
…………
B-Bunu istiyordu demek ha~. Bak bunu hiç tahmin edememiştim işte~. Tam bir sapıksın sen ya~. Pes ediyorum artık~. Harbi diyorum, tez vakitte yok olup gidersin inşallah seni sapık Ejderha Kralı!
İyi de birader, burası plaj veya havuz falan değil ki! Vampirlerin şatosundayız ulan! Biz bile yanımızda okul mayosu getirmedik ki!
Saçmalama ulan! Yanımızda okul mayosunun ne işi var—
Lafımı ağzıma tıkayan Asia, gözyaşlarına karışan bir çığlık patlatıyor:
Bende var! Yanımda getirmiştim!
El çantasından şıp diye bir okul mayosu çıkarıyor! Mayonun en sevimli detayı ise üzerinde hiragana harfleriyle basılmış “Asia” ismi! Hatta havuza gittiğimizde de bu mayoyu giymişti!
[Ne!?]
Bunu duyan herkesin dudakları uçukluyor! O çantanın içinden niye okul mayosu çıkıyor ulan!?
Xenovia, Asia’yı omuzlarından tutup son derece ciddi bir tavırla soruyor:
Neden, Asia!? Neden çantasında bir okul mayosu var senin!? Yüzmeye gitmeyi falan mı planlıyordun yoksa!?
Asia kederli bir ses tonuyla cevap veriyor:
…… Buraya gelmeden önce Sona-kaichou bana yanıma almamı söylemişti de ondan.
[Büyük ihtimalle Fafnir’in bir sonraki hazine olarak isteyeceği şey senin okul mayon olacaktır, Asia-san. O gün havuzdayken Altın Ejderha Kralı’nın gözü hiç hayra alamet bakmıyordu sana. Şu an en çok arzulayacağı şeyin bir okul mayosu olduğuna zerre şüphem yok. —Bu yüzden onu yanında götür. İllaki işine yarayacaktır.]
Demek o zamandı. “Asia-tan’ın içinde yüzdüğü havuzun suyunu içmek istiyorum” diye zırvaladığı o zamandı demek.
Meğer bu sapık Ejderha Kralı o günden beri Asia’nın okul mayosunun yolunu gözlüyormuş.
Ve Sona-kaichou bunu ta o zamandan görmüş! Tahmin etmiş! Geleceği okumuş resmen!
Rias fena halde kıskanmış bir ifadeyle için için mırıldanıyor. Bayağı bayağı gıpta ile bakıyor halihazırda.
…… Sona’dan da bu beklenirdi zaten! O kadar ilerisini görebilmek……! Ben Sona’yı günün birinde geçebilecek miyim acaba!?
Xenovia hemen yanından takdir dolu bir çığlık koyuveriyor:
Öğrenci Konseyi Başkanı’ndan da bu beklenirdi! Ne kadar soğukkanlı ve isabetli bir tavsiye!
ben de Sona-kaichou’ya hayran olacağım galiba ya~!
Irina bile duygusallıktan gözyaşlarına boğulmuş durumda.
Bu ne ulan. Rezaletin daniskası yemin ediyorum! Efsanevi bir Kötü Ejderha ile ölüm kalım savaşının ortasındayız farkında mısınız acaba!?
Demek Fafnir yüzmek istiyor.
O sırada Crom Cruach olayı koca bir yanlış anlamayla idrak etmiş gibi duruyor~!
Rossweisse-san derin bir iç çekiyor.
Artık söyleyecek tek bir kelimem bile kalmadı. Tek kelimeyle, rezalet.
Aynen öyle, tam anlamıyla öyle……
Onu sana vereceğim!
Kararını veren Asia, okul mayosunu Fafnir’e uzatıyor.
Fafnir devasa kafasını yaklaştırıyor ve—.
[Asia-tan okul mayosu güm güm ham.]
Okul mayosunu afiyetle yemeye başlıyor—. Resmen kıtır kıtır çiğniyor ulan!
[Yumuşacık ve taptaze bir tat.]
Bu Ejderha Kralı’na daha fazla tahammül edemeyeceğim! Biri şuraya harbi harbi bunu gebertecek bir ejder katili getirsin ne olur!
Albion’un sesi daha da ciddileşiyor.
[…… K-Külot…… Külot, alt, kalça! Ben Ketsuryuukou falan değilim……!]
[Topla kendini! Kendine gel, Beyaz Olan!]
Ddraig, Albion’u mantık sınırlarına çekmeye çalışıyor. Albion ardından boğuk bir sesle konuşuyor:
[…… Dinle Ddraig. Bunu söylemenin sırası değil belki ama……]
[Ne oldu Albion?]
[—Göğüs Ejderi yüzünden acı çeken tek kişi sen değilsin. Ben de muzdaribim bu durumdan.]
[—! Hüü, Beyaz Olan! B-Beni anladın demek sonunda……!?]
Bizim Ddraig-san, nedense duygusal bir patlama yaşayıp hüngür hüngür ağlamaya başlıyor……
[Aynen öyle, tabii ki anladım. Göğüsler ve kalçalar… İki Göksel Ejderha denen bizler neden böyle şeylerden bu kadar çekmek zorundayız ki? Bir ara hem sana hem de Hyoudou Issei’ye kin beslemiştim ama burada tek suçlu Hyoudou Issei ve Vali değil. Büyük ihtimalle bu çağ İki Göksel Ejderha için lanetli bir çağ.]
[Hüüü, biliyorum! Bunu çok iyi anlayabiliyorum! Evet! Bu çağ biz efsanevi Ejderhalar için fazla acımasız! Fafnir bile ne hallere geldi baksana!]
…… Bana mı öyle geliyor yoksa bu ikisi resmen ruh ikizi mi oldu birbirine?
İkisi de gözleri yaşlı sesleriyle dertleşiyor.
[Evet, içimiz ferahlayana kadar konuşalım dostum.]
[Bence de harika bir fikir. …… Anlıyorum, demek acı çeken tek kişi ben değilmişim.]
Harbi bana mı öyle geliyor yoksa bu ikisi arasında devasa bir helalleşme falan mı yaşanıyor şu an……?
…… Sanki bütün suç benimle Vali’deymiş gibi davranıyorlar yalnız.
Ne olur ne olmaz diye kendimi savunmaya çalışıyorum ama Ddraig’in bana cevabı buz gibi oluyor.
[Kusura bakma ortak. Bırak da bir süre Albion’la konuşayım. Bu sohbet şu an benim için hayati önem taşıyor.]
[Evet, ben de bir süre beni yalnız bırakmanı istiyorum Vali. Sadece Ejderhaların anlayabileceği şeyler vardır.]
Anlıyorum…… Pekala öyle olsun. Bu arada, şu manzara da nesi böyle?
Kafası hızlı çalışan Vali, parmağıyla Fafnir’i işaret ediyor.
Okul mayosunu afiyetle mideye indiren efsanevi Ejderha’yı.
Hiç sorma. Benim bile cevap vermekte zorlandığım şeyler var şu hayatta.
Harbi diyorum, bana bundan bahsetmeyin artık. Oturur ağlarım valla…… Sonrasında Asia’nın kalbini de bir güzel teselli etmem gerekecek. Bizim efsanevi Ejderhalar da başa beladan başka bir şey değil hani.
Xenovia ile Irina hemen Asia’yı kucakladılar.
“…… Ise-san ile evlendiğime göre tam beş tane çocuk istiyorum. Ufufu, ilahi baba, yine mi ‘eroge’ oynuyorsun, cidden çok yaramaz bir babasın……”
“—Asia gerçeklerden kaçmaya başladııı! Uu, Asiaaaa!”
Asia-san, kendine gel lütfen! Yaraların o kadar da ciddi değil!
…… Asia! Sonra Fafnir’e gününü göstereceğim zaten, o yüzden şimdilik birazcık sık dişini!
Atıştırmasını bitiren Fafnir devasa ağzını kocaman açtı.
[Aan. Ve karşınızda bu haftanın sürpriz, şok edici eşyası!]
Böyle dedikten sonra ağzından çıkan şey… devasa bir fıçıya benziyordu.
Sensei onu eline alıp hemen omzuna yerleştirdi. Bayağı basbayağı bir bazuka bataryası gibi duruyordu.
Fufufu, işte bu Tathlum’un bir kopyası. Şimdi bakalım, bunu fırlattığımda Crom Cruach üzerinde ne kadar işe yarayacak göreceğiz!
Sensei hedefine kilitlendi ve namludan aşırı parlak bir atış fırladı!
Fırlatılan mermi havada sanki kendi aklı varmış gibi zikzaklar çizerek doğrudan Crom Cruach’a doğru süzüldü!
Hou, Tathlum demek. Eski günleri hatırlattı. Asla ıskalamayan o büyülü mermi. Kaçınmak da imkânsızdır. Geçmişte olsaydık benim için cidden tehdit oluşturabilirdi. Ancak, şimdiki halim için—
Crom Cruach iki kolunu kaldırıp gardını aldı. Kolları dehşet verici bir hızla şişti, kaslandı ve devasa bir Ejderhanın kollarına dönüştü!
Doğrudan üstüne gelen Tathlum kopyası mermiye karşı, sanki bir sineği ezecekmiş gibi avuçlarını açıp bekledi.
Tam mermiyi yakalayacağı anda—Tathlum mermisi aniden yön değiştirdi ve Crom Cruach’un ellerinin altından sıyrılarak yakalanmaktan kurtuldu!
Çenesinin altındaki o tek açık noktaya—Tathlum mermisi şiddetli bir patlama sesiyle tam ısabet etti! Aynı anda altın sarısı, göz alıcı bir ışık patlaması etrafımızdaki tüm alanı kapladı!
Aşırı parlaklıktan ötürü gözlerimi kapatmak zorunda kaldım….. Işık çekildikten sonra gözlerimin önünde beliren şey ise kafasından dumanlar tüten bir Kötü Ejderha’ydı.
…… İşe yaradı mı acaba? Tathlum mermisi tam kafasına oturdu. Ee, ne kadar hasar aldı ki şimdi?
Dumanlar dağıldığında ortaya çıkan manzara—Tathlum mermisini o devasa Ejderha ağzıyla yakalayıp ısıran bir Crom Cruach’tu!
Sensei şaşkınlıktan derin bir iç çekti.
“…… Yok artık, mermiyi ısırmış……”
Crom Cruach, Tathlum mermisini yere tükürdükten sonra yüzünü ve kollarını tekrar insan formuna döndürdü.
Şu ana kadar aldığı tek hasar kıyafetindeki ve kanadındaki ufak yırtıklardan ibaretti.
Crom Cruach derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
“………… Zamanı geldi. Görünüşe göre bu kadar yeterli.”
Arkasını döndü ve yakındaki duvara yaslandı. Savaşma isteği tamamen buharlaşıp gitmişti.
Vali durumdan şüphelenerek sordu.
Bırakıyor musun yani?
En azından on dakika vakit kazanmam söylenmişti. Bir dahaki sefere karşılaştığımızda seninle cidden dövüşmek isterim.
Bunları söyledikten sonra Crom Cruach konuşmayı kesti ve derin bir sessizliğe büründü. Az önce yaşanan o kıran kırana dövüş, sanki hiç yaşanmamış gibi bir anda bıçak gibi kesiliverdi.
Birbirimize baktıktan sonra hemen oradan uzaklaştık.
Peşimizden gelmeye yeltenmedi bile.
Ona şöyle bir dönüp baktığımda, gözlerini Gasper’a dikmiş izliyordu……
…… Şu Kötü Ejderhalar… yok ya, genel olarak Ejderhalar hakkında anlamadığım o kadar çok şey var ki.
Bölüm 3
Merdivenlerden aşağı iniyoruz.
Valerie, az kaldı, geliyorum!
Gasper aniden önümüze fırlayıp koşmaya başladı. Valerie’nin hemen aşağıda olduğunu hissediyor olmalıydı.
Merdivenlerden biraz daha aşağı indiğimizde, tam karşımızda görkemli işlemelerle kaplı devasa bir taş kapı belirdi.
Kapıyı gümbür gümbür açtık.
İçerisi adeta bir ayin alanını andırıyordu; odanın dört bir yanında tüyler ürpertici heykeller ve parşömenlerle dolu kitaplıklar vardı.
“…… Gas…… Gasper……?”
Valerie’nin sesinin geldiği yöne baktığımızda—zemine çizilmiş devasa büyülü çemberin üzerinde bir yatak duruyordu ve Valerie onun üzerinde yatıyordu.
Büyülü çember çoktan tekinsiz bir ışık yaymaya başlamıştı ve o ışık yavaş yavaş Valerie’yi sarmalıyordu.
Valeriiiiiiiiiie!
Gasper onun adını haykırarak büyülü çembere doğru koştu ama yolunu kesen bariyer yüzünden daha fazla yaklaşamadı.
Gasper’ın gözü çemberin içindeki büyüyü kontrol eden adama—Marius’a kaydı.
Dur! Lütfen duuuur! Lütfen Valerie’ye daha fazla eziyet etme! Serbest bırak onu noluuuur!
O pislik Marius, Gasper’ın bu yürek burkan yalvarışına karşı iğrenç bir şekilde sırıttı.
Evet, ben de tam olarak onu ‘serbest bırakmaya’ çalışıyorum ya. Bak, çok kısa süre sonra hem zihnini hem de ruhunu kemirip duran Kutsal Kâse’yi söküp alacağım~.
İyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!
Kulakları tırmalayan çığlıklar atmaya başladı, bedeninden sanki bir şeyler dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Kahretsin!
Kesip geçemiyoruz!
Xenovia ile Kiba büyülü çemberin bariyerini kesmeye çalıştılar ama üzerinde tek bir çizik bile açamadılar.
Ben de yumruğuma bütün gücümü toplayıp bariyere geçirmeyi denedim, bunu gören Marius ise yine o midesi bulandırıcı sırıtışıyla konuştu.
Aman diyeyim, lütfen böyle gereksiz saldırılar yapmaktan kaçının. Büyü sekteye uğrarsa, ne Kutsal Kâse ne de taşıyıcısı sağlam kalır. Eski Vali Bey’in bir planı olsa bile nafıle. Bu Kutsal Kâse ile herkesten çok temas kuran, üzerine araştırmalar yapan benim. Onu oradan nasıl söküp çıkaracağımı dünyada benden iyi bilen kimse yok.
Sensei avucunun içinde küçük bir büyülü çember açıp Marius’un büyüsünü incelemeye koyuldu ama çok geçmeden cıklayarak dişlerini sıktı.
Kahretsin! Bu koruma kodu…… İncil’deki Tanrı’ya ait olan kodun ta kendisi! Benim bile bilmediğim bir kodu sen nasıl bilebilirsin!? Yoksa bu da mı Rizevim’in sana sağladığı bilgilerden biri!?”
Marius, Sensei’nin bu sorusu üzerine sırıttı.
Benimle pek çok bilgi paylaştı. Onlar sayesinde Kutsal Kâse üzerindeki araştırmalarım çok daha ileri gitti; hatta normalde ölmüş olması gereken o kötü yaratıkları bile bu dünyaya geri getirmeyi başardım. Üstelik Valerie’nin Kutsal Kâse’si, şimdiye kadarki tüm Kutsal Kâse taşıyıcılarınınkinden çok daha üstün özelliklere sahipmiş. Özellikle yaratıkların zayıf noktalarını olabildiğince ortadan kaldırma konusunda cidden mükemmel.
…… Vampirlerin güçlenmesinin ve Kötü Ejderha’nın ejderha katili güçlerine karşı direnç kazanmasının sebebi, Valerie’nin bu konuda baskın olmasından kaynaklanıyormuş demek.
Marius ardından büyünün kontrolünü durdurdu.
Fufufu, onun sayesinde bu işi de kazasız belasız halletmiş oldum.
Büyülü çemberden yayılan güçlü bir ışık bir anda Valerie’yi tamamen sarmaladı!
…… Kâbus gibi bir anı zihnimde çaktı. …… Bu… Raynare, Asia’nın Kutsal Ekipmanını söküp çıkardığında yaşanan şeyin tıpatıp aynısı!
O zaman Ejderha Atışı’mı kullanacağım!
Tam gardımı almışken Rias beni durdurdu!
Dur, Ise! Körlemesine güçlü bir saldırı yaparsan büyünün nasıl kontrolden çıkacağını bilemeyiz!
A-Ama! Böyle bir şeyin bir daha yaşanmasına izin veremeyiz……!
Böyle bir şeyi bir kez daha izlemeye dayanamam……!
Yumruğumu hedefe geçiremeyip çaresizce kalakaldığım sırada, Valerie’nin bedeninden bir şey süzülüp çıkmaya başladı… küçük bir kupa. Altın sarısı bir ışıkla parıldayan küçük bir kupa—. Hem Longinus’lardan biri hem de kutsal bir emanet olan Kutsal Kâse’nin ta kendisiydi bu.
“…… Aa……”
Kutsal Ekipmanı sökülüp alınan Valerie, yaşam enerjisini tamamen yitirdi ve yatağa cansız bir şekilde yığılıp kaldı.
Marius, Valerie’den söktüğü Kutsal Kâse’yi alıp havaya kaldırdı.
İşte bu… Longinus “Sephiroth Grail”. Üstelik daha şimdiden Denge Bozan (Balance Breaker) açma şartını bile karşılamış olan gerçek bir başyapıt.
…… Büyülü çemberin etkisi sona erdi ve onu koruyan bariyer de yok oldu; Gasper hemen Valerie’nin yanına koştu.
“………… Bu işte bir gariplik var. Bir Longinus’un sökülüşüne göre bu……”
Bu manzarayı izleyen Sensei’nin yüzünde şüphe dolu bir ifade belirdi. …… Aklını kurcalayan bir şeyler vardı sanki.
Cansız yatan Valerie’ye sarılan Gasper, kurtarıcısının adını hıçkırıklar içinde haykırdı.
“…… Valerie……”
Valerie, onun sesine karşılık verir gibi gözlerini araladı ve doğrudan Gasper’ın gözlerinin içine baktı.
Ağlamakta olan Gasper’ın yüzünü nazikçe okşadı.
“…… Gerçekten çok sulugözsün, Gasper…… …… Küçüklüğünden beri hep ağlardın zaten…… ama artık güçlendin, değil mi……?”
Gasper onun elini sımsıkı tutarak hıçkırıklara boğuldu.
“…… Özür dilerim…… Ben…… seni kurtaramadım……”
“…… Hayır, beni kurtardın…… En sonunda…… seni yeniden görebildim ya Gasper….. …… Benim tek dostum…… ve ailem…… …… Şey, Gasper……”
“…… Ne oldu?”
Valerie bakışlarını tavana doğru dikti—.
Hayır, tavana bakmıyordu. Bakışları sanki tavanın da ötesindeki bir yere kilitlenmiş gibiydi.
“…… Güneşi görmeyi…… o kadar çok isterdim ki…… ve keşke…… herkesle birlikte pikniğe gidebilseydik……”
“…… Göreceksin! Seni ben götüreceğim! Hep birlikte pikniğe de gideceğiz!”
…… Bana böyle bir şeyin yeniden yaşanmak zorunda olduğunu mu söylüyorsunuz şimdi……?
Bu duruma daha fazla dayanamayan Asia gelip bana sarıldı. Derin bir üzüntüyle tir tir titriyordu. …… Çünkü aynı dehşeti zamanında Asia da yaşamıştı……
Ben de…… ben de aynısını yaşamıştım. Benimle aynı acıdan geçen Gasper’ı böyle görmek içimi parçalıyordu……
Valerie, Gasper’ın yanağını okşadıktan sonra elini onun göğsüne koydu.
Sanki içindeki o diğer varlığa sesleniyormuş gibi konuştu.
“…… Burada…… senin diğer yarın var…… …… Bu yüzden son bir kez ondan bir dilekte bulunmam gerek……”
Neredeyse fısıltıya dönüşen, yok olmak üzere olan bir sesle devam etti.
“…… Seninle de konuşmayı çok isterdim…… Sen de Gasper’sın sonuçta, bu yüzden diğer herkesle de konuşman gerek……” …… Senin kabul göreceğin, seni bağırlarına basacakları bir yer mutlaka vardır……”
Valerie’nin kolunun dermanı kesildi ve cansızca yana düştü.
“…… Keşke herkesle iyi anlaşabilseydin……”
Bunlar onun son sözleri oldu.
“…………!”
Gasper kafasını iki yana sallayıp durdu ve Valerie’nin bedenine sımsıkı sarıldı.
…… Bakması bile yürek parçalayan bir manzara. Ama bu ortamda, pişkince alkış tutarak tüm saygısızlığını sergileyen biri vardı.
Marius Tepes, bir elinde Kutsal Kâse’yi tutarken yüzünde o sinsi tebessümüyle bekliyordu.
Sonra da Rias’a dönüp korkusuzca meydan okudu.
Rias Gremory-sama, lütfen o yıkım gücünüzle vurun beni.
Rias bunu duyunca alnındaki damarlar fırladı ve avucunda tehlikeli derecede büyük bir yıkıcı şeytani güç topladı.
“…… Pekala, hiç merhamet etmeyeceğim. Benim bile artık sabrım taştı.”
Yıkımın şeytani gücü doğrudan Marius’a doğru fırlatıldı!
Yok ol!
Öyle güçlü bir saldırıydı ki savunma yapmadan göğüslemek imkânsızdı.
Hatta sıradan bir savunma bile zerre işe yaramazdı. Çünkü o saldırıyı engellemeye çalışırken bile un ufak olup savrulurdun.
Ancak Marius savunma yapmaya dair hiçbir hamlede bulunmadı ve yıkıcı şeytani gücün kendisini yutmasına izin verdi.
…… Geride sadece havada süzülen Kutsal Kâse ile gövdesinin alt yarısı kaldı. Bedeninin üst kısmı tamamen yok olmuştu.
Bitti mi yani……? Bir an için öyle olduğunu sandım fakat adamın belden aşağısı, koptuğu noktadan itibaren kas lifleri örerek yeniden şekillenmeye başladı. Kısa bir süre sonra orada beliren şey, sapasağlam dirilmiş bir Marius’tu.
Rias onu şeytani gücüyle buharlaştırmadan önce nasıl görünüyorsa birebir aynıydı.
Marius inleyerek havada süzülen Kutsal Kâse’yi tekrar eline aldı.
Evet, görün işte. Anında iyileşebilme yeteneğine de sahibim artık. Bunun sebebi, bedeninden sökülen Kutsal Kâse’nin, tıpkı taşıyıcısının içindeyken olduğu gibi hiçbir dirençle karşılaşmadan gücünü sergileyebilmesidir. Üst bedenim yok edildiğinde ruhumun bile silineceğini sanmıştım…… ama ruhumun ufacık bir kırıntısı bile alt bedenimde kaldığı sürece, yalnızca bu kadarlık bir hasardan bile dirilebiliyormuşum demek ki.
…… Kutsal Kâse’nin yeteneği bu demek! Gövdesinin üstü uçup gitse bile hâlâ dirilebiliyor!
…… Grendel’in “Ruhu kaldığı sürece yeni bir beden edinebilir” diye zırvalamasına şaşmamalı.
Bu manzarayı gören biri alkış tutmaya başladı. Ne bizdik ne de Marius.
Ayin alanının karanlık köşelerinden bir sürü gölge ortaya çıktı.
Tam da düşündüğüm gibi.
Yenilenme yeteneğin daha da gelişmiş.
Adeta bir Anka kuşu gibisin.
Ortaya çıkanların hepsi orta yaşlı ya da yaşını başını almış adamlardı. Hepsinde vakur ve otoriter bir hava vardı.
Büyük ihtimalle safkan Vampirlerdi. Kraliyet soyundan veya ona yakın makamlardan olmalıydılar. Hepsi Marius’un tarafını tutan o tiplerdendi.
Marius bu adamların belirmesiyle gülümsedi.
Ooo, sevgili amcam ve değerli büyüklerim. Hazırlıklar tamamlandı. Ne yapacaksınız? Sizi de hemen şimdi daha da güçlendirmemi ister misiniz?
diye sordu Marius. Adamlar ise doğrudan bize hitap edercesine konuşmaya başladılar.
Gecenin ebedi sakinleri olan Vampirler, pek çok zayıflığa sahip varlıklardı.
Güneş ışığı, haç ve kutsal su…… İnsanlardan çok daha üstün bir tür olmamıza rağmen, sırf bu zayıflıklarımız yüzünden onların baskın hale gelip çoğalmasına boyun eğdik.
…… Ne yani, Vampirlerin en üstün tür olduğunu mu iddia ediyorlar?
Onları dinlerken iç çektim ama saçmalamaya devam ettiler.
Kutsal Kâse’yi kullanarak kendimizi Vampirleri bile aşan yeni bir varlığa dönüştüreceğiz!
Ve insanların yerine geçerek bu dünyaya biz hükmedeceğiz. Üstün varlıklar olan bizlerin boyunduruğu altına giren insanlar da en büyük arzularına kavuşup birer hayvan sürüsü olarak hizmet edecekler!
…… Hayvan sürüsü ha. Milleti daha ne kadar aşağılayabilirler acaba? Tıpkı Şeytanların o küçük elit kesiminin soyu gibi, kendilerini bir halt sanıp başkalarını ezmekten alıkoyamıyorlar kendilerini.
Adamlardan biri kederleniyormuş gibi iç çekti. Üst düzey yetkililer konuşmayı sürdürdü.
Kendi haline bırakılan hayvan sürümüzün çoğalmasını engelleyememiş olsak da, bu noktaya gelmemiz cidden uzun zaman aldı.
Katılıyorum. Ancak dünya artık olması gerektiği duruma geri dönecek.
Yeni dünyayı başlatmak için geriye tek bir şey kalıyor; o da mevcut Kral ile Carmilla’yı ortadan kaldırmak. Ardından planımızın son aşamasına geçip bu ülkenin tüm sakinlerini yeniden şekillendirebiliriz.
Bu ülke Kutsal Kâse’yi ele geçirmeyi başarmış olsa da, o korkak Kralımız mevcut durumu korumaktan bahsedip Vampirlerin evrim geçirmesi fikrini reddedip durdu. Zır cahil bir aptalın tekiydi.
Marius başıyla onayladı ve gülümsemesini bize doğru çevirdi.
İşte böyle, yani arkamdaki bu büyüklerimin fikirleri bu yönde. Bense sadece Kutsal Kâse üzerindeki araştırmalarımı daha da ileriye taşımakla ilgileniyorum.
…… Bu herif de kendi çapında tam bir kaçık. Sırf bu uğurda Kaos Tugayı’nı bu ülkeye soktu, bu morukları kışkırttı ve darbe yapmalarını sağladı.
Bütün bunlar sadece kendi Kutsal Kâse araştırması uğrunaydı demek—.
Hatta artık işine yaramadığını düşündüğü Valerie’yi bile gözünü kırpmadan katletti.
Azazel-sensei gözlerini kıstı.
“…… Harbi diyorum, tavırlarınız fena küstahlaştı ha. Ama kabul etmek lazım, Longinus cidden akılalmaz bir şaheser. Sırf biri onunla doğdu diye bu dünyanın tüm kuralları altüst olabiliyor.”
Sensei bana ve Vali’ye baktı.
“…… Ben de mi?”
Kendimi gösterdim. Sensei abartılı bir şaşkınlık ifadesi takındı.
“Farkında olmayabilirsin ama bu zamana kadar dünyanın pek çok kuralını ve ilkesini çiğnedin.”
Yani, olaylara o açıdan bakarsan belki doğru olabilir ama……
“…… Senin gibi tiplerin o Kutsal Ekipman’ı elinde tutması çok büyük tehlike. O Kutsal Kâse’yi bize teslim edeceksin. Vereceğin cevaba göre burada bir savaşın başlamasına da izin veririm.”
Rias, Marius’a bu şekilde gözdağı verdi.
“Sizler de Kutsal Ekipmanları ve Longinus’ları paşa gönlünüz nasıl isterse öyle kullanıyorsunuz ama…… Sırf değer yargılarımız ve kültürlerimiz farklı diye birbirimizi anlayamayacağımızı mı sanıyorsunuz?”
Sensei, Marius’un bu sözlerine karşılık verdi.
“O zaman onu bize, Grigori’ye teslim edeceksin. Bunlar üzerine araştırma yapmak bizim uzmanlık alanımız. Güvenli bir yerde saklamaktan tut mühürlemeye kadar her şeyi yapabiliriz. Gerçekten bize vermek istemiyorsan, götürüp Odin’e ya da Zeus’a da teslim edebilirsin. Her halükarda, o şey çok tehlikeli. Taşıdığı özellikler gereği ya gözümüzün önünden ayırmamamız ya da tamamen ortadan kaldırmamız gereken bir şey. Ama bu kadarını söylesem bile bizi dinlemeyeceksin, değil mi?”
Sensei bile kendi söylediği laflara bıyık altından güldü.
Marius ise sadece hafifçe sırıttı. Kutsal Kâse’yi bize öyle tıpış tıpış teslim etmeyeceği zaten gün gibi ortadaydı.
Ben de öne doğru bir adım atıp ona bağırdım.
Şu şeyi hemen bize geri ver! Sizin şu Vampir ideallerinizden, gururunuzdan ve değer yargılarınızdan bıktık usandık artık! O Kutsal Kâse, sizin saçma sapan idealleriniz uğruna kullanılmayacak kadar tehlikeli!
Onu daha fazla kendi kirli emellerine alet etmelerine izin veremem! Laftan sözden anlamıyorlarsa, biz de zorla söküp almasını biliriz!
Ben burada kendi kendime gaza gelirken, Vampirler Rias ve Sensei’ye dönüp konuşmaya başladı.
Maou’nun kız kardeşi ve Düşmüş Meleklerin eski Valisi. Şeytanların dünyasında bile antik çağlardan beri en tepede soylu kanı durur, diğerleri de sadece onlara boyun eğer. Gerçekler her zaman böyle olmak zorundaydı.
Sizin soyunuz da insanları birer yaşam kaynağı olarak kullandı. Bizim durumumuzda besin kaynağımız tesadüfen insanlar oldu ama temel düşüncemiz aynıydı.
Rias Gremory-dono, siz de safkan bir soylu olduğunuza göre bizi anlayabiliyor olmalısınız. Soylular ile diğerleri arasındaki o fark—
《Fufufu…… fufufufufufufufufufufufu…… zırvalık…… bu kadarı fazla gülünç…… 》
Tüm ayin alanında tüyler ürpertici bir kahkaha yankılandı ve Vampirlerin o artistik konuşmasını bıçak gibi kesti.
Herkes odanın içinde kafasını çevirip bakışlarını tek bir noktada topladı.
Gasper’dı bu.
Bedeninden siyah bir aura yayılıyor ve odanın dört bir yanını kaplamaya devam ediyordu.
Yavaşça ayağa kalkan Gasper’ın gözlerinde, bu dünyaya ait olması imkânsız olan son derece tehlikeli bir ışık parıldıyordu; bu gözlerle Marius ve üst düzey Vampirlere dik dik bakıyordu.
《Soylular…… ve onların dışındaki diğer varlıklar, öyle mi……? 》
Ayin alanı—en sonunda kapkaranlık bir zifiri karanlığa büründü.
Artık burada onu durdurabilecek tek bir kişi bile kalmamıştı—.
《Bahsettiğiniz şu üstün varlıkların gücünü gösterin bakalım bana—》
Karanlık…… kapkaraydı…… ve dondurucu derecede derindi…… Odayı yutan bu karanlık her şeyi emip bitirdi ve en ufak bir ışık kırıntısının bile hissedilemediği bir alana dönüştürdü.
Bu karanlığı yaratan Gasper’ın kendisinde de bir değişim baş gösterdi.
Bütün bedeni karanlıkla kaplandı; insan formunu tamamen yitirerek korkunç bir yaratığın şeklini almaya başladı.
İki kolu uzayıp kalınlaştı, uçlarında sivri pençeler belirdi. Sırtı genişledi ve içinden birden fazla kanat fırladı. Bacaklarının eklemleri ters yöne doğru büküldü.
Kafası da tıpkı bir Ejderhayı andıran bir şekil aldı. Ağzından keskin azı dişleri ve kafasından bir boynuz çıktı, kırmızı gözleri ise dehşet verici bir şekilde parıldıyordu.
《Koooooooooooooooooooooooo……! 》
Bu karanlık dünyada vahşi bir canavarın kükremesi yankılandı—.
…… Orada beliren şey, yaklaşık beş metre boyunda, tüm bedeninden kapkara bir aura yayılan devasa bir yaratıktı.
…… Bunun Gasper’ın gerçek formu olduğunu mu söylüyorsunuz yani……?
Ben—hayır, bütün Gremory ekibi olarak zangır zangır titreyen bedenlerimizle sadece izlemekle yetinebiliyorduk.
Aralarında sadece Vali kollarını bağlamış, sessizce bu manzarayı seyrediyordu……
“…… Bu fenomen de ne böyle……”
Kutsal Ekipmanlar konusunda engin bilgilere sahip olan Azazel-sensei bile bu durum karşısında son derece ciddi bir ifadeye büründü.
B-Bu da ne……!
Ne oluyor yahu!?
O görünüşü gören üst düzey Vampirlerin bile sesleri titremeye başladı.
Sadece Marius sakinliğini koruyordu ve sanki onu analiz etmeye çalışıyormuş gibi Gasper’ı pürdikkat inceliyordu.
…… Lütfen sakin olun, amcalar. Euclid-dono’nun bize bahsettiği Gasper Vladi’nin gerçek formu bu olmalı. Ancak korkmanızı gerektirecek hiçbir şey yok. Evrim geçirmiş biz Vampirlerin, alt tarafı melez bir veledin gücüne yenilmesi alay konusu olur.
Bunu duyan üst düzey Vampirler kafalarını sertçe onaylarcasına sallamaktan başka bir şey yapamadılar.
A-Anlıyorum. Doğru ya.
Bizler Kutsal Kâse sayesinde üstün bir güce ulaşmış Vampirleriz. Bir sonraki seviyeye geçmiş olan bizlerin, kıytırık bir meleze kaybetmesi imkânsız—
Tam o sırada Vampirlerden biri, aşağılardaki karanlıktan peydahlanan ve timsahı andıran devasa bir ağız tarafından tek hamlede yutuluverdi—.
《Neyden bahsediyordunuz siz…… bir sonraki seviye mi? 》
Kahkahalar atan Gasper…… ya da onun asıl benliği mi demeliydim.
Odanın muhtelif yerlerinden, daha önce ömrümde hiç görmediğim kapkara yaratıklar belirmeye başladı. Üç kafalı bir Ejderha, kertenkele formunda bir kelebek, Ejderha ile çiçeğin birleşimi gibi duran bir mahluk ve tek gözlü devasa bir yaratık…… Bu tür yaratıklar karanlık alanın her köşesinden fırlayıp Vampirlere doğru yürümeye başladılar.
Vampirler bu manzarayı gördükten sonra korkudan tir tir titriyorlardı. Bir tek Marius istifini bozmuyordu fakat adamlardan biri öfkeyle parlayarak kendi bedeninden böcekler ve canavarlar yaratmaya başladı.
Böyle bir teknik sadece sana özgü değil! Karanlıktan doğan basit bir canavarın bizi yenmesi imkânsız—
Şvıış. Az önce avazı çıktığı kadar bağıran adam, kuş benzeri bir canavar tarafından kapıldığı gibi havalandı.
Götürüldüğü yerde etrafı canavarlarla sarıldı ve ardından—.
D-Duruuuuuuuuuun!
Hiçbir şey yapamadan canlı canlı yenilip gitti—.
…… Bu da neyin nesi böyle yahu? …… Gasper, bunu yapan gerçekten sen misin……? İçinden böyle korkunç şeyler mi çıkarabiliyordun sen……?
Demek Gasper’ın gerçek gücü de, asıl formu da buydu—.
Titrememe engel olamıyordum; ama karanlığın canavarları gittikçe çoğalıyor, alanı kaplayarak Vampirleri köşeye sıkıştırıyordu.
Yine de o canavarlar bize zarar verecek en ufak bir hamlede bulunmuyorlardı.
Hii!
I-İmkânsız! Evrim geçirmiş olmamıza rağmen güçlerimiz hiçbir işe yaramıyor!
N-Ne oluyor be!?
Sen de neyin nesisin böyle!?
Vampirler umutsuzca direniyorlardı ama kaç kez yok edilirlerse edilsinler, canavarlar karanlığın içinden tekrar tekrar doğuyordu.
《Vampir güçlerinizin neden düzgün çalışmadığını biliyor musunuz? Çünkü Kutsal Kâse ile güçlendirilen o yeteneklerinizi durdurdum. 》
Yeteneklerini mi durduruyor!? V-Vay be, böyle bir şeyi bile yapabiliyor mu yani!? E-O zaman şu moruk Vampirlerin bu kadar zorlanması çok normal!
En sonunda bacakları yakalandı ve bedenlerini değiştiremesinler diye karanlık üzerlerini tamamen kapladı.
Kahretsin! İnsan rahminden doğma iğrenç bir “taklitçi” tarafından gaaaaa!
Daha fazla yaklaşma! Seni aşağılık mahlukkkkk! B-Bizim soylu kanımız var…… Sizin hayal bile edemeyeceğiniz kadar köklü bir tarihimiz ve geleneklerimiz var—
《—Hadi, yiyin şunları. 》
Bu emirle birlikte Vampirlerin üst düzey yetkilileri karanlığın canavarları tarafından vahşice yutuldu.
Bu korkunç manzara karşısında Asia gözlerini kapatıp kulaklarını tıkadı.
Üst düzey Vampirlerin tamamı karanlığın canavarlarına yem olduktan sonra, tek bir adam alkış tutmaya başladı.
Marius, bu ortamda bile yüzündeki o özgüven dolu ifadeyi koruyordu.
Mükemmel. Son zamanlarda olağanüstü güçlerle doğan pek çok melez türedi. Çoğu Kutsal Ekipman taşıyıcısı ama…… Sen aralarında açık ara en istisnai olanısın. Kutsal Kâse ile yarışacak bir potansiyele sahip olduğunu görüyorum. Ne dersin? Araştırmalarımda bana yardımcı olmak ister misin?
Bu durumda bile böyle bir teklifte bulunabildiğine göre, araştırma hırsı zıvanadan çıkmış olmalıydı.
Fakat Gasper’ın tepesi fena atmıştı.
《………… Valerie’ye yaptığın gibi mi yani? 》
Öfkelendin mi? Şey, beni dinle lütfen. En başta, Kutsal Kâse ile ilgili araştırmalar—
Şiddetli bir rüzgâr sesi duyuldu. Gasper kolunu uzattı ve yana doğru savurdu.
Marius bu hız karşısında reaksiyon veremedi ve sol kolu koptu gitti.
Ooo, bak sen…… Bayağı sertsin. Ancak bu kadarlık hafif bir hamle, Kutsal Kâse ile güçlendirilmiş bedenime karşı tamamen etkisizdir—
Fakat Kutsal Kâse altın sarısı bir ışıkla parıldamasına rağmen, kopan sol kolu bir türlü geri çıkmıyordu.
Marius bile bu duruma şaşırarak kafasını yana eğdi.
“………… Ha? Ne oluyor be. Kolum geri çıkmıyor…… Kutsal Kâse’nin gücü mü zayıfladı acaba? İmkânı yok. O zaman ne oluyor ulan……”
《………… 》
Gasper hiç sesini çıkarmadan kolunu bir kez daha sertçe savurdu.
Marius olduğu yerden sıçrayarak kaçmaya çalıştı ama zeminden yine timsah benzeri bir ağız peydahlanıp bacağını yakaladı.
Gasper’ın kolu ona ulaştı ve sağ bacağını un ufak etti.
Kahretsin!
Marius kıçının üstüne düştü.
“…… Demek bu sefer de bacağımı aldın. Ama bu da bir şey değil—”
Kutsal Kâse’yi parıldatmasına rağmen bacağı iyileşmiyordu. Az önce kopan kolu bile henüz eski haline gelmemişti.
Marius bile artık rengini atmaya başladı ve şüphelerini dışa vurdu.
“…… Neden? Neden iyileşmiyor? Hem kolum hem bacağım! Neden hâlâ en ufak bir iyileşme belirtisi yok!? Üstelik Vampir dönüşümümü de gerçekleştiremiyorum! Neden bir yarasa, bir böcek ya da bir canavar şekline bürünemiyorum!? Bu da mı bütün yeteneklerimin durdurulmuş olmasından kaynaklanıyor!? Böyle bir şey olamaz! Moruk amcalarımın aksine ben Kutsal Kâse’yi doğrudan elimde tutuyorum, yani yeteneklerimin durdurulması gibi bir şey imkânsız……”
Yaralarını görünce şaşkına döndü.
Çünkü kolu ve bacağı, yarasının olduğu yerden itibaren kapkara bir şey tarafından yutuluyordu.
“…… Y-Yaralarım…… karanlık tarafından ele mi geçiriliyor……? Karanlık yenilenmemi engelliyor mu yani……? Hayır, böyle bir şey mümkün olamaz……! Kutsal Kâse’nin bile ötesine geçtiğini mi söylüyorsun bana?”
《Ne oldu? Yeniden doğacaksan çabuk ol. Nasıl olsa o parçayı da tek hamlede uçurabilirim. 》
Gasper adım adım ona doğru yaklaşıyor.
Paniklemeye başlayan Marius, Gasper’ı sakinleştirmeye çalışıyor.
“D-Dur. Sakin ol. …… Tamam, buldum! Bu Kutsal Kâse’yi kullanarak sana Valerie’nin bir klonunu yapayım, ne dersin! Bir yolunu bulup ruhunu da o klona aktarabilirim! Fena bir anlaşma değil, ha? Klonu al ve doğruca Japonya’ya dön. Bununla tatmin olursun herhalde!”
Adamın bu sözleri Gasper’ı daha da çileden çıkarıyor. Gasper kısık ama oldukça ağır bir tonla konuşuyor.
《…… Daha fazla konuşma. Valerie’nin geri dönme ihtimaliyle senin canlı kalma sebebin aynı şey değil. Geberip gitmelisin sadece. 》
Gasper aradaki mesafeyi biraz daha kapatıyor. Marius yerde sürünerek de olsa kaçmaya çalışıyor.
Az önceki o özgüveninden eser kalmamış yüzünde. Yerini tamamen derin bir çaresizliğe bırakmış durumda.
“U-Uzak dur benden.”
Elindeki Kutsal Kâse’yi Gasper’a doğru siper edip haykırıyor.
“Uzak duuuuur! Seni iğrenç melez yaratııııık!”
Bu alanda yaratılan tüm canavarlar bir anda Marius’un etrafını sarıyor.
Manzarayı izleyen Vali söze giriyor.
“Rias Gremory, yakın gelecekte hizmetkarlarını kullanma konusunda muhtemelen büyük kısıtlamalarla karşılaşacaksın. Üstelik bahsettiğim kişi Hyoudou Issei de değil. Gasper Vladi, Hyoudou Issei’den çok daha tehlikeli bir varlık.”
“…………”
Rias, Vali’ye verecek bir cevap bulamıyor.
Gasper, Marius’un tam karşısında durup doğrudan ona sesleniyor.
《—Bedeninden tek bir parçanın bile bu dünyada kalmasına izin veremeyeceğim tek kişi sensin. Ruhun da yutulacak ve yok olacaksın. 》
Bu sözler bir emre dönüşüyor ve tüm canavarlar Marius’un üzerine çullanıyor. Onu diri diri yemek için.
“A, a, aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!”
Odanın içinde sadece onun çığlıkları yankılanıyor—.
Bölüm 4
Bodrumun en alt katındaki ritüel alanını kaplayan o zifiri karanlık yavaş yavaş çekilmeye başlıyor.
Darbeyle ilişkisi olan tüm üst düzey yetkililer karanlık tarafından yutulduktan sonra, alanı kaplayan gölgeler dağılıyor ve geriye sadece canavara dönüşmüş olan Gasper kalıyor.
Marius ve diğer Vampirler yok olur olmaz Sensei hemen Valerie’nin yanına koşuyor ve durumunu kontrol etmek için bir büyü çemberi aktifleştiriyor.
“…… Kafamı kurcalayan bir şeyler var.”
Sensei en başından beri bu büyünün sonuçlarından şüpheleniyordu zaten. Kızın bedenini inceleyen Sensei bir an duraksıyor.
“…… Anlaşıldı, şüphelerimin cevabını aldım sanırım.”
“Ne demek istiyorsun?”
diye soruyor Rias. Sensei parmağıyla Valerie’yi işaret ediyor.
“Görünüşe göre bu kızın Kutsal Kâse’si en başından beri bir alt türdü. Normalde sadece tek bir Kutsal Kâse olması gerekirken, ikincisi ortaya çıkmış. Yani bu kızın içinde bir Kutsal Kâse daha var. Zaten bir tuhaflık olduğunu sezmiştim. Bir Longinus çıkarma işlemine göre ortalık fazla sakindi. Araştırmalarıma dayanarak, bir Longinus söküp alma işleminin çok daha gösterişli olması gerektiğini düşünüyordum.”
[—!?]
Sensei’nin bu sözleri karşısında herkes şoke oluyor!
Ciddi mi bu!? Yani kızın Longinus’u bir alt tür ve iki tane mi Kutsal Kâse var!?
“A-Ama, aynı Longinus’tan iki tanesinin var olamayacağını sanıyordum?”
diye soruyorum Sensei’ye. Bana en azından böyle öğretilmişti. Yani benimki dışında ikinci bir Kızıl Ejder İmparatoru zırhı aynı anda var olamazdı.
Sensei başıyla onaylıyor.
“Evet, doğru. Durum şu ki; İkisinin tek bir bütün olarak kabul edildiği bir alt türle karşı karşıyayız sanırım. Daha önce böyle bir şey yaşanmadığı için bunu daha detaylı incelemem gerekecek. Her neyse, kız ölmemiş. Ne de olsa diğer Kâse mucizevi bir şekilde bedeninde kalmayı başarmış. Çalınan parçayı yerine koyarsak eski haline geri dönecektir. …… Gerçekten şu Longinus taşıyıcılarını hiç anlayamayacağım.”
Sensei’nin iç çekerek yaptığı bu açıklamayla birlikte—
[Ah.]
Herkes derin bir nefes alarak rahatlıyor.
Çok şükür be! Demek Valerie ölmemiş! Kahretsin! O uğursuz sahne gözümün önünde tekrarlanınca ben de…… Sadece çok sevindim…… Gasper ve Valerie’nin benimle aynı acıyı yaşamasına engel olamayacak kadar çaresiz kalmaktan nefret etmek üzereydim.
“Çok şükür……”
Asia bile sevinç gözyaşları döküyor.
“Şu Kutsal Kâse’yi bana getirin.”
Sensei, Marius’un çaldığı Kutsal Kâse’yi Valerie’ye geri yüklemek için büyüyü başlatıyor.
Yine de, iki Kutsal Kâse’ye sahip olması…… Akıl sağlığının bu kadar bozulması o etki yüzünden miydi acaba?
Bunları düşünürken— gözlerimi siyah bir canavara dönüşmüş olan Gasper’a çeviriyorum. Değişime uğrayan Gasper, Valerie’nin iyileşme sürecini sessizce izliyor.
“İnanılmaz……”
Yutkunarak bunu söylediğimde, Gasper hafifçe kıkırdıyor.
《Biliyor olman gerekirdi diye düşünmüştüm, Sekiryuutei. 》
Biliyor mu……? Ne demek istiyor ki?
Neyi kastettiğini anlayamayıp şaşkın şaşkın bakan beni bir kenara bırakan Rias, ona soruyor.
“…… Sen Gasper değilsin, değil mi?”
《Evet. Ben Gasper’ım. Ancak, Gasper olduğumu söyleyebilirim ama aynı zamanda Gasper değilim. Bu çocuk daha annesinin rahmindeyken bedenini ele geçiren şey, Balor’ın parçalanmış bilincinin bir kırıntısıydı. 》
Bunu duyan Sensei, yaşadığı şokla yüz ifadesini değiştiriyor.
“Balor mu!? İrlanda mitolojisindeki Kötü Tanrı Balor olduğunu mu söylüyorsun bana!?”
Balor mu? Kötü Tanrı mı? Gasper’ın Kutsal Ekipman’ının adında da Balor kelimesi geçiyordu, değil mi?
“Sensei, Gasper’ın Kutsal Ekipman’ı ile o Tanrı arasında bir bağlantı mı var?”
diye soruyorum. Sensei heyecanla cevap veriyor.
“…… Balor, kem gözlere sahip en ünlü Tanrı’dır. Ayrıca Crom Cruach’u kontrol eden Tanrı olarak da bilinir. Kutsal Ekipman’a “Forbidden Balor View” adının ona atfen verildiğini duymuştum. …… Ama gerçek Balor’ın doğrudan bunun içinde barındığına inanamıyorum. Az önce Tathlum’un Balor’a tepki vermemesinin sebebi, onun sadece bir kopya olması mıydı yani?”
《Sana Balor’ın bilincinin sadece bir kırıntısı olduğumu söylüyorum ya işte. Tanrısallığımı çoktan kaybettim ve geriye sadece kötücül gücüm kaldı. Gerçek Balor, Tanrı Lugh tarafından öldürüldü sonuçta. Ben Balor’ım ama aynı zamanda Balor değilim. Ben “Gasper Vladi”yim. Kutsal Ekipmanlar gerçekten çok ilginç şeyler. Efsanevi Ejderhalardan canavarlara, hatta bir Kötü Tanrı’nın gücüne kadar her şeyi bünyelerinde barındırabiliyorlar. Kutsal Ekipmanları yaratan Kitab-ı Mukaddes’in Tanrısı cidden korkunç bir varlık olmalı. 》
…… A-Anlamıyorum ama Sensei olayı kavramış gibi görünüyor, başını sallayıp “Şimdi anladım~” diyor.
Ş-Şey, daha sonra bunu bana daha basit bir dille anlatmasını isterim artık.
“Az önce ‘biliyor olman gerekirdi’ derken ne demek istedin?”
《Gözün döndüğünde, Eski İblis Kralı’nın soyundan gelen adamın zamanı bir anlığına durmuştu, değil mi? Bunun sebebi, kendimi senin görüş alanınla bağlamış olmamdı. Bak, tıpkı bunun gibi—》
!
Şu an gördüğüm şey anında değişiyor. Hey, ben şu an kime bakıyorum…… kendime mi!? Görüş alanımda beliren şey benim! Zırhlı formumdaki halim!
《Az önce görüşümü seninkiyle değiştirdim. Bu yüzden o manzarayı benim gözlerimden görebiliyorsun. 》
…… V-Vay be…… B-Böyle bir şey bile yapabiliyor demek. Düşününce, Juggernaut Drive kullanarak Shalba’ya saldırdığımda ve gözüm döndüğünde, Gasper’ınkine benzer bir yetenek kullandığımı duymuştum. Bunun Kızıl Ejder İmparatoru’nun gizli güçlerinden biri olduğunu sanıyordum ama…… Demek Gasper’ın gücü, Kızıl Ejder İmparatoru’nun gücüyle birlikte uyanmış.
Ah, görüşüm tekrar normale döndü.
Yanımda bunu dinleyen Kiba da ikna olmuş gibi bir tavır takınıyor.
“Yani o zamanki olay, hem Ise-kun’un hem de Gasper-kun’un güçlerinin birleşmesi yüzünden miydi……!? Juggernaut Drive ile rezonansa girebilmek…… İki Göksel Ejderha ve bir zamanlar Crom Cruach’u kontrol eden Kötü Tanrı söz konusu olduğu için mantıklı bir şey mi bu acaba……!?”
Zangır zangır titreyen Kiba’yı bir kenara bırakan Xenovia ve Irina, ürkek adımlarla Gasper’a yaklaşıyor.
“G-Gerçekten Gasper mısın sen?”
“Biraz büyüdün sanki…… o yüzden korktum.”
İkisi de az önceki korkularını unutmuş gibi bu forma hemen alışmış bile. Şey, ben bile bu görünüşe alıştım sayılır…… O kadar çok şey oldu ki algılarım sapıtmaya başladı.
Kızların bu şapşallığına hiçbir tepki vermeyen Gasper, Valerie’ye doğru yürüyor.
Gasper’ın tamamen değişmiş olan eli, yerde yatan Valerie’nin yanağını okşamaya başlıyor.
《Nedense Kutsal Kâse’ye sahip olan bu kızı kurtarmam gerektiğini hissettim. Hem de çok güçlü bir şekilde. Bu, ona minnet borçlu hisseden diğer benliğimin hissiyatından farklı bir şeydi. …… Bu benim ona olan şükran duygum mu acaba? Ben de pek iyi bilmiyorum ama muhtemelen gücü tamamen uyanmadan önce bile onu bilincinde olmadan kullanıyordu. Ben haline gelen Balor’ın bilinç kırıntısını bile Kutsal Kâse’yi kullanarak çağırmıştı…… ve beni onunla mı yarattı acaba……? 》
“Gasper’ı var eden şeyin henüz bir çocukken Valerie olduğunu mu söylüyorsun……? Rias’ın Gasper’ı reenkarne edebilmesinin sebebi, tanrısallığını kaybetmiş olan Balor kırıntısı mıydı yani…… Ve Gasper’ın “Forbidden Balor View” ile doğmasının sebebi Balor’ın gücü tarafından çekilmesi miydi……? Aslında onun bir taklidi olmasına rağmen gerçek varlığın onun içinde barınması tam bir şaka gibi. Peki az önce Crom Cruach neden ona güçlü bir tepki vermedi? Ama bu—”
Sensei kafasında pek çok fikir oluşturuyor gibi kendi kendine mırıldanıyor.
Gasper ardından Sensei’ye dönüyor.
《Bu form— en azından Kutsal Ekipman ile içimdeki Balor’ın füzyonu sayesinde yaratılmış bir şey. Buna Denge Bozan (Balance Breaker) diyebilirsin ama aslında öyle de sayılmaz. Evet. Buna “Forbidden Invade Balor the Beast” diyebilirim sanırım. 》
Demek bir de isim koyuyorsun! Bazen Kutsal Ekipman’dan beyne bir isim gönderildiği olur…… ama alt tür Denge Bozan’a ulaşan biri olursa, o isimleri reddedip kendi düşündükleri bir ismi koyduklarını duymuştum.
Gerçi benim True [Queen] formuma ismi veren kişi Sairaorg-san’dı.
Sensei, Gasper’ın içinde bulunduğu duruma bir kez daha bakıp mırıldanıyor.
“…… Bu şey yakında Longinus sınıfı olarak bile adlandırılabilir. Hayır, zaten o seviyeye çoktan ulaşmış durumda. “Forbidden Balor View”dan tamamen farklı bir Kutsal Ekipman’a dönüştü bile.”
Ciddi mi bu!? Yani on dördüncüsü mü geliyor!? Şimdiye kadar sadece on üç tane Longinus vardı ama bu sayının on üçle sınırlı olduğu anlamına gelmiyordu. Sadece bu dünyaya şu ana kadar yalnızca on üç tanesinin çıktığı anlamına geliyordu.
Bu yüzden on dördüncüsünün ortaya çıkması hiç de garip değildi. Ama bunun Gasper olduğunu mu söylüyorsunuz yani……?
Rias derin bir nefes alarak Sensei’ye soruyor.
“…… Yeni bir Longinus olduğunu mu söylüyorsun……?”
“Pekala, Grigori’ye döndüğümde ayrıntıları daha detaylı inceleyeceğim.”
Sensei bunu gayet rahat bir tavırla söylüyor.
Ardından canavara dönüşen Gasper’ın etrafındaki karanlık yavaş yavaş silinmeye başlıyor.
《…… Vay canına, sınırıma geldim galiba. Gerisini hepinize bırakıyorum ve biraz uyuyacağım. 》
Karanlık kaybolmaya başlıyor ama her zamanki Gasper’a dönüşürken, diğer Gasper canavarımsı kocaman ağzıyla gülümseyerek konuşuyor.
《Doğaüstü Araştırma Kulübü’ndeki herkes, ben her şeyi karanlığa boğacak bir varlığım. Ancak, ne pahasına olursa olsun hiçbirinize zarar vermeyeceğime söz veriyorum. Diğer benliğimin gözlerinden hepinizi izledim. 》
Diğer Gasper hepimize tek tek bakıyor.
《Rias-buchou, Akeno-san, Koneko-chan, Yuuto-senpai, Asia-senpai, Xenovia-senpai, Irina-senpai, Ravel-san, Rossweisse-san, Azazel-sensei ve Kızıl Ejder İmparatoru—Ise-senpai. Ne de olsa hepiniz benim değerli yoldaşlarımsınız—》
Bize bunları söyledikten sonra karanlık tamamen yok oluyor ve Gasper olduğu yere kendinden geçmiş halde yığılıyor.
Rias, eski haline dönen Gasper’ı kucaklıyor. Gözleri yaşlarla dolmuş durumda.
“…… Biliyorum. Ne olduğun umurumda değil. Sen benim hizmetkarımsın sonuçta. Değil mi, Gasper……”
Bu duygusal sahneyi gören buradaki herkes gözleri dolu dolu başını sallıyor.
Evet, Gasper bizim değerli yoldaşımız! O benim değerli kouhai’m!
İçimden bunu güçlü bir şekilde geçirirken, Sensei Valerie’yi canlandırma büyüsünün tamamlandığını ilan ediyor.
Parlak bir ışık saçarak Valerie’den çalınan Kutsal Kâse, tekrar kızın bedenine geri dönüyor.
“Bununla birlikte gözlerini açması gerek……”
Sensei öyle dediği için herkes umutla kızın başında bekliyor…… Ama uyanacağına dair en ufak bir belirti bile göstermiyor. Sensei durumdan şüphelenip onu tekrar incelemeye başlıyor.
“…… Bu çok garip. Nefes alıyor. Ama sadece bilinci geri gelmiyor……? Eksik olan başka bir şey mi var acaba?”
Sensei bu durum karşısında kafasını kurcalarken, tamamen farklı birine ait bir ses yankılanıyor.
“Ah, belki de bir kez kaybolan bilinci, bunu da içine koymadığınız sürece geri gelmeyecektir~.”
Vali, o kişinin belirmesiyle birlikte öfkeyle dolup taşan bir yüz ifadesine bürünüyor.
“—Seni gerçekten görmek istiyordum, Rizevim Livan Lucifer!”
Karşımızda beliren kişi, tuhaf bir üslupla konuşan ve aptalca bir kahkaha atan yaşlı bir adam.
Ve o yaşlı adamın hemen yanında— Kutsal Kâse’ye benzeyen tek bir kupa havada süzülüyor. Bunu gören herkesin gözleri fal taşı gibi açılıyor!
Adam—Rizevim, yüzündeki pis sırıtışla konuşmaya devam ediyor.
“Evet, Valerie-chan’ın sahip olduğu Kutsal Kâse sayısı— toplamda üç tane. Yani tek pakette üç tane geldiği için son derece olağanüstü bir alt tür Longinus kendisi~. Zaten daha önce bir tanesini çıkarmak için kendime izin vermiştim~. Marius-kun birden fazla olduğunu fark edememiş gibi görünse de~. Kendine Kutsal Kâse araştırmacısı diyen birinden bunu duymak insanı gerçekten güldürüyor!”
! Üç tane mi…… Kutsal Kâse var!? Ve adam zaten bir tanesini çıkardı mı!?
Adaya yakışmayan bir edayla kahkaha atan Rizevim durup Vali’ye selam veriyor.
“Uncha♪ Uhyohyo~! Dedeni tanıdın mı Rizevim burada bak~? Şimdi, eğlenceli vakitlerimiz tam olarak buradan başlıyor~. Bu yüzden bütün iyi çocuklar bu yaşlı adamı dinlesin, tamam mı☆”
Kötücül niyeti kendini göstermeye başlıyor.
