High School DxD Cilt 16 – Bölüm 2 / Hayat. 1 Doğaüstü Araştırma Kulübü, Romanya’ya!
Kısım 1
Biz Doğaüstü Araştırma Kulübü, Öğrenci Konseyi Başkanı Sona, Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı Shinra ve Cennet tarafı (Rahiplerden Griselda-san ile Joker Dulio), Hyoudou konutunun en üst katındaki VIP odasında toplantı yapıyoruz.
Romanya—. Carmilla karargahını ziyarete giden Azazel-sensei ile doğrudan bir iletişim hattımız açık.
Büyü çemberinden görüntüsü yansıyan Sensei’den durumu duyar duymaz hepimiz şoka giriyoruz.
— …Rias ve Kiba’ya ne olmuş dedin!?
Şok içinde söylediğim sözlere Sensei başıyla onay veriyor.
— [Evet, görünüşe göre Tepes tarafında büyük bir hareketlilik yaşanmış. Hem Tepes hem Carmilla tarafı hem de ikisinin sınır hattı tam bir kaosla kaplanmış durumda. Tepes tarafında bir darbe gerçekleştiğini var sayabiliriz. Rias ve Kiba’nın da bu işe karışmış olma ihtimali çok yüksek. Büyük ihtimalle yakalandılar. Buradan Rias ile iletişim kuramıyorum. Sizde de durumlar aynı, değil mi?]
[…………]
Bu aniden gelen haber üzerine herkes suspus oldu. Akeno-san küçük bir büyü çemberi oluşturarak Rias ile iletişim kurmaya çalışıyor… ama hiçbir yanıt yok.
— Darbe mi……
Koneko-chan kendi kendine mırıldanıyor.
… Bir darbe ha. Rias ve Kiba oradayken böyle bir şeyin yaşanması da ne demek!
— ………… Auu, o-olamaz…… Hemen yanımdaki Gasper’ın yüzü adeta donakaldı.
Burası onun için değerli vatanı sonuçta.
Haliyle içi hiç rahat değildir. Tam da kurtarıcısını kurtarmak için gitmeye karar vermişken hem de. Sensei raporuna devam ediyor:
— [Carmilla tarafındaki üst düzey yetkililerden aldığımız bilgilere göre, darbenin ardından Tepes’in başına geçen kişi değişmiş.]
— [—!?]
Bunu duyan herkesin yüz ifadesi anında değişiyor!
…
Demek liderleri değişti! Bu da her şeyin çoktan bittiği anlamına geliyor! — O-Oralarda gerçekten akılalmaz şeyler dönüyor!
Şok içinde dile getirdiğim bu sözler karşısında Sensei iç çekiyor.
— […… Şu an için, erkekleri kadınlardan üstün tutan Tepes birliğinin Kralı, yani Tepes Hanesi’nin Başı kendi başkentinden kaçmış gibi görünüyor.]
— …… Tepes Kralı’nın tek başına kaçması, onu bu eyleme zorlayacak bir şeylerin yaşandığını kanıtlıyor.
Akeno-san, Sensei’nin raporu karşısında kaşlarını çatıp mırıldanıyor.
Başkan Sona elini çenesinin altına koyarak lafa giriyor:
— Büyük ihtimalle Kutsal Kâse olayı yüzünden Kaos Tugayı işin içine müdahil oldu. —Tepes birliğinin perde arkasından Kaos Tugayı tarafından kontrol edildiğini var sayabiliriz.
Euclid Lucifugus liderliğindeki mevcut Kaos Tugayı’nın yanında İblis Ejderhalar olduğu sürece, yaşam ilkesini simgeleyen Kutsal Kâse’ye sahip olan Vampirlerle (Tepes birliği) bağlantılı olma ihtimallerinin yüksek olduğu bana daha önce bildirilmişti.
Yani Kaos Tugayı, Vampirlerin karşısına dikildi ve Kutsal Kâse’nin gücünü ele geçirdi. Bunu kullanarak ölü İblis Ejderhaları diriltmiş olmalılar — Sensei, Başkan Sona ve her bir tarafın liderlerinin ortak kararı bu yönde.
— [Evet, Kaos Tugayı perde arkasından onlara yardım etmiş olmalı. Carmilla tarafı da bu olay konusunda benimle aynı fikirde.]
Sensei sıkılmış bir edayla bunları söyledikten sonra devam ediyor:
— […… Aslında hem Tepes hem de Carmilla tarafını oluşturan Vampirler, diğer güçlerle temastan kaçınır ve kendi iç işlerine bakarlardı. Bu yüzden Kaos Tugayı’nın aradan sıyrılması için ufak bir açık oluştu. Her güçte, mevcut siyasi iktidardan soyutlanmış en az bir grup bulunur. Kutsal Kâse söylentilerini duyduktan sonra, onların gücünü perde arkasından tüketmek için bu grubu kullanmış olmalılar.]
— Yani mevcut hükümet, hükümet karşıtı radikal grubun eylemlerinden haberdar olsa bile diğer güçlerden hiç yardım istemedi, öyle mi?
Aynen böyle söyledim. Cidden aptal değilseniz radikallerin şüpheli hareketlerini kolayca fark edebilirsiniz.
Kral’ın yakınına kadar gelmeden önce yardım istemeleri gerekirdi ama Tepes, yani Vampirler bunu yapmadı.
Sensei devam ediyor: — […… Bu durum, kendilerini yüksekte görüp gururlarını her şeyin önüne koyanların bir sonucu olsa gerek. Ölecek olsalar bile yardım istemek istemediler. Ya da Kutsal Kâse’nin varlığının dışarı sızmasını istemediler. Aşağı yukarı böyle bir şey işte. Her neyse, Tepes’in karargahı beni endişelendiriyor. Carmilla’nın üssünden oraya geçmeyi planlıyorum.]
Sensei’nin görüntüsü etrafındakilere bakınıyor.
— [—Görünüşe göre buradaki hepinize ihtiyacım olacak. Bu yüzden hemen buraya gelin. Rias ve Kiba ile yeniden bir araya gelirken Tepes birliğinin hareketlerini de incelemeliyiz. Hepinizin gücüne kesinlikle ihtiyaç duyulacak. Ne de olsa bu işe Tepes hükümeti karşıtı radikallerden çok daha tehlikeli biri bulaşmış durumda.]
—Demek olay buraya vardı! Bunu söylemeni bekliyordum ben de!
Sol elimi sağ yumruğuma vurarak ona karşılık veriyorum!
— Elbette! Hizmetkarların, hayır, efendimiz olan Rias’ı korumak Doğaüstü Araştırma Kulübü’nün sorumluluğundadır! Değil mi arkadaşlar!?
— [Elbette!]
Doğaüstü Araştırma Kulübü’nün tüm üyeleri bana haykırarak yanıt veriyor! Kulüp Başkanımız olan Rias’ı kurtarmak, bizi biz yapan Doğaüstü Araştırma Kulübü’nün ta kendisidir! Yine de Sensei’nin az önce bahsettiği, hükümet karşıtı gruptan daha tehlikeli olan kişi kafamı kurcalamıyor değil.
— [Ama bütün güçlerimizi tek bir yere toplayamayız. Siz çocuklar daha geçen gün orada saldırıya uğradınız. Buraya sadece Gremory grubu ve Irina’nın gelmesi yeterli olacaktır. Sitri grubu, Griselda, Joker ve “Slash Dog” Tobio orada beklemede kalmalı.]
Sensei’nin bahsettiği gibi, kasabamız daha geçen gün saldırıya uğramıştı. Böyle bir şeyin tekrarlanmaması için kasabanın etrafına bariyerler kurmaya ve ittifakımızdan bu bölgeye giriş çıkış yapanlara karşı son derece tedbirli olmaya başladık.
Sensei sadece Gremory grubunu değil, Sitri grubunu da başka bir yere göndermek konusunda endişeli olmalı.
Rahiplerden Griselda, Sensei’nin emrine yanıt veriyor:
— Anlaşıldı. Dulio, bu kasabaya yeni gelmiş olmana rağmen senden bunu istediğim için üzgünüm ama senin buradaki savunmaya odaklanmanı sağlayacağız.
—Dulio o sırada elini kaldırıyor.
— Biliyorsun, Tepes kasabasına gidip kötü hava şartları oluşturarak onları içeri hapsedebilirim aslında~.
… Dulio başını yana eğerek konuşuyor. Onu çok kısa bir süredir tanıyorum ama Irina’dan bile daha saf ve şapşal bir tip olduğunu anladım.
Az önce acayip dehşet bir şey söyledi ama kendince şaka yapıyor olmalı. Yine de emir verilirse gerçekten oraya uçup Vampirlerin kasabasını buz tutturacakmış gibi bir hali var…
Rahiplerden Griselda, Dulio’nun kafasına vuruyor.
— Cennet ile Vampirler arasındaki ilişkileri daha da mı bozmaya çalışıyorsun? Tanrım, cidden……
İşin gerçekten çok zor, Rahiplerden Griselda-san……
Sensei tebessüm ederek devam ediyor.
— [Burası kesinlikle önemli ama orası da bir o kadar önemli. Elimizde birkaç Longinus taşıyıcısı olduğuna göre onları iki tarafa bölmek en iyisi olacaktır.]
—! Sensei’nin az önce söylediği şey kafamı kurcalıyor.
— Yoksa o tarafta, bizim yanımızda bir Longinus taşıyıcısı mı var?
Sensei sorum karşısında başıyla onay veriyor.
— [Evet, Vali çoktan Vampirlerin bölgesine sızdı. Joker ile Slash Dog burada kalırken İki Yüce Ejderhanın yolları ayrılacak. Böyle bir zamanda söylemek pek hoş olmasa da bir Kutsal Ekipman hastası olarak bu tablo öyle muazzam ki meraktan içim içimi yiyor.]
… Demek o herif, Vali de oradaymış. Neden ki? Kutsal Kâse ile mi alakalı acaba? Belki de İblis Ejderhaların kokusunu alıp oraya çekilmiştir. Söz konusu oysa bu gayet mümkün.
Böyle düşünmeye başlamışken elini kaldıran Başkan Sona gözüme çarpıyor.
— Hazır fırsat gelmişken, benim iki yeni hizmetkarımı da yanınıza alabilir misiniz acaba?
— Bennia ve Rugal-san’ı mı?
Diye soruyorum. Başkan başıyla onaylıyor.
— Evet, ikisi de bir Şeytan olarak savaş konusunda henüz acemi. Ayrıca bu olayda yeteneklerinin çok işe yarama ihtimali var.
Hmm, yani onlar için bir nevi tecrübe edinme fırsatı mı? Ayrıca ikisinin de yetenekleri bu Vampir olayında işe yarayacakmış ha? Bennia’nın bir Azrail olduğunu biliyorum ama Rugal-san’ın yeteneği hâlâ bir gizem.
Sensei elini çenesinin altına koyuyor ve başını sallayarak onayladığını gösteriyor.
— [Haklısın. Özellikle de Rugal, beklenmedik bir durum yaşanırsa ek bir koz olacakmış gibi görünüyor. Onu da göndermeyi planlıyorsan, bu hiç de fena bir fikir değil…]
— Öyleyse lütfen onları da yanınıza alın.
Demek Bennia ve Rugal-san da Romanya’daki savaşa katılacak.
Sensei, Ravel’e bakıyor.
— [Sen burada kalıyorsun Ravel. Bir misafir olduğun için bu olay senin de katılman için fazla tehlikeli. Ise’nin menajeri olsan bile teröristlerin saklanıyor olabileceği bir yere seni getiremeyiz. Bunu anlayabiliyorsun, değil mi?]
Ravel de Sensei’nin sözlerine başıyla onay veriyor.
— Evet. Gerçekten endişeleniyorum ama lütfen Hyoudou konutunu ve Kuoh Akademisini bana bırakın.
Cidden çok söz dinleyen bir kız bu, harbiden öyle. Hiç şikayet etmeden yanıt veriyor.
Ravel kesinlikle bana ve Doğaüstü Araştırma Kulübü’ne pek çok konuda destek oluyor ama böyle kritik bir ortama sürükleyebileceğimiz biri değil. Biz bu kıza Phenex Hanesi adına göz kulak oluyoruz. Onu böyle tehlikeli yerlere götüremeyiz.
… Ş-Şey, gerçi kendisi bu işlere sık sık sürükleniyor ama… Bunda benim Ejderha özelliğimin de büyük bir payı olduğu için üzülmeden edemiyorum.
Sensei bir kez daha etrafındakilere bakıyor.
— [Ayrıntılı detayları hepiniz buraya gelince konuşacağım. —Pekala, hepiniz hazır olduğunuzda buraya ışınlanın. Carmilla tarafında varışınız için bir ışınlanma büyü çemberi oluşturacağım. Tamamdır, harekete geçin.]
— [Evet!]
Herkes haykırarak yanıt veriyor. —Romanya’ya basma vakti geldi. Oraya gidecek üyeler Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri, artı Bennia ve Rugal-san. Diğer üyeler beklemede kalacak.
Rias, Kiba, biz oraya varana kadar lütfen güvende kalın!
— …Demek darbe ha. Gremory grubu da neden bu kadar çok olayın içine çekiliyor anlamıyorum ki.
Odamda kendi kendime mırıldanıyorum.
Ondan sonra toplantı bitti ve hepimiz hemen hazırlanmak üzere ayrıldık.
Ben de odamda bu yolculuk için hazırlanıyorum. İhtiyacım olacak en temel şeyleri seyahat çantama tıkıyorum.
Ama bir darbe ha… Tam da onlarla müzakere etmek üzereyken Vampir tarafında böyle bir şeyin yaşanması.
Cidden garip olayları üzerimize çekiyoruz. … Görünüşe göre benimle de yakından bir ilgisi var gibi durduğu için ne diyeceğimi bilemiyorum gerçi…
Derin bir iç çekiyorum. Tam o sırada kapı çalınıyor.
Odaya giren kişi—Saji! Onun buraya gelmesi ender görülen bir şey.
— Ooo, Saji. Beni uğurlamaya mı geldin?
Saji “Aynen” diyerek başını sallıyor.
Çalışma masamın sandalyesine oturduktan sonra kafası karışık bir ifade takınıyor.
— …… Vampirlerin darbe başlatması ha. Cidden, üst üste bir sürü şey yaşanıyor. — Ben de az önce tam bunu düşünüyordum. Tam da Rias oradayken böyle bir şeyin yaşanması.
— Gasper-kun’un sırrını sormaya gitmişti, değil mi?
— Evet, gerçi şu an tam sırası değilmiş gibi görünüyor.
Rias’ın raporuna bakılırsa Vladi Hanesi ile yaptığı müzakereler tıkırında ilerliyor gibiydi…
— Bizi bir kenara bırakırsak, Sitri grubunda durumlar nasıl? Mesela Bennia ve Rugal-san.
Diye soruyorum.
Yeni üyeleri olduğuna göre bazı değişiklikler olmuş olmalı. Saji, çenesini masadaki eline dayayarak konuşuyor:
— Yeni dizilim açısından bakarsak neredeyse tamamlandık. Şey, aslında Sitri grubunda bundan çok daha önemli bir şey gerçekleşiyor.
— Hmm, neymiş o?
— Başkan’ın yatırım yaptığı okulun kurulması olayı. Bir dahakine resmi olarak inşa edilmesine karar verildi.
— Okul mu? Şu Derecelendirme Oyunu (Rating Game) için olanı mı kastettiğin? İnanılmaz!
Yanılmıyorsam, Alt sınıf veya Üst sınıf fark etmeksizin her Şeytan’ın kaydolabileceği bir okuldu, değil mi?
Evet, Sitri grubu—daha doğrusu Sona-başkan, onun hayali herkesin gidebileceği bir Derecelendirme Oyunu okulu kurmak. O okulda öğretmen olmak da Saji’nin hayali.
Aynen, ilki sonunda ilerleme kaydediyor. Patron Sairaorg bile yardım etti, bu yüzden plan büyük bir ivme kazandı, biliyor musun?
Demek Sairaorg-san, Sona-başkan’a yardım etti. Aha doğru ya, Sairaorg-san’ın annesi Sitri bölgesindeki hastanede tedavi görüyordu, bu yüzden Başkan’ın projesine tam destek vermesi hiç de şaşırtıcı değil.
Bundan sonraki ikinci okulun kurulması epey uzun zaman alacak gibi görünse de…… Yine de statülerine bakmaksızın çocukları toplamaya başladık bile, üstelik şeytani gücü zayıf olan çocukları da kabul etmeye başladık. Aileler çocuklarını getirip onları içeri almamız için bize yalvarıyorlar.
Saji bunları neşeyle anlatsa da, kelimelerinde en ufak bir enerji hissedemiyordum.
Saji bir derin çekip yüzünü ekşiterek konuşmaya devam etti.
…… Hayalimin öğretmen olmak olduğunu söylemiştim, hatırlıyor musun? O hayal gerçeğe dönüşmeye başladıkça içimi bir korku kapladı…… Okul kurulduğunda düzgün bir öğretmen olup olamayacağımdan bile şüpheliyim…… Orta sınıf Şeytan olana kadar oradan öğretmenlik lisansı alamayacağımı söylüyorlar. Ama ben hâlâ Alt sınıf bir Şeytan’ım……
Okulda her zaman cıvıl cıvıl koşturan Öğrenci Konseyi üyesi Saji Genshirou’dan duymaya hiç alışık olmadığım kadar zayıf bir düşünceydi bu.
Saji çenesini eline dayayarak gözlerini süzdü.
Daha doğrusu, çocuklara ne öğreteceğimi bile bilmiyorum. Patron Sairaorg acayip gaza gelmiş durumda, şeytani gücü zayıf olan çocuklara dövüş sanatları öğreteceğini söyleyip duruyor. Ben ise…… Onlara ne öğreteceğimi hiç bilmiyorum……
Derin düşüncelere dalan Saji kendi avucuna baktı.
Longinus kullanıcılarıyla yaptığımız ortak antrenmanda bile ben…… O kadar zavallıydım ki Balance Breaker’a bile ulaşamadım.
…… Tam da Saji’nin dediği gibi, Joker Dulio ve Slash Dog Ikuse Tobio ile hemen antrenmanlara başlamıştık.
Kıdemli olan Dulio ve Tobio-san bize duyduğumuz dedikoduların çok ötesinde bir güç sergilediler, bu yüzden ben bile acayip zorlandım. Hatta ciddi bir şekilde dövüşürsek antrenmanı kazasız belasız bitiremeyeceğimizi anladığımızdan, antrenman yöntemini değiştirmemiz gerektiğine karar verdik.
Kiba ile yaptığımız antrenmanda ikimiz de birbirimizin potansiyelini bildiğimiz için tempoyu korumak kolay oluyordu. O ikisiyle antrenman yapmaya devam edeceksek, sanırım bu konuyu aramızda iyice konuşmamız gerekecek.
Saji de bizimle antrenman yaptı ama Balance Breaker seviyesine ulaşamadı.
Daha yeni başladık be. Bu kadar karamsar olma hemen.
Saji’ye böyle moral vermeye çalıştım. Longinus kullanıcılarıyla antrenman yaparken zorlanıyor gibi görünüyordu ama bu durum ileride ne yapacağına bağlıydı.
Saji başını öne eğdi.
…… Haklısın galiba. Kusura bakma ya, son zamanlarda her şeyi fazla aceleye getiriyorum. Kafanı böyle garip ve kasvetli şeylerle şişirdiğim için özür dilerim.
Saji’nin bu endişelerini aslında Sona-başkan’dan zaten duymuştum.
[Saji senin katettiğin gelişmeyi gıptayla izliyor, Ise-kun. Seninle aynı anda Şeytan olmasına rağmen kendini seninle kıyaslamaktan alıkoyamıyor ve özgüvenini kaybetmeye başlıyor…… Belki de senin gibi olmak isteyip de olamamak onu yavaş yavaş köşeye sıkıştırıyordur.]
…… Saji, sana öyle kafama göre tavsiye veremem ama kendi gücünle gurur duy be abi. Senin kendine has bir gücün var.
Başımı iki yana sallayarak konuşmaya devam ettim.
Yok yahu, Dulio ve Tobio-san ile yaptığımız antrenmanda ben de kendimde geliştirmem gereken yerleri gördüm. Daha her şey yeni başlıyor. Hem okul hakkındaki gelişmeleri duyduğuma çok sevindim.
Sitri grubunun hırsının güzel bir şekilde ilerlemesine gerçekten mutlu olmuştum.
Aynen, bir ara herkesi toplayıp okulu görmeye gelin! Siz ziyarete gelene kadar okulun inşaatı epey ilerlemiş olur.
Dört gözle bekliyorum valla. …… Kesinlikle herkesle birlikte geleceğim.
Harika, o yüzden Rias-senpai’yi geri getirin. Bir de Gasper-kun’un gücünün ne olduğunu çözün artık.
Tabii ki, halletmiş bil.
Saji ardından gözlerini yarım kısıp bagajımı işaret etti. Pornografi dergimdi.
Şey…… Orada buna ihtiyacın olmaz herhalde, değil mi?
Ha? Ama ben bunsuz yaşayamam ki……
Altı üstü tek bir pornografi dergisi, ne olur salın beni ya!
Romanya’ya gidecek olan üyeler, Hyoudou malikanesinin altındaki büyü çemberinin merkezinde toplandı.
Ravel, Sona-başkan, Saji, Rahibe Griselda, Kuroka, Le Fay ve Ophis bizi uğurlamak için sığınağa inmişti.
Bu büyü çemberinin varış noktası Carmilla bölgesinin içi olacaktı. Anlaşılan Sensei, karmaşık yollarla uğraşmayalım diye onların bölgesine doğrudan ışınlayan bir büyü çemberi hazırlamıştı.
…… Açıkçası bunu Rias ve diğer ikisi yola çıkmadan önce yapmaları gerekirdi diye düşünmeden edemiyordum…… Sonuçta onlar oraya uçakla falan gitmişti.
Neyse, ne de olsa bu acil bir çağrı. Vampirler paçaları tutuştuğu için istisnai olarak doğrudan ana karargâhlarına gitmemize izin vermişlerdi.
Okul üniformamızın üzerine kalın kıyafetler giymiş durumdaydık. Anlaşılan orası şu anki Japonya’dan daha soğukmuş. Giymekle en doğrusunu yapmıştık.
O zaman biz kaçar.
Evet, sizden güzel haberler bekliyor olacağız. Bennia, Rugal-san, onların desteğini siz ikinize emanet ediyorum.
《Anlaşıldı. 》
…… Tabii.
Azrail kız ve Rugal, Başkan’a karşılık verdi.
Menajerim olan Ravel bir adım öne çıktı, yüzünde endişeli bir ifade vardı.
Ise-sama……
Ravel, hiç endişelenme. Kesinlikle herkesle birlikte geri döneceğim—
Başını okşamayı düşünüyordum ki—
Mendiliniz ve peçeteniz yanınızda mı? Sizden bir belgeyi veya panoyu imzalamanız istenebilir, bu yüzden lütfen cebinizde her zaman bir kalem bulundurun. Ayrıca İstediğiniz zaman ağız bakım spreyi ve diş fırçası kullanabileceğinizden emin olun. Ünlüler için dişler çok önemlidir! Kızıl Ejder İmparatoru’nun yoğun bir programı var, bu yüzden lütfen zamanınızı akıllıca kullanın. Ayrıca…
Anne edasıyla dış görünüşüm hakkında en ufak detayına kadar dırdır etmeye başladı!
Tamam tamam, iyiyim ben! Yola çıkmaya tamamen hazırım! Gerçekten çok evhamlı bir kızsın, Ravel…
Hahaha, tam da Ravel’den beklenecek hareketler. Ardından Ravel bana küçük bir paket uzattı.
Bu, Onii-sama’nın gönderdiği Anka Kuşu Gözyaşı. İçinde üç tane varmış. Romanya’ya gideceğinizi öğrenir öğrenmez hemen gönderdi, Ise-sama.
Ha, kimden… Raiser… san’dan mı?
…… Ohohoh, bu tarz şeyleri Rias’a göndermesi gerekmiyor muydu? Gerçi doğru ya, Rias şu an burada değil ki… Ama niye gelip bana gönderiyor ki ulan! Nedenini bilmiyorum ama tanıdığım herifler niye gözümdeki izlenimlerini artırmaya çalışıyor ki abii…? Lütfen yapmayın şöyle şeyler ya!
Kafamı toparlamak için silkelendim ve bakışlarımı Kuroka ile Le Fay’e çevirdim.
Kuroka, Le Fay, buralar size emanet.
Nyahaha♪ Eh, sadece senin hatırına bu evi ne pahasına olursa olsun koruyacağım -nya.
Eğer orada karşılaşırsanız lütfen Vali-sama’ya ve Onii-sama’ya selamlarımı iletin.
Eyvallah.
Başımı sallayıp son olarak Ophis’e baktım. Kafasında Rasse’yi taşıyan Ejderha Tanrı-sama.
Ise, Kötü Ejderhalar çok inatçıdır.
…… Belki de Ophis bir şekilde bir Kötü Ejderha ile karşılaşacağımızı sezmişti. Aynı his bende de vardı.
Biliyorum.
Ona sadece bunu söyleyip burada kalan üyelere seslendim.
Pekala dostlar, Doğaüstü Araştırma Kulübü Romanya’ya gidiyor!
Akeno-san’ın kontrol ettiği büyü çemberinin ışığı giderek güçlendi ve parıldadı.
Gitmekte olduğumuz hedef Romanya! Hadi gidip biraz müfredat dışı ders işleyelim!
Bölüm 2
Parıltı söndükten sonra vardığımız yer—daha önce hiç görmediğimiz devasa bir alandı.
Geldiniz demek çocuklar.
O tanıdık sesin geldiği yöne baktığımda, Azazel-sensei orada dikiliyordu.
Sensei bize doğru yürürken konuştu.
Ayağınızın tozuyla geldiğiniz için üzgünüm ama buradan hemen ayrılıyoruz. Detayları aracın içinde anlatacağım. Elmenhilde, rehberliği sana bırakıyorum.
Nasıl isterseniz. Herkes, geldiğinize sevindim. İhtiyacımız olan tek kişi Gasper Vladi olsa da…
Sanki birer ayak bağıymışız gibi baktı bize. O sivri tavrı ve laf sokan dili hiç değişmiyordu.
Aklımızdan geçenleri hiç umursamadan patavatsızca konuşmaya devam etti.
Ayağınızın tozuyla sizden bunu istediğim için çok üzgünüm ama sizi araca götürmeme izin verin.
Bunu söyledikten sonra ışınlandığımız odadan çıkıp merdivenleri tırmandık. Anlaşılan o oda bodrum katındaydı. Vardığımız andan beri soğuğu hissediyordum zaten. Üzerimizde kalın kıyafetler olmasına rağmen böyle hissettiğime göre buradaki sıcaklık epey düşük olmalıydı. Kayalardan inşa edilmiş bir binanın içinden geçip dışarı çıktık.
Dışarı çıktığımızda gecenin geç bir saatiydi. Ve manzara tamamen karla kaplıydı.
Demek burada kar yağmaya başlamış bile ha. Romanya da Japonya ile aynı mevsimi yaşamasına rağmen burası çok daha soğuktu. Üstelik Vampirlerin bölgesi, insan köylerinden uzakta, bu dağın derinliklerinde yer alıyordu. Burasının dondurucu bir soğuğa sahip olması gayet doğaldı.
Elmenhilde’in nefesinden buhar bile çıkmıyordu. Safkan bir Vampir olduğu için belki de soğuğu hissetmiyordu. Bizim Vampir-kun ise diğer tarafta…
Ç-Çok soğukkk~…
Zangır zangır titriyordu. …… Safkan ile melez arasındaki fark böyle anlarda ortaya çıkıyordu demek ki.
Aman tanrım…
Asia şaşkınlıkla bir çığlık attı. Bakışlarımı onun baktığı yere çevirdim—ve gözlerimin önüne serilen manzara bir kale kasabasıydı. Binalar, merkeze yerleştirilmiş muhteşem görünümlü kaleyi çevreleyecek şekilde inşa edilmişti.
İnanılmaz, dağların derinliklerinde böyle görkemli bir kale kasabasının var olabileceğini hiç tahmin etmezdim. Hatta modern görünümlü binalar bile görebiliyordum. Vampirler de insanların mevcut medeniyetinden etkilenmiş olabilirdi.
Xenovia karlı kale kasabasına bakarken mırıldandı.
Demek Kilise’nin yıllardır aradığı Vampir üssü burasıydı. Kilise’nin bir savaşçısıyken buraya dair tek bir ipucu bile bulamamıştım, bu yüzden Şeytan’a dönüştükten sonra buraya geleceğimi hayal bile edemezdim. Tam bir trajikomik durum.
Eh, bu da o zamandan beri güçler arasındaki ilişkinin ne kadar değiştiğini gösteriyordu.
Görünüşe göre çıktığımız bina, bu bölgenin köşesinde yer alan bir gözlem kulesiydi. Dışarıdan gelebilecek düşman sızmalarını fark etmek için yapılmış bir kule. Ve o kulenin bodrumundaki büyü çemberini aktif hale getirmişlerdi.
Kuleyi terk edip iki adet steyşın vagon araca bindik. Sürücü koltuğunda oturanlar Sensei ve Rossweisse-san’dı. Bu arada, Rossweisse-san’ın ehliyeti vardı.
………… Şeytanların zevklerini bir türlü anlayamıyorum.
Sadece Elmenhilde değil, Vampirlerin Rugal-san’ı gördüklerinde verdikleri tepki tam bir şoktu. Çünkü hepsi nefret ve korku belirtileri gösteriyordu. Rugal-san kimdi ulan gerçekten…?
Böyle şeyler yaşanmasına rağmen Carmilla fraksiyonundan Vampirlerle yollarımızı ayırıp oradan ayrıldık. Sensei ardından arabanın içinde durumu bize açıklamaya başladı.
! Tepes’in yeni lideri… Valerie mi!?
Arabanın içinde yaşadığım şokla çığlığı bastım.
E yani. Bir darbe olsa bile, yeni liderin Gasper’ın kurtarıcısı olacağını asla tahmin edemezdim!
…… V-Valerie……
Gya-suke fena panikledi. E tabii. Kurtarmaya çalıştığı o melez Vampir kız Tepes’in Lideri çıkmıştı neticede. Bunu asla tahmin edemezdi herhalde.
Erkekleri kadınlardan üstün tutan Tepes fraksiyonunun liderinin melez ve üstelik bir kadın olması…… Oralarda epey dramatik şeylerin döndüğü çok açık.
Akeno-san konuştu.
Aynen, ben de aynı fikirdeyim. Safkan atalara hizmet eden Vampirlerin melez bir kızı kendilerine Kral seçmelerine imkan yoktu. Japonya’da Elmenhilde ile tanıştığımdan beri bu konuda epey bilgi sahibi olmuştum.
—Çünkü onlar bu dünyada sadece safkan Vampirlerin ve diğer varlıkların olduğuna inanıyorlar.
Sensei konuştu:
Kaos Tugayı onları gölgelerden yönlendirip bu durumu yaratmış olmalı. Kaos Tugayı ile ittifak kuranlar da anti-Tepes hükümet grubu. Mevcut hükümete olan memnuniyetsizlikleri ve Kutsal Kase’yi kullanarak zayıflıklarından kurtulma arzusu yüzünden gözleri kör olmuş. Muhtemelen teröristlerin tatlı sözlerine bu yüzden kandılar. Carmilla fraksiyonuna güçlendirilmiş Vampirleri saldırtanlar da onlardı.
…… Böyle bir şey yaşandıysa Tepes kalesinin içi bayağı karışmış olmaz mı? Rias ve Kiba için endişem giderek artarken Sensei devam etti:
Tepes’in hükümet tarafı bile teröristlerle birlik olan hükümet karşıtı grupla başa çıkamayınca Carmilla fraksiyonundan yardım istemek zorunda kalmış gibi görünüyor. Carmilla tarafının da arayıp da bulamayacağı bir durum bu, neticede Tepes Kralı’nı kendilerine borçlu çıkaracaklar.
Sensei derin bir iç çekerek devam etti:
Ve size iletişim aracılığıyla daha önce söylediğim gibi, oradaki durumdan endişelendiğim için Tepes tarafına gitmeye karar verdim. Ama tek başıma halletmem imkansızdı. Ben de Rias’ı geri getirmekle kalmayıp hepinizi hemen buraya çağırdım.
Sensei kafasını kaşıyarak konuştu:
Özür dilerim çocuklar. Görünüşe göre işler epey sarpa saracak. Onlarla konuşmayı planlıyorum ama savaşmak zorunda kalabileceğimizi de aklınızdan çıkarmayın. Ne de olsa Carmilla tarafı da bu darbeyi bastırma niyetinde. Carmilla tarafı da buna dünden razı, çünkü artık kime ceza kesmeleri gerektiğini biliyorlar. Carmilla tarafının ajanları Tepes kasabasını kuşatacak şekilde konuşlandırılıyor. Yani kısacası tam da böyle bir yerin içine giriyoruz. İçeriden bilgi toplayacağız ve durum gerektirirse üslerinin merkezine kadar yarmamız gerekecek. …… Eğer o herif gerçekten bu işe karıştıysa, bunun tatlıya bağlanmama ihtimali çok yüksek.
…… Yani, olayın buraya varacağını az çok tahmin etmiştim. Gerçi Sensei’in tiksintiyle bahsettiği o “herif” beni bayağı bir germiyor değildi……
Bir yandan iç çekip bir yandan güldüm.
Bizi buraya çağırdığın an böyle bir şeyin olacağını az çok tahmin etmiştim zaten. Böyle durumların içine çekilme oranımız yüzde yüz falan herhalde. Herkes buraya hazırlıklı geldi.
Diğer üyeler de bu sözlerime güçlü bir şekilde başlarıyla katıldılar.
Sensei bunu görünce korkusuzca gülümsedi.
Güvenmeli miyim yoksa bu tür durumlara alışmanıza üzülmeli miyim bilemedim doğrusu. Rias ve Kiba ile buluşacağız, yapabilirsek Valerie’yi de yanımıza alacağız. Tepes’in mevcut hükümeti ve Carmilla tarafı geri kalanıyla halleşsin.
…… Valerie’yi kesinlikle kurtaracağım……!
Tam yanımda duran Gasper’ın gözleri sarsılmaz bir kararlılıkla doluydu.
Elimi Gya-suke’nin omzuna koyarak konuştum:
O kadar gaza gelme hemen. Onu beraber kurtarabiliriz.
Ise-senpai…… Evet!
Helal be, bayağı güçlü bir çocuk oldun çıktın!
Junior’ımın böyle geliştiğini görmek içimi gururla dolduruyordu. Steyşın vagonlar, Tepes bölgesi ile Carmilla bölgesini birbirine bağlayan büyük köprüyü geçti.
Arabayla yapılan yolculuk iki saat sonra sona erdi ve belli bir dağın yarı yolunda bulunan bir gondol istasyonuna vardık.
Biz istasyonda beklerken karın diğer tarafından bir telesiyej gondolu belirdi.
Sensei gondolun kapısının açıldığını teyit ettikten sonra konuştu:
Burası Carmilla fraksiyonunun Tepes kale kasabasına giden bulabildiği yollardan biriymiş. Ve görünüşe göre Tepes’in kale kasabası bu gondolun diğer tarafında kalıyor. …… Üstelik bu gondol, Tepes fraksiyonunun katman katman engelleri aşmak için özel olarak hazırladığı bir şeymiş.
Aşağı inen gondola bindik.
Gondol hareket etmeye başladı ve gecenin bir yarısı karlı dağı tırmanmaya koyuldu. Pencereden dışarı baktığımızda karlı dağlardan başka bir şey görünmüyordu. Gece görüşü olan Şeytan gözlerine sahip olsak bile, manzara hiç değişmediği sürece bunun bir anlamı kalmıyordu.
Her birimiz gondolun içinde hazır kıta bekliyorduk ama gözüm şüpheli hareketler yapan Xenovia’ya takıldı.
Bir kelime defteri çıkarıp sayfalarını karıştırmaya başlamıştı.
…… Xenovia, ne yapıyorsun sen?
Sorduğumda Xenovia kelime defterini bana göstererek açıkladı:
Ha? Ha, bu mu? Bu bir kelime defteri. Zorlu Japonca sembolleri ve kanjileri öğrenmek için kullandığım bir şey.
Gerçekten de öyleydi. Kelime defterinde yazılı semboller ve kanjiler vardı.
Hmm. Kelime defteri kullanarak ders çalışacağın hiç aklıma gelmezdi. Sınav notların o kadar kötü müydü ya?
Japonca konusunda iyi değilim ama her zaman ortalamanın üzerinde not alırım.
Şimdi hatırlıyorum da, Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri her zaman iyi notlar alırdı. Xenovia ve Irina gibi topluma alışkın olmayan savaşçılar bile derslerini pek zorlanmadan geçiyorlardı.
Xenovia kelime defterinin sayfalarını çevirirken konuştu:
Yapmak istediğim bir şey buldum. Ve bunu başarmak için bilgiye ihtiyacım var. Bu yüzden sıkı bir şekilde ders çalışmanın ortasındayım.
Yapmak istediği bir şey mi? Ve bilgiye mi ihtiyacı vardı? Yani, Xenovia topluma yeni alışıyordu tamam ama okuldaki derslerini gayet götürüyordu…… Bu yüzden merakla kafamı yana eğdim.
Yanında oturan Asia kısık sesle konuştu:
Xenovia-san okul etkinliklerine acayip merak sarmaya başladı…… Yani bir öğrenci olarak mevcut durumunun tadını çıkarmak istiyor.
Harika bir hikayeymiş gerçekten. Düşününce, Xenovia zaten okul etkinliklerine her zaman eğlenerek katılıyor. Spor festivalinin ve okul festivalinin tadını sonuna kadar çıkardı gibi görünüyordu.
Irina belirip Xenovia’ya söyler:
Ufufu, benim için sakıncası yoksa sana Japonca öğretebilirim.
Ancak Xenovia elini öne uzatarak bu teklifi reddettiğini belirten bir işaret yapar.
Hayır, Japonya bilginin şüpheli olduğunu gösterdiğin için olmaz, Irina. Kendi başıma çalışarak veya Rias-buchou ile Akeno-fukubuchou’ya sorarak öğrenebilmem daha garanti.
Irina aniden hoşnutsuz bir ses çıkarır.
N-Ne dedin sen!? Ne kadar kaba!
Xenovia bir iç çekerek söyler:
Geçen sefer deyim birleştirmelerinde bir hata yaptın. “Güçlülerin hayatta kalması”, güçlü ya da zayıf olmaya bakılmaksızm barbekü eti yeme hakkınızdır, öyle miydi? Ama görünüşe göre bu doğru değildi, biliyorsun. Diğer ülkelerde de benzer kelimeler var, ama kendi dilinde neden böyle bir hata yaptın ki……?
B-Bu gerçekten kötü. Irina, Japonya hakkında garip bir yanlış anlamaya sahip olduğu için oldukça büyük bir hata yapıyor.
Irina başını başka yöne çevirerek açıklar:
Ugh…… Barbekü yemekleriyle yapılan parodi yüzünden bu konuda bir yanlış anlama yaşadım sadece!
…… Kendi kendine “Japonya’da büyüdüm” diyen biri ha. Bu kadar ileri gidersen sana ancak şaşırabilirim.
Irina’nın gözlerinde yaşlar belirir ve Xenovia’nın sözleri üzerine yanaklarını şişirir.
B-Ben kendi kendime öyle demiyorum! Ben gerçekten Japonya’da doğdum!
Evet evet, anladım. Barbekü Yemeklerinin Ası.
Ueen! Xenovia benimle uğraşıyor, Asia-san!
Irina, Asia’ya ağlar.
Ş-Şey…… Bir dahaki sefere birlikte Japonca çalışalım, Irina-san.
Neden! Sen bile mi, Asia-san!?
Irina, Asia’nın doğal yanıtı karşısında daha da şoke olur.
Hahaha, nasıl desem, Xenovia ve Irina’nın atışmalarını izlemek yüzümü güldürüyor.
Sonra yanımda hafifçe gülen Akeno-san’a soruyorum.
Bu arada, Akeno-san, Sitri’nin fonlarıyla inşa edilen okuldan haberin var mıydı?
Evet, Sona-kaichou’dan duymuştum.
Akeno-san’ın bunu Sona-kaichou’dan duymuş olması doğal tabi.
Rossweisse-san tartışmamıza katılır.
Ben de duymuştum. Hatta Kaichou-san’dan o okulda öğretmen olmam konusunda bir teklif bile aldım.
! Demek o okulda öğretmen olması için bir teklif aldı ha!
Cidden mi!? B-Bunu bilmiyordum……
Yok ya, mantıklı aslında. Rossweisse-san bir büyü kullanıcısı. Sona-kaichou’dan okulunda büyü öğretmesi için öğretmenlik teklifi alması hiç de garip değil.
Peki ona nasıl bir yanıt verdiniz, Rossweisse-san?
diye soruyorum. Rossweisse-san sert bir ifade takınarak kaşlarını çatıyor.
Hâlâ düşünüyorum. Ne de olsa bunu reddetmek için bir nedenim yok. Kuou akademisinde kadroya girdikten sonra ders vermekten ve öğretmen olmaktan keyif almaya başladığım bir gerçek. Bu yüzden inşa edildiğinde o okula bir göz atmayı planlıyorum. Bu nedenle, umarım bu olay sorunsuz bir şekilde çözülür……
Evet, Sitri grubunun finanse ettiği okula bakabilmek için önce bu olayı çözmemiz gerekiyor.
O zaman birlikte güvenle Japonya’ya döndükten sonra gidip o okula bir göz atalım.
Bunu söylediğimde Rossweisse-san bir gülümsemeyle başını sallar.
Evet, bunu yapmayı kesinlikle çok isterim.
Normalde bu tür tartışmalara katılacak olan Azazel-sensei’in bu konuşmaya katılmamasını merak ediyorum—ve bunun yerine pencereden dışarı bakarken Bennia ve Rugal-san ile konuşuyor.
Anlıyorum, demek ölüler diyarı—
《Peki, bu pislik babamın ve Hades-sama’nın akıl edeceği bir şey—》
Peki, senin dünyandaki endüstride neler oluyor Rugal?
…… Bu konuyla ilgili bir şey yapmayı planladıklarına dair hiçbir şey duymadım. Büyük olasılıkla, klanım sessiz kalmayı ve gözlemlemeyi planlıyor.
Anlıyorum, kesinlikle senin klanın—
Hmm, ne tartıştıklarını merak ediyorum ama konuşmalarına katılıp tartışmalarını yavaşlatırsam bana her şeyi en baştan anlatmak zorunda kalacaklar.
Belki daha sonra Sensei’e bu konuda biraz soru sorarım. Fırsatım olursa iyi olur ama oraya vardığımızda bir şeyler yaşanacak gibi görünüyor.
Her birimiz ülkelerine girmeden önce kendimizce rahatladık.
Gondola bindikten otuz dakika sonra—.
Birkaç dağı geçtikten sonra vardığımız yer, Tepes’in kale kasabasına yakın gondol istasyonu.
Gondoldan çıkar çıkmaz birkaç Vampir belirir. Kimliklerimizi doğruladıktan sonra bize bir soru sorarlar.
Eski vali Azazel ve Gremory grubu, sanırım? Biz Tepes fraksiyonundan gönderilen kişileriz.
Sessizce başımızı sallıyoruz. Demek bizi zaten tanıyorlar. Peki, bu ülkeye yasa dışı yollardan girmiş sayılmayız. Kibarca davranırken bunu sorarlar.
Lütfen bu taraftan gelin. Rias Gremory-sama Tepes’in ana üssünde bekliyor.
Daha yeni darbe yapılmış bir yer için geçmemize bayağı kolay izin veriyorlar.
Demek Rias ana üste ha. Vladi Hanesi’nde olduğunu duymuştum…… Oraya götürüldükten sonra yakalanmış olmalı.
Bizi oraya götürme amaçları…… Sensei’in Kutsal Ekipmanlar hakkındaki bilgisi olmalı. Yoksa……
Bunu düşünecek vakit bulamadan bizi gondol istasyonunun dışındaki vagona götürüyorlar. Üzerlerinde lüks süslemeler var. Bunun soylu bir aileden gelen galip gelenler için kullanıldığını tahmin ediyorum?
Başka bir deyişle kaleden gelmiş. Demek bizi şatoya bununla götürecekler ha.
…… Tam o anda Bennia ile Rugal-san’ın ortalıkta olmadığını fark ettim. Ben çevreye bakınırken Akeno-san kulağıma fısıldadı:
…… İkisi de ayrı hareket ediyor. Anlaşılan kendi yöntemleriyle bilgi toplayacaklar. Ne de olsa kendi kaçış rotamızı oluşturmamız gerekiyor.
Cidden mi ya? Çıt çıkarmadan sırra kadem basmışlar! Tepes fraksiyonundaki Vampirlerin ruhu bile duymadan üstelik……
Sayımızın uyuşmadığını fark eden Vampirler de panik belirtileri gösterip üstlerini aradılar. Muhtemelen öncelikli emir bizi götürmek olduğu için istemeye istemeye arabaya binmemiz için üstelediler.
Birbirimize başımızla onay verip arabaya bindik—.
…… Rias, Kiba, çok yakında görüşeceğiz.
3. Bölüm
Yolculuk sırasında pencereden gözlemleyebildiğimiz kasaba manzarası, sanki pek bir değişiklik olmamış gibi görünüyordu.
Darbe yapılmış bir yer için kasaba o kadar sessizdi ki, sakinler kasabada normal bir şekilde yürüyordu.
Kasabanın içinde yıkılmış yerler olacağını düşünmüştüm…… ama buna dair tek bir iz bile yoktu.
Sensei konuştu:
Halkın ruhu bile duymadan, minimum hareketle darbeyi başarmış olmalılar. İsyan edenlerin hükümet içindeki işleri önceden hallettiğini varsayabilirsiniz. …… Birkaç soyluyu gruplarına katmak için Kutsal Kase’yi yem olarak kullanmış olabilirler.
…… Demek halka hissettirmeden, sessiz sedasız darbe yapmayı başarmışlar ha. Kral ve yakınındakilerin kaçmaktan başka çaresi kalmamıştı o zaman.
…… Gruplarının içinde kesin bir sürü hain vardı. Yani darbe başka türlü bu kadar pürüzsüz gerçekleşemezdi, bunu benim gibi bir lise öğrencisi bile akıl edebilirdi.
İçinde bulunduğumuz araba kasabayı geçip Tepes şatosuna girmek üzereydi.
Şatonun devasa ana kapısı yukarı kaldırıldı ve araba içeri girdi.
Şato, büyüklük bakımından Gremory şatosunu bile aratmıyordu. Kayalardan yapılmış o eski görünüme sahipti ve kasvetli, kötücül varlıkların bu şatoda barındığını hissettiren bir havası vardı.
Araba durduğu yerden inip şatonun içine götürüldük ve şimdi o abartılı çift kanatlı kapının önünde dikiliyorduk.
…… Kesinlikle taht odasına çıkan bir kapı gibi hissettiriyordu. Kapının üzerine bir canavarın muazzam kabartması işlenmişti.
Lütfen burada kısa bir süre bekleyin.
Bize rehberlik eden uşak bunu söyleyip yanımızdan ayrıldı.
Birkaç dakika sonra, kapının önünde beklerken tanıdık bir ses duyduk.
Ise! Herkes!
Sevgilimin sesini duyunca o yöne döndüm ve yanında bir hizmetçiyle yürüyen Rias’ı gördüm! Kiba da arkasından yürüyerek ona eşlik ediyordu.
Rias! İyi misin?
Yanına yaklaştım. Sorduğumda yüzüne bir gülümseme kondurup başını salladı.
Ah, her zamanki gibi çok güzel! Çok tatlı ya! İçim rahatladı valla! Rias’a bir şey olmamış ya!
Evet, bir şekilde iyiyim. …… Darbeden haberin var gibi görünüyor, Azazel.
Sensei, Rias’ın sözleri üzerine başını salladı.
Aynen, bir şeyler olmuş olabileceğini düşünüp onları buraya çağırdım ve getirdim. Bir şikayetin yoktur herhalde?
Rias, Sensei’in sorusuna karşılık verdi:
Haklısın. Ben de herkesi buraya nasıl çağırsam diye düşünüyordum. Ancak bu şatoda hapsedilmiştim ve hiçbir eylemde bulunamayacak durumdaydım. Davet edilmeme rağmen Kral ile görüşemedim bile. Ben beklerken içlerinden biri bana “Misafirler geldi, lütfen beni takip edin” dedi…… ben de buraya geldim.
Demek darbe gerçekleşirken Rias’ın başına pek bir şey gelmemişti ha. Kiba’ya baktım.
Sizin de başınıza bir şey gelmemiş gibi görünüyor, Kiba.
Kiba omuzlarını silkti.
Olayların içine çekilmedik bile, bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Kendi fraksiyonları içinde savaşırken bizimle uğraşacak kadar canları sıkılmamış herhalde. En azından şimdiye kadar.
Kiba bunu söylerken çift kanatlı kapıya baktı.
…… Anladım, demek herkes toplandığına göre bizimle tek seferde görüşmeyi planlıyorlar.
Kapının her iki yanında duran, eski çağlardan kalma zırh ve kılıçlarla donatılmış askerler bizi görünce konuştu:
Pekala, yeni Kralımızla görüşmeniz için lütfen içeri girin—
Bunu söylerken o devasa çift kanatlı kapıyı açtılar—. Kapı ağır bir ses çıkararak açıldı.
Önce Sensei içeri girdi, Rias da onun peşinden yürüdü. Biz de arkalarından içeri adım attık.
Geniş mi geniş bir oda. Zeminde devasa kırmızı bir halı seriliydi ve üzerinde çift kanatlı kapıdakiyle aynı canavarın altın gibi parıldayan kabartması işlenmişti.
Halının sonunda—bu odanın en yüksek platformuna yerleştirilmiş bir taht duruyordu.
Tahtta oturan kişi genç bir kadındı. Tahttan biraz uzakta genç bir adam bulunuyordu. Adamın bir oyuncak bebeğinkini andıran güzel bir yüzü vardı ama canlıymış gibi hissettirmemesinin sebebi safkan bir Vampir olmasından kaynaklanıyordu sanırım.
Bu devasa taht odasında, tahttaki kadın ve yakındaki adam dışında birkaç asker ile soylu kıyafetleri giymiş birkaç kişi hariç beklenmedik derecede az sayıda Vampir vardı. Ve tahmin ettiğim gibi, buradaki soylular da Orta Çağ döneminden fırlamış gibi görünüyordu.
…… Burada daha fazla Vampir olacağına ve etrafımızı saracaklarına kendimi hazırlamıştım…… ama burası beklenmedik derecede sessizdi.
Anladım, demek darbe bu yüzden pürüzsüz gitmişti. Hükümetin derinine kadar sızmışlardı. Tahtı devirmeye baştan hazırlıklıydılar demek ki.
…… Muhtemelen Kaos Tugayı da onlara yardım etmişti ama göremediğimiz yerlerde böyle şeyler çevireceklerini hiç düşünmemiştim.
Hayır, diğer güçlerden uzak duran Vampirlerin üssü burası olduğu için, kimsenin müdahalesi olmadan planlarında bu kadar ilerleyebilmişlerdi.
Terör örgütlerinin bu yaptığına çoktan tiksinti duymaya başlamıştım ama tahtın önünde olduğumuz için duruşumu düzelttim.
Tahtta oturan kişi, sarı saçlarında kum rengi tonları ağır basan ve saçları bağlı bir kadındı—. Hiç de lüks olmayan bir elbise giymişti ve yüzünde nazik bir gülümseme vardı.
Benden üç ya da dört yaş büyük görünüyordu. Biçimli bir yüz. Ona tam bir güzel diyebilirdiniz. Elmenhilde gibi eksiksiz bir bebek mükemmelliğindeki işlenmiş güzellik yerine, daha insansı bir güzelliğe sahipti.
…… Yarı melez olduğu için muhtemelen hem bir Vampirin hem de bir insanın güzelliğini taşıyordu.
Şey hariç—. Sıradan güzel bir kadın olsaydı neşeyle şehvetli bir yüz ifadesi takınabilirdim. Fakat……
O iki kırmızı gözü—bomboş ve derinsizdi. Iığını kaybetmiş gözler……
Derinsiz gözlere sahip kadın bizi selamladı.
Herkese merhaba. Benim adım Valerie Tepes.
Gülümsemesi—içinde bir boşluk ve acınası bir hal taşıyordu.
Ah, şey, Tepes Hanesi’nin şu anki Lideri ve aynı zamanda Kraliçesi olmama karar verildi. Bundan böyle sizinle tanıştığıma memnun oldum.
…… Sesi çok hafifti. Ancak…… Bakışları o kadar bulanıktı ki belirli bir kişiye düzgünce bakmıyordu bile. Derken tanıdığı birini fark etti ve bakışlarını ona doğru çevirdi.
Gasper, büyümüşsün.
Gasper’a böyle seslendi Valerie. Gasper…… onu bu halde görünce üzgün bir ifadeye büründü. Ama Gasper zoraki de olsa bir gülümseme oturtmaya çalıştı yüzüne.
Valerie…… Seni görmek istiyordum.
Ben de. Seni gerçekten çok görmek istiyordum. Lütfen bana biraz daha yaklaş.
Valerie onu kendisine doğru yaklaştırdı. Gasper ona doğru yaklaştı. Etrafındaki askerler ve Vampirler, Gasper’ın ona yaklaşmasını engellemeye çalışmıyorlardı bile.
Valerie, Gasper’a sarılırken mırıldandı.
…… Iyi olmana çok sevindim.
Evet, bir Şeytana dönüşmüş olsam da…… gayet iyiyim.
Evet, duydum. Görünüşe göre orada sana çok iyi bakıyorlar.
Evet, arkadaşlar ve üst dönemler de edindim. Artık yalnız değilim.
Gasper bize doğru baktı. Valerie de bize bakarken gülümsedi.
Aaa…… demek hepiniz Gasper’ın arkadaşlarısınız. …… Ara?
Valerie farklı bir yöne doğru baktığında,
. .
Daha önce hiç duymadığım bir dilde konuşuyor ve kimsenin bulunmadığı boşluğa doğru kelimeler döküyordu.
…… Bir Şeytan olarak reenkarne olan ben, her dili kavrayabilir ve hepsini aynı dilde duyabilirim. Ama şu an böyle bir şey olmuyordu. Bu dünyaya ait olduğunu düşünemeyeceğim bir dilde konuşuyordu.
Diğer üyeler de kullanılan bu dil karşısında kaşlarını çatmışlardı. Tıpkı benim gibi onlar da ne dediğini anlayamıyorlardı muhtemelen.
Aniden neşeli bir yüz ifadesine büründü.
Evet, haklısın. Ben de aynı fikirdeyim. Ha? ………… Ama bu yine de…… . Gerçekten mi? Evet, haklısın…… .
Kurtarıcısını hiç kimsenin ve hiçbir şeyin olmadığı boş bir alana doğru konuşurken gören Gasper son derece endişeli bir yüz ifadesi sergiliyordu.
Sensei sessizce konuştu.
…… Herkes, doğrudan oraya bakmayın. Kutsal Kase tarafından çekilebilirsiniz. Özellikle Kilise’den gelen Asia, Xenovia ve Irina başınızı başka tarafa çevirmelisiniz.
Sensei’in ne demek istediğini hemen anlamış olmalılar ki Asia ve diğer ikisi gözlerini yere diktiler.
Sensei’e sordum.
Neler oluyor……?
…… Kutsal Kase tarafından ele geçirilenlerin sonu budur. Asla görmemeniz gereken şeyleri görmeye başlarsınız. Detayları daha sonra anlatacağım.
Sonra bir alkış sesi duyuldu. Elleriyle alkış tutan kişi, Valerie’nin yanında duran genç Vampirdi.
Valerie, sadece “o insanlarla” konuşman çok ayıp, biliyorsun değil mi? Bir Kraliçe’ye yakışır şekilde düzgün davranmalısın.
Adamın bunu söylediğini duyan Valerie, yüzünde bir gülümsemeyle “Haklısın” diye karşılık verdi.
Valerie, derinsiz gözlerine rağmen gülümsemeye devam etti.
Ufufu, çok özür dilerim herkes. Ama Kraliçe olarak hüküm sürdüğüm sürece Vampirler için huzurlu bir toplum yaratabileceğim gibi görünüyor. Dört gözle bekliyorum. Gasper bile burada yaşayabilecek. Artık kimse bize zorbalık edemeyecek.
…… Kimin perspektifinden bakarsanız bakın, sözlerinin kalbinin derinliklerinden gelmediğini ve başka birinin arzusu doğrultusunda kontrol edildiğini açıkça anlayabilirdiniz.
…… Valerie, darbeyi başlatanlar tarafından kesinlikle kullanılıyordu. Hem kalbi hem de Kutsal Ekipman’ı (Sacred Gear)—.
…… Valerie…… Gasper, kurtarıcısını bu halde görünce sadece gözyaşı dökebiliyordu.
Azazel-sensei, genç Vampir adama dik dik baktı.
Onu gerçekten iyi eğitmişsin. Bunu bize bu kadar küstahça gösterecek kadar da berbat bir hobin var. Onu kullanarak ne elde etmek istiyorsun? Görünüşe bakılırsa, bu olayın elebaşı sen olmalısın, değil mi?
Genç adam, oyuncak bebek gibi yüzünde kötücül bir sırıtışla karşılık verdi.
Elebaşı olduğumu söylüyorsanız, öyle olabilirim. Ah, kendimi henüz tanıtmadım. Tepes kraliyet ailesinden geliyorum ve tahtın beşinci varis adayıyım, adım Marius Tepes. Geçici hükümetin belediye başkanı ve Kutsal Ekipman Araştırmaları’nın baş danışmanıyım. İkincisi asıl mesleğim olsa da…… amcam rica etmişti. Bu yüzden geçici olarak belediye başkanlığı yapıyorum. Ayrıca soy ağacı açısından Valerie’nin erkek kardeşiyim ve Tepes’in geleceği için üzülen sevimli küçük kız kardeşimin, hemen yanında durarak Vampir dünyasını nasıl değiştireceğini görmek istiyorum.
Bunu gayet hafif bir tavırla söyledi. Demek kraliyet ailesinden!
Valerie hakkında söylediği şeyin bir yalan olduğunu anlayabiliyordum. Soğuk gülümsemesi işte bu kadar kötülük taşıyordu.
Sensei ardından konuştu.
…… Carmilla tarafıyla temas halinde olduğumuzu biliyorsun, değil mi? Bizi buraya davet etmende bir sakınca yok muydu?
Marius omuz silkerek karşılık verdi.
Yeni hükümetin, ister Carmilla ister Düşmüş Meleklerin valisi olsun, dostane müzakereler kurmak istemek gibi yeni bir sloganı var—. Şey, bunun yarısı şakaydı. Hayır, dürüst olmak gerekirse siyaset pek umurumda değil. Onları darbeyi başlatmayı kabul eden yoldaşlarıma bırakacağım. Ancak Kraliçe Valerie hepinizle tanışmak istedi ve ben de hepinizle ilgileniyorum. Sonuçta bizi destekleyenlerden hakkınızda pek çok dedikodu duydum.
Şey, şimdilik bunları bir kenara bırakalım. Madem tüm bunların arkasındaki kişi sensin, o zaman sana şunu sorayım. Neden bir darbe başlattınız? O pisliğin fikri miydi?
Sensei asıl konuya girdi. Gerçekten de hiç acımadan bir sürü şey soruyordu…… Burada bulunan Vampirler bile aralarındaki bu tartışma yüzünden panikliyordu.
Marius, Sensei’in sorusunu istifini bozmadan yanıtladı.
Kutsal Kase ile istediğimi yapabileceğim bir ortam hazırlamak istiyorum. Valerie’nin Kutsal Kasesi asla sıkılmayacağım bir başyapıt, bu yüzden onunla pek çok deney yaptım. Evet, arkasındaki tek neden aslında bu. Bu yüzden, tesadüfen babam olan önceki Kral ve ağabeylerim birer engeldi, ben de gitmelerini sağladım. Ve bahsettiğiniz “pislik” derken, o kişiyi mi kastediyorsunuz……? Ama bu eylem bizim başlattığımız bir şeydi.
…………
….. Ne yani.
Yani bu ülke sırf onun gibi biri yüzünden mi bu hale geldi……!
Valerie bunu duymasına rağmen sadece gülümsüyordu. …… Duygularını bile kontrol ediyordu demek ki……!
Burada bulunan soylu Vampirler bile onun bu sözleri karşısında paniğe kapıldı.
Hazretleri Marius! Bu burada söylenecek bir şey değil!
B-Burası kabul salonu! B-Bu ülkenin geçici belediye başkanı olsanız bile, bundan fazlasını söylemekten sakınmanızı rica ederiz!
Konuştuğunuz kişiler Grigori’nin eski valisi ve Gremory Hanesi’nin varisidir, eğer sözlerinizi tüm duruşumuz olarak alırlarsa duracağımız bir yer kalmaz!
Soylu kıyafetleri giymiş olan o Vampirler paniklemeye başladı ve Marius’un bu cesur sözlerini geri almaya çalıştılar. Marius sadece sırıttı ve alaycı bir şekilde konuştu, — Çok üzgünüm. Belediye başkanlığı rolünün elimden alınmasını gerçekten çok isterim.
Ne tavır ama. Ve bu tavrı sergiledikten sonra etrafındakilerin hiçbir şey yapamaması da normal değildi. Anlaşılan buradaki tüm yetkiye sahip olan kişi en nihayetinde bu Marius’tu.
Öfkemden içim yanmaya başlıyordu. Yoldaşlarım bile Marius’a karşı kin besliyor ve doğrudan ona dik dik bakıyorlardı.
…… Bu korkunç. Bu çok korkunç.
Yufka yürekli Asia bu gerçek karşısında ağlamaya başladı.
…… Demek Valerie Tepes’i serbest bırakmayacaksın?
Rias sordu, ama Marius basitçe “Elbette” diye yanıt verdi.
Onunla konuşmaya çalışmak faydasız, Rias-başkan.
Xenovia daha önce hiç göstermediği kadar soğuk bir ifade takındı ve Durandal’ı farklı boyuttan çekip çıkarmaya çalışıyordu. Xenovia çok öfkelenmişti!
Bu adamdan kurtulup eve dönelim. Bu Vampir, yaşamasına izin verirsek sadece zarar verecek.
Xenovia’nın Vampirlere karşı iyi bir izlenimi yoktu. Marius’un gerçek kişiliğini gördükten sonra hisleri patlamış olmalıydı.
Dur, Xenovia! …… Ne de olsa o bir belediye başkanı.
Rias onu sakinleştirdi.
Marius, Xenovia’nın kutsal kılıcını çektiğini görmesine rağmen gayet doğal bir şekilde gülümsüyordu.
Çok korktum. O zaman hepinizi korumamla tanıştırayım. Bu kadar heybetli davranabilmemin nedenlerinden biri de bu.
Marius parmağını şıklattı. Ardından vücudumdan bir ürperti geçti!
!?
Sanki cildimdeki gözenekler açılmış gibi hissettim ve vücudumdan soğuk bir hissin geçtiğini hissedebiliyordum.
Çok güçlü bir şeyin beni hedef aldığı hissi. Hissettiğim baskı bana şu an içinde bulunduğum durumun tehlikesini anlatıyordu.
Sadece ben değil, Doğaüstü Araştırma Kulübü’nün tüm üyeleri ciddi bir ifadeyle tek bir noktaya bakıyordu.
Oraya baktığımda—sütuna yaslanmış siyah palto giyen uzun boylu tek bir adam vardı.
Siyah ve sarı saçların karıştığı saçları. Sağ gözünün altın, sol gözünün siyah olduğu o kendine has heterokromisi. Siyahlar içindeki adam, bize bir kez göz attıktan sonra bakışlarını yere indirdi.
Kiba boncuk boncuk terlerken sert bir ifadeyle konuştu.
…… İçlerinden birinin gücü açıkça bambaşka bir seviyede. Varlığına bakılırsa bir Vampir gibi de durmuyor……
Demek Kiba da aynı şeyi hissediyordu. Evet, ben de öyle. O adam tehlikeli. Bu taht odasındaki en tehlikeli kişiyi seçmemiz gerekseydi, bu kesinlikle o olurdu.
Vücudunun etrafındaki o sessiz aura, akılalmaz miktarda yoğun bir güçle doluydu.
…… Sadece güçlü rakiplerle savaşmış biri olarak ben bile bunu anlayabiliyordum.
—O, canavar sınıfına giren güçlü bir rakipti.
Xenovia bile yanağındaki teri silerken konuştu.
Eğer o adam darbeye dahil olduysa, elbette başarılı olurlardı. Şimdiki Vampirler arasında o şeye karşı koyabilecek birinin olup olmadığını bile merak ediyorum.
Herkes siyahlar içindeki adamın baskısını hissederken, Ddraig içimden benimle konuştu.
[Elbette hepinizden farklı bir seviyede. O, şu anda hiçbirinizin baş edemeyeceği biri.]
……Ddraig, onu tanıyor musun? [Evet, insan formunda olmasına rağmen onu gördüğüm an anladım. —Hilal Çemberi Ejderhası (Crescent Circle Dragon), Crom Cruach. Tüm Kötü Ejderhalar (Evil Dragons) arasında en güçlüsü olduğu söylenen Ejderha.]
—!?
…… Hadi canım, harbi mi? Yani bu adam…… en güçlü Kötü Ejderhalardan biri olan Crom Cruach öyle mi……!
Nefesim kesildi. Kötü Ejderha Grendel ile savaştığım için, bu adamın etrafındaki auranın o deli Ejderhadan bile daha tehlikeli olduğunu anlayabiliyordum……!
[Ne pahasına olursa olsun onunla savaşma. Halen geliştiğin için çoğu düşmanla savaşabileceğini düşünsem de…… o bambaşka bir boyut.]
……Bu arada, sormak istiyorum ama bizi fark etti mi?
[Evet, Kızıl Ejder İmparatoru (Sekiryuutei) olduğunu anlamış olmalı.]
…… Korkudan ödüm patlıyordu. Umarım sonradan “Hadi savaşalım” demez diye dua etmem gerekiyordu.
Bunu diğerlerine nasıl söyleyecektim ki……?
Marius bir kez daha el çırptı.
Bugünlük bu kadar yeter. Odalarınızı hazırlattık. Lütfen bir süre burada kalın. Ah, doğru ya. Vladi Hanesi’nin şu anki Lideri de bu kalenin bodrum katında bulunuyor, bu yüzden belki onunla da görüşmek istersiniz.
Görüşme onun bu sözleriyle sona erdi, bu yüzden odadan çıkmaktan başka çaremiz kalmamıştı.
Marius Tepes—. Onu gördüğüm birkaç dakika içinde bu darbenin elebaşı olduğunu ve ne kadar tehlikeli bir tip olduğunu gayet iyi anlamıştım.
Gözümüz siyahlar içindeki adamda—Crom Cruach’ta kalarak taht odasından ayrıldık—.
Taht odasından çıktıktan sonra bizim için hazırladıkları odaya götürüldük.
Marius ile yaptığı tartışmadan ötürü keyfi kaçan Sensei mırıldandı.
…… Vampir olduğuna inanmakta güçlük çektiğim bir adam.
Rias da başını salladı.
Evet, kendi kanı ve gururu yerine kişisel arzularını tatmin etmek için harekete geçecek pek fazla Vampir bulamazsınız.
Marius denilen o adamın Elmenhilde’den açıkça farklı olduğu kesindi. Konuşmasını sadece birazcık dinlemiştim ama hırsı konusunda dürüst olduğunu hissetmiştim.
Sensei gözlerini kıstı.
Bu yüzden onun gibi tipler tehlikelidir. Çünkü klanının koyduğu kuralları kolayca çiğneyebilirler. Darbe de buradan çıkmış olmalı. Ve ona ayak uyduranlar da o soylulardı. Marius kendi hırsı için siyasetçilerin iş birliğine ihtiyaç duydu. Onun eylemlerine onay veren siyasetçiler, hem Kutsal Kase ile güçlenme hem de mevcut hükümete karşı duydukları hoşnutsuzluktan kurtulma arzularını tatmin ettiler. Kutsal Kase tarafından diriltilen Kötü Ejderhalar da yanlarındayken Kral tarafını bozguna uğratmak onlar için çocuk oyuncağı olmuş olmalı. …… Ve onlara bu fırsatı veren kişi “o” idi…… Bu ülke dış dünyadan soyutlandığı için teröristlerin ve çürümüş soyluların başarabileceği bir şeydi.
…… Diğer güçlerle hiçbir teması olmayan bir ülkede yaşanan bir aile içi hesaplaşma demek. Ve teröristler de buna dahil olmuştu. Biz de işin içine sürüklendik. Öf, her tarafı dert dolu bir iş!
Koridorda yürürken Rias’a sordum.
Asıl Lider, yani Tepes Kralı nerede?
Marius’un babasına ne olduğunu merak ediyordum.
…… Ağır yaralandı ve bu bölgeden kaçtı.
Demek yaralanmıştı. Burada bayağı çetin bir savaş yaşanmış gibi görünüyordu. O adamın koruması olarak o felaket derecede tehlikeli Kötü Ejderha olduğu sürece, karşı tarafın çaresiz kalmasını anlayabiliyordum. Tepes Kralı’nın ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum ama karşılarında o şey varken kaçmaktan başka çareleri yoktu.
Tepes Kralı’nın tarafı Carmilla birliği dışında kimseden yardım istemedi mi?
Ne olur ne olmaz diye sordum. Sensei kederli bir şekilde iç çekti.
Evet, muhtemelen istememişlerdir. Kaos Tugayı gölgelerde işin içinde olduğu için, diğer güçler bu ülkeye girmek için sert müzakerelerde bulunacaklardır ve bu da şu an istemedikleri bir şey. Bizim girmemize bir istisna olarak izin verildi ama.
Yani ülkeleri tehlikede olsa bile Vampirler dışındakilerden yardım istemeyeceklerdi ha. Olay bu noktaya geldikten sonra sadece kaçık olduklarını düşünebiliyordum ama belki de kendilerine göre değerleri vardı…… Pek anlayamıyordum açıkçası.
Ardından kabul salonunda kafamı kurcalayan o soruyu Azazel-sensei’e sordum.
Valerie’nin kimsenin olmadığı boşluğa doğru konuşması meselesini.
…… Kiminle konuşuyordu?
Sensei ciddi gözlerle yanıt verdi.
…… O dünyadan gelen ölüler.
Ölüler…… ha.
Yani…… cehenneme, ölüler diyarına ya da Yeraltı Dünyası’na giden insan ruhlarını mı kastediyorsunuz?
Aklıma gelebilecek tek şey ölülerin ruhları…… Öfkeli ruhlar ya da lanetli ruhlar gibi şeyler.
Sensei devam etti.
İnsan ruhları olduğu gibi başka varlıkların da ruhları var…… Kökenini veya ne durumda olduklarını kestiremeyeceğin varlıklarla konuşuyordu.
A-Anlamıyorum……
Tam olarak anlayamayacağın bir şeyle konuştuğunu düşün yeter. …… Kutsal Kase’yi aşırı kullanmaktan zihni epeyce kirlenmiş.
Zihni kirlenmiş demek. Sanırım bunu anlayabiliyordum. …… Sadece görünüşünden bile normal olmadığı anlaşılıyordu.
Rias, Sensei’in sözlerini başıyla onayladı.
Evet, bunu hemen fark ettim. Valerie Tepes’in kalbinin ve duygularının nasıl normal olmadığını—
Evet, bence de Rias’ın tarif ettiği durumdaydı. Gözleri derinsizdi ve yüz ifadesi doğal değildi.
…… Valerie’ye ne oldu……
Gasper kederli görünüyordu. Aramızda en çok şoka uğrayan kişi oydu. Valerie’nin yüzünü gördüğünden beri her an ağlayacakmış gibi bir ifade takınıyordu.
Bir süre önceki hali olsaydı, bu durumda gözyaşlarına boğulması hiç de garip olmazdı.
Sensei ardından konuştu.
Kutsal Kase yüzünden. Kutsal Ekipman’ı kullandıkça, yaşam ilkesiyle temas kurarak yaşamın ve ruhun nasıl oluştuğu ve gerçekte ne olduğu zorla zihnine kazınıyor. Yaşama dair bilgiler o kadar muazzam ki ucu bucağı yokmuş gibi geliyor. Kutsal Kase’yi kullandıkça ölülerin, yaşayanların ve daha pek çok şeyin zihnini ve kavramını özümsüyor. Yani kalbinin ve ruhunun içinde. …… Bozulmanın meydana geldiği kalbine başkalarının pek çok düşüncesi giriyor. …… Zihninin kontrolden çıkıp kırılması çok doğal.
…… Ruhuna pek çok farklı kişinin düşüncelerinin girmesi…… Geçmiş Kızıl Ejder İmparatorlarının öfkesine kapıldığımda zihnim neredeyse çıldıracaktı. Sanki o olumsuz duygu tarafından kontrol edilecekmişim gibi hissettirmişti.
Valerie ise—bundan çok daha güçlü bir şeyle defalarca temas kurmaya zorlanmıştı. Benim durumumda sadece geçmiş Kızıl Ejder İmparatorlarının düşünce kırıntılarıydı, ama onun durumunda yaşadıklarımdan çok daha öte şeyler kalbine hücum etmişti.
O zaman o……
Sensei, Rossweisse-san’ın sözleri üzerine iç çekti.
Artık normal bir durumda değil. Ölülerin onunla konuşması özelliklerinden sadece biri. Onlarla zevk alarak konuşması zihnindeki kirlenmenin kritik bir aşamaya ulaştığını kanıtlıyor. Marius, Valerie’ye Kutsal Kase’yi epeyce kullandırmış olmalı. …… Ölü Kötü Ejderhaları bu dünyaya diriltebilecek düzeye gelecek kadar hem de. Onu kullanmanın, ciddi sonuçlar doğurabilecek ve hatta gücünü kötüye kullanabileceğin pek çok farklı yolu vardır.
…… Kritik bir aşamada ha. O gaddar Kötü Ejderha Grendel’i ve az önceki Crom Cruach’u gerçekten de diriltmişti. O kalibredeki Ejderhaları diriltmeye zorlanırken nasıl bir ortamda bulunduğunu hayal bile edemiyordum. Yani tüm bunların sonunda zihninin çökmesi hiç de garip olmazdı.
Hayır, Gasper onu kurtarmak için yine de buraya kadar gelmişti. Bu yüzden onu kurtarmanın bir yolunu bulmak istiyorduk.
Sensei, onu kurtarmanın bir yolu var mı?
diye sordum. Sensei elini çenesinin altına koydu ve düşünmeye başladı.
…… İlk olarak, Kutsal Kase’yi kullanmasını durdurmamız gerekiyor ve—
Sensei lafını orada kesti.
Çünkü ilerimizden yürüyen kişiyi hissetmişti.
…… Koridorun sonundan gümüş saçlı, orta yaşlı bir adam belirdi. 40’larında gibi görünüyordu.
!
…… Ben, hayır, hepimiz adamın üzerindeki kıyafeti görünce nutkumuz tutuldu.
—Çünkü Sirzechs-sama’nın giydiği İblis Kral kostümünün aynısını giyiyordu.
Tek farkı, bu adamın giydiğinde belirgin bir koyu kırmızı renk yerine gümüş rengin olmasıydı…… Ve görünüşü bir nedenden dolayı tanıdığım birine benziyordu……
Vücudunun etrafındaki auranın kalitesinden bir Şeytan olduğunu anlayabiliyordum. …… Dipsiz ve tüyler ürpertici türden bir auraya sahipti……
Sensei—iki gözünü de ardına kadar açtı ve nefret dolu bir ifadeyle adama doğrulttu bakışlarını.
Adam bizi görür görmez, görünüşünden daha genç insanların kullandığı türden masum bir gülümseme takındı.
A-aa? Bak sen şu işe, ne tesadüf.
Adam, Sensei ile hayal ettiğimden çok daha hafif bir edayla konuştu.
Sensei, içindeki öfkeyi kusar gibi konuştu.
………… Sensin demek sonunda……!
Adam bu tepkiyi gayet neşeyle karşıladı.
Nhoho! Görüşmeyeli uzun zaman oldu♪ Azazel Amca, iyi görünüyorsun ha?
…… Azazel-sensei’den daha yaşlı görünüyordu…… ama bir Şeytansa görünüşünü değiştirebilirdi.
…… Azazel, kim bu?
Rias da onu tanımıyor gibiydi, bu yüzden Sensei’e soruyordu.
…… Genç olsanız bile, bu ismi ebeveynlerinizden duyduğunuza eminim. Eğer bir Gremory’ysen bilmen gereken bir adamdır.
Bu ismi duyan Rias’ın ifadesi sertleşti.
!! ………… Şaka yapıyor olmalısın…… değil mi?
Rias’ın sesi şoktan titriyor gibiydi. …… Ne oluyor ya, kim bu Rizevim dedikleri herif?
Sensei ve Rias dışındakiler bu ismi hatırlayamadığı için hepimiz şüphe içindeydik. Sensei o adamı bize tanıttı.
…… Bu pisliğin adını asla unutmam. Değil mi, —Lilin? Hayır, Rizevim Livan Lucifer!
—!?
L-L-L-L-L-L-L-L-L-L-L-L-L, Lucifer mı~!?
Hey, bir dakika durun! Bir Lucifer ha! İblis Kral-sama’nın adı neden burada geçiyor ki!? Bu ismi kullanabilen kişi Sirzechs-sama ve……
Beynim oraya kadar düşünüp muhtemel tek bir nedene ulaştı.
…… Lucifer adını kullanmasına izin verilen diğer bir adamı daha tanıyorum.
Rizevim Livan Lucifer denilen adam ağzını ayırıp gayet neşeyle gülümsedi.
Öyle korkutucu bir yüz ifadesi takınma. Çabuk yaşlanırsın♪
…… Adam hâlâ gayet hafif bir edayla konuşuyordu.
Sensei’e sordum. Aklıma gelen bu tahminin doğru olup olmadığını bilmek istiyordum.
…… Sensei, Lucifer derken kastettiğin—
Evet, hiç şüphe yok ki o, önceki Lucifer ile tüm Şeytanların başlangıç annesi olduğu söylenen “Lilith”ten doğan öz oğlu. Kutsal Kitap’ta “Lilin” olarak kaydedilen kişi. Ve aynı zamanda tüm zamanların en güçlü Beyaz Ejder İmparatoru (Hakuryuukou) olarak anılan Vali’nin öz dedesi.
—! ………… Vali’nin dedesi…… Vali’nin dedesi!!
Ve üstelik önceki Lucifer’ın oğlu!!
Evet, bunu hiç düşünmemiştim ama Vali, Lucifer’ın soyundandı, bu da bir ebeveyni olduğu anlamına geliyordu. Yoktan var olmuş değildi ya. Vali gerçekten de önceki Lucifer’ın torununun oğlu olduğunu söylemişti. Soy ağacı açısından bakarsak şöyle gidiyordu: Lucifer → Karşımdaki bu adam → Vali’nin babası → Vali.
Bir akrabasının olması gayet doğaldı. İşte bu yüzden Lucifer adını duyduğumda aklıma gelenler Sirzechs-sama ve Vali oluyordu.
Bu adamın gümüş renkli saçları Vali’ninkilerle tamamen aynıydı ve görünüşü de bana bir şekilde Vali’yi hatırlatıyordu. Ama Vali’nin dedesi olacağını hiç düşünmemiştim……
İyi de Vali’nin dedesinin burada ne işi vardı? Cevapsız kalan pek çok soru varken Sensei hemen lafı yapıştırdı.
Ve kendisi Kaos Tugayı’nın şu anki patronu. Buraya geldiğimizden beri söylediğim o “pislik” tam olarak kendisi.
[—!?]
Bunu duyan hepimizin nutku tutuldu! E-Elbette!
B-Bu ihtiyar herif…… şu anki Kaos Tugayı’nın…… patronu muuuuu!?
O-O zaman Euclid’in bahsettiği yeni patron…… Vali’nin dedesi olan bu adam mıydı!?
…… Herkes Kaos Tugayı’nın Vampir olayındaki bu darbeye yardım ettiğini söylüyordu. Bu yüzden mi bu ihtiyarın burada olması garip değildi……?
Hayır, öyle olsa bile, nasıl yani…… Vali’nin dedesi ve önceki Lucifer’ın öz oğlu olan adam Kaos Tugayı’nın patronu çıkıyordu. Kesinlikle Eski İblis Kralı grubu denilen hükümet karşıtı gruptaki Şeytanlar onlarla bağlantılıydı……
Bu adam da Shalba Beelzebub gibi nefret yüzünden mi harekete geçiyordu……?
Aklımızda hâlâ pek çok cevapsız soru varken Rias mırıldandı.
Geçmişte, önceki İblis Kralı’nın soyundan gelenlerin Yeraltı Dünyası’nı yönettiği dönemde, Rizevim Livan Lucifer, ağabeyim Sirzechs Gremory ve Ajuka Astaroth-sama ile birlikte Süper Şeytanlardan biri olarak sayılıyordu.
…… Süper Şeytanlar. Geçmişte bu şekilde anılan üç Şeytan olduğunu Sensei’den duymuştum. Çünkü diğer Şeytanların çok ötesinde yeteneklere sahiptiler. Şeytan olup olmadıklarını bile sorgulatan kural dışı varlıklardı. Süper Şeytanlar işte böyleydi. Şu anki Şeytan dünyasında Sirzechs-sama ve Ajuka Beelzebub-sama hâlâ aktif olarak görev yaptıkları için varlıklarını sürdürüyorlardı.
Süper Şeytanlardan birinin gizlendiğini duymuştum…… ama o son kişinin bu herif olduğunu mu söylüyordun bana……!?
Sensei iğrenerek konuştu.
Ortadan kaybolmasının ardından Sirzechs ve Ajuka’dan oluşan iki Süper Şeytan, şu anki Şeytan dünyasına liderlik etti. Şey, kendisi aslen eski İblis Kralı grubu içindeki kilit Şeytanlardan biriydi. Türlerinin barışını ve hayatta kalmasını isteyen Sirzechs ve diğerleriyle aynı fikirde olmasına imkân yoktu.
Peh, teröristlerin patronu bile olmuştu……
Sensei devam etti.
Eski hükümet ile hükümet karşıtları arasındaki Şeytan iç savaşı sırasında saklanan bir adam için…… Bana bunun eski İblis Kralı grubu gibi şu anki Şeytan hükümetine duyduğun kin yüzünden olduğunu söylemeyeceksin, değil mi……?
Rizevim, Sensei’in sözleri karşısında koridorda yankılanan tüyler ürpertici bir kahkaha attı.
Uhyahyahyahya, şey, sadece şu an yapmak istediğim bir şey olduğu için geri döndüm. Sen de iyi miydin, Azazel Amca? Bütün güçlerle barış yapmaya çalıştığını duyuyorum, değil mi? Cidden bu konuda seni desteklemek istiyorum~♪
Konuşma tarzı tamamen bir alaydan ibaretti! Deminden beri söylediği kelimelerin her biri hiçbir ciddiyet taşımıyor ve kötü niyetle doluydu!
Bu rahat konuşma tarzı ortamdaki ciddiyeti tamamen yok ediyordu!
Rizevim bakışlarını Rias’a çevirdi.
Kızıl saçlı küçük hanım, ağabeyin iyi mi?
…… Ağabeyime karşı bir garazın mı var?
Pek sayılmaz. Ne de olsa aynı Lucifer adını taşıyoruz. Her neyse, bana sorarsan o kadar da önemli bir şey değil. Ama görünüşe göre yakın zamanda onunla karşılaşacağım, bu yüzden benden ona selam söyle, olur mu?
…………!
Rias onun bu sözleri üzerine kaşlarını çattı.
Karşımızdakinin kim olduğunu öğrendiğimiz için herkes dövüş pozisyonu aldı ama Rizevim savaşa girmek için kılını bile kıpırdatmıyordu. Sadece bu halimizi görerek kahkaha atıyordu.
Şey, Shalba-kun ya da önceki Maou’nun diğer soydaşları gibi kin veya nefret yüzünden harekete geçmeyeceğim. Şeytanlar için siyaset Sirzechs-kun ve diğerlerine yetmeli, biliyorsunuz değil mi? Ben sadece bu tür şeylerle alakası olmayan başka bir şey yapmak istiyorum, bu yüzden bu örgütü kullanarak bir şeyler yapıyordum, anlıyor musunuz?
Öğretmen alnındaki damarlar fırlamış bir halde, nefret dolu bir sesle konuştu.
…… Burada suratına bir yumruk patlatıp yaptığın işe çomak sokmak harika olurdu ama…… Bu ülke henüz resmi bir ittifak kurmadığımız tarafsız bir ülke. Bu yüzden sana bu kadar kolay el kaldırıp saldıramam. Dışarıdan bakıldığında sahte bir kimlikle VIP muamelesi gördüğüne eminim, değil mi?
Rizevim, Öğretmen’in sorusu üzerine ürkütücü bir şekilde güldü.
Uhyahyahyahyahya, evet, aynen öyle. Ben Marius-kun’un araştırmasının ve devriminin yatırımcısıyım. Bu yüzden geçici hükümet tarafından özel bir konuk gibi ağırlanıyorum. Yani burada bana saldırmak hiç de akıllıca olmaz. Gerçi kaybetmeye de hiç niyetim yok, biliyorsun değil mi?
! Hiçbir varlık belirtisi gösterilmeden, birdenbire bu adamın arkasında küçük bir gölge belirdi.
…… Kısa boylu bir kız. Siyah bir elbise giyiyor ve…… Hey!
…… Cidden mi?
Kızı gördüğümde ne diyeceğimi bilemedim.
Ophis’in tam olarak tıpatıp aynısı gibi görünüyordu.
Rizevim, elini Ophis’in birebir kopyası gibi duran bu kızın kafasına koydu.
Örgütümüzün, Ophis’ten çalınan güçle yaptığımız maskot kızı —Lilith-chan. Lütfen onunla iyi geçinin~♪ Ona anneciğimin adını verdim. Güzel, değil mi?
…… Tam da düşündüğüm gibi! Cao Cao’nun Samael’i kullanarak çaldığı Ophis’in gücü! Demek çalınan o güç bu kıza dönüştü!
…………
Sessiz ve duygusuz. Ophis’ten bile okunması daha zor olan bu görünüşünden ne hissettiğini anlamam imkânsızdı.
Rizevim sonra konuştu.
Bu kız küçük ama Ophis-chan olduğu için deliler gibi güçlü, biliyorsunuz değil mi? Ayrıca kendisi benim kişisel korumam olur~. Euclid uzaktayken beni koruyan kişi o! Bu ihtiyar adamın burada gözleri yaşardı valla! Küçük kızların güçlü olması kesinlikle romantizm dolu, değil mi♪
Kızdan yayılan o açıklanamaz baskı. Tıpkı daha önceki Crom Cruach gibi, yaydığı atmosfer kesinlikle korkulacak bir şeydi.
…… En güçlü Kötü Ejder, önceki Lucifer’ın oğlu ve diğer Ophis—.
Hayal gücümü aşacak kadar delice güçlü olanlar bu kalede toplanmıştı!
Şimdi, Marius-kun ile tartışmam gereken bir şey olduğu için buradan geçeceğim. Burada barışçıl olalım~. Bu ev Vampirlere ait~. Savaşmak iyi bir şey değil~. Yaşayanların bu kadar gururlu olduğu kapalı bir ülke harika bir şey♪
Gönlünce eğlenen Rizevim, diğer Ophis’i de yanına alarak yanımızdan geçip gitti.
Biz ise…… Hiçbir şey yapamadan sadece onun yanımızdan geçip gitmesini izleyebildik!
Öğretmen, Rizevim gözlerimizin önünden kaybolurken ona seslendi.
Rizevim, Vali senin peşinde.
Oh evet, şimdi hatırladım da, Grigori torunumu yanına alıp büyütmüştü değil mi?
Rizevim arkasını döndü ve Öğretmen’e sordu.
Biraz olsun güçlendi mi bari? Gerçi kendisi babası olan o aptal oğlumdan zaten daha güçlüydü.
Bir gün senin kelleni almayı başaracak.
Bunu duyan Rizevim kocaman gülümsedi.
Vay be, dedesi olarak bu beni o kadar mutlu etti ki neredeyse ağlayacağım.
Ardından Rizevim bakışlarını bana çevirdi. Eğleniyormuşçasına gözlerini süzdü.
Şimdiki Kızıl Ejder İmparatoru, demek sensin. Great Red ve Ophis’in gücüne sahip olduğu için eşsiz bir değere sahip olan tek varlık. Benim tarafıma geçmek ister misin?
Resmen beni kendi tarafına çekmeye çalışıyor! Nah geçerim!
Böyle bir şey asla olmayacak.
Anında reddettim! Rizevim tepkimi görünce neşeyle gülümsedi.
Ah tüh, bu çok yazık oldu♪
Rizevim arkasında ürkütücü kahkahasını bırakarak koridorda ilerledi. Elini arkaya doğru sallayıp bize el sallarken konuştu—.
Eğer Carmilla ile birlik olup bir darbe başlatmaya çalışıyorsanız, ne zaman isterseniz üzerimize gelin♪ Bunu gerçekten dört gözle bekliyorum.
Son ana kadar o saygısız üslubunu koruyan orta yaşlı adam, Rizevim.
Sonra koridorda devasa bir yıkım sesi yankılandı.
Öğretmen, öfkesini bastıramadığı için yumruğuyla duvarı parçalayarak nadir görülen bir yanını sergiledi.
…… Vali, ne hissettiğini anlamadan edemiyorum.
Tepes’in canavarların yuvasına dönüşen ana kalesi—.
Bizim için hazırlanan odaya geçtikten sonra, bodrum katında bulunan Vladi Hanedanı’nın Lideriyle, yani Gasper’ın babasıyla görüşmeye karar verdik.
