High School DxD Cilt 15 – Bölüm 8 / Yaşam. 4 – Eğitim Vakti! (Cehennem Edisyonu)
Okuldan sonra, kulüp odasında pek kimsenin olmadığı bir gün Akeno bir maruzatta bulunmak için yanıma yaklaştı: —Issei? Buradan sonra benimle dışarı gelebilir misin?
Ha? Olur, bugün başka bir planım yok zaten… Aklında neresi vardı?
Normalde bana hınzır bir gülümseme fırlatır ya da “Aman allahım” veya “Ara ara~” gibisinden bir şeyler söylerdi ama bu sefer alışılmadık derecede utangaç ve kıpır kıpırdı.
… Bir Grigori eğitim enstitüsü. Halledilmesi gereken bir işim var da… diye yanıtladı, kelimelerini olabildiğince kısa tutarak.
Aşağıya baktığımda ellerinde kağıt bir poşet tuttuğunu fark ettim.
Bir Grigori eğitim enstitüsü mü? Grigori, düşmüş meleklerden oluşan bir organizasyondu ve kulüp danışmanımız Azazel de onların lideriydi. Kutsal Ekipmanlar ve kullanıcıları üzerindeki gözlemler de dahil olmak üzere her türlü araştırmayı yürütüyorlardı.
Demek bir eğitim tesisleri vardı…? Merkezlerinin Yeraltı Dünyası’nda olduğunu ve tüm dünyada (ve Yeraltı Dünyası’nda) şubeleri olduğunu biliyordum ama Akeno’nun orada ne işi olabilirdi ki? Azazel ile bir ilgisi mi vardı acaba? Yada… Aklıma iki olasılık daha geliyordu. Her halükarda, o kağıt poşet öyle ya da böyle bununla bağlantılı olmalıydı.
Gelemiyorsan anlarım. Damdan düşer gibi böyle garip bir istekle geldiğim için özür dilerim… Bu tür şeyler için başvurabileceğim tek kişiler sen ve Rias’sınız…
Şey, artık onu geri çevirmeme imkan yoktu, değil mi?! Zaten en başta ondan gelecek bir talebi reddedecek değildim!
Sorun değil! dedim, kendimden emin bir şekilde göğsüme vurarak. Bana ihtiyacın olan her yere gelirim Akeno!
Teşekkür ederim, diye yanıtladı tatlı bir gülümsemeyle.
Vay canına! Onun abla modundaki gülümsemesi ayrı bir şeydi ama bu genç kız versiyonu bambaşkaydı!
Ş-şey… Ben de gelebilir miyim? diye sordu Gasper, ürkekçe elini kaldırarak.
Böyle bir geziye çıkmak istemen senden hiç beklenmeyecek bir şey, diye belirttim.
Böyle odasından çıkmayan bir kurgusal odalığın kendi isteğiyle peşimize takılması gerçekten şaşırtıcıydı.
E-evet. B-ben de Grigori’nin eğitim tesisini merak ediyordum da…
Ha. Demek mesele buydu. Neyse, benim için sorun değildi.
Gidelim mi o zaman? Üçümüz birlikte?
Böylece karar verilmiş oldu.
Üçümüz ışınlanma çemberini kullanarak geçiş yaptık ve Grigori’nin Kanto bölgesinde yeni kurulan eğitim tesisine vardık. Enstitü, insan medeniyetinden uzak, dağların derinliklerine saklanmıştı.
Akeno’nun söylediğine göre Azazel, Tokyo’ya çok uzak olmayan yeni bir araştırma enstitüsü kurmak için can atıyordu; bu yüzden ilgili çeşitli taraflarla müzakere edip burayı ortak bir girişim olarak kurmuştu.
Bütün bunları ilk defa duyuyordum! Cidden mi Hocam ya! Bu ne böyle?
Işınlanma çemberi bizi doğrudan araştırma enstitüsünün merkezine indirdi. Daha yeni tamamlanmış olmalıydı, zira gittiğimiz her yerde hâlâ buram buram inşaat kokusu vardı.
Koridorda ilerlemeye başladık. Duvarlar ve tavanlar tertemizdi; ne tek bir çizik ne de en ufak bir toz tanesi vardı.
Arada sırada, enstitüde çalıştıklarını tahmin ettiğim beyaz önlüklü insanların yanından geçiyorduk. Kim oldukları hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bizi tanıyor gibiydiler, hepsi de bizi samimi bir “Merhaba” ile selamladı.
… Bayağı ünlüymüşüz gibi, diye mırıldandım.
Evet. Sonuçta valiyle yakın ilişkileri olan kişileriz, diye yanıtladı Akeno.
Doğru ya. Düşmüş melek örgütünün başıyla doğrudan iletişimimiz vardı, değil mi? Dışarıdan bakıldığında, son patronun kişisel adamları gibi görünüyorduk herhalde. Bu insanların bizi tanımamasına imkân yoktu… Hey, Gasper! Arkamda saklanmayı kes! Biraz özgüvenli ol! Dik dur bakalım!
Hımm… Isralı bir yerde gizli bir araştırma tesisi kuran şüpheli bir örgüt mü…? Burası çoğu hikâyedeki kahramanların yok etmek için yola çıktığı türden bir yer değil miydi?
Ha? Bu da ne böyle? Sizin ne işiniz var burada? Size kim haber verdi?
Ben ne olduğunu anlayamadan bir ses bize seslendi—hem de oldukça tanıdık bir ses… Omzumun üzerinden arkama baktım ve karşımdaydı—Azazel!
Ha?! Hocam!
Sana da ha… diye mırıldandı, dudaklarını bükerek.
Senin ne işin var burada? diye sordum ben de.
Azazel yanağını kaşıdı. Yapma ama. Burası yeni bir Grigori araştırma enstitüsü. Daha yeni kuruldu, bu yüzden hâlâ yoluna koymamız gereken bir sürü şey var. Arada sırada işlerin nasıl gittiğini kontrol etmek için uğruyorum.
Mantıklıydı. Yani, adam düşmüş meleklerin lideriydi sonuçta. Enstitünün düzgün işletildiğinden emin olması son derece doğaldı.
… Her neyse, sizin buradaki işiniz ne? diye sordu, bakışları benimle Akeno arasında gidip gelirken.
Şey. Akeno burada halletmesi gereken bir işi olduğunu söyledi.
Baraqiel… Babam burada mı? diye sordu Akeno.
Ha, babasıyla bir ilgisi olduğunu biliyordum zaten.
Bir sonraki an, Azazel ona imalı bir şekilde sırıttı. Ahn, Baraqiel demek. Anlaşıldı.
Bir sorun mu var? dedi Akeno, rahatsız olmuş bir halde. Bana öyle bakma.
Resmen küplere biniyordu. Yine de bu utanıp sıkılan tepkisi bir nevi sevimliydi.
Azazel de öyle düşünmüş olmalı ki yüzünde haince bir sırıtış vardı. Çok değil yakın bir zamana kadar, babasının adının anılması bile onu öfkeden deliye döndürmeye yeterdi, yani işler kesinlikle iyiye doğru gitmişti. Yine de Akeno, Azazel’e karşı her zaman sertti.
Yani Issei senin refakatçin mi…? Peki ya Gasper? diye sordu, bakışlarını sırtımın arkasında saklanan figüre çevirerek.
Gasper ürkekçe bir elini kaldırdı. Ş-şey, ee… Ben de bir bakmak istemiştim…
Bakmak mı? Tam olarak neye? Hiçbir fikrim yoktu.
… İstediğin belgeler burada, Azazel, dedi arkamızdaki bir figür.
Arkama döndüğümde, beyaz önlük giymiş genç bir adam gördüm. Benden daha kısaydı, yüzü darmadağınık saçlarının ve kavanoz dibi gözlüklerinin arkasına saklanmıştı—bütün vaktini araştırmaya adamış bir bilim insanının birebir kopyasıydı.
Azazel onu gördüğü anda selam vermek için elini kaldırdı.
Ha. Teşekkürler, Sariel.
Şey…
Tabii ki! Yani gözlüklü, önlüklü bu adam üst düzey bir düşmüş melek miydi?! Vay anasını, harbi mi?! Daha önce de yeterince düşmüş melek lideriyle karşılaşmışlığım vardı, hepsinin kendine has kişilikleri olsa da hepsi de cüsseli ve güçlü adamlardı. Bunun aksine Sariel, tam bir tipik bilim insanı gibi görünüyordu.
Şaşkınlığım yüzümden okunuyor olmalıydı ki Azazel kafası karışmış bir halde bana baktı. Ne diye öyle ağzın açık bakıyorsun, Issei…? Ha, anladım. Karşılaştığın diğer düşmüş meleklerin çoğu ön saflarda savaşa koşan tiplerdendi. Sanırım buna ben de dâhilim… Ama aramızda böyle çelimsiz üyeler de var işte. Ayrıca hey, bilesin diye söylüyorum, Grigori’yi ilk kurduğumuzda hepimiz hevesli birer araştırmacıdan ibarettik. Hiç tahmin etmezdin, değil mi?
Ha? Sariel öyle ezici bir güce sahipmiş gibi görünmüyordu ama üst düzey bir düşmüş melek olduğuna göre onu hafife almak istemezdim… Ne de olsa kitaba kapağına göre değer biçilmez derlerdi.
Bu Kızıl Ejder İmparatoru, Sariel… Ama muhtemelen zaten tahmin etmişsindir, diyerek tanıttı Azazel.
Sariel ve o kavanoz dibi gözlükleri başıyla onayladı. Elbette. Tanıştığımıza memnun oldum, Kızıl Ejder İmparatoru Issei Hyoudou. Savaşlardaki başarılarını duymuştum.
Uzattığı eli sıkmak için uzanırken başımla selam verdim.
B-ben de tanıştığıma memnun oldum!
Demek beni zaten biliyordu. Azazel’in eski ortaklarından biri olduğunu düşününce pek de şaşırtıcı değildi.
… Bu da Baraqiel’in kızı, diye devam etti Azazel.
Akeno kibarca eğilerek selam verdi. Göz kulak olduğunuz için teşekkür ederim… Ş-şey, babama yani. Ben Akeno Himejima.
Sariel irkilip gözlüğünün açısını düzeltti. Ah, Bara’nın kızı. Evet, söylentileri duymuştum. Dedikleri kadar güzelmişsin. Herkesin sana sırılsıklam âşık olmasına şaşmamalı.
Tam olarak ben de böyle düşünüyordum.
Azazel belgeleri Sariel’den aldı, hızlıca göz gezdirip ilk sayfayı imzaladı ve geri uzattı. İşte oldu. Bu da hallolduğuna göre artık ne istiyorsan yapabilirsin.
Bunun üzerine Sariel ürünç bir şekilde sırıttı. Hi-hi-hi. Çok teşekkürler. Şimdi kesme, biçme ve ezme zamanı! Hi-hi-hi!
Oha, bu gözlüklü düşmüş melek o tuhaf kahkahasıyla beni acayip tırstırıyordu! Üstelik etrafından buram buram karanlık bir aura yayılıyordu! Korkunç kelimesi az kalırdı! Tam da düşündüğüm gibi, bu düşmüş melek elebaşlarının hepsi birbirinden kaçıktı!
Ha? Bu kız… Vampir mi?
Sariel’in dik dik baktığı “kız”—Gasper’dı. Şey, cidden fena halde kız gibi görünüyordu ama… Ama o bir erkekti!
Aniden ilgi odağı olduğunu fark eden Gasper, huzursuzca kıvranıp arkama saklandı. Ah, neyse. Sahneye çıkma sırası bendedir.
Evet, bu Gasper Vladi. Kendisi bir iblis ama aynı zamanda vampir güçleri de var ve—
Cümlemi daha bitiremeden Sariel, Gasper’ın elini kaptığı gibi onunla birlikte koşup kaçtı!
Mükemmel zamanlama! Ben de tam bir vampir arıyordum! Yardımına ihtiyacım var!
Iııık! Neee yapıyorsuuunuz?! Gasper koridorda gözden kaybolurken çığlığı bastı.
Hoop! Adam Gaspy’i kapıp kaçtı lan!
Endişelenme, Issei. Azazel iç çekti. Araştırması çocuğu öldürmez. Muhtemelen.
Muhtemelen mi?! Tam olarak ne yapacak çocuğa?! Hem o kesme, biçme, ezme lafları da neyin nesiydi?! Kulağa hiç de hayrı alamet gelmediğini söylememe gerek yok herhalde!
Harbi ya, nasıl bir araştırmaydı bu böyle…? Yok yok, sormamak en iyisi. Muhtemelen aklımın ermeyeceği şeyler çıkacaktı… Neyse, Gaspy, dönüşte seni alırız artık!
Pekala, gidip Baraqiel’i bulalım o zaman, dedi Azazel ve komplekse doğru yürümeye başladık.
Çok geçmeden Grigori yöneticilerinin kullanımına ayrılmış bir toplantı odasına vardık.
Yuvarlak bir masada iki kişi çoktan oturmuştu bile… Onları daha önce hiç görmemiştim. Biri süslü bir cübbe giymiş, kafasında tacı olan uzun boylu, sarışın bir adamdı.
İkincisi ise bir kadındı! Keskin, çekik gözleri ve uzun, açık mor saçları vardı! Tek bir bakışta bile sert, olgun bir kadın izlenimi veriyordu! Ve her şeyden önemlisi, göğüsleri dewasaydı!
… Ohoho. Ona pek bir edepsiz bakıyorsun, Issei.
Ben kadını sapıkça bakışlarımla süzmekle meşgulken, Akeno üzerime ağır bir bakış dikti. Her zamanki gülümsemesi gibi görünüyordu… Ama varlığı normalden çok daha uğursuz bir hava yayıyordu!
Odaya girer girmez sarışın adam söze girdi. Azazel, tesisin faaliyetleri sorunsuz bir şekilde başladı.
Aynen. Öyle görünüyor, Tamiel. Burada olduğunu bilmiyordum.
Aynen öyle. Bir göz atmak için uğramıştım.
Adamın konuşma tarzı acayip derecede rahattı. Yoksa bu adam…? Kim olduğunu tahmin ediyor gibiydim.
Bu sefer Akeno ile beni süzme sırası kadındaydı.
Aa? Sanırım bu genç çifti daha önce görmüştüm… dedi Azazel’e dönerek.
Bahse girerim görmüşsündür, Penemue. Bu Kızıl Ejder İmparatoru, bu da Baraqiel’in kızı.
Kadın—Penemue—hafifçe gülümsedi. Bak sen? Genç çiftimiz Baraqiel’den rızasını istemeye mi gelmiş yoksa? Adamı ağlatacaksınız!
Ha, resmen bizimle dalga geçiyordu! Görünüşünün aksine, onun da oldukça samimi bir konuşma tarzı vardı. Havalı güzelliği ile bu cana yakın tavırları arasındaki tezatlık insana ferahlık veriyordu.
Bu ikisi Tamiel ve Penemue, diyerek düşmüş melek ikilisini tanıttı Azazel. Sariel gibi onlar da burada yönetici. Tamiel satışlardan sorumlu, Penemue de baş sekreterimiz.
Biliyordum! Tıpkı Kavanoz Dibi Gözlük gibi onlar da Grigori’nin patronlarıydı! Vay be! Tek bir günde üç tanesi birden! Demek satış müdürü ve baş sekreter. Sanki boyumuzu aşan bir işin içine düşmüşüz gibi hissediyordum.
Yahu. Bütün üst düzey yetkililer buradaysa merkez büroda adam kalmayacak, diye mırıldandı Azazel, iki çalışma arkadaşına dik dik bakarak.
Sana da laf söylenmiyor, kendin de sürekli dışarılardasın zaten. Penemue hafifçe kıkırdadı. Vali Yardımcısı Shemhazai’ye biraz daha minnet duymalısın, öyle değil mi?
Ağzına sağlık be! Tamamen katılıyordum! Yanımda Akeno da başıyla onaylıyordu. Değil mi ama?
Yine de Azazel, çalışma arkadaşlarının kendisi hakkında ne düşündüğünü pek umursuyor gibi görünmüyordu. Ona daha önce yeterince söyledim, yani bir sorun yok.
Cidden mi ya…? Sağ koluna biraz daha minnettarlık gösterebilirdin be Hocam.
Tamiel masadan bir kâğıt yığını aldı. Buradaki işimiz bitti, o yüzden yakında çıkacağız. Tesisin başında Almaros ve Baraqiel varken her şey yolunda gidecektir.
Lafı açılmışken. Nerede olduklarını biliyor musun, Tamiel?
Kutsal Ekipman taşıyıcıları için hazırlık yapıyorlardır sanırım.
Azazel ve Tamiel daha sonra tesis, çeşitli araştırma projeleri ve karmaşık görünen bir sürü başka küçük detay hakkında uzun bir sohbete daldılar.
Hiç uyarmadan Penemue bana yanına gelmem için işaret etti. Ooo! Olgun bir güzelden davet mi! Ya da ben öyle sanmıştım, ama—
Sen değil. Ben Baraqiel’in kızıyla ilgileniyorum. Bir dakikalığına buraya gel bakayım. Âşık olduğu kadının çocuğuysan, epeyce bir potansiyelin olmalı.
…?
Kararsız bir bakışla Akeno, Penemue’ye yaklaştı ve ikisi sohbete başladı. Penemue birkaç cümle kurdu, Akeno büyük bir merakla dinleyip birkaç takip sorusu sordu… Bana mı öyle geliyordu yoksa Akeno’nun mazoşist/sadist modu kendini belli mi ediyordu…? Dünyada ne hakkında konuşuyor olabilirlerdi ki?
Ve böylece ne yapacağımı bilemez bir halde tek başıma geride kaldım… O anda gözüme bir şey takıldı—duvarlarda asılı duran tablolar. İnsan resimleriydiler.
Bir şey mi var? diye sordu Azazel, bakışlarımın gezindiğini fark ederek.
Sadece tablolara bakıyordum da, bu insanların kim olduğunu merak ettim…
Azazel bakışlarını tablolara çevirdi. Ha. Arkadaşlarımın resimleri, dedi, sesi alışılmadık derecede duygusaldı.
Başka tesislerde falan mı çalışıyorlar?
… Hayır. Uzun zaman önce savaşlarda ve benzeri şeylerde öldüler.
Buna ne diyeceğimi bilemedim. Demek bunların hepsi rahmetli arkadaşlarının resimleriydi…
Grigori’nin kurucu üyelerinden geriye sadece yedi kişi kaldı, diye devam etti. Ben, Vali Yardımcısı Shemhazai, Baraqiel, az önceki Sariel, buradaki Tamiel, Penemue ve Almaros.
… O aptal Kokabiel kendisini Cocytus’a attırdığından beri yani. Penemue çenesini eline dayayarak hüzünlü bir iç çekti…
Doğru ya, bunca kötülükten sorumlu olan Kokabiel, muhtemelen burada eski bir yoldaş olarak görülüyordu.
Onun için bir tane yaptırmıştım, dedi Tamiel, Kokabiel’in bir tablosunu çıkarıp duvara sabitleyerek.
Azazel tabloyu iyice inceledi, ardından cebinden küçük bir Budist çanı çıkarıp çaldı.
Çok iyi insanları kaybettik.
Ha?! Bu da ne böyle yahu! Yok artık, bir dakika durun bakalım!
Ölüm portreleri mi?! Budist çanları mı?! Dinleri birbirine karıştırıyorsun Hocam! Sizin İncil’le bağlantılı olmanız gerekmiyor muydu?!
Harbi ya, bu düşmüş melek elebaşlarının Budist anma törenleri yapması da neyin nesiydi?! Aralarından biri her nalları diktiğinde bunu yapıyorlar mıydı yani?!
Azazel içten bir kahkaha attı. Takılma böyle küçük şeylere. Her neyse, bu çocuklarla konuşmam gereken bir şey var, o yüzden sen gidip Baraqiel’i bul. Hoşuna gidebilecek bir eğitim alanı var orada.
Gidip bir bakalım mı, Issei-kun? Lafı gelmişken, sana anlatacak ilginç bir hikâyem var… Oho.
Bana mı öyle geliyordu, yoksa Akeno her zamankinden daha mı heyecanlı görünüyordu? Penemue içine bir ateş yakmış olmalıydı herhalde. Her neyse, Akeno ile ben diğerlerine selam verip toplantı odasından çıktık.
Araştırma tesisinde ilerlerken, eğitim alanının önüne kurulmuş bir dinlenme alanından geçtik. Otomatın yanındaki banklardan birinde oturan iri yarı adamın yüzünü tanıdım, daha doğrusu…
Buradaymışsın, diye seslendi Akeno.
Aynen öyle! Bu onun babası Baraqiel’di! Düşmüş melek, kızını gördüğünde gözle görülür bir şekilde şaşırdı, içtiği şey “Püff!” diye ağzından püskürdü!
A-Akeno! diye soluklandı, şiddetle öksürerek. S-senin ne işin var burada…?
Sırtına vurmak için hemen yanına koştum. Özellikle onun gibi sert birinden beklenmedik bir tepkiydi… Kızının aniden çıkagelmesi onu fena halde afallatmış gibi görünüyordu.
Akeno kâğıt poşetinden plastik bir kap çıkardı, içinden lezzetli görünen bir sebzeli et yemeği çıktı.
Ha, demek kendi elleriyle yaptığı o meşhur yemekti bu; tavuklu ve kök sebzeli haşlama. Nispeten şahane, mükemmel lezzetlendirilmiş bir şaheserdi. Koy yanına bir kâse pirinç pilavı, bütün gün yerim ben bunu! Aynen öyle, en sevdiğim yemekti!
Lafı açılmışken, daha dün gece bu lezzeti ikram etmişti bana. Bunlar dünden kalanlar mıydı? Yoksa bilerek mi fazla yapmıştı…?
Dün gece fazla yapmışım, o yüzden sana bir öğle yemeği kutusu getirdim, dedi ve ona bir sefer tasıyla termos uzattı. Pirinç pilavı ve miso çorbası herhalde?
Uzun banka oturduk. Yeni tesisteki bakım işleriyle meşgul olan Baraqiel görünüşe göre düzgün beslenemiyordu; bu da kızının ev yemeklerini tatmak için mükemmel bir fırsattı.
Akeno termosun kapağına bir porsiyon miso çorbası doldurdu.
Bu durum babasının kafasını daha da karıştırdı ama kendisine uzatılan içeceği gergince kabul etti.
T-teşekkür ederim…
Baraqiel yemek çubuklarıyla bir parça tavuk aldı, uzun süre tadını çıkardı, ardından miso çorbasından bir yudum çekti. Sessizlik uzayıp gitti. Akeno ile ben bir tepki beklerken—aniden, adamın gözlerinden ikiz şelaleler gibi yaşlar fışkırdı! Bir sonraki an, ağzına daha fazla tavuk, sebze, pilav ve miso çorbası tıkmaya başladı!
Mmm…! Harika…! diye haykırdı sevinçle, yanaklarından yaşlar süzülmeye devam ederken karnını bir güzel doyuruyordu!
B-bu yemek bir harika…! dedi gökyüzüne bakarak. Dünyadaki en mutlu baba ben olmalıyım…! Bunu öz kızımın yaptığına inanmak çok zor…!
Lokma üstüne lokma yutmaya devam ederken Akeno halinden gayet memnun görünüyordu.
… Abartıyorsun, dedi, adamın bu tepkisi karşısında hafifçe kızararak.
Yine de gerçekten mutlu olduğunu anlayabiliyordum. Aynen, ikisinin arayı düzeltmesine çok sevinmiştim.
Ayrıca sana bunu vermek istiyordum, dedi Akeno, Baraqiel’e bir kâğıt parçası uzatarak. Okulda veli toplantısı olacak. Haberin olsun diye söylüyorum.
Ha, veli toplantısı. Demek bütün bunlar bunun içindi. Baraqiel bir an donup kaldı ama çok geçmeden kızının ne ima ettiğini anladı.
A-ah! Bu çok önemli! Elbette orada olacağım! dedi kararlı bir baş sallamayla.
Akeno’nun dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. O zaman buradaki işim bitti. Davet edildin, o yüzden lütfen uğra. Ve Issei… benimle buraya geldiğin için teşekkür ederim. Üzgünüm ama gitmeden önce tesisi biraz gezmek istiyorum. Sana daha sonra yetişirim.
Bu sözlerle ayağa kalktı ve bir yerlere gitti.
Hayda. Önce Gasper, şimdi de Akeno yanımdan ayrılmıştı. En azından bugünkü işim bitmişti. Değil mi?
Ama şimdi Baraqiel ile baş başa kalmıştım. Ne kadar da tuhaf bir atmosferdi ama! O da bunu hissetmiş olmalı ki sessizliği bozmaya karar verdi. Hâlâ kadınların göğüsleriyle mi besleniyorsun?
Hâlâ mı o yanlış anlaşılmayı düzeltememiştik yahu?! Onunla konuştuğumu sanıyordum, ben kadınlarla beslenen bir ejderha değildim ki!
Lütfen, yapmayın Tanrı aşkına! Hocam uydurdu bütün bunları!
Şaka yapıyorum.
Şaka mıydı yani?!
Ha? Baraqiel’in gerçekten bir mizah anlayışı var mıydı ki? Ama hâlâ çok ciddi görünüyordu! Ciddi mi söylüyor yoksa takılıyor mu anlayamıyordum!
Düşmüş melek boğazını temizledi. Buna ne dersin o zaman? Burada epeyce iyi bir eğitim alanımız var. Gidip bir göz atmaya ne dersin?
Eğitim alanı mı? Kafamın karıştığını dışımdan belli ediyor olmalıydım ki Baraqiel ekledi: —Kutsal Ekipman kullanıcıları için. Yeteneklerinde ustalaşabilsinler diye.
V-vay, kulağa ilginç geliyordu! Grigori’nin Kutsal Ekipman kullanıcılarını korumakla ilgilendiğini biliyordum ama onları eğitmek için buraya getirdiklerini bilmiyordum! Tabii ki bir bakardım! Benim de bir Kutsal Ekipman’ım vardı ve kendimi sürekli başkalarıyla kapışırken buluyordum. Buna kesinlikle değecek gibi görünüyordu!
Ve böylece Grigori’nin yeni eğitim alanına göz atmaya karar verdim.
… B-burası mı…?
Baraqiel beni üzerinde G harfi kazınmış büyük bir çift kanatlı kapıya götürürken gergince yutkundum. Grigori’nin G’si mi? Kısa bir süre sonra kapılar ardına kadar açıldı.
Tam içeri adım atmıştım ki—
Gwaaah!
Nggghhh!
Bir anda acı dolu çığlıklar kulaklarımı tırmaladı! Ha?! N-ne oluyor lan…?! Neye uğradığımı şaşırarak Baraqiel’in arkasından dikkatlice ilerledim.
Beni, arkasındaki odaları görebildiğim cam duvarlarla kaplı geniş bir koridora çıkardı.
Auuuggghhh! Henüz bitmedi, kahretsin!
Odaların birinde, çarmıha gerilmiş bir adama vinçten sarkan devasa bir yıkım gülleciği vurup duruyordu.
Bana ne yapıyorsunuz böyle, Grigori?! Nggghhh!
Bir başkasında ise bir adam ameliyat masasına bağlanmış, etrafını saran şüpheli bir grup tip işe koyulurken çaresizce feryat ediyordu… N-ne oluyor yahu…?
Tam anlamıyla dumura uğramıştım. Burası güya Kutsal Ekipman kullanıcılarını eğittikleri yer değil miydi…? Koridorda ilerlerken oda oda içeriye göz atıyordum…
Sadece devasa yıkım güllesi ve gizemli ameliyat da değildi; ağır ağırlıklarla suyun altına sokulan insanlar, matkap ve testerelerle donatılmış ameliyathaneler bile vardı!
Ş-şey, Baraqiel-san…? Bütün bunlar ne böyle…? diye sordum gergince.
Nereden bakarsan bak, az önce anlattığı şey kesinlikle bu değildi!
Hım? Burası eğitim katı. İyice bak. Kendilerini geliştirmelerine yardımcı oluyoruz.
Eğitim miydi bu simdi?! Neee?! Odalar daha çok işkence odasına benziyordu be! Soğuk soğuk terler dökerken endişemin tavan yaptığını hissedebiliyordum. Düşününce, burayı yönetenler düşmüş meleklerdi sonuçta…
Bir dakika dur ya. Saji de Loki ile olan savaştan sonra buraya getirilmişti. Geri döndüğünde burası hakkında ser verip sır vermemişti, hatırladığım tek şey “Hatırlamak istemiyorum!” dediğiydi. Doğru ya, zangır zangır titriyordu hatta.
İçimi kötü bir his kapladı—hiç bulaşmak istemeyeceğim bir işin ortasında kalmak üzere olduğumu bildiren türden bir his.
Bir sonraki an Baraqiel söze girdi. Güvenecek kimsesi olmayan Kutsal Ekipman kullanıcılarını bünyemize katıp onlara sığınak sağlıyor ve güçlerini nasıl kullanacaklarını öğretiyoruz.
Doğru… Ama az önce gördüğüm şeylerin onlara nasıl bir yardımı dokunuyordu ki…? Bana bayağı bildiğin işkence gibi gelmişti… Yine de Azazel de beni işkenceden farksız bir eğitime tabi tutmuştu.
Hatta bir ejderha tarafından avlanırken sarp bir dağ sırasında hayatta kalmaya çalışmak bunlardan çok daha yıpratıcı olabilir diye düşünüp zoraki gülümsedim.
Neyse, bunları bir kenara bırakırsak, Baraqiel’e birkaç soru sormak için bu iyi bir fırsattı.
Yeteneklerini kontrol etmeyi öğrendiklerinde onlara ne oluyor?
Düşmüş meleklerin araştırmalarının nihayetinde Kutsal Ekipman kullanıcılarının hayatını nasıl kolaylaştırabileceğini görebiliyordum… ama yolun sonunda onlara ne olduğunu merak etmekten de kendimi alamıyordum.
Eskiden—üç büyük güç arasındaki anlaşmadan önce—onları kendi örgütümüzde tutardık. Ancak şimdi durum biraz değişti. Sıradan insanlar gibi yaşamak isterlerse, bazı kısıtlamalarla da olsa isteklerini yerine getirmeye çalışıyoruz, diye yanıtladı Baraqiel.
Eskiden olmasa da artık normal hayatlarına geri dönebiliyorlar gibi görünüyordu. İlginçti.
Daha fazlasını bilmek istiyordum; gerçekten istiyordum. Muhtemelen bende de bir Kutsal Ekipman olduğu içindi, tıpkı pek çok arkadaşımda olduğu gibi. Ama Baraqiel’den anlatmaya devam etmesini isteyemeden başka bir ses söze girdi.
Ha, bizim Baraqiel değil mi bu! Gwa-ha-ha!
Gür, içten bir kahkahaydı. Etrafa göz gezdirince, az önce önünden geçtiğimiz odalardan birinden kafasını çıkaran iri yarı bir adam fark ettim.
Kaşlarımın çatıldığını hissettim.
Adam zırh ve miğfer giymişti, omuzlarına da bir pelerin atılmıştı. Ayrıca bir gözü göz bandının arkasına gizlenmişti, bakımsız bir sakalı vardı ve anlaşılmaz bir nedenden ötürü sol elinde bir kalkan, sağ elinde ise bir balta tutuyordu! Miğfer bir şahin ya da kartal modeline göre yapılmıştı ve aynı tasarım kalkanın yüzeyine de kazınmıştı!
Çizgi film kötü adamına benzemek için daha fazla uğraşamazdı herhalde! Hem de onlarca yıl öncesinden kalma bir tanesine! Bayağı kaçığın tekiydi!
Ah, Almaros. Buradaymışsın, diye seslendi Baraqiel, adamın bu tuhaf görünümünü hiç sorgulamadan kabullenerek!
Tanışıyorlar mıydı?! Bunların hepsi aklını kaçırmıştı yahu!
Bu Almaros, bir diğer Grigori yöneticisi, diyerek onu tanıttı Baraqiel. Zamanının çoğunu büyüleri kırmaya yönelik saldırıları araştırmakla geçirir—anti-büyü de diyebilirsin.
Gwa-ha-ha! Konu anti-büyü olunca benden iyisini bulamazsın!
Yani bu kaçık herif bir Grigori lideri miydi?! Yine de valinin kendisinin de pek akıllı sayılmayacağını düşününce şaşırmamak lazımdı!
Yani, şu kılığa bak! Hiç de anti-büyü uygulayıcısı gibi durmuyordu! Ulan, bir balta ve kalkan bu tanıma olabilecek en uzak şeydi herhalde!
Almaros. Bu Issei Hyoudou, Kızıl Ejder İmparatoru, dedi Baraqiel.
Şimdi bu çizgi film kötüsüyle konuşma sırası bendeydi…
Şey… Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Issei—
Daha lafımı bile bitiremeden Almaros baltasını savurdu! İiiik! Sürpriz bir saldırı mı?! Sadece reflekslerim sayesinde kaçmayı başardım ama ne oluyoruz ulan?! Bir sonraki an moruk silahını bana doğru doğrulttu!
Senin hakkında her şeyi biliyorum, Göğüs Ejderi! Sığınağımızı yıkmaya mı geldin?!
Ha?! H-herif öfkeyle baltasını sallayıp zırvalayıp duruyordu!
Son savaşımızın üzerinden yüz yıl geçti! Bu hesabı kökten kapatma vakti geldi!
Ne hesabı be?! Göğüs Ejderi ile geçmişten gelen bir husumetiniz mi var?! Ulan ben size ne yaptım ki?! Zaten hiçbir şey hatırladığım da yok!”
Heyecana gelen Almaros parmaklarını şıklattı—ve her bir odadan üzerlerinde şahin veya kartal figürleri olan siyah taytlar giymiş bir sürü adam tuhaf sesler çıkararak fırladı! Tek bir bakışta dövüşçü oldukları anlaşılıyordu, etrafımı ve Almaros’un çevresini sarmaya başladılar!
Gooo! diye bağırıyorlardı.
“Baraqiel-san! Ne oluyor ulan burada?!” diye bağırdım.
“Hmm. Grigori dövüşçüleri.”
“Ciddi misiniz?! Bunu ilk defa duyuyorum! Altı aydır düşmüş meleklerle haşır neşirim, daha önce hiç böyle bir şey görmedim!”
Düşmüş meleklerin rütbesi yükseldikçe zekaları düşüyor muydu ne?! Yani, sonuçta Azazel en tepedeydi! Vali bu yüzden mi gruptan ayrılmıştı acaba?!
“Gwa-ha-ha!” Almaros’un adamları etrafımızda mevzilenirken kendisi kahkahayı bastı. “Kaçışın yok artık, Göğüs Ejderi! Bu gizli üs ulu Grigori’ye ait—ve dünyayı ele geçireceğiz! Buraya ayak basan hiçbir canlı buradan sağ çıkamaz! Griiigoriii!”
Griiigoriii, diye hep bir ağızdan mükemmel bir uyumla bağırdı adamlar. Yahu, düşman örgütü olmaya bundan daha fazla özenemezlerdi herhalde?! Ben buraya sadece Akeno-san’a refakat etmek için gelmiştim ama bu adamlar Buradan canlı çıkamayacaksın! gibi replikler patlatıp duruyorlardı! Grigori’nin piyon askerleri bile bağırıp çağırarak etrafımda ve Almaros’un çevresinde perandalar atıyordu!
“Kusura bakma Issei Hyoudou,” dedi Baraqiel sıkıntılı bir ifadeyle. “Almaros, Japon süper kahraman dizilerinin hastasıdır… Azazel de ondan farksız. Onu sürekli kışkırtıp duruyor. Bunlar hep böyledir.”
D-demek mesele buydu. Şaka gibi ama ya?! Bu üst düzey düşmüş melekler neden çizgi film süper kahramanlarının düşmanlarından ilham alıyordu ki?!
“Almaros, ben onu Kutsal Ekipman kullanıcılarını nasıl eğittiğimizi görsün diye getirdim. Bu sadece—”
Baraqiel duraksadı, bir anlığına neye uğradığını şaşırıp dona kaldı. Odalardan birindeki bir şey kesinlikle dikkatini çekmişti. Şaşkınlıkla ben de ne var diye içeri göz attım ki—
“Aman aman~ Hemen pes edince hiç eğlenceli olmuyor ama. Bak sen~ Biraz yıldırıma ne dersin? Ya da kırbaca?”
BDSM kraliçesi kostümü giymiş tanıdık bir yüz duruyordu karşımda!
“Argh! K-Kraliçeeeem! Lütfen, beni daha sert eğitinnn!” diye feryat ediyordu Kutsal Ekipman kullanıcısı bir adam, yıldırım kırbacıyla defalarca kırbaçlanırken!
Baraqiel’in ağzı açık kaldı, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. “A-A-Akenooo?!”
Aynen öyle! Akeno-san’dı bu! Şık bir BDSM kıyafeti giymiş, elinde kırbaç sallıyordu ama bu tam anlamıyla onun gerçek kişiliğiydi! Ve hiç durmaya niyeti yoktu! Aslına bakarsanız, kıyafet üstüne bayağı da yakışmıştı. Sanki o kırbacı sallamak için doğmuş gibi halinden pek bir memnun görünüyordu!
Yüzünde mazoşistleri inleten sadist bir dominant ifadesi vardı, kırbaçlanan adam ise tam bir mazoşit gibi takılıyordu!
Almaros bir kahkaha daha patlattı. “O bizim son aday üyemiz. Sanırım Penemue onu bize gönderdi ama bayağı iyi bir dominant çıktı, değil mi? Marifetlerinin devamını görmek için sabırsızlanıyorum! Gwa-ha-ha!”
Hağğğ?! Penemue’nin onunla ne işi olduğu şimdi anlaşıldı! Akeno-san’ın içindeki sadisti serbest bırakması için bir teklif miydi bu? Kızın can kulağıyla dinlemesine şaşmamalı!
“K-Kızım… Hmm…”
Eyvahlar olsun! Şokun ağırlığına dayanamayan Baraqiel, pat diye yere yığıldı!
“Gwa-ha-ha! Pekala. Yakalayın Göğüs Ejderi’ni!”
“Gooo!” Almaros’un adamları etrafımı sararken nida attılar.
“Hağğğ?!”
Ne olduğunu anlamadan beni resmen karga tulumba edip doğruca bir eğitim odasına taşıdılar!
Karşımda bir çarmıhtan yükselen devasa bir vinçe bağlı demir gülle duruyordu. Birkaç dakika önce o adama çarpan gülle görüntüsü zihnimde yeniden canlandı. Bir şeytan için bile bu tam anlamıyla işkence olurdu!
“Bir Kutsal Ekipman kullanıcısını eğitirken işte bu işe yarar!” diye haykırdı Almaros demir güllenin önünden. “Demir! Bunu aşarsan gerçek güçlerini uyandırırsın! Bütün çizgi roman kahramanlarımızı işte böyle güçlendirdik! Sen de biraz tadına bakacaksın, Göğüs Ejderi!”
“Bununla darbe yiyen normal bir insan ölmez mi ulan?! Kutsal Ekipman uyandırma eğitimi dediğiniz şey bu mu yani?! Hem şu çizgi roman kahramanları saçmalığı da neyin nesi böyle…?!”
O kadar afallamıştım ki gözlerim yuvalarından fırlayacaktı neredeyse! Kutsal Ekipmanlar ile devasa bir demir gülle arasında nasıl bir bağlantı olabilirdi ki?! Acıya dayanabilirsen Denge Bozan (Balance Breaker) modunu falan mı açıyordun yani?!
“Vritra’nın taşıyıcısı Saji Genshirou bu demir gülleyle başa çıktı ve sonrasında yeniden modelleme ameliyatına girdi!” dedi Almaros gayet doğal bir şeymiş gibi.
Ciddi miydi bu herif?! Saji de mi bütün bu süreçten geçmişti?! Peki ya o matkaplar ve testereler falan?! Vay anasını… Döndüğünde neden buradaki zamanından bahsetmek istemediği şimdi belli oldu…!
“İyi bak. İşte kanıtı.” Almaros bir fotoğraf çıkardı.
Arkadan çekilmişti ama gerçekten de Saji’ye benziyordu. Ve sırtına kocaman bir G harfi kazınmıştı. Hağğğ?!
“Birinin Grigori modifikasyon ameliyatı geçirdiğini buradan anlayabilirsin. Grigori’nin bilim ve teknolojisi, Saji Genshirou’yu tam bir Vritra canavarına dönüştürdü!”
“Vritra canavarı mı?! Demek o Vritra Terfisi (Vritra Promotion) sizin başınızın altından çıktı?!”
“O canavar Grigori’nin gurur kaynağıdır!”
Yaptıkları ameliyatın ve dövmenin Saji’ye Ejder Kralı güçlerini verdiğini mi söylüyordu yani?! Ve o Vritra canavarının onun gerçek formu olduğunu mu?!
Saji’nin tüm bunlardan haberi var mıydı acaba? Sırtındaki damgadan hiç bahsetmemişti, yani muhtemelen yoktu… Görünüşe göre hiç ruhu bile duymadan adamı damgalamışlardı…
Bak işte! Gördün mü? Azazel’le iş yaparsan, göz göre göre katıksız bir canavara dönüşme riskini göze alırsın!
Almaros başıyla onayladı. “Bir Kutsal Ekipman taşıyıcısını eğitmek istediğinde, ilk adım demir gülle ile başlar! Ya da onları ameliyatla güçlendirebilirsin! Veya ücra bir dağda ejderhalarla eğitime sokarsın! Bunlar bilimsel olarak doğrulanmış ve teorik olarak kanıtlanmıştır!”
“Tek seçenek bu üçü mü yani?! Demir gülle, güçlendirme ameliyatı ve ejderhaya karşı hayatta kalmak mı?! Yapmayın gözünüzü seveyim, biz Kutsal Ekipman kullanıcıları o kadar da düz adamlar değiliz! Yani araştırmalarınızın gösterdiği şey gerçekten bu mu?! Bir dakika ya, siz anti-büyü konusunda uzmanlaşmamış mıydınız?!”
“Büyüye karşı koymak istediğinde, ezici bir fiziksel saldırıya ihtiyacın vardır! O büyü kullanıcılarını gebertene kadar döveceksin! Ucuz büyü numaralarına bel bağlayan zayıf ezikler! Tam canlarının yandığı yerden vuracaksın! Gwa-ha-ha!”
“Fiziksel saldırı mı?! Gebertene kadar dövmek mi?! Bunun için araştırma mı yapmanız gerekti yani?!”
Bu adam sırf süzme salaklığı yüzünden mi Cennet’ten düşmüştü acaba?! Aynen öyle görünüyordu!
“Tam zamanında. Yandaki odada ameliyata başlamak üzereler. Şuna bir bak!”
Bir sonraki an, duvardaki devasa monitör diğer odadaki durumu göstermeye başladı—biri ameliyat masasına bağlanmıştı! Ve şüpheli tipli bir sürü doktor etrafını sarmıştı! Bir dakika, o adam…?!
“Ş-Şey… Bu beni gerçekten daha güçlü bir vampir yapacak mı? Grigori’nin araştırmasını duyup bir bakayım demiştim ama bu…”
Gasper’dı bu, tedirgin bir şekilde o şüpheli doktorlarla konuşuyordu! Onun ne işi vardı ulan orada?!
Ekranda, Şişe Dibi Gözlüklü—Sariel—gözlüklerini düzeltti. “Elbette. Teorik olarak bu ameliyat muazzam bir gücü açığa çıkarmana yardımcı olmalı! Bütün mesele bu! Şimdi, yeniden doğmaya izin ver!”
Sariel parmaklarını şıklattı—ve bununla birlikte doktorlardan biri motorlu testereyi çalıştırdı!
Vınnn-vınnn-vınnn!
Ekrandan tehlikeli bir ses yükseldi!
“Cııık! B-bu beni gerçekten—”
Gasper cümlesini bile bitiremeden ekrandaki görüntü yerini karıncalanmaya bıraktı! Eyvahlar olsun… İçeride durumu iyi miydi acaba…?
Görüntü tekrar geldiğinde, Baraqiel bir çarmıha bağlanmıştı ve Akeno-san dominant kıyafetiyle üzerine doğru eğiliyordu!
“Görünüşe göre yeni kadın aday üyemiz arınma sürecini başlatmak üzere!” Almaros gözlerini ekrana dikmiş, gülümsüyordu.
A-arınma mı…? Adamın başına ne gelecekti böyle…?
Akeno-san elindeki kırbaçla Baraqiel’e yaklaştı.
“A-Akeno!” diye bağırdı adam. “Neden öyle giyindin?! Bu çok edepsizce! Shuri böyle bir şeye izin verdiğimi görse beni asla affetmezdi!”
Akeno-san’ın bu yalvarmalara tek yanıtı ise haince bir gülümseme oldu. “Baba. Penemue bana her şeyi anlattı.”
“… A-anlattı mı?”
“Evet… Annemle senin eskiden böyle oyunlar oynadığınızı söyledi!”
Şak!
Akeno-san kırbacını savurdu ve Baraqiel’in göğsüne sert bir darbe indirdi! Öz babasına hem de! B-Ben bu adama bunun reva görülmesine katlanamıyordum!
Fakat bundan sonra gerçekleşen şey, en vahşi hayal gücümün bile ötesindeydi.
Karnına ikinci darbeyi alan adam, baştan aşağı titremeye başladı. “… Evet,” diye iç çekti, yüzünü katıksız bir haz ifadesi kaplamıştı!
Evet mi?! B-Bu herif bundan zevk mi alıyordu yani?! İzlediğim şeye inanamıyordum! Yine de Akeno-san kırbacı tekrar havaya kaldırdı!
Şak! Şak!
Kırbaç havada defalarca yankılandı—ve her seferinde, savaşçı bir adamın ağzından çıkmayacak türden bir inleme döküldü Baraqiel’in dudaklarından!
“Ahhh! İşte böyle! Evet! Tıpkı Shuri’nin yaptığı gibi!”
Tıpkı karısının yaptığı gibi mi?! Gereğinden fazla bilgi bu!
“Annemle her gece bunu yaptığınıza inanamıyorum! Siz nasıl bir adamsınız?! Gerçekten tam bir düşmüş meleksiniz!”
Şok edici bir gerçek daha, bu sefer Akeno-san’dan geldi!
“Eeeh?! Baraqiel karısıyla BDSM oyunları mı oynuyormuş?!” Nefesim kesildi.
Cevap veren Almaros oldu. “Hmm. Baraqiel ilk bakışta sert, deneyimli bir savaşçı gibi görünebilir, karısı olarak da masum ve narin bir Japon güzelini seçmişti. Ama işin perde arkasında kendisi azgın bir mazoşistti, karısı ise dominant bir sadistti. Ne demek istediğimi anladın mı? Her gece ortalığı yakıp yıkarlardı. Gwa-ha-ha! Baraqiel’in Cennet’ten kovulmasına sebep olan şey işte bu kirli kalbiydi!”
Ciddi mi bu…? Oha, tam bir şok! Süper kahraman sevdalısı yöneticilerinin ve şakacı valilerinin aksine, onu her zaman ciddi, ayakları yere basan, kısacası Grigori’nin vicdanı olarak görürdüm!
Kutsal Yıldırım’ın efendisinin bir mazoşist olduğu kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi!
“Ah, Akeno! O kırbacı tıpkı annen gibi sallıyorsun! B-Ben çok şanslıyım…! Aaah, evet! Eveeeet!”
Bunu duymak istemiyordum! Saygı duyduğum her lider neden katıksız bir sapık çıkmak zorundaydı ki?! Şeytan dünyasında bile Sirzechs-sama tam bir kardeş takıntılısıydı! Bütün Yeraltı Dünyası günah ve yozlaşma yuvasıydı!
“Oh-ho-ho! Baba! Annenin görevini devralıp sana güzel bir kıç kötek çekme vakti geldi! Seni Kutsal Yıldırım mazoşisti seni!”
Akeno-san’ın yüzündeki sadist ifadeye rağmen, tavırlarında hâlâ eğlenceli bir hava vardı… A-Ama böyle bir ebeveyn-çocuk etkileşimi gerçekten normal miydi ki…?
Ah, ben de onunla biraz BDSM aksiyonuna girmek istiyordum!
Demek sadist eğilimleri annesinden geliyordu! Mazoşist bir baba ve sadist bir anne—ne arka plan ama!
Ha?! Azazel aniden monitördeki BDSM odasında belirdi! En beklenmedik anlarda ortaya çıkmaya bayılıyordu zaten!
“Pekala! İkiniz de Kuoh Akademisi’nde öğretmen olduğumun farkındasınız, değil mi? Öyleyse gelin bir veli-öğretmen görüşmesi yapalım! Baraqiel! Görünüşe göre Akeno üniversiteye gitmek istiyor. Sen ne düşünüyorsun?”
Ne oluyor ulan…?! Böyle bir yerde veli toplantısı mı?! Daha kötü bir zaman ve mekân seçebilir miydi acaba?!
“Sonuna kadar arkasındayım, Üstat Azazel! Bilgini genişletmek ve ufkunu artırmak için üniversite şarttır! Aaahhh! Eveeeet!”
“Teşekkür ederim, Baba! Çok heyecanlı görünüyorsun…! Hoppala!”
Şak!
Akeno-san’ın kırbacı Azazel’e çarptı!
“Nnnggghhh!” diye inledi adam. “İşte bu be! Mükemmel bir vuruş, tam rakibinin erojen bölgesine! Sen doğuştan yeteneklisin! Kahretsin! Kırbaç vasıtasıyla iletişim kuran bir veli-öğretmen toplantısı! Ne muazzam bir kavrayış!”
Yeter be! Böyle aydınlanmış bir ifadeyle tüm bunları nasıl söyleyebiliyordu?!
Ekran yine karıncalandı, sahneler üçüncü kez değişerek Gasper’ın bulunduğu ameliyathaneye döndü. Gerçekten de oradaydı—kafası, kolları ve bacakları ameliyat masasında düz duran karton bir kutudan dışarı fırlamıştı.
“Ameliyat başarıyla tamamlandı,” diye haykırdı Şişe Dibi Gözlüklü (Sariel), sanki zorlu bir iş gününden eve yeni dönmüş gibi derin bir nefes alarak.
“Bu da ne demek şimdi?! Kafasını ve uzuvlarını karton bir kutunun içine mi diktiler?! Yoksa sadece kutuyu giyiyor mu?! Bu nasıl bir ameliyattı böyle?!”
Ve henüz…
Karton kutunun kapakları iki yana açıldı ve içeride monte edilmiş küçük bir füze ortaya çıktı.
“Yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Bugün hayatımın dönüm noktası…”
Gasper yine saçmalıyordu!
Kendine gel be adam! Buna nasıl dönüm noktası diyebilirsin?!
Onu izleyen Almaros alçak bir uğultu çıkardı. “Ngh! Demek iş bu raddeye geldi, Sariel! Bir vampiri füzelerle donatmak! Ne düşüneceğimi bilemiyorum ama güç ve kudret saçan cesur bir strateji! Bir Füze Vampiri!”
“Hayır, hayır, hayır! Adamın üstüne füze taktınız diye daha güçlü olduğu anlamına gelmez ki! Yani, karton kutuda bir vampir ve füzeler mi?! Ne biçim bir araştırma yürütüyor bu herif?!”
Bir sonraki an Sariel, sanki soruma cevap verircesine duvara monte ekranda bir tirada başladı: “Hee-hee-hee. Son araştırma projem—Beklenmedik teçhizatlarla donatılmış bir canavarla karşılaşan düşman nasıl bir reaksiyon verir? tamamlandı. Kargo süsü verilmiş bir karton kutu—ama içinde bir vampir ve füzeler var! Hiçbir düşman bunu tahmin edemez.” Pratik savaşta test ettikten sonra ikinci aşamaya geçeceğiz: Düşman, bir tankla birleşmiş bir ejderhayla karşılaştığında nasıl bir tepki verir? Elimize daha yeni efsanevi bir göksel ejderha geçti, bu yüzden başlamak için sabırsızlanıyorum!”
Bir dakika, onun bir sonraki araştırma malzemesi ben miydim yani?!
“Hee-hee-hee… Demek bir tankla birleştirileceğim? Tank donanımlı bir Göğüs Ejderi… Gözyaşlarıma neden engel olamıyorum…?”
Ddraig hüngür hüngür ağlıyor muydu?! Son zamanlarda zaten hassaslaşmıştı, en ufak bir sürprizde bile gözyaşlarına boğuluyordu!
Bu gidişle Sariel beni ejderha tankına dönüştürecekti! Şakası yoktu bu işin! Akeno-san’ı ve Gasper’ı arkamda bırakmak pahasına olsa bile buradan hemen kaçmalıydım! Eğer kalırsam bana her türlü korkunç şeyi yapacaklardı!
Akeno-san hâlâ o BDSM veli toplantısıyla meşguldü! Lafını bölmek nezaketsizlik olurdu!
Gaspy ise bir Füze Vampiri olarak yeniden doğmuştu—iyi çocuktu vesselam! Onu asla unutmayacaktım!
Ama sıvışamadan omzuma bir el kondu. Şöyle bir arkama baktım ki ne göreyim—çizgi roman kötüsü Almaros, ağzı kulaklarında bana bakıyordu!
“Başlama vakti geldi, Göğüs Ejderi.”
Parmaklarını şıklatmasıyla adamlarını çağırdı ve yüksek sesli bir Gooo! nidasıyla beni kaşla göz arasında etkisiz hale getirdiler! Hayır! Şimdi ne olacaktı?!
Ne olduğunu anlamadan beni çarmıha bağlamaya başladılar! A-Aptal herifler, durun!
Derken vinç hareket etmeye başladı, gülle dosdoğru Almaros’a doğru savruldu!
Bakışlarını keskinleştiren Almaros, baltasıyla hamle yaptı—ve devasa demir gülleyi ortadan ikiye yardı!
“Saldırı büyüsü güçlü şeydir. Sıradan bir karşı hamle yaparsan sadece kendini yere serdirirsin. Peki ne yapman gerekiyor? Çok basit! Büyüye göğüs gerebilecek kadar kendini eğiteceksin! İyi eğitilmiş bir vücut her türlü element saldırısını püskürtebilir! Anti-büyü demek tamamen fiziksel savunma ve fiziksel saldırı demektir! Önce büyüye dayanacaksın—sonra da düşmanlarının suratsız yüzüne yumruğu çakıp onları geberteceksin! İşte anti-büyü araştırmamın sonuçları! Hadi bakalım, Göğüs Ejderi! Grigori’nin renklerine boyanma vakti! Büyüye karşı bağışıklık kazanana kadar seni bu demir gülleyle eğiteceğiz! Gwa-ha-ha! Bugün Yeraltı Dünyası’nın kahramanı Grigori’nin büyüsüne kapılacak!”
Aklı fikri kas gücünde olan bu düşmüş melek zırvaladıkça zırvalıyordu, hiçbir cümlesinin mantıklı tek bir yanı bile yoktu!
Sonra parmaklarını şıklattı ve adamları başka bir gülle daha getirdi!
Demir gülle ile anti-büyü arasındaki bağlantıyı hâlâ kuramıyordum—ama o devasa demir küre çoktan bana doğru savrulmaya başlamıştı bile!
“Hayııır! Kurtarın beniii!”
Çığlıklarım tüm odada yankılandı.
Düşünüyorum da, Kuoh Akademisi’ne saldıran Kokabiel değil de buradaki çizgi roman kötüsü çılgın bilim insanı olsaydı—evet, kesinlikle çok daha büyük bir kaos çıkardı.
Saldıranın Kokabiel olduğuna yatıp kalkıp dua etmek lazımdı!
Sonradan öğrendim ki o eğitim alanı, deneklere zorluklar çektirerek zihinsel disiplini geliştirmek amacıyla tasarlanmış, asıl Kutsal Ekipman eğitimi ise bambaşka bir tesiste yürütülüyormuş.
Madem öyle beni neden oraya götürmediniz ulan?! Kahretsin Grigori! Alayı sapık birer psikopattı bunların!
