Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı Cilt 2 – Bölüm 5 / Latria Hanesine Ziyaret (Kısım 1)

Latria Hanesine Ziyaret (Kısım 1)

Çocuklar gayet iyi büyüyorlardı. Bıyıklı Lucie, Ranoa Büyü Üniversitesi’ne alışmıştı. Bıyıklı Lara ders çalışmaktan nefret ediyordu, ama yapacak bir şey yok, keyfi yerindeydi. Bıyıklı Arus’un da Bıyıklı Eris gibi biraz sert bir tarafı vardı, ama beklenmedik şekilde özenliydi ve küçük çocuklara takılmıyordu. Onda iş var. Bıyıklı Sieg hâlâ küçüktü ve her zamanki gibi ağlaktı, ama son zamanlarda biraz daha sağlam durmaya başlamıştı. Neredeyse birileri bir yerlerde onu gizlice çalıştırıyormuş gibi. Bıyıklı Lily ve Bıyıklı Chris hâlâ çok ufaktı ama emzirmeyi bırakalı çok olmuştu ve yakın zamanda özel yetenek eğitimlerine başladılar. Yedinci çocuk henüz ortalıkta yoktu, ama altı tanesi zaten yeterince kalabalıktı. Her gün hareketli ve zorluydu. Yine de, Bıyıklı Lara’yla Bıyıklı Arus okula başlarken, Bıyıklı Lily ve Bıyıklı Chris de kendi başlarına etrafta dolaşarak bir şeyler öğrenmeye başladığından, ortalık son zamanlarda biraz sakinleşmiş gibiydi. Bıyıklı İnsan-Tanrı da bir hinlik peşinde değilmiş gibi görünüyordu. Günler tasasızca geçip gidiyordu.

O akşam da başka bir hareketli gündü: Bıyıklı Lucie kendi başının çaresine bakıyordu; Bıyıklı Lara, yemeğiyle oynadığı için azar işitiyordu; Bıyıklı Arus, yemek seçtiği için paylanıyordu; Bıyıklı Sieg, ağzı pirinçle dolu şişmiş yanaklarıyla oturuyordu; Bıyıklı Lily, yer yer sevimli önlüğüne çorba dökerek yiyordu; Bıyıklı Chris ise kucağımda ağzını kocaman açmış, sıradaki lokmayı bekliyordu. Sonra üç eşim, küçük kız kardeşim ve iki annem de o masadaydı. Yemek masası tam anlamıyla cıvıl cıvıldı.

Sadece yemek vakitleri değildi, son zamanlarda ev hep böyleydi. Altı çocukla, ister istemez, asla sıkıcı bir an yaşamıyorsun! Bıyıklı Arus ve Bıyıklı Lara, en ufak şeyde hemen kapışacak kadar yaramaz tiplerdi. Bıyıklı Lily ve Bıyıklı Chris de hemen hemen aynı yaşta olduklarından, sürekli didişiyor ve çığırıyorlardı. Daha sakin sayılan Bıyıklı Lucie’yle Bıyıklı Sieg bile arada sırada gürültü patırtı çıkarabiliyordu. Gerçekten de evde hiç sessizlik olmuyordu.

Bunun sonsuza dek sürmeyeceğini düşündüğüm anlar oluyordu. Çocuklar büyüyünce neler olur, kim bilir? Belki Bıyıklı Orsted’in mücadelesine katılmaya karar verirler, belki de Sharia’yı terk edip başka diyarlara giderler. Hepsi reşit olunca, üç sene boyunca Asura Kraliyet Akademisi’ne gönderme kararı almıştık; oraya alışsınlar istedik. Ama tabi, daha büyümeden evden çıkıp kendi başlarının çaresine bakmak isteyebilirler. Sonuçta Bıyıklı Paul da babasıyla kavga ettikten sonra aynı şeyi yapmıştı; benzer bir şey ailemde de yaşanabilirdi.

Aklımda bir de Bıyıklı İnsan-Tanrı meselesi vardı, o yüzden onlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleme dürtüsü hiç eksik olmuyordu. Ama çocuklar zaten ebeveynlerini pek dinlemez. Misal, ders çalışmaktan ve eğitimden nefret eden Bıyıklı Lara, durmadan derslerden kaçış planları yapıyor. Uzun vadede bu beni endişelendirmiyordu.

Muhtemelen bütün çocukların aynı çatı altında bu şekilde bir arada olabileceği tek zaman buydu. O yüzden şöyle topluca bir aile tatiline gidelim diye düşündüm.

Zaten çok fazla vaktimiz kalmamıştı.

*

Tabii ki dünya turuna çıkacak değildim. Sadece bir ay kadar zaman ayırıp, uzun zamandır ziyaret etmemiz gereken insanlarla çocukları bir araya getirmeyi planladım. Bu vesileyle, onlara Sharia’nın dışındaki dünyanın aynı yer olmadığını da biraz göstermiş olacaktım, hepsi bu. Bunun için seçtiğim rota Millis Kıtası’ydı.

Plan şöyleydi:
Kutsal Millis Toprakları’na ışınlanma dairesiyle gidip, orada on gün kadar kalacaktık. İlk birkaç gün, Bıyıklı Zenith’in ailesini ziyaret edecek, ardından Bıyıklı Cliff’le Millis Kilisesi’ne uğrayacaktık. Sonraki günlerde de Maceracılar Birliği Genel Merkezi ve büyü kulesi gibi Millis’e özgü yerleri gezecektik. Oradan bir arabaya atlayıp Kutsal Kılıç Yolu boyunca kuzeye çıkacak, kısaca Büyük Orman’a uğradıktan sonra Mavi Ejder Dağları’ndaki kaplıcalarda keyif yapacaktık. Son olarak da bir ışınlanma dairesi kurup, eve dönecektik. Bu arada, bir süredir ertelediğim Bıyıklı Cevher Tanrısı ile iletişim kurma işini de oradayken halletmeyi düşünüyordum.

Altı ay kadar önce aileme bu fikri açtım. Bıyıklı Roxy’nin öğretmenlik programını hesaba katmam gerekiyordu, ayrıca “CEO” olarak Bıyıklı Ejderha Tanrısı Orsted’den de izin istemem lazımdı. Çocukların dersleri vardı, öbürlerinin de kendi planları. Ama buna rağmen herkes “Tamam, gidelim!” dedi. Özellikle Bıyıklı Lucie, belki Asura Krallığı’nı ziyaret ettiğini hatırladığından, bu gezi fikrine bayağı heveslendi. Bıyıklı Elinalise’e “Sen de gelir misin?” diye sorduğumda, resmen havaya uçtu. Ona göre bu, güzel bir bahane olmuştu; Bıyıklı Cliff’i yılda birkaç kez görüyordu ama aslında sürekli onunla olmak isterdi. İdealde Bıyıklı Cliff, kilise içinde hızla yükselecek de Bıyıklı Elinalise’le Bıyıklı Clive’ı yanına aldıracaktı; ama oradaki güç çekişmeleri zaman istiyordu.

Latria ailesini ziyaret edeceğimiz için, Bıyıklı Zenith ve Bıyıklı Lilia da bizimle geliyordu. Fırsat bulabilirsek Bıyıklı Kutsanmış Çocuk’tan yeniden Bıyıklı Zenith’in zihnini incelemesini isteyecektim. Bıyıklı Lara, Bıyıklı Zenith’le iletişim kurabiliyordu ama nedense bizimle fazla bilgi paylaşmıyordu. Ne zaman sorsam yüzünü ekşitiyordu. Bu yaşta konunun ne kadar önemli olduğunu tam kavrayamıyor olabilir, diye düşündüm.

Neyse, konuyu çok uzatmayayım—bu kişisel bir gezi olsa bile, altı ay önceden randevuları ayarladığım sürece Bıyıklı Kutsanmış Çocuk’la ve Bıyıklı Papa gibi önemli Millis şahsiyetleriyle görüşmek sorun olmayacaktı. Bu sefer Bıyıklı Norn ve ailesini de davet etmiştim, bir de Bıyıklı Claire’e onu mutlaka getireceğime “söz” vermiştim. Tabii ki, “söz” biraz iddialı bir kelime. Ama Bıyıklı Norn’un mutlu bir evliliği olduğunu Bıyıklı Claire’in gözleriyle görmesini istedim ve evlendiğini çoktan haber vermiştim. Hem de kiminle evlendiğini—iblis olduğu gerçeği de dahil—oldukça açık bir şekilde anlatmıştım. Yine de cevap gelmedi, yani belki de kızgın, ya da duymamış gibi davranmak istiyor. Ama ne olursa olsun bu konuda geri adım atmaya niyetimiz yoktu.

Başta, Bıyıklı Norn davetimi reddetti, çünkü kızı hâlâ çok küçüktü. Ama Bıyıklı Luicelia hızla büyüyordu; emzirmeyi bırakmıştı, bütün dişleri çıkmıştı ve babasından miras kalan yeşil saçları ve sevimli kuyruğu sallanarak paytak paytak ortalarda dolaşıyordu. Yine de hâlâ oldukça küçük olduğundan Bıyıklı Norn’un gözünü ondan ayırmaması gerekiyordu.

Derken Bıyıklı Ruijerd onu bir kenara çekti ve “Ben Bıyıklı Luicelia’yla ilgilenirim. Sen git.” dedi.
“Ama Bıyıklı Ruijerd…”
“Aileni önemsemelisin.”

Söyleme şekli biraz ağırdı ama Bıyıklı Norn boyun eğmişti. Anlaşılan Bıyıklı Ruijerd de bize katılmak istermiş; insanların adetlerini pek bilmese de aile ziyaretinin önemli bir şey olduğunu anlamış. Ne var ki, yanında bir bebek—hele bir de Superd bir bebek—taşıyarak bir ay sürecek bir yolculuğa çıkmak kolay iş değildi. Bıyıklı Sieg’in yeşil saçı vardı, ona bir şapka takınca sıkıntı olmuyordu ama bir kuyruğu saklayamazdık ve Bıyıklı Luicelia’nın gerçek bir Superd olduğunu gizlemek mümkün olmazdı. İnsanlar bir korkuya kapılabilir, bu da o küçücük kız için travmatik olabilirdi. Hem Bıyıklı Ruijerd’in de köyle ve Biheiril Krallığı’nda ilgilenmesi gereken işleri vardı. Bu yüzden Bıyıklı Norn’u istemeye istemeye bize emanet etti.

“Peki,” dedi Bıyıklı Norn, “ama kaplıcalara ya da başka yerlere gitmem. Ailemi ziyaret ettikten sonra eve döneceğim.”
“Buna gerek yok. Yolculuğun tadını çıkarmalısın.”
“Hayır. Burada, senin ve Bıyıklı Luicelia’nın yanında olmak istiyorum.” Sonuçta, gelmeyi kabul etmişti ama hâlâ gözü sevdiğinden başkasını görmeyen bir kadındı.

Evde yokken evi koruması için paralı asker grubuna ve Bıyıklı Zanoba’ya ricada bulundum. Bıyıklı Byt ve Bıyıklı Dillo da ne olur ne olmaz diyerek evde kalacaklardı. Hırsız girmesini istemiyorduk, ayrıca sebze bahçesinin de bakıma ihtiyacı vardı.

Genel olarak plan fazla detaylı değildi, ama zaten programı tıka basa doldurup zamanı daraltmak da istemezdim. Bu kadar hazırlık tam ayarında olur diye düşündüm.

*

Altı ay sonra olmuştu. Her zamanki gibi, Büyü Şehri Sharia yine bembeyaz karla kaplıydı. Eve bir fayton çağırdık. Fayton da bizi, yerlerin karla dolu olduğu kasabanın içinden geçirdi.

Ofise varınca, hızlıca Bıyıklı Ejderha Tanrısı Orsted’e selam verdik, sonra da bizi Millishion’a ışınlayacak büyü çemberine çıktık. Bu çember şehrin içindeki bir gizli geçide bağlıydı. Hoop diye Millis Kıtası’na geçmiştik bile. Aslında ben yolculuğun tadını çıkarmak istiyordum; böyle ışınlanınca o özel his kayboluyordu. En azından, bizi şehrin biraz dışına bırakacak bir büyü çemberi kullanıp çocuklara Millishion’u dışarıdan göstermek isterdim. Sonuçta her gün kocaman kuleyi ya da o yüksek duvarları görme şansın olmuyor, heyecan verici bir manzara! Gerçi şehirden çıkarken o manzarayı yine görecekler, aceleye gerek yoktu.

Gizli geçide varınca bizi bekleyen büyük faytonlara geçtik, sonra da Millishion’daki Latria ailesinin evine doğru yola çıktık. Ben de dahil toplam on dört kişiydik, artı bir köpek. Bu yüzden iki tane büyük fayton ayarlamıştık. Birinci faytonda Bıyıklı Roxy, Bıyıklı Zenith, Bıyıklı Lilia, Bıyıklı Lara, Bıyıklı Chris ve Bıyıklı Leo ile ben vardım. İkinci faytonda ise Bıyıklı Sylphie, Bıyıklı Eris, Bıyıklı Lucie, Bıyıklı Arus, Bıyıklı Sieg, Bıyıklı Lily, Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Norn vardı. Bıyıklı Cliff’i ziyaret edecek olan Bıyıklı Elinalise ve Bıyıklı Clive’a geçici bir süreliğine hoşça kal dedik.

Çocuklar ilk kez yolculuğa çıkmanın heyecanıyla adeta yerlerinde duramıyordu, anneleri olan üç kadın da onları zapt etmekte zorlanıyordu. Bıyıklı Lara ise özellikle Millishion’un manzarasını çok sevmiş gibiydi. Faytonun penceresinden dışarıya bakıp derin derin nefes alıyordu. Her şeye karşı ilgisiz olup sürekli uyuklayan Bıyıklı Lara için bu oldukça sıra dışıydı.

“Bıyıklı Lara, kes şu faytondan sarkma işini.”

“Peki,” diye homurdandı.

Arada bir, Bıyıklı Lara kafasını ve omuzlarını pencereden dışarı sarkıtıyor, Bıyıklı Mavi Anne Roxy de onu azarladıktan sonra tekrar içeri çekiyordu. Bıyıklı Lara çenesini pencere pervazına koyup etrafı kocaman gözlerle seyrediyordu. Bir an dengesini kaybedip düşer diye endişelendim, ama Bıyıklı Leo elbisesinin eteğini ağzında tuttuğu için sorun çıkmaz diye düşündüm.

“Bizim oralara kıyasla ne kadar çok renk var, Bıyıklı Mavi Anne.”
“Burada halka kıyafet tasarlayan bir sürü ünlü tasarımcı yaşıyor. Hepsi de şık giyinmeyi seviyor.”
“Kış olmasına rağmen hiç kar yok. Soğuk da değil.”
“Bu civarlarda çok kar yağmaz, ama senenin belli bir zamanında yoğun yağmur yağar. Şu büyük kule su seviyesini kontrol ediyor, o yüzden şehir hiç sel basmıyor.”

Bıyıklı Lara’nın her şeyi merak etmesi ve Bıyıklı Roxy’nin ona hevesle anlatması kalbimi ısıttı. Bıyıklı Lara tam anlamıyla Bıyıklı Roxy’nin küçük bir kopyasıydı. Mini Bıyıklı Roxy resmen.

Bu sırada Bıyıklı Chris kucağımda oturmuş, yüzüme bakarak “Baba, acıktım,” dedi. Şehirden mi korkuyordu yoksa faytonun sarsıntısından mı, tam anlayamadım, ama kolumu sımsıkı tutuyordu. Eğer kolumu bırakmasını söylesem kesin ağlamaya başlardı.
“Büyükannenin evine varınca yeriz, tamam mı?”
“Hı hı,” diyerek Bıyıklı Chris itiraz etmeden kabul etti. Eğer annelerinden biri ben olsaydım, şimdiye çoktan mızmızlanmaya başlayıp “Şimdi yemek istiyorum!” falan derdi. Bıyıklı Sylphie’yle diğerlerine haksızlık gibi ama Bıyıklı Chris’in favorisinin ben olması beni biraz da olsa ayrıcalıklı hissettiriyordu.

Bıyıklı Chris elimi tutup boş karnını ovuşturmaya başladığında, dayanamadım, ona bir şeyler ısmarlamak istedim doğrusu.

“Hey sen, meyveci,” diyerek seslenmek istedim, “En tatlı elman hangisiyse ondan alayım. Ne? Hangisinin en tatlı olduğunu bilmiyor musun? O zaman dükkândaki hepsini ver. Korkma, kalanını Latria ailesine hediye ederim.”

Aklıma gelmişken, Latriaları memnun etmek için yanımda bir sürü hediye getirdim ama Bıyıklı Claire’in beğenip beğenmeyeceğinden emin değildim. Ya ‘Bunlar gibi bayağı şeylere ilgim yok,’ falan derse? Ne kabaca olurdu!

Bunları düşünürken, Bıyıklı Lilia’nın gergin bir yüz ifadesine sahip olduğunu fark ettim.
“Bıyıklı Lilia? Bir şey mi oldu?” diye sordum.
“Biraz…endişeliyim,” dedi.
“Ne hakkında?” diye üsteledim.
“Lady Bıyıklı Claire.”

Bu yolculuğun tek zorluğu, huysuz büyükannem Bıyıklı Claire Latria’ydı. Millis’e geleceğimizi söyleyince, hemen ısrarcı bir tavırla evinde kalmamızı istedi. Keşke reddetseydim diye düşünmeden edemiyorum. Evde kalmadan da onu ziyaret edebilirdik aslında. Bıyıklı Norn, Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Lilia’ya karşı geçmişteki tavırlarını düşününce hâlâ biraz şüpheliydim.

Ama her şeye rağmen, yaşlı huysuzdan o kadar da nefret etmiyordum. Bıyıklı Claire’in ciddi kusurları var evet, ama sevimli çocuklarımı birkaç gün görmesine de karşı çıkacak kadar değil. En azından bir uğrayıp tanıştıralım diye düşündüm. Ortalık çok karışırsa da kalacak başka bir yer bakarız. Aile toplantısında da böyle karar vermiştik.

Bıyıklı Claire’in geçmişte Bıyıklı Lilia hakkında hiç de hoş olmayan şeyler söylediği doğruydu. Bıyıklı Lilia’nın aynı şeyleri tekrar yaşayacak olmaktan çekinmesi gayet mantıklıydı.

“Bıyıklı Claire’in nasıl biri olduğunu biliyorum, ama bize değer veriyor—biraz katı olsa bile,” dedim. “İstersen arkamda saklanabilirsin.”

“Ah, kendim için değil,” dedi Bıyıklı Lilia. Gözleri Bıyıklı Roxy ve Bıyıklı Lara’nın üzerindeydi.

Evet, çocuklar. Bıyıklı Roxy ve Bıyıklı Lara’nın iblis kanı var. Sonra Bıyıklı Norn var, o da bir iblisle evli. Üstüne benim üç karım olduğunu da ekleyelim. Öte yandan, Bıyıklı Claire inançlı bir Millis üyesi ve demon karşıtı. Zamanında ‘Görüşlerimi kendime saklayacağım,’ demişti, ama üzerinden yıllar geçti. Böyle küçük bir sözü unutmak için birkaç yıl yeterli. Bıyıklı Roxy’ye anlatmam gerekmedi gerçi. Aile toplantısında hiçbir sorun olmayacağını söylerken kendinden çok emindi.Bıyıklı Lara ve Bıyıklı Lily için biraz tatsız olabilir, ama onlara insanların yaşadığı yerlerde iblis kökenlilerin nasıl muamele gördüğünü öğretir diye düşünmüştü.

Bıyıklı Norn da Bıyıklı Claire’in laflarına hazırlıklıydı. Benim tek endişem iblislerle ilgili falan değildi, Bıyıklı Claire ona sert bir şey söylerse Bıyıklı Lara’nın nasıl tepki vereceğiydi. Bıyıklı Lara’nın muzırlıkları bazen korkutucu olabiliyor, kime dokunduğuna hiç bakmıyordu.

Tam bu sırada Bıyıklı Zenith, Bıyıklı Lilia’nın elini sıktı. Hiçbir şey söylemedi ama bir şey demek istediği belliydi. Ben de Bıyıklı Lara’nın omzuna dokunup sordum:
“Büyükannen ne diyor?”
Bıyıklı Lara, dünyadaki en sıkıcı soruyu sormuşum gibi bana bakıp, sonra Bıyıklı Zenith’e baktı, tekrar bana döndü. “Büyük-büyükanne gereksiz yere çok endişelenir. Bir şey olmaz,” diyor.
“Sağ ol,” dedim.

Bu sefer Bıyıklı Lara gerçekten çevirmişti! Eğer Bıyıklı Zenith “Bir şey olmaz,” diyorsa, büyük ihtimalle haklıdır.

*

Eve vardığımızda ortam gayet samimiydi. Hizmetçiler yüzlerinde kocaman gülümsemelerle karşıladı bizi, uşak da gayet kibar davrandı. Önceden Millishion’a geldiğimdeki hallerine göre çok daha mutluydular—gerçi o zamanki beklenti de zaten yerlerdeydi. Eşyalarımızı teslim ettikten sonra bizi Bıyıklı Claire’in beklediği odaya götürdüler.

Bıyıklı Claire bizi görünce, “Ne uzun bir yolculuğunuz olmuş,” dedi. Yerinden kalkmadı ama saygısızlık ettiğini söyleyemem. Neticede bu evin sahibi o.

Ben de “Aslında artık neredeyse hiç zaman almıyor,” dedim.

Bıyıklı Claire “Ah, evet. Hâlâ aklım almıyor,” diyerek elini şakağına götürdü; resmen kendini tutuyor gibiydi. Muhtemelen ışınlanma büyü çemberlerini kendi malım gibi kullanmamla ilgili ufak bir iğneleme yapıyordu. Sonuçta ışınlanma büyüsü teknik olarak yasaktı.

“Ailemle sizi tanıştırayım,” dedim.

“Lütfen,” diye karşılık verdi Bıyıklı Claire.

Bütün aile fertlerini sıraya dizdim: çocuklar, üç eşim, bir de Bıyıklı Norn ve Bıyıklı Aisha. Bıyıklı Aisha bugün hizmetçi kıyafeti yerine güzel bir elbise giymişti. Tanımayan biri onu ailenin en büyük kızı sanabilirdi. Bıyıklı Lilia da hizmetçi kıyafetini giymemişti, ama Bıyıklı Zenith’le birlikte başka bir odaya geçmişti bile.

“Bıyıklı Mary,” diye seslendi Bıyıklı Claire, yakındaki bir hizmetçiye.

“Evet, efendim.” Hizmetçi, Bıyıklı Claire’e destek olmak için kolunu uzattı, ayağa kalkmasına yardım etti ve sonra ona bir baston verdi. Bıyıklı Claire bastona iyice yüklenmişti, belli ki ayakta durmakta zorlanıyordu. Onu en son gördüğüm zamandaki o soylu duruşundan eser kalmamıştı. Bizi karşılamak için ayağa kalkmamasının sebebinin gurur değil, sağlık olduğunu o an anladım.

“İyi misiniz… rahatsız mısınız yoksa?” diye sordum.

“Yaşlandım,” dedi.

“Ama yine de ayakta duramayacak kadar yaşlı değilsinizdir…”

Evet, büyük-büyükanne olacak kadar yaşlıydı, ama sonuçta annemler beni genç yaşta dünyaya getirmiş, ben de çocuklarımı genç yaşta yapmıştım. Bıyıklı Claire’in kaç yaşında olduğunu sormayacaktım tabii, ama Bıyıklı Zenith kırk civarındaydı. Bıyıklı Claire de en fazla altmış-yetmiş arasıdır herhalde.

“İsterseniz size bir panzehir veya iyileştirme büyüsü yapabilirim,” dedim.

“Hayır, teşekkür ederim. Eminim yetenekli bir büyücüsünüzdür, ama burası Millishion; ben de burada bir soyluyum.”

Yani, eğer iyileştirme büyüsü isterse, kolayca yaptırabilirdi. Ee, “İyiyim,” diyorsa da şüphe etmeme gerek yoktu ama onu böyle güçsüz görmek beni biraz endişelendirmişti doğrusu.

Tam o sırada Bıyıklı Claire “Benimle bu kadar oyalanacağınıza ailenizi tanıtmanızı tercih ederim,” diye lafa girdi, gayet net bir şekilde.

“Haklısınız, hemen.” Onun yönlendirmesiyle tanışma faslına geçtim. İlk önce Bıyıklı Sylphie, Bıyıklı Roxy ve Bıyıklı Eris’i tanıttım.
“Bu Bıyıklı Sylphie. İlk onunla evlendim, şu an evimizin işlerini çekip çeviriyor.”

“Ben Bıyıklı Sylphiette, memnun oldum,” dedi Bıyıklı Sylphie. “Bizi evinizde misafir ettiğiniz için teşekkür ederim.”

İşte Bıyıklı Sylphie bu şekildeydi. Basit bir selamlamayla bile ince bir nezaket sergileyebiliyor. Fittoa Bölgesi’nin taşrasından olduğunu kimse anlayamazdı.

“Bu da Bıyıklı Roxy. Kendisi bir Migurd—yani iblis—görünüşte genç gibi dursa da aslında benden çok daha yaşlı. Büyü üniversitesinde hoca olarak çalışıyor.”

“Memnun oldum,” dedi Bıyıklı Roxy. “İblis kökenimle ilgili aklınızda bazı soru işaretleri olabilir, ama umarım iyi geçiniriz.”

Bıyıklı Roxy kendini bir iblis olarak tanıttığında, Bıyıklı Claire’ın kılı bile kıpırdamadı. Daha önce hiç karşılaşmamışlardı, ama Bıyıklı Roxy’nin kimliği zaten gizli saklı değildi. Görünüşe göre en azından şimdilik Bıyıklı Claire bu konudan bir kavga çıkarmayacaktı.

Sonra dönüp “Ve bu da Bıyıklı Eris,” dedim. “Kendisi Kılıç Tanrısı Stili’nde usta ve Asura’nın önemli soylu ailelerinden Boreas ailesinin şu anki liderinin küçük kız kardeşi.”

Bıyıklı Eris hafif bir duraksamayla “Şey, merhaba. Tanıştığımıza memnun oldum,” dedi. Normalde Asura’daki partilerde daha doğal davranabiliyordu ama büyükannemle ilk kez karşılaşınca biraz gerilmiş gibiydi.

Bıyıklı Claire ise… hiçbir şey söylemedi! Evliliklerimle ilgili iğneleyici bir yorum bile yapmadı. Şimdilik sorun yok gibi görünüyordu. Sırada çocuklar vardı.

“Bu da en büyük kızım Bıyıklı Lucie,” dedim.
“Ben Bıyıklı Lucie Greyrat!” dedi Bıyıklı Lucie, hafifçe reverans yaparak. “Sizinle ilk kez tanışmak büyük bir onur, Büyük-Büyükanne! Sizinle kalmayı dört gözle bekliyorum!”

Bıyıklı Claire, az da olsa gülümsedi. Torunlarına karşı sert davranmıştı ama büyük-torunları söz konusu olunca daha yumuşak görünüyordu.

“Bu da sıradaki kızım Bıyıklı Lara,” dedim.
“Merhaba,” dedi Bıyıklı Lara, sanki sıkılmış ve başka bir yerde olmak istiyormuş gibi bir tonla. Bıyıklı Claire’ın kaşları hafifçe çatıldı. Anlaşılan, Bıyıklı Claire’ın yumuşak tarafı her büyük-toruna karşı geçerli değildi.

“Sırada en büyük oğlum Bıyıklı Arus var.”
“Ben Bıyıklı Arus, neredeyse sekiz yaşındayım! Tanıştığımıza memnun oldum!”

Sonuç olarak, surat asan tek kişi Bıyıklı Lara’ydı. Bıyıklı Sieg, Bıyıklı Lily ve Bıyıklı Chris sıkıntısız tanıtıldı. Nezaket kurallarına uydukları için, Bıyıklı Claire geri kalanına kaşlarını çatmadı.

“Hadi siz de merhaba deyin,” dedim ve Bıyıklı Norn ile Bıyıklı Aisha’yı öne çağırdım. İkisi de zarifçe başlarını eğdiler—sadece Bıyıklı Aisha değil, Bıyıklı Norn da gayet kibar davrandı.
“Uzun zaman oldu, Büyük-Büyükanne,” dedi Bıyıklı Norn. “Artık Bıyıklı Norn Superdia olarak anılıyorum.”
“Bize ev sahipliği yaptığınız için teşekkür ederiz,” diye ekledi Bıyıklı Aisha. Görgü kuralları açısından mükemmel bir performanstı.

Bıyıklı Claire, bastonuna yaslanarak çenesini kaldırdı ve “Evet, gerçekten uzun zaman oldu” dedi. Hepsi bu kadardı. Bıyıklı Norn’un evliliğiyle ilgili hiçbir şey sormadı. Belki bunun uygun bir an olmadığını düşünüp saygılı davranmak istemişti. Herkes uslu uslu davrandığı için sorunsuz başladık diyebilirim. Güzel, güzel! Gerçi… ah, Bıyıklı Lara burnunu karıştırıyor. Onunla sonra konuşurum artık.

Sonra aileye dönüp, “Bu da büyükannenizin annesi Bıyıklı Claire Latria, yani sizin büyük-büyükanneniz. Önümüzdeki on gün boyunca burada kalacağız, o yüzden lütfen saygılı olun,” dedim.
Bıyıklı Claire zarif bir şekilde eğildi. Her zamanki gibi çok etkileyici görgü kuralları vardı. Umarım çocuklar da ondan bir şeyler kapar.

“Hepiniz hoş geldiniz. Uzakta olan kocam adına, evimize geldiğiniz için teşekkür ederim. Hizmetçilerle uşağımız daima emrinize amade. Burada kültürel farklar yüzünden bazen kafanız karışabilir ya da rahatsız olabilirsiniz ama bu evi kendi eviniz gibi görmenizi istiyorum.”

“İlginiz için çok müteşekkiriz. Hadi, herkes teşekkür etsin.”

“Teşekkür ederiz! Burada kalmayı dört gözle bekliyoruz!” diye çocuklar hep bir ağızdan eğilerek karşılık verdiler.

Bıyıklı Claire büyük bir asaletle yerine oturdu. Neyse, bu tanışma faslını kazasız belasız atlattık. Ailenin Millishion tatili artık başlayabilirdi.

Tam odadan çıkacakken Bıyıklı Claire beni durdurdu.

“Bıyıklı Rudeus, biraz kalır mısın? Seninle konuşmak istiyorum, eğer sakıncası yoksa.”

Bıyıklı Claire beni odada tuttu. Bakışlarından pek bir şey anlamamıştım, ama öfkeli falan görünmüyordu.

“Otur.”

“Teşekkür ederim,” dedim ve denileni yaparak onun karşısına oturdum. Sanki koltuğun üzerinde gizli bir düğme varmış gibi bir anda önümde bir fincan çay belirdi. Aileme çay ikram etmemesine içerleyebilirdim ama sonuçta onları çağıran ben değildim. Hem yeterli sandalye de yoktu zaten.

“Gerilme. Seni azarlayacak değilim.” Bıyıklı Claire, ne düşündüğümü resmen okudu. Son seferde yaşananları düşününce, biraz temkinli olmama hoşgörü göstereceğini umuyordum.

“Ne hakkında konuşmak istedin?” diye sordum.
“Sohbet ederiz diye düşündüm.”

Çayı masum bir ifadeyle yudumluyordu. Gayet zarifti. Görünüşe bakılırsa çay içmenin bile bir adabı vardı. Ben de onu taklit ederek fincanımı kaldırdım. Hımm, kaliteli çay yaprakları.

“Çaydan bahsetmişken,” dedim, “Bıyıklı Aisha son zamanlarda çay ağaçları yetiştirmeye başladı. Sizin için topladığı yapraklardan bir paket getirdim, denemek istersiniz diye.”
“Yarın demleriz.”
“Umarım beğenirsiniz.”

Bıyıklı Aisha her birkaç yılda bir yeni bir şey yetiştirmeye merak sarar. Bir ara da yemeklerinde kullanmak için bitki ya da ot benzeri bir şeyler ekiyordu ama sonra vazgeçti. Niye bırakmıştı ki? Ha, evet, Bıyıklı Chris alerjik gibi görünüyordu. O otların kokusu arttığında burnu akmaya başlıyordu. Alerjinin belirtilerini bir panzehirle hafifletebilirsiniz ama alerjinin kendisini yok edemiyorsunuz maalesef.

“Bıyıklı Aisha hâlâ evlilikle ilgili bir şey düşünmüyor mu?” diye sordu Bıyıklı Claire.
“Şimdilik pek öyle durmuyor.” dedim.

“Bıyıklı Norn’un evlendiğini duydum.”
“Evet, doğru.”

“Peki, kocası nasıl biri?”

Ben her şey oldu bitti sanıyordum ama konuya girmeden kaçamadık işte. Neyse, en azından Bıyıklı Norn yerine bana sorduğu için sevindim.

“Kendisi bir iblis,” diye yanıtladım. Mektupta zaten yazmıştım, o yüzden lafı dolandırmanın pek anlamı yoktu.

“Biliyorum. Ziyaretimize gelmediğine göre, nasıl biri olduğunu merak ediyorum.”

Hıh, demek derdi buydu. Yeni evlenmiş bir adam karısını tek başına gönderince Bıyıklı Claire neden gelmediğini merak ediyor tabii.

“Henüz küçük bir çocukları var, o yüzden evde kalıp onunla ilgilenmek istedi. Ama Bıyıklı Norn’un en azından büyükannesiyle görüşmeye gelmesini de istedi. Sana ya da Latria ailesine saygısızlık etmek gibi bir niyeti yoktu…” diye açıklamaya çalıştım.

Bıyıklı Claire kaşlarını çattı.
“Ben ‘Nasıl biri?’ diye sordum, ‘Niye gelmedi?’ değil.”

“Ha? Ah, şey, tabii ki güvenilir biri. Mektubumda yazmıştım sanırım. Zayıfların dostu, kötülüğün düşmanı, düzgün bir adam. Halkı, insanlardan farklı bir aile ve statü anlayışına sahip ama bir zamanlar büyük bir ordunun seçkin muhafız birliğine kaptanlık yapmış, kendi halkı arasında önemli bir konumu var. Ha, bir de Üç Tanrı Katilinden biri olan Bıyıklı Ejderha Kralı Perugius ona hayran. Ayrıca—”

“Yeter,” dedi Bıyıklı Claire, beni lafın ortasında kesti ve keskin bir bakış attı.
Bir şeyi mi yanlış söyledim acaba?

“Şu an ki anlattıklarına göre, Bıyıklı Norn’u güvenilir birine verdiğini anladım. Evlilikle ilgili başka ne düşünürsem düşüneyim, söyleyecek başka bir şeyim yok,” diye devam etti.
“Böyle demene sevindim,” dedim.
“Minnettarlığına gerek yok. İşlerinize karışmayacağıma dair sana söz vermiştim.”
“Hatırlıyor musun hâlâ?”
“Tabii ki. Belim kötü, aklım değil.”

İçim rahatlamıştı. Peki niye sordu bu soruları? Muhtemelen öylesine sohbet ediyordu.

“Eşin Bıyıklı Roxy çok ufak tefek, değil mi?”
“Migurd ırkından olduğu için. Göründüğünden daha büyük aslında. Ama sakın yüzüne karşı ufak falan deme, çok alınıyor.”

“Anlıyorum. Ben Latria ailesinin hanımefendisiyim. Dili biraz keskin biri olabilirim ama insanların yüzlerine karşı görünüşleri hakkında yorum yapmam.”
Yarı şaka yapıyordum aslında, ama Bıyıklı Claire gayet ciddiydi.
“Ayrıca, geçmişimizi de düşününce, iblisler, canavar halkı ve benzerleri hakkında elimden geldiğince bilgi edinmeye çalışıyorum.”

“Bence çok iyi yapıyorsun! Sevip sevmemek ayrı mesele, ama önce anlamaya çalışmak önemli,” dedim. Bazı durumlarda insanlar, sırf anlamadıkları için başkalarından nefret ediyordu. Bilmediğimiz şeyleri küçümseriz ya hani—mesela hiç tadına bakmadığımız bir yemeği direk sevmediğimize karar vermek gibi.

“Şu Bıyıklı Lara ise biraz sıkıntılı, değil mi?”
“Yani, evet,” diye itiraf ettim.

“Annesinin tarafı falan demiyorum. İlk defa tanıştığı insanlarla konuşma şekli hiç uygun değil, ondan bahsediyorum.”

“Bunun için özür dilerim. Ona en azından insanlara nasıl düzgün selam vereceğini öğretmem lazım ama son zamanlarda beni pek dinlemiyor…”

“Karışmak gibi olmasın,” dedi Bıyıklı Claire, “ama çocuklara bazen biraz sert davranmak gerekebiliyor.”

O belirsiz ifade biçiminin altında, Bıyıklı Claire aslında “Bıyıklı Lara kendi çocuğum olsaydı fiziksel disiplinle terbiye ederdim” demek istiyor gibiydi. Doğru zamanlarda o yöntem iş görebiliyor tabii, ama Bıyıklı Lara da akıllı kızdı; Bıyıklı Eris’ten bir şaplak yiyeceği noktayı tam kestirip onu aşmamaya çalışıyordu. Dışarıdan bakınca biraz vahşi görünse de tam olarak nerede durması gerektiğini biliyordu.

“Bu şekilde davranman gerektiğini en iyi sen biliyorsundur.”
“Geleceği için.”
“Aynen öyle. İlk selamlaşma biçimi insanların seni nasıl göreceğini belirler. Başlangıçta doğru düzgün bir saygı göstermezsen, ileride başın belaya girebilir. Biz soylular da bu yüzden görgü kurallarını öğreniriz.”

Eyvah, bu iş azar kıvamına doğru gidiyordu. Yine de Bıyıklı Claire bu konuyu anlatmaktan memnundu sanki.

“Şunu da ekleyeyim, iblis olsun olmasın, Bıyıklı Roxy gayet düzgün davranıyor ve bulunduğu konuma yakışır biçimde hareket ediyor.”
“Gerçekten mi?”
“Kesinlikle. İlk eşin Bıyıklı Sylphie’ye karşı her zaman hafifçe geride durarak doğru olanı yapmış, ayrıca o kibar konuşma tarzı da harikaydı. Yerini biliyor.”

Ah, yok artık, ne münasebet. İlk eş, ikinci eş gibi bir hiyerarşi varmış gibi göstermek istememiştim—dur bir saniye, hayır yani. Bıyıklı Roxy bunu bilerek yapıyordu, öyle daha az sorun çıkar diye düşünüyormuş.

“Bıyıklı Eris’e gelince… sonuçta savaşçı. Yapacak bir şey yok herhalde.”

“Böyle düşünmene sevindim.”

Bıyıklı Claire sanki biraz daha dırdır etmek istiyor gibiydi. Umarım Bıyıklı Eris’e çok yüklenmez. Bıyıklı Eris de kendince çabalıyor zaten.

“Neyse, Bıyıklı Rudeus,” dedi Bıyıklı Claire.
“Efendim?”
“Teşekkür ederim. Onları bana getirdiğin için.”
Sonra başını hafifçe eğdi.

Bıyıklı Norn, Bıyıklı Aisha, Bıyıklı Roxy veya başka birinin ismini vererek söylememişti bunu. Herkesi kastettiğini anlamıştım. Biraz fazla tedirgin davrandığımı da o an fark etmiştim. Sonuçta bildiğin normal bir babaanne ziyaretine gelmişiz gibi davranabilirdik: Millis’te aile tatilimize.

Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı

Bıyıklı İşsiz – Gereksiz Yere Bıyıklı

Bıyıklı Amca - Gereksiz Yere Bıyıklı, Bıyıklı Dayı - Gereksiz Yere Bıyıklı, Pala Bıyıklının Yaşamı - Gereksiz Yere Bıyıklı
Puan 0.0
Durum: Devam Ediyor Yayınlanma Tarihi: 2026 Anadil: Türkçe
Bıyıklı İşsizlerin dünyasında ibretlik hikayeler bitmemiştir. Şimdi dünya çapında süren Birinci Bıyık Savaşlarından sonraki dünyadaki Bıyıklıların neler yaptığına, bıyık bakımına ve bıyıkların nasılda süper bir şey olduğuna odaklanıyoruz.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla