Beş goblin kölemden üçü hobgoblina evrimleşti. Onları hediyelerle tebrik ettim. Zamanlama neredeyse ürkütücü derecede mükemmeldi; tam da tahmin ettiğim gibi gerçekleşmişti.
Bir ogra evrimleşmemin sonucunda, sabah antrenmanlarına bizzat katılmam neredeyse imkânsız hale gelmişti. Çok tehlikeliydi. Kendimi epey tutmama rağmen hafif bir yumruğum sıradan bir goblini az daha öldürüyordu. Anında müdahale edilmeseydi ölümcül olurdu.
Benimle antrenman dövüşü yapabilecek tek kişi Gobkiçi’ydi ama o bile zorlanıyordu. Her yumruğumda teçhizatı gıcırdıyordu, bu yüzden durmak zorunda kaldım. Yumruğum siyah demir kule kalkanında bayağı bir göçük açmıştı. Gelecekte goblinlerin kendi aralarında gösteri dövüşleri yapmalarını sağlayacak ve kaybedenlere cezalar dağıtacağım.
Öğleden sonra zırhım üzerinde çalışmaya devam ettim. Gobkiçi, yüzünde ciddi bir ifadeyle ava çıkacağını duyurdu. Yalnız gitmesi tehlikeliydi, bu yüzden yük taşıyıcı ve destek olarak yanına yeni evrimleşmiş bir hobgoblin kattım. Benzer dövüş tarzları yüzünden yakınlaşan Gobmi ile Hobsato da avlanmak için yanlarına dört goblin aldılar.
Ben zırhımla uğraşırken Hobsei yanıma oturmuş kitap okuyordu. Kitabımı geri vermesini istedim ama henüz okumayı bitirmediği için beni duymazdan geldi. Bu sırada Gobei, Ruh Taşı toplama hobisine iyice kaptırmıştı kendini. Kazı yapmak için daha zengin yeni bir damar bulmuştu ve daha hızlı bir tempoda daha çok toplamaya can atıyordu.
Kızıl Saçlı Bücür, diğerlerinin gerisinde kalmamaya kararlı bir şekilde geriye kalan goblinlerle tahta kılıçlarla antrenman yapıyordu; azmi yüzünden okunuyordu. Zorlu şartlarına rağmen, kendilerine saldıran yaşlı goblinlerle olmasa da bizim yaş grubumuzdaki goblinlerle yavaş yavaş kaynaşıyordu. Gerçekten çok dirençli kız.
Zırh yapımına verdiğim aralarda demirciyi ziyaret edip Ruh Taşı bıçağının epey komik yeteneklerine güldüm,
aşçı kız kardeşlere eski hayatımdan bildiğim birkaç basit tarifi öğrettim ve simyacıyla yeni iksir fikirleri üzerine beyin fırtınası yaptım. Nadir görülen, dinlendirici bir gündü.
