
Yaklaşık sekiz ay önceydi…
2015 yılı sona ermek üzereydi. Adam taslağı bitirmişti, geriye sadece çizimler kalmıştı. Çizim tabletinin başına oturmuş, kalemiyle deliler gibi çizim yapıyordu.
Çaresizdi. Mahvolmuştu. Hatta belki de can çekişiyordu. Üşütmüştü ve hiç uyumadan, dinlenmeden çalışıyordu. Zaten acınası halde olan zihinsel durumu daha da acınası bir hal almıştı. Şöyle ki, elinde çizim kalemiyle su almaya gidiyor, sonra her ne hikmetse kalemi lavaboda bırakıyordu. Sonra da kendini odasında bir fincanla çizim yapmaya çalışırken buluyordu. Akıl sağlığını tamamen yitirmek tam olarak böyle bir şey işte. Adamın hastaneye gitmesi, hatta beyin ameliyatı olması tavsiye edildi ama o yine de çizmeye devam etti.
Adamın ailesi büyüyordu. Çocuğunun doğum tarihi, onu teslim tarihinden çok daha fazla telaşlandırıyordu. Çocuğu doğduğunda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin bakımını tamamen eşinin omuzlarına yükleyemeyeceği için yazmaya ayıracağı vakit kısıtlı olacaktı. Ve böylece adam editörüyle konuştu.
“Ölsem bile aralık ayındaki yayına yetiştireceğime söz veriyorum. Lütfen sonrasında bana babalık izni verin.”
Adam beklenmedik her türlü olaya hazırlıklıydı— Hayır. Bu şartlar altında herhangi bir olayı öngörmek mümkün müydü ki? Eşiyle el ele vermeye, yeni bebekleriyle adım adım ilerleyip hayatın o yeni ritmini bulmaya hazırdı!!
Ve adam bunu başardı. Hâlâ dağ gibi işi vardı, bunlardan bazıları başka bir şirket için yapılan ayrı bir anime projesiyle ilgiliydi. Ama şimdilik en acil görevi sona ermişti… Artık beklenmedik durumlarla yüzleşecek, bir yandan diğer işleri yürütürken bir yandan da çocuğunu büyütecek alanı kalmıştı. Adam duygu dolu bir şekilde bunu düşünürken beklenmedik an gerçekleşti: Anime yapımcısından bir telefon geldi.
“Selaaam, görüşmeyeli uzun zaman oldu! Doğrudan konuya gireceğim Kamiya Bey— Bir anime filmine ne dersiniz?!”
Heh. Heh-heh-heh, ehe-heh-heh…
Bu bir soru muydu şimdi? Bu insan adamın reddedeceğini mi sanıyordu? Hayır! Cevabı bal gibi de biliyorlardı! O halde adam onlara ancak istediklerini verebilirdi!!
“Sormanıza bile gerek yok! Yapalım! Ne gerekiyorsa yaparım!!”
Adam anında cevap verdi ve ancak cevap verdikten sonra aklı başına geldi.
“Demek… Sözünüzü aldım, değil mi? Şimdi o halde… birlikte ölelim!”
Yapımcının cehennemin dibinden yankılanan sesini duyan adam takvimini kontrol etti ve sonunda acı gerçeği fark etti: Peki şimdi… bu takvim ne olacaktı……?
İşte böyle!! O adam benim: Yuu Kamiya!!
Sayısız beklenmedik olaya göğüs gerip babalık iznimde neredeyse hiç tatil yapamayarak sizlere 9. Cilt’i sunuyorum! 6. Cilt’ten beri işler bir süredir oldukça kasvetliydi ama inanıyorum ki artık—evet, tam da şimdi! bu seri yeniden “hafif”leşti! Umarım keyif alırsınız!!
“Ama cidden ha! Bu cildi yazarken cidden garip bir yöntem kullanmışsınız! (lol)”
……
Şeeey, evet… Bunun sadece bu ciltle ilgili bir mesele olduğundan pek emin değilim. Ama yeni editörüm “T” olduğun için önceki ciltleri bilemezsin tabii…
“Yani, kitabı yazıp sonra geri dönüp ‘hafif’letmek için metni altüst mü ediyorsunuz? Bu bana bayağı garip geldi! (lol)”
B-böyle de… bakılabilir tabii… Şey, peki… o zaman bir şey eklememde bir sakınca var mı? İkinci beklenmedik olay hakkında… editör değişimi.
Belki de anılarım birbirine karışıyordur… Bir kontrol edeyim… Daha önce 7. Cilt’i teslim etmeden hemen önce de bir editör değişimi yaşanmıştı, değil mi?
“(Ciddi bir edayla) Doğru! Hiç merak etmeyin Kamiya Bey! Tamamen haklısınız!!”
Pekala. Yani 7. ve 8. Ciltler boyunca aynı sayfada kalabilmemiz için canını dişine takarak çalışan Editör I idi. Şimdi ise, 9. Cilt’in ilk taslağını teslim ettikten hemen sonra sıra tekrar sana geçti, Editör T…
“(Kararlı bir şekilde) Aynen öyle. Rahat olun Kamiya Bey. Hafızanız gayet yerinde.”
Anla… dım. Demek yerinde, öyle mi…?
O halde, bu taslağı teslim edene kadar düşünmemek için elimden geleni yaptığım bir soru var. Ama sanırım vakti geldi—o yüzden soracağım, tamam mı…?
Sadece… öylesine soruyorum, tamam mı, ama…
Acaba kimse benimle çalışmak istemiyor olabilir mi?
“Ah-ha-ha-ha! … Yok canım. Gerçekten tamamen şirket içi durumlar… (Mahcup bir şekilde) Size tüm bu zahmeti verdiğimiz için özür dilerim.”
Ohhh, anladııım! İçim rahatladııı.

Ayrıca, neden güldüğünüzü de söyler misiniz acaba?
“(sorgulayıcı bir edayla) Ama Kamiya-san, bana sanki bu tür editör değişimleriyle gayet güzel başa çıkıyorsunuz gibi geldi?”
Konuyu resmen çat diye değiştirdiniz ama!! Demek insanlar gerçekten de benimle çalışmak istemiyor, öyle mi?!
Tamam, bakın, şöyle ki…
Fikirlerinizi, ticari bakış açınızı falan alarak aslında sizlere bayağı güvenip bel bağlıyorum. Bu yüzden editör değiştiğinde o güveni sıfırdan inşa etmek gerçekten zor oluyor, anlıyor musunuz?
“… Haklısınız. O zaman güveninizi kazanmak için elimden gelen her şeyi yapmam gerekecek. (yutkunur)”
Ah, yani… Hayır, demek istediğim şey bu değil. Bakın, bu karşılıklı bir şey: Sizin de bana güvenmeniz lazım—
“Öyle bir sorunumuz yok. Size olan güvenim her daim maksimum seviyededir. (gülümser)”
Ö-öyle mi? Gerçekten mi? Gözlerinizi öyle fal taşı gibi açıp söyleyince biraz ürpertici oluyor ama. Ne demek oluyor şimdi bu…?
“(dramatik bir edayla) Ah, Kamiya-san!! Sizden bu sözleri duymayı hiç istemezdim!!!”
Eyvah! Ne yaptım bilmiyorum ama özü—
“İnanmak için bir nedene mi ihtiyacımız var?! Kamiya-san, lütfen böyle üzücü şeyler söylemeyin! Ben size inanıyorum—(kararlı bir şekilde) bunu neden gerekçelendirmem gereksin ki?!”
…
……
Ah, pekala. Kusura bakmayın. Sanırım haklısınız; bir yere varmak istiyorsak birbirimize inanmamız gerek…
“(ciddi bir ifadeyle) Evet, ve şu an güvenim maksimumun da ötesinde! Bir sonraki taslağı derhal teslim edeceğinize dair güvenim hem de!”
Ahhh, ah. Madem öyle… artık kaderime razı olayım.
Bir sonraki cilt bir spin-off olan No Game No Life: Practical War Game olacak—Aralık ayında çıkması planlanıyor… sanırım? Kısa hikâyelerden ve yan öykülerden oluşan bir kitap. Bunu 10. Cilt ile eş zamanlı yazıyorum, o yüzden onu da çok geciktirmeden çıkarmaya çalışacağım! Tüm bunlar olurken arka planda No Game No Life anime filminin hazırlıkları da son hızıyla devam ediyor! Hepsinden keyif almanız için elimden gelenin en iyisini yapacağım, bu yüzden takipte kalın lütfen!! Pekala, görüşmek üzere—
“(ciddi) Ah, izin verirseniz son bir şey daha sorabilir miyim?”
Ne—? Şey, evet…? Nedir? Tam da olayı tatlıya bağlayıp bitirmek üzereydim ki…
“Şey, zevkinize saygı duyuyorum tabii ama eski bir erotik manga dergisi editörü olarak söylemeliyim ki, ilkokul çağındaki çocukların olduğu o sahnede onları diğer karakterlerle aynı yaşta yapmalıydınız. Ne de olsa günün sonunda kitabı sattıran şey göğüslerdir. Ah, ama mikro bikini tercihinizi de takdir etmeden geçemeyeceğim—”
Pekala, sonra görüşürüz!!

