The Eminence in Shadow Cilt 3 – Bölüm 5 / Ek Bölüm – Küçük Bir Erkek Kardeşe Dair Saha Notları—Yazan: Genç Claire!

Ek Bölüm - Küçük Bir Erkek Kardeşe Dair Saha Notları—Yazan: Genç Claire!

Claire Kagenou bu yıl sekiz yaşına basmıştı ve kendisinden iki yaş küçük Cid Kagenou adında bir erkek kardeşi vardı.

Claire’in kendisi olağanüstü bir genç kızdı.

Kagenou soyu sayısız kara şövalye yetiştirmişti, bu yüzden onun üzerindeki beklentiler oldukça yüksekti.

Erkek kardeşi Cid ise… can sıkıcı derecede ortalamaydı.

Aptal falan değildi, spor yapmaktan nefret ettiği de yoktu. Ama ona ne yaptırırlarsa yaptırsınlar, her şey sönük ve sıradan kalıyordu.

İkisi bir tablo olsaydı, Claire tam ortada, eserin odak noktası olurdu; kardeşi ise muhtemelen arkasından öylece geçip giden bir yoldan geçenle karıştırılırdı.

Birbiriyle uyuşmayan bir kardeş ikilisi.

Nedense insanların onları böyle gördüğünü fark etmek Claire’i son derece rahatsız ediyordu.

Kagenou hanesinde kara şövalye eğitimi altı yaşında başlardı.

Claire sekiz yaşındaydı, yani eğitime iki yıl önce başlamıştı ve şimdiden gençlik turnuvasını kazanacak seviyeye gelmişti.

Kardeşi Cid ise henüz altı yaşına basmıştı, bu yüzden o da eğitime yakın zamanda başlamıştı ama…

“Iyyy… Abla, çok güçlüsün…”

Yerde sürünürken ağzından zavallıca sözler dökülüyordu.

“Hadi ama, hafifçe dokundum sadece. Bu kadarcık şey için ağlayıp durma!”

Claire, Cid’e tepeden baktı ve tahta antrenman kılıcıyla onu dürttü.

“H-hey, yapma şöyle…!” Cid hiç halinden memnun görünmeyerek kıvrandı.

“Bak, hâlâ hareket edebiliyorsun. Gördün mü? Bu kadar çabuk pes etmenin tek sebebi cesaretinin olmaması!”

“Bu resmen zorbalık…”

“Amann, çok zavallısın… Pekala, aklıma harika bir fikir geldi.” Claire, Cid’i ensesinden yakalayıp sürüklemeye başladı.

Sabahları eğitimlerini babaları gözlemliyordu ama sonrasında işi çıktığı için pratik yapmayı onlara bırakıyordu.

Başka seçenekleri yoktu elbette.

Cid yerde sürüklenirken başını kaldırıp Claire’e baktı. “N-nereye gidiyoruz?”

“Çok pısırıksın, bu yüzden karakterini güçlendirmek için özel bir eğitim yapmaya gidiyoruz.”

“Ö-özel eğitim mi…?”

“Kel Kafalı bize söylemişti, hatırladın mı? Yüzü Yaralı Çetesi yakınlardaki ormanda kamp kurmuş.”

“Kel Kafalı” derken babalarından bahsediyordu.

Ona bu şekilde seslenen ilk kişi anneleriydi, Claire de onun izinden gitmişti. Ne de olsa çocuklar ebeveynlerinden öğrenirdi.

“Hı-hım, ayrıca oranın yanına bile yaklaşmamamızı söyledi…”

“Evet, işte bu yüzden gidiyoruz ya!”

“Ha? Bunun hiç mantığı yok ki!”

“Gidersek biraz cesaret toplayabilirsin!”

“İ-imkanı yok! G-gitmemeliyiz…”

“Bak, hemen pısıyorsun işte! Ben turnuva kazandım, unuttun mu? Sorun yok, endişelenmeni gerektirecek bir şey yok.”

“G-gençlik turnuvasıydı o… Off, ya…”

Claire, Cid’i sürüklemeye devam etti ve en sonunda bir yan yoldan malikanenin arazisinden çıkıp ormana doğru yol aldılar.

İkisi yaklaşık iki saattir ormanda yürüyordu.

“Hadi ama, Claire, eve dönmeliyiz, burası tehlikeli…”

Claire, bir yandan öne doğru ilerlerken bir yandan da Cid’i elinden tutup çekiyordu. “Neden bahsediyorsun sen? Daha yeni geldik!”

“Öğlen olmak üzere. Annem bizi merak edecek.”

“D-doğru… Öğle yemeğine yetişemezsek çok kızacak.”

Babaları kel kafalı teki olabilirdi ama anneleri tam bir iblisti.

“Evet, düşünsene annem ne kadar kızacak,” diye hak verdi Cid.

“… İyi tamam. Bugünkü özel eğitimimiz böylece tamamlanmıştır! Artık biraz daha cesursun, değil mi?”

“Ha, evet, evet, kesinlikle.”

“Bütün bunları senin için yapıyorum, bu yüzden minnettar olmalısın!”

“Ah, öyleyim, öyleyim.”

“Pekala, hadi geri dönelim!”

Bunun üzerine Claire geldikleri yoldan geri dönmek üzere arkasını döndü—ve birine çarptı.

“Hey, bu taraflarda çocukların olacağı söylenmemişti…”

Bu kalın sesi duymalarıyla birlikte çalılıklardan yedi adam çıktı.

Vücutları bariz bir şekilde eğitilmişti ve kılıçlarını kullanmaya fazlasıyla alışkındılar. Bunlar sıradan köylüler değildi.

“Durun bir dakika, siz Yüzü Yaralı Çetesi misiniz?!”

“Hah, küçük kız bizi duymuş! Üzgünüm, bücür… ama buradan canlı çıkamayacaksın.”

Claire’e tepeden bakıp haince sırıttılar.

“B-bunu size benim söylemem gerekirdi!” Claire çocuk boyundaki kılıcını çekti.

Ancak elleri kaskatı kesilmişti ve titriyordu.

Haydutlardan biri silahını çekti. “Geleceğin kara şövalyesi, ha? Sıradan haydutlar olsaydık belki bir şeyler yapabilirdin ama…”

“N-ne demek istiyorsun siz…?!”

“Kötü haber bücür, biz öyle sıradan haydutlar değiliz. Yüzü Yaralı Çetesi’nin her bir üyesi birer kara şövalyedir. İyi korunan her türlü soylunun ve şirketin peşine düşeriz, başımızda da yüz milyon zeniden fazla uluslararası ödül var. Kara şövalyelerden oluşan koskoca bir grup bile bizi alt edemedi.”

Claire yanında titreyen kardeşine bir göz attı, sonra onu korumak için öne atıldı.

“N-ne olmuş yani?!”

“Bayağı tatlı kulsun bücür, iyi para edersin muhtemelen. Ama oğlanın ölmesi gerek.”

“Cid’in kılına bile dokunmaya kalkışmayın!!”

İlk hamleyi Claire yaptı.

Sekiz yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek kadar hızlıydı, göz açıp kapayıncaya kadar adamın dibinde bitti.

Şangırtı—metalik bir ses yankılandı.

“Vay be, bayağı hızlısın.” Adam onun saldırısını rahatça engelledi. İkisi kılıçlarını birbirine kilitledi.

“Ih… Cid, kaç!!”

Claire, bir saniye bile olsa zaman kazanmak umuduyla kollarına yükkendi.

Ancak bunu yaptığı an muazzam bir darbe aldı.

“Iğğ—!”

Bu bir tekmeydi.

Kılıç kılıca mücadelelerinin ortasında, adam ona öylesine bir tekme savurmuştu.

Claire’in bir ağaca çarpıp yerde sürüklenmesi için bu kadarı yetmişti.

Çocuklarla yetişkinler arasındaki fark çaresizlik verecek kadar büyüktü.

“Öhö…”

“Bilirsin ya, fena değildin. Bir çocuğa göre tabii.”

“Cid… Kaç…”

Tüm istediği kardeşinin kaçmasını sağlamaktı, başka bir şey değil. Fakat bu dileği gerçekleşmedi.

“A-ablama zorbalık etmeyin!”

Elindeki tahta antrenman kılıcını savuran Cid, savaşa atıldı.

“Cid… Yapma…”

Gözünden bir damla yaş süzüldü.

“İkile şuradan.”

Adamın kılıcı küçük Cid’e doğru savruldu.

Kardeşinin havaya fırlayıp cansız bir şekilde yere yığıldığını gören Claire’in gözlerinden yaşlar sel gibi akmaya başladı.

“Hayır… Cid… Cid…!”

Claire’in zihninde değerli bir anı belirdi.

O zamanlar henüz üç yaşındaydı, bu yüzden etrafında olup bitenleri anlama yetisi henüz gelişmekteydi.

Ebeveynleri bir anlığına gözlerini ondan ayırmıştı ve o da yanlışlıkla ateşin üzerindeki bir çömleği devirmişti.

Kaynar su başından aşağı boşalıyordu.

Henüz üç yaşında olduğu için yapabileceği hiçbir şey yoktu.

Yine de tam son anda, biri onu arkasından çekip almıştı. Sırtüstü düşmüş ve kaynar sudan kıl payı kurtulmuştu. Kurtulmuştu.

Ve onu arkaya çeken kişi, henüz bir yaşında olmasına rağmen Cid’di.

Claire’in o kadar eskiye dayanan anıları bulanıktı ama Cid’in onu kurtardığı tek an bu değildi.

Ne zaman pencereden düşmek üzere olsa, ne zaman başıboş bir köpek onu ısırmak üzere olsa, ne zaman kaybolup ağlamaya başlasa, Cid onu korumak için her zaman oradaydı.

Kimse ona inanmasa da ve anıları zamanla silinip gitse de, o her zaman onun yanındaydı.

İşte bu yüzden insanların onları birbiriyle uyuşmayan iki kardeş olarak görmesinden nefret ediyordu.

Onun gerçekte ne kadar harika biri olduğunu herkesin bilmesini istiyordu.

Ama sırf bu yüzden, onu tehlikeye atmıştı.

“Cid… Özür dilerim… Çok özür dilerim…”

Bilinci bulanıklaşmaya başlarken Claire elini kardeşinin hareketsiz bedenine doğru uzattı.

Onu öylece ayağa kalkarken görür gibi oldu ama bu kesinlikle gözlerinin bir oyunuydu.

Siyah saçlı çocuk, sanki hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı.

“Ve… ablasını kurtarmak için aptal gibi öne atılıp tek yiyen figüran sahnesi biter. Kendim söyledim diye demiyorum ama bu işi bayağı iyi kıvırdım.”

“N-nasıl, kılıç darbem sana isabet etmişti…”

Haydutlar şaşkınlık içinde ona bakakaldı.

“Yok ya, sadece test ettiğim balçıkların bir kısmına geldi.”

Oğlanın tişörtünün altından bir balçık kütlesi aşağı kaydı ve yerde yayıldı.

“Ha, balçık mı…?”

“Dayanıklılığı pek istenen düzeyde değil. Sanırım biraz daha toplamam gerekecek.”

Oğlan bıkkınlıkla iç çekti.

Etrafı dört bir yandan haydutlarla sarılmıştı ama en ufak bir korku belirtisi göstermiyordu. Ne garip bir çocuktu böyle.

“Biliyor musunuz, aslında bu gece gelip hepinizi ezmeyi planlıyordum. Ama ablamın ne yapacağı hiç belli olmuyor işte.”

Oğlan konuşurken ablasının düşürdüğü kılıcı yerden aldı.

“Bu veledin neyin nesi olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Ama her neyse, fark etmez. Bu sefer işini kesinlikle—”

Adamın sesi aniden kesildi.

“Öhö—öhöö!”

Boğazını kavradı ve kan öksürerek şiddetli bir öksürük krizine girdi.

“Ha…? Siz niye bu kadar zayıfsınız ki?”

Çocuğun kılıcından taze kan damlıyordu.

Boğazı kesilen adam yere yığıldı.

“N-ne halt etmeye bu çocuk da kimsiz…?!”

Bütün olayı izleyen haydutlar hep birlikte kılıçlarını çekti.

“Kılıç savuruşunu göremedim bile! Bu normal bir çocuk değil!”

“Sorun yok, etrafını sarın! Sadece bir velet, etrafını çevirip ezeriz—”

“—Kesinlikle.”

Oğlan çoktan harekete geçmişti bile.

“Ne—?!”

“Günün sonunda hâlâ sadece bir çocuğum.”

İkinci kafa da gövdesinden ayrıldı.

“A-arkamızda!!”

Şaşkınlık dolu çığlıklar yükseldi.

“Hem bedenim hem de büyü gücüm hâlâ gelişme aşamasında. Etrafımı saracak olsaydınız işim biterdi. Kurtulmamın hiçbir yolu kalmazdı.”

Üçüncü ve dördüncü kafalar havada uçuşurken oğlanın sesi ağaçların arasından yankılandı.

“Bu gerçek olamaz! Bir velet nasıl bu kadar hızlı olabilir—?!”

“Yok canım, o kadar da hızlı değilim. Bir çocuğun bedeni bundan daha fazla zorlanmaya dayanamaz, bilirsiniz.”

Cid’in hareketlerini seçemeyen haydutlar, kafaları birer birer uçurulurken karşılık veremiyordu.

Beş. Altı.

Şimdi geriye tek bir haydut kalmıştı.

“—Ah, şimdi anladım. Haklısın. O kadar hızlı değilsin. Sadece öyle görünmesini sağlıyorsun.”

Metalik bir ses çınladı ve katliam durma noktasına geldi.

Yüzü baştan başa yaralarla kaplı haydut, oğlanın kılıcını engelliyordu.

“Bedenin hafif olduğu için deli gibi hızlanıp yavaşlayabiliyorsun. Ama maksimum hızın öyle ahım şahım bir şey değil.”

Haydut geriye doğru sıçrayarak aralarına mesafe koydu.

“Bedeninin eksikliklerini kapatmak için bizi gafil avlamak, kafamızı karıştırmak ve teker teker avlamak zorundaydın. Senin yaşındaki bir velet için iyi düşünülmüş.”

“Çok naziksiniz. Bu arada, Yaralı Yüz sen oluyorsun sanırım?”

“Tam olarak benim. Karşında kanlı canlı Yaralı Yüz var.” Büyük bıçağını pozisyona getirdi.

Ve sonra gözden kayboldu.

“—Arkayı kolla.”

Oğlanın tam arkasında belirmişti. Yaralı Yüz devasa bıçağını indirirken çocuk arkasını dönüp kılıcını savurdu.

İki bıçak çakıştı—ve oğlan geriye doğru fırladı.

“Hafifsin.”

Minik beden havada taklalar attı. Ardından kedi gibi zarif bir şekilde yere indi.

“Çünkü geriye doğru zıpladım. Yine de ellerim uyuştu.”

Oğlan, hissi geri getirmek istercesine ellerini salladı.

“Yanlış kişiye bulaştın velet. Gücüm, büyüm, hızım—hepsi seninkinden daha üstün.”

“Doğruya doğru.” Oğlan bu iddiayı kabul etti.

“Yazık oldu… Şimdi bir ıskarta olabilirim ama zamanında ben de kılıç yolunda yürüdüm, o yüzden anlayabiliyorum. On… hayır, beş yılın daha olsaydı, tüm dünyada tanınan bir kara şövalye olabilirdin.”

“Olabilirdi.”

“Dünyanın bundan mahrum kalacak olması ne yazık… Ama önce benim intikamım gelir.”

Yaralı Yüz bir kez daha gözden kayboldu.

Bir an sonra bıçağı havayı yararak oğlanın bedenini biçti.

Onu tam ortadan ikiye bölmüş olmalıydı.

“Ne…?!”

Oğlanın bedeni en ufak bir temas hissi vermedi.

Yaralı Yüz veledi ikiye böldüğünü düşündüğü anda oğlanın bedeni yok oldu.

Ardından arkasından genç bir ses duydu. “O sadece bir göz yanılmasıydı.”

“İmkânsız—!” Yaralı Yüz hızla arkasını döndüğünde oğlanın sapasağlam bir şekilde arkasında durduğunu gördü.

“Kid’s bodies are fragile, so they hit their limits quickly. Which means all I gotta do—”

The child-issue sword comes slashing down.

“—is break those limits.”

It casts a beautiful silver arc through the air as it strikes at Scarface.

“So fast…!”

It’s a miracle he’s able to bring his knife up to block in time.

Scarface grimaces as the heavy impact makes his hand go numb.

Now they’re locked blade to blade.

Given Scarface’s strength, he should be able to send the kid flying with ease. However…

“Rgh, I can’t move! Why—?”

No matter how much strength he puts into it, he can’t make the knife move an inch.

Suddenly, the air trembles. The boy’s magic swells up to incredible levels.

“Wh-why’s your magic…?”

The boy’s eyes are glowing red.

“Overdrive.”

The knife cracks—then shatters into pieces.

The fragments sparkle as they shoot through the air.

Sliced in two, Scarface watches his own blood fly up as he topples to the ground. On his face, his eyes are frozen wide in shock.

The boy looks down and coughs up some blood.

Cough… Guess that’s too big a burden for a kid’s body to bear.”

He wipes the blood off his lips.

He cleans the blood off the sword.

“I give that thirty out of a hundred. A real shadowbroker would never get pushed so far.”

He sighs.

“Sis, wake up!”

Hearing her brother’s voice, Claire immediately snaps awake.

“Cid—?!”

“Thank goodne—urk!”

Claire tearfully squeezes Cid as tight as she can.

“Oh, Cid, you’re okay! Thank goodness! Oh, thank goodness…”

Her chest is bursting with relief and regret.

“I’m sorry! I’m so sorry. You must have been so scared.”

“Urk… Grh… Can’t breathe…”

“Cid, Cid, Cid… Wait, what happened to the bandits?”

Claire’s wits return to her, and she glances around.

The bandits are nowhere to be seen. The only things around them are bloodstains.

“Some…some bounty hunters came, and they all ran away. Then the bounty hunters went after them…,” he replies as he struggles in her arms.

“I see… I guess that makes us lucky.”

“Need…air…”

“Thanks for trying to save me, Cid.”

“Uh, no problem. I did get sent flying, though…”

Claire shakes her head.

She’s remembered an important memory she’d been on the verge of forgetting.

“You’ve always been saving me, Cid. Since the very, very beginning…”

That’s what she loves about him.

“I’m going to become stronger. Then, once I’m strong, it’ll be my turn to save you.”

She squeezes him tight, determined never to lose him again.

Gölgedeki Kardinal (LN)

Gölgedeki Kardinal (LN)

Kage no Jitsuryokusha ni Naritakute!, TEIS, The Eminence in Shadow (LN), 我想成為影之強者!, 陰の実力者になりたくて!
Puan 8.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2018 Anadil: Japonca
Tıpkı herkesin çocukluğunda kahramanlara hayran olması gibi, belli bir genç adam gölgelerde gizlenen güçlere hayrandı. Geceleri çılgınca eğitimden geçerken, gündüzleri gücünü gizleyip ayaktakımı bir karakterin sıradan hayatını yaşadıktan sonra sonunda başka bir dünyaya reenkarne olur ve nihai güçler kazanır. Gölgelerdeki güç olma rolünü oynayan genç bir adam, onu yanlış anlayan astları ve yer altında gizlenen gölgelerdeki dev bir organizasyon. Bu, gölgelerdeki güçlere hayran olan ve muhtemelen sonunda, başka bir dünyada gölgelere hükmedecek bir gencin hikayesi.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla