
Yine geldi Noeell vakti! Bir zamanlar pek eğlenceli olan boş vakitlerin yorgunluğunu toplamaya!
Bendeniz Yuu Kamiya; bu kitap raflara çıkana kadar tarihi geçmiş olacak mevsimlik esprilerle dört ay aradan sonra yeniden karşınızdayım. İkinci cildin sonsözünde de bahsettiğim gibi bu cilt, ilk ciltten beri süregelen akıntıları birleştiren; Sora ve Shiro’nun “oyunu bitirmek” için hazırladığı tüm planların yerine oturmasını sağlayan bir kesişim cildi. Temelde bir arkı noktalandıran bir dönüm noktası ve durum böyle olunca da—korkunç derecede yoğun ve ağır… Bu yüzden bir sonraki cildi şöyle acayip tatlı, cıvıl cıvıl ve kuş gibi hafif yapmayı düşünüyorum. Bilirsiniz işte, Sora ile Shiro bir süreliğine Doğu Birliği’nde takılmaya, hayvan kulakların tadını çıkarmaya karar verir; ee, neresi deniz ülkesi, orada plaj tabii. “Ayy!” “Kıkır kıkır!” gibi mayo bölümü olayları yaşanır ve Sora en sonunda o ulu aydınlanmaya ulaşır: İşi gücü kim takar be?! Moe-moe diyarında yaşayacağım ben! (Evet biliyorum, artık kimse moe-moe demiyor—)
“Eserine gerçek hayattaki arzularını karalamaya başlarsan yolunu kaybedersin. ”

S-sen de kimsin be?! Her zamanki editörüme, Sadist S Editör’e ne yaptın!
“Sadist S—iş değiştirdi.”
Ne diyorsun sen? Tıpkı ağustos böceklerinin ötüşüne benziyor sesin! Yoksa sen—
“Bu ciltten itibaren editörünüz ben, ‘İkinci S’ olacağım. Şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum. ”

Ah, ama yeni editörüm tatlı mı tatlı bir sese sahip. Belki bana daha nazik davranır—
“Eee, Bay Kamiya, sipariş ettiğimiz yirmi sayfalık renkli çizimleri ne zaman teslim alabiliriz?”
İnsana kısa bir hayal kuracak kadar bile vakit tanımıyorsunuz. Bundan böyle size İkinci Sadist Editör S demeye karar verdim.
“Hihihi, taslak teslim edildiği sürece bana dilediğiniz gibi hitap edebilirsiniz. ”

Şey, kem küm… Ç-Çok özür dilerim. Bütün vaktimi ana metin yedi bitirdi, tam da bunu yazdığım şu an çizimlerin durumu epey vahim. Özellikle şurada yazan “Manga başlangıcı” lafından pek bir şey anlamadığımı belirtmeliyim… Güya fark etmemişim gibi davrandım, yani yüzsüzce görmezden gelebilmek için kendi kendime öyle dedim. Aslında pek de şey değil—
“Ah, hiç endişelenmeyin. Mangayı çizmesi için başka birini işe aldık.”
Si-Siz, n-ne, ciddi misiniz? Teşek—
“Evet, Mashiro Hiiragi adında bir çizer?”
O benim lanet olası karım!!
“Yani aynı ay çıkacak Alive dergisinin ilk sayfasında yer alacaksınız. Şerefe. ”

Hey—kanka, geçen ciltteki tüm o zırvalıkları gerçekten ciddiye mi aldınız—?

“… …gibi bir durum var ortada! Bay Kamiya ana metni bir türlü kısaltamadığı için yalnızca tek bir sayfaya yer ayırabildik, ama yine de Comic Alive’ı alacağınızı umuyoruz. ”

Neyse, bu şamatayı bir kenara bırakırsak. Sanırım gördüğünüz üzere, bu işe ben de yardım ediyorum. Ve “yardım etmek” derken, taslak çizimlerine kadar her şeyi benim yapmamdan bahsediyorum. Eşimle ortak bir proje olduğundan sorun yok sanırım, ama…
“Hımm? Sizden düzgünce onay almıştık ama, değil mii?”
Eşimi “Sana tofu zarı vereceğim” yemiyle (GERÇEK HİKAYE) kendi tarafınıza çekmenin, planı geri dönüşü olmayan bir noktaya kadar ilerlettikten sonra bana anlatmanın ve tüm bunlara “düzgünce onay almak” demenin insanlığa karşı işlenmiş suçlara kusursuz bir örnek teşkil ettiğini söyleyebilirim, haksız mıyım?!
“Ah, şey, anlarsınız ya, önceki editörden görevi devraldığımda bana şöyle demişti—”
Bay Kamiya gerçek hayatta da akıl oyunları oynar, o yüzden sakın üstünlüğü ona kaptırma.
“—bu yüzden temel taktiğin, konumunuzu sarsmak ve kaçış yollarınızı kesmek olacağını düşündüm, değil mi? “

……

Off, yani evet, dördüncü cildin taslağı var, bir de manga ve çizimler var. Yani kısacası, bir yük beygiri gibi çalışmaktan başka çarem kalmadı, değil mi? Toplumu oluşturan çarklardan biri olarak görevimi yerine getirme vakti—
“Vay be, Bay Kamiya, bak şimdi oldu işte! İşte azim diye buna derler!”
Ne—sen hiç iğneleme diye bir şey duymadın mı?! Ş-şey, neyse, bir sonraki ciltte görüşmek üzere! Ciao!


