Kısım 1
“Ah Kazuma. Ölümün gerçekten pek acınasıydı!”
Tanıdık, beyaz bir oda.
İrkilerek gözlerimi açtıktan sonra, o repliği hevesle söyleyen Eris’le göz göze geldim.
Bu kız beklenmedik şekilde muzip biri olabilir.
Üstelik Japonya’ya dair her türlü şeyi de biliyordu.
“…” “Keyfiniz pek yerinde, Eris-sama.”
“Kusura bakma. O meşhur repliği bir kez olsun söylemeyi hep istemişimdir.”
Eris, muzip bir edayla gözlerini süzdü.

Fevkalade güzel tanrıça böyle davranınca kalbim küt küt atmaya başladı.
Tanrıça mahcup bir ifadeyle yanağını kaşıdı.
“Bu arada Kazuma-san, burada olmana rağmen hiç de telaşlı görünmüyorsun… Şey, diğerleri güvende, şu an Hidra’dan iyice uzaktalar. Darkness kendini Hidra’ya yutturduktan sonra cesedin geri alındı.”
Ne kadar da becerikli bir tanrıça.
Ben daha sormadan yoldaşlarımın güvende olduğunu söylemişti bile.
“Kendini bilerek Hidra’ya yutturmak mı… O kız gerçekten ıslah olmaz biri.”
O an Hidra tarafından kovalanan Aqua’yı kurtarmayı başarmıştık ve Megumin de Patlama büyüsünü savurmuştu.
O ana kadar her şey yolundaydı.
“Lafı açılmışken, o da neydi öyle ya? Kopan kafalarını yeniden çıkarmak resmen hile! Onu yenmemizin imkanı yok, değil mi?”
Eris’e dert yanmaya başladım.
Doğru ya, Patlama büyüsünü yediği ana kadar her şey tıkırındaydı.
Ancak birkaç kafasını kaybeden Hidra, büyüyle kendini yenilemeye başladı.
Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hareket etti.
Ve sonra…
“Hidra tarafından yenildikten sonra bedenime ne oldu? Hasar çok ağır olursa dirilemeyeceğimi duymuştum…”
Yani bu, temelli ölmüş olabileceğim anlamına geliyordu.
“Iıı… S-Sorun yok! Dirilebilirsin!! Bedeninin yaklaşık yüzde otuzu kayıp ama halledilebilir!”
Keşke sormasaydım.
“…” “S-Şey…!”
Eris, neşesi kaçan bana çekingen bir tavırla sordu:
“Dirildikten sonra lütfen Darkness’ı suçlama, olur mu? Bunu bile bile kendi istedi… Ama onun da kendince sebepleri vardı… Şu an senin ölümün yüzünden kendini suçluyor ve bunu çok kafaya takıyor. Tabii ki en çok acı çeken sensin ama…”
Eris beni teselli ederken endişeyle kaşlarını çattı……
Ne kadar da nazik bir insan…
Çevremde hiç böyle biri var mıydı?
Wiz mi? Yunyun mu?
Hayır, o ikisi de nazikti ama Eris-sama kalbimin derinliklerinden gelen bir sıcaklık hissettiriyor ve içimi rahatlatıyordu.
“Endişelenme, onu suçlamayacağım… Her neyse, Eris-sama, arada bir eğlenmek için fani dünyaya ineceğinden bahsetmiştin. Axel’e uğramaya ne dersin? Ölmediğim sürece seninle görüşememek yalnız hissettiriyor…”
Söylediklerimi duyunca Eris kıkırdadı.
“Aslında fani dünyada zaten defalarca karşılaştık. Artık beni fark etme vaktin geldi, tamam mı? Ben de biraz yalnız hissediyorum.”
Hınzır bir edayla söyledi…
Hı?
“Ne dedin? Karşılaştık mı? Axel’de miydi? Hım?”
O öyle dese de kafam bunu toparlayamadı.
Defalarca mı karşılaştık?
Ne zaman?
Eh, onun gibi biriyle tanışmış mıydım ki?
Kafamın karıştığını gören Eris, muzip bir gülümsemeyle konuştu.
“Sana bir ipucu vereyim öyleyse. Fani dünyada görünüşüm şimdikinden farklı. Daha enerjiyim ve konuşma tarzım da başka.”
Farklı bir görünüş mü?
Daha enerjik, farklı bir konuşma tarzı…?
“Üstelik bir tanrıça olsam da fani dünyada kıdemlim gibi bir Başrahibe olmak zorunda değilim…”
“Ah, bildim! Keith alaycı bir şekilde ‘Eris rahiplerinin göğüs ölçüsünün inançlarıyla ters orantılı olduğunu duymuştum, demek ki doğruymuş, vahahaha!’ dedikten sonra onun burnunu kıran Marise-san!”
İpucunu yarıda kesip kendimden emin bir şekilde bağırdım.
Eris gülümsemeye devam ederek dedi ki:
“…” “Yanlış.”
Ha?
Ah, belki de şu kişi?
“Bela arayan Dust, ‘Tanrıça Eris’in göğüs pedi taktığını duymuştum, inananları büyük göğüslü olduğu için aforoz edilmez mi? Sizinkiler gerçek mi? Yoksa ikiniz de mi ped takıyorsunuz? Öyle değilse kanıt olarak görmeme izin verin!’ dedikten sonra… Darkness’la birlikte Dust’ı evire çevire döven Celeste-san!”
“Hayır.”
Eris hâlâ gülümsüyordu ama biraz sinirlenmiş gibiydi.
Marise-san ya da Celeste-san değil miydi…?
Kara kara düşünürken.
“Kazuma! Kazuma! Diriltme tamamlandı, çabuk ol da geri dön! Darkness kokuyor ve şu an acayip efkarlandı! Hadi dön artık!”
Her zamanki gibi ortamın havasını okuyamayan Aqua’nın sesi geldi.
Moral bozuk olan Darkness için endişelenmiştim ama bundan ziyade.
“Eris-sama, pes ediyorum! Pes ediyorum, özür dilerim! Lütfen cevabı söyle bana, lütfen! Yani bilmeden sana karşı bir saygısızlık yapıp ilahi gazaba uğramak istemiyorum!”
Doğru tahmin edemediğimi gören Eris, ne yapacağını bilemiyormuş gibi göründü…
“…” “Hâlâ saygısızlık ve ilahi gazap hakkında mı konuşuyorsun…? İlk karşılaştığımızda bütün o şeyleri yapmış olmana rağmen hem de…?”
“Hım?”
“Yok bir şey. Gerçek kimliğim bir sır.”
Eris bunu söylerken işaret parmağını dudaklarına götürdü.
“…” “Ayrıca, lütfen kıdemlinin söylediği her şeye kulak asma, tamam mı? E-En azından şu an ped takmıyorum!”
Eris yanakları kızarmış bir halde bunu söyledikten sonra parmaklarını şıklattı.
Önümde tanıdık, beyaz bir kapı belirdi.
Bunu görünce paniğe kapıldım.
Bana henüz kimliğini söylememişti!
Benim paniklememe hiç aldırış etmeden beyaz kapı açıldı ve içinden göz alıcı bir ışık saçıldı…!
“Dur, Eris-sama, özür dilerim! Sinirlendin, değil mi? Tavır mı yapıyorsun? Hayır– Göğüs ölçünü gerçekten kafaya takmıyorum!”
“Öyleyse, Satou Kazuma-san! Umarım hayatın sona erdikten sonraki ilk karşılaşmamızda kimliğimi öğrenmiş olursun! Hoşça kal! İyi yolculuklar!”
Yüzü kızaran Eris lafımı bitirmeme izin vermedi.
O anda, muhtemelen yüzü kıpkırmızı olduğu için, sağ yanağında beyaz bir yara izi olduğunu fark ettim.
“Hım? Eris-sama, yüzünde…”
Bir şey var– Daha ben bunu söyleyemeden.
Eris beni arkamdan puf diye kapının içine itti.
Kısım 2
“Tekrar hoş geldin Kazuma.”
Gözlerimi açtığımda, karşımda burnunu tıkamakta olan Aqua’yı buldum.
“Puah! Bu ne biçim leş gibi koku böyle!”
İğrenç leş kokusu burnuma dolunca yerimden sıçradım.
Koku şuradan geliyordu…
“Ben mi!? Koku benden mi geliyor?”
Muhtemelen Hidra’nın midesinde geçirdiğim kısa süre yüzünden bedenim berbat bir leş kokusuyla kaplanmıştı.
Sonra bir şeyi fark ettim.
Kimse benimle göz göze gelmek istemiyordu.
Ve bundan şunu anladım.
Anadan doğma çırılçıplaktım.
“Kıyafetlerim mi eridi…?”
“Eridiler. Kapat şuranı. Bu arada Kazuma-san, bir ara o kadar sindirildin ki… …bir anlığına Bayan Kazuma oluverdin. Koruyucu zırhın hurdaya çıktı, tek sağlam kalan şey kınındaki o garip isimli katanan oldu.”
“Ne? Koyduğum isme garip demeni görmezden gelemem!”
Megumin’in üstüne atladığı Aqua’yı görmezden gelerek elime kalan tek şeyi, yani katanayı aldım.
“…” “Eee, sen neden bu kadar efkarlısın?”
Tıpkı benim gibi berbat kokan ve az ötede dizlerini kucaklamış oturan Darkness’a söyledim.
Darkness beni duyunca irkildi ve mahcup bir ifadeyle başını kaldırdı.
“Seni savaşmaya zorladığım için bana kızgın değil misin?”
“Hiç de kızgın değilim. Savaşmak isteyen sen olabilirsin ama bu yüksek ödüllü canavarlarla veya Şeytan Kral’ın ordusunun generalleriyle ilk savaşışımız değil. Zaten ben de birkaç kez öldüm.”
“Bu doğru…”
Garip bir şekilde dosdoğru davranan Darkness karşısında ritmimi bulamıyordum.
“Gerçekten hiç sana göre bir davranış değil bu. Eris-sama’dan dinledim zaten, tamam mı? Ben Hidra tarafından yutulduktan sonra beni kurtarmak için sen de kendini yutturmadın mı? Yakından bakınca kan revan içindesin. İyi misin? Erimiş gibi görünmüyorsun ama.”
Darkness bana kaçamak bir bakış atıp dedi ki:
“Bu kan, seni geri aldıktan sonra Hidra’nın midesini içeriden yardığımdaki kanı. İçeride biraz daha kalsaydım ben de sana katılacaktım… Şu an iyiyim, başka bir yerim de yaralanmadı.”
Hâlâ neşesiz olan Darkness’a dedim ki:
“Cesedimi geri toplaman çok büyük yardım oldu, teşekkürler. Artık burada dikilmeyelim de gidip bir duş alalım, olur mu?”
Bunu hiç dert etmediğimi göstermek için gülümseyerek söyledim.
“Hey Kazuma. Darkness’ı teselli etmek istemen güzel de o kılıkta birini duş almaya davet etmen pek doğru hissettirmiyor.”
Lafı gelmişken, ben hâlâ çırılçıplaktım.
Kısım 3
“– Yine de, Şövalye Birliği’nin Hidra’ya neden son darbeyi vurmadığını şimdi anladım. İstemediklerinden değil, vuramadıklarındanmış.”
Axel’e dönüş yolunda.
Acayip efkarlı Darkness’ı da peşimize takmış, savaşı yeniden düşünüyorduk.
“Kowloon Hidra’sı kopan kafalarını yenilemek için büyü kullanabiliyor. Onu yenmek için ya yenilenme fırsatı bile bulamayacağı kadar devasa bir yıkım gücüyle havaya uçurmalıyız ya da son darbeyi vurmadan önce manasını tüketmek için defalarca yaralamalıyız. İki yöntem de pek pratik değil…”
Megumin haklı bir noktaya değinmişti.
Hidra da aptal değildi.
Ona hasar vermeye devam ederseniz, Hidra manasını yenilemek için gölün dibine kaçardı.
Öyle olsa bile, Patlama büyüsünü aşan bir yıkım gücü hazırlamanın imkanı yoktu.
Arkama dönüp en arkadan ayaklarını sürüyerek gelen Darkness’a baktım.
“Megumin haklı, bu seferlik bir yolu yok. Hidra’yı Şövalye Birliği’ne bırakacağız. Manasını kademeli olarak tüketip onu tekrar uykuya gönderirler. Darkness, senin için de sorun yok, değil mi?”
“…” “Evet.”
Kafası tamamen başka yerdeydi.
O ödüllü canavarı yenmeyi neden bu kadar kafaya takmıştı ki?
O anda Aqua gururla göğsünü kabarttı ve dedi ki:
“Eh, her şey kötü haberden ibaret değil, tamam mı? Benim sayemde o Hidra yakın zamanda gölden dışarı çıkamayacak! Gölün bir kısmını arındırdım, bu yüzden bölgesinin işgal edildiğini düşünüp gölü kendi kasvetli enerjisiyle kirletmeye odaklanacak. O işini bitiremeden Şövalye Birliği burada olur, bu yüzden görevi onların üstüne yıkabiliriz.”
“…” “Yanlış bir şey mi yedin?” “Harika bir iş çıkardın aslında.” “Gerçekten zekice.”
İkimiz neşeyle sohbet ederken, Aqua’nın sırtında duran Megumin felaket habercisi olabilecek bir şey söyledi:
“Aqua ne zaman özgüvenle dolsa, işlerin sonu kötü biter.”
Normalde Megumin’i sırtında taşıyan kişi bendim, ama bugün koktuğumu söyleyip Aqua’nın taşımasını istemişti.
“Yok, yok, yok, bu sefer hiçbir sorun çıkmayacak. Bir sorun çıksa bile bizim sorunumuz olmaz. Sonuçta Şövalye Birliği’ne bayağı zaman kazandırdık.”
“Aynen öyle, yaptığım harika işle ilgili bir derdin mi var? İlahi Megumin! Böyle tuhaf tuhaf konuşmaya devam edersen seni Kazuma’nın ya da Darkness’ın sırtına veririm, tamam mı?”
“Özür dilerim, lütfen öyle bir şey yapma, yalvarırım!”
Sonrasında kasabaya kazasız belasız döndük.
“Loncaya rapor vermek için Megumin’le ben gideceğim; ikiniz leş gibi kokuyorsunuz, o yüzden hemen eve dönüp duş alın. Sonuçta Kazuma’nın bu kılığı birilerinin polisi aramasına sebep olabilir!”
Aqua, Darkness ile bana bunu söyledikten sonra malikaneye dönmek üzere hazırlandık.
Şu an üzerimi Megumin’in peleriniyle örtüyordum; pelerine bürünmüş leş gibi kokan bir adam cidden aşırı şüpheli görünüyordu.
“Gidelim Megumin, yaptıklarımızı abartabildiğimiz kadar abartmalıyız! Böylece ödül parasını alamasak bile teselli ikramiyesi koparabiliriz!”
“Bana bırak, Patlama büyümün ne kadar güçlü olduğunu onlara tek tek anlatacağım!”
Biraz endişeliydim ama yine de işi onlara bırakıp Darkness’la birlikte malikaneye döndüm.
Kısım 4
Eve geldikten sonra, öncelikle moral olarak çökmüş olan Darkness’ın yıkanmasına izin verdim, ardından kokudan kurtulmak için kendi bedenimi iyice yıkadım.
“Böyle şeylere alışabiliyor olmam gerçekten ürkütücü. Daha az önce öldüm ama hiç paniklemiyorum.”
Susa girip bir ara yüzde otuzu yok olmuş bedenime bakarken kendi kendime mırıldandım.
Aqua bir anlığına Bayan Kazuma’ya… …dönüştüğümü söylemişti– Boyutu eski haline dönmüş müydü?
Bir ara kaybolan o kısmı incelediğim sırada.
“…” “Kazuma, her zamankinden uzun süredir yıkanıyorsun; bir yerin mi ağrıyor? Yoksa yeni dirildiğin için henüz gücünü toplayamadın mı?”
Darkness’ın endişeli sesi soyunma odası tarafından geldi.
“S-Sorun yok, iyiyim ben! Bilirsin işte, acayip kötü kokuyor, değil mi? O yüzden kendimi iyice temizliyorum!”
Sağlığım için ciddi şekilde endişelenen Darkness’a, aslında endişelenip malum bölgemin boyutunu dikkatle kontrol ettiğimi söyleyemezdim.
Ama Darkness dediklerimi duyduktan sonra da gitmedi.
Muhtemelen söyleyecek bir şeyi vardı ve öylece dikilmeye devam etti.
“…” “Hey Kazuma. Şey, bu sefer dikbaşlılık ettiğim için benim hatamdı. Belki de son zamanlarda her şey çok iyi gittiği için fazla sabırsızlandım. Ama ne olursa olsun o Hidra’yı yenmek istiyorum…”
Darkness soyunma odasında acı acı konuştu.
“Peki, o şeyle bir daha karşılaşmayacağımıza göre sorun yok. Hem Aqua ve diğerleri de bayağı gecikti. Loncada kesin lezzetli bir şeyler atıştırıyorlardır. Biz de gidelim.”
“…” “Ah. Evet… Haklısın…”
Yanıtımı duyduktan sonra Darkness, daha önce hiç duymadığım kadar çökkün bir ses çıkardı.
Bu kızın o Hidra’yla geçmişe dayanan bir hesabı falan mı vardı?
Yoksa dün ziyarete gelen o kaba uşakla mı bir ilgisi vardı?
“Pekala, sana değiştirmek için kıyafet getirdim. Buraya bırakıyorum, tamam mı? Oturma odasında bekliyor olacağım…”
Soyunma odasından ayrılmak üzere olan Darkness’a seslendim:
“O Hidra’yı mutlaka yenmeni gerektiren, bahsetmesi zor bir sebebin mi var?”
“Ha? Ş-Şey…”
Var gibi görünüyordu.
Sessizliğe gömülen Darkness’a ne diyeceğimi bilemedim.
Normalde beni öldüren bir rakibe yeniden meydan okumayı reddederdim.
Ancak göz göre göre hevesi kaçmış ve üzülmüş olan bu soylu hanımefendi, bende ona tekrar meydan okuyacağımızı söyleme isteği uyandırdı.
“…” “Bugün işe yaramadı ama bir dahakine o Hidra’nın icabına bakmak için adamakıllı bir plan yapalım, olur mu?”
“Hım?”
Şaşkınlıkla nefesini tuttuğunu duyunca Darkness’a takıldım:
“Ne oldu, yüksek perdeden atıp tutup halkın güvenliğinden bahsediyordun, şimdi Hidra’yı avlamaktan vaz mı geçeceksin?”
“Sen ne saçmalıyorsun be? Beni kim sanıyorsun? Halkı korumak Dustiness hanesinin görevidir! Bir dahakine o Hidra’nın işini bitireceğim!!”
Her zamanki sert ve hırçın konuşması, Darkness’ı biraz olsun eski haline getirdi.
O inatçı leş kokusundan arındıktan sonra ikimiz maceracılar loncasına gittik.
Aqua ile Megumin rapor verme işini çoktan bitirmiş olmalıydı.
Loncanın kapısını açtığımda…
“Siz millet neden her seferinde lüzumsuz işler açıyorsunuz başımıza?”
“Aynen öyle! Geçen sefer de Aqua-san balık tankındaki suyu saf suya çevirdiğinde denizden tutulan bütün balıklar ölmemiş miydi?”
“B-Böyle yaparsak daha iyi olur diye düşünmüştüm! Balıkçı dükkanı için de aynısı geçerliydi, zavallı balıklar sıkış pıkış bir tankta yaşıyordu, o yüzden en azından sularını temizlemek istedim!!”
“Şimdi ne yapmalıyız? Kowloon Hidra’sı gibi büyük bir lokmayla biz baş edemeyiz ki!!”
“Annecim, eve gitmek istiyorum!”
“Aranıyor ilanları, daha fazla aranıyor ilanı asın! İlanları kasabadaki tüm maceracılara dağıtın!”
Maceracılar ve çalışanlar bağrışırken her yerden fısıltılar yükseliyordu.
Kargaşanın ortasında suçlanan Aqua avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı.
“Ah! Kazuma, Darkness, tam zamanında geldiniz! Şu ortalığı toparlamama yardım edin!!”
Megumin o kaotik loncanın ortasında bizi fark etti ve koşarak yanımıza geldi.
“Yok artık, burada ne oluyor böyle? Olaylar neden bu kadar çığırından çıktı? Aqua’nın suçlandığını görebiliyorum ama bu sefer yanlış bir şey yapmadık ki, değil mi?”
“H-Haklısın!” “Biz hiçbir şey yapmasaydık bile Hidra er ya da geç uyanacaktı, o yüzden bu kadar patırtı kopmaması gerekirdi ama…”
Megumin kriz durumlarıyla başa çıkmakta pek iyi değildi, bu yüzden Darkness yakındaki bir görevli ablayı yakalayıp sordu:
“Hey, ne oldu? Boyun eğdirme görevi başarısız oldu ama durum o kadar da kötü değildir, değil mi? Şövalye Birliği geleceğine göre pek de dert edilecek bir boyun eğdirme sayılmaz, öyle değil mi?”
“Ş-Şey, geçenlerde büyük bir olay meydana geldi… Şövalye Birliği onunla ilgilenmekle meşgul olduğu için buraya gelmeye vakit bulamadılar…”
Başkentte büyük bir olay mı?
“Hey, ne oldu? Başkentte kriz mi var? Sevimli kız kardeşim tehlikede mi?”
“K-Kız kardeş mi? Hayır, olay epeyce zaman önce gerçekleşti ve büyük bir yankı uyandırmadan bir şekilde çözüldü. Şövalye Birliği, kargaşa içindeki başkentte düzeni yeniden sağlamak ve olayı kışkırtan suçluyu aramak için görevlendirildi…”
Görevlinin söylediklerini duyduktan sonra rahat bir nefes aldım.
Bir an için cidden doğruca başkente dalmayı düşünüyordum.
“Duyduğuma göre kendilerine Gümüş Saçlı Hırsız Çetesi diyen bir ikili kaleye sızmış…”
Darkness ile aynı anda öksürük krizine girdik.
Görevli bunu fark etmeyip bir kağıt parçası çıkardı.
“Sadece iki kişi olmalarına rağmen kaledeki şövalyeleri ve güçlü maceracıları alt edip küstahça birkaç hazine çalmışlar…”
Bunu söylerken elindeki kağıdı bize uzattı; bu, ‘Gümüş Saçlı Hırsız Çetesi’ için hazırlanmış bir arananlar afişiydi.
Üzerinde şüpheli maskeli bir adamın ve gümüş saçlı bir gencin çizimi vardı.
Ödül iki yüz milyon eris’ti.
Bu nasıl olur yahu? Ödül miktarı Şeytan Kral’ın Ordusu generallerinden sonra ikinci sıradaydı…
“İki yüz milyon eris… İki yüz milyon eris…”
“Hey Darkness, bana niye öyle bakıyorsun?”
Normalde parayla hiç ilgilenmeyen Darkness, elindeki arananlar afişiyle kızarmış gözlerle bana bakıyordu.
Görevli bu hareketlerimiz karşısında afallamıştı.
“Şey, özetle, buraya sevk edilmesi gereken Şövalye Birliği yakın zamanda gelemeyecek.”
Hadi ya, bu başımıza ciddi bir bela açtığımız anlamına gelmiyor mu şimdi?
İçimdeki sıkıntıları anlayıp anlamadığından emin değildim.
“Yine de hâlâ bir umut var. Başkentten gelen şövalyeler özel olarak Kızıl İblis Köyü’ne gidip çok yetenekli bir falcıdan suçlunun nereye gittiğini tespit etmesini istediler… Ve kehanetler asıl suçlunun tam da burada, Axel’da olduğunu gösterdi! Bu yüzden maceracılar şu anda hırsla suçluyu arıyor!!”
Ecel terleri dökmeye başladım.
“Her neyse, Satou Kazuma’nın takımının performansını merakla bekliyorum. Sonuçta sizin takım sık sık ödüllü hedeflerle karşılaşıyor! Eğer suçluyu yakalayabilirseniz, Şövalye Birliği rahat bir nefes alıp buraya bir ekip sevk edebilir!”
“Haklısın.”
Duygusuzca cevap verdikten sonra Darkness, sanki doğal davranmamı ister gibi bana dirseğiyle vurdu.
“Ah, suçlunun yakalanması an meselesi. Axel’da Kızıl İblisler’in falcısından bile daha güçlü bir falcımız var!”
Arananlar afişindeki maskeli adama benzeyen bir maske takan o heriften bahsediyor olmalıydı. Ben de tanıyorum onu.
Yandık ki ne yandık, iş ortağı olsak bile gözü paradan başka bir şey görmeyen o iblis beni satmakta bir saniye bile tereddüt etmezdi.
Yanımda Darkness kaskatı kesilmiş bir suratla titriyordu.
Görevli beklentiyle yumruklarını sıktı–
“Özetle, lütfen siz de bize yardım edin Satou-san!”
Yüzünde kocaman bir tebessümle söyledi bunu.
Doğal olarak ben evde kaldım.
Bölüm 5
“Bir gün~ Ormanda~ Karşılaştım bir~ Ejderhayla~”
Aqua kanepeyi pencerenin önüne çekip üzerine diz çöktü ve yağmura bakarak şarkı söylemeye başladı.
Her zamanki gibi yumurtayı kucağında tutuyordu, avucundan yayılan sıcak bir ışık kabuğunu kaplıyordu.
Aqua’ya göre, şarkı söyleyerek yumurtanın içindeki fetüse doğum öncesi eğitim veriyormuş.
Şu anda bu oturma odasında Megumin’in gürültüsü Aqua’nın şarkısını bastırıyordu.
“Kazuma, intikam! O Hidra’dan intikamımı almak istiyorum!”
Kucağımdaki Chomusuke’nin tüylerini tararken Megumin nefes nefese böyle söyledi.
Maceracılar Loncası’ndan kaçmamın üzerinden üç gün geçmişti.
Krallık tarafından arandığımı öğrendikten sonra Vanir’in kehanet güçlerinden korunmak için Aqua’nın yanında durdum ve kendimi malikaneye kapattım.
O cimri iblis, Aqua’nın etrafındaki kişilerin kaderini pek iyi okuyamıyordu.
Şansıma Aqua da yumurtayı kuluçkaya yatırmakla meşgul olduğundan malikaneden dışarı çıkmıyordu.
Megumin muhtemelen evde oturma hayatına dayanamayıp beni sürekli intikam almaya zorluyordu.
“Şimdi öyle diyorsun da o canavarı nasıl yeneceğiz? Bunu çok düşündüm ama aklıma iyi bir plan gelmiyor.”
Megumin söylediklerimi duyunca asasına sıkıca sarıldı ve dişlerini sıktı.
“Ateş gücü! Suratını patlatmak için daha güçlü bir ateş gücü kullanacağız! Tek bir Patlama yetmiyorsa, parçalara ayırana kadar üst üste Patlama’lar kullanırız! Tıpkı Yok Edici ile dövüştüğümüz zamanki gibi, Aqua’nın manası ve Kazuma’nın Drain Touch’ı ile bu mümkün olur!”
Megumin’in bu coşkulu konuşmasını duyduktan sonra Aqua şarkısını kesti.
“İstemem. Neden o pis lich becerisi Drain Touch’a katlanmak zorundaymışım? Bir daha asla yapmam. Öyle işte, Kazuma beni tehdit etse de Darkness beni kandırmaya çalışsa da Megumin tuhaf davransa da yapmayacağım. Benim kutsal manam başkaları tarafından dikkatsizce kullanılmak için yaratılmadı.”
Chomusuke’nin kuyruğundaki tüyleri nazikçe tarayarak konuştum:
“Sanki o kutsal manayla bunca zamandır ne yapıyordun ki? Yumurtayı kucağında tutup durmana gerek yok, şöminenin önünde ısıtsan da yeterli olur, değil mi? Çok ısınırsa pişirip atıştırmalık niyetine yersin artık.”
“Seni gidi, atıştırmalık falan demeye devam edersen sana God Blow’umun tadını tattırırım… Ben ejderha yumurtasına mana enjekte ediyorum. Ejderhalar mananın kristalleşmiş halidir, bu yüzden ne kadar çok manaları olursa o kadar güçlü olurlar. Bu çocuk ejderhaları en tepeden yönetecek. Bu çocuğu büyüten ebeveyn olarak onun için elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum.”
Onun bir ejderha yumurtası olduğu konusunda inat eden Aqua’yı görmezden gelerek:
“Bu arada Megumin, neden intikam almayı düşünüyorsun? Hidra’ya karşı anormallik derecesinde takıntılı davranan Darkness hariç, senin de o mahlukla bir geçmişin mi var?”
“Şey, ben de düşünüyordum. Daha önce Kazuma’yı bir kere öldürmüştü. Böyle bir rakibi yenersem kendimi gerçekten çok mutlu hissetmez miyim?”
“Ha, şey… Ö-Öyle mi…?”
Olaya böyle yaklaşınca kendimi biraz suçlu hissettim…
“Son zamanlarda Darkness ile birlikte Hidra’nın peşine düşüyordum. “Darkness kışkırtma becerileriyle Hidra’yı dışarı çekecekti, biz de Patlama’yı savurduktan sonra kaçacaktık. Yine de bu şekilde meydan okuyor olsak da… Daha iyi bir strateji olabilir mi?”
“Son zamanlarda kasabanın dışından o tanıdık sesi neden duymadığımı merak ediyordum; demek bunu yapıyordunuz ha? Kasabaya saldırmak gibi bir niyeti yok zaten, onu daha da kışkırtıp durmayın! Hem sen ne yapıyorsun Darkness? Böyle bir zamanda onu durdurman gerekmez miydi?”
“Ih, şey… Ama ne olursa olsun o Hidra’yı yenmek istiyorum… Ayrıca bu durum Hidra’nın manasını da tükenmeye zorlayacaktır…”
Halının üzerinde zırhını parlatan Darkness, gözlerini kaçırarak kısık sesle mırıldandı.
Bu kız ne pahasına olursa olsun Hidra’ya bizzat boyun eğdirmek istiyordu.
Sebebini anlamıyordum ama…
“Bu sağanak yağmurda harekete geçmek zor olur, o yüzden elden bir şey gelmez. Rakip suda yaşıyor; yağmurda dövüşürsek avantaj onda olur. Yağmur dindikten sonra gerçek gücümü göstereceğim.”
Ama dürüst olmak gerekirse, hakkımdaki arama kararlarının ateşi sönene kadar evde saklanmak istiyorum.
“Şu an yağmur mevsimindeyiz, değil mi? Hava durumu falcısı yağmurun epey bir süre devam edeceğini söyledi.”
“… Yağmur dindiğinde gerçek gücümü göstereceğim.”
“Şu herife bak ya! Yani yakın zamanda hiç havanızda olmayacaksınız, öyle mi?”
“Ah, ne yapıyorsun, dur! Hırsını Chomusuke’den çıkarmasana!”
Sadece Darkness ciddi bir suratla zırhı üzerinde sıkıca çalışmaya devam ediyordu.
Chomusuke’nin kuyruğunu yakalayıp tüylerini taramamı engelleyen Megumin’i görmezden geldi.
Kısım 6
Takip eden birkaç gün boyunca yağmur hiç dinmedi.
Aqua ile ben kendimizi eve kapatmışken, Darkness ve Megumin her gün Hidra’yı ziyarete gittiler.
Elbette bugün de–
“Geldik biz! Kusura bakmayın, Darkness biraz zor durumda da, banyoyu hazırlayabilir misiniz acaba?”
Megumin’i sırtında taşıyan Darkness, leş gibi bir kokuyla içeri girdi.
“… Demek yutuldunuz. Siz ikiniz Patlama’yı savurduktan hemen sonra kaçmıyor muydunuz? Tehlikeli işte, bir daha oraya gitmeyin.”
Darkness, manası tükendiği için hareket edemeyen Megumin’i halının üzerine bıraktı ve kesik kesik nefesler alarak zırhını çıkardı.
Daha birkaç gün önce övünerek parlattığı zırhı çizikler içindeydi ve Hidra’nın kırmızı kanıyla lekelenmişti.
“O mahluk muhtemelen her gün Patlama yemekten bıkmış olacak ki ben kışkırtmamı kullanamadan önce önleyici bir saldırı yaptı. Saldırdığı anda Megumin Patlama büyüsünü okuyordu, kıl payı kurtulduk… Kurtulduktan sonra Megumin Patlama’yı çaktı ve o kafasını yeniden çıkarırken biz de kaçtık… Hiç de öyle basit bir iş değilmiş.”
Aqua onu iyileştirmek için yanına gelirken Darkness derin bir iç çekti. Zırhını çıkardıktan sonra Darkness, Aqua’ya teşekkür etti ve ayaklarını sürüyerek banyoya geçti.
“… Hey Kazuma. Hidra’nın işini bitirmenin kolay bir yolunu düşünemez misin? Güçsüz Kazuma’nın güçlü yanı, bir sürü yarım yamalak becerin ve sorunları çözmek için aşağılık yöntemler kullanabilme yeteneğin değil mi zaten?”
“Ah, bir tane düşündüm bile. Seni zincirlerle bağlayıp göle atacağız. Hidra seni yuttuğunda tüm maceracıları toplayıp Hidra’yı karaya çekeceğiz. Sonra da göle geri kaçamadan hep birlikte çullanıp bir güzel benzini atacağız… Nasıl fikir ama?”
“……”
Aqua üzerime çullanırken yumurtayı kucağından kaptım ve yumurtayı rehine olarak kullanarak onu başımdan defettim.
“Şey, şahsen güçlü düşmanlara Patlama savurmak konusunda bir şikayetim yok… Ama Darkness son zamanlarda bir tuhaf görünüyor.”
Megumin, banyoya doğru yürüyen Darkness’ı izlerken kısık sesle mırıldandı.
“– Öf… Kazuma, zırhımla ne yapıyorsun?”
Banyosunu bitirdikten sonra Darkness, zırhının önünde çömelmiş olan bana başını yana eğerek baktı.
Megumin de ben çalışırken beni izliyordu.
“Bugün zırhına cidden bayağı hasar verdin, o yüzden senin için tamir ediyorum. Kaç gündür yağmur yağıyor zaten, evde yapacak hiçbir şeyim yok nasıl olsa.”
Ahşap bir çekiçle göçmüş yerlere vurdum ve zırhı onarmak için uzun zamandır kullanmadığım zanaatkarlık becerilerimi etkinleştirdim.
Darkness biraz çekinerek cevap verdi:
“Laflarken aklıma geldi de kaplıcaya gittiğimizde de zırhımı onarmıştın… Bir gün herkesle tekrar kaplıca gezisine çıkmak istiyorum.”
“Ben istemem, o şehirden nefret ediyorum. Orada Megumin gibi tahtası eksik çok fazla insan var.”
“Hey, bir daha söylesene onu!”
Tamiratımı engelleyen Megumin’i kenara ittim. Darkness bize neşeyle baktı:
“Öyle olsa bile, yine gitmek isterim…”
Arkasında derin bir anlam barındırıyor gibi görünen kısık bir sesle söylemişti bunu.
Bundan bir süre sonra.
“Kazuma, o burada yok! Uyandırmak için odasına gittiğimde çoktan gitmişti!”
“Şu kız var ya! Ona gitmemesini zaten söylemiştim, neden laf dinlemez ki?”
Megumin’e bunun tehlikeli olacağını söyleyen Darkness, son birkaç gündür tek başına Hidra’ya meydan okuyordu.
Tavsiyelerimizi hiçe saydı ve göle her gidişinden sonra her yanı yaralar içinde geri dönmeye devam etti.
Darkness’ı durdurmak için nöbetleşe gözetleme yapıyorduk…
“Neden sızıp kaldın ki!!”
“Vaaahh! İmparator Zell’i kuluçkaya yatırmak çok yorucu bir iş! Çocuk büyütmek zor zanaat, o yüzden bana karşı biraz daha anlayışlı ol!”
“Bana çocuk büyütme masalları anlatmayı kes! Ver şu yumurtayı bana! O lanet şeyi taptaze bir güzel pişireceğim!”
“Dur! Kaç gündür ısıtıyorum onu, şimdi çatlayacak olursa korkunç bir şey olur! İçine bakarsan pişman olursun!
Kaplumbağa gibi kıvrılan Aqua’nın yüzüne karşı öfkeyle kükredim.
“Umrumda değil o yumurta, önceliğimiz Darkness!! Ne düşünüyor bu kız? Yine bir Haçlı’nın yükümlülüğünün ve soyluların görevinin kasabayı korumak olduğundan falan mı bahsetti?”
“Şu an Darkness’ın niyetini çözmeye çalışmanın sırası değil. “Hidra da öğreniyor ve Darkness’ın yaraları her geçen gün daha da kötüleşiyor! Onun için gerçekten çok tehlikeli bir hal almaya başladı!”
Beklenmedik durumlarla başa çıkmakta zorlanan Megumin, asasına sarılarak beceriksizce söyledi bunu.
Öyle olabilirdi ama Darkness muhtemelen şafak sökmeden önce evden ayrılmıştı.
“Hey Kazuma. O Hidra’nın işini bitirmenin hiçbir yolu yok mu? Yumurtayı Wiz’in dükkanına bırakıp, ardından Megumin ile birlikte Darkness’ın peşinden gidip ona bir güzel nutuk çekeceğim… Seni bir kez öldürmüş olan bir rakibe karşı muhtemelen fobi geliştirmişsindir ama Kazuma, sen de gelmek ister misin?”
Dövüşmekten nefret etmesine rağmen Aqua, top gibi kıvrılmış pozisyonunu bozmayarak pek sık duyulmayan türden şeyler söyledi.
Bu kız bile azim gösteriyordu.
Evde saklanan tek kişi olmak biraz…
Ahhh, lanet olsun!
“Ben bir yere gidiyorum, siz ikiniz gidip Darkness’ı geri getirmeye çalışın. Hidra ile karşılaşsanız bile çatışmaya girmeyin, doğrudan geri koşun, tamam mı?”
Söylediklerimi duyduktan sonra Aqua ve Megumin ciddi bir şekilde başlarını sallayıp dışarı çıktılar.
Evde yalnız kaldığıma göre, odamdan birkaç eris banknotu çıkarıp cüzdanıma tıkıştırdım.
“Şu kız cidden insanı uğraştırıyor!!”
O inatçı genç hanımefendi için ben de kararımı vermiştim.
Bölüm 7
Ertesi gün.
Sabahın erken saatlerinde göle doğru yola çıktım.
Sonunda Aqua ve Megumin, gölden dönmekte olan yaralı Darkness ile karşılaştılar.
Darkness, Aqua yaralarını iyileştirdikten sonra eve dönüş yolunda nasıl azar işittiğini çarpık bir tebessümle bana anlattı.
O kızın Hidra’ya karşı yürüttüğü mücadeleyi durdurmaya hiç niyeti yoktu.
Gölün önünde durmuş, muhtemelen Aqua ve Megumin ile birlikte gelecek olan Darkness’ı bekliyordum.
Öğleye doğru, Aqua ile birlikte beliren Darkness bizi görünce donakaldı.
Doğru ya, arkamda oturan Axel maceracılarını görmüştü.
“Ooo! Bayağı ağırdan aldın bakıyorum, Lalatina!”
“Lalatina-chan burada!”
“Lalatina!”
“Lalatina!”
Beraberimde getirdiğim maceracılar, olduğu yerde kaskatı kesilen Darkness ile dalga geçmeye başladılar.
“……”
“B-Yapma, Lalatina! Adamlar sadece adını sesleniyordu, hemen öyle sessizce beni boğmaya başlama! Dur… Lütfen dur!”
Maceracıların takıldığı Lalatina, gözlerinde yaşlarla yakama yapıştı.
“Hey Kazuma, burada ne oluyor? Eğer bu bana tacizde bulunmanın yeni bir yoluysa, ben de sana gününü gösteririm.”
“Öyle değil! Böyle saçma bir şey için neden bu kadar insanı toplayayım ki? Herkese senin her gün burada tek başına Hidra’ya meydan okuduğunu söyleyip yardım edip etmeyeceklerini sordum sadece!”
“?”
Darkness yakamı bıraktı ve telaşla kalabalığa baktı.
“Ooo, Lalatina bile utanabiliyormuş.”
“Öyle deme. Lalatina-chan öyle görünebilir ama aslında çok hassastır, tamam mı? Hidra’yı yenmek için Lalatina-chan’ın gücüne ihtiyaç var. Ya onu ağlatıp geri kaçırmasına sebep olursan?”
“Kazuma son zamanlarda bize yiyecek içecek ısmarlıyordu; hatta dün bize en pahalı içkileri aldı! Bu iyiliğin karşılığını vermek gayet doğal. Lalatina’nın kaprisine ayak uyduralım bakalım!”
Maceracılar yüksek sesle konuştular.
“İyi bak, Darkness. Onlara sadece her gün aptalca bir şey yaptığını söyledim ve bu kadar çok maceracıyı toplamayı başardım. Kas dolu beynin için yapabileceğim bir şey yok ama diğerlerini de çok endişelendirme.”
Yüzü kızaran Darkness kısık bir sesle yanıt verdi:
“T-Teşekkür ederim…”
“Ha? Ne dedin?”
Tekrar etmesini istediğimde Darkness bana dik dik baktı ama yine de etrafındaki maceracılara utangaçça göz gezdirdi.
Darkness ile göz göze gelen maceracılar ya utandılar ya da gülümsediler.
Darkness da onların tepkilerini görünce gülümsedi.
“Herkese, çok–”
“Vaaahhhh–! Kazuma, Kazuma–!! Hidra bir sebepten her zamankinden daha erken uyandı!”
Ben fark etmeden göle girmiş olan Aqua, Darkness’ın teşekkür sözlerini kesip bağırmaya başladı.
Aynı anda Megumin de gölün yakınında büyüsünü hazırlıyordu ve bağırdı.
“Sana Kazuma’nın işaretini beklemeden Hidra’yı uyandırmamanın daha iyi olacağını söylemiştim!”
“Ama, ama!! İmparator Zell’in doğumuna tanıklık etmek için bir an önce geri dönmek istiyorum…!”
Herkese teşekkür etmeye karar vermiş olan Darkness en kötü anda kaza yedi ve utançtan kızaran yüzüyle titremeye başladı.
Aqua’yı kovalayan Dokuz Başlı Hidra devasa bir su sıçratmasıyla belirdi.
“Neden her seferinde böyle yapıyorsunuz siz ya? Bu duygu dolu sahnenin içine ettiniz tamamen!!”
Savaş başladı–!
Bölüm 8
Biraz erken başladı ama bir savaş zaten böyle olmalıydı.
“Tüm hırsızlar, çelik tellerinizi getirdiniz mi? Okçular, kancalı oklarınızla hazırda bekleyin!”
“Vaaahhhh, acele edin! Acele edin!”
İlk adım, Aqua’nın Hidra’yı uyandırmasına ve onu göl kenarına çekmesine izin vermekti.
“Dayanıklı maceracılar, arka hattı koruyun! İnsan kalkanı olarak hazırda bekleyin!”
Ardından, zırh giyen ön hat savaşçıları arka hatları Hidra’nın saldırısından koruyacaklardı.
“Büyücüler, büyülerinizi savurmaya hazırlanın ve hazırda bekleyin! Elindeki en güçlü büyüyü kullanın! Bir sonraki saldırı için saklamayı düşünmeyin; sahip olduğunuz tüm manayı tek seferde kullanın!”
“Bana bırakın! Bu sefer o lanet Hidra’yı Patlama büyümle havaya uçuracağım!!”
Büyücülerin Hidra’ya son darbeyi vurmak için saldırılarını hazırlamalarını sağladım.
Son olarak, …
“Darkness, Kışkırtma becerini tam Hidra’nın önünde kullan! Senin dayanıklılığın bu dövüşün anahtarı olacak!! Öyle kolayca öleyim deme!”
“Sen beni kim sanıyorsun? “Başka her şeyi bir kenara bırakırsak, savunma konusunda kimseye yenilmem!”
Darkness Hidra’nın dikkatini çekti ve onu önden engelledi!
“Hey, Kazuma! Peki ya ben? Ben ne yapayım?”
“Herkese destek büyülerini savurduktan sonra, biri yaralanmadığı sürece hiçbir şey yapmana gerek yok! Git de onlara tezahürat et, ayağıma da dolanma!”
“Ne? Bırak ben de büyük bir rol oynayayım!!”
Ardından, Darkness Hidra’nın hareketini engellerken…!
“Darkness, sana bırakıyorum!”
“Bana bırakabilirsin! Rakibin benim! Kışkırtma!”
Darkness su kenarında siper alıp kışkırtma becerisini etkinleştirdi.
Hidra’nın bütün kafaları Darkness’a odaklandığı anda, Varlığını Gizleme becerisini kullanarak varlığımı olabildiğince sildim ve Hidra’ya doğru atıldım.
Darkness kaşlarını çatıyordu ama yine de ben dahil başka kim olursa olsun tek darbede Eris’in yanına yollayacak o sekiz kafanın şiddetli saldırısına dayanmayı başardı.
“Bağlama!”
Hidra sekiz kafasının hepsini aynı noktaya çevirdiği anda, bütün hırsızlar o uzun boyunlara Bağlama becerisini savurdu ve çelik tellerle bağladı.
Aynı anda okçular da kancalı oklarını fırlattılar.
Kancalar Hidra’nın sert pullarından sekse de yine de boyunları bağlayan tellere dolanmayı başardı.
Kancaların sabitlendiğini doğruladıktan sonra maceracılar halatların diğer ucuna yapıştılar ve sanki halat çekme yarışındalarmış gibi var güçleriyle asıldılar.
Onu gölden oldukça uzağa sürükleyerek kaçmasını engelledik.
Aynı esnada varlığımı silip yaklaştım ve bağlandıktan sonra bile kafaları hâlâ Darkness’a kilitlenmiş olan Hidra’nın sırtına tırmandım. Yakından o sert pullara dokundum.
“Manan kurumadan devrilmeyeceksen, ben de seni son damlana kadar emerim!”
Drain Touch kullandığım anda Hidra çılgınlar gibi çırpınmaya başladı.
Mananın kristalleşmiş hali olarak bilinen ejderhalardan bekleneceği üzere; manasının emilmesine karşı oldukça hassastı.
“Harika! İşe yarıyor, işe yarıyor… Oha?”
Manasının çekildiğini fark eden Hidra, boynundaki bağları koparmak amacıyla debelenmeye başladı. Ancak bağlar dayandı ve sekiz kafa sırtına ulaşamadı.
Bu sırada maceracılardan biri çığlığı bastı:
“İn oradan Kazuma! Salak mısın sen? Ne halt etmeye oraya kadar tırmandın ki?”
“Sıkıntı yok, bu devasa herifi zayıflatmak için gizli becerimi nasıl kullandığımı izleyin! Büyücülere söyleyin de manası tükenir tükenmez bombardımana başlamaya hazırlansınlar…!”
Ben daha lafımı bitiremeden Hidra, sırtını yere sürtmek amacıyla gövdesini burktu.
Bir dakika…!
“Vaaahhhh, ezilip pestil olacağım!”
“Aptal! Ne yapıyorsun sen?”
Hidra’nın önünde duran Darkness, Hidra’nın sırtından fırlatıldığım anda beni yakaladı ve altına alıp sabitledi.
Durumun ciddiyetine rağmen Darkness’ın yüzüne o kadar yakındım ki suratım kıpkırmızı oldu.
Hidra’nın devasa gövdesi üzerimize yuvarlandı ve Darkness kollarıyla kendini yukarı doğru itip beni ezilmekten korudu.
“Lady Dustiness’tan bekleneceği üzere, kol gücünüz ve dayanıklılığınız takdire şayan.”
“Şimdi bunu söylemenin sırası mı? Ah, dayanamıyorum, dayan biraz…!”
Bu şekilde ezilirsek, Darkness’ı bir kenara bırakırsak, benim sonum korkunç olurdu.
Yüzü kızarmış bir halde kendini yerden yukarı itmeye çalışan Darkness’ın altında sıkışmışken, tam üzerimizde duran Hidra’ya doğru elimi uzattım.
“Darkness, henüz değil! Dayan ve sakın salma! O pozisyonda kal!”
“? Şimdi de terk edilme fantezisine mi geçtik? H-Hayır, gerçekten dayanamıyorum…!”
Darkness her yanı yaralar içinde olmasına rağmen her gün Hidra’ya meydan okumuş, onun manasını yavaş yavaş ve kararlılıkla törpülemişti.
Bu fırsatı tepip şu kızın emeklerini nasıl heba edebilirdim ki?
İçinde bulunduğumuz duruma aldırmadan var gücümle Drain Touch kullanırken bir yandan da Darkness’a nutuk çekmeye başladım.
“Zaten her zaman işe yaramazın tekiydin! İşe yarayacağın o tek an geldiğinde de olayın böyle bitmesine izin mi vereceksin? Bu yıl da dayanıklılık turnuvasındaki unvanını korumayı planlamıyor muydun? Daha buna bile dayanamıyorsan nasıl kazanacaksın ha? Bu ne omurgasızlık böyle! Şu rezil halini buradaki bütün maceracıların önünde sergilemeye utanmıyor musun?”
“Ahhh, Hidra’nın ağır sıklet fantezisi ve bu iblis adamın sözlü taciz fantezisi, bu nasıl harika bir ödül böyle…! Bunca gün dururken neden tam da şimdi olmak zorundaydı ki…?”
Darkness’ın yüzü kızarmıştı ve titriyordu, boynu ter içindeydi ve gözleri hafifçe yaşarmıştı ama yine de dayanmaya devam etti.
Ben Hidra’nın manasını tam güçle emerken, o da Darkness’ın üzerinde yatarken debelenip bağlı boyunlarını savuruyordu.
“Çekin, şimdi çekin!”
Arka hattın insan kalkanı olarak görev yapan ağır sıklet maceracılar, Hidra’ya dolanan halatlara var güçleriyle asıldılar.
Muhtemelen aşağıda mahsur kalan Darkness’ı kurtarmaya çalışıyorlardı.
Darkness’ın yüzünde tatmin olmuş bir gülümseme vardı; sesi kesik kesik ve kısık bir şekilde konuştu.
“B-Ben… Dayanamıyorum… K-Kazuma… Merak etme… Öleceğiz… Birlikte…”
“Bu beni nasıl rahatlatabilir ki?! Pes etme sakın! En nihayetinde burada ölecek tek kişi ben olacağım! Sen bir de üstüne büyü takviyeleri aldın, Hidra’nın altında birazcık ezilmekle ölecek değilsin!!”
Katanama kadar bütün teçhizatım eridiği için hâlâ günlük kıyafetlerimi giyiyordum.
Böyle bir durumda ezilecek olursam, zayıf savunmam tahtalı köyü boylamadan önce bana zaman bile kazandırmazdı.
Bu kadar kısa süre içinde iki kez ölmeyi hiç istemiyordum!
“B-Ben pes edersem Kazuma ölecek… Ahhh, ne biçim bir durum bu böyle…? Efendimmiş gibi dayanmamı emretsen de hayatın benim ellerimde, ne büyük çelişki ama…! Böyle bir durumda efendi olan kim acaba? Bu yeni bir duygu, yepisyeni bir his Kazuma…!”
Bu kız resmen keyif alıyordu, değil mi? Hidra’ya tek başına meydan okurkenki o inatçı ve ciddi ifadesinden eser kalmamıştı.
Tam ölümün eşiğine gelmişken.
“Baksanıza, Hidra bayağı zayıfladı, değil mi? Ayrıca hareket de edemiyor! Büyük ödüllü hedef Dokuz Başlı Hidra’nın kellesini ben alacağım! Son darbeyi vuran tüm ödülü cebe indirir, kimseyle paylaşmaya niyetim yok!”
“D-Durun, böyle bir durumda neyden bahsediyorsunuz siz?” “Hem hareket edemiyor olsa bile boyunları birbirine bağlı diye tedbiri elden bırakırsanız…” “Ahhh!” “Dust!” “Dust!!”
Tanıdık bir çığlık duydum ve üzerimizdeki baskı aniden hafifledi.
Görünüşe göre cesur bir ruh Hidra’nın dikkatini çekmeyi başarmıştı.
Çırpınan Hidra’nın altından sürünerek çıktık ve Megumin’e doğru koştuk.
“Light of Saber!”
Kızıl İblis Köyü’nde defalarca duyduğum o büyünün adından sonra sesin geldiği yöne baktım ve Kızıl İblis Yunyun’un mücadeleye katılıp Hidra’nın kafalarından birini kestiğini gördüm.
Biri yutulmuş gibi görünüyordu ve Yunyun onu kurtarmıştı.
Konusu açılmışken, varlık hissi zayıf olan Yunyun’un bizimle geldiğini nihayet fark etmiştim.
Hayır dur, yolda birinin benimle çekine çekine sohbet ettiğini hatırlıyordum ama aklım Darkness ile meşgul olduğu için… O sırada maceracılardan biri bağırdı.
“Hey bakın, kesilen kafa yeniden çıkmadı!”
Bu bağırışı duyunca o tarafa baktım ve Hidra’nın sadece yedi kafası kaldığını gördüm.
Hidra göle geri kaçmak istiyordu ama ağır sıklet maceracılar halata asılarak gitmesine izin vermiyorlardı.
“Bütün büyücüler!!”
Bağırmamı duyduklarında hepsi manalarını odaklayıp en güçlü büyülerini savurmaya hazırlandılar, gözleri parıldayarak işareti beklediler.
“Saldırın!!”
İşaretlememle birlikte çok sayıda büyü Hidra’ya doğru uçuştu.
Uçuşan alev topları ve yıldırımların arasında iki Kızıl İblis hünerlerini sergiledi.
“Light of Saber!!”
Görkemli bir ışıkla Hidra’yı biçtikten sonra Yunyun, Megumin’e kasıntı bir ifade attı.
Megumin dudaklarının kenarını kıvırdı, kiremit rengi gözlerinden ışıklar saçarak asasını Hidra’ya doğrulttu.
“Patlama geliyor! Suya yakın olan herkes tahliye olsun!”
“Kulaklarınızı kapatın!”
Bunca zamandır Axel’da yaşayan ve Megumin’in büyüsüne alışmış olan maceracılar tecrübeli bir edayla kulaklarını tıkadılar.
“Kazuma, intikamını şimdi alıyorum! Cennetteki ruhuna bir buket…!”
Hey dur bir dakika, intikamımı almandan yana sıkıntı yok da ben cennette değilim, tam buradayım.
“Explosion–!!”
Megumin’in avucundan çıkan görkemli ışık, sayısız büyü darbesi aldıktan sonra ölümün eşiğine gelen Dokuz Başlı Hidra’yı delip geçti.
Yılın her dönemi bu civarları çorak araziye çeviren o devasa ödüllü canavar, bir çığlık bile atamadan sonsuz uykuya daldı–
Bölüm 9
“Zaferimi kabul et! Hidra’nın altı kafasını ben uçurdum! Yunyun ise sadece ikisini kesti! Üstünlüğün kimde olduğu gün gibi ortada!”
“N-Ne alakası var Megumin, sen sadece Hidra ölümün eşiğine gelene kadar kenarda pusuya yattın! Ben Hidra tarafından ısırılan birini bile kurtardım, bu da sayılmalı!!”
“Ödülün tamamına çökmeye çalışan bir serseriyi kurtarmak sadece bir puan eder. Sen de bir Kızıl İblis’sin, rol çalmanın önemini anlaman gerekir!”
Hidra’ya boyun eğdirdikten sonra biz ve diğer tüm maceracılar neşe içinde Axel’a döndük.
Megumin zorla Yunyun’un sırtına kurulmuştu ve yol boyunca yanımda tartışıp durmuşlardı.
Rakip devasa bir ödüllü canavar olmasına rağmen sadece tek bir kaybımız olmuştu.
Ve o kişi de Aqua tarafından diriltilmişti.
“Sanki düşündüğümüzden daha becerikliyiz ha! Ara~ Ama Kazuma’nın partisi olmasaydı başaramazdık.”
“Doğru valla, Kazuma beklendiği gibi harika! Hidra’nın ödülünü eşit olarak paylaşacağımıza söz vermiş olsak da Kazuma’nın grubu daha fazlasını almalı. Ayrıca ‘Son darbeyi vuran tüm ödülü cebe indirir’ diyen bir hıyar vardı, o yüzden onun payını da yanınıza alabilirsiniz.”
Geçmişte birlikte parti kurduğum Keith ve Lynn söylediler bunu.
Ancak bu baskın sadece herkes sayesinde başarılı olmuştu.
Bu yüzden…
“Madem öyle… Hidra ile yapılan çetin savaştan sonra herkes yorulmuş olmalı, o yüzden bugünlük dinlenelim ve yarın ödülle doyasıya içelim!”
“Yeeyyy!”
“Kafa mı buluyorsunuz benimle!?”
Birinin çığlık attığını duyar gibi oldum ama gözlerimi yanımda neşeyle yürüyen Darkness’a çevirdim.
Son zamanlarda endişeli ve üzgün görünürken, şimdi sanki üzerindeki tüm yük kalkmış gibi rahatlamış bir ifadesi vardı.
“Hey, takıntılı olduğun Hidra’yı yenmek nasıl bir duygu? Yarından itibaren mışıl mışıl uyuyabilirsin artık, değil mi?”
“Evet, bunun sayesinde her türlü şey gözüme önemsiz görünmeye başladı. Kendi kendime dert edinip durmamın aptallık olduğunu düşünüyorum. Ama bu Hidra’yı indirdiğimiz için değil.”
Darkness’ın günler sonra ilk kez gülümsediğini gördüm.
“Kasabadaki insanları ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım. Onlar sayesinde yolumu yeniden buldum. Korkacak hiçbir şey yok, pişman olacak hiçbir şey yok.”
“Bazen gerçekten utanç verici şeyler söylüyorsun.”
Onunla dalga geçtikten sonra Darkness biraz öfkeyle böğrüme dirsek attı. Ve sonra…
“Gerçekten çok şanslıyım.”
Açıkça utanç verici bir şey daha söyledi.
“Gerçekten mi, bana biraz daha saygı gösterin yahu! Sana yeni bir hayat bahşettiği için Aqua-sama’ya minnettar olduğunu söyle, bana daha çok iltifat et!”
“Hey Kazuma! Diriltildiğim için minnettarım ama senin partideki rahibe cidden çok sinir bozucu!”
