High School DxD Cilt 23 – Bölüm 13 / Sonraki Hayat… Ve Böylece, Sıralama Savaşı Başlıyor!
Kısım 1
Üniforma değiştirme mevsimimiz yine gelip çatmıştı ve Spor Turnuvası da başlamıştı.
Yardır! Bastır!
Oraya! Pası oraya at!
Spor salonu ve saha, tezahüratlar ve destek çığlıklarıyla çınlıyordu. Bütün öğrenciler sınıflar arası ya da kulüpler arası müsabakalara katılarak kendilerini adeta bir festival havasına kaptırmışlardı. Bu seneki kulüpler arası turnuvanın kategorisi ise — şaşırtıcı bir şekilde basketboldu! Bu spor için yaptığımız antrenmanların bu şekilde işe yarayacak olması tam bir sürpriz olmuştu! Yeni Doğaüstü Araştırma Kulübümüz; ben, Kiba, Koneko-chan, Irina ve Asia’dan oluşan bir kadroyla turnuvaya katıldı; diğer kulüpleri birbiri ardına dize getirdik. Ne de olsa insanlarla Şeytanların fiziksel kabiliyetleri arasında dağlar kadar fark vardı… ama bunların hepsi onları devirmek içindi!
Hedefimiz birinciliği kapmak! Bir de şu Öğrenci Konseyi’nin işini bitirmeliyiz!
Kulüp başkanı olarak Asia, Öğrenci Konseyi’ni dize getirme hırsıyla dolup taşıyordu! Biz de ona coşkuyla karşılık verdik:
[Evettt!]
Ve Asia-buchou’nun peşinden gittik! Doğaüstü Araştırma Kulübü, maç üstüne maç kazanarak kolayca finale kadar yükseldi; sonunda tıpkı bizim gibi rakiplerini devirip yükselen takımla, yani Xenovia liderliğindeki yeni Öğrenci Konseyi ile karşı karşıya geldik. Spor salonunun tam ortasında, Doğaüstü Araştırma Kulübü ile Öğrenci Konseyi basketbol formalarıyla yüz yüze duruyorlardı.
Issei, kazan şu maçı!
Asia-chan, göster gününü onlara!
Matsuda ve Motohama bizi hırsla destekliyordu!
Kiba-kyun!!!
Kiba-kyun-senpaiii!!!
Kiba’ya gelen tezahüratlar ise çoğunlukla kız öğrencilerin çığlıklarından ibaretti. … Demek adama harbi harbi ‘Kiba-kyun-senpai’ diyorlar, vay arkadaş….
Yardırın bakalım Asia, Xenovia!
Kiryuu iki takımı da destekliyordu. İki lider — Asia-buchou ve Xenovia-kaichou gözlerini birbirine dikmişti.
Xenovia-san, sana kaybetmeyeceğim.
Asia, ben de tam bunu söyleyecektim! Sana yenilmeye hiç niyetim yok çünkü!
Onların kadrosu Xenovia, Saji, Nakiri, Meguri-san ve Nimura-san’dan oluşuyordu. Hiçbiri hafife alınacak tipler değildi. Saji karşıma dikilip konuştu:
Maden kapışıyoruz, sana kaybetmeye hiç niyetim yok. Bunu yaklaşan maçın bir ön hazırlığı olarak görebiliriz.
Benim de senden aşağı kalır yanım yok, Saji.
Nakiri ise bana mahcup bir edayla bakıp “İş ayrı, dostluk ayrı” gibisinden laflar ederek özür diledi.
Sorun değil canım, kulüpler arası turnuvadayız sonuçta, gayet doğal. Biz daha ne olduğunu anlamadan spor salonu maçı izlemeye gelen öğrencilerle hıncahınç dolmuştu.
Millet, sonuç ne olursa olsun, arkanızda asla bir pişmanlık bırakmayın!
Rossweisse-san bile maçı izlemeye gelmişti. Hakem selamlaşmamıza izin verdikten sonra tüm oyuncular kendi pozisyonlarına dağıldı ve başlangıç düdüğü acı bir şekilde çaldı. Maç başlar başlamaz ne Şeytan güçleri ne Melek güçleri ne de başka bir özel yetenek kullanıldı; tamamen kendi bedenlerimizin ham gücüyle kapıştık. Kiba hızla topu sürerek hücuma geçti ama Nakiri, Kiba’dan hiç de aşağı kalmayan bir hızla onu markaja alıp peşine takıldı; ardından Xenovia, Irina’ya atılması gereken topu havada kaptı. Top dönüp dolaşıp benim ellerime geldiğinde tam şut çekmeye hazırlanıyordum ki Saji, Sana o şutu çektirir miyim ulan!
diyerek önümü kesmek için havaya sıçradı! Taraflardan biri sayı yaptığı an diğeri anında karşılık veriyordu. Maç kıran kırana devam ediyordu ve skor başa baş gidiyordu. Süre giderek azalıyordu, tam o sırada Koneko-chan Asia’ya harika bir pas çıkardı. —Etrafında kimse yoktu! Tıpkı o zamanki gibiydi. Asia ise bu, kesinlikle başarabilir—. Fakat bunu önceden tahmin etmiş gibi, Xenovia hızla öne atılıp Asia’nın önünü kesti! Asia şut pozisyonu aldı, Xenovia ise topu çalmak için sağlam bir savunma duruşuna geçti. Ve sonra, tam şutu çekecekken — Asia aniden yön değiştirip topu sürerek arkaya doğru döndü. —Sahte hamleydi! Asia, Xenovia’yı tereyağından kıl çeker gibi sıyırıp geçti! Panyaya yaklaşırken topu fırlatmak için havaya sıçradı—. Xenovia hâlâ Asia’nın az önceki sahte hamlesinin şokunu yaşasa da anında toparlanıp peşinden fırladı—.
O sayıyı sana verdirtmem, Asia!!
İmkânı yok, biz kazanacağız!
Tam o anda top Asia’nın ellerinden süzülüp havalandı—.
Ahaha, sonunda ikimiz de aynı puanla berabere kaldık puan aldık.”
Kulüpler arası turnuvada kazandığımız galibiyet sertifikasını elimde tutuyordum; Eve doğru yürürken Asia da yanımdaydı. O sırada skorlar eşitti ve uzatma dakikalarında bile iki taraf da geri adım atmayınca İş seri penaltı atışlarına kalmıştı. Fakat sonrasında da bir kazanan çıkmamıştı ve Süre yetersiz olduğu için sonuç ‘eşit skorla çift galibiyet’ ilan edilmişti. Aslında işi taş-kağıt-makasla bitirmek de mümkündü Ama bir kazanan belirleyebilmek için zaten o kadar hırsla mücadele etmiştik ki muhtemelen bu Anlamsız olurdu. Maçı izleyen öğrencilerin de Hiçbir şikayeti yoktu; gayet heyecanlılardı ve Karşılaşmamızdan gerçekten keyif almış gibi görünüyorlardı. Asia ile yapmamız gereken birkaç ufak tefek iş olduğu için Kulüp faaliyetlerinden sonra eve birlikte dönüyorduk. Asia gülümseyerek konuştu:
Bu durumda Rias-oneesama’ya müjdeli bir haber Verilebileceğim.
Puanlarımız eşit olsa da neticede biz de kazanmış sayılırdık. Rias bu habere muhtemelen çok sevinecekti. Yine de Xenovia ve diğerlerinin pes etmeyen direnci Gerçekten ürkütücüydü. Tabii ki biz de Pes etmiş değildik. Asia’nın son ana kadar tek arzusu Zaferi elde etmekti. Kulübünün bir üyesi olarak bana da sadece onun Arkasından gitmek düşerdi. Bu şekilde, kulüpler arası turnuva hakkında konuşup fikir alışverişinde bulunmaya Devam ettik. Parkın içinden geçerken Aniden ağlayan küçük bir erkek çocuğunun sesini duyduk. Ne olduğuna bakmak için Yöneldiğimizde, yerde düşmüş küçük bir çocuk gördük; Yaralı dizine sarılmış, hüngür hüngür ağlıyordu. Asia Hemen çocuğun dizine bakmak için yanına koştu.
İyi misin? Erkek adam böyle ufak bir yara için ağlamaz, Anlaştık mı?
— Hmm. Bu sözler ve şu manzara bana o anı hatırlattı. Gerçekten de, bir yıl önce Asia ile tam da buna benzer şartlar altında karşılaşmıştık. O zaman da Asia, yaralanan bir çocuk olduğu için hemen ileri atılmıştı. Ve yine aynı sözleri söyledikten sonra, çocuğun yarasını iyileştirmek için Kutsal Ekipman’ını kullanmıştı. Asia bu kez de Kutsal Ekipman’ının gücünü kullanarak Küçük çocuğun yaralı dizini iyileştirdi.
Bak, hiçbir şeycik kalmadı. Artık endişelenmene gerek yok.
Küçük çocuk acının bir anda kaybolmasına inanamasa da, Minnetini göstermek için hemen eğilerek selam verdi.
Çok teşekkür ederim, abla!
Bunu söyledikten sonra çocuk koşa koşa uzaklaştı.
“Çok teşekkür ederim abla”, ha.
Asia’nın o zamanki halini hatırlayıp bu sözü tekrarladım ve Sesli bir kahkaha attım.
Ufufu, artık Japoncayı çok iyi anlayabiliyorum.
Haklısın, gerçekten öyle. Sonra Asia tam karşımda durdu ve Konuşmaya başladı:
Ise-san ve herkesle tanışmak, Tanrı-sama’nın bana bahşettiği En değerli hediye.
.
…….
İlk karşılaştığımızda Asia, yeteneğinin etrafında dönen olayları büyük bir ciddiyetle anlatmıştı. O zamana kadar zaten pek çok zorluk yaşamıştı. Ve o günden bu yana, şüphesiz eskisinden de daha zorlu geçen bir yıl atlatmıştı… Yine de Asia’nın yüzündeki o gülümseme, O zamankinden çok daha parlak, çok daha güzeldi. Ve tam o anda Kararımı verdim. Zaten yeterince uzun bir süre Beklemedim mi? Artık ona söyleyemez miyim? Asia’nın omuzlarını nazikçe tutarak Konuştum:
Şimdi söyleyeceğim şey, sana daha önce söylemeye Karar verdiğim bir şey…
Bir an duraksadım. Gerçekten yapabilir miyim? Asia’yı mutlu edebilir miyim? Zihnimi sürekli kurcalayan şey Tam olarak buydu… Ama bir yemin etmiştim. Asia ile birlikte Omuz omuza ilerleyecektim. Neredeyse sonsuz bir ömre sahip bir Şeytan olarak Hayatımı onunla geçirecektim—. Şu anki halimle, Bunu kesinlikle başarabilirim—. Buraya kadar geldikten sonra, nihayet Kendime güvenim gelmişti. Hatta ufak bir kibir bile diyebilirdim buna. Üst düzey bir Şeytan — Ben zaten çoktan bir [Şah] olmuştum. Asia’nın da benim hizmetkârlarımdan biri olmasını sağlamıştım. Şu anki halimle, Asia Argento’nun mutlu bir hayat yaşamasını kesinlikle sağlayabilirdim! Bu yüzden söylemeliydim, ona hissettiklerimi açıklamalıydım. Ben — Asia’ya kendi duygularımı itiraf etmeliyim! Yüzümü Asia’ya döndüm ve Kararlı bir sesle konuştum:
Asia, gelecekte de yanımda kalır mısın? Seni kesinlikle Mutlu edeceğim.
Bu, benden gelen — bir evlilik teklifiydi. Asia’nın… Yanımda Kalmasını istiyorum. Onunla evlenmek istiyorum! Ömrümün sonuna kadar, her zaman Onunla birlikte olmak istiyorum! Evlilik teklifimi dinledikten sonra Asia’nın Gözlerinden kocaman gözyaşları süzülmeye başladı. Yüzündeki ifade Tamamen katıksız bir sevinçle doluydu!
……… Evet, lütfen bundan sonra da bana göz kulak ol!
Asia başıyla onaylayarak teklifimi kabul etti! Yaşasın beee! Asia kabul etti! Asia’ya sarıldım ve avazım çıktığı kadar bağırdım!
Bir ömrü birlikte geçirelimmmmmm!
Evet! Sonsuza dek birlikte olalım!
Bu mutlu anın tadını çıkarırken Asia’yı kollarımın arasında daha da sıkı tuttum! Ah, benim tatlı Asia-chan’ım! Benim müstakbel gelinim! Seni kesinlikle Mutlu edeceğim! Aramızda böyle harika bir atmosfer oluşmuşken, Yüzlerimizi birbirine yaklaştırdık ve tam öpüşmek üzereydik ki… Gölgelerin arasından fırlayıverdirler.
Duydun mu bunu, Irina!?
Evet, duydum Xenovia!
Yüzlerinden duygu dolu gözyaşları süzülen Xenovia ve Irina birdenbire ortaya çıktılar.

Asia da sonunda Ise’nin müstakbel gelini oldu!
Üçümüz de harika gelinler olacağız!
Erkeklerin o coşkulu gözyaşlarıyla kapışacak düzeyde, Kadınsı ama bir o kadar da tutkulu gözyaşları döküyorlardı!
Irina, Xenovia!? S-Siz bizi mi izliyordunuz!?
Benim bu sorumu duyan Irina cevap verdi:
İri yarı bir tesadüfle sizi gördük. Sonra da sizi gizlice dikizleyebilmek için Saklandık. Kusura bakma ya.
Yakalanmıştık! Cidden, acayip utanç vericiydi! Irina duygulanmış gibi görünüyordu Ama hemen ardından pişmanlık dolu bir tonla konuştu:
Ama bu cidden en iyi evlilik teklifiydi ya…! İçim cız etti valla…! Xenovia’ya uyup da Ben de pat diye teklif etmemeliydim! Çok daha romantik bir ortamda söyleseydim Keşke! Bir kız için Bu hayatta bir kez olacak bir şey sonuçta!
Sana Xenovia’nın peşine takılıp aynı şeyi söyle diyen olmadı ki zaten! O zaman düzgün bir cevap vermemiş olsaydım Madara olacaktım resmen! Xenovia, Asia’yı ellerimden çekip alarak kendisine sarıldı.
Harika! Asia! Neyse ne, artık üçümüz de Ise’nin Gelinleri olduk!
Irina da koşa koşa yanlarına geldi ve üçü bir halka oluşturdu.
Hıhım! Üçümüz bir arada olunca cidden en güzeli oluyor!
E-Evet! Bundan sonra da Hyoudou ailesinin bir üyesi olarak Elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim!
Halka oluşturan bu üçlü arkalarını dönüp Hep birlikte bana baktılar:
Sakıncası yok, değil mi?
— Yahu, siz üçünüz cidden ne kadar da iyi anlaşıyorsunuz böyle!
Ahh, tamam be, anladım! Asia da olsa, Xenovia da olsa, Irina da olsa… HEPSİNİZİ MUTLU EDECEĞİM!
Rias, Akeno-san, Asia, Xenovia, Irina! Madem hepinize birden duygularımı açtım, O zaman hepinizi ama hepinizi mutlu edeceğim! Bak gör, Azazel-sensei! Herkesi mutlu edeceğim! Çünkü bunu başarabilecek tek kişi Şu anki Kızıl Ejder İmparatoru’ndan başkası değil!
Bölüm 2
Kulüpler arası turnuva sona ermiş olsa da Turnuva hâlâ Devam ediyordu—. Bundan sonra, Sairaorg-san’ın takımı ile Cao Cao’nun Takımı karşı karşıya geldi; biz ise Sitri takımıyla kapıştık — Saji ile rövanş maçına çıktım. Üçüncü sınıfımızın ilk dönemi İşte böyle geçip gitti. Eleme maçları artık son demlerine yaklaşıyordu ve tüm Takımlar son on altıya kalabilmek için alev alev yanan savaşlara tutuşuyordu. Bu gece yeni eşleşmeler duyurulacaktı, bu yüzden biz [Alevli Hakikatin Kızıl Ejder İmparatoru] takımı olarak (Bina-shi yoktu) hepimiz televizyonun karşısında toplanmış durumdaydık. Maç eşleşmeleri ardı ardına açıklanıyordu — karşılaşma tarihleri zaten belirlenmişti ve Bizimki de bunların arasındaydı. Önemli bir üne sahip çeşitli takımlarla da yüzleşmiştik… Ama Turnuva elemelerinin son aşamalarına kendimizi atmayı Başarmıştık işte. Tam zihnimden bu toyca düşünceler geçerken, bir sonraki eşleşme hepsini darmadağın etti. O iki isim ekranlarda göründüğü anda, Tüm mekândaki hava bir anda ısınmış gibiydi.
[Rias Gremory] Takımı VS [Sabah Yıldızının Beyaz Ejder İmparatoru] Vali Lucifer Takımı
— Ne! … Demek sonunda o gün geldi, Rias… Ve Vali kapışıyor! Xenovia bile Bunu görünce sesini yükseltti:
Bu da ne! Nasıl bir eşleşme böyle!? Rias-sama gerçekten de Vali Lucifer’a karşı mı mücadele edecek!
Rossweisse-san’ın yüzündeki ifade de oldukça karmaşıktı:
Normal şartlar altında Vali Lucifer’ın takımı Avantajlı olurdu… Fakat işin içinde Crom Cruach da olduğu için işlerin nasıl sonuçlanacağını kestirmek zor. Üstelik duyduğuma göre Rias-san yeni bir aday üye ile de müzakereler yürütüyormuş…
Yeni bir aday mı? Rias kimi kadrosuna katmayı planlıyor ki? Bünyesine Crom Cruach’u katmış olması bile zaten yeterince korkutucuyken üstelik…
Rias-sama bu konuda görüşmelerini hâlâ sürdürüyor… Aynı çatı altında yaşıyor olsak da Nihayetinde rakip takımlardayız, bu yüzden bu tarz bilgileri Öyle kafamıza göre paylaşamayız.
Ravel böyle söyledi. Rias’ın bunu gizli tutma nedenini ben de anlayabiliyordum, çünkü birbirimizin adayları hakkında her şeyi bilseydik Turnuva’ya katılmanın hiçbir anlamı kalmazdı. Yalnızca…
Ne Rias’ın ne de Vali’nin birbirini hafife alma lüksü var…
Yutkunarak kurdum bu cümleyi. … Hayal bile edilemeyecek türden bir maç olacak gibi görünüyordu. Ve ardından, bir sonraki maç eşleşmesi Televizyon ekranında belirdi. Irina şaşkınlıkla çığlığı bastı!
… Bizim takım imkânsız bir grupla Eşleşti galiba!?
[Alevli Hakikatin Kızıl Ejder İmparatoru] Hyoudou Issei Takımı VS [Kralların Keyfi] Typhon, Apollon, Vidar İttifak Takımı
Nutkum tutulmuştu. Bayağı bayağı o Vidar-san ve Apollon-san’ın takımıyla Eşleşmiştik!
…Rakiplerimiz tanrı sınıfı varlıklar!
Üstelik Turnuva’yı kazanması beklenen en güçlü adaylardan biriler!
Ravel’in yüzü asıldı. Yeni nesil iki baş tanrı ve üstüne bir de efsanevi Canavarlar Kralı…! Rossweisse-san şaşkınlık içinde konuştu:
Canavarlar Kralı Typhon, Olympos’un şu anki baş tanrısı Apollon… Ve tabii İskandinav mitolojisinin şu anki baş tanrısı Vidar-sama…!
Kendisi de İskandinav mitolojisinden geldiği için, Vidar-san’a karşı savaşmak konusunda haliyle karmaşık duygular İçindeydi. Nakiri de acı acı gülümsemekten kendini alamadı:
Hahaha, vallahi helal olsun.
Eliyle alnına bir şaplak indirdi. [48] Ravel büyük bir kararlılıkla Bana döndü:
… Ise-sama, madem zaferi hedefliyoruz, onlar zaten karşılaşmamız Kaçınılmaz olan rakiplerden biriydi. Sadece bir zaman Meselesiydi.
Evet, bu maç bizim takım için kader maçı.
Madem gözümüzü zafere dikmiştik, tanrı sınıfı varlıklarla savaşmak zaten kaçınılmazdı. Şimdiye kadar şans denen şey yüzümüze pek gülmemişti ama böylesi normal olandı zaten. Doğru ya, tanrı sınıfı varlıklarla savaşmamıza olanak tanıyan şey tam da bu sıradışı Turnuva’nın kendisiydi. Takımın tüm üyeleri üzerlerindeki baskıyı gitgide daha ağır hissederken, Kapının çalındığını duyduk. Kaa-san kapıyı açıp içeri Girdi.
Ha, Kaa-san? Bir şey mi oldu?
Ise, bir misafirin var. … Sanırım bir Şeytan. Kafasında Boynuzları var.
Boynuz mu? Hepimiz birbirimize bakıp aşağı indik. Kapıda duran kişi, parlak pembe saçlı ve kafasında boynuzları olan Güzel bir kadındı: Roygun Belphegor-san! R-Roygun-san’ın benim evimde ne işi vardı!? Şaşkınlıktan donakaldığımızı görse de Roygun-san hiç istifini bozmadan bizi selamladı:
Gece gece bu kadar geç vakitte geldiğim için çok özür dilerim. Nasılsın, Kızıl Ejder İmparatoru?
Roygun-san! N-Ne yapıyorsunuz burada?
Düşünmeden sormuştum ama Roygun-san veranda kısmına çıktı ve Hiçbir şey söylemeden parmağını şıklattı. Bir sonraki an, Evimin bahçesinde birden fazla büyü çemberi belirdi ve Pelerinli, kapüşonlu birkaç kişi ortaya çıktı.
N-Ne oluyor…!?
Hepimiz teyakkuza geçmişken sorduğum bu soruya
Hizmetkârlarım.
Roygun-san duraksamadan cevap verdi. … R-Roygun-san’ın hizmetkârları demek. İyi de neden benim evimde toplanmışlardı ki? Şüphe dolu ifademi gören Roygun-san ciddi bir bakışla konuştu:
Bu, kararlılığımızın bir göstergesidir.
Tam karşımda Roygun-san — diz çöktü!? Hemen arkasından Hizmetkârlarının tümü de diz çöktü!
Ben Roygun Belphegor ve hizmetkârlarım, [Alevli Hakikatin Kızıl Ejder İmparatoru] Hyoudou Issei-sama’nın Emri altına girme arzusuyla huzurunuza geldik. Aynı zamanda, [Alevli Hakikatin Kızıl Ejder İmparatoru] takımına katılmamıza izin vermeniz için Size yalvarıyoruz—
— Ne!? N-N-N-Ne oluyor yahu!? Bu cidden her türlü hayal gücünün Ötesindeydi! Roygun-san hizmetkârlarını da toplayıp buraya kadar gelmişti; üstelik sadece hizmetkârım olmakla da kalmayıp Takımıma da katılmak istiyordu! Eski Derecelendirme Oyunları ikincisi olan bu kadar muazzam bir insan neden durup dururken benden medet umup ayağıma kadar gelsin ki, ne dönüyordu burada…! Şaşkınlıktan dili tutulmuş bir halde kalakalmıştım. Yanımdaki Ravel Şaşkınlığını bastırıp çaktırmamaya çalışarak ’a sordu:
Sebebini öğrenebilir miyim acaba—? Vaktiyle [Şah] taşını kullanmış olsanız da O sıradışı Diehauser-sama bir kenara dursun, Derecelendirme Oyunları’ndaki en güçlü oyuncu sizsiniz Roygun-sama. Lütfen Ise-sama’nın takımına katılmak isteme nedeninizi Bizimle paylaşın.
Roygun-san gözlerini süzerek yavaşça cevap verdi:
… Basitçe söylemek gerekirse, Derecelendirme Oyunları sahnesine bir kez daha Çıkmak istiyorum. Geçmişte yaptığım uygunsuz hatalar olsa da, Derecelendirme Oyunları’nı Elimden alırsanız benden geriye… Hiçbir şey kalmaz. Ben sadece o rekabet uğruna yaşayan Bir Şeytan’ım. … Fakat bu şekilde devam edersem Oyunlar’a geri dönemem. … Kendi bencilliğim yüzünden Bütün bunları söylediğim için özür dilerim ama Yeraltı Dünyası’na böylesine bağlı ve inançlı birine Yardım elimi uzatmak istiyorum.
Roygun-san önümde tekrar diz çöktü ve samimiyetle Yalvardı:
Hyoudou Issei-sama, bunun karşılığında tüm benliğimi size Adayacağım. [Şah] taşının yeteneklerini kaybetmiş olsam da, pek çok başarılı oyuncunun Teknikleri hâlâ bende saklı — bu yüzden, lütfen bunu ciddiyetle değerlendirebilir misiniz?
…….
Gözlerimin önündeki bu manzara o kadar aniden gelişmişti ki ağzımı açıp tek bir kelime bile edemiyordum. O an, Ravel’in geçen baharda bana söyledikleri zihnime üşüştü.
—Gerçek gibi gelmese bile, karşınıza her türden insan çıkacak Ise-sama.
—Böyle durumlar yaşadıkça Üst Düzey bir Şeytan olduğunuzu gerçekten hissedeceksiniz.
—Muhtemelen tüm Yeraltı Dünyası’nda en çok umut vaat eden Üst Düzey Şeytan çaylağı olacaksınız.
Bova çıkagelmişti, Nakiri beni arayıp bulmuştu, Bina-shi kendi kendine katılmıştı… Üstüne bir de Derecelendirme Oyunları’nın en güçlü kadın oyuncusu da ayağıma kadar gelmişti…! … Dürüst olmak gerekirse, gerçeklik hissi Tamamen kaybolmuştu. Geçmişte bana bu sözleri söyleyen Ravel bile Roygun-san’ın cevabı karşısında donakalmış, ne diyeceğini bilemez haldeydi. Derecelendirme Oyunları’nın eski ikincisinin ansızın ortaya çıkışı ve bu isteği, Bizi hem şaşırtmış hem de kara kara düşündürmeye başlamıştı. Lise hayatımın bu son yaz tatilinin harareti, Geçen yılı katbe kat aşacak gibi görünüyordu—. Doğru ya, bir şölenin coşkusu asla sönmez, sadece daha da alevlenirdi.
