High School DxD Cilt 18 – Bölüm 3 / Hayat. 2 Yasaklı Olan
Kısım 1
Gittiğimiz kasabada saldırıya uğradıktan sonra, yaralanan Irina’nın babasını da yanımıza alıp büyü çemberini kullanarak Kuou kasabasındaki Kilise’ye ait tıp merkezine geçtik.
Irina’nın babasını hemen muayeneye aldılar. Bedenindeki dış yaralar Asia’nın yeteneği sayesinde iyileştirilmişti. Ama asıl sorun, yaralandığı sırada vücuduna giren Kötü Ejderha zehriydi.
D×D üyeleri tıp merkezinde toplanmıştı.
Irina ise… Bir sandalyede oturmuş, başını öne eğmiş bakıyordu. Saldırının şokunda falan değildi. Görünüşe göre babasını koruyamadığı için kalbinde derin bir yara açılmıştı.
…… Babamı koruyamadım… …… Ben bir Melek olduğumda babam dünyalar kadar sevinmişti ama ben… Babamı korumayı başaramadım…
…… Irina-san. Asia, Irina’nın yanında oturmuş onunla ilgileniyordu.
Xenovia ise…
Irina’nın yanına yaklaşmamıştı. Şu anki tavrı yüzünden Irina’ya azarla karışık çıkışabilirim.
Ama bu, onun için şu an sadece can yakıcı bir deneyim olur. O yüzden Asia’nın onun yanında kalması çok daha iyi. Yani bu işi Asia’nın şefkatli ellerine bırakmıştı.
Xenovia ile Irina arasında sadece ikisine özel bir bağ vardı. Bu yüzden şu an araya girmesinin doğru olmadığını düşünmüş olmalıydı. Bilerek onunla yüzleşmiyordu. Bence bu da Xenovia’nın kendine has inceliğiydi. ……
Kuou kasabasından çıkar çıkmaz saldırıya uğramak ha… Harbi ama ya, nereden saldıracaklarını hiç kestiremiyorsun… Irina’nın babasının yattığı odanın önünde toplanmış dururken yanımıza iki kişi yaklaştı.
Rias ve Azazel-sensei. Böylesine kritik bir anda yanınızda olamadığım için üzgünüm.
Detayları öğrendim.
Şu anda Kilise kanadıyla Qlippoth’a karşı alınacak önlemleri ve Büro Başkanı Shidou için gerekli panzehiri görüşüyoruz. Sensei bunları söyledikten sonra koridorun derinliklerinde gözden kayboldu.
Rias’a olay yerinde yaşananları anlattığım sırada Rahibe Griselda ve doktor odadan çıktılar.
……
Büro Başkanı’nın bedeninde şu an bir Kötü Ejderha’ya ait olduğu düşünülen bir zehir var. Bunu duyan Ddraig, herkesin duyabileceği şekilde konuştu:
[Yamata-no-Orochi’nin zehri ha.
Bu kötü işte. Samael’in zehri kadar ölümcül olmasa da hâlâ son derece tehlikeli. Onu böyle bırakırsak birkaç gün içinde ölecektir, hatta zehir ruhunu bile kirletir. Bunu tedavi edebilecek büyücü veya kurum sayısı bir elin parmaklarını geçmez.] Rahibe, Ddraig’in bu net sözleri karşısında başını salladı.
Evet, sırf bu yüzden Büro Başkanı’nı Cennet’e götürmeyi planlıyoruz.
Cennet’in panzehiri söz konusuysa, Yamata-no-Orochi’nin zehri bile olsa onu iyileştirebilir. Ancak… Ancak?
Ben öyle sorunca Rahibe odanın kapısını açtı.
Görünüşe göre Büro Başkanı’nın hepinizle konuşmak istediği bir konu var.
Birbirimizin yüzüne baktıktan sonra içeri girdik—
Baba!
Irina, babasını yatakta görünce doğrudan kollarına atıldı.
……
Çok özür dilerim. Michael-sama tarafından seçilmeme rağmen… Bir Melek olmama rağmen seni koruyamadım… Irina’nın babası, gözyaşları içinde özür dileyen kızına sevgiyle sarıldı.
Hahaha, senin bir suçun yok ki Irina-chan.
Hem lütfen sanki ölüyormuşum gibi bir hava yaratmayı kesin. Birazdan Cennet’te tedavi göreceğim, bu yüzden benim için endişelenmeyin. Irina’nın babası, onu teselli edercesine neşelendirmeye çalışıyordu.
…… Belki de bedenindeki zehir yüzündendi ama yüzünden süzülen terler ne kadar büyük bir acı çektiğini gözler önüne seriyordu. …… Cildinin bazı kısımları renk değiştirmiş, siyahımsı bir hal almıştı. Koluna bağlı bir serum hortumu vardı, zehrin ilerlemesini yavaşlatan bir sıvı veriyor olmalıydılar. Ama bana kalırsa bu yapılan, kızgın çöle bir damla su damlatmaktan farksızdı. Irina’nın babası etrafındakilere şöyle bir baktıktan sonra konuşmaya başladı:
……
Cennet’e gitmeden önce sizinle konuşmam gereken bir husus var. Az önce bize saldıran o adamla ilgili. ……
O adam… Yamata-no-Orochi’nin sahip olduğu Ama-no-murakumo-no-tsurugi’yi elinde tutan kişi. ……
Adı Yaegaki Masaomi. Kilise’nin yetenekli savaşçılarından biriydi ve önceden benim astımdı. ……
O zaman “önceden” dediğinize göre, şu anda ne durumdadır ki……? “Önceden” dediğinize göre, peki şu an ne durumda ki……?
Rias’ın sorusunu Irina’nın babası yanıtladı.
O çoktan hayatını kaybetti. …… Çünkü Kilise onun idamına karar verdi.
[—!]
Bunu duyan herkes şaşkınlıktan donakaldı! Yani o adam ölmüş müydü? Peki o zaman nasıl orada olabiliyordu? Kendi kendime sordum ama cevabı bulmam uzun sürmedi. Kutsal Kase. Eğer Kutsal Kase kullanılırsa her şey açıklığa kavuşuyordu. O adam Kutsal Kase kullanılarak diriltilmişti. O kutsal kılıç da çalındıktan sonra Kutsal Kase yardımıyla geliştirilmiş ve Kötü Ejderha’nın onu ele geçirmesi sağlanmış olmalıydı.
Irina’nın babası anlatmaya devam etti:
…… Kilise’deki rahip konumunda olan kişilerin saldırıya uğradığını hepiniz biliyorsunuz, değil mi?
Başımızla onayladık. O raporu bize Cennet’teki Michael-san iletmişti.
Bu kesinlikle onun işi. Bunu yapmak için yeterince sebebi var. Üstelik öldürülenlerin hepsi benim eski yoldaşlarımdı.
…………
Şu an duyduklarımız o kadar şok edici bir gerçekti ki hiçbirimiz ağzımızı açıp tek bir kelime bile edemedik. …… Ama aklıma takılan bir şey vardı. Yaegaki denen o adam Kuou kasabasını gayet iyi biliyor gibi konuşuyordu. …… Irina’nın babası da eskiden Kuou kasabasında yaşamıştı. Yani bu mesele tamamen bağımsız olamazdı.
Irina’nın babası bir an duraksadı. Derin bir nefes alan Rias söze girdi:
İşin doğrusu, şu anda Bael Hanesi’ne mensup kişiler de saldırıya uğruyor.
[—!?]
Bu haberle hepimiz daha da büyük bir şok yaşadık! Demek bizim tarafta da ciddi bir olay patlak vermişti! Sadece ben değil, diğerleri de neye uğradığını şaşırmıştı!
…… Bael Hanesi derken, Sairaorg-san’ın ailesi değil mi?
Sorum üzerine Rias başını salladı.
…… Bael Hanesi’nin öz üyelerinden henüz bir kurban yok fakat mevcut Aile Lideri’ne yakın olan ve Büyük Kral fraksiyonunda yer alan siyasetçiler hedef alınıyor. Hatta şimdiden öldürülenler var.
…… Hadi ya. Başka yerlerde de böyle ciddi olaylar dönüyormuş demek.
Kilise kanadı saldırı altında ve Şeytan tarafından da çoktan kurbanlar verildi ha……
Kiba kendi kendine mırıldanırken, Irina’nın babası gözlerini tavana dikip konuştu:
Bu bir tesadüf değil. Az önce kurduğu temas, tüm bu yaşananların arkasında onun olduğunu açıkça gösteriyor. Az önce de belirttiğim gibi, bütün bunları yapmak için fazlasıyla haklı sebepleri var.
Rias sordu:
…… Tam olarak ne oldu bu kasabada? Bana önceden buranın sorumlusu olan Şeytan’ın Bael Hanesi’nden bir akraba olduğu söylenmişti—yani annemin ailesinden biriydi ve Kilise ile bir olay çıkardıktan sonra görevinden alındığı anlatılmıştı sadece.
Bunları duyan Irina’nın babası hem şaşırmış hem de duyduklarıyla taşlar yerine oturmuş gibi bir ifadeye büründü.
…… Anlıyorum, demek sizin tarafta olaylar böyle anlatıldı. …… Aynı şekilde, bizim tarafta da durum böyle izah edildi. …… Yani baban veya ağabeyin sana Kuou kasabasında gerçekte neler yaşandığını hiç anlatmadı mı?
…… Babamın bildiğini sanmıyorum. Benden böyle şeyleri saklayacak biri değildir…… Ağabeyim ise…… Bulunduğu konum gereği emin olamıyorum. Ancak, birazdan Bael Hanesi’nden Gremory Hanesi’ne bir elçi gönderilecek…… Görünüşe göre olayın kamuoyuna sızmasına engel olamayacaklarını anladıklarında, artık saklayamayacakları bu gerçeği bizzat açıklamak istiyorlar. Ben de sırf hizmetkarlarımı yanıma almak için buraya döndüm.
…… Anlıyorum. Demek onlar da bu konuyu açacaklar. O halde ayrıntıları Büyük Kral Hanesi’nin ağzından dinlemek daha doğru olur. Yine de bildiğim kadarıyla birazını paylaşayım. O adam…… Yaegaki-kun, birine aşık oldu…… O dönem Kuou kasabasından sorumlu olan üst düzey bir kadın Şeytan’a.
Irina’nın babası, bedeninde dolaşan zehir yüzünden kıvranmasına rağmen ağzını kapattı ve gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.
O üst düzey kadın Şeytan, Belial Hanesi’nin yan soyundan biriyse de…… Adı Cleria Belial’di. …… Kuou kasabasında ikisini birbirinden biz ayırdık…… …… Bizi beni parça parça edip öldürse bile gıkımı çıkarmaya hakkım yok……! Ölmeyi hak edecek kadar büyük bir günah işledim ben……! …… Yaegaki-kun, çok özür dilerim……! Gerçekten çok özür dilerim……!
Irina’nın babası acı içinde feryat ediyordu. Görünüşe göre Irina’nın babasının içinde taşıdığı gerçek, hayal gücümüzü bile aşacak bir şey çıkacaktı—
Kısım 2
Irina’nın babası Cennet’e götürüldükten sonra, Hyoudou malikanesinin bodrumundaki büyü çemberini kullanarak Gremory kalesine ışınlandık.
Burada bulunanlar sadece Gremory grubu üyeleri ve Irina’ydı. Ravel’i evde bekletmiştik. Sadece bu meseleyle doğrudan ilgili kişilerin burada bulunmasının daha doğru olacağını düşündük. Anlaşılan Bael’i, hatta doğrudan Gremory’yi ilgilendiren bir şeyler duyacaktık.
Bael Hanesi’nin elçisinin beklediği kabul odasına doğru ilerlerken, koridorda Rias’a alçak sesle bir soru sordum:
…… Rias, bana bir şey söyleyebilir misin?
Başını salladı.
Rias, Cleria Belial adındaki Şeytan’ı biliyor muydun?
…… Hayır, bana sadece o kasabadan sorumlu olan önceki Şeytan’ın Büyük Kral Belial’ın yan soyundan biri olduğu söylenmişti. Belgelerde de öyle yazıyordu, hatta Kuou kasabasındaki deneyimlerini dinlemek için o Şeytan’la yüz yüze bile görüşmüştüm. …… Demek bütün bunlar düzmeceydi.
…………
Yani Rias’a önceden verilen tüm bilgiler tamamen uydurmaydı. Yine de o topraklarda korkunç bir şeylerin yaşandığı kesindi. Ayrıca Belial…… Bu durum, onun Derecelendirme Oyunu Şampiyonu Diehauser Belial-san’ın akrabası olduğu anlamına geliyordu, değil mi? …… Ulan, Kuou kasabasında yaşananların gerçek yüzünü tam da böyle bir zamanda öğreneceğimiz tuttu. Zamanlama berbat mı yoksa harika mı? Hangisi karar veremiyorum.
…… Yaegaki denen o adam Rias’a Bael’in kanını taşıyan bir Şeytan demişti. Bizim hakkımızda bilgi sahibi gibi görünüyordu. Sanırım onu Kutsal Kase ile dirilten Rizevim, ölümünden sonra nelerin yaşandığını—ve o toprakların yeni sahibinin Rias olduğunu ona anlatmıştı.
Koridorda ilerleyerek sonunda kabul odasına ulaştık.
Rias kapıyı çaldı ve —Baba, ben geldim, dedi. Ardından Rias’ın babasının içeriden gelen —Gir, yanıtını duyduk.
Rias kapıyı açtı ve hafifçe eğilip içeri girdi.
Biz de onu takip ederek odaya adım attık. Kabul odasında süslerle donatılmış görkemli koltuklar, masalar ve bir de şömine vardı.
Hepinizin burada olmasına sevindim.
Rias’ın babası ayağa kalkıp bizi karşıladı. Koltukta oturan kişi—orta yaşlı bir adamdı. Üzerinde soylulara layık kıyafetler vardı. Mor gözleri ve siyah saçları göze çarpıyordu. Gözleri huzurlu bakıyordu ama aynı zamanda içinde hiçbir açık vermeyen güçlü bir kararlılık barındırıyordu. …… Bütün bedeninden etrafa baskın bir asalet ve heybet yayılıyordu.
…… Rias’ın babasının en ufak hareketinden bile anlayabiliyordum. Bu adam, Rias’ın babasından bile daha üst bir makamda oturan biriydi.
Adam yüzüne ciddi ama kararlı bir gülümseme yerleştirdi.
Merhaba, Prenses Rias.
Rias’ın babası hemen kızına döndü.
Rias, kendisini selamlamalısın. Bu kişi—Bael Hanesi’nin İlk Lideri’dir.
[—!?]
Sadece Rias değil, bunu duyan hepimiz dehşet içinde kaldık! Bael Hanesi’nin…… İlk Lideri mi!? Mevcut Lideri falan değil…… Doğrudan İlk Lideri! Yani “Bael” adı verilen Şeytanların kökenini oluşturan kişi ta kendisiydi!
Aslında Bael Hanesi’nin İlk Lideri olan orta yaşlı adam, Rias’ı bir kez daha selamladı.
Tanıştığımıza memnun oldum, Prenses Rias. Benim adım Zekrum Bael. Eh, benim hakkımda bilgi edinmek için İncil’e ya da bununla ilgili belgelere bakmanız yeterli olacaktır.
…… Merhabalar, hakkınızdaki şeyleri duymuştum…… Belgelerden okuduğum kadarıyla.
Rias bile İlk Bael’in aniden belirmesi karşısında biraz şaşkına dönmüştü. Büyük ihtimalle bunu hiç beklemiyordu. Hepimiz buraya gelecek Bael elçisinin mevcut Lider’in bir astı ya da hizmetkarı olacağını düşünmüştük. Ama onun yerine süper bir hatırı sayılır figür, bizzat İlk Bael çıkagelmişti! Şoke olmamız çok doğaldı! Ben bile dilimi yutmuştum!
İlk Bael’in bakışları bize, Rias’ın hizmetkarlarına kaydı.
Gremory grubu. Başarılarınızı duydum. Hanemizden Sairaorg ile de aranızın iyi olduğunu işittim…… Bu yüzden hepinize teşekkür etmeme izin verin.
İlk Bael bizi kibarca selamladıktan sonra ana konuya geçti.
Prenses Rias, benden duymak istediğin şey…… O kasabanın önceki sahibiyle ilgili, değil mi?
Şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışan Rias, derin bir nefes alıp başını salladı.
…… Evet. Düşmanlar…… “Qlippoth”a yardım eden kişilerden biri, “Cennet’ten ve Bael’den intikamını alacağını” söyledi.
Bunu duyan İlk Bael gözlerini hafifçe kıstı.
Hmm, nereden başlasam acaba……
Irina öne doğru bir adım atarak İlk Bael’e seslendi:
Lütfen. Bize anlatın. Babacığım…… Yani babam da görünüşe göre bu işe bulaşmış. Şu anda o terörist tarafından hedef alınıyor. Lütfen o kasabada neler yaşandığını bize anlatın!
İlk Bael, Irina’nın kimliğini—bir Melek olduğunu—fark etmiş olmalıydı.
…… Bir Melek misin? O işe bulaşmış derken, sanırım o zamanlar Kilise tarafından gönderilen bir ajan olduğunu kastediyorsun? Yoksa Shidou denen insan olabilir mi?
Evet, benim adım Shidou Irina. Shidou Touji benim babam olur.
Bu ismi duyan İlk Bael derin bir nefes aldı.
…… Bu kaderin bir oyunu olmalı. Vay be, Sairaorg’un çağı başladığından beri ne çok şey yaşanıyor böyle. …… Öncelikle sana bir şey sorayım. Bizimle o topraklar arasındaki bağı biliyor musun?
Rias başını salladı.
Evet, şu anda Gremory tarafından yönetiliyor fakat daha öncesinde Bael Hanesi ile Gremory Hanesi arasında ortak bir bölge olduğu söylenmişti bana.
Bunu ilk defa duyuyordum. Rias’tan bile önce. Hayır, daha da öncesinde orası hem Bael hem de Gremory’nin ortak bölgesi miydi yani?
Şu an kullanmakta olduğunuz yerlerin çoğunda antik çağlardan beri klanımızın parmağı vardır. Gerçi ağırlıklı olarak Gremory tarafından yönetiliyordu. Kuou Akademisi için de aynı şey geçerli. Ancak bir dönem, soyluların oğullarına ve kızlarına tecrübe kazandırmak amacıyla o bölge kısa süreliğine onlara tahsis edilmişti. O kız da onların arasındaydı.
İlk Büyük Kral alçak ama derin bir tonla, son derece vakur bir biçimde konuşmaya başladı.
Kuou kasabası, üst düzey Şeytan klanı Belial Hanesi’nin yan soyundan gelen bir kız tarafından yönetiliyordu.
Rias’tan önceki Şeytan oydu. Bu anlatılanlar, Rias’a söylenenlerden çoktan farklılaşmıştı bile. Anlaşılan o kız, Oyun şampiyonu Diehauser Belial’ın kuzeniydi.
İlk Bael konuşmasını sürdürdü:
Cleria’nın yönetimi tıkırında gidiyordu. Üst düzey bir Şeytan tarafından yönetilen diğer kasabalar gibi gelişme gösteriyordu. Ancak birçok tesadüf sonucunda Cleria, bir insanla ilişki yaşamaya başladı. Hayır, sırf bunun için onu suçlayacak değilim. Antik çağlardan beri bir Şeytan’ın bir insanla ilişki yaşaması sıra dışı bir durum değildir.
İlk Bael ekledi:
Sonuçta onlar bizden daha kısa yaşam sürelerine sahip varlıklar. Uzun yaşayan Şeytanlar için, kısa bir süreliğine vakit öldürmeye yarayan uygun birer oyun arkadaşıdırlar.
Ancak İlk Bael’in gözleri aniden ciddileşti.
…… Fakat o insan Kilise kanadından geliyorsa işler değişir.
İlk Bael’in gözleri Irina’ya kaydı.
Şu anki dönemde böyle bir ortamda bir Melek’in bulunmasına izin var. Ancak o zamanlar, Şeytanlar ile Kilise mensuplarının bir araya gelmesi imkansız olmakla kalmaz, ikisi arasında bir aşk yaşanması duyulmuş şey değildi. Kilise mensuplarını yoldan çıkarıp birer seks oyuncağı olarak kullansaydınız sorun olmazdı. Lakin gerçek bir aşk ilişkisi yasak (tabu) sayılırdı. …… Altı ay öncesine kadar bu üyelerin böyle bir toplantıda bir arada bulunması bile imkansızdı…… Gerçekten de bu yıla girdiğimizden beri değer yargılarımızı derinden sarsan ne çok olay yaşandı böyle.
İlk Bael’in yüzü ekşidi. Irina ardından ona sordu:
…… Yani Belial Hanesi’nden olan kadın ile Kilise savaşçısı……
Böyle bir şeye asla izin veremezdik. İki taraf da kendi duruşundan vazgeçmeyerek onları ikna etmeye çalıştı. Fakat aralarındaki bağ çoktan ciddileşmişti. Cleria…… Bunu sırf zevk olsun diye yapmıyordu, onunla ciddi bir ilişkiye girmişti ki bu son derece yanlıştı. Buna izin vermek bir istisna yaratmak anlamına gelirdi. Bu yüzden kaba kuvvet kullanarak onları ayırmaya karar verdik. Aynı şekilde Kilise kanadı da öyle yaptı. İroni şundaki, o zamanlar düşman olmamıza rağmen birleşmiştik. Kendi kurallarımızı koruyabilmek adına. Fufufu, sizce de iki taraf da günahkar varlıklar değil mi?
…… Hepimiz nutkumuz tutulmuş hâlde kalakaldık. …… Harbi ya, ben o sırada oralardayken, yaşadığım kasabanın perde arkasında böyle şeylerin dönmüş olması……
Rias ardından sordu:
Yani ikisi de…… Hayatını kaybetti. …… Onları siz öldürdünüz, değil mi?
İlk Bael soğukkanlılıkla konuştu:
Sonuç nihayetinde buraya vardı. Onu son ana kadar ikna etmeye çalıştık. Fakat Kilise tarafı duruma daha fazla katlanamadı…… Hayır, belki de ilk harekete geçen bizim tarafımızdı ama nihayetinde iki taraf da kendi sorununu halletti.
Sonuç olarak, o bölgeyi yöneten Şeytan geçici olarak ortadan kalkmış oldu. Efendilerini koruyan Hizmetkar Şeytanlar bile ya katledildi ya da bolca “ödüllendirildikten” sonra Yeraltı Dünyası’nın ücra bir köşesine sürüldü.
Kilise kanadı da aralarında beliren bu aykırılığı yok etmek zorunda kaldığı için personel değişikliğine gitmek durumunda kaldı. Kuou Kasabası’nda konuşlanmış olan ve aralarında Irina’nın babasının da bulunduğu Kilise mensupları ile olaya karışan herkes yurt dışına gönderildi. Bazıları ödül olarak terfi ettirildi. Bazıları ise yoldaşlarının kanı ellerine bulaştığı için kendi adalet anlayışları ile Tanrı’ya olan inançları arasında sıkışıp kalıp ruhen çöktü.
İlk Bael’in söylediklerine bakılırsa, Michael-san’ın bundan büyük ihtimalle haberi yoktu ve Kilise içinde sadece çok az sayıda kişi bu gerçeği biliyordu. Eski Kilise savaşçısı olan Freed ve Balba Galilei gibi adamlar bile o bölgede yaşananlardan habersizdi. Yani İlk Bael’in anlattıklarının doğru olduğunu varsayıyorum.
…… Gerçi o olay yüzünden Kilise mensupları kasabadan çekilince ortaya çıkan fırsatı değerlendiren Düşmüş Melekler bölgeye sızmıştı ama……
…… Ama cidden, insanı içten içe kahreden ne acımasız bir hikaye bu böyle. Bir Şeytan ile bir insanın aşkı…… Kesinlikle izin vermeleri gerektiğini düşündürtüyor insana ama Üst Düzey Şeytanların dünyasının benim hayal gücümü aşan bir yer olduğunun da pekala farkındayım. Özellikle de barış sağlanmadan önceki Yeraltı Dünyası’nın. …… Gururlarına ve kan bağlarına her şeyden çok önem veren soyluların açısından bakılınca, o olay kesinlikle silmek isteyecekleri leke gibi bir şey olmalıydı.
…… İnsanı öfkeden deliye döndüren bir hikaye olduğu kesin…… Fakat içimde bundan farklı bir duygu daha belirmekteydi. …… Eğer o olay yaşanmasaydı Rias benim kasabama gelmeyecekti, ben de Asia ile tanışamayacaktım. En nihayetinde buluştuk buluşmasına ama o adamla Belial Hanesi’nden olan kadın arasındaki o olay yaşanmasaydı…… …… İnsanın kafasını cidden karmaakarışık eden bir durumdu bu.
…………
Asia da karmaşık duygular içinde, son derece üzgün görünüyordu. Şu an tam olarak bu haldeydi. Belki de, hayır, kesinlikle onun da şu an benimle aynı duyguları paylaştığına emindim. O kılıç ustası ile Belial kadınının trajedisi yürek burkucuydu; hatta tüm bunların kaynağını öylece bıraktıkları için Bael Hanesi’ne ve Kilise’ye hesap sorasım bile geliyordu. Ama şu an yaşadığımız o eğlenceli günler, sırf o olay yaşandığı için mümkün olabilmişti……
Hepinizin içinde yaşadığı Kuou kasabası denen o cennet, pek çok fedakarlık sayesinde kurulmuş bir dünyadır.
…… O adamın gitmeden önce söylediği sözler şimdi içimize daha bir oturuyordu.
İlk Bael’in anlattıklarını dinledikten sonra, Gremory’nin mevcut Lideri olan Rias’ın babası elini sessizce çenesine koydu.
…… Bunu ben de ilk defa duyuyorum. Kızımın bölgesinde böyle bir olayın yaşandığını rüyamda görsem inanmazdım…… Kızımın sırası gelene kadar o bölgeyi Bael’in ellerine bırakmış olmamızda bizim de kabahatimiz var elbette ama sözde bile olsa o toprakları birlikte tuttuk. Bunun bana açıkça bildirilmesini kesinlikle isterdim.
Rias’ın babasının bu durumdan biraz hoşnutsuz olduğu aşikardı. İlk Bael ise istifini bozmadan anlatmaya devam etti:
Geçmişi çarpıtıp o toprakları Prenses Rias’a devrettiğimiz için özür dilerim. Ancak orası böyle tatsız bir olayın yaşandığı bir yerdi. Varisi çabucak belirlemeseydik şüphe çekerdi.
Rias’ın babası gözlerini kapattı.
Ve yetenekli bir genç ideal olurdu…… Değil mi? Kızım, İblis Kral Lucifer’ın kız kardeşidir. Aynı zamanda Bael Hanesi’nin kanını taşır. Yani onun, o topraklarda gerçekte yaşananları silip süpürecek kadar ehil olacağını düşündünüz, öyle mi?
İlk Bael hafifçe gülümsedi.
Gerçekler şimdiki gibi ortaya çıksa bile, yetenekli bir genç söz konusu olduğunda, kazanacağı pek çok başarı sayesinde geçmişin üstünü örtmek son derece kolay olur. Biz öyle düşündük düşünmesine ama genç hanımefendi o kadar yetenekli çıktı ki, o topraklar Üç Büyük Güç arasındaki barışın simgesi hâline geldi. Böylece geçmişin izlerini silmeye fazlasıyla yetecek bir başarı elde edilmiş oldu.
…… Gerçekten de hedefi tam on ikiden vurmuştu. Yok, resmen noktayı koymuştu. Rias şu an bile muazzam başarılar imza atmaya devam ediyordu. En parlak çaylaklardan biri olarak kabul edilecek kadar ün kazanmıştı. Böyle söylemek hoş olmasa da, o olay kamuoyuna sızsa bile Rias’ın elde ettiği başarıları gölgelemeye yetmezdi. O topraklar çoktan Üç Büyük Güç’ün iş birliği yaptığı özel bir bölgeye dönüşmüştü. Geçmişteki olay ortaya çıksa bile insanların “artık çok geç” diye düşünmesi işten bile değildi.
Ancak Rias başını sallayarak İlk Bael’e karşı çıktı:
O dönemki siyasi durumları işin içine katacağından, bunu benden saklamış olmanız hakkında tek kelime etmeyeceğim. Ama neden—
Rias öfkesini olabildiğince bastırmaya çalışarak konuşmasını sürdürmeye çabaladı. Fakat Rias’ın söyleyeceği şeyi İlk Bael dile getirdi:
Neden gerçeği saptırdık? Neden gerçekleri anlatmadık? Hatta Lord Gremory’ye yalan söyleyecek kadar ileri gitmemizin sebebi neydi— Bunu mu sormak istiyorsun?
Söylemek istediği şeyleri pat diye yüzüne vurunca Rias hoşnutsuz bir ifadeyle sustu.
İlk Bael oralı bile olmadan konuşmaya devam etti:
Sirzechs-dono’ya durumu anlatmıştım. Eğer sana söylemediyse, bu kesinlikle sana olan “sevgisinden” kaynaklanıyordur. Bunu inkar edemezsin. Sevgili kız kardeşine olumsuz bilgiler verip onu daha fazla sıkıntıya sokmak istemedi. Sen de öyle düşünmüyor musun? Bael’in iradesi ile kardeşine duyduğu sevgi arasında onu çaresiz bıraktığım için özür dilerim. Ancak her iki tarafın da beklentilerini karşılayacak doğru seçimi yaptığı için kendisini takdir etmek isterim.
Bu sözler Rias’ın damarına basmış olmalıydı. Rias sesini yükselterek üsteledi:
Ama…… Ama! O gerçekler şimdi patlak verdi ve sırf bu yüzden o topraklar teröristlerin hedefi hâline geldi! Bunu önceden bilseydik…… Belki bir karşı önlem alabilirdik. Hem Yeraltı Dünyası tarafından hem de Kilise tarafından verilecek kayıpların önüne geçebilirdik……
Bunu duyan İlk Bael neşeyle kahkaha attı.
Hahahaha, çok gençsin. Tıpkı bizim Sairaorg ve önceki Lucifer-sama’nın oğlu Rizevim-bocchan gibi. Tıpkı insanlar gibi duygularınızla hareket ediyorsunuz.
Ardından İlk Bael bakışlarını kaydırdı—doğrudan bana baktı.
Sekiryuutei-dono.
E-Evet.
Bana aniden seslenmesiyle irkildim. İlk Bael yüzünde bir gülümsemeyle konuştu:
Gelecekte bir İblis Kral olmaya ne dersin?
!
…… Hiç beklemediğim bu teklif karşısında ne diyeceğimi bilemedim. İlk Bael devam etti:
Popülerliğinle bir İblis Kral olsan ortalık bayağı şenlenir aslında.
B-Benim gibi biri nasıl İblis Kral olabilir ki……
Kafamdaki İblis Kral imajı Sirzechs-sama’ydı. Ona benzemek, onun gibi olmak ise—
Fakat İlk Bael açık yüreklilikle kestirip attı:
Olabilirsin. Bizim Sairaorg’un bile hedefleyebileceği bir makam bu sonuçta.
“Bizim Sairaorg bile” ha.
…… Sairaorg-san sonraki varis değil mi?
Sorum üzerine İlk Bael başını salladı.
Evet, Sairaorg kesinlikle bir sonraki varis. Çok yetenekli ve topraklarımızdaki halk bile onu çok seviyor. Fakat ben onun küçük erkek kardeşini bir sonraki Aile Lideri yapmayı planlıyorum. Sairaorg Lider olduğunda, ona birkaç başarı kazandırdıktan sonra bir İblis Kral olmasını ya da hemen ardından gelen bir mevkiye geçmesini sağlayacağız.
İlk Bael bunu burada bulunan herkesin net bir şekilde duyabileceği şekilde dile getirdi.
Şimdi de, geçmişte de Büyük Kral Bael’in ana soyunun varisi olacak kişi, yıkım gücüne sahip olan kişidir.
…… Sairaorg-san’ın kendi bileğinin hakkıyla elde ettiği sonraki Liderlik koltuğu. Demek sadece “geçiciydi” ha……! Büyük Kral unvanını miras alacak kişinin yıkım gücüne sahip olması gerektiğini söylüyordu.
O an Sairaorg-san ile yaptığım o sohbet gözlerimin önünde canlandı. Var gücüyle, yumruk yumruğa benimle dövüşen o adam. Auros Akademisi’ni ve çocukların hayallerini korumak için Kötü Ejderhalara karşı bedenini siper eden kişi. Büyü gücü yetersiz olmasına rağmen, ileriye doğru adım atabilmek için bu eksiğini başka şeylerle kapatan o adam……!
…… Neden bilmiyorum ama kulağa Büyük Kral, İblis Kral’dan daha yüce bir şeymiş gibi geliyor.
İlk Bael’e bu sözleri iğneleyici bir tavırla söyledim.
Ise.
Rias beni uyardı. Fakat İlk Bael sadece gülümsedi.
Prenses Rias, sorun değil. Çünkü zaten durum tam olarak böyle.
…… Adam bunu inkar etmeye bile gerek duymuyordu.
Önceki Maou-samaların ölümünden sonra Yeraltı Dünyası’nın Şeytanlarını destekleyenler Maou klanı değil, Büyük Kral Hanesi’ydi. Maou dedikleri şey bir “sembolden” ibaret.
Adam bir Maou’ya “sembol” diyecek kadar ileri gitmişti. Antik çağlardan beri yaşayan bu Şeytan için şimdiki Maou’lar onun gözünde sadece birer çocuktan farksızdı.
Aşikâr ki sadece bir “sembol” olmanın hiçbir değeri yoktur. Güçlü ve karizmatik bir Şeytan’a ihtiyacımız vardı. Bu bakımdan Sirzechs-dono ve Ajuka-dono biçilmiş kaftandı. Bunu gayet iyi anlayarak o konumları üstlendiler. Büyük Kral tarafıyla nasıl karşılıklı bir ilişki kuracaklarını bile biliyorlar. Bizim açımızdan bile bir Maou için ideal birer rol modeller.
İlk Bael duraksamadan, dosdoğru konuşurken içimde bir şey belirdi. Yaşlı ve antik Şeytanlar genelde yaşamlara pek değer vermez, duygusuz olmaya meyilli olurlar. Bana en azından öyle söylenmişti. Rizevim bile Euclid onu itene kadar temelde bir robottan farksız olduğunu bizzat kendisi söylemişti. Çok uzun zamandır yaşadığı için canlara verdiği değer yok denecek kadar azdı.
Ama kaideleri bozanlar da vardı. Mesela Büyücü Örgütü’nün başkanı olan Mephisto Pheles-san gibi. Şimdiki tam karşımda duran ilk Bael bile insana “boş” gelmiyordu. Aksine, hırsla dolup taşıyordu. …… Bir sürü şey yapabilen ve yapmak zorunda olan Şeytanlar, yaşlansalar bile hâlâ aktif olduklarını hissettirebiliyorlardı demek ki.
İçimden bunları geçirirken, ilk Bael hafif bir kahkahanın ardından konuşmaya devam etti.
Rizevim-bocchan ve Lucifugus’un kayıp oğlunun sana o sözleri söylediğini duydum. Kötü olmak üzerine. …… Fufufufu, gerçekten de çok toyca.
İlk Bael etrafımızdakilere şöyle bir baktıktan sonra, tıpkı Sairaorg-san’ınki gibi güçlü ve keskin bakışlarla konuştu.
Gelecekte genç neslin merkezinde yer alacak sizlerin bunu anlamasını isterim. Gerçek Şeytanlar, antik çağlardan beri varlığı müjdelenen Üst-sınıf Şeytan soylularına denir. Bunların dışındakiler sadece birer “hizmetkârdır”, gerçek Şeytan değillerdir. “Sıradan halk” ve “reenkarne olanlar”. Kötü olup olmamak insanlara ve diğer güçlere göre değişen bir bakış açısıdır. Kötü olmaya lüzum gütmüyorum. Soyluların toplumunu sonsuza dek yaşatmak, bir “Şeytan’ın” asıl yapması gerekendir.
…… Eski öğretilere önem veren ve Büyük Kral Hanesi’nin tepesinde duran bir adamdan çıkacak laflar tam da böyle olurdu zaten. Anlıyorum. Yani ona göre Şeytan dediğin sadece safkan soylulardan ibaretti. Böylece hem bizim varlığımızı hem de Yeraltı Dünyası’nda yaşayan normal Şeytanları tamamen reddediyordu. Fakat Şeytanların kötü olmasına gerek olmadığı gerçeği…… katıldığım bir şeydi.
…… Anladığım bir şey daha vardı.
İlk Bael’in içindekileri dökerkenki yüz ifadesi Sairaorg-san’a öyle çok benziyordu ki. Onun gerçekten de Sairaorg-san’ın atası olduğunu acı bir şekilde idrak etmemi sağladı. Düşünceleri farklı olsa bile, ikisi de Bael’di işte. …… Hayır, sadece Sairaorg-san da değil. Hatta çok yakınımdaki birine bile benziyordu—
İlk Bael derin bir nefes aldıktan sonra ayağa kalktı.
…… Hmph, görünüşe göre yaşımı aşan düşüncelerimi bizzat dile getirerek gençlerin etkisinde kalmışım. Özür dilerim. Sadece Kuou Kasabası hakkındaki durumu konuşmayı planlıyordum…… Sanırım hepinize yaşlı bir adamın uzun nutkunu dinletmiş oldum.
İlk Bael buruk bir şekilde gülümsedi. Ardından ekledi.
Bael grubundan zayiatların verildiği olayla ilgili olarak…… Normalde kendi tarafımızdan birini göndermeyi tercih ederdik ama bu seferlik işi D×D’ye bırakacağım. Görünüşe göre Bael’in nasıl hareket edeceğini gözlemleyen birileri var. Dikkatsizce hamle yapmanın kötü bir hareket olacağına karar verdik.
…… Fazlasıyla temkinli davranıyordu.
İlk Bael konuşmasını sürdürdü.
…… O kasaba hakkında sessiz kaldığım için üzgünüm. Artık müsaadenizi isteyeyim.
Zekrum-sama, izin verin sizi uğurlayayım.
Rias’ın Babası elini uzattı ama o bu teklifi nazikçe geri çevirdi.
Tam yanımızdan geçip giderken Rias, ilk Bael’e seslendi.
Ben…… burada duran Hyoudou Issei’yi seviyorum.
!
Rias’ın bu beklenmedik itirafı karşısında heyecandan kalbim güm güm atmaya başladı…… Duygularım şahlanmıştı. Rias…… Rias……!
Üstelik tepesinde duran böylesi büyük birinden o lafları işittikten sonra bile zerre korkmadan bunu söyleyebilmişti……!
İlk Bael yüzündeki tebessümü genişletti.
Evet, bunda bir sakınca yok. Artık farklı türler arasındaki aşkı inkâr edecek değilim.
İlk Bael bu kez bakışlarını bana çevirdi.
Tamamdır, ben de Rias’ı ne kadar çok sevdiğimi haykıracağım—— içim azimle dolup taşıyordu ama—
Hyoudou Issei-kun. Görünüşe göre senin de bana söylemek istediğin bir şeyler var. Ama gelin görün ki burada bundan daha fazlasını konuşmaktan kaçınalım.
İlk Bael elini omuzuma koydu.
Önce bir Üst-sınıf Şeytan olman gerekiyor. Konuşmak için ondan sonra da geç kalmış sayılmazsın. Eğer terfi etmeyi başarırsan, Prenses Rias ile birlikte şatoma gelin. Size Bael topraklarının özel elmalarından yapılmış nefis bir turta ikram edeyim. Ayrıca, hanemizin şu anki Lideri olarak ne senden ne de Sairaorg’dan pek nefret ediyor sayılmam. Aksine, ikinizin de gayet iyi iş çıkardığını düşünüyorum. Ama ben yaşlı bir Şeytan’ım. Bu saatten sonra bir değişim arayacak değilim.
İlk Bael bunları söyledikten sonra mekândan ayrıldı.
Agreas’ı kesinlikle geri almalısınız. Özellikle de Üst-sınıf Şeytan olmayı planlıyorsanız bu daha da elzem.
…… İlk Bael gittikten sonra ortamı tarif edilemez bir atmosfer kapladı. …… Yaşlı bir Şeytan olduğunu söylese de hâlâ gençler kadar enerjik ve canlıydı. Demek sırtlandığın bir yükün ve gerçekleştirmek istediğin bir amacın varsa, on bin yıl yaşasan bile körelmeden parıldamaya devam edebiliyordun, ha.
Normalde birkaç laf edip şikâyet etmek isterdim ama sanki ilk Bael’in o ezici heybeti karşısında geri adım atmak zorunda kalmış gibiydim.
Demek ilk Bael dedikleri adam buymuş. Baassız, fanatik bir görüşe sahip gibi görünüyor…… ama her ne kadar reddetse de yine de kabul etmekten geri durmuyor, ha. Eski Maou tarafındakilerden de bayağı farklı. …… Büyük Kral grubunun başındaki adam ha. Xenovia’nın da aklından bir şeyler geçiyor gibiydi.
……
Korkutucuydu ve üzerinde garip bir baskı vardı. Ama bizim oradaki Vampir soylularından çok daha iyi görünüyordu. Anlaşılan Gasper da bir şeyler hissetmişti.
Kendi memleketindeki safkan Vampirlerle kıyasladığına emindim. Yanımda duran Rias’ın Babası bana dönerek konuştu.
Ona söyleyemediğin şeyler olduğuna eminim ama hislerin büyük ihtimalle ona ulaşmıştır.
Rias’ın Babası, tıpkı bir babanın oğluna konuşacağı o sıcak üslupla bana seslendi.
Ise-kun, bunu aklına çok iyi kazı.
O adam, Büyük Kral grubunun gerçekten de tepesinde duran kişidir. Siyasi nüfuzunun Sirzechs’ten bile fazla olduğunu söyleyebilirsin. Ne de olsa Şeytanların başlangıcından beri Yeraltı Dünyası’nı gözetleyen bir adam o. Yaşadığı yıllar bizimkiyle kıyaslanamaz bile. Eğer Sirzechs ve diğer Dört Büyük Maou Şeytanların ışığıysa, Zekrum Bael-sama denen o adam da Şeytanların gölgesidir. ……
Büyük Kral grubunun tepesindeki adam. Ve görünüşe göre Sirzechs-sama’dan bile daha güçlü bir nüfusa sahip. Rias mırıldandı.
……
Büyük Kral’ın başlattığı şeyi, yine Büyük Kral’ın kanını taşıyan biri çözmeli. Sanırım o toprakların varisi olarak seçilmemin sebebi de buydu. Sonunda bir sonuca vardım.
Vay be, anlıyorum. İlk Bael’in yüzündeki ve tavrındaki o benzerliği sadece Sairaorg-san’da değil, çok yakınımdaki birinde de hissetmem son derece doğaldı. O kişi, Rias için bile bir ata sayılabilecek biriydi sonuçta—
Bölüm 3
İlk Bael’in anlattıklarını dinledikten sonra Rias’ın Babası ile Kuou Kasabası’nın geleceği hakkında bir görüşme yaptık.
İlk olarak yapmamız gereken şey, üzerimize çökecek olan bu tehlikeyi atlatmaktı. Geçmişte yaşananları ise ancak bu sorunu çözdükten sonra ele alabileceğimiz kararına vardık. Belial Hanesi gerçeği bilmesine rağmen bunu kamuoyuna açıklayamamıştı (Gerçi gerçeği bilenlerin sadece önceki Lider ve yanındaki küçük bir grup olduğu anlaşılıyordu.
Diğerlerine ise yan koldan olan Cleria’nın bir suç işlediği söylenmişti). Rias’ın Babası, durumu bize açıklamalarını sağlamak için Belial Hanesi ile bizzat müzakere edecekti. Ve görünüşe göre Büyük Kral Bael Hanesi de bu adımı atmasına engel olmayacaktı. İlk Bael, Gremory Hanesi’ne kendi rızasıyla geldiği için, şimdiki Lider ve onun emrindekiler buna müdahale edemezdi. Eh, Yaegaki Masaomi denen o adam muhtemelen geri adım atmayacaktı.
Bael ile bağlantısı olanlara saldırmış olması, Rias’ın da hedef alınma ihtimalini göz ardı edemeyeceğimiz anlamına geliyordu. Bu yüzden teyakkuzda olmalıydık. Gremory kalesinden ayrıldıktan sonra Kuou Kasabası’na geri döndük.
Azazel-sensei dâhil herkese ilk Bael’den duyduklarımızı aktardık. Sensei de karmaşık bir ifadeye büründü ama sadece tek bir şey söyledi. ……
Rias’a daha çok güvenip bunu onunla paylaşmaları gerektiğini düşünmüyor değilim…… ama barış antlaşmasından önce olduğu için, kaçınılmaz olarak böyle olaylar oldukça sık yaşanırdı. Çok fazla şey söylemedi ama bence Sensei’nin kendisi de az şey yaşamamıştı.
Sensei ardından Rias’a döndü.
Rias, Sirzechs’i suçlama.
O yufka yürekli bir velettir. Sana karşı fazlasıyla ağabey gibi davrandığını da söyleyebilirsin. Ama Büyük Kral Grubu ile olan karşılıklı ilişkisi yüzünden, sana devredebileceği tek bölge büyük ihtimalle bu kasabaydı. Yine de bu kasaba güzel bir yerdir. Kuou Akademisi. Ve diğer kurumlar. Bence Sirzechs elinden gelen tüm desteği verdi. Rias konuştu.
Biliyorum.
Şimdiye kadar bu kasabada çok güzel zamanlar geçirdim. Hiçbir rahatsızlık duymadan. …… Ve bunun Onii-sama’nın bana olan sevgisi olduğunu bir kez daha anladım. Geçmişte işlenen suçlar değiştirilmiş olsa bile, bana gerçeği anlatamamış olsa bile…… Ağabeyimi suçlamaya en ufak bir hakkım yok. Şimdiki Kuou Akademisi, sırf Rias sorunsuz, huzurlu bir lise hayatı yaşayabilsin diye Sirzechs-sama tarafından bizzat hazırlanmış olmalıydı—
Ertesi gün, Irina’nın Babası’nın götürüldüğü Birinci Cennet’e geçtik. Bael’den hikâyeyi dinledikten sonra, o olayın kilit isimlerinden biri olan Irina’nın Babası’nın anlatacaklarını dinlemek de planımızın bir parçasıydı.
Irina’nın Babası da bize bir şey teslim etmek istiyordu. Birinci Cennet’in tıbbi tesisi, modern ve fantastik mimarinin bir karışımı gibiydi. İnsan dünyasından elektronik cihazlar ve havada duran bir yatak gibi şeyler bulunduğu için, tıpkı Yeraltı Dünyası gibi karma bir kültüre sahip bir yerdi.
Irina’nın Babası’nın odasına alındık. Olay daha dün yaşanmış olmasına rağmen, zehrin etkisinin epey zayıfladığı görülüyordu.
Daha iyi görünüyordu ve vücudunda beliren o siyah belirtiler azalmıştı. Tedavisi olumlu gittiği için içim rahatlamıştı. Yeraltı Dünyası’nda duyduklarımızı Irina’nın babasına açıkladık. Irina’nın babası sessizce durup raporumuzu dinledi.
Gövdesini yukarı kaldıran Irina’nın babası herkese şöyle dedi: ……
Son ana kadar Yaegaki-kun’u ikna etmeye devam ettik.
O zamanki genel mantığımız…… hayır, şu anda bile bir Şeytan ile Kilise mensubu arasındaki bir aşkın affedilemez olduğunu düşünüyoruz. Ve yan koldan biri olsa bile, o yine de Belial Hanesi’nden bir Şeytan’dı…… Yani tüm Belial’i karşımıza almış olacaktık. Ve şimdiki Belial de başka biri değil…… Derecelendirme Oyunu Şampiyonu, Diehauser Belial——. Gücünün Maou’larla yarıştığı söyleniyor.
Irina’nın babası, Rias’ın bu sözleri üzerine başını salladı. ……
Eğer onu ikna etmeyi başaramasaydık, İmparator Belial’in kendisi bizzat ortaya çıkacaktı.
Öyle bir şey olsaydı da bu basit bir kavgeden ibaret kalmazdı. …… Fakat görünüşe göre Şeytan tarafının da fikri aynıydı. Böylece Bael grubundan bir Şeytan yanımıza geldi.”
İş birliği yapacağız. Biz de bu meseleyi sessizce halletmek istiyoruz.
Şeytan tarafı için de durum farksızdı, onlar da savaş çıkarmak istemiyorlardı. Böylece Kilise tarafı——yani Irina’nın babası ve yoldaşları, gizlice Bael grubuyla geçici bir ittifak kurdu. İlk Bael’in bahsettiği şey de tam olarak buydu.
Sonuç olarak, dışarıdan kimse çakozlamadan “isyancıları” gizlice bertaraf etmeyi başardılar.
Irina’nın babası, hüzünlü bir yüz ifadesiyle Irina’ya döndü.
…… Irina-chan, babanın elleri çok kirlendi. O kadar kirliler ki artık melek olan senin, benim güzel Irina-chan’ımın babası olduğumu söylemeye yüzüm yok…… …… Bunu senden sakladığım için özür dilerim. Baban beceriksiz olduğu için İngiltere’ye taşınmak zorunda kaldık. Eğer ben daha iyi bir iş çıkarsaydım, senin Ise-kun’dan ayrılmana gerek kalmayacaktı…… Gerçekten çok özür dilerim.
Irina, kendisinden özür dileyen babasına bakıp başını salladı.
…… Lütfen yapma baba. Ben de…… bir savaşçıyım. O zamanlar başka seçeneğin olmadığını anlayabiliyorum…… …… Sen de çok acı çektin, değil mi baba? O yüzden özür dilemene hiç gerek yok…… Seni koruyacağım. Geçmişte bir günah işlemiş olsan bile, seni yine de koruyacağım. Çünkü biz aileyiz.
………… Irina.
Irina’nın babası, kızının bu sözleri karşısında elleriyle gözlerini kapattı. Irina ile aynı savaşçı geçmişinden gelen Xenovia da gözlerini yummuştu.
…… Ben bile Asia ile ilk karşılaştığımda Rias bana Kilise ile “ilgilenmememi” söylemişti.
Rias, Irina’nın babasına döndü.
Geçmişteki o olay…… Her iki tarafın da haklı nedenleri olsa bile yine de acı bir trajediydi. Fakat Qlippoth’un gücünü ödünç aldığı ve terör estirdiği sürece onun öylece durmasına göz yumamayız. Onu durduracağız. Sonuç ne olursa olsun, onu şimdi durdurmazsak yaşanan trajedi ve keder daha da artacak.
Rias’ın bu sarsılmaz kararlılığı karşısında hepimiz başımızla onayladık.
Bunu duyan Irina’nın babası gözyaşlarını sildi ve Irina’ya baktı.
Aslına bakarsan benim güzel meleğim…… Baban buraya sadece Noel projesi için gelmedi. Sana vermek istediğim bir şey olduğu için geldim.
Bunu söyleyen Irina’nın babası, yatağın kenarında duran büyük bir bavulu çıkardı. Irina’ya bavulu açmasını söyledi. Bavulun içinde yatan şeyse——
Bu da ne böyle—
Irina içerideki şeyi dışarı çıkardı. Bu…… etrafa sessizce kutsal bir hare yayan tek bir kılıçtı.
Irina’nın babası anlatmaya başladı.
Durandal’ın kullanıcısı olan şövalye Roland. Ve Roland’ın çocukluk arkadaşı, en yakın dostu olan Olivier’nin kullandığı kılıç—— Hauteclere.
Kutsal kılıç Hauteclere!
Durandal kullanıcısının en yakın dostuna ait olan o efsanevi kılıç! Nedense Xenovia ve Irina arasındaki bağdan dolayı burada kaderin bir cilvesini hissediyordum!
Irina’nın babası sözlerine devam etti.
Sadece kalbi temiz olanların dokunabileceği söylenen kılıçtır bu. En büyük özelliği, kestiği kişileri bile arındırabilmesidir. Bu özelliğin sonuçlarına dayanarak, buna en uygun kişinin Irina-chan olduğu tespit edildi. Tabii ki bir meleğe dönüştüğün için parçacıklarının güçlenmiş olmasının da bunda payı var. Araştırmacılar, Durandal’ı taşıyan Xenovia-san ile uzun süredir partner olmandan dolayı kılıcın tepki verdiğini de söylediler.
Adamın bu sözleri üzerine Irina ve Xenovia birbirlerine baktılar. Irina’nın o kılıca dokunabilir hale gelmesi, onu kullanabilecek faktörü elde ettiği anlamına geliyordu.
Irina’nın babası sonra şöyle dedi:
…… Irina. Lütfen bu kılıçla Yaegaki-kun’u durdur.
Kutsal kılıcı teslim alan Irina, kararlı gözlerle başını salladı.
Baba…… Çok teşekkür ederim! O adamı mutlaka durduracağım!
Irina’nın babası sonunda yüzünde bir tebessüm belirmesine izin verdi.
Onunla biraz daha konuştuktan sonra, hem kendisini görmüş hem de raporumuzu iletmeyi bitirmiş olduğumuz için hepimiz odadan çıkmaya koyulduk.
Derken Irina’nın babası bana seslendi.
…… Kusura bakma ama Ise-kun biraz kalabilir mi? Onunla baş başa konuşmam gereken bir konu var.
O böyle söyleyince Rias’a bakıp onayını aldım ve odada kaldım.
Sadece ikimizin kaldığı o oda. Irina’nın babası bir süre duraksadıktan sonra konuşmaya başladı.
…… Ise-kun, Irina-chan meleğe dönüştükten sonra taşıdığı bu nitelik yüzünden artık normal bir kız gibi yaşayamayacak. Üstelik kendisi Michael-sama’nın As’ı konumunda. Bir daha asla sıradan bir kız olamayacak.
…… Irina pek belli etmese de Michael-san’ın As’ı olmak inanılmaz bir sorumluluktu. Henüz on yedi yaşında olan Irina için bu yük çok ağır gelebilirdi.
Irina’nın babası bu acı gerçeği dile getirdikten sonra gülümsedi.
Ama ona tek bir ayrıcalık tanındı. Sadece senin yanındayken normal bir kız gibi davranmasına izin verildi.
Irina’nın babası elimi tuttu ve adeta yalvarır bir üslupla konuştu.
Ise-kun, sana yalvarıyorum, lütfen Irina’ya iyi bak. O kız…… küçüklüğünden beri Kilise’nin zihniyetiyle yetişti…… daha çocukluğundan beri hem de. Bir genç kız olarak bilmediği pek çok şey var. Ona bunları senin hissettirmeni istiyorum. Sen ve Irina olunca, fikir ayrılıklarını ve konumlarınızı aşıp bir şekilde anlaşabileceğinize inanıyorum.”
Amca……
Irina’nın babasının gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülüyordu.
…… Neden bu kadar basit bir şeyi Yaegaki-kun’a ve ona söyleyemedim ki…… Öğretilerimize aykırı olsa bile…… Neden ben…… hiçbir şey yapamadım……
Ellerimi onun ellerinin üzerine koydum. Sonra Irina’nın babasına döndüm.
Amca, ben…… Irina ne olursa olsun, onu değerli çocukluk arkadaşım…… ve benim için çok önemli bir kız olarak görüyorum. Bu yüzden Irina ile birlikte gülümsemeye devam edeceğim.
Irina’nın babasının gözlerinden sayısız gözyaşı damlası döküldü.
…… Teşekkür ederim…… Teşekkür ederim……
Evet, ben bir Şeytan, Irina da bir Melek olsa bile, kesinlikle onunla birlikte gülümsemeye devam edeceğim.
Ise-kun, bir dakikanı alabilir miyim?
Odadan çıkıp Birinci Cennet’in dinlenme odasında mola verdiğim sırada Irina yanıma gelip beni çağırdı.
Yüksek bir binanın çatısındaydık. Buradan Birinci Cennet’in manzarasını seyretmek mümkündü. Harbi ya, burası Meleklerin ön cephe üssü olsa da tıpkı insan dünyasındaki şehirler ve Yeraltı Dünyası gibi bir sürü bina vardı. Gökyüzünde süzülen yapılar bile vardı. Kafamda yapay bir hare taşıyor olsam da insana acaba ben bile bir Melek olup böyle bir hülyaya kapılabilir miyim dedirtiyordu. Eh, Melek olmak benim gibi sapık birine hiç uymazdı zaten.
Korkuluklara yaslandığım sırada Irina bana sordu.
Hey, Ise-kun. Geçenlerde sana bahsettiğim şeyi hatırlıyor musun? Rias-san’ı artık nasıl daha iyi anlamaya başladığımla ilgili olanı.
Ha, ikinizin benim çocukluğum hakkında konuşarak kaynaşmaya başladığınız mesele, değil mi?
O kasabaya döndüğümden beri sadece Rias-san ve eski yoldaşım Xenovia ile değil; Asia-san, Akeno-san, Koneko-chan, Kiba-kun, Gasper-kun, Rossweisse-san, Ravel-san, Kiryuu-san ve okuldaki diğer herkesle de iyi geçinmeye başladım. Evet, Ejderha Tanrısı Ophis-san’la bile iyi anlaştım.
Harbi ha, Irina farklı farklı insanlarla çabucak kaynaşmakta gerçekten çok başarılıydı. Vali takımındaki o yanaşılmaz Arthur’la bile gamsız bir tavırla konuşuyordu. Bunun da ayrı bir yetenek olduğunu düşünüyordum.
Biliyorum. Irina, sen insanları ayırt etmeden herkesle gerçekten çok iyi anlaşıyorsun. Ben bile senin gibi insanlara doğal bir şekilde yaklaşmayı öğrenmek isterdim. Ancak Irina hülyalı, mahzun bir yüze büründü.
……
Dürüst olmak gerekirse, nereye gidersem gideyim içim “Acaba bu kişiyle anlaşabilir miyim?” kaygısıyla dolu, biliyor musun? Ama ben Michael-sama’nın As’ıyım. Kimseyi ayırt etmeden insanlarla yüzleşebilmem gerek. Ben…… Michael-sama’nın merhametini mümkün olduğunca somut bir hale getirmeliyim. Michael-san’ın As’ı olmak için adeta bir simge haline gelmek, ha. ……
Ama sorgulamaya başladığım bir şey var.
Eğer o zamanlar Xenovia ile birlikte o kasabada kalsaydım ben de bir Şeytan mı olurdum…… ve şimdikinden farklı mı olurdum acaba? Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleriyle daha da yakınlaşabilir miydim diye merak etmeden duramıyorum. …… Böyle olası bir gelecek imkânsız değildi tabii.
Ise-kun bir Şeytan, bense bir Meleğim. Daha düne kadar ikimiz de insandık.
Ama artık farklı türleriz. Ben aslında nisana kadar insandım, Irina da yaza kadar insandı. ……
Farklı türleriz, ha.
Sanırım Irina, Kuou kasabasında geçmişte yaşanan o trajediyi takıyordu kafasına. Farklı türler arasında yaşanan o olayı…… Bunu bir Melek olarak kendisiyle, bir Şeytan olan benimle kıyaslıyor olmalıydı. Evet, ama öyle olsa bile. Sen bir Melek olsan bile umrumda değil.
Senin benim çocukluk arkadaşım olduğun gerçeği değişmiyor ve Kuou Akademisi’nde sınıf arkadaşım olduğun gerçeği de asla değişmeyecek. Bunu Irina’nın doğrudan yüzüne karşı söyledim. O olayı öğrendiğimden beri ne olursa olsun ona bunu söylemek istiyordum——.
Seninle benim aramda yasak diye bir şey yoktur. Hayır, yasak olsa bile ben yine de senin çocukluk arkadaşınım.
Tehlikede olursan seni kesinlikle kurtarırım. Irina bunu duyunca kıpkırmızı oldu ve çok sevindi. Ama aniden kafasını öne eğdi.
…… Hem Rias-san hem de ben tehlikeye girersek kimi kurtarırsın?
İkinizi de kurtarırım. Bu yüzden deliler gibi güçlenmeye çalışıyorum ya zaten.
Hiç tereddüt etmeden anında cevap verdim. Tabii ki.
Hem Rias’ı hem de Irina’yı kurtaracaktım. Elbette kurtaracaktım. İkisi de benim için çok önemliydi—. Benim Şeytan, onunsa Melek olmasının hiçbir önemi yoktu. Irina’nın sesi titremeye başladı. ……
Bu yaptığımsa haksızlıktı.
…… Böyle söyleyeceğini bildiğim halde seninle oynamak istediğim için yine de sordum. Ama…… şu anda, bunu duymayı gerçekten çok istiyordum……! Ağlıyordu…… Hiçbir şey söylemeden Irina’ya sarıldım.
Aşka dair az önce sorduğun şeye cevap vereyim. O zamanlar bir Şeytan’a dönüşmüş olsaydın da şu anda bir Melek olsan da ilişkimiz asla değişmezdi.
Bundan sonra ne olursa olsun, ben senin müttefikin olarak kalacağım. Irina daha da şiddetli ağlamaya başladı. Bana daha sıkı sarıldı ve sesi titremeye başladı.
…… Haksızlık eden sensin, Ise-kun.
…… Haksızlık eden sensin, Ise-kun. Böyle şeyler söylersen…… kendimi tutamam…… …… Senden asla ayrılamam……!
O zaman kal. Yeniden birlikte gülümseyelim.
…… Evet. …… Hıhı!
Bir Şeytan ile bir Melek’in sonsuza dek bir arada kalmasında hiçbir sakınca olmamalıydı.
Böyle bir şeyin mümkün olduğu bir çağda yaşıyorduk artık——.
Bölüm 4
Rias, Akeno-san ve Irina insan dünyasından gelen Griselda-san ile bir görüşme yapmak üzere yanımızdan ayrılırken, kulübün kalan üyeleri Birinci Cennet’in parka benzeyen açık bir alanında dinleniyorlardı.
Asia orada, yeni antlaşma yaptığı dört yeni Ejderha’yı çağırıp çağıramayacağını test ediyordu. Asia sonra dört siyah Ejderha’ya seslendi.
Peki o zaman, Anselmus-san, Cyril-san, Gregorios-san ve Simeon-san. Lütfen Cennet’teyken uslu durun. Hem Melekler hepinizi hızlıca bir kontrolden geçirmek istiyor gibi görünüyor, bu yüzden lütfen onların talimatlarına uyun. Korkulacak bir şey olmayacağını söylediler, o yüzden endişelenmenize gerek yok.
[…… Anlaşıldı.]
[Onaylandı.]
[Tamam……]
[Dah.]
Araştırmacı olduğu anlaşılan birkaç Melek, Asia’nın çağırdığı Kötü Ejderhaları korku dolu bir edayla incelemeye koyuldu.
Xenovia bu manzarayı görünce şaşkınlıkla konuştu.
…… Seri üretim olsalar bile Kötü Ejderhaları hâlâ kontrol edebiliyor.
Harbi ya, Fafnir’in düzenlediği o külotlu yemek pişirme dersi, koca dört Kötü Ejderha’nın kalbini yumuşatmayı başarmıştı!
Özellikle de yemek gösterisini izleyip gözyaşları içinde alkış tutan Kötü Ejderhalar, Auros akademisi savaşından sonra Asia’ya yaklaşmışlardı. İşin şok edici yanıysa içlerindeki kötü niyetin tamamen silinip gitmiş olmasıydı. Azazel-sensei bile bu durum karşısında küçük dilini yuttuğu için hafızamda hâlâ tazeliğini koruyordu.
…… Kötü Ejderhaları bile evcilleştirebilen bir Asia. …… Görünüşe göre ortaya inanılmaz bir şey çıkıyordu. Kötü Ejderhaların Asia’ya yönelttikleri o rahatlamış bakışlara bir baksanıza……! Asia, Kutsal bir bakirenin tebessümüyle Kötü Ejderhaları okşuyordu. Bu arada, isimlerini Hristiyanlığın tarihi peygamberlerinden almış gibi görünüyordu. Kötü Ejderhalar için bir peygamber ismi ha! Bu bir hürmet miydi yoksa hürmetsizlik mi……
Koneko-chan söze girdi.
…… Duyduğuma göre Asia-senpai’nin adı Ejderha dünyasında hızla yayılıyormuş. Fafnir ile antlaşma yapan kız olarak.
Cidden mi? Ejderhaların dış dünyayla ilişki kurmamasıyla ünlü olduğu bilinirdi. Onların dikkatini çekebilmek bile muazzam bir şey değil miydi……?
Kiba devam etti.
Azazel-sensei’den duyduğuma göre Asia-san’ın ünü, Kötü Ejderhaları evcilleştirmesi sayesinde Ejderhalar arasında dalga dalga yayılıyormuş. Çünkü geçmişte Kötü Ejderhaları evcilleştirebilenler sadece Kötü İlahlar ve Melun Tanrılar gibi varlıklardı.
…… Asia’nın bir Tanrı’nınki gibi bir potansiyele sahip olduğunu mu söylüyorsunuz yani!? Yoksa beklentilerimi aşıp Tanrılar seviyesine mi ulaşmıştı……?
Rossweisse-san da söze katıldı.
Şu anda Rizevim tam olarak Kötü İlahların ve Melun Tanrıların yapacağı şeyleri yapıyor…… Yine de bu, Asia-san’ın bir Ejderha eğitmeni olarak yeteneğinin olağanüstü olduğu gerçeğini değiştirmez.
Görünüşe göre gelecekte adı efsanevi bir Ejderha Eğitmeni olarak tarihe geçecekti…… Hayır, bence zaten şu anda bile inanılmaz bir iş çıkarıyordu.
Azazel-sensei de seri üretim Kötü Ejderhalar üzerindeki araştırması için Asia’dan yardım istemişti.
…… Eh, Asia’yı öven Rossweisse-san’ın kendisi de az inanılmaz değildi hani. Rossweisse-san’ın geçmişte 666’nın mührü hakkında yazdığı makale şu anda inceleniyordu. Anlaşılan şu sıralar Grigori ile birlikte büyü formülünü geliştiriyordu. Eğer böyle devam ederse güçlü bir koz haline gelecekti, bu yüzden Sensei de Qlippoth’a karşı üstünlüğü ele geçirebileceğimizi söylemişti. …… Tabii ki mühür tamamen kalkarsa bunun ne kadar işe yarayacağı meçhuldü. Bu yüzden bundan sonraki araştırmalar kilit nokta olacaktı.
Xenovia söze girdi.
…… Seni kıskanıyorum, Asia.
Xenovia kıskanç bakışlarla Kötü Ejderhalara bakıyordu. Asia’nın yüzü kızardı.
P-Pek bir şey yaptığımdan değil…… Sen de benimle birlikte bir Ejderha ile antlaşma yapma büyüsünü öğrenmeye ne dersin, Xenovia-san?
Hayır, onu demek istemedim. Asia herkes tarafından seviliyor. Herkes tarafından bu şekilde sevilmen, bende de aynı isteği uyandırıyor.
Xenovia-san benden çok daha çekici bir insan!
Xenovia, Asia’nın bu sözlerine gülümsedi.
Teşekkür ederim. Ama kendimi daha da geliştiremezsem, yeni yıldan hemen sonra başlayacak olan seçimleri kazanabileceğimi sanmıyorum.
Doğru ya, öğrenci meclisi başkanlığı seçimleri yeni yılın başında başlayacaktı! O kadar çok şey yaşanmıştı ki okul meselelerini unutmaya meyilliydim.
Xenovia’ya döndüm.
Aklıma gelmişken. Şimdiki öğrenci meclisinden bir üye de seçimlere katılıyor. …… Sanırım Saji Başkan Yardımcılığı için gönüllü olmuştu. Bizzat Öğrenci Meclisi Başkanı olmaktansa, Başkan Yardımcısı olarak Öğrenci Meclisi Başkanı’nı desteklemenin kendisine daha çok uyduğunu söylemişti.
Onun gerçekten de destekçi bir adam olduğunu hissettirmişti bana. Ama sanırım bu durum, o konumun gerçek gücünü daha da ortaya çıkarmasını sağlayacağını bildiği anlamına geliyordu.
Irina devam etti.
Başkanlığa aday olan kişinin “Fil” Hanakai Momo-san olduğunu sanıyorum. Sağlam görüşleri ve geçmişte öğrenci meclisini gölgeden destekleme konusundaki başarıları sayesinde öğrencilerden güçlü bir destek alacak gibi görünüyor.
Pek öne çıkmazdı ama her zaman Kaichou’nun yanında durur ve öğrenci meclisini gözlemlerdi. Seçimlerde rakibi olarak Xenovia’nın karşısına dikilecek gibi görünüyordu.
Ardından Xenovia devam eder.
“Sıradan öğrenciler arasından da birkaç aday var. Yani bir sürü rakip olacak.”
Böyle söylüyor ama gözleri adeta alev alev yanıyor!
Belki de merakına yenik düşmüştür. Irina, Xenovia’ya sorar.
“…… Şeytan olmayan biri kazanırsa öğrenci meclisi nasıl işleyecek? Özellikle de gerçek kimliğimiz konusunda. ….. Ne olur ne olmaz diye o kişiyi bilgilendirecek miyiz?”
Kiba söze girer.
“Görünüşe göre bu konuda Rias-buchou ve Sona-kaichou’nun aklında pek çok şey var. Eh, bu kısım da dahil olmak üzere yaklaşan seçimler oldukça ilginç geçecek gibi.”
Tıpkı Kiba gibi ben de bunu dört gözle bekliyorum. Tabii ki Xenovia’nın kazanmasını istiyorum. Sona-kaichou önderliğindeki mevcut öğrenci meclisinin halefinin kim olacağını öğrenmeyi cidden çok istiyorum!
Asia kendisini Xenovia’nın kollarına atar.
“Ben de sana yardım edeceğim, Xenovia-san!”
Irina da kolunu Xenovia’nın koluna dolar!
“Ben de! Sen kesinlikle kazandıracağım! İlk olarak, yeni yıldan önce dağıtacağımız bildirilerin ve broşürlerin detaylarını konuşalım!”
Xenovia bunları duyunca duygulanır.
“Hık….. Gerçekten harika dostlarım var! O kadar güven vericiniz ki beni ağlatacaksınız!”
“Xenovia-san!”
“Xenovia!”
“Evet, Asia, Irina!”
“ “ “Amin!” ” ”
Vay be, Kilise Üçlüsü Gökyüzü’ne dualarını gönderiyor!
Kiba huzurlu bir tebessüm sergiler.
“Sanırım biz de kulüpten ve gruptan arkadaşları olarak onları destekleyeceğiz.” “Aynen öyle.”
Koneko-chan başıyla onaylar.
Aniden merakıma yenik düşüp sormaya karar veriyorum.
“Hey, Kiba, Koneko-chan. İkinizin Büyücü sözleşmesi ne durumda?”
Ben Le Fay ile sözleşme yaptım ama diğerlerinde durumlar nasıl? Geçici sözleşme falan gibi şeyler duymuştum ama işin aslı ne? Son zamanlarda o kadar meşguldüm ki soramamıştım. İşte şimdi onlara soruyorum.
“Ben geçici bir süreliğine sözleşme yaptım.”
“…… Ben de. Akeno-san için de aynısı geçerli. Buchou, Asia-senpai, Xenovia-senpai, Gyaa-kun ve Rossweisse-san henüz karar vermedi.”
Kiba ve Koneko-chan böyle söyledi.
Ah, demek Kiba ve Koneko-chan geçici bir sözleşme yapmış ha. Akeno-san’ın geçici sözleşme yaptığını biliyordum. Ama diğerleri henüz karar vermemiş, demek öyle.
İyice meraklandığım için sormaya devam ediyorum.
“Peki, ikinizin Büyücüleri nasıl biri?”
“Benim Büyücüm bir erkek çocuk. İlkokul çağında gibi görünse de sınıfları atlamış. Epey genç ama oldukça yetenekli.”
“…… Benim Büyücüm benimle aynı yaşta bir kız. Epey dışa dönük biri.”
Kiba’nın Büyücüsü bir erkek ha! Bir kız seçseydin ya! Üstelik ilkokul çağında bir erkek çocuk…… Koneko-chan’ın Büyücüsü ise dışa dönük bir kızmış. Onunla aynı yaştaysa birinci sınıf demektir. Onu merak ettim doğrusu…… Bu arada Akeno-san, sessiz sakin bir kızla sözleşme yaptığını söylemişti.
Aynen öyle. Bir dahaki sefere herkesle Büyücülerimiz hakkında cidden konuşmak istiyorum. Ama benim Büyücüm dahi bir kız olan Le Fay olduğu için benim yardımım olmadan da başarılar elde edecek gibi duruyor, bu da beni mahcup ediyor. Ravel burada olsaydı, böyle söylediğim için bana kesin kızardı. Ravel şu anda insan dünyasında bizi bekliyor.
…… Saatime bakıp Rias ve diğerlerinin biraz geciktiğini düşündüğüm an olanlar oldu.
! O anda Cennet şiddetle sarsıldı!
Deprem mi!? İlk başta öyle düşündüm ama burası gökyüzünün üstü! Yani yer sarsılamaz! Diğerleri de şüpheye düşüp etrafa bakınmaya başladık! Asia’nın Kötü Ejderhalarına bakan Melekler ve oradan geçen Melekler bile şaşkın ifadelere büründüler! Cennet’in sarsılması Meleklerin bile asla tahmin etmediği bir şey olmalı!
Ardından, bir şeylerin ters gittiğini bildirmek için tüm gökyüzünde ışıl ışıl parıldayan pek çok Melek sembolü belirdi!
“Neler oluyor!?”
Muhafız Melek şok içindeki bizlere doğru koşturur.
“…… Kötü Ejderha, Qlippoth bize saldırdı……!”
Bunu duyunca korkuyla titredik—
