Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 10 / İlk Öpücük

İlk Öpücük

Bir savaşın sonucu daha yolun yarısındayken belli olur.

Rüzgarın galibiyetten ya da mağlubiyetten yana esmeye başladığı anlarda, havadaki kasvet şekil değiştirmeye başlar.

İnsanoğlu; müttefiklerinin hırsı veya düşmanın yüreğine düşen korkunun boyutu gibi ince detaylara karşı pek hassastır.

Hissedilen bu atmosfere göre de kişinin savaşma gücü dalgalanır.

Yenilgi kapıya dayandığında ölüm korkusuyla geri çekilirler; ancak zafer ışığı belirdi mi, muzaffer olma arzusuyla şahlanırlar.

İnsanı mutlak bir hezimete ya da görkemli bir zafere sürükleyen şey genelde işte bu ivmedir.

Bash de defalarca kez savaşın bu gidişatını hissetmişti.

Elbette her zaman böyle olmazdı. Fakat Bash ne zaman kazanacağını az çok anlardı.

Aha, bu savaşı alacağız, diye düşünürdü.

Tabii Bash’in kaybedeceğini anladığı anlar da olmuyor değildi…

“… Ee, sonra?”

Bash, Remium Yaylası’ndaki ejderha katletme hikayesini anlattığında… İblis kadın işte böyle söyledi.

Bash hikayesine başlamadan önceki o ürkek halinden eser kalmamıştı.

O korkunun yerini buz gibi bir soğukkanlılık almıştı.

Gözlerini yarıya kadar süzmüş, dudakları hafifçe aralanmış bir halde Bash’e yan gözle bakıyordu.

Yüzü son derece güzeldi ama takındığı bu ifade Bash’in yüreğini bambaşka bir şekilde sızlattı.

Bash daha önce de böyle bir bakışla karşılaşmıştı.

Ork diyarında ne zaman bir savaşçı zırvalayarak övünmeye kalksa, orklar işte tam olarak bu yüz ifadesini takınırlardı.

Üstelik şöyle derlerdi:

“… Ee, sonra?”

Yani bu sıkıcı, uyduruk masalının nereye varacağını sanıyorsun?

“… Ee, sonra?”

Kadının ağzından dökülen kelimeler de birebir aynıydı.

Bash, anlattığı o görkemli ejderha katletme hikayesine böyle tatsız, böylesine ilgisiz bir tepki alacağını rüyasında görse inanmazdı.

İblis kadının nasıl bir tepki vereceğinden pek emin değildi elbette ama yine de içten gelen bir duygu kırıntısı beklemişti.

Hayranlık mı yoksa aşağılama mı olacağını kestiremiyordu. Ama en azından bir şey olmalıydı.

“Ee, sonra ne oldu?”

Bash panikledi.

Bir ejderhayı nasıl geberttiğini anlatırken tek amacı iblis kadına güven vermek, yüreğini ferahlatmaktı. O yaratık geri dönse bile yanında güvende olacağını hissettirmek istemişti. Ama kadın onu sadece bir yalancı bellemiş olabilirdi.

Ork toplumunda yalancılara hiç iyi gözle bakılmaz, ezik gözüyle bakılırdı.

Orklarda övünmek demek doğası gereği olayı biraz süslemek demekti, evet.

Fakat çoğu ork, hafif bir abartıyı yutacak kadar saftı.

Hatta böbürlenen kişi bile kendi attığı kolpalara zamanla yarı yarıya inanmaya başlardı. Bu yüzden buna doğrudan bir yalan demek pek mümkün değildi.

Yine de dozu kaçırılan bir abartı, bir orkun bile içine şüphe düşürebilirdi.

Ha? Bir dakika ya. Bu iş kesinlikle böyle olamaz, değil mi?

Dinleyenlerin kafasında bu düşünceler belirmeye başladığı an, hikayeye olan ilgileri de bıçak gibi kesilirdi.

Anlatılanlar samimi gelmiyorsa, gerisi sadece zırvalıktan ibaretti. Kendi bileğine, gücüne hiç uymayan yalanlar dizen orklar… Rezaletin, ezikliğin alikasıydılar.

Diğer taraftan, eğer bir ork doğruyu söylediği halde insanlar hâlâ onun yalan söylediğini düşünüyorsa, bu durum o orkun bileğine güvenilmediğinin açık bir kanıtıydı.

Savaşma yeteneğinin her şey demek olduğu bir ork için bundan daha büyük bir aşağılanma olamazdı.

“… Sonra insan ordusu koşturarak içeri daldı ve ortalık amansız bir savaş alanına döndü… Tam o karmaşanın ortasında, birilerinin iblis karargahının saldırıya uğradığını bağırdığını duydum. Bunu işitir işitmez ben de…”

Ve böylece Bash, ejderha avı hikayesinin ardından savaş geçmişini dökmeye başladı.

Kahraman Leto ile olan çetin mücadelesinden başlayıp, savaşın son gününe kadar katıldığı sayısız kanlı savaşı bir bir anlattı.

Hayatında neredeyse hiç yapmadığı türden bir övünmeydi bu.

Muhabbetin ortasında Zell, iblis kadından çok daha fazla gaza gelmeye başladı. Bilmediği detayları duydukça hayretten nefesi kesiliyor, bizzat şahit olduğu anlarda ise hemen söze atılıp olaya ekstra ayrıntılar katıyordu.

Bu böbürlenme hikayeleri gerçekten son derece canlı ve ayrıntılıydı.

“İşte böyle bitti…”

Ama kadının o soğuk tavrı yine de değişmedi.

“Sen de katlettiğin o savaşçılar da son derece onurluymuşsunuz.”

Yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı bile belirmemişti. Dili çözülmemiş odunun teki bile bundan çok daha canlı bir tepki verirdi.

Hepsi uyduruk masallardı işte.

İblis kadının Bash’in anlattıklarını lüzumsuz saçmalıklardan ibaret gördüğü gün gibi ortadaydı.

Yani yendiğin tüm o savaşçılar onurluydu, öyle mi? Harika, vay canına. Ee, yani? … Bakışı aynen böyleydi.

Doğruya doğru, Bash’in anlattığı hikayelerin öyle vurucu, heyecanlı bir sonu yoktu. Bir orkun kadını arzulayıp koynuna aldığı o asıl vurucu noktadan, zirveden yoksundu.

Kadının durup durup sorduğu “Ee, sonra…?” sorusuna verebilecek bir zirvesi yoktu.

Övünmeleri buram buram gerçekçilik koksa da, alabileceği en yüksek puan en fazla 50 olabilirdi.

Bir ejderhayı devirmek tabii ki 100 puandı ama diğer anlattıkları en fazla 40 puan ederdi.

Yıldırım Sonia ile olan mücadelesi ise taş çatlasa 48 puandı.

Hikayenin yarısına gelindiğinde, kendi ağzından çıkan sözleri dinlemek Bash’e bile azap vermeye başladı.

Bu böbürlenmelerine karşılık böylesine buz gibi bir tepkisizlik almak onu kendi içinde utandırmaya başlamıştı.

Güya bu övünmelerle kendi kendine özgüven tazeleyecekti ama o özgüven hızla avuçlarının arasından kayıp gidiyordu. Üstelik hâlâ bir bakir olduğu gerçeği, omzuna her zamankinden daha ağır bir yük gibi biniyordu.

İşte Bash bu yüzden Ork Diyarı’nda neredeyse hiç övünmezdi.

Tam olarak bu senaryonun yaşanmasından ölesiye korkuyordu.

“Ne pahasına olursa olsun onurunu korumak istiyorsun, değil mi?”

“Ha?”

İblis kadının buz gibi bakışları Bash’i delip geçerek onu irkiltti.

İblis kadın, muhtemelen sırf kendini borçlu hissettiği için Bash’in anlattıklarına katlanıyordu. Ne de olsa Bash onu kurtarmaya gelmişti.

Aksi takdirde lafları bu kadar soğuk, bu kadar duygusuz olmazdı.

“Evet. Ne olursa olsun orkların onurunu koruyacağım.”

“Sırf… onurunu korumak için mi… bir ejderhayı öldüreceksin?”

Öyle olmasaydı, adama yöneltilen bu bakışlar böylesine boş olmazdı.

İblis kadının Bash’e karşı en ufak bir ilgisi yoktu. Onu hor görmeye bile değer bulmadığı her halinden belliydi.

“Ha? Evet… Senin için o ejderhayı geberteceğim.”

“Ölmek istemiyorum…”

“Ha? Şey, tabii ki istemezsin.”

Sohbet bir türlü ilerlemiyordu; çünkü kadın Bash’in söylediklerini zerre kadar dinlemiyordu.

Bash pek laf yapmasını bilen biri değildi ama bunu bir şekilde sezmişti.

İblis kadın, Bash’in anlattıklarını dinlerken bile aklı başka yerde gibiydi, adamın yüzüne bile bakmıyordu.

Zell, Bash’i övüp gaza getirmek için çırpındığında bile oralı olmamıştı.

Üstelik kadından yayılan gergin bir atmosfer vardı… Neredeyse gözdağı veren bir havaydı bu.

Üst düzey dişi iblislerle veya succubus’larla karşı karşıya geldiğinde sıkça hissettiği türden bir şeydi.

Kadın Bash’e, başına bela olmuş aşağılık bir yaratıkmış gibi bakıyor gibiydi.

İçten içe adam hakkında kim bilir ne kötü şeyler düşünüyordu.

“Demin ejderha kaçtı. Zaten kazandın, değil mi?”

“Ejderhalar öyle kolay lokma değildir.”

Kadın, Bash’i ejderhayla ikinci kez savaşmaktan vazgeçirmeye çalışıyor gibiydi.

Muhtemelen Bash’in savaşma gücüne hiç güvenmiyordu.

Bash ejderhayla tekrar dövüşürse kendisinin de arada kaynayacağını ve ikisinin birden öleceğini düşünüyordu herhalde.

Bash’in o ana kadar söylediği hiçbir şey kadının üzerinde en ufak bir etki bırakmamıştı.

O amansız savaş günleri… Kadın ya adamın yalan söylediğini düşünüyordu ya da tüm bunların önemsiz olduğunu. Bash tamamen aşağılanmış hissediyordu.

“Onu öldürmeden… onurunu nasıl… koruyacaksın?”

“Onurumu korumak mı…? Ejderhayı öldürmeden mi?”

“… Evet.”

Bash, sanki kendisine ejderhadan kaçması ve onurunu başka bir şekilde savunması söyleniyormuş gibi hissetti.

Ork Diyarı’ndaki yoldaşlarından biri ona bunu söyleseydi, Bash küplere binerdi. Ben mi? Dövüşten kaçmak mı?

Bash savaşa, onura her şeyden çok değer veren bir orktu.

Kendi gücüyle ve Kahraman Ork olarak anılmakla gurur duyuyordu.

Kimsenin kendisini aşağılamasına izin vermezdi.

Önce ilan ettiği gibi ejderhayı gebertir, sonra da onu hafife alan kim varsa kanlar içinde bayıltana kadar pataklardı.

“Benim onurum…”

“…”

Ama karşısındaki kişi güzel bir iblis kadındı.

Elbette Bash onuru ve gururu korumaya inanıyordu.

Ancak korumak istediği başka bir şey daha vardı… Yani, kurtulmayı ölesiye istediği bir şey.

Şimdi sinirlenmek onun bir kadınla yatmasını sağlamayacaktı.

Eğer Kahraman Bash bakirliğini kaybetmeyi başaramazsa, ork gururu sonsuza dek yaralanacaktı.

Bu yüzden iblis kadına saldıramazdı.

Ama böylesi bir hakarete karşılık ne diyebilirdi ki?

Bu kadını etkileyip eşi yapabilmek ve onun rızasıyla birlikte olabilmek için ne söyleyebilirdi?

Bash bir orktu. Doğru kelimeleri söylemek istiyordu. Fakat böyle bir anda o kelimeler bir türlü aklına gelmiyordu.

“Patron.”

Tam o sırada Zell kulağına fısıldadı.

Tabii ya. Bash’in Zell’i vardı. Böyle zamanlarda peri ona her zaman yol gösterirdi. Bash’i ne zaman başı sıkışsa zor durumlardan çekip çıkaran hep bu peri olurdu.

“İşler sarpa sarıyor patron…”

Ama peri bu kez sadece başını iki yana sallamakla yetindi… Zell için alışılmadık bir durumdu bu.

“O kadar destansı hikayeni dinledikten sonra nasıl bu kadar soğuk kalabilir ki patron? Hiç gözüm tutmadı bu kadını… Yani, sonuçta o bir iblis, değil mi? Evet, bir iblis hem de bir kadın! Ama senin o yiğitlik dolu anılarını dinleyip de ufacık bile bir duygu kırıntısı göstermemek ne demek? Resmen sana tepeden bakıyor patron! Seni böyle hor gören bir kadın senin eşin olmaya zerre kadar layık değil…!”

Bash bu sözler karşısında nutku tutulmuş halde kalakaldı.

Zell’in böyle bir şey söyleyeceği kırk yıl düşünse aklına gelmezdi. Her zaman Zell’in “Yürü be patron, yaparsın sen!” gibi laflarla kendisini gaza getirmesini beklerdi. Elbette Zell, bir iş yürümediğinde bunu Bash’in yüzüne dan diye söylerdi ama her zaman olaya cesaret verici bir yön de katardı.

O uslanmaz iyimser Zell, şimdi gözleri dolu dolu tüm bunları söylüyordu işte…

Demek öyle… Bir başarısızlık daha ha. Demek aradığım kadın bu da değilmiş…

Bash, Zell’in dediklerine anında hak verdi.

Ağzından ne kadar tatlı laflar dökülürse dökülsün, bu kadının asla onun eşi olmayacağını kabullenerek vazgeçti.

Aynı anda içini korkunç bir hayal kırıklığı dalgası kapladı.

“Yine hüsran…”

Bazen savaşın sonucu daha yolun yarısındayken belli olurdu. Zafere mi yoksa hezimete mi gittiğin anlaşılırdı.

Bu seferki, kaybedilmeye mahkum bir savaştı. Bash bir kez daha yenilmişti.

Bir kadını etkilemek uğruna karlı dağı tırmanmış, ejderhayı püskürtmüş ve daha önce başka bir ejderhayı nasıl katlettiğine dair kıçını yırtarak böbürlenmişti; ama kadın onu ciddiye bile almamıştı.

İblislerin başı şu sıralar ejderha belasıyla dertteydi.

Belki o ejderhanın kaçmasına izin vermeseydi… Belki onu orada gebertmiş olsaydı… Her şey çok daha farklı olabilirdi. Ama kaçırmıştı işte. Ve bunun hiçbir bahanesi olamazdı.

Bash ejderhayı yenemediği için, geçmişteki ejderha avı yetenekleriyle böbürlenmesi onu sadece hayalperest ve ham bir çocuk gibi gösteriyordu.

Bir iblis kadını eş olarak almak sadece uzak bir hülyaydı demek ki.

Özünde zaten imkansız bir fikirdi.

En başından beri bir iblisin, bir orkun eşi olmayı kabul etme ihtimali de pek yoktu ya.

“Senin gibi güzel bir kadını kendime eş yaparsam, onurum kurtulmuş olacak.”

“…?”

Yine de Bash bu arzusunu dile getirdi.

O kadar övünüp kadını etkiledikten sonra söylemek üzere hazırladığı sözler bunlardı işte.

Bir savaşçı bazen yenileceğini bile bile son darbeyi cesurca göğüslemek zorundaydı.

Bash’in bugüne kadar devirdiği tüm savaşçılar da böyle yapmıştı.

Kaybettiklerini bildikleri halde kılıçlarını gururla yukarı kaldırır ve “Yenilgiyi kabul ediyorum!” diye haykırırlardı.

Gururlu bir ork savaşçısı olarak Bash de şimdi onların izinden gidecekti.

“Eş mi?”

“Evet. Benim eşim olmanı ve bana çocuklar vermeni istiyorum.”

Bash’in evlilik teklifi işte böyleydi.

“Beni kendine eş mi yapmak istiyorsun? Çiftin mi olayım? Bu onurunu kurtaracak mı? Nasıl?”

diye sordu iblis kadın.

Ne kadar da acımasızdı! Bash’in kendi konumunun ne kadar aşağıda olduğunu kendi ağzıyla açıklamasını istiyordu. Onu bunu söylemeye zorluyordu.

“Sıradan bir ork, ne tür tehlikeli bir kumara girişirse girişsin senin gibi birini asla kendine eş alamaz. Seni eş yapıp senden çocuklar büyütseydim, dünyada tek bir ork kalmayacağı o son güne dek tarihe olağanüstü bir ork olarak kazınırdım.”

“…”

“Bir orkun eşi olmak senin için aşağılayıcı bir durum olsa da…”

Bu lafın gelişi sorulmuş bir soruydu.

Ha şöyle, kesinlikle öyle olurdu. Madem aynı fikirdeyiz, şimdi beni edeplice kaleme geri götür bakalım. Bunu yaparsan, bana o arzulu gözlerle bakmış olmanı bağışlarım.

Bash’in duymayı beklediği laflar tam olarak bunlardı.

Ancak Bash’in unuttuğu tek bir şey vardı.

Evet, bir savaşın ne zaman kaybedileceğini kestirebilirdiniz. Bu his havadaydı, etraftakilerin moralinde gizliydi… Ama bazen, sadece bazen… Yanılıyordunuz.

“Pekala. Eşin olacağım.”

Böyle anlarda zafer anı, cesur bir asker için kafasına sıkılan bir gülle hiddetiyle gelir.

Bash kendisini bulutların üzerinde yüzüyormuş gibi hissetti.

Durumu tam olarak kavrayabilmiş değildi.

Evlenme teklif etmişti, o da kabul etmişti… Bunu zihninde bir yere oturtamıyordu.

“Daha önce hiç eşim olmadı. Bu oldukça heyecan verici.”

Fakat kadının bizzat söylediği sözler durumu doğruluyordu.

Sesi pek de heyecanlı gelmiyordu.

Aksine, yüz ifadesi her zamankinden daha soğuktu.

Kadın, yüzündeki o korkmuş ifade hiç var olmamışçasına sakince ayağa kalktı ve mağaranın içinde hızlı adımlarla yürümeye başladı.

“Ama bir eşin ne yapması gerektiğini biliyorum.”

Bash arkasından onu takip etti.

Gözleri kadının narin sırtındaydı.

Uzun, parlak saçları, zarif omuzları, uzun, esnek bacakları ve dik kalçaları vardı.

Vücudu, şimdiye kadar karşılaştığı kadınlarınkine kıyasla biraz zayıf görünüyordu ama tüm bedeninden yayılan inanılmaz bir güç hissedebiliyordu. Bu, güçlü iblis soyuna özgü bir kuvvetti.

Varlığı, Bash’in şimdiye kadar karşılaştığı tüm iblislerden daha heybetliydi.

Daha önce karşılaştığı hiçbir iblis generali bu kadın kadar güçlü değildi.

Bu kadından doğacak her çocuk şüphesiz güçle dolup taşacak ve ork ırkına büyük bir refah getirecekti.

“Bunu Bones’tan öğrendim.”

Kadın omuzunun üzerinden geriye baktı, yüzü ışıl ışıldı.

Eğer onu eşi yapabilirse, bakireliğini ona vermiş olacaktı. Bash mutluluktan oracıkta can verebilirdi. Hem az önce kendisinin de ilk seferi olacağından bahsetmemiş miydi? Bash’in aradığı her şey bu kadında vardı.

“Bebek yapmak.”

Kadın kesinlikle çok dolaysızdı. Bash’in kendisini onun üzerine atmamasının tek sebebi, genel durum hakkında hâlâ şaşkın olmasıydı.

Böylesine yüce bir kadının onun teklifini neden kabul ettiğini anlayamıyordu.

Tetikte değildi, sadece kafası karışıktı… ki bu Bash için pek alışıldık bir durum değildi.

“Bebek yapmak, ha?”

Bash’in en centilmence yönü dürüstlüğüydü.

Doğrudan ve içtenlikle karşılık verdi.

Doğru ya, Bash’in kafası ne kadar karışık olursa olsun, anı kolluyordu.

“Seninle… birlikte olabilir miyim?”

“Pekala.”

İzin kolayca verilmişti.

Bu… rızaydı.

Ork Kralı, yalnızca rıza olan cinsel ilişkinin kabul edilebilir olduğunu emretmişti. Bu ön koşul artık yerine gelmişti.

Bash’in şaşkınlığı hızla yatıştı.

Çünkü Bash bir orktu. Gururlu bir ork.

Şüpheleri olsa bile, bir kadınla yatağa girmek için yeşil ışık yakıldığını bilmek içgüdülerinin kontrolü ele almasına yetmişti.

“Raaargh!”

Sonunda Bash’in ilkel içgüdüleri baskın geldi.

Kendini kadının üzerine attı ve onu kollarıyla sardı.

Kadın da kollarını ve kuyruğunu Bash’in sırtına doladı.

Dişinin o enfes kokusu Bash’in burun deliklerini doldurdu.

Ama bir tuhaflık vardı. Bu tatlı kokunun altında başka bir şey, tehlikeli, insanın omurgasından aşağı ürperti gönderen bir şey vardı.

“Hmm?”

Bash onu yere devirmeye çalışırken bir şey fark etti.

Kadın eskisine göre daha büyük görünüyordu.

Daha az önce ancak Bash’in çene hizasına geliyordu ama her ne hikmetse şimdi Bash ile aynı boydaymış gibi hissettiriyordu.

“Gevşe.”

“Hmm?”

Onu yere itmeye çalıştı ama kadın yerinden bile kıpırdamadı.

Aksine, büyümeye devam etti… Ve büyümeye…

O güzel yüzü burnundan itibaren kademeli olarak sivrileşti ve yumuşak bedeninin her yerinde pullar çıkmaya başladı.

Ağzındaki sivri dişler bıçak gibi uzadı.

“Yumurta mevsimi değil. Yumurtadan çıkmazlar. Yumurtlamak ve yavruları büyütmek için sıcak bir ortam gerekir. Uygun bir ortam bulmak ise dişinin görevidir.”

Kadının sesi değişti, yırtıcı bir hayvanın hırıltılı kükremesine dönüştü.

Canlıların en gaddarından yükselen bir kükremeydi bu. Diğer tüm türleri dehşet içinde kaçıran türden bir kükreme.

“V-vay anasını…!”

Bash, göz ucuyla Zell’in kendilerini mağaranın duvarına bastırana kadar gerilediğini gördü.

Bash de dehşetle yukarı baktı.

Sarıldığı şey… devasa bir sürüngendi.

Bir ejderha.

“Ne?!”

Kılıcı yoktu. Onu az önce kadının bulunduğu yerde bırakmıştı.

“Lanet olsun! En başından beri bir tuzaktı!”

Aynı anda, Bash’in zihnindeki tüm soru işaretleri netleşti.

Ejderha kanı kokusu almış olmasına rağmen mağarada bulduğu şey bir kadındı.

Tabii ya. Kılık değiştirmiş ejderhanın ta kendisiydi. Düşününce, ejderhayla savaşırken etrafta bir kadın olsaydı bunu mutlaka fark ederdi. Sonuçta buraya tam olarak bir kadın bulmak için gelmişti.

Bash kahramanlıklarıyla ve ejderha katletme geçmişiyle övünürken kadının yüzünde hiçbir ifade belirmemişti. Gayet doğaldı. Hiçbir ejderha kendi soydaşlarından birinin katledildiğini duymaktan memnuniyet duymazdı.

Ejderha başından beri öfkeden köpürüyor olmalıydı.

Üstelik kadın, kabul etmek için geçerli bir sebebi olmamasına rağmen teklifini tereddütsüz kabul etmişti.

Neden mi? Hepsi bu an içindi.

Bash ejderhaların zeki olduğunu duymuştu… Ama sırf kendisini öldürmek için böyle bir hileye başvurmak…?

Ejderha kadın kılığına girmiş ve Bash’i en savunmasız anında yakalamak için beklemişti…

“Kahretsin!”

Ejderha Bash’i sıkıca kavramıştı.

Kuyruğunun ucu bacaklarına dolanmış, bir santim bile kımıldamasına izin vermiyordu.

Orkların en güçlüsü olan Bash ne kadar yüce bir kuvvete sahip olursa olsun, sadece kaba güçle bir ejderhayı alt edemezdi.

Ejderhanın devasa azı dişleri Bash’in yüzüne gittikçe yaklaştı.

“Buraya kadarmış…!”

Bash kendini ölüme hazırladı.

Köşeye sıkışmıştı. Hazırlıksız yakalanmıştı.

Fakat ejderha gerçekten de ondan iki adım öndeydi.

Bir kadın kılığına girerek Bash’i kandırmıştı.

“… Sonu böyle mi olacaktı?”

Ancak bu pusu mağaranın içinde gerçekleşmişti. Ejderha için de riskli bir hamleydi. Şayet Bash onun gerçek kimliğini anlasa ve kılıcıyla ejderhayı biçseydi, kazanan Bash olacaktı.

Ejderha da ince bir buz üstünde yürüyordu.

Gerçek kimliğinin açığa çıkmasını önlemek adına öfkesini gizlemek için elinden geleni yapmıştı.

Bash bunu kolaylıkla fark edebilirdi.

Kıl payı kaçırmıştı.

Bu yüzden Bash’in yenilgiyi kabul etmekten başka çaresi kalmamıştı.

“…?”

Ejderhanın dili Bash’in yüzünü yaladı.

Dilindeki pürüzler Bash’in yanağını sertçe çizdi.

Ancak o sivri dişler asla Bash’e saplanmadı ve alevler onu yakıp kavurmadı.

Vahşi ama bir o kadar da tatlımsı koku Bash’in burun deliklerini uyardı.

“Grrrr…”

Ejderha bunun yerine kükremekten ziyade hafif yüksek tonda, mırıltılı sesler çıkararak burnunu Bash’in yüzüne sürttü.

Bash’in dudakları yarıldı ve kan aktı.

Bash daha zayıf biri olsaydı, ejderha yüzündeki eti söküp alacak ve muhtemelen onu oracıkta öldürecekti.

Ama bu saldırı, o keskin pençeler, delici dişler veya kavurucu nefes kadar güçlü değildi.

Belki de ejderha, Bash ölmeden önce intikamını almak istiyordu. Onun korkudan titreyişini izlemek istiyordu.

“Çiftleşme mevsimi geldiğinde geri döneceğim. O zamana kadar uygun bir ortam hazırlayacağım.”

Bir bugbear’ın duysa korkudan tüy dökeceği kadar tehditkar kükremelerin arasında, o ses bir şeyler söylüyordu. Ancak Bash ne dendiğini anlayamayacak kadar dehşete düşmüştü.

Sonra ejderha onu serbest bıraktı.

Kuyruğu etrafından çözüldü ve Bash özgür kaldı.

Bash, kılıcına doğru fırlamak için bir fırsat kollayarak hemen aralarına mesafe koymaya çalıştı.

Ancak o zamana kadar ejderha o iri bedenini çoktan döndürmüştü.

“Onurunu koru.”

Ejderha havalandı.

Devasa cüssesine rağmen adımları hafif ve çevikti; kıtanın en güçlü yaratığına yaraşır bir haşmetle hareket ediyordu.

Mağarayı büyük bir sarsıntı titretti.

Ejderha uçup gitti.

Bash ve Zell tamamen afallamış halde kalaakaldılar.

Mağaranın dışında engin, mavi bir gökyüzü uzanıyordu.

Ara sıra esen tatlı rüzgar dışında her şey durgundu.

Ejderha bir anlığına göründü, ardından ufukta kayboldu.

Geri döneceğine dair en ufak bir iz bile yoktu.

“… Az önce ne oldu?”

Konuşan Bash’ti.

Gerçekten Zell’in bunu açıklamasını beklemiyordu.

Ama az önce yaşanan bu tuhaf olaylar karşısındaki şaşkınlığını dile getirmek zorundaydı.

“Şey, yani… Hmm. Bak şimdi patron. Ejderhaların başka ırklara dönüşebildiğine dair bir efsane duymuştum sanırım. Ejderha seni yenemeyeceğini anlayınca patron, seni kandırmak için hemen başka bir türe dönüştü ve böylece kaçmayı başardı.”

Zell’in düşüncesi Bash’inkiyle neredeyse aynıydı.

“Peki ama beni neden saldı?”

“Bence ejderha… söylediklerinle bir bağ kurdu, değil mi patron? Hani şu bahsettiğin onur kavramına takıldı sanki. Kaçmadan önce, onurunu korumakla ilgili bir şeyler söyledi sanırım. Belki de onurlu bir savaşçı olarak ejderhanın saygısını kazanmayı başardın. Biliyorum, biliyorum, kulağa delice geliyor ama… ben böyle düşünüyorum yahu.”

“Anlıyorum. Demek ejderhalar da onura değer veren yaratıklar.”

Ejderha, Bash’in övünmelerinden pek etkilenmemiş gibi görünmüştü.

Ama bu, onu dinlemediği anlamına gelmiyordu.

“…”

Yine de kimse kesin bir şey söyleyemezdi.

O güzel kadın gitmişti. Ejderha gitmişti.

Geride kalan tek şey kasvetli dağlar ve mavi gökyüzüydü.

Bash bir eş edenemedi. Bir ejderhayı katletmekten gelecek o onuru da kazanamadı.

Gerçekler bunlardan ibaretti.

“Ah…”

Bash derin bir iç çekti.

Ejderhanın saldırısından sağ kurtulmanın verdiği rahatlama artık tamamen yok olmuştu. İçini büyük bir boşluk duygusu kapladı.

Kuzeyin en uç noktasına, kar ve buzla kaplı dağların derinliklerine kadar seyahat etmiş, dağa tırmanmış, bir ejderhayla savaşmış ve kendisine oyun oynandığını anlamadan bir iblis kadına kur yapmaya çalışmıştı; sonuçta kadının ejderha olduğu ortaya çıkmış ve kaçıp gitmişti.

Bash hiçbir şey elde edemedi. Hiçbir şey başaramamıştı.

Bash bile bir davanın ne zaman kaybedildiğini anlayabilirdi. Bütün vücudu ağırlaşmış gibiydi.

“Patron… şimdi ne yapacağız…?”

“Şimdi mi…?”

Aslında Bash de bunu kendine sormak istiyordu.

Buraya kadar iyi niyetle, sağlam istihbaratla gelmişti.

İnsan kasabasından geçmiş, elf topraklarından aşmıştı… Cücelerle, hayvamsılarla, succubuslarla, iblislerle karşılaşmıştı. Dünyanın öbür ucuna kadar gelmişti.

Bakacak başka hiçbir yer kalmamıştı.

“Eve dönmekten başka çarem yok.”

“A… Anlıyorum patron. Doğru ya. Ejderha yakın zamanda geri dönmez. Geri dönüp bunu iblislere bildirsek iyi olur.”

Bunu duyan Bash düşündü.

Gije Kalesi’ne dönecek olursa… İblis bir kadını tavlama şansı ne kadar olabilirdi ki?

Sequence, Bash’e ejderha imha birliğinden hayatta kalanlarla ne isterse yapabileceğini söylemişti. Ama ortada sağ kalan tek bir kişi bile yoktu. Bash mağaranın her köşesini arayıp taramamıştı ama… O ejderha zekiydi. Gözünden tek bir kişi bile kaçmış olamazdı.

Kurnaz sürüngen. Başka bir ırkın kılığına girip insanları kandırabiliyordu.

Başka sağ kalanlar olsaydı ejderha onları asla salmazdı; bilerek sağ bıraktıysa bile onlardan geriye pek bir şey kalmamış olmalıydı.

Sequence, Bash’e yalnızca kendi kızıyla veya emrindeki iblis kadınlarla birlikte olma izni vermişti.

Bu da Bash’in Gije Kalesi’ne dönüp iblis kızları tavlamaya en baştan başlamak zorunda kalacağı anlamına geliyordu.

Bu iş nasıl yürüyecekti ki? Bash’in geçmiş tecrübeleri ve iblis kadınların o meşhur kibirli tavırları düşünüldüğünde?

“Yok. İblis bir kadının benim gibi bir orkla evlenmek isteyeceğini sanmıyorum.”

“O zaman ne yapacağız patron? Ogroların memleketine falan mı gitsek? Yoksa hayvamsıların olduğu yere mi dönsek? Kertenkeleadamlara veya harpielere yelken açmayacaksın, değil mi?”

“Hmm…”

Bash düşündü.

Nereye…? Nereye gitmeliydi?

Ork diyarından ayrıldığından beri çeşit çeşit ülkeye seyahat etmiş, pek çok kadınla tanışmış ve defalarca reddedilmişti.

Dileğini gerçekleştirmek için nereye gidebilirdi?

Bash’in en ufak bir fikri yoktu.

Orklar derin düşünen bir ırk değildi.

Geçmişin savaş meydanlarında böyle durumlarla karşılaşıldığında ne yapılırdı?

Bash hatırlamaya çalıştı… Fakat benzer tek bir durum bile aklına gelmedi.

Eskiden tek bir savaş bittiğinde, Bash hemen bir sonraki savaşa geçerdi. Bash ne yapacağını bilemediğinde, onun yerine başkası düşünür ve ona emir verirdi. Bash’in tek başına kaldığı ve bundan sonra ne yapacağını bilemediği tek bir an bile olmamıştı.

Ah, hayır, diye düşündü Bash.

Kendi başına düşünüp hareket ettiği zamanlar da olmuştu.

Bir savaş meydanı değildi ama… Evet, o zamanlar Bash’in takip ettiği bir rehber vardı.

Derin düşüncelerin ardından Bash bir karara vardı.

“İnsanların diyarına geri dönelim.”

Bash ork diyarından ayrıldığında, insan bir kadınla evlenmek niyetiyle ilk olarak Krassel’e yönelmişti.

Neden mi? Çünkü bir insan en iyi seçenek gibi görünmüştü.

Öyleyse oraya geri dönmeliydi.

Bash yolculukları sırasında pek çok şey öğrenmişti. İnsan diyarında, diğer ırkların aşk hakkındaki farklı bakış açılarını öğrenmişti. Elf diyarında, nasıl evlilik teklifi edileceğini öğrenmişti. Cüce diyarında kız tavlamayı, hayvamsıların diyarında ise giyimin ve düzgün bir randevunun önemini öğrenmişti.

Bir savaş, geçmiş tecrübelerin birikimidir.

Elflere karşı işe yarayan taktiklerin bazıları hayvamsılara da uygulanabildiği gibi, Bash’in şimdiye kadar öğrendiği şeyler de şüphesiz diğer ırklarla olan savaşlarında etkisini gösterecekti.

Bu durumda, şansını insan bir kadınla bir kez daha denemek iyi bir fikir olabilirdi.

En azından buradaki şansı, bir iblisle olan şansından daha yüksek görünüyordu.

“Bunca yolu geldik ama… haklısın patron. Böylesi daha iyi olabilir. Güneydoğuda bir insan karakolu olduğuna eminim. Önce oraya gitmek iyi bir fikir olabilir.”

Ve böylece gidecekleri yöne karar verdiler.

“Pekala o zaman. Gidelim.”

“Tamamdır patron!”

Düşünme faslı bittiğinde artık vakit kaybetmediler. Bash ve Zell karşılıklı başlarıyla onaylaştılar ve dağdan aşağı inmeye başladılar.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla