Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 3 / Karanlık General

Karanlık General

Karanlık General Sequence, şu anda Gije Kalesi’nin en iç kısmındaki harp odasındaydı. Ve hafif hafif kestiriyordu.

“…”

Gözlerini yumdu, ellerini kolçaklara dayadı ve uykuya dalarken bugüne kadarki hayatını, şehit düşen yoldaşlarını ve iblis ırkının geleceğini düşünmeye başladı.

Sequence yaşlı bir adamdı.

Elfler kadar uzun yaşayan iblisler arasında bile bilhassa yaşlı sayılırdı.

Daha açık söylemek gerekirse, Yıldırım Sonia’dan sonra yaşayan en yaşlı ikinci kişiydi.

Ömrü savaş meydanlarında geçmişti.

Ağzı süt kokan genç bir savaşçı olarak başladığı bu yolda, İblis Kralı Geddigs’in tahta çıkışına tanıklık eden Bilge General Sequence olmuştu. Meydanlarda büyük yararlılıklar göstermiş ve en sonunda Karanlık General unvanını kazanmıştı. Remium Yaylası’ndaki yenilginin ardından geri çekilmeyi yöneten de, o noktadan sonra sadece mağlubiyetler yaşanmasına rağmen mücadeleyi sürdüren de oydu.

Artık çok yaşlandın. Ununu eleyip eleğini astın. Koltuğunu daha genç birine devretmelisin. Kaç yıldır bu tarz lafları işitip duruyordu acaba?

Ama Sequence en ön saflarda kalmaya devam etmişti… Hayatta kalmayı başarmıştı.

Dostları birer birer ölmüştü.

Pek çok eşi olmuştu ama hepsi göçüp gitmişti.

Bir sürü kız evlat yetiştirmişti ama geriye sadece bir tanesi kalmıştı.

Savaşın ardından üç kızı kalmıştı aslında; fakat biri savaş sonrası kargaşada ölmüş, biri kaçmış ve daha dün, üçüncüsünün de muhtemelen öldüğü haberini almıştı.

Kalan son kızının da ölmüş olmasına şaşırmazdı. Ne de olsa uzun zamandır ondan da bir haber alamıyordu.

Artık tutunacak tek bir ailesi bile kalmamıştı.

Sequence’in ne takati ne de vakti kalmıştı.

Yapabileceği tek şey, kafasında kalan son kırıntıları burada, bu harp odasında kullanmaktı.

Bir çözüme ulaşamadan, iblislerin geleceğini tartışmak için birkaç günde bir toplanıyorlardı.

(Kaderin ne garip bir cilvesi.)

Sequence derin bir iç çekti.

Geddigs buraya bir kale inşa etmeyi önerdiğinde, buna en şiddetli şekilde karşı çıkan kişi Sequence’in ta kendisiydi.

“Böyle bir yere neden kale inşa edelim ki? Değerli kaynaklarımızı çarçur etmeyin,” demişti.

O zamanlar Geddigs’e karşı çıktığı duruşunun hâlâ arkasındaydı. Şimdi bile o dönemde kendisinin haklı olduğunu düşünüyordu. Fakat… bu kale olmasaydı, hayatta kalan iblislerin kaçacak hiçbir yeri olmayacaktı… Bu da iblis soyunun tamamen silinip gitmesi demekti.

O büyük mağlubiyetin ardından bu kaleye sığınma fikri de yine Sequence’e aitti.

Düşman onları burada takip edemezdi. Takip etseler bile başlarının çaresine bakabilirlerdi.

Geddigs bu kaleyi bu amaçla inşa ettirmemişti elbette. Yenilgiyi öngörmüş falan değildi. Sequence bunu gayet iyi biliyordu.

İşte bu yüzden durum ona bu kadar acı ve ironik geliyordu.

Tamamen gereksiz diyerek aşağıladığı bu kale, diğer tüm iblisdaşlarından daha fazla bel bağladığı sığınağı olmuştu.

Bu sırada Sequence, iblislerin geleceği üzerine derin derin düşünmeye devam etti.

Savaşın bitmesinden bu yana üç yıl geçmişti. Ya da bir dakika… Belki de dört yıl olmuştu bile.

İblisler tam dört yıldır bu topraklarda sıkışıp kalmıştı.

Bu karlı ovalarda beklenenden daha fazla av hayvanı dolaştığı için halk yiyecek bulmakta pek sıkıntı çekmiyordu.

Öyle bolluk bereket içinde değillerdi elbette ama açlıktan da ölmüyorlardı. Ya da en azından, açlıktan ölenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Azıcık yaşama iradeniz varsa, burada gayet güzel gül gibi geçinip gidebilirdiniz.

Ah, tabii bir de o mesele olmasaydı.

Gökyüzünün hakimi.

Kıtanın en güçlü yaratığı.

Cehennem ejderhası.

Bu koskoca bölge tamamen onun bölgesiydi.

Ejderha yüzünden iblisler gündüzleri dışarı adım dahi atamıyordu. Lambalarını parlak bir şekilde yakamıyorlardı. Kale surlarının arkasına saklanmak, sadece geceleri tıpkı birer fare gibi dışarı süzülüp hayatta kalabilmek için yiyecek aramak zorundaydılar.

O asil iblisler, fareler gibi pisliğin içinde yiyecek kırıntısı arar hale gelmişti.

İlk başlarda halk gayet iyimserdi.

“Bizi böyle kolayca ezip geçebileceklerini mi sanıyorlar?”

“Hayatta kalan bizleri köle bile yapamadılar… Hatta bize kendi topraklarımızı verip rahat bıraktılar!”

“Fırsatları varken kökümüzü kazımadıklarına pişman edeceğiz onları!”

“Şu aptal insanlar. Avuçlarının içindeki mutlak zafere rağmen rehavete kapıldılar!”

Doğru ya. Kendilerini mağlup edenleri aşağılıyorlardı.

Aslına bakılırsa Sequence da onlardan farksızdı.

İnsanları tam anlamıyla hor görmüyordu belki ama bu şartlar altında iblislerin üstünlüğü tekrar ele geçirebileceği fikrine o da kesinlikle katılıyordu.

İblisler güçlü bedenlere ve soğuğa karşı yüksek dirence sahipti. Günlerce hiçbir şey yemeden hayatta kalabilirlerdi. Büyü yetenekleri ise tüm ırklar arasındaki en üst seviyedeydi.

İblisler üstün bir ırktı. Bu karlı ovalarda bile gayet rahat yaşayabilirlerdi. Toprağı işler, hayvancılık yapar, askeri güçlerini artırmak için çalışırlarsa, on on beş yıl içinde tüm bu ovayı yeniden iblislerle doldurabilirlerdi. Yani en azından öyle sanıyorlardı.

Etrafta bir ejderha dolansa bile.

Ejderhalar hiç kuşkusuz tüm yaratıkların en güçlüsüydü. Bir ejderhayı öyle kolayca deviremezdiniz.

Vastonia’daki tüm canlılar bunu içgüdüsel olarak bilirdi.

Fakat Remium Yaylası’nda bir ejderha katledilmişti.

Remium Yaylası’ndaki ejderha ortaya çıktığında, insanlar onun devasa cüssesinden ve ezici yıkım gücünden dehşete düşmüşlerdi.

Böyle bir düşmana karşı Vastonia’da ne yapabileceklerini bilemeyerek şaşkınlıkla gökyüzüne bakakalmışlardı.

Ama ejderha bir kez yenilgiye uğratılınca… Halk, o kadar da abartılacak bir rakip olmadığını konuşmaya başlamıştı.

Hatta genel olarak herkeste bir hayal kırıklığı vardı; sanki ejderha beklediklerinden çok daha zayıf çıkmış gibiydi.

Ejderha yere indirildikten sonra, öldürücü darbeyi vuran bir ork savaşçısı olmuştu.

Orklar, iblislerin yanında esamesi okunmayacak kadar aşağı bir ırktı.

Bir ork bile bunu yapabildiyse, kendileri neden yapamasındı ki?

Yayladaki o eski savaş güçlerine sahip olmadıkları bir gerçekti tabii. Ve şüphesiz zayiat da verilecekti. Ama hiç şüpheniz olmasın ki, o ejderhayı katledip bu ovaları kendilerine yurt edineceklerdi.

İblisler işte böyle karar vermişti.

Ne var ki, ilk av partisini gönderip ejderhaya meydan okuduklarında kibirlerinin bedelini anladılar.

O koca imha birliği tek bir savaşta haritadan silindi.

Komutanları ise Sequence’in kızlarından biri olan Rimendia’ydı.

Üstelik ejderha hiç beklenmedik bir şey yaptı.

Uçarak Gije Kalesi’ne geldi ve misillemede bulundu.

O gün adeta cehennemin kapıları aralandı.

Ejderhanın alev nefesi, iblislerin büyü bariyerini tereyağından kıl çeker gibi yarıp etraftaki tüm iblisleri anında küle çevirdi.

İblislerin büyü saldırıları ejderhaya neredeyse hiç isabet etmiyordu, etse bile ejderhanın pullarla kaplı zırhından sekip gidiyordu.

İşin tek sevindirici yanı, Gije Kalesi’nin gerçekten de son derece sağlam inşa edilmiş olmasıydı.

Kale bir uçuruma oyulduğu için ejderha yere inemiyordu ve kale boyunca uzanan bariyer surları, ejderhanın alev nefesinin yayılıp tüm yapıyı yakıp yıkmasını engelliyordu.

Ancak, belki de sırf bu yüzden, ejderha bilhassa intikam hırsıyla dolmuş gibiydi.

Ejderha birkaç günde bir Gije Kalesi’ne gelip havadan alev nefesi yağdırmaya başladı.

İblisler, ejderhanın kendilerini bulmasını zorlaştırmak için Gije Kalesi’nin etrafına bir görünmezlik bariyeri ördüler.

Ama ejderha yine de geliyordu.

Onları göremese bile, kalenin genel konumunu hatırlıyor gibiydi ve rastgele alev püskürtmeye devam ediyordu.

Görünmez olmak bir işe yaramıyordu.

Ejderha kale surlarının dışında en ufak bir hareket hissettiği anda süzülüp onları kızartıveriyordu.

Sonuç olarak iblisler artık gündüzleri kaleden dışarı adım atamaz hale gelmişti.

Surların içinde dahi dehşete düşmüş kale halkı kukuletalarının arkasına saklanıyor, olabildiğince sessiz hareket edip dikkat çekmemeye çalışıyordu.

Ejderhalar gece yaratıkları değildi, bu yüzden geceleri saldırı olmuyordu. Yine de iblisler korkudan sinmiş durumdaydı.

Peş peşe gelen saldırılar ruhlarını tamamen kırıp geçmişti.

Ejderhayı yenmelerine imkân yoktu.

(Ne yapacağız peki…?)

Sequence’ın günlerdir kafasını kurcalayan soru buydu.

İblisler bu durumdan nasıl kurtulacak, gün ışığına ne zaman yeniden kavuşacaktı?

Her gün kafasını patlatırcasına düşünüyordu ama… Bir türlü çıkış yolu bulamıyordu.

Herkes ejderhanın defolup gitmesini istiyordu. Fakat dişe dokunur tek bir çözüm bile üretilememişti. İblislerin çoğu çoktan havlu atmıştı. Kendilerini karın ve buzun arasına hapsolmuş bir yaşama teslim etmişlerdi. Ve kaçınılmaz bir ölüme…

Sequence çaresiz kalmıştı.

Oysa gelmiş geçmiş en zeki iblis generali olduğu söylenirdi. Savaş alanında her zaman doğru hamleyi bulmayı başarırdı.

Ama namıdiğer Karanlık General Sequence bile artık yolunu kaybetmişti.

Ne yapmalıydı? Elinden gelen tek şey bu soruyu kafasında çevirip durmaktı.

Bugün de sandalyesinde oturduğu sıradan günlerden biriydi… Bedeni dona kesmiş, kımıldamadan duruyordu ki…

“Bağışlayın Generalim. Bir misafir getirdim.”

Bugün diğer günlerden farklı görünüyordu.

Savaş odasının girişinde bir asker dikiliyordu.

Sequence sanki bu yüzü bir yerden hatırlıyor gibiydi. Genç adam orduya daha yeni katılmış bir askerdi.

“Misafir mi? Kimmiş o? Toplantı vaktine kadar içeri kimsenin alınmamasını emretmemiş miydim ben?!”

“Emredersiniz Generalim! Fakat gelen kişi ülke dışından.”

Ülke dışından biri mi? Sequence tek gözünü aralama lütfunda bulundu.

Kapının girişinde duran askere yan gözle bir baktı.

Ardından yanındaki kişiyi gördü… Ve neredeyse gözleri yerinden fırlayacaktı. Hem de hepsi birden.

“Sen…!”

Sağında ve solunda ikişer, önünde ise dört gözü vardı.

Sekiz gözü birden yuvalarından fırlayacak gibi açılarak yeni gelene kilitlendi.

Karşısındaki bir orktu.

Sıradan, yeşil bir ork.

Bunlardan her yerde bulabilirdiniz. Savaş meydanlarında serilmiş ölülerini defalarca görmüştü.

Aralarında muazzam savaşçılar çıksa da nihayetinde harcanabilir erlerden ve sayıdan ibaret yaratıklardı.

Sequence genel olarak yeşil bir orku diğerinden ayırt edemezdi.

Dostları ona, “Biliyor musun, orkların arasında bazen cevherler çıkıyor,” dediğinde kahkahayla gülüp geçmişti.

Ancak bu orku gördüğü an… Tüyleri diken diken oldu.

Bütün bedenini bir titreme sarstı.

Bu orku daha önce bir kez görmüştü… Sadece bir kez, ama o tek an bile yetip artmıştı. Onun gibisi bir daha gelmezdi.

Sequence hiçbir orkun adını hatırında tutmaya tenezzül etmezdi ama bu adam… Bu adamı asla unutamazdı.

“Bash?!”

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu General.”

Sequence bir hışımla ayağa fırladı.

Haftalardır yerinden kıpırdamamıştı.

Kalçalarından ve dizlerinden çatırdama sesleri yükseldi, bedenini kaplayan kırağı dökülüp yere saçıldı.

Bash!

Bu yeşil ork, Remium Yaylası’ndaki o kader belirleyici savaştan beri olağanüstü başarılar göstermiş bir savaşçıydı. Üstelik Sequence’ın dostu General Netherhanks’in kılıcını hediye etmeye değer gördüğü tek kişiydi.

Geddigs’in ölümünün ardından, bu orkun gösterdiği büyük kahramanlıkların haberi arkası kesilmeksizin gelmişti.

İnsanların şiddetli saldırısını püskürtmüş ve birkaç kampını yerle bir etmişti. Ulu bir elf büyücüsünü dize getirmişti. Ve succubusları o korkunç durumdan çekip çıkarmıştı…

Geddigs’in son nefesini verdiği anlarda orada bulunan kişi de ta kendisiydi.

Kahraman Leto’yu da acımadan katletmişti…

Sequence, bu orkun Geddigs’in cesediyle karşısına dikildiği o anı asla unutamıyordu… O an hissettiği dehşetli çaresizlik… Ah, keşke hafızasından silebilseydi!

Üstelik Sequence başka bir şey daha biliyordu.

Bash’in lakabını çok iyi biliyordu.

Elbette bu orkun sürüyle lakabı vardı ancak iblisler arasında en çok bu isimle anılırdı…

“Ejderha Kafası Kesen.”

Ejderha Katili…!

Ta Remium Yaylası’ndaki o savaşta, o ejderhayı deviren kişi Bash’ten başkası değildi.

Yerle bir etmişti onu! O koca ejderhayı!

İblislerin şu anda en çok ihtiyaç duyduğu adam tam olarak bu yiğit değil miydi yani?

Bu orktan faydalanabilirse, iblislerin yüreğine korku salan o ejderha belki de…!

Fakat Sequence kozunu öyle pat diye ortaya saçacak bir iblis değildi.

Karşısındaki orkun buraya iblislerin kara kaşı kara gözü için gelmediği ortadaydı. Hem artık devir değişmişti. Sequence bir orku piyon gibi kullanamazdı…

“… Yolun buraya nasıl düştü?”

Bu yüzden olabildiğince soğukkanlı bir tavır takındı.

Mantıklı bakılacak olursa, Ork Kahramanı Bash’in burada olması için hiçbir makul sebep yoktu.

Orklar da tıpkı iblisler gibi Dörtlü İttifak’ın baskısı altında eziliyordu. Kendi dertleri başlarından aşkındı.

Koskoca bir milletin kahramanı neden vatanını bırakıp ta buralara kadar yol tepsin ki?

“İnsan Prensi Nazar’dan bir mektup getirdim.”

Bunu duyan Sequence altı gözünden dördünü kapattı.

İçinden haline hak verdi. Ha şöyle. Şimdi mantıklı bir yere oturdu işte. Bir orkun kendi kafasına göre kalkıp bu kadar uzağa gitmesine imkân yoktu zaten.

Peki ama mektupta ne yazıyordu?

“Ver de bakayım.”

Bash’in cebinden çıkardığı zarf, yolculuğun ne kadar çetin geçtiğini gözler önüne seriyordu.

Köşeleri ezilip bükülmüş, sanki bir ara suya batıp çıkmış da kuruyunca taş gibi kaskatı kesilmişti.

İnsan kraliyet ailesinin mührü güç belâ da olsa üzerindeydi; bu da mektubun gerçekten Nazar’ın kaleminden çıktığını kanıtlıyordu.

(O insan veledinden bir mektup ha…?)

Zarfı sivri tırnaklarıyla kesip açtı ve içindeki kâğıdı çıkardı.

“Hmm…”

Mürekkep dağılmış, yazılar tamamen okunmaz hale gelmişti.

Ne yazdığını sökmek imkânsızdı.

Mektup taşımayı bir orka emanet edersen olacağı buydu işte.

“Anlaşıldı.”

Yine de Nazar’ın bu ork aracılığıyla ne iletmek istediğini tahmin etmek hiç de zor değildi.

Hiç şüphesiz konu Sequence’ın kızı Popratika ve yanındakilerle ilgiliydi.

Efendi Geddigs’i dirilteceğim diye böbürlenerek bu savaş odasını terk edip gitmişti.

Üstelik Sequence’ın eski iblis diyarından binbir güçlükle kaçırdığı ulusal hazineyi de çalmıştı.

Bir sürü kişi de onun peşine takılıp gitmişti.

O günden beri ne haltlar karıştırdığını bilmenin imkânı yoktu.

Hani eldeki bilgi de yok denecek kadar azdı.

“Peki ya sen? Artık sıradan bir ulak mı oldun? Ork Kahramanı, bir insan bücürünün emir kulu olacak kadar alçaldı mı?”

Sequence her zamanki kendinden emin ve sakin tonuyla konuşuyordu. Yine de Nazar’ın doğru elçiyi seçtiğini içten içe takdir etti.

Bash olmasaydı bu mektup asla buraya ulaşamazdı.

Sequence, Bash’le oturup bir şeyler içmeyi ve sınırları nasıl aştığını, ejderhaya yem olmadan buraya kadar nasıl gelebildiğini dinlemeyi çok isterdi… Hatta bu gizli kaleyi nasıl bulabildiğini öğrenmeyi daha da çok isterdi.

Dışarıdan bakınca pek konduramazdınız ama Sequence aslında genç savaşçıların kahramanlık hikâyelerini dinlemeye bayılırdı.

Yani hiç şüphe yok ki Bash bu mektubu getirebilecek en mükemmel adaydı.

Mektubun bir şekilde buraya ulaşmış olması bile bunun en büyük kanıtıydı.

Yine de alaycı bir dille konuşmaktan kendini alamadı. Bu, iblislerin kötü bir alışkanlığıydı.

Kendileri rezil bir duruma düşmüş olsalar bile başkalarını aşağılamadan duramazlardı.

Yani Bash mektubu getirmek için doğru kişi olsa bile… Soru işaretleri hâlâ tazeliğini koruyordu… Neden böyle bir şey yapsındı ki?

Bash neden böyle bir angaryayı üstlenmişti?

Mütevazı ama gururlu bir savaşçı kahraman, neden kuryelik gibi bayağı bir işe soyunsundu ki?

“Ben kimsenin kapı kulu değilim.”

“Öyle olmadığını tahmin edebiliyorum. Sıradan bir ayak işçisi buraya kadar gelemezdi zaten. Gece vakti vardığına göre, sanırım onu sen de gördün?”

“Ejderhayı mı? Evet, gördüm.”

“Demek gördün ha? E, peki sonra ne oldu? Geberttin mi onu…?”

“Hayır, onu yere indirecek bir yolum yoktu. Ben de saklanıp gecenin çökmesini bekledim.”

“Anladım, yani neredeyse…”

Sequence tam, Gökyüzünden indirebilsen onu yenebileceğini söylüyor gibisin, diyecekti ki son anda kendini tuttu.

Geçmişte zaten bir ejderhayı dize getirmiş bir adama söylenecek saçma bir laftı bu.

“Burada bulunma sebebini senin kendi ağzından duymak istiyorum. Bir kâğıt parçasından ya da donmak üzere olan geveze bir periden değil. Doğrudan senden.”

Sequence bunu hürmet dolu bir tavırla söylemişti.

Bir iblisin bir orka saygı göstermesi pek rastlanan bir şey değildi.

Orklar genelde lafı dinlenmeye değer yaratıklar olarak görülmezdi. Etrafta başka bir ırk olsaydı, bir iblis kesinlikle onlara sormayı tercih ederdi. Çünkü orklar dişe dokunur pek bir şey söylemezdi. Genelde sadece atıp tutar, aptalca laflar ederlerdi. Bir peri bile onlardan daha mantıklı konuşurdu.

Yine de Sequence, Bash’in konuşmasını bekledi.

Sequence’ın Bash’e verdiği değer işte bu kadar büyüktü.

Zaten savaşta dövüşmüş hangi adam Bash’e hürmet duymazdı ki?

“…”

Bash, gözlerini Sequence’a dikip pürdikkat baktı.

Bu bakış, Sequence’ın savaşlarla yoğrulmuş çelik gibi omurgasından aşağı buz gibi bir ürperti geçirdi.

“Beni kızınla tanıştırmanı istiyorum.”

“Popratika’yla mı? Onun nerede olduğunu ben bile bilmiyorum.”

“Peki ya diğeri?”

“Rimendia öldü.”

“Bir tane daha olduğuna eminim.”

“Elbette vardı! Asmonadia!”

“Tamam, beni onunla tanıştır.”

Sequence durup düşündü.

“Beni kızınla tanıştır.” İblislerin dilinde bu, Kızınla çıkmak istiyorum demekti. Ancak sıradan bir orkun ağzından çıktığında bu, Kızını koynuma alıp onu hamile bırakacağım anlamına gelirdi.

Bir iblis soylusuna söylenecek asla affedilemez bir hakaretti bu.

Yapılacak tek bir şey vardı. Bu orku ezip geçmek ve ona haddini bildirmek.

Ama karşısındaki kişi Ork Kahramanı Bash’ti…

Sequence, Bash’in nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu pek bilmiyordu.

Yine de o eski dostu bir zamanlar Bash’in ne kadar bükülmez bir omurgaya sahip, sağlam bir adam olduğunu söylemişti.

O dostu ki kolay kolay kimseyi beğenmeyen, dik kafalı bir adamdı. Buna rağmen en sevdiği kılıcını Bash’e hediye etmişti. Sequence daha önce böyle bir şey ne duymuş ne görmüştü.

Üstelik İnsan Prensi Nazar da bu adama üzerinde kendi arması olan bir mektubu emanet etmişti.

Bir insan… Bir orka güveniyordu.

Evet, Bash haber taşımak için mükemmel bir seçimdi, buna şüphe yoktu ama Prens pekala başkalarından da rica edebilirdi.

Sonuçta etrafta bir orktan çok daha güvenilir adam bolluğu vardı.

“Asmonadia’nın… neyin peşinde olduğunu biliyor musun?”

Bu yüzden Sequence, Bash’in asıl niyetini anlamak için onu yoklamak zorundaydı.

“Hayır. Bilmiyorum.”

“Şu anda ejderhayı katletmek üzere bir görevde.”

“Anladım.”

Peri kanat çırparak havalandı.

Orkun kulağına fısır fısır bir şeyler fısıldıyordu.

İkisi birlikte yine ne dolaplar çeviriyordu kimbilir? Orklardan da perilerden de hayır gelmezdi.

Periler orklara kıyasla bir tık daha akıllı sayılırdı. Ama iblislerin gözünde ikisi de birbirinden aptaldı.

“Onu alt etmek için bir yönteminiz var mı?”

Bash’in bu sözleri bir bakıma iblislere hakaret sayılırdı.

Elbette bu sorunun cevabı koca bir hayırdı. Ejderhayla savaşacak etkili bir yoldan yoksundular. Bir yolu olsaydı, o ejderha çoktan kemik yığınına dönerdi. İblisler de topraklarını tüm Ress Karasalına yaymış olurdu.

“Hayır. Fakat yuvasının yerini tespit ettik. Doğudaki dağlarda. Havadayken onunla savaşamayız ama karada… Bir şansımız olabilir.”

“Anlaşıldı.”

“Açıkçası.”

Karşısındaki herhangi bir ork olsaydı, Sequence çoktan sinirlenmeye başlardı.

Öyle ukalaca konuşma. Ejderha öyle hafife alabileceğin bir rakip değil.

“Kolay olmadı ama daha önce bir ejderha katletmiştim.”

“Aynen öyle!”

Fakat karşısındaki ork rüştünü ispatlamıştı.

Yeryüzünde karada bir ejderha öldürmekle övünebilecek tek adam oydu.

Kulağa ne kadar absürt gelse de arkasında böyle bir başarı vardı.

“Kızım, bu iş daha önce başarıldığına göre bunun mümkün olduğunu söyledi. Bu yüzden birkaç gün önce bir grup genç savaşçıyla yola çıktı.”

“Yani… Şimdiye kadar ejderhanın yuvasına varmış olmalılar, öyle mi?”

“Muhtemelen.”

Aslında şimdiye kadar dönmüş olmaları gerekiyordu. Yine de… onlardan en ufak bir iz bile yoktu.

Keşif birliği lideri, güneş batmadan önce birliğin yok edildiğini doğrulamıştı.

Teyit edilen ölü sayısı, yola çıkanların toplamından azdı. Yani belki de hepsi ölmemişti. Ancak ölenlerin cesetleri öyle tanınmaz halde yanmıştı ki kimlik tespiti imkansızdı.

Bu yüzden kızının hâlâ hayatta olma ihtimali henüz sıfırlanmamıştı. Hâlâ ejderhanın yuvasının yakınlarında saklanıyor olabilirdi. Yine de bu saatten sonra ejderhaya karşı bir zafer kazanmak imkansız görünüyordu.

Aptal çocuk, diye düşündü Sequence.

Savaşmaya niyetlendiği mahluk bir ejderhaydı. Diğer canavarlara benzemezdi. Kurnazdı. Acımasızdı. Kinciydi. O… zekiydi.

Hiç şüphesiz ejderha, yuvasına yapılacak bir saldırıya karşı tedbirini almıştı.

Onu köşeye sıkıştırmayı başarsalar bile… O pullu derisinin altında hâlâ gizli bir kozu olabilirdi.

Sequence bunu kızına ve yanındaki genç kafadarlarına söylemişti. Ama dinlememişlerdi. “Altı üstü koca bir kertenkele,” demişlerdi.

“O canavar neden Gije Kalesi’ne saldırmıyor?” diye sormuşlardı.

“Neden tepemizden alev püskürtmekle yetiniyor ki…?”

Canavarı bir kez karada yakalayabilirlerse onu yenebilecekleriyle övünmüşlerdi.

Ve bu küstahlıklarının sonucu… Mutlak bir yıkım olmuştu.

“Kızımdan böyle bir aptallık asla beklemezdim… Yine de öyle aptal bir kız senin için uygunsa, seni onunla tanıştırmamda bir sakınca yok. Hatta ne duruyorsun, git ve onunla evlen.”

“…! Evlenebilir miyim?”

“Müsaade ediyorum. Tabii hâlâ hayattaysa.”

Bir orkun eşi olmak.

Bir iblisin asla katlanamayacağı bir şeydi bu.

Soylu ve gururlu iblisler… Soylarının en üst kademesindeki kadınlardan birinin aptal bir orkun eşi olması… Tasmayla bir köpek gibi gezdirilmesi, çırılçıplak ve hamile karnı meydanda dolaştırılması… Akılalmaz bir şeydi!

Normalde Sequence, böyle bir şeyin yaşanmasına izin vermektense geriye kalan tüm iblis ordusunu orklara karşı kanlı bir savaşa sürmeyi tercih ederdi.

Ancak düşmanın gücünü yanlış değerlendirip sadece kendini değil, emrindekileri de kazanma şanslarının olmadığı bir savaşa sürüklemek… Onları göz göre göre ölüme götürmek… bilge bir iblis soylusunun asla yapmaması gereken bir şeydi.

(Eskiden olsa, evet, onurumuzu her şeyin üstünde tutardım…)

Nitekim… Savaş zamanında hiçbir iblis kızı bir orka yem edilmezdi. Kız ne kadar cahilce cesur olursa olsun bu değişmezdi.

Fakat onur meselesi başka zamanın konusuydu. Başka bir devrin. Bugün yok oluşun eşiğinden dönmek için pençe atan iblislerin… öyle bir lükse ayıracak vakti yoktu.

Bir iblis kızı, yeri doldurulamaz bir kaynaktı. Değerli bir cevherdi. Yine de hayatını hiçe saymıştı.

Onu bir orkun karısı olma mertebesine düşürmek… Ona verilecek en ibretlik ceza gibi görünüyordu.

Hatta idam kararı bile bunun yanında merhametli kalırdı.

“Hemen dağa gideceğim.”

“… Sen… Ciddi misin?”

Sequence, Bash’e şüphe dolu gözlerle baktı.

Kız çoktan ölmüş olmalıydı. Aptal bir ork bile bunu akıl edebilmeliydi.

Orklar kafasız yaratıklardı ama savaş hususundaki sezgileri şaşırtıcı derecede keskindi.

Birçoğu tek bir bakışta hangi savaşın kazanılacağını, hangisinin hezimetle biteceğini anlardı.

“Patron… Pişt… Pişt…”

Peri yine ona doğru fısıldadı.

Garip bir davranıştı. Bu işte kesinlikle bir bit yeniği vardı.

Bash başını salladı, periyi onaylarcasına “Mhm,” dedi ve doğrudan Sequence’ın gözlerinin içine baktı.

“Başka sağ kalan varsa… Sadece senin kızın değil, herhangi biri… Onu kendime alabilir miyim?”

“…!”

Bash’in gözlerinde en ufak bir mizah kırıntısı yoktu.

Dehşet verici derecede ciddi ve açık konuşmak gerekirse son derece samimiydi.

Sequence bu gözleri savaş alanında defalarca görmüştü.

Bunlar, kendini ölüme hazırlamış birinin gözleriydi. Ölümden daha korkunç şeylerin olduğuna inanan birinin gözleri.

Olacak iş değildi… diye düşündü Sequence.

Sağ kalan tüm kadınları kendine almak mı? Fakat imha birliği yalnızca kadınlardan oluşmuyordu. Hatta çoğunluğu erkekti.

Demek ki bu ork, kendine bir iblis eşi bulmaktan öte başka bir amaçla oraya gidiyordu…

Planı, ejderha imha birliğinden sağ kalanları toplayıp… onlarla bir şey yapmaktı.

Ama ne?

“Şimdi gidersen sen de o kargaşanın ortasında kalırsın, biliyorsun değil mi! Bir ejderhaya karşı!”

“Evet. Zaten bu yüzden geldim.”

Bu yüzden mi? Bir… ejderhayla savaşmak için mi?

Onca yolu bunun için mi tepmişti…?

Neden…?

Sequence’ın kafasında cevapsız pek çok soru belirdi. Sonra eline ulaşan o mektup geldi aklına.

M mektup ıslanmış, mürekkebi dağılmış ve okunmaz hale gelmişti; fakat belki de mektubun asıl anlamı burada yatıyordu?

Yani… destek kuvvet.

Nazar, ejderhayı alt etmelerine yardım etmek için destek kuvvet göndermişti.

Ama Nazar neden böyle bir şey yapsındı ki? Bundan ne çıkarı olabilirdi?

Ah, ama bir hatırla. Ateşkes konusunu ilk açan kimdi? O prens.

Sequence onunla yalnızca bir kez, ateşkes anlaşması sırasında konuşmuştu ve adam gayet uysal biri gibi görünmüştü… Merhametli ve dosdoğru.

Diğer insanların aksine Sequence, onun iblis ırkına sonsuza dek işkence etmeye dair karanlık planlar beslediğini hissetmemişti.

Ama yine de prensin bu işten nasıl bir çıkarı olabileceğini aklı almıyordu.

Nihayetinde insanlar kişisel çıkarlarını onurun üstünde tutan bir türdü.

“Nazar buna neden razı olsun ki? Amacınız ne sizin…?”

“…? Yok, buraya gelme fikrini ortaya atan bendim. Nazar sadece yol boyunca bana yardımcı olmak istedi.”

“Ne…?”

Nazar… İşin içinde doğrudan yer almıyor muydu?

Yani… bu ork bunca yolu tamamen kendi arzusuyla mı tepmişti?

Nazar’ın mektubu ise sınırları aşmasına yardım edecek bir izin belgesinden… bir… Bash’in destek kuvvet olarak kabul edilmesi için Sequence’a yazılmış bir dilekçeden ibaretti.

Ama Bash neden böyle bir yere gelmek istesindi ki… Sırf bir ejderhayı katletmek için mi?

Neden iblislere yardım etmek istiyordu ki…?

“Sen… Size yardım etmemiz için izin mi istiyorsun? Sen, bir ork, biz iblislere mi yardım etmek istiyorsun…?”

“… Bunu yaparsam belki siz iblisler de biz orklar hakkındaki fikrinizi değiştirirsiniz.”

Demek iblislerin gözüne girmek için yapıyordu bunu?

Saçmalık…! Gülüp geçerdi geçmesine ama karşısındaki adam Ork Kahramanı dedikleri kişiden başkası değildi…

Gerçek bir Kahraman…

Ne zaman dezavantajlı duruma düşseler savaş alanında ansızın belirip yardıma koşar, savaşın kaderini değiştirirdi.

Zamanında Sequence bunun sıradan bir ork taşkınlığı olduğunu düşünüp pek önemsememişti ama şimdi gerçeği görebiliyordu.

Bu ork sayesinde Remium Yaylası Savaşı’nda ejderhayı ve Kahraman Leto’yu alt edip kurtulmuşlar, İttifak’ın tüm savaş gücüyle geri çekilmesini sağlamıştı.

Sonrasındaki eylemleri de iblislerin son derece işine yaramıştı.

Tıpkı succubuslara yardım ettiği zamanki gibi. Eğer succubuslar yok edilseydi, elfler tüm ateş gücünü iblislerin üzerine yığardı. Böyle bir şey gerçekleşseydi iblisler ateşkes gününü görecek kadar hayatta kalamazdı.

Hepsi Bash sayesindeydi.

Bu yüzden Sequence ona büyük saygı duyuyordu.

Ne de olsa o Ork Kahramanı’ydı.

Son Ork Kahramanı’nın üzerinden uzun yıllar geçmişti.

Sequence, bu unvana layık görülen savaşçıların sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini duymuştu. Sonuçta orklar kafasız yaratıklardı.

Gurur ve onurdan dem vururlardı ama savaşın sıcağında gözleri bir kadına kaysa tüm dürtülerine yenik düşer, düşünmeden onu en yakın çalıya sürüp götürürlerdi.

Güçlü olana tapan ama içten içe kendilerini en güçlü sanan acınası bir ırk.

İşte Bash, bu derece cahil bir halk tarafından Kahraman ilan edilmişti.

Irklarının zirvesiydi.

Bash, bu unvanın hakkını veren bir savaşçıydı.

Bu da durumu daha da mantıksız kılıyordu.

Bu ork, orkların onuru uğruna kendini feda etmeye hazırdı.

Orkların, iblislerin kendileri hakkındaki düşüncelerini değiştirmesini istemesi gerçekten akla yatkın mıydı?

“Sana tek bir şey soracağım. Neden böyle bir riski göze alıyorsun?”

“Açık değil mi?”

Bash, Sequence’a arkasını döndü ve omuzunun üstünden baktı:

“Bir iblis kadınını kendime eş yapmak istiyorum.”

Bu şahane fıkra Sequence’ın kahkahalara boğulmasına yetti.

Geddigs’in sağ olduğu günlerden beri böyle kahkaha atmamıştı…

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla