Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 2 / Gije Kalesi

Gije Kalesi

Gizemle örtülü bir kale.

Stratejik açıdan hiçbir değeri olmayan bir konumdaydı. Dedikodulara göre Geddigs tahta çıkıp kalenin inşasına başladığında, bazı iblis liderleri buna karşı çıkmış ama anında ortadan kaldırılmışlardı. Bu durum Geddigs’e “Ahmak Kral” unvanını kazandırmıştı… Kısa bir süreliğine de olsa.

Kaleyi her yer dururken neden illaki buraya inşa etmek istediği hâlâ tam bir muammaydı.

Savaş sırasında kaleye takılan lakap bile aslında ne kadar vasıfsız olduğunu gösteriyordu.

“Düşürülemez Kale.”

Saldırmanın hiçbir anlamı olmadığı için… Doğal olarak ele geçirilmesi de mümkün değildi. Zayıflığı, asıl gücü haline gelmişti.

Orklar bile zamanında bu kaleyle alay ederlerdi.

(… Düşündüğümden daha sağlam bir yapısı var.)

Bash kalenin döküntü bir yer olacağını tahmin etmişti. Oysa gayet iyi inşa edilmişti. Diğer iblis kalelerinden hiçbir farkı yoktu.

Kale, dağ yamacı boyunca birbirine bağlı yükselen, kalın ve yüksek üç surun arkasına kurulmuştu; girişleri ise hiç göze çarpmıyordu. Surlar siyah kaya ve siyah çelikle güçlendirilmişti, üzerlerinde sanki bir tür büyüyle işlenmişçesine hafif bir parıltı vardı.

Bash büyüden pek anlamazdı ama daha önce buna benzer koruma büyüleriyle efsunlanmış surlar görmüştü.

Bu surlar, elflerin toplu saldırı büyülerini etkisiz hale getirebilir ve cücelerin kuşatma toplarından fırlatılan kütük gibi gülleleri geri püskürtebilirdi.

Bash’in daha önce gördüğü surların sadece küçük bir kısmı büyüyle güçlendirilmişti, ancak Gije Kalesi’nin surları baştan başa efsunlanmış gibiydi. Burası, Bash’in hayatında gördüğü en sağlam inşa edilmiş kale bile sayılabilirdi.

“Durun.”

Kalenin girişinde iki iblis bekliyordu.

Kahverengi tenli, alt kademe bir iblis.

Ve bir erkek… Ne yazık ki.

Bir kontrol noktası. Bash ne zaman yeni bir ülkeye girse mutlaka bir kontrol noktasıyla karşılaşırdı, burada da durum değişmemişti.

“Seni bekliyorduk ork. Tek başına buraya gelmekteki amacın ne?”

Onu mu bekliyorlardı? Bash’in yüzü kocaman bir soru işaretine dönüştü.

Fakat iblisler her zaman böyle kendini beğenmiş olurlardı. Diğer ırkların her hareketini önceden biliyorlarmış gibi davranırlardı.

Yine de bazı orklar iblislerin geleceği görme gücü olduğuna inanırdı.

Gerçi savaşı kaybedeceklerini tahmin edememişlerdi, değil mi? … Bu yüzden daha aklı başında olan orklar bu duruma kıs kıs gülerlerdi.

“Kardeşim, yanında bir de peri var…”

“Ahmak! Biz perileri kişiden saymayız. Bize öğretilen bu değil.”

“Ha-ha-ha. O zaman bir kişi ve bir böcek mi diyelim?”

“Böcekler de sayılmaz.”

İki muhafız yüzlerinde sırıtışlarla Bash ve Zell’e baktılar.

Havada doğrudan bir düşmanlık yoktu… Ancak iblislerden yayılan belirgin bir tepeden bakma hissi seziliyordu.

“Ee, ne iş, ork? Bizim bu ölmekte olan cennetimizde ne arıyorsun?”

“Hadi ama kardeş. Adamımıza bunu soramazsın.”

“Öyle mi? Nedenmiş o?”

“Bir düşün. Bir orku buraya getirecek pek az sebep vardır. Evinden kovulmuş, gittiği her ülkede hor görülmüş ve en sonunda aç, sefil bir halde buraya kadar sürüklenmiş olmalı.”

“Hey! Bizim topraklarımızdan sanki bir… çöplükmüş gibi bahsetmeyi kes.”

“Zaten artık resmen bir çöplük!”

“Aha-ha-ha-ha-ha!”

Bash alaycı gülüşleri görmezden gelip sırtındaki yükü paldır küldür yere bıraktı.

“Hey! Daha yeni burası çöplük değil dedim… O da ne böyle?”

“Gelirken yolda buldum. Yaralılar.”

Muhafızların sesleri bıçak gibi kesildi, daha birkaç saniye öncesine kadar fark etmedikleri bu kütleye dik dikkat bakakaldılar.

Dışarısı karanlıktı, bir şeyi net seçmek zordu ama yerdeki şey sanki bir insana benziyordu… Yok, düpedüz bir insandı bu, değil mi?

Bir insan… Kömürleşmiş bir insan.

“Ne oluyor be?! Yoksa bu—”

“—Canlı mı? Evet. Karlı ovada ejderha tarafından yakılmışlar. Başkaları da vardı… Ama sadece bu sağ kalabilmiş.”

“Yok artık… İmha birliği… Kafayı yiyeceğim…! O zaman bu hepsi yok edildi demek…”

Muhafızların beti bereketi attı.

Az önceki rahat ve ukala tavırlarından eser kalmamıştı, sesleri çaresizlik ve panikle tizleşmişti.

“Tamamen kömüre dönmüşler! Kim olduğunu teşhis bile edemeyiz! Çabuk bir sedye getirin! Sağlık ekibini çağırın! Acele edin!”

“Hemen gidiyorum kardeşim!”

Muhafızlardan biri bu sözlerle birlikte arkasını dönüp var gücüyle koşmaya başladı.

“Üzerine peri tozu serptik. Ölmez. Öyle telaşla koşturmana gerek yok.”

Bash omuzlarını silkti. Geriye kalan muhafız gözlerini kırpıştırıp Bash ile Zell’e daha dikkatli bakmaya başladı.

Haklıydı; bu kadar ağır bir durumda bile peri tozu sayesinde bir insan hayatta tutulabilirdi.

Peri tozu dedikleri şey muazzam bir iyileştirme gücüne sahipti.

“… Öhöm, görünen o ki bizden birine yardım etmişsiniz. Minnettarım. Az önceki nezaketsizliğim için de özür dilerim. Bir iblis savaşçısına yardım ederek büyük bir iyilik yaptınız. Size bir ödül vermek isterdim ama ne yazık ki şu an üzerimde hiçbir şey yok.”

İblisin konuşma tarzı pek değişmemişti ama sesindeki o aşikâr aşağılama kırıntıları tamamen yok olmuştu. İblisler, işlerine geldiğinde gayet asil ve kibar davranmasını bilen bir ırktı.

“Sana da teşekkürler, peri. Değerli tozunu ırkdaşımız için cömertçe harcaman büyük incelik.”

Bunu duyan Zell hemen Bash’in boynundan sıyrıldı, atkısının kıvrımları arasından süzülüp omzunda dimdik, hazır ol duruşuna geçti.

“Aman, lafı bile olmaz! Gördüğün üzere biz sayısız savaştan çıkmış gazi savaşçılarız! Yaralı bir asker gördük mü, siz iblisler daha kahvaltınızı bitirip sabah kakanızı yapana kadar onu emniyete alırız! Gerçi biz periler kaka yapmayız, o yüzden vaktimiz bol tabii! Ayrıca laf aramızda, birazcık daha minnettar olsan iyi edersin! Karşında kimin olduğunu biliyor musun sen? Bilmiş ol ki biz… HAPŞUUU!”

Zell tiradının ortasında gürültüyle hapşırdı, ardından titreyerek tekrar Bash’in atkısının içine sığındı. Peri lafını bitirememişti ama muhafızın yüzünde artık soğuk bir tebessüm belirmişti.

İblislerin periler hakkında söylediği pek çok özdeyiş vardı.

Biri şöyleydi: “Bir perinin sözlerine kulak verirsen önce kulakların havayla dolar, sonra ağzın havayla dolar, en sonunda da kafanın içi havayla dolup boynundan koparak uçup gider.”

Kısacası, bir perinin saçmalıklarını dinlemeye devam edersen sonunda ölürsün demekti bu.

Bu yüzden muhafız bakışlarını tekrar Bash’e çevirdi.

“Bağışla beni, ork. O halde tekrar sorayım. Kimsin ve nereden geliyorsun? Buraya hangi amaçla geldin? Raporlara göre köprüden de geçmemişsin, ama…?”

“Ben Ork Kahramanı Bash.” Belli bir şeyi aramaya geldim.”

Bash’in cevabı böyleydi fakat dürüst olmak gerekirse ümitli olduğu pek söylenemezdi.

Ne de olsa karşılarındakiler iblisti.

Kahverengi tenine bakılırsa nöbetçi muhtemelen alt kademe bir iblisti, türünün alt tabakasından biri. Ama alt kademe bir iblis bile soy olarak bir orktan üstün sayılırdı.

İblisler, orkların yüzüne karşı alay etmekten geri durmazlardı.

“Ork Kahramanı mı…? Yani sen… Ejderha Biçen misin…?”

Ne var ki nöbetçinin tepkisi beklenmedik oldu.

“Aşağılık ork, benimle dalga geçmeye nasıl cüret edersin?! Kahraman unvanının siz orklar için ne kadar kutsal olduğunu bilmeyen mi var! Herkes kahraman olmak ister tabii ama ortalıkta dolaşıp yalan iddialarda bulunamazsın! En azından kalan son gurur kırıntılarınıza tutunmak istemiyor musun…?”

“Yalan söylemiyorum. Ork Kralı’nın üzerine yemin ederim.”

İblisin gözleri bu sözlerle fal taşı gibi açıldı ve Bash’i tepeden tırnağa büyük bir dikkatle süzdü.

“Gerçekten Ejderha Biçen’sin!”

İblisler Bash’in yüzünü bilmeseler de Ork Kralı’nın üzerine yemin etmenin ne anlama geldiğini gayet iyi bilirlerdi.

Sadece seçkin birkaç ork bu sözleri sarf etme yetkisine sahipti.

Bir orkun öylesine yalan söyleyebileceği bir konu değildi bu.

Kendini Ork Kahramanı ilan etmek ise… Yani evet, hoş karşılanmazdı ama yine de bir temenniden ibaret görülüp affedilebilirdi.

“Öyleyse aradığın şey nedir?”

“Söyleyemem… Ancak İnsan Prensi Nazar’dan, Karanlık General Sequence için yazılmış bir mektup taşıyorum.”

Bu sözler nöbetçinin kaskatı kesilmesine yetti.

İnsan Prensi Nazar’ın namı iblis diyarına kadar ulaşmıştı.

İblis Kralı Geddigs’i deviren insan prensi. İnsanlar ve iblisler arasında patlak veren müteakip savaşlara hükmetmiş gözü pek bir savaşçı. Üst üste kazandığı zaferler, onu tüm iblislerin yüreğinde bir korku abidesi haline getirmişti.

Tabii ki iblisler sıradan insanlardan pek korkmazdı.

Yine de tedbiri elden bırakmamak en doğrusuydu… Derken nöbetçi biraz gevşedi.

Neticede savaşı bitiren ve barış teklif eden de bizzat o prens değil miydi?

“… Anladım. Madem durum bu ve size borçluyuz, seni Karanlık General Sequence’e bizzat ben götüreceğim.”

“Makbule geçer.”

Böylece Bash ve Zell, iblis nöbetçiyi takip ederek gece vakti kasabaya adım attılar.

İblis kalesi uzun süreli kuşatmalara dayanacak şekilde inşa edilmişti.

Kayda değer her kale gibi, surlarının ardında uzun vadeli bir hayatta kalmayı kolaylaştırmak üzere tasarlanmıştı.

Evet, bu iblis kalesi son adama kadar müdafaa yapılmak için kurulmuştu. “Ya kısa süreli savaş ya da hiç” düsturuyla hareket eden ogre kalelerinden ya da uçma yetenekleri sayesinde savunmayı pek dert etmeyen succubus ve harpy kalelerinden çok farklıydı.

İnsanlar da benzer kaleler inşa eder ve bunu gayet doğal karşılarlardı… Fakat aslında Yediler İttifakı’na mensup ırkların inşa ettiği kalelerin her biri, kendi ırkının karakteristik özelliklerini taşırdı. İblis kaleleri ise özellikle geçit vermez savunmalarıyla nam salmıştı.

“Hakkındaki söylentileri duymuştum ama bana kalırsa sıradan bir kaleden farksız görünüyor. Lord Geddigs neden böyle bir yere kale kurdu ki? Savaş bittiğinde burayı iblislerin başkenti yapmayı planlıyordu belki de, ne dersin patron?”

“Bilmiyorum. Ama evler var. Belki de yaşam alanı olarak düşünmüştü.”

Gije Kalesi’nin içinde sıra sıra taş evler yükseliyordu.

Elbette iblis mevzilerinde bu sıkça görülen bir durumdu.

Binalar, tepenin yamacına oyulmuş geniş basamaklar boyunca dizilmiş, aralarındaki boşluklar son derece dar tutulmuştu. Ardından kurulan barikatlar, iptidai bir labirent oluşturmuştu. Bu da düşmanın ilerleyişini yavaşlatmayı oldukça kolaylaştırıyordu.

Binalar, düşman akınlarını engellemek için birer engel görevi görebilirdi. Sadece kuru duvarlar örmektense, işe yarar evler inşa etmek daha akılcılardı.

Dolayısıyla bu iblis kalesi, kendi içinde tek başına bir şehirdi.

Bash daha önce birkaç kez iblis kalesi ziyaret etmişti ve buraların dışarıdan tahmin edilebileceğinden çok daha gelişmiş ve canlı olduğunu hatırlıyordu.

Ancak Gije Kalesi için canlı demek bin şahit isterdi. Güneş çoktan batmış olduğundan, arada bir yanan birkaç cılız ışık dışında evler karanlık ve sessizdi.

Evlerde bir yaşam olduğu hissediliyordu ama sokaklarda neredeyse hiç kimse yoktu.

Tek tük geçenler de sanki yüzlerini gizlemek istercesine kapüşonlarını gözlerine kadar çekerek hızlı adımlarla ilerliyordu.

Kasvetli bir atmosferin çöktüğü, karanlık bir kasabaydı burası.

Ama succubus diyarının aksine, insanlar çaresizlik içinde yaşıyor gibi görünmüyordu.

Yine de balçık gibi ağır bir durgunluk hissi havada süzülüyordu… Şehre çökmüş kolektif bir kabulleniş, ortak bir kabulleniş iç çekişiydi belki de bu.

“Hmm.”

Ansızın bir kadın Bash ve diğerlerinin yanından geçip gitti.

Mavi tenli, başının iki yanından boynuzlar yükselen bir kadındı bu. Keskin bakışları vardı ve son derece süzülerek, kendinden emin adımlarla yürüyordu.

Üzerindeki kışlık kıyafetlere rağmen kıvrımlı, dolgun vücut hatları net bir şekilde belli oluyordu. Bash bilhassa iblis kadınlarına özgü o tarif edilemez derecede hoş, büyüleyici kokuyu fark etti. İblisler için sıradan bir şeydi belki bu ama bir ork için bahardaki bir çayır kadar mis kokuluydu.

“… Hmm.”

Kadın Bash’e şöyle bir baktı, ardından hemen gözlerini kaçırıp yanından geçip gitti.

Bash durdu ve yüzünü ona doğru döndü.

Kadın da Bash’in bakışlarını hissetmiş gibi arkasını döndü ama sonra hızla kafasını çevirip yoluna devam etti.

“Ha? Tek bir kelime bile etmedi, değil mi patron?”

“Etmedi.”

Bu gerçekten beklenmedik bir durumdu.

Savaş zamanı olsaydı ve az önceki gibi bir iblis kadınla karşılaşsaydı, kadının ona zehir zemberek laflar savuracağından şüphesi yoktu. ‘Uzak dur benden, pis ork!’ gibi bir şey söylerdi kesin. Ya da ‘Ne işin var senin burada, ork pisliği?’ Hatta ‘Bana bakma cesaretini sana kim verdi ha?’ diye çıkışırdı.

Kadının kafası biraz bozuksa, Bash’i büyüyle havaya uçurmaya bile kalkışabilirdi.

Yahut öfkeyle çığlık atıp Zell’in peri kanatlarını ve kolunu bacağını kopartıverirdi.

Nitekim bazı iblisler, perileri uçan böceklerden farksız görürdü.

İblisler işte böyle bir ırktı.

Soylu ve kibirli. Kendini beğenmiş ve tepeden bakan. Aşağı gördükleri bir ırkın ferdini gördüklerinde, onu azarlamaktan kendilerini alıkoyamazlardı. Fıtratları böyleydi işte.

Ama az önceki iblis kadın tek kelime etmeden çekip gitmişti.

Bash arkasından seslense belki yine dururdu… Her ne kadar ikinci seferdeki tepkisi çok daha sert olabilecek olsa da.

“Nazar’ın dediği gibi çıkabilir.”

“Burada hâlâ bir umut var yani, değil mi patron?!”

Evet, Nazar öyle söylemişti…

Yüksek rütbeli iblisler bile Ork Kahramanı’nın sözleri karşısında durup dinlerlerdi.

Bash ilk başta buna şüpheyle yaklaşmıştı ama iblis kadının tek bir hakaret bile etmeden yanından geçip gittiğini görünce… Zihninde bu fikre hak vermeye başlıyordu.

Yine de kadının gülümsediği falan yoktu tabii.

“Bir sorun mu var ork?”

“Şey… Yani. Bana hiçbir şey söylemedi.”

“… Biz iblisler o kadar da kibirli değiliz. İçinde bulunduğumuz durumun farkındayız.”

Nöbetçi morali bozuk bir şekilde mırıldandı ve yürümeye devam etti.

Bash bu sözleri, bir iblisin bile Ork Kahramanı’na saygısızlık etmeyeceği şeklinde yorumladı. Nazar’a gerçekten bir teşekkür borçluydu.

Çünkü her şey tam da adamın söylediği gibi gidiyordu. Bu durumda, Bash’in bir iblis kadını kendine eş olarak alması harbi harbi mümkün olabilirdi.

Şansı az olabilirdi ama imkânsız da değildi. İhtimal sıfır değilse, savaşmaya değerdi. Ne de olsa Bash gururlu bir ork savaşçısıydı.

“Savaşın kaybedilmesine şaşmamalı.”

İnsanlar… Korkunçtu. Durumu analiz etme ve değerlendirme konusundaki keskin zekaları gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.

Bash’i bu yorumu yapmaya iten de tam olarak buydu.

“Ne dedin sen?”

Ancak nöbetçi dişlerini gıcırdatarak Bash’e dik dik baktı.

“Aramızda… Biz iblislerle dalga mı geçiyorsun sen?”

“Hayır.”

“Aynen öyle! Patron asla bir iblisle dalga geçmez bir kere! Yani siz iblisler laf sokmayı, lafı çevirip kendinizi eziklemeyi sevebilirsiniz ama bir orkun kafası öyle çalışmaz ki! Patron öyle dolambaçlı yollardan birine laf geçirecek kadar çetrefilli bir tip değil, çok fazla düz bir adamdır! Biz periler bunu çok iyi biliriz! Bir ork sana sövmek isterse, bunu bodoslama yapar! Yüzüne karşı düpedüz geri zekalı olduğunu söyler!” Hadi ama, sen de biliyorsun bunu, değil mi? Hem şu an karşında gördüğün ork öyle alelade bir ork değil! O, coskoca Ork Kahramanı Bash!”

“… Hm…”

Zell’in makineli tüfek gibi ardı ardına sıraladığı bu laf cümbüşü, nöbetçinin öfkesini yatıştırmaya yetti.

Nöbetçi, tepesi atmış bir periyle tartışmaya girmenin büyük bir aptallık olacağını gayet iyi biliyordu.

Bu yüzden yüzünü tekrar Bash’e dönüp doğrudan sadede gelmeye karar verdi.

“Peki öyleyse, ‘Savaşın kaybedilmesine şaşmamalı’ derken neyi kastediyordun?”

“Çünkü iblis kadın, tam da Nazar’ın iblis kadınlarının vereceğini söylediği tepkiyi verdi.”

Nöbetçi arkasını dönüp baktı ama kadın çoktan gözden kaybolmuştu.

Kadının nasıl bir tepki verdiğini pek hatırlayamıyordu. Hatta yüzünde nasıl bir ifade olduğunu bile unutmuştu.

İblisler her zaman kibirliydi ama bu kadın hiçbir tepki vermemişti. Yine de, Nazar iblis kadınların böyle bir tepki vereceğini söylediyse, ona karşı çıkmak kimin haddineydi?

İblisler arasında Nazar ismi, Bash’in tahmin ettiğinden çok daha büyük bir ağırlığa sahipti.

“… Yürüyün gidelim.”

En nihayetinde nöbetçi verecek bir cevap bulamadı ve tüm bu konuşmayı görmezden gelip yoluna devam etmeye karar verdi.

Belki de Bash’e öyle geliyordu ama iblis nöbetçinin adımları biraz hızlanmış gibiydi. Sanki İblis Krallığı’nın şu anki halini Bash’in enine boyuna incelemesini istemiyor gibi bir hali vardı. Buradaki iblislerin, hepsinin utanç duyduğu bir sırrı varmışçasına…

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla