Bash’in ayrılışının üzerinden birkaç gün geçmişti ve succubus diyarı kasvetli bir havaya bürünmüştü.
Günlerdir süren yağmurlar nihayet dinmişti.
Geriye ise sadece isyandan kalan enkaz, succubusların çamura bulanmış gururu ve yerle bir olmuş Kutsal Mekânları kalmıştı.
Kutsal Mekân, succubus oymağı için büyük bir ehemmiyet taşıyordu.
Zamanın başlangıcından beri burayı korumaları öğretilmişti, onlar da nesiller boyu bu emre sadık kalmışlardı.
Gerçek varoluş amacı tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş olsa da çoğu succubus burayı kutsal bir anıt olarak görüyordu.
O bilgi artık yok olmuştu.
Succubus milleti dar görüşlü bir ırktı.
Birkaç on yıl içinde her şeyi tümüyle unuttuklarına şüphe yoktu.
Fakat şu an succubusların çoğunun yüzünde, savaş başarısızlıkla sonuçlanıp ne pahasına olursa olsun barışı kabul etmek zorunda kaldıkları günden beri taşıdıkları o aynı çaresiz ifade vardı.
Özellikle Kraliçe Curly Kale derin bir bunalımın pençesindeydi.
Succubusların yıllardır koruduğu şeyi kaybetmişti.
Düşüncesizce verdiği emirler yüzünden, uzun yıllardır yanında olan sadık muhafızlarını yitirmişti.
İçini kavuran suçluluk duygusu yüzünde kırışıklıklar açmaya başlamıştı bile.
“Ahhh…”
Savaş bittiği için gardını indirmişti.
Fazla rehavete kapılmıştı. Belki de içten içe daha da dibe batamayacaklarını düşünmüştü.
Ama bu doğru değildi. Bunu biliyordu, değil mi?
Yenilgi yenilgiyi doğururdu.
Batan bu acı gerçek ve başarısızlığın yükü, artık bir an önce toparlanmaları gerektiğini gösteriyordu.
Kutsal Mekân’ın neden yıkıldığına dair detaylar bilinmiyordu.
İlk keşif ekibi gecikince arkalarından gönderilen destek ekibinin raporlarına göre, succubus muhafızlarını katledip Kutsal Mekân’ı yıkan şahsın Bash ile savaştığına dair izler vardı.
Bu savaşın sonucu ise… belirsizdi.
Ancak etrafa saçılmış cesetlerin tamamı succubuslara aitti. Ne Bash’in ne de o suçlunun cesedine rastlanmamıştı.
Dolayısıyla Bash’in düşmanını ezdiği, onu kirlettiği ve ardından ya bir kenara fırlattığı ya da peşinden sürükleyip götürdüğü ihtimali yüksek görünüyordu.
Normalde succubus halkı Kutsal Mekânlarını kirleten o caninin kellesini isterdi ancak ork töresi, yendikleri kadınları sürükleyip götürmeyi gerektirirdi. Bu yüzden elden bir şey gelmezdi.
Hatta Curly Kale içten içe bir minnet duygusuyla doluydu.
Eğer o caninin başıboş dolaşmasına izin verilseydi, işler çok daha felaket bir hal alabilirdi.
(Ayrılmadan önce Bay Bash öyle söylese de yine de Kutsal Mekân’a saldıran o caniyi bizim için alt etti…)
Sırf olayın dışarıdan görünüşüne bakarak Bash ile o caninin iş birliği yaptığı sonucuna varılabilirdi.
Ancak Curly Kale böyle asılsız ithamlara tutunacak kadar kaypak bir kraliçe değildi.
Durum öyle olsa bile, ülkelerine kabul edildikten sonra succubusların az kalsın suyunu çekeceği Bash için bu gayet haklı bir misilleme sayılırdı. Onu affetmek zorundaydılar.
Bu bir yana, Bash gittikten sonra succubus diyarının içinde bulunduğu mevcut durum… vahimdi.
Pek çok genç fidan can vermişti.
İsyanda besin kaynaklarının zarar görmemiş olması ve doyurulacak boğaz sayısının azalması sebebiyle yiyecek stoklarında biraz nefes payı kalması belki de şer görünen bir hayırdı.
Ama buna lütuf demek imkânsızdı. Ve acilen daha fazla besine ihtiyaç duydukları gerçeği değişmiyordu.
“Haşmetlim, bir elçi huzurunuza kabul edilmeyi talep ediyor.”
Kraliçe’nin yakın muhafızı Nio, bir raporla içeri girdi.
“Elçi mi? Böyle bir zamanda mı? Eğer önemsiz bir meseleyse, sırf bu küstahlığı yüzünden onu canlı canlı yerim!”
Curly Kale öfkesini dışarı vuruyordu.
Yenilgi yenilgiyi getirirdi.
Şu mevcut vaziyette ne gibi iyi bir haber gelebilirdi ki?
“Amanız. Doğrudan eve mi dönsem acaba?”
İçeri bir genç adam girdi, bir yandan da konuşuyordu.
Kraliçe Curly Kale bu adamın kim olduğunu hemen çıkardı.
“Prens Nazar Gainius Grandolius Hazretleri…?!”
“Aramızdaki ilk gerçek karşılaşma bu sanırım, Succubus Kraliçesi Curly Kale.”
Curly Kale bu adamı uzaktan birkaç kez görmüştü.
İnsanların içindeki en meşhur simaydı.
Savaş boyunca kaç kez bu adamı esir alıp feryatlarını dinleye dinleye suyunu sıkmanın hayalini kurmuştu kim bilir?
Savaş vakti olsaydı, ayağına kadar gelen böyle leziz bir avın varlığı büyüleyici gözlerini parlatmaya yeter de artardı; Nazar’ın iliklerine kadar emip doyana dek beslenir, sonra da geriye kalan tükürüğe batmış kemik ve derisini insan diyarına geri yollardı.
Ama devir değişmişti. Curly Kale, insan prensi Nazar’a dokunursa başına nelerin geleceğini çok iyi biliyordu.
Bu yüzden sadece sitemkâr bir tavır takınmakla yetindi.
“Böyle habersizce odama dalmanız biraz nezaketsizlik olmuyor mu?”
“Kusura bakmayın. Doğrusunu söylemek gerekirse, buraya resmi bir elçi sıfatıyla bile gelmiş değilim…”
Bir succubus’un mahrem odasına davetsizce girmek, kendini yem olarak sunmaktan farksızdı.
Yine de karşılarındaki Curly Kale’ydi.
O öyle hemen oltaya atlayacak türden bir kadın değildi.
“Öyleyse isteğiniz nedir? Konuşmak istiyorsanız sizi taht odasında dinleyeyim, ha?”
“Ben de tam bu konuyu görüşmek istiyordum.”
Nazar parmaklarını şıklattı.
Ardından içeri birer birer yirmi adam girdi.
Günlerdir yolda oldukları ve banyo yapmadıkları her hallerinden belliydi; odayı bir anda yoğun bir erkek kokusu kaplayıverdi.
Yardımcısı Nio bu kokuyu alınca telaşla Nazar’a çıkıştı.
“Hey! Sen ne yaptığını sanıyorsun?! Succubus Kraliçesi’nin dairesine böyle pat diye dalmak…”
“Evet, kabalık ettim. Bir kraliçeye gösterilmesi gereken nezakete pek uymadı. Fakat…”
“Kabalık mı?! Bu yaptığın ızgaranın üstüne taze domuz eti fırlatmaktan farksız! Burada hepimiz kendimizi tutmak için ecel terleri döküyoruz, görmüyor musun? Çıkın gidin buradan! Eyvah, salyalarım şimdiden…”
Nio da gururlu bir succubus’tu.
Ancak geçen gün sevgili kız kardeşinin ölümünden beri yaşadığı kederden ötürü iştahı kesilmişti.
Açlıktan kırılan bir topluluğun önüne beliren böyle bir ziyafet… Şüphesiz bir cinneti tetiklerdi.
“Ah, anlıyorum. Doğru, bu tutumum için özür dilerim. Fakat tam da bu meseleyi konuşmak istiyordum.”
Nazar, succubusların çektiği ızdırabı zerre anlamıyordu.
Önce gözlerinin önüne yemeği serip ardından, “Hayır, buna layık değilsiniz…” demek için mi gelmişti? Ve hepsini çekip almak için mi?
İnsanlar böyle şeylerden pek bir keyif alırdı.
Durum buysa, ellerindeki mevcut yemeği bile almaya niyetleniyor olabilirdi.
“…”
Yine de Bash’e yapılan muamele düşünülürse… Öne sürülecek tek bir bahane dahi yoktu.
Bu yüzden Curly Kale, çaresizlik içinde gözlerini Nazar’a dikmekle yetindi.
Tıpkı bir insan gibi başını öne eğmek ve en azından ellerindeki yemeği tutabilmek için yalvarmak zorundaydı.
Bu durum bir succubus olarak gururunu incitecekti ama başarısız bir kraliçenin son hamlesi olarak… Yeterli olmak zorundaydı.
Curly Kale ayağa kalkmaya hazırlandı ve…
“Tek kelimeyle harika.”
“Ne?”
Nazar’ın sözleriyle sandalyesine geri çöktü.
“Yemekler mükemmel, yataklar sıcak ve eski idam mahkumları için sunulan muamele inanılmaz. Biraz fazla kilo alırlar diye endişelenmiştim ama anlaşılan egzersiz için bolca fırsat var. Casusum, insan ülkesinde baş gösteren hastalığa iyi gelecek zekice bir yöntem bile öğrenmiş.”
“Şey, evet. Elbette. Değerli yiyeceğimiz ölseydi zor durumda kalacak olan bizlerdik, değil mi?”
“Buradaki succubuslar gayet terbiyeli görünüyor. Ülkeye girerken bir saldırıya uğrarım diye yanıma bir maiyet almıştım ama hiç gerek yokmuş. Geçtiğimiz günlerde birkaç kargaşa yaşandığını duymuştum ama… benim gözümde succubuslar oldukça makul bir ırk gibi duruyor.”
“Elbette. Bizler gururlu succubuslarsanız. Bir misafire asla saldırmayız.”
Curly Kale, boynundan süzülen soğuk teri silerek sırıttı.
Şimdi ortalık yeniden yatışmıştı ancak teftiş raporu isyandan önce sunulmuş olsaydı…
“Açıkçası buraya gelene kadar endişeliydim. Bir erkek olarak succubuslarla hiç savaşmadım. Onlar hakkında bildiğim tek şey duyduklarımdan ibaret. İnsanlar sizin orkların dişi dengi olduğunuzu söylüyor.”
“… Anlıyorum. Şey, tam olarak yanlış sayılmaz.”
“Ama geçen gün orkların düşündüğümden çok daha gururlu bir ırk olduğunu öğrendim. Bu yüzden succubusları kendim ziyaret etmeye karar verdim ve bu oldukça tatmin edici bir tecrübe oldu.”
“…”
Normalde Curly Kale, orklarla kıyaslandığı için öfkeden deliye dönerdi.
Fakat daha geçen gün, içlerinden bazıları onu yemeye çalışmasına rağmen hepsi bir Ork Kahramanı tarafından kurtarılmıştı.
Artık orklar hakkında kötü konuşmasının imkanı yoktu.
Şimdiki succubus ırkı, açıkça orkların fersah fersah gerisindeydi.
“Biz soylu succubusların gururu olsa da, avam tabakası için durum aynı değil. Şanslısın delikanlı. Yolda pusuya düşürülseydin, suyun çekilene kadar emilerek öldürülebilirdin.”
“İşte bu yüzden yanımda bir maiyet getirdim. Sıradan halkınızın üstesinden gelebiliriz.”
“Yine de hiç muhafız göremiyorum?”
“Onları göze batacak şekilde gezdirmem, sorun çıkarabilirler. Maskeliler ve yakınlarda güvenli bir şekilde gizlenmiş durumdalar. Başıma bir şey gelirse, elbette koşarak gelirler.”
“Hmm.”
Curly Kale öylesine başını salladı.
Tüm bu karmaşada hiç rapor gelmemişti ama adam kendini korumanın bir yolunu bulmuş gibi görünüyordu.
Durum böyle olunca, Curly Kale Nazar’ın arkasında dizilmiş adamlara bakarak düşündü.
Demek konuşmaya göre bu adamlar…
“Yani bu adamlar sözde yardım erzağı mı?”
“Evet. Bu yirmi adam, succubus yemeği olmak için gönüllü oldu.”
“Yani demek istiyorsun ki… Onları yiyebilir miyiz? Hiç çekinmeden mi?”
“Evet, ama onlar gönüllü, idam mahkumu değil. Lütfen onlara buna uygun davranacağınıza söz verin.”
“‘Buna uygun davranmak’ derken neyi kastediyorsun? Onlara özel muamele yapmamı mı istiyorsun?”
Bu sözleri duyan yirmi adamdan biri öne çıktı.
Yüzünde yara izi olan kel bir adamdı. İlk bakışta savaştan sağ çıktığı anlaşılıyordu.
Üstelik bir insan için yüz hatları pek de iyi sayılmazdı.
Curly Kale onun görünüşünü birden ona kadar bir ölçekte derecelendirmek zorunda kalsaydı, ona bir verirdi. Olabilecek en çirkin haliyle. Adamların arasında birkaç tane iki numara vardı ama genel olarak hepsi görünüş olarak birbirine benziyordu.
Bir succubusun deneyimlerine dayanarak konuşmak gerekirse, bu tür adamlar bol miktarda salgı üretme eğilimindeydi.
“Kendime eş olarak bir succubus arıyorum!”
Ancak bu tür bir özel muamele mümkün değildi.
Curly Kale, mahcup bir tavırla başını iki yana salladı.
“Ne yazık ki ülkemizde insanlardaki gibi tek eşli evlilik yapılmaz. Sizden gönüllü olmanızı istediğimiz şey… şey, günde yaklaşık on kadına ‘hizmet’ etmeniz… Ayrıca lütfen şunun da farkında olun… biz succubuslar insan bebekleri doğuramayız.”
“Durun, yanlış ifade ettim! Tek istediğim sevimli succubus fıstıklarıyla yatıp kalkmak!”
Günde on kadın lafını duyan adamın nefesi hızlanmaya başlamıştı. Hatta gözleri kan çanağına dönmüştü.
Curly Kale nedenini tam anlayamadı ama adam bir sebepten ötürü oldukça heyecanlı görünüyordu.
“Yani bunlar buraya sadece temel yiyecek olarak geldiler, değil mi?”
“İşler gerçekten böyle mi yürüyor? Kendim hiç bir succubus tarafından yenmediğim için pek emin değilim.”
“Biraz kabalık etmiyor musunuz?”
“Kabalık etmiyorum.”
“Hmm.”
Belki de insanlar bu tür şeylerden hoşlanıyordu.
Curly Kale’e göre başka ırklara yem olmak için gönüllü olan bu adamlar, yani bu insanlar… Pek de normal sayılmazlardı.
“Afedersiniz!”
Öne çıkan bir sonraki kişi sünepe kılıklı bir adamdı.
Açık konuşmak gerekirse, leş gibi kokuyordu. Günlerdir yıkanmamış bu adam grubunun arasında bile öne çıkacak kadar pisti. Nefesi de biraz kokuyordu üstelik.
Tabii bir succubus için bir erkeğin kokusu yalnızca iştah kabartırdı.
“Şey, mümkünse… İşin ortasında o tiksinmiş yüz ifadenizi yapmaktan kaçınabilirseniz, yani… Şey, sahte olsa bile umurumda değil! Ama mümkünse, zevk alıyormuş gibi davranabilirseniz…”
“Yemeğin ortasında kim tiksinmiş gibi bakar ki? Herkes sizi karşılamaktan mutluluk duyacaktır. Hiç şüpheniz olmasın, siz ve arkadaşlarınızla ziyafet çekerken hepsi kendinden geçecek.”
“Gerçekten mi…?”
“Elbette. Ama bir dakika… Bu sizin de yenmeye can attığınız anlamına mı geliyor?”
Curly Kale adamın ne anlatmaya çalıştığını bir türlü kavrayamadı.
Bu onun aklının alacağı bir şey değildi.
İnsanlar arasında, savaş bittikten sonra bile evlenemeyen pek çok kişi vardı. Hatta işlerini kaybedip sıradan haydutlara dönüşüyor, dünyada avare gibi dolaşmak zorunda kalıyorlardı. İnsan kadınları böyle adamlara dönüp bakmazdı bile.
Bu adamlar sadece insan kadınları tarafından değil, diğer tüm ırkların kadınları tarafından da reddedilmişti.
“Şey, ben de…”
Ardından adamlar teker teker arzularını dile getirdiler.
Bir insanın gözünden bakıldığında, istedikleri şeyler her insana “Iğğ, iğrenç” dedirtecek türdendi ama bir succubusun gözünden bunlar gayet normal sofra adaplarıydı.
“Yani kısacası, siz cidden buraya bizim yemeğimiz olmaya geldiniz, öyle mi?”
“E-evet…”
Adamlar kendilerini tanıttıktan sonra, succubus Kraliçesi’nin sesi boğuklaştı.
Bakışları keskinleşmişti.
Bir succubus, erkeğin doğal düşmanıydı.
En güçlü erkek bile sokaktaki herhangi bir succubusun cazibesine kapılıp alt edilebilirdi.
Ve bu adamlar, succubus ırkının bu nadide mücevheri tarafından hor görülme ihtimali karşısında yalnızca titreyebiliyorlardı.
Açıkçası bu adamlar, aşağılık cinsel arzularına kendilerini tamamen kaptırmışlardı.
Üçüncü hayvamsı prensesinin düğününde şanslarını denemiş, dişi bir hayvamsıyla evlenmeyi ummuşlardı ama kimse yüzlerine bile bakmamıştı. Uzun sürgünler boyunca haydutluk yaparak zar zor geçinmişlerdi… Ancak çabucak yakalanmış ve ölümle burun buruna gelmişlerdi… Tam o sırada Nazar onlara cazip bir teklifte bulunmuştu.
Bu adamların succubusların düştüğü zor durum umurunda bile değildi.
Succubus kadınlarıyla bile olsa, ölmeden önce heveslerini almak istiyorlardı.
Bu yüzden succubusların diyarına seve seve gelmişlerdi.
Onları diğer hayat kadınlarından farksız, sadece birer zevk kadını olarak görüyorlardı.
Ve şimdi, hiç şüphe yok ki succubus Kraliçesi bu hain niyetlerin arkasını görmüştü.
Bu düşünce adamların korkudan taş kesilmesine yetti.
“…”
Tam burada, hemen şimdi sucuları çekilene dek emilerek öldürülebilirlerdi.
Ama Kraliçe sadece oturduğu yerde doğruldu.
Ardından insansı bir zarafetle başını eğdi.
“İnsanların yardımını takdirle karşılıyoruz. Ben, succubus Kraliçesi Curly Kale, açlıktan kırılan tüm succubuslar adına sizlere teşekkür ederim.”
Curly Kale, yüzünde yumuşak bir tebessümle başını kaldırdı.
Adamlar bir an için dona kaldılar, ardından yüzleri sırıtmaya başladı… Sonra da utangaçça kıkırdamaya koyuldular.
Savaştan sonra kadınlar bırakın bir tebessüm bahşetmeyi, suratlarına bile bakmaz olmuştu… Sahte bir gülümseme dahi göstermezlerdi.
Curly Kale’in gülüşü onlar için fazla göz alıcıydı.
O göz kamaştıran gülümsemesi, seksi ve açık saçık kıyafeti…
“Sizi doğrudan yeni kalacağınız yerlere götüreceğiz. Bir isteğiniz olursa muhafızlara iletmekten çekinmeyin. Nio. Lütfen bu adamlara yemekhaneye kadar rehberlik et.”
“Emredersiniz, Majesteleri!”
Nio, Curly Kale’in emri üzerine adamlarla birlikte odadan çıktı.
Adamlar, yürürken kalçasının süzülüşünü açıkça ağızlarının suyu akarak izleyip peşinden gittiler; fakat günlük yemek ihtiyacını karşılamanın düşündüklerinden çok daha zorlu olacağını çok geçmeden öğreneceklerdi.
Yine de ömürlerinin geri kalanını mutlu bir şekilde geçireceklerine şüphe yoktu.
“Majesteleri, Nazar. Bizlere bu kadar kısa sürede yirmi taze yemek öznesi getirdiğiniz için size en içten teşekkürlerimi sunarım.”
“Lafı bile olmaz. Hatta bu kadar az olduğu için mahcubum. Kendi ülkeme döndüğümde geniş çaplı bir destek konusunu gündeme getirmeyi planlıyorum. Yine de oldukça zor bir süreç gibi görünüyor, bu yüzden beklentilerinizi fazla yüksek tutmanızı istemem.”
“Nazik düşünceleriniz için size ne kadar teşekkür etsem azdır.”
“… Ha-ha, bir succubusun benimle bu kadar kibar konuşması bir garip hissettiriyor.”
“Succubuslar yalnızca gerçekten saygı duydukları kişilere karşı saygılı bir dil kullanırlar.”
“Şey, bu gerçekten büyük bir onur.”
Nazar hafifçe güldü, sonra bir şey hatırlamış gibi oldu.
“Ama bana kıyasla minnettar olmanız gereken başka biri daha var.”
“Öyle mi?”
“Adını size söyleyemem… ama bilmenizi isterim ki kendisi asil bir adamdır.”
“Anlıyorum.”
Curly Kale adamın ne demek istediğini anlamıştı.
“Elbette. Succubuslarım sonsuza kadar onun hizmetindedir.”
Curly Kale, kısa bir süre öncesine kadar aralarında bulunan yeşil orku düşündü.
Şimdiye kadar succubuslar için bu kadar çok şey yapmış bir ork gelmemişti ve muhtemelen bir daha da gelmeyecekti.
Orklar genel olarak pis ve açgözlü bir ırktı.
Ancak aralarında gururlu tek bir savaşçının bulunması bile tüm ırklarının değerini büyük ölçüde artırıyordu.
“Succubusların hayatları pahasına olsa bile…”
Succubusların Kutsal Mekanı yok edilmişti.
Ancak succubusların kadim efsaneleri kaybolmamıştı. Tarih diri kalmıştı.
Gururlarından asla vazgeçmeyeceklerdi.
Böylesine gururlu bir Kahramana hizmet etmiş olan Kraliçe’nin adı tarih kitaplarına geçecekti. Yalnızca Kutsal Mekan’ın yıkılmasına izin veren bir Kraliçe olarak hatırlanmayacaktı.
“Biz succubuslar gördüğümüz iyiliği asla karşılıksız bırakmayız.”
Ve Curly Kale hınzırca gülümsedi.
