Orc Eroica Cilt 5 – Bölüm 5 / Succubus Kraliçesi

Succubus Kraliçesi

Succubus Kraliçesi Curly Kale, bir succubus için bile fazla büyüleyici bir kadındı.

Succubuslar dünyasında büyüleyici olmak, zaferlerle dolu uzun bir savaş geçmişine sahip olmak demekti.

Henüz kraliçe olmadan önce bile Prenses Curly Kale’in namı tüm dünyaya yayılmıştı.

Eskiden ona “Kemiksiz Curly” derlerdi.

Bu sevimli lakabı, bir erkeğin özünü sadece deri ve kemik kalana dek emme ve kadınların omurgasını söküp çıkarma alışkanlığından geliyordu.

Amansız bir geçmişe sahipti fakat şimdiki görünüşü savaş yıllarındaki halinden oldukça farklıydı.

Dolgun göğüsleri, kusursuz kalçaları ve biri gözünün altında, diğeri göğüs dekoltesinde olmak üzere iki güzellik beni vardı.

Sağlıklı görünüyordu fakat köprücük kemiklerinden başlayıp tüm göğsüne yayılan yanık izleri taşıyordu. Üstelik bu izler ağaç dallarını andırıyordu.

Elektrik çarpması yarası.

Elfler ile succubuslar arasındaki o kader tayin edici savaşta Yıldırım Sonia’ya yenilmişti.

Hayatta kalmayı başarmıştı, evet. Ancak ağır yaralar almış ve bir bacağında kalıcı bir sakatlık kalmıştı.

Savaş bittikten sonra Kraliçe olmayı hiç istememişti. Fakat tahtın diğer tüm adayları ölmüş, hükümdarlık yapacak kimse kalmadığı için o da bugüne kadar hüküm sürmeye devam etmişti.

Ve daha geçen gün, hayvamsıların diyarından resmi bir protesto mektubu almıştı.

Succubus ordusunun eski generallerinden Carrot bir saldırı düzenlemiş ve kutsal bir ağacın kurumasına sebep olmuştu.

Succubus ulusunun çıkarları doğrultusunda mı hareket ediyordu? Eğer öyleyse, bu durum savaş anlamına gelebilirdi…

Protesto mektubunda aşağı yukarı bunlar yazıyordu. Succubus Kraliçesi Curly Kale tam anlamıyla dehşete düşmüştü.

Carrot yaklaşık bir yıldır firar durumundaydı.

Carrot’ın bir yerlerde yaralı veya hasta olmasından endişelenen Curly Kale, diğer ülkelerin dedikodularına yol açma pahasına bir arama ekibi göndermeyi bile düşünmüştü. Ve şimdi de bu yaşanmıştı.

Curly Kale bir yandan Carrot’ın neden böyle bir şey yapmış olabileceğini sorguluyordu. Ama bir yanı da durumun gayet mantıklı olduğunu kabul ediyordu. Oturuyordu taşlar yerine.

Curly Kale, Carrot’ın omuzlarına çok fazla yük bindirmişti.

Yabancı ülkelerle yapılan tüm müzakereleri ona bırakmıştı.

Carrot orada yaşananlar hakkında pek konuşmak istemiyor gibiydi ama nasıl bir muamele gördüğü ortadaydı.

Yine de Carrot, Curly Kale’in önünde asla bir zayıflık belirtisi göstermemişti. Sadece özür dilemiş ve müzakerelerin sonuçsuz kaldığını bildirmekle yetinmişti.

Carrot, succubus ırkını herkesten çok önemserdi.

Güvenilirdi ama diğer yandan kendine aşırı güvenme gibi bir huyu da vardı.

Curly Kale onun öfkesinin her an patlayabileceğinden korkuyordu.

Bu yüzden tepkisi daha çok “Ah, kaçınılmazdı zaten” şeklinde olmuştu.

Böylece Curly Kale, Carrot’ın yaptıkları üzerine daha fazla kafa yormayı bıraktı.

En gururlu succubus olan Carrot bile aklını yitirdiyse, başka herhangi bir succubus da aynı kaderi paylaşırdı.

Ne Curly Kale’in ne de diğer succubusların Carrot’ı suçlamaya hakkı vardı.

Geride kalanların odaklanması gereken şey Carrot’a ne yapacakları olmamalıydı.

Onun bu yaptıkları yüzünden succubus ulusu zan altında kalmıştı.

Haberlerde iddia edilenler doğru çıkarsa hayvamsılarla savaş çıkması an meselesiydi.

Succubus ırkının ise başka ülkelerle savaşa tutuşacak takati kalmamıştı.

Bir savaşa girerlerse kesinlikle hezimete uğrarlardı. Bebekler de dahil olmak üzere herkes katledilirdi.

Soyları tükenirdi.

Herkes succubuslardan işte bu kadar nefret ediyordu.

Uluslarını ve halklarını hayatta tutabilmek için en ufak bir hata yapma lüksleri yoktu.

Bu yüzden derhal bir özür mektubu kaleme alınıp gönderildi:

“Carrot adıyla bilinen şahıs ülkemizden çoktan kaçmıştır ve eylemleri succubus ulusunun iradesini temsil etmemektedir. Yaşanan bu son olay son derece üzüntü vericidir.

Carrot ülkemize dönecek olursa, boynuna ilmeği geçirip onu bizzat size teslim edeceğiz.”

Curly Kale, ulusu için gece gündüz demeden çalışan Carrot’a karşı bunu yapmayı büyük bir nankörlük olarak görse de… Başka çaresi yoktu.

Özür mektubuna henüz bir yanıt gelmemişti.

Hayvamsılar bu yanıta karşılık suçlamaları daha da büyütürse ne yapacaklardı? Ya iş savaşa varırsa? Curly Kale halkını korumayı başarabilecek miydi?

Zihni her daim bu endişelerle çalkalanıp duruyordu.

Curly Kale savaşı bizzat yaşamış bir kraliçeydi. O bir savaşçıydı; diplomasi için değil, dövüşmek için yaratılmıştı.

Yine de elinden geleni yapmak zorundaydı. Muazzam boyutlarda bir felaketle karşı karşıyaydı.

Üstelik kronik gıda kıtlığının yanı sıra son zamanlarda aralıksız bir yağmur bastırmıştı.

Şehir bir bariyerle korunduğu için sel felaketi riski yoktu ama bariyeri ayakta tutan güç de artık yalpalamaya başlamıştı.

Tam da o günlerde Nazar’dan yeni erzak teslimatları sözü veren bir mektup gelmişti fakat Curly Kale bu sözlere ne kadar güvenebileceğinden emin değildi…

Bu sıkıntılı günler sürüp giderken, her şeyden çok daha kötü bir olay patlak verdi.

Bir peri baskını!

“Heyyy! Hey kraliçe! Nerede lan Bash?! Sizi gidi ahlaksız succubuslar, onu bir yerde alıkoyuyorsanız bunu yanınıza bırakmam bilesiniz! Patronun aslan gibi adam olduğunu biliyorum ama bu kadarı da bel altı vurmak olur yahu! Bir Ork Kahramanı’nı kaçırmak, esir tutmak, hayat enerjisini emip kurutmak… Rezillik bu! Hiç mi utanmanız yok sizin? Lord Bash’in hoşuna gitse bile ben, yani Zell, bu çirkefliğinize göz yummayacağım! Çabuk! Çıkarın patronu çabuk! Yoksa hepinizi tek tek kılıçtan geçiririm! Patron! Patron! Ses ver patron!”

Curly Kale’in huzuruna getirilen bu avazı çıktığı kadar bağıran peri, sıkıca bağlanıp kıskıvrak edilmişti.

İki Yüzlü Zell. Namlı bir peri.

Elbette iki yüzlü olmasıyla ünlü değildi.

Bütün succubusların borçlu olduğu Ork Kahramanı Lord Bash’in yoldaşı olduğu için tüm succubuslar bu periyi gayet iyi tanıyordu.

Yine de bu perinin şu an neden burada olduğu tam bir muammaydı.

Üstelik Lord Bash’in nehre düştüğü, yakındaki bir sahile vurduğu ve bir succubus tarafından esir alındığı gibi akıl karıştırıcı şeyler saçmalıyordu.

Normal şartlarda verilecek tepki “Kapa çeneni peri, gururlu succubuslara hakaret etmeye nasıl cüret edersin?” olurdu.

Çünkü succubuslar, kendilerine iyilik yapanlara her şeyden çok değer verirlerdi. Büyük minnet borçları olan Lord Bash’e sıradan bir av muamelesi yapmayı kimse aklından bile geçirmezdi. Onu esir tutmak ise imkânsızdı. Birisi Bash ile karşılaşsa bu müjdeli haberi anında Kraliçe’ye iletir ve onu bir devlet konuğu gibi ağırlarlardı.

En azından ona muazzam bir karşılama töreni sunmak isterlerdi. Fakat succubus diyarı harabeye dönmüştü.

Hepsi açlıktan kırılıyordu ve bir ırk olarak ellerinde kalan son gurur kırıntılarını da hızla kaybediyorlardı.

Ne kadar utanç verici olsa da… Perinin söylediklerinin gerçekleşmiş olma ihtimalini artık tamamen göz ardı etmek imkânsızdı.

Elbette böyle bir şey asla yaşanmamalıydı.

Eğer Curly Kale, Lord Bash’i kaçırmak, hapsetmek ve sömürmek gibi alçakça bir suça karıştığını öğrendiği biri olursa, ona doğduğuna doğacağına pişman ederdi.

Kraliçe’nin namı adına herkesin gözü önünde bir idam gerçekleştirilmeliydi.

“Nio. Doğru olduğuna pek ihtimal vermiyorum ama sen yine de her ihtimale karşı araştır. Sınır muhafızlarının da haberdar edildiğinden emin ol.”

“Emredersiniz, Kraliçem.”

Böylece Curly Kale en güvendiği yardımcısını ülkeyi gizlice taraması için görevlendirdi.

Yine de o anlarda Curly Kale oldukça iyimserdi. Sonuçta Lord Bash’in succubus ülkesini ziyaret etmesi için ne gibi bir sebebi olabilirdi ki? Hiç şüphesiz peri sadece aklını kaçırmıştı.

Bazıları onun bu meseleye yaklaşımını biraz safça bulabilirdi.

Fakat onu suçlamak zordu. Bir perinin ansızın ortaya çıkıp zırva gibi görünen şeyleri bağırıp çağırması da neydi böyle? Bu baştan aşağı bir hayal ürünü olmalıydı. Ya da bir çeşit hile.

Tarih bunu defalarca kanıtlamıştı.

Birkaç gün sonra yardımcı, şüpheli görülen tüm kişilerin araştırıldığını ancak hiçbirinde dikkate değer bir şey bulunmadığını bildirdi.

Yani en nihayetinde her şey perinin uydurduğu saçma bir masaldan ibaretti. Söz konusu peri Lord Bash’in eski yoldaşı olsa bile bu küstahlık görmezden gelinemezdi. Curly Kale onun bütün uzuvlarını tek tek koparıp bir böcek numunesi gibi duvara çakmayı planlıyordu ki… Öfkesi tam tepesine çıkmışken…

“Haşmetlim. Sınır muhafızı Venus, Lord Bash’i bulmuş. Birlikte buraya doğru geliyorlar.”

…oldukça ilgi çekici bir haber ulaştı.

Ve işte şimdi bir ork, succubusların Kraliçesi Curly Kale’in huzurunda duruyordu.

Yeşil tenli, sırtında devasa bir kılıç taşıyan ve etrafına adeta güç saçan bir ork.

Ork Kahramanı Bash bizzat karşısında oturuyordu.

“Hoş geldiniz, Ork Kahramanı Bash.”

Succubus tahtı daha ziyade şık bir uzanma koltuğunu andırırdı.

Kraliçe’nin devlet konuklarını selamlarken orada süzülerek uzanması ve karşısındakine yukarıdan bakması bir gelenekti.

Bir nevi çekyat gibiydi yani. Canı çekerse orada kestirebilirdi bile.

Peki ama neden böyleydi diye soracak olursanız… Eh, ağırladığı konuk bir erkekse, görüşmenin hemen ardından ziyafete geçilmesi pek muhtemeldi.

Yine de gelen erkek hürmete daha layık biriyse işler o raddeye varmazdı.

Curly Kale, sanki kemiklerinden çatırtı koparcasına bir hışımla yerinde doğrulup dikleşti.

“Venus ve Kyuka az daha beni büyülüyorlardı ama sağ olsunlar ileri gitmeden durdular.”

“Ne…?! Bağışlayın! İkisinin de en ağır şekilde cezalandırılacağından emin olabilirsiniz…”

“Sorun değil. Succubus olabilirler ama arzulanmak yine de güzel bir duyguydu.”

Saygı duyulan bir velinimeti büyülemeye kalkışmak succubuslar için büyük bir tabuydu.

Lord Bash’in bu yüce gönüllülüğüne rağmen Venus ve Kyuka’nın cezalandırılması gerekiyordu.

Curly Kale’in zihninden geçenler bunlardı. Fakat Bash’e baktıkça bu konudaki kararlılığı eriyip gitti.

“Lord Bash…”

Kollarına atılıp sarılmak için can atılacak kadar güçlü kollar. Yatağa davet eden, çekici kalçalar. Şüphesiz bolca yaşam enerjisi üretebilecek sağlam bir alt beden…

(Adam adeta yürüyen bir şehvet abidesi!)

Bash’i oracıkta soyup soğana çevirmek ve çırılçıplak edip yutmak istiyordu.

(Hayır! Hayır! Dik dur, Curly Kale! Bash, succubus ulusunu kurtaran Kahraman’dır! Rina Çölü’nde imdadımıza yetişmeseydi tüm succubus ırkı yok olup gidecekti! Onu bir av olarak görmeyi bırak!)

Kraliçe olmasaydı belki de nefsine hâkim olamayacaktı.

Venus ve Kyuka kendilerini dizginleyerek gerçekten de muazzam bir iş başarmışlardı! İkisi de bu ulusa sadakatle hizmet etmiş iyi birer askerdi. Gerçekten de gururun ne demek olduğunu biliyorlardı.

Anlık bir irade kaybı yüzünden bu sadık kadınları nasıl cezalandırabilirdi ki?

“Daha iyi zamanlarımızda olsaydık sizi çok daha görkemli bir şekilde ağırlamak isterdik ancak ne yazık ki ülkemiz çok fakir ve gördüğünüz üzere epey zor günler geçiriyoruz.”

“Mühim değil. İnceliğiniz için teşekkür ederim.”

“Aah, lafı bile olmaz.”

Bağdaş kurup oturan Bash’in önüne çeşit çeşit yemekler dizildi.

Şişte nar gibi kızarmış dana eti, dağ gibi yığılmış ekmekler, türlü türlü meze ve ordövrler, birkaç çeşit çorba ve tatlı.

Bash, insanları taklit ederek sunulan şarabı bir dikişte bitirdi ve ona hizmet eden succubus kadehini tazelediğinde halinden son derece memnun göründü.

Curly Kale diğer ırkların bu tarz şeyleri yemek olarak sevdiğini duyduğu için hemen bir ziyafet hazırlatmıştı. Tadının güzel olup olmadığı hakkında en ufak bir fikri yoktu ama Lord Bash hallice keyif alıyor gibiydi.

“Her neyse, Zell’in biraz sorun çıkardığını duydum.”

“Ah, evet, şu peri meselesi. Gerçekten çok baş belası bir şey. Onu teslim alacaksınız, değil mi?”

“Elbette.”

“Öyleyse… Nio!”

Curly Kale ellerini birbirine vurdu ve içeri bir araba getirildi.

Arabanın üzerinde, tahmin edileceği üzere Zell vardı.

İplerle bağlanmış, üzerine büyü çemberi çizili bir kâğıt yapıştırılmıştı… Üstelik peri bir de kuş kafesine tıkılmıştı.

Kaçmasını imkânsız kılan ağır prangalar.

“Ah, geldin demek patron. Ee, sanırım bu durum bütün şüpheleri ortadan kaldırıyor, ha? Yoksa benim patronun bu sevimli perinin özgürlüğü için sizinle düello etmesini mi izleyeceksiniz? Ama baştan söyleyeyim, bu adil bir dövüş olmaz! Succubus cazibenizi kullanırsanız patronun hiç şansı kalmaz. Kullanmazsanız da sizin hiç şansınız kalmaz! O yüzden hiç tavsiye etmem vallahi! Bu arada, diyorum ki şu iplerimi çözseniz nasıl olur? Zaten kafesteyim ya! Neden bağlanmam gerekiyor ki sanki? Ah, acıdı! Hey! Yavaş ol biraz mal kıymetli! Biz periler göründüğümüz kadar narin yaratıklarız! Kolumuzu bacağımızı ya da kafamızı öyle çekiştirip durursanız pat diye kopuverir! Hem bizi ateşten de uzak tutun, yoksa nalları dikeriz, biliyorsunuz değil mi?”

Kraliçe’nin en güvendiği yardımcısı olan ve arabayı getiren Nio, kuş kafesini açtı, baş aşağı çevirip bir güzel salladı. Zell çat diye yere kapaklandı.

Succubus tek kelime etmeden pençesini uzattı, Zell’i bağlayan ipleri kesti ve… Zell özgürlüğüne kavuştu.

Özgür kalan Zell anında ışık hızıyla etrafta uçuşmaya başladı.

“Vay be! Özgürlük işte bu! Ah, evet, bir peri hür olmalı! Kanatlarıma çarpan rüzgâr bana yaşadığımı hissettiriyor resmen! Ah evet, işte o hava akımı! Hızlı rüzgâra karşı nefes nefese kalmak yok mu! Hava öyle lezzetli ki! Ah evet, ses duvarını aşıyorum galiba!”

Özgürlüğüne kavuşmanın abartılı sevincini sergileyen peri, sarayın yankılanan salonunda bir süre tur attıktan sonra Bash’in omzuna kondu.

“Ah evet patron, her zamanki gibi yine kurtardın paçayı! Bu sefer seni kurtarma sırası bende sanıyordum ama sen tam zamanında yetişip beni kurtardın! Hayatımı kurtardın be! Gerçekten benim kahramanımsın! Ömrümün sonuna kadar arkandan geleceğime ve bu borcu ödemek için elimden geleni yapacağıma yemin ederim!”

“Öyle değil. Keskin zekân çok işime yaradı.”

“Oh! Bölse tatlı şeyler söyleyince de bir hoş oluyorum… Peri olmasaydım, çoktan kendine bir gelin bulmuş olurdun herhalde… Hehe…”

Zell utangaçça kıvrandı.

Bash bile Zell’in keşke bir insan ya da elf olmasını dilerdi ama ne yazık ki durum öyle değildi.

Zaten Zell ve Bash’in bu kadar iyi anlaşmasının asıl sebebi Zell’in bir peri olmasıydı.

Eğer Zell başka bir ırktan olsaydı, bir orkun cinsel arzularını tatmin edeceği bir araçtan öteye geçemezdi.

“Yine de harikasın patron. O coşkun, çamurlu nehre düşüp hayatta kalmayı başardın ya! Yani, elbette sıradan bir girdabın seni öldürmeye yetmeyeceğini biliyordum. Ama yine de biraz bitkin düşmüş olmalısın. Sonra bir succubusun ağına düştün ve orada işlerin biraz çığırından çıktığına hiç şüphe yok!”

“Sessizlik, peri! Biz gururlu succubuslar, bunca minnet borçlu olduğumuz Lord Bash’e asla böyle bir terbiyesizlik yapmayız! Bu utanç verici olurdu!”

Curly Kale bunu vakur ve otoriter bir ses tonuyla haykırdı.

Bu seste öyle gizemli bir güç vardı ki Zell’in bütün bedeni kaskatı kesildi.

Zell az kalsın Bash’in omzundan düşüyordu ama Bash eliyle periyi tutup dengeledi.

“Öhöm. Lütfen kusura bakmayın Lord Bash. Sesimi yükseltmek istememiştim.”

“… Sorun değil. Zell küstahlık ediyordu.”

“Hak-haklısın patron… Biraz heyecanlandım galiba… Çok özür dilerim…”

Zell özür diledi. Bu dünyada bir perinin özür dilediğini görmek pek rastlanır şey değildi.

“Bu arada, Lord Bash…”

Şimdiyse Curly Kale kendini büyük bir muammanın içinde bulmuştu.

Lord Bash buraya kadar geldiğine göre, onu bir devlet konuğu olarak ağırlayacaklardı. Yakışan da buydu zaten.

Bu orkun onlar için yaptığı bunca şeyden sonra.

Ama halkın açlıktan kırıldığı bir dönemde bu derece çekici bir ork erkeğinin ortalıkta serbestçe dolaşmasına izin verirlerse, bazılarının iştahına hâkim olamayacağı kesindi. Devlet konuğu olacaktı olmasına ama onu gözlerden uzak tutmak şarttı.

Eh, bundan zarar gelmezdi. Gayet uygundu. Ancak bu durumda…

“Topraklarımıza hangi rüzgâr attı sizi?”

Lord Bash öylesine buralara gelecek bir adam değildi.

Ork diyarında bir Kahraman olarak sefa sürmesi gerekiyordu.

Üstelik Lord Bash’in succubus ulusu üzerinde muazzam bir nüfuzu vardı. Ne pahasına olursa olsun buraya kadar gelmesinin sebebi neydi?

Daha açık olmak gerekirse, ne talep etmek için ayağına kadar gelmişti?

Söylenenlere bakılırsa nehre düşüp buraya sürüklenmişti. Ancak onunla omuz omuza savaşmış kimse, ulu Lord Bash’in bu kadar sakar bir adam olduğuna inanmazdı.

Succubus diyarına muayyen bir amaçla geldiğinden en ufak bir şüphe yoktu.

Niyeti meçhul olduğundan, evvela Zell’i sızması için önden yollamış; perinin yakalanmasını sağlayarak diyardan içeri adım atmak adına kendine kusursuz bir bahane yaratmıştı.

Varılacak en tabii sonuç buydu. Aklıbaşında her insana mantıklı gelirdi.

Biraz şaibeli ve dolambaçlı bir stratejiydi. Bir orkun akıl edemeyeceği kadar zekiceydi fakat kafasını çalıştıran bir perinin harcı olabilirdi.

“Ben sadece Zell’i almaya geldim. Burayla hususi bir işim yok. Derhal ayrılmayı planlıyorum.”

“… Anlıyorum.”

Curly Kale henüz genç bir kız olsaydı böyle bir masala kanabilirdi.

Fakat kendisi feleğin çemberinden geçmiş kıdemli bir Kraliçeydi.

Dağılmanın eşiğindeki bir ulusu bir arada tutmaya çalışan Succubus Lideriydi.

“Pekala, peki istikametiniz neresidir?”

“İblis diyarı.”

Bu iki kelime kadının iliklerine kadar titremesine yetti.

Eski succubus generali Carrot, Geddigs’i diriltmek için adeta çırpınıp durmuştu.

İblis Kral Geddigs…

Curly Kale onun o muhteşem, heybetli halini dün gibi hatırlıyordu.

Şayet Geddigs yeniden dirilecek olursa, savaşın kaçınılmaz olarak tekrar patlak vermesi işten bile değildi. Oysa succubusların yeni bir savaşı göğüsleyecek dermanı kalmamıştı.

“Lakin… Neden?”

“Ah… Aradığım… Bir şey var.”

Lord Bash’in kelimeleri bir an için boğazında düğümlendi.

Curly Kale, orkun nihayetinde bir şeyler gizlediğini o an anladı.

“Bizim topraklarımızda bulunmayan bir şey mi?”

“Bakmadan bilemem fakat… Burada olduğunu sanmıyorum.”

Hımm, diye düşündü Curly Kale.

Konuşması pek bir muğlaktı.

Bir şeyin peşindeydi. Gerçekten de succubus diyarında elde edemeyeceği bir şey miydi bu?

Curly Kale gayet makul, aklı başında bir succubustu. Lakin Bash ile geçireceği tek bir ziyafet uğruna, ülkenin tüm hazinelerini gözünü kırpmada feda edebilirdi.

Genel olarak bakıldığında, bir Kahraman ile geçirilecek tek bir muazzam gece, her türlü ulusal hazineden katbekat kıymetliydi…

(Hayır! Hayır! Dik dur, Curly Kale! Sen Succubus Kraliçesisin! Çocukça hülyalara kapılmanın sırası değil! Succubus ulusu uçurumun kenarında duruyor!)

Curly Kale kafasındaki ham hayalleri defetmek için başını iki yana salladı.

Kudretli bir erkek yanına kadar gelecek, dibine sokulup ona cennetten bir gece vaat edecek… Bu devirde hangi genç kız böyle bir şeyin hayalini kurmazdı ki?

Ne de olsa bir succubusun aklı fikri daima cinste, cibilliyettedir. Irklarının hamurunda vardı bu.

“Aradığınız o şey iblislerin diyarında var mıdır?”

“Var. Nazar öyle söyledi.”

“Nazar mı… Şafaksöken Prens’i mi kastediyorsunuz?”

“Evet.”

Aha, diye geçirdi içinden Curly Kale.

Daha geçen gün succubus ulusuna o mektubu gönderen kişi Nazar’dı.

Mektupta succubus diyarının erzak sıkıntısı çektiğini duyduklarını ve yeni yiyecekler göndereceklerini yazmışlardı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, gerçek olamayacak kadar güzel bir teklif gibi gelmişti.

Bunca yıl boyunca Carrot erzak sıkıntısını dile getirmek için diğer ülkelere az mı mekik dokumuştu?

Curly Kale, Carrot’ın eve her dönüşünde kıyafetlerinin üstünün lekelerle kaplı olduğu günleri asla unutamıyordu.

İnsanların adakları, ha…?

Curly Kale gözlerini süzdü.

Evet, olayın iç yüzünü şimdi kavramaya başlıyordu.

Belki de Lord Bash buraya bir müfettiş olarak gelmişti.

Succubusların gerçekten erzak sıkıntısı çekip çekmediğini ve içeri sokulan gıdaların düzgün yönetilip yönetilmediğini denetlemek için.

Değil mi ya?

İnsanlar kendi yurttaşlarını gıda niyetine gönderiyorlardı.

Nitekim savaştan hemen sonra succubuslar, gönderilen bu insanlarla öyle bir ziyafet çekmişlerdi ki adamların çoğu ruhunu teslim etmişti.

Böyle bir yere bir daha insan gönderip göndermeme konusunda insanlar arasında bile fikir ayrılıkları yaşanıyor olmalıydı.

Hiç şüphesiz çoğunluk buna karşı çıkmıştı.

Bu yüzden ortamın güvenli olduğundan emin olmak adına içeri bir müfettiş yollamışlardı.

Peki ama neden Lord Bash? Aslında bakılırsa, bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu anlamak zor değildi.

Erzak olarak gönderilen insanların succubus diyarında iliklerine kadar emilip katledildiği doğruysa, aralarına bir müfettiş geldiğini gördüklerinde durumu muhtemelen gizlemeye çalışırlardı.

Dolayısıyla bu vazifenin gizlilikle yürütülmesi şarttı.

Fakat bir insan yollasalar, müfettiş olduğu ayan beyan ortaya çıkardı.

İşte tam da bu yüzden Lord Bash seçilmişti.

İşitilene göre geçenlerde hayvamsı diyarında üçüncü prensesin düğünü olmuştu ve Lord Bash de hiç kuşkusuz o düğüne katılmıştı.

Nitekim orklar da tıpkı succubuslar gibi Dörtlü İttifak tarafından nefret edilen bir ırktı.

Üstelik Carrot’ın çıkardığı onca nifaktan sonra… Lord Bash’e succubus ulusuna sızması için haber uçurulduğundan şüphe yoktu.

İnsanlarla hiçbir bağının yokmuş gibi davranan Lord Bash, zaten succubusların hürmetini kazandığından, beslenme alanlarını hiç zorlanmadan gezip denetleyebilirdi.

Hatta Bash’in kendisi iliklerine kadar kurutulup heder olsa bile bu durum insanların pek de umurunda olmazdı.

Evet, ancak hilekar ve kurnaz bir insanın aklına böyle bir plan gelirdi.

“Bu arada, Lord Bash… Konudan biraz sapmış olacağım ama acaba succubus, nasıl desem, yemekhanemizi görmek ister miydiniz?”

“Yemekhane mi… Şey, ilgimi çekmediğini söylersem yalan olur…”

(Biliyordum!)

Bash’in kem küm ederek verdiği bu cevap, Curly Kale’in yürüttüğü tahminin hedefe tam isabet ettiğine kanaat getirmesini sağladı!

(Tüm bunlar doğruysa, onu arkamızı dönüp savuşturmak hiç de akıl kârı olmaz. Üstelik böyle bir karar Lord Bash’in de canını sıkabilir… Hiç niyetim yoktu ama…)

Curly Kale kafasını iki yana sallayarak derin bir nefes aldı.

(Ah, ama bizim saklayacak hiçbir şeyimiz yok ki! İlk erzak kafilesi telef olduğundan beri birtakım düzenlemeler yapıyoruz zaten. Hem Bash bir ork olduğu için, sağda solda asılsız dedikodular yayacak diye endişelenmeme de gerek yok. Tek yapmam gereken ona işlerin gerçek halini göstermek!)

Curly Kale başını dikleştirdi, kararlı bakışlarını Bash’e dikti.

Ardından kendinden emin bir edayla konuştu…

“Müsaade ederseniz, ayrılmadan önce ‘yemekhanemizi’ bir gezmek ister misiniz?”

“Ah, ama ben hemen yola çıkmayı planlıyordum.”

“Yapmayın Tanrı aşkına. Bariyerin ötesinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor… İblis diyarına giden yol pek çetin, pek tekinsizdir. Lütfen, biraz yağmurun dinmesini beklerken ülkemize misafir olun. Son demlerimizi yaşıyor olabiliriz fakat buralarda hâlâ görülecek çok şey var, biliyor musunuz?”

“Hımm…”

Lord Bash bir an kararsız kaldı fakat peri Zell kulağına bir şeyler fısıldayınca en nihayetinde başını salladı.

“Pekala. Öyle olsun.”

Böylece Bash, succubus diyarında konaklamayı kabul etti.

Curly Kale ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından ikili görkemli salondan çıktı.

Kendilerine refakat edecek bir muhafız ayarlanana kadar biraz beklemeleri rica edilince yere bağdaş kurup oturdular.

Bir süre sessizce beklediler, ardından Zell söze girdi.

“O succubus Kraliçesi ne korkunç şeydi öyle yahu. Resmen gözleriyle seni yiyip bitirdi patron.”

“Succubusların gözünde orklar aşağı bir ırktır. Normalde diyarlarına bir ork adım atsın istemezler.”

“Doğru dedin patron. Savaş sırasında o Kraliçeyle ilk karşılaştığımızda bize nasıl da tepeden bakmıştı ama! ‘Uzak durun benden, pis mahluklar!’ deyip duruyordu.”

“Ah evet, eski günler geldi aklıma. Bir Ork Kahramanı olarak, şimdi bana böyle insan gibi muamele etmesinden gurur duymalıyım herhalde.”

Elbette böyle bir aralarında geçen bu konuşmadan kimsenin haberi yoktu.

Şayet Curly Kale bu sözleri işitmiş olsaydı, mevcut succubus Kraliçesi yaptıklarının kefareti olarak derhal canına kıyar ve yerine yeni bir succubus Kraliçesi geçmek zorunda kalırdı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla