Judith’in Bash ile karşılaşmasının üzerinden yaklaşık üç gün geçmişti.
O gün Judith’e, komutası altındaki piyadelerle birlikte ana yolda devriye gezme emri verilmişti.
Ana yoldaki pusuların meselesi çözülmüştü çözülmesine ama yolda yeni bir gelişme olmadığından emin olmak adına oraya gönderiliyorlardı. Mağara haydutlarından hayatta kalan kimsenin kalmadığını kontrol etmesi emredilmişti. Eğer her şey yolunda görünüyorsa, dışarı çıkmışken yolun temizliğini de yapacaklardı.
Judith’in grubu kendisiyle birlikte sadece birkaç adamdan ibaretti; tesadüftür ki bunlar, haydut meselesini onunla birlikte çözen adamların ta kendileriydi.
Bir başka deyişle, bu görev hepsine verilen bir cezaydı.
Houston pragmatik bir adamdı. Çıkardıkları isyanın cezasız kalmasına izin vermenin diğer askerlere kötü örnek olacağını biliyordu. Ayrıca, kendi kendilerine bir köşeye çekilip sessizce pişmanlık duymalarını beklemenin, değerli iş gücünü boşa harcamaktan başka bir işe yaramayacağını düşünüyordu.
Bu yüzden iki sorunu birden çözmek için onları bu anlamsız, angarya işe göndermişti.
“Yollarda hiç mola vermeden birkaç gün sıkı çalışmak… Sizin gibiler için gayet uygun bir ceza olur.”
Houston’ın bu sözleri hepsini şaşırtmıştı.
Yine de bu işten ucuz kurtulduklarını bilen Judith ve adamları, kendilerine verilen emre boyun eğerek yola koyuldular.
Hepsi görevin olaysız bir şekilde tamamlanacağını sanıyordu.
Ancak işler hiç de umdukları gibi gitmeyecekti. Judith ve yanındakiler ana yola vardıklarında, ormanın içinden tek bir ork sinsice belirdi.
Elinde savaş baltası, sırtına ise büyük bir gürz bağlamış, sıradan yeşil bir orktu bu.
Eğer iş kavgaya varırsa, her iki silahı birden kuşanıp çift silahla savaşmayı planlıyor olmalıydı.
“Bu bir ork. Hey, sen oradaki! Ne arıyorsun burada?”
Eğer bu olay Bash ile tanışmadan önce yaşansaydı, Judith çoktan saldırı emrini vermiş olurdu. Ama artık Bash’i tanıdığı için, ormanda tesadüfen karşısına çıkan rastgele bir orku görmezden gelip yanından geçip gitmeye dünden razıydı.
Ne var ki, teknik olarak bir görevdeydi. O gün ormanda gördüğü her şüpheli şahsı sorgulamakla yükümlüydü.
“Sizin gibi tiplere laf anlatacağımı kim söyledi?”
“Ben Krassel şövalyelerinden Judith. Şu anda bu yolda devriye geziyoruz.”
“Heh! Bu ses, bu isim… Demek bir kadın şövalyesin, ha?”
Ork ona doğru şehvet dolu bir arsızlıkla sırıttı.
Bu sırıtış, onu oracıkta yere serip kirletmeyi düşündüğünü açıkça belli eden türden bir sırıtıştı.
Fakat Judith ona daha yakından baktı. Güçlü kolları vardı, evet, ama Bash’in aksine öne doğru fırlamış koca bir göbeğe sahipti. Ve yine Bash’in aksine, üzerinde en ufak bir asalet veya ağırbaşlılık emaresi taşımıyordu.
“Başıboş bir orksun, değil mi?”
“Heh, sana ne lan?”
“Hiç, öylesine. Sadece siz başıboş orkların neden buralarda sürtüktüğünü, neden Ork Kralınızın sözünü çiğnediğinizi merak ettim.”
“Peh! Belli değil mi? Orkların işi bitti artık. Gururumuz falan kalmadı. Herkes sığır gibi yaşıyor, her gün birbirinin aynısı! Siz insanlar biz orklara domuz diyorsunuz, değil mi? Haklısınız ulan, belki de haklısınız! Artık öfkelenecek irademiz bile kalmadı!”
“Demek bu yüzden ülkeni terk ettin?”
“Aynen öyle! Dünyayı gezip o insanlara ulu ork ırkının ne olduğunu göstereceğim! İlk de senden başlayacağım, Şövalye Karı! İçine dölümü akıtıp bana veletler doğurtmanı sağlayacağım!”
Judith tiksintiyle yüzünü ekşitti.
Sonra, daha sadece üç gün önce karşılaştığı orku düşündü. Onun o sakin ifadesini ve konuşurken kelimelerini ne kadar dikkatli seçtiğini anımsadı.
“Vay canına, bir Ork Kahramanı ile sizin gibi başıboş serseriler arasında gerçekten dağlar kadar fark varmış, değil mi?”
“Kahraman mı? Senin gibi insan bir kaltak Bash hakkında ne bilirmiş?”
“Daha geçen gün karşılaştım kendisiyle, aslına bakarsan.”
“… Ne?”
“Sizin gibi zavallı serserilerin aksine, çaresizliğe ve kendini koyuvermişliğe kapılmadan, orkların itibarını buralarda tek başına temizleyen kişi tam olarak o işte. Üstelik bunu son derece onurlu ve vakur bir şekilde yapıyor.”
“Bash… Orkların itibarını mı temizliyor?”
“Aynen öyle.”
Ardından Judith, bahtsız orka birkaç gün önce yaşanan her şeyi bir bir anlattı.
Bash’in nasıl kusursuz bir beyefendi gibi davrandığından bahsetti. Kendisinin bir insan olarak sergilediği tüm kabalığa ve saygısızlığa rağmen, onun asaletini nasıl koruduğunu anlattı. Judith’in bir aptal gibi davrandığı anlarda bile Bash’in onun yardımına nasıl koştuğunu dile getirdi. Ona her şeyi tek tek anlattı.
Ayrıca Bash’in bu yolculuğa tamamen kendi ırkına olan sadakatinden ve bağlılığından ötürü çıktığına dair kendi sezişini de paylaştı.
“Karşısında senin gibi bir kadın şövalye varken Bash gibi erkek dölü bir orkun nefsine hakim olduğuna hayatta inanmam!”
“Çünkü Bay… Bash, senin gibi bahtsız bir serseri değil. O, Ork Kralı’nın koyduğu kurallara harfiyen uyar. Bu, kendi arzularını bastırmak anlamına gelse bile. İşte bu yüzden, benim gibi bir ahmak bile artık orkların gerçek gururunun ne olduğunu anlayabiliyor!”
“Ben de Bash nereye kayboldu diyordum; kaç gündür ortalıkta görünmüyordu…”
“O, kendi halkının iyiliği için kendi arzularını feda etti. Neden sen de onu kendine örnek almayı denemiyorsun?”
Judith konuşurken bir yandan da kılıcını kınından sıyırdı.
Bu sohbete rağmen, Judith bahtsız bir orktan çok bir şey beklememesi gerektiğinin farkındaydı. Muhtemelen ork, onu sadece zorla alt edilip hamile bırakılmadan önce zaman kazanmaya çalışan cırlak ve çok bilmiş bir kadın olarak görüyordu.
Bu işler her zaman böyle yürürdü.
Judith’in bahtsız orklarla daha önce yalnızca birkaç kez işi olmuştu, evet, ama o karşılaşmaların her biri ölümüne bir dövüşle sonuçlanmıştı.
“…”
“Hmm?”
Bahtsız ork geri adım atıyordu.
Savaş baltasını indirerek, sanki içindeki savaşma isteği tamamen uçup gitmiş gibi birkaç adım geriledi.
“Ne yapıyorsun? Nereye gidiyorsun?”
“Belli değil mi? Evime dönüyorum.”
“Bu… alışılmadık bir durum. Şimdiye kadar karşılaştığım tüm bahtsız orklar, karşılarına dikildiğim an öfkeden kudurup üzerime atılırdı…”
“Gidip senin gibi kibirli bir insan karısına arkamı dönmek ve geri çekilmek hiç içime sinmiyor, orası kesin. Ama eğer Bash dışarıda bir yerlerde ork ırkının itibarını temizlemek için uğraşıyorsa, benim gidip de bu işi baltalayacak şeyler yapmam doğru olmaz. Ha, illa benimle vuruşmak istiyorsan, bu fırsatı da geri tepecek değilim. Ne de olsa ben bir orkum ve benim de bir gururum var…”
“Yok, hayır, eğer evine dönmeye niyetliysen seni durduracak değilim.”
Ork burnundan gülerek uzaklaştı.
Judith, onun gidişini izlerken içinin hafifçe burkulduğunu hissetti.
Bahtsız orkların laftan anlamaz yaratıklar olduğuna kendisini öyle bir inandırmıştı ki. Zaten onlara karşı her zaman bu kadar sert davranmasının sebebi de bu değil miydi? Houston’ın gördüğü yerde neden anında ölüm emri verdiğini şimdi daha iyi anlıyordu.
Bu bahtsız ork da en az diğerleri kadar inatçı ve çekilmezdi.
Ama bu durum gerçekten garipti.
Sadece Bash’in adının anılması bile, bahtsız orkun içindeki o eski savaşçı kimliğini uyandırmışa benziyordu ve ork onurlu bir şekilde geri çekilmişti.
Ork Kahramanı. Bu unvan Judith’e zaten yeterince etkileyici geliyordu fakat Bash’in kendi memleketinde çok daha büyük bir ağırlığı olduğu ortadaydı. Kahraman unvanı, beraberinde muazzam bir güven, saygı ve hatta neredeyse kutsal bir hürmet getiriyor gibiydi.
“Eğer Bash’in adı, böyle aşağılık ve bahtsız bir ork üzerinde bile böylesine tesirli olabiliyorsa… o zaman hayal bile edemeyeceğimiz kadar mühim bir şahsiyetle karşılaştığımız aşikar…”
Askerler kendi aralarında buna benzer şeyler fısıldaşıyorlardı.
Judith de onlarla aynı fikirdeydi. Ork Kahramanı Bash… Az önce gördüğü o bahtsız orkla kıyaslandığında… hayır, hayatı boyunca karşılaştığı tüm insanlarla kıyaslandığında bile, hiç kimse Kahraman unvanına ondan daha layık görünmüyordu.
“Demek Houston bu yüzden Bash’e karşı bu kadar hürmetkardı…”
“Bash’i bir sonraki görüşünde sen de ona aynı hürmeti gösterecek misin, Judith?”
“Belki de bir dahaki sefere ondan çocuk doğurmanı istediğinde, onu geri çevirmezsin, ha?”
Judith orklardan nefret ederdi. Onlardan birini görmek bile tüylerini diken diken etmeye yeterdi.
“Şakayı bir kenara bırakın da şu haydut sığınağını bir kez daha kontrol etmek için acele edelim. Houston yarın da bizi canı çıkana kadar çalıştıracaktır. Houston’ın öfkesini dindirmek istiyorsak, Bay Bash’e yaptığımız saygısızlığı telafi edecek kadar sıkı çalışmak zorundayız.” “Bay Bash’e saygısızlık eden sendin, Judith.
Biz sadece senin peşinden geldik.” “Kesin sesinizi de yürüyün.” Judith kendi kendine burukça gülümsedi.
Evet, orklardan hâlâ nefret ediyordu.
Çok özel bir istisna dışında.

