Gürültülü ve tıklım tıklım, yoğun bir zaman dilimi.
İnsan harekete geçtiğinde zaman gerçekten de hızlı akıp gidiyor.
Elbette Tsige’de durum böyle ama Asora’da ve doğrudan bağlantılı olmayan Rotsgard’daki mağazada da hummalı bir hareketlilik var.
Personel hareketliliğini sayarsak, bu iki ay Kuzunoha Ticaret Şirketi için büyük bir reform süreci oldu.
“Waka, lütfen öğle vaktinde Tsige mağazasında hazır bulununuz. Ben dahi Tsige’nin genişletilen bölgelerini dolaşacağım lakin işim bittiğinde oraya intikal etmiş olurum.” (Tomoe)
“Anlaşıldı. Mio ve Shiki için sorun yok, değil mi?” (Makoto)
“Elbette. Mio hazırlıkları çoktan tamamladı, Shiki’nin ise Morris ile bir toplantısı var gibi görünüyor ancak sabaha kadar bitireceğini söyledi idi. Lakin Waka, görünün o ki bugünler, muhtelif ülkeleri gezdiğiniz o vakitlerden daha yoğun bir hal almış.” (Tomoe)
Tomoe muzip, biraz da haince bir gülümseme takındı.
Ziyaretleri bitirdikten sonra işlerin durulacağını sanıyordum ama görünüşe göre tamamen yanılmışım.
Muhtemelen lafı oraya getirip beni iğneliyor.
“Mükemmel olduğunu söyleyemem ama bir şekilde üstesinden geldim, o yüzden lütfen üzerime çok gelme. Devrim hazırlığı toplantıları yüzünden neredeyse her gün Rembrandt-san ile yapışık ikiz gibiydim, devamsızlığım bile yok. Ayrıca Rotsgard’da öğretmen olarak da dur durak bilmeden çalıştım.” (Makoto)
Rembrandt-san’dan tüccarlık ve ticaretin gerçek durumu hakkında dersler aldım, ayrıca Rotsgard’da Jin ve diğerlerinin yanı sıra sınıfa kabul edilen yeni çömezlere ders verdim. Aion devrimi ve Tsige’nin bağımsızlığı konusunda Kuzunoha Ticaret Şirketi‘nin duruşunu ayarlarken Asora’daki halkın fikirlerini de dinledim.
Ah… sadece hatırlamak bile kusasım gelmesine yetiyor.
İki ay önce yapmaya karar verdiğim her şeyi yapma kararlılığım, bir dağ gibi üzerime çöktü.
İlk ay en zoru idi; odamda yalnız kaldığımda durduk yere güldüğüm zamanlar oldu.
Ne de olsa uyumaya neredeyse hiç vaktim yoktu.
Artık dayanamayıp yere yığıldığımda, takipçilerimden biri beni bulup yeniden “çalıştırıyordu”.
…Yarın… uyuyabildiğim kadar uyuyacağım.
Kim ne derse desin, şöyle sağlam bir 3 saat uyuyacağım!
“…Bir şeyi yapmaya karar verdiğinizde kaçmamayı seçmenizi takdir ediyorum lakin bunu izleyen bizler için bu durum endişe verici bir hal aldı. Her neyse, size zorbalık etme niyetim yoktu hiç. ‘Efendimizden de beklendiği gibi’ derken gerçekten gurur duyarak söylemiş idim.” (Tomoe)
“…Teşekkürler.” (Makoto)
“Ah, bu arada. Öğleden sonraki selamlama turunda Shiki ve ben dahi size eşlik edeceğiz. Bizim de gidip selam vermemiz gerektiğini söyleyip duran gürültücü bir kalabalık var, malumunuz.” (Tomoe)
“Biliyorum. Size güveniyorum.” (Makoto)
“Kim bilir. Waka’nın son halini görünce, bize pek ihtiyaç kalmadığını düşünür oldum. O halde, sonra görüşürüz.” (Tomoe)
“Evet. Eleor şirketinin temsilcisine selamlarımı ilet.” (Makoto)
Yazın yaklaşmasıyla birlikte Tsige, uzun süredir değişmeyen dış duvarlarının yerini değiştirdi ve yeniden inşa edildi.
Biraz ıssız topraklar tarafına, daha çok da Aion tarafına doğru.
Bu sayede kasabada yeni araziler açığa çıktı ve arazi fiyatları genel olarak biraz düştü.
Eleor temsilcisi yüzünde bir gülümsemeyle arazilere bol keseden harcama yaparken “Fiyatlar yakında yeniden artacak, yani bu düşüş sadece geçici,” demişti.
İnşaat planları ve fiili uygulamalarla birlikte para korkunç bir hızla el değiştiriyor. Elbette masraflar konusunda ciddi bir yükün altına giriyor ama yine de yüzünde gerçekten hoş bir gülümseme vardı.
Başka bir deyişle, daha fazla kâr edeceğini biliyor.
Emlak sektörü ne kadar da korkutucu.
Eleor şirketinin satın alıp almayacağımı sorduğu araziyle ilgili olarak, Tomoe eşliğinde tekrar bir iş görüşmesi yaptık ve sonunda satın aldık.
O fiyata bakılırsa, “ticaret bile yapmıyorlar”. Ancak günlük bazda dönen paranın oranına hiç uymuyor.
Maceracıların ıssız topraklardan elde ettikleri malzemeler de gülünç derecede yüksek fiyatlara sahip olsa da, onları elde etmek için kelimenin tam anlamıyla hayatlarını riske atıyorlar.
Bu açıdan düşününce, emlak işi bana biraz mantıksız geliyor.
Araziyi satın alıp iş görüşmesini bitirdikten sonra Tomoe, zaman zaman Eleor şirketiyle muhatap oldu.
Onu uğurlarken şunları düşündüm.
“Şey, mantıksız olduğunu düşünsem de… Araziyi ondan çoktan satın aldım ve normalde birbirimizle oldukça samimiyiz. Dış surların içindeki arazilere talep yüksek, fiyata güvenlik bedeli de dâhil ediliyor ve en başta, Tsige’de arazi satın almak isteyen pek çok insan var. Kasaba içinde büyük işlemlerin yapılıyor olması, içeride hayatınızın her zaman güvenli ve istikrarlı olacağı anlamına gelmiyor ne de olsa.” (Makoto)
Eleor şirketi güvenlik ve istikrarı sağladığına göre, bunu dengeleyen bir şeyler olmalı.
Ne kadar ileri gidebilecekleri tüccarın kendi sezgilerine bağlı. Bana göre Eleor şirketinin temsilcisi, her an düşebileceği tehlikeli bir konumda duruyor gibi görünüyor.
Ben açıkçası onunki gibi keskin sezgilere sahip değilim.
Rembrandt-san’ın öğretilerini aldığım için bunu net bir şekilde söyleyebiliyorum.
Bu yüzden güvenli bir çizgiyi koruyarak iş yapmaya devam edebildim.
Ve şimdi daha önce satın aldığım arazide bir mağaza inşa ettim. Sonunda Tsige’de kendi mağazamı açma kararlılığını gösterdim.
Envanter ve personel artışı taleplerini duyduktan sonra, bunu uygulama şansını değerlendirmeye karar verdim ve sonuçta inşa ettiğimiz mağaza epey büyük oldu.
Ve böylece, bugün mağazanın açılış günü.
Sabahtan beri —hayır, dün geceden beri çalışanlar harıl harıl koşturuyor.
Beklendiği üzere gözle görülür bir yorgunluk var ama yüzlerinin çoğunlukla neşeli olması benim için bir kurtarıcı oldu.
Tomoe, Mio ve Shiki bütün gün Tsige’de çalıştılar.
Akua ve Eris geçici yardımcılar olarak Rotsgard’dan getirildi, Lime da buraya çağrıldı; yani bu gerçekten de Kuzunoha Ticaret Şirketi‘nin tam kadro toplandığı bir etkinlik.
Ancak…
“Aion’un bir hamle yapma ihtimalinin olduğu şu dönemde, Kuzunoha Ticaret Şirketi Tsige’de büyük bir mağaza açıyor, ha.” (Makoto)
Açılışın ve tarihinin arkasında aslında gizli bir anlam yok.
Böyle bir niyet yok ama bu, bir tür deklarasyon olarak algılanabilecek bir zamanlama.
Ne yapacaksam onu değiştirmeye niyetim yok, o yüzden endişelenmek anlamsız. Yine de, zamanlamanın kötü olduğunun farkındayım.
Aslında, bu açılış günü Rembrandt-san ve diğerleri tarafından ayarlanmış olabilir ama bunu düşünmeye başlarsam işin sonu gelmez.
Tık tık
Hm?
“Gir.” (Makoto)
Kapının çalınmasına cevap veriyorum.
“Waka.”
“Eris, ha. Sorun nedir?” (Makoto)
“Açılışımızı kutlamak için tüccarlar ve maceracılar her yerden damlıyor.” (Eris)
“…Anlıyorum.” (Makoto)
Şimdi düşününce, Rembrandt-san’dan açılış başlamadan önce az sayıda insanın tebrik için geleceği bir kutlama olacağını duymuştum.
Büyük ticaret ilişkileri kurmak isteyenler normalde selamlaşmak için açılıştan sonra gelir ve bazen bunun için talepte bulunurlar ama dükkan açılmadan önce maceracıların ve tanıdık tüccarların ziyaret etmesi bir gelenekmiş sanırım.
Maceracılar çoğunlukla müşteri olarak girmek için açılışın bitmesini bekler, bu yüzden selamlaşmaya gelenler genelde tüccarlardır.
Yine de, bu kadar hızlı mı geldiler?
Açılışa daha epey vakit var.
“Anlaşıldı. Yakında geliyorum. Beklendiği gibi çok sayıda tüccar mı var?” (Makoto)
“Şimdilik maceracılar daha fazla. Muhtemelen tebrik faslını bitirdikten sonra mağaza açılışı için sıraya girmeyi planlıyorlar.” (Eris)
“Ah, anlıyorum.” (Makoto)
“Çoğunluk, normal şartlarda ulaşılamayan Kuzunoha şirketinin tepesindekilere kendini tanıtmayı düşünüyor. Bu arada, açılış için bekleyen inanılmaz bir kuyruk var ve onu defalarca yeniden düzenlemek zorunda kaldık. Ön taraftaki cadde şimdiden tıklım tıklım doldu. Bu, Rotsgard’da göremeyeceğimiz bir şey… Ve zaten orada görmek de istemem.” (Eris)
“Demek kuyruk iyi büyüyor. Anlaşıldı. Lütfen sırayı düzenleyenlere başkalarına rahatsızlık vermemelerini söyle. Kasabaya bu konuda çoktan haber verdim, o yüzden sorun çıkmamalı ama sırada bekleyen müşteriler sabırsızlanabilir ve tatsızlık çıkabilir.” (Makoto)
“Merak etmeyin.” (Eris)
Gözleri bir anlığına parlayan Eris, başparmağını kaldırarak onay işareti yapıyor.
…Akua ile birlikte değilken, art niyetinin çok güçlü olduğunu hissediyorum ama Eris böyle olsa da müşterilerle arası iyi olan bir kız.
Satış rakamları da epey yüksek.
Eris ile birlikte dördüncü kattaki ofisten çıkıp birinci kata iniyorum.
Yeni Kuzunoha Ticaret Şirketi, bir bodrum ve dört kattan oluşan gösterişli bir yapıya sahip.
Tsige’de orada burada üç katlı binalar görünmeye başladı ama dört katlısı oldukça nadir.
Bu sayede bina tek başına bile göze çarpıyor, bu da minnet duyulası bir ekstra.
Şimdi, gelelim açılışı kutlamaya gelenlere…
Oha.
“Oy oy, Eris. Bu sayı inanılmaz değil mi?” (Makoto)
“İki kere ‘Oy’ dediğinize göre, önemli olmalı.” (Eris)
“…Kartviziti var gibi görünen insanlar bile var.” (Makoto)
“Uvaa~. Beni görmezden geldiniz. Şakaların öldürülmesine karşıyım.” (Eris)
Şimdilik Eris’i görmezden gelip ana girişte toplanan kalabalığa bir kez daha bakıyorum.
‘Damlamak’ kelimesi durumu gerçekten de özetliyor.
Bazılarında, bir zamanlar Rembrandt-san ile eğlencesine kullandığım ve şimdi yaygınlaşan kartvizitler bile var.
İnsanların ellerinde tuttukları şeyler muhtemelen kutlama hediyeleri ama bu hava atmalarını sorgulamam lazım.
Görünüşe göre kartvizitler, maceracıların bile taşıyacağı kadar yerleşmiş.
Bu gerçekten Rotsgard’da görülemeyecek bir manzara. Taze hissettiriyor.
Tüccarlara kartvizit vererek sürpriz yapmayı düşünüyordum ama artık pek bir sürpriz olmayacak sanırım.
Rembrandt-san’ın nüfuzunun boyutu şaşırtıcı.
“Pekala, gitmem lazım. Ne de olsa onca zahmete girip buraya kadar gelmişler.” (Makoto)
“Burada sadece Waka var, o yüzden işler korkunç bir hal alacak bence. Ne yapsak? 10 saniye kuralı falan mı koysak?” (Eris)
“O da ne? Kişi başı 10 saniye sınırı koymaktan mı bahsediyorsun?” (Makoto)
“Aynen öyle. Saniye miktarını bir kenara bırakırsak, rastgele bir anda araya girip ‘Çok teşekkürler~~!’ diyeceğim ve sıradakinin gelmesi için onları arkadan iteceğim.” (Eris)
“…Bu bir tür tokalaşma etkinliği falan mı? Ama neyse, sana güveniyorum. İdare edebilmek için iki üç kişi daha getirebilir misin?” (Makoto)
“Bana bırakın~. Kartvizit ve hediye gibi şeyleri kime ait oldukları belli olacak şekilde toparlayacağım, o yüzden daha sonra teyit etme işini size bırakıyorum. O zaman…” (Eris)
Gizemli bir selamlamayla Eris mağazanın içine doğru koşar adımlarla gidip gözden kayboldu.
Konuşma tarzını ve davranışlarını bir kenara bırakırsak, kullanışlı ve güvenilir bir kız olduğu doğru.
Son zamanlarda böyle daha sık düşünür oldum.
Pekala, Kuzunoha Ticaret Şirketi‘nin temsilcisi olarak çalışmaya başlayalım!
Ana girişi açıyorum, uzun günüm başladı.
◇◆◇◆◇◆◇◆
-Bodrum.
Yönetilen ürünler: Ağırlıklı olarak ekipman.
İsteyene özel terzi işi ekipman satışı, normal müşteriler için ekipman, tamirat ve danışma bankosu.
Kalabalık.
-Birinci kat.
Yönetilen ürünler: Ağırlıklı olarak gıda, ayrıca Mio gözetiminde yiyecek ve içecekler.
Kalabalık.
-İkinci kat.
Yönetilen ürünler: Ağırlıklı olarak ilaç. Ayrıca karışım hazırlama danışmanlığı var.
Kalabalık.
-Üçüncü kat.
Yönetilen ürünler: Günlük ihtiyaçlar ve muhtelif eşyalar. Asora yapımı seramikler; endüstriyel sanat kalitesinde.
Kalabalık.
Şey, açılış günü, yani beklentiler dahilinde.
Bu aynı zamanda tahmin edilen en iyi durum demek.
Ama…
-Dördüncü kat.
Ofis.
Kalabalık.
Neler oluyor?!
Açılışı sağ salim yaptık, müşteriler mağazaya akın etti, bir süre sonra hiçbir sorun olmadığını ve işlerin tıkırında gittiğini teyit ettikten sonra Tomoe ve Shiki ile birlikte daimi müşterilerin bir kısmını selamlamaya gittim.
Planım buydu.
İlgili kişilere selamlamaya geleceğimi önceden bildirmiş ve bu arada mağazayı açmıştım.
Buna rağmen, selamlaşmaları biraz aceleye getirip mağazaya döndüğümde durum böyleydi.
Dördüncü kattaki ofis de insanlarla doluydu.
Önden kutlamaya gelenlerle ilgili olarak, hepsiyle açılış gününden önce görüşmüştüm ve belirlenen günde gelemeyeceklerini söyleyip hediyelerini bırakmışlardı, ben de durumu usulünce halletmiştim; buna rağmen!
“Ah!”
Birinin attığı tek bir çığlıkla bakışlar üzerimde toplandı.
Bu insanların beni hedefleyerek toplandıklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlamamı sağlayan bir hareketti.
“Çoğu muhtemelen mağazamızın refahından tehlike sezmiş kimselerdir. Derhal harekete geçme kararları iyi sayılabilir lakin bizi hafife alan öngörüleri takdir edilemez. İmdi…” (Tomoe)
Tomoe alçak sesle mırıldandı.
“Tsige’den olmayan tüccarlar da var. Muhtemelen ticaret bağlantıları kurmak isteyen insanlar. Öyle olmasa bile, bu kadar insan mağazamıza gelmişken, bir tüccarın böyle bir şirketin temsilcisini selamlamak istemesi doğaldır.” (Shiki)
Shiki de alçak sesle konuştu.
Durum ne olursa olsun, Rembrandt-san da buraya gelecek, biliyorsunuz.
Aman be!
“Beklettiğim için üzgünüm. Ben bu şirketin temsilcisi, Raidou. Bu açılış gününde ziyaretiniz için gerçekten minnettarım. Birazdan işinizle ilgileneceğiz, lütfen biraz bekleyin.” (Makoto)
Refleks olarak yapmaya alıştığım bir gülümsemeyle herkesi selamlıyorum.
Sonrasında, bu sadece kuru bir mücadele ruhuyla halledilecek bir şey olmadığından, Tomoe ve Shiki’den de yardım aldım ve herkesle konuşmaya başladık.
Mio birinci katta çalışmak için elinden geleni yapıyor, bu yüzden oradan ayrılamaz. Yine de bekleyenler için basit atıştırmalıklar ve içecekler getirerek yardımcı oldu.
Mio, Tsige’de normalde görülmeyen Japon tarzı yiyecekler hazırlamıştı.
Onlara “Bu, aşağıdaki gıda mağazasında servis edilen yemek,” dediğinde ilgilerini çekti ve müşterilerin çoğu denedi.
Bekleyen insanların vaktini doldurmaya yardımcı oldu ki bu minnet duyulası bir yardımdı.
Eğer zaman yetmeseydi, kalan insanların gitmesini istemeyi düşünüyordum ama sonunda gerek kalmadı. Selamlaşmaya veya iş görüşmesine gelen insanlarla ilgilenmeyi bitirebildik.
Ama tabii, iş görüşmeleri konusunda onlara bugün randevu kabul etmediğimizi söyledik, bu yüzden detaylı konuşmalara girmedik.
Herkesin sorumlu olduğu alanların randevuları da dahil olmak üzere iş yükü arttı; bunun üzerine bir de şu anda iş görüşmelerinin detaylarına girseydik kesinlikle başarısızlıkla sonuçlanırdı, o yüzden elden bir şey gelmez.
Rembrandt-san ve bu kasabadaki bazı tüccarlar gibi dahi seviyesinde bir ticaret yeteneğim yok.
Ayrıca bu yetenek açığını kapatacak yılların deneyimine de sahip değilim.
Ayrıca bir pazarlığın avantaj ve dezavantajlarını o kısacık sürede kavramam şu an için imkânsız.
“Y-Yoruldum. Beklenmedik bir işti…” (Makoto)
“Buna rağmen, Rembrandt gelmeden evvel her şeyi bitirdik. İyi işti.” (Tomoe)
“Geleceği parlak bazı görüşmeler de oldu, yani zaman kaybı değildi. Ellerinize sağlık.” (Shiki)
Bana sıcak bakışlar yöneltiliyordu.
“Geriye sadece Rembrandt-san kaldı, sonra bugünün planları bitiyor.” (Makoto)
“Evet. Ondan sonra, lütfen gönül rahatlığıyla dinlenin. Bugün kontrol edilmesi gereken satış belgelerini biz düzenleyeceğiz.” (Shiki)
“Öyle yapacağım.” (Makoto)
Bugün Aion’un ne hamle yapacağı umurumda değil.
Eğer bu gece büyük bir hamle yaparlarsa, tüm öfkemi onlardan çıkarmak için elimden geleni yaparım.
“Her neyse, bu kadar çok tebrik hediyesi olabiliyormuş demek. Hepsini Asora’ya gönderdik, o yüzden yer sorunu olmadı ama başa çıkacak bir yolumuz olmasaydı işleri bile etkileyebilirdi.” (Makoto)
“Bu dahi, Kuzunoha şirketinin ne denli dikkat çektiğinin ispatıdır.” (Tomoe)
Tomoe’nin cevabına başımla onay verirken tebrik hediyelerini hatırladım.
Köleler ve canlılar hariç tüm hediyeleri kabul ettim.
Daha sonra onlara uygun bir karşılık vermem gerekecek.
Güneş batmış olmasına rağmen insan akını azalmamıştı ama ofise hafiften bir sükunet geri dönmüştü.
…Bu gidişle, Mio’nun olduğu yerdeki durumun korkunç olduğunu düşünüyorum.
Kendisi buraya her gün gelmeye niyeti olmadığını söylemişti ama… Umarım açılış, buraya geldiği ilk ve son sefer olmaz.
“Vay vay, bu korkutucu, ha. Bu kadar canlı olacağını düşünmek… Tepeden tırnağa boş yer yok.”
“Rembrandt-san.” (Makoto)
“Selamlamam geciktiği için üzgünüm, Raidou-dono. Mağazanızın açılışı hayırlı olsun.” (Rembrandt)
“Teşekkürler. Tam zamanında geldiniz, lütfen dert etmeyin. Ben de sizi karşılayamadığım için üzgünüm.” (Makoto)
“Lime-kun beni karşıladı. Endişelenmeye gerek yok. Buraya üşüşen tüccarlarla kibarca ilgilendiğinizi duydum. Yorucu olmuştur, değil mi?” (Rembrandt)
Şimdi fark ettim, Lime Rembrandt-san’ın arkasındaydı.
Başını eğdi ve hemen alt kata geri döndü.
İyi iş çıkardı.
“Daha gidecek yolum var. Randevulu misafirleri biraz daha fazla vakit ayırarak karşılamalıydım. Refleks olarak ‘Yoruldum’ dedim ama aslında o kadar yorgun değilim.” (Makoto)
“Fufufu. Eh, genç olsanız da her şeyi mükemmel yapmaya çalışmanıza gerek yok. O tür insanlar uzun ömürlü olmaz. Kendi sınırlarınızı bilmek en iyisidir. Ama tabii, güvenilir yakın yardımcılarınızın fikirlerini aldığınız sürece endişelenecek bir şey yok. Sizin durumunuzda, öyle.” (Rembrandt)
“Onlar hayatımı kurtarıyor gerçekten.” (Makoto)
Ne kadarını yapmalıyım ve ne kadarını düşünmeliyim, ha.
Bu tür şeylerde dengeyi tutturmak gerçekten zor.
Görünüşe göre insan tecrübe kazandıkça vücut bunu nasıl ölçeceğini öğreniyor ama Rembrandt-san’ın gözünde muhtemelen çok fazla çabalıyormuşum gibi göründüm.
Bu açılışımızın ilk günü olduğu gerçeği de var ama belki de kendi görünüşümü düşünmeden biraz fazla hareket ettim.
Eğer durum buysa, üzerine düşünmem gerek.
“Benim dükkânımda bir yer kiraladığınızda, hiç tereddüt etmeden orada çalışmaya başlamıştınız. Raidou-dono, muhtemelen kendinizin farkında değildiniz ama… bugün yüzünüze bakınca, aslında kıvanç duyuyorsunuz. Gerçekten bir mağaza açmış olma hissi.” (Rembrandt)
“Evet. Tsige’de elimden gelenin en iyisini yapmak için kendimi adayacağım.” (Makoto)
“Zaten yeterince adanmış durumdasınız. Tsige’yi tamamen kapsayacak kadar büyüdüğünüz zamanı dört gözle bekliyorum.” (Rembrandt)
“Abartmayın.” (Makoto)
“Kaybedemem. Kuzunoha şirketinin ünlü bir turistik yer olarak daha fazla müşteri çekeceği açık ve gerçekte de öyle olacak.” (Rembrandt)
“Bana kalırsa Rembrandt şirketi zaten öyle.” (Makoto)
“Rembrandt şirketinin Tsige’nin ikinci büyük ismi olacağı zamandan bahsediyorum. O zaman geldiğinde çok geride kalamam.” (Rembrandt)
“Yok artık.” (Makoto)
Yüzümde buruk bir gülümseme belirdi.
Bunu gören Rembrandt-san’ın o nazik ifadesi ciddileşti ve konuştu.
“…Şu Kuzunoha şirketinin hareketleri hakkında, Tsige’den Aion krallığına gönderilen raporlar pek iyi değil. Bu, kasıtlı olarak yol verdiğimiz bir şey lakin yorumlayabildiğim kadarıyla, Kuzunoha şirketinin görkemli açılışı büyük olasılıkla Aion krallığının Kuzunoha şirketini onlar için büyük bir huzursuzluk unsuru olarak görmesine neden olacak.” (Rembrandt)
“…Evet.” (Makoto)
“Pek çok tetikleyiciden biri olarak görülebilir ama oyunun bu kadar ileri safhasında, bu ülkede meydana gelecek büyük dalgayı değiştiremez. Dahası, Kuzunoha şirketinin hedef olmasına izin vermeyeceğim. Rakipleri Tsige kasabasının ta kendisi. Yine de üzgünüm.” (Rembrandt)
“Hayır. Açık konuşacağım. Eğer bugün büyük bir hamle yapmayacaklarsa, sırf şu anda, Aion’un ne yaptığı umurumda değil.” (Makoto)
Artık takatim kalmayacak kadar yorgunum, o yüzden şu anki gerçek hislerim böyle.
Rembrandt-san mağazamızın açılışını nasıl kullanırsa kullansın, ben onun müttefiki olarak kalacağım.
Pek umurumda değil.
“…Hahaha, anlıyorum. O zaman uzatmayalım. Bu benden açılış hediyesi. Sonra bakarsınız.” (Rembrandt)
Rembrandt-san koltuğundan kalktı ve gitmek üzereydi.
Bana verilen şey beyaz rulo yapılmış bir kağıttı.
Ah, bekle.
Yanlış hatırlamıyorsam, Rembrandt-san’a Lime rehberlik etmişti ve merdivenlerden gelmişti, değil mi?
O zaman onu ‘şey’ ile tanıştıralım.
Bana verdiği şey belli ki beni şaşırtacak bir şey, o yüzden ben de ona burada bir sürpriz yapayım.
“Lütfen bekleyin. Eğer gidecekseniz, buradan buyurun.” (Makoto)
Bunu söyleyerek onu durdurdum ve koridor boyunca rehberlik ettim.
Vardığımız yer koridorun sonundaki bir kapıydı.
“Çıkmaz sokak —hayır, bir oda mı?” (Rembrandt)
“Buyurun.” (Makoto)
Ona yol göstererek kapıya dokundum.
Kapı sessizce iki yana kayarak açıldı.
Rembrandt-san işaret etmemle birlikte benimle içeri girdi ve o küçük odanın içinde duvara dokundum.
Kapı kapandı.
Aynen öyle. Binanın yapısının bir bodrum ve dört kat olmasına karar verildiğinde aklıma gelen modern çağ cihazı bu.
Medeniyetin kullanışlı aracı, Asansör-sama.
Bu arada, güç kaynağı ona binen insanların büyü gücü.
Bu durumda, ben.
“Uoo?!!” (Rembrandt)
“Sorun yok. Sadece aşağı iniyor. Düşme hissi yok, değil mi?” (Makoto)
“H-Hımm. Düşmekten ziyade, yavaşça alçalıyoruz gibi. Ne gizemli bir his.” (Rembrandt)
“Bununla yukarı ve aşağı hareket edebiliriz. Müşterilerin de kullanabileceği kadar büyük ölçekli yapıp yapmayacağımıza henüz karar vermedik ama şimdilik personel kullanımı için yaptım.” (Makoto)
Birinci kata vardık.
Beklendiği gibi, bu merdivenleri kullanmaktan çok daha kolay.
“…Vay vay, Kuzunoha şirketinde gerçekten inanılmaz şeyler düşünen insanlar var. Hakikaten inanılmaz.” (Rembrandt)
“Ahaha, sizi şaşırttı mı?” (Makoto)
“Görüşler muhtemelen ikiye ayrılacaktır: bir, müsrif bir büyü israfı; ve iki, daha konforlu bir yaşam için büyüye atılan bir adım. Ama… Ben yeni tekniklerin ve ürünlerin meraktan ve deneme yanılmadan doğduğunu düşünenlerdenim. Baştan sona şaşırdım ama bundan da öte etkilendim ve elbette buna çok değer veriyorum.” (Rembrandt)
“…Bu kadarını söylemenizi beklemiyordum.” (Makoto)
“Raidou-dono, gelecek yıllarda size güveniyorum.” (Rembrandt)
“Ben de öyle.” (Makoto)
Rembrandt-san kendisini bekleyen arabaya bindi ve gitti.
Yeni icatlara karşı zaafı olan bir tip mi acaba?
Daha önce bu yönünü görmemiştim ama tarihte milyonerler icatlar ve sanat gibi şeylerin hamisi olurlar, yani bu o kadar da garip bir şey değil.
Şu anda asansörün büyü gücü kontrolü, boyutu ve büyü gücü harcamasıyla ilgili sorunları var, bu yüzden müşterilerin kullanması henüz mümkün değil. Uygulanabilir hale getirmek için talimat vermeyi deneyelim.
Muhtemelen, ne şekilde olursa olsun, bir asansör kızına —ya da daha çok bir asansör cücesine veya asansör orkuna ihtiyacı olacak gerçi.
Asansör için çalışan insan sayısını artırmalı mıyım?
Hmm…
“Waka, görünüşe göre Rembrandt gitti.” (Tomoe)
“Uğurladığınız için teşekkürler.” (Shiki)
“Ah, Tomoe ve Shiki.” (Makoto)
“Eee Waka, size ne verdi? Biraz merak ettim doğrusu.” (Tomoe)
“Eğer o kağıt iki kızından gelen bir evlilik teklifiyse, Mio-dono pek çok anlamda tehlikeli bir hal alabilir.” (Shiki)
“Öyle tatsız şeyler söyleme Shiki. O evhamlı baba Rembrandt-san’ın kızlarını böyle sunmasına imkân yok.” (Makoto)
Böyle desem de biraz huzursuz oldum.
Gergin bir şekilde rulo yapılmış kağıdı çözdüm ve açtım.
“Harita?” (Makoto)
Bu bir haritaydı.
Ve Kuzunoha şirketinin bulunduğu bölgeyi gösteren bir Tsige haritası.
Tebrik hediyesi olarak harita mı?
“Fumu, bunun bir tebrik hediyesi olarak verileceğini düşünmek…” (Tomoe)
“…Waka-sama, Tomoe-dono.” (Shiki)
“Shiki?” (Makoto)
Belki bir şey fark etmiştir? Shiki haritanın bir kısmını işaret etti.
Şey…
“Hoh, anlaşıldı. Beklendiği üzere, enteresan işler yapan bir zat imiş.” (Tomoe)
“Eeeeh?!” (Makoto)
Bu, Tsige’nin merkezinden uzanan ana caddelerden biri.
Yanlış hatırlamıyorsam, Rimeishi adında bir Cadde idi?
“B-Bu… o Cadde, değil mi?”
Her ihtimale karşı teyit etmek için soruyorum.
“Şüphe yok. Görünüşe göre bugünden itibaren o Caddenin adı Kuzunoha Caddesi, Waka.” (Tomoe)
“O adam, cidden. Bu kasabada daha neler yapabilir? Eğlenceli olduğu kesin gerçi.” (Shiki)
Tomoe ve Shiki hayranlık ve şaşkınlık içindeydiler ama aynı zamanda soğukkanlılıklarını koruyorlardı.
Hayır bekle, normalde bu, karşısında donup kalınacak bir şey değil mi?
Shiki’nin işaret ettiği Caddenin adı… orada kesinlikle Kuzunoha Caddesi yazıyor.
Bana bir nesne değil de bir isim hediye ettiğini düşünmek.
Dahası, kasabada bir Cadde.
“Hissediyorum ki… iş inanılmaz bir şeye dönüştü.” (Makoto)
Bu mırıldanışım gecenin karanlığı tarafından yutuldu ve kayboldu.
Aion krallığında devrim gerçekleştiğinde, Tsige fırsat kollayacak ve bağımsızlığını ilan edecek.
Olayların bu akışıyla, çatışmaların çıkacağına şüphe yok ve ben de ilgili bir taraf olarak bunlara dahil olacağım.
Yakında bir Caddenin isminin değişmesinden daha da inanılmaz şeyler olacak.
Yine de… arkamdaki hareketli mağazaya bakınca… içindeki insanları duyunca, bu kasabanın canlılığını ve neşesini kaybetmek istemediğimi hissettim.
Ben böyle düşünüyorum.
