Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN) – Bölüm 12 / Ejderha ve Hanımefendi

Ejderha ve Hanımefendi

Aradan asırlar geçmişti.

Ejderha Kükreyişi Dağı’ndaki yaşam her zamanki gibi huzur içinde akıp gitmekteydi.

İnsanlar için asırlar hayal bile edilemeyecek denli uzun bir zamandı; fakat bir elf olan Rostelina için hiç de öyle sayılmazdı.

Yine de küçük bir kız çocuğunun serpilip zarif bir hanımefendiye dönüşmesi için kâfi bir vakitti. Rostelina, o narin küçük kızdan güzeller güzeli bir kadına evrilmişti.

Gelgelelim, iç dünyasında pek bir değişim olmamıştı; hâlâ eskisi gibi masum bir kız çocuğuydu. Yanında Laplace ve Saleyakt’tan başka kimse olmadan ömür sürdüğü düşünülürse, bu son derece doğaldı.

Yine de yüreği huzurdan bir hayli uzaktı.

Yüzünden hiç eksik olmayan o tebessüm solup gitmiş, yerini üstüne çöken ağır bir kasvet almıştı. Üstelik bu hiç de nedensiz değildi.

Laplace’ın Beş Ejderha Generali’nden biri oluşunu anlatan o hikâyeyi duyduğundan beri, adamın çehresine gittikçe daha sık karanlık ve kasvetli bir ifade yerleşir olmuştu. Dışarıdan bakıldığında her zamanki gibi görünüyordu fakat Rostelina bunu sezebiliyordu. Öfke ya da hiddet değildi bu; o denli bariz bir şey değildi. Yine de içinde olumsuz hislerin biriktiğine şüphe yoktu.

Son zamanlarda Laplace evden de daha sık uzaklaşır olmuştu. Eskiden de ara sıra dışarı çıkardı ancak artık neredeyse yalnızca ayda bir dönüyordu.

Rostelina bunun sebebini biliyordu.

Büyük İblis İmparatoriçesi Kishirika Kishirisu’nun dirilişine dair söylentileri araştırıyordu.

Büyük İblis İmparatoriçesi, Rostelina’nın dahi adını bileceği kadar nam salmış biriydi; dört bir yanda tanınan efsanevi bir şahsiyetti. Binlerce yıl önce iblislere önderlik ederek insanlığa karşı bir savaş başlatmıştı. Bu savaş Rostelina daha doğmadan asırlar önce cereyan etmişti; yine de tüm dünyayı kasıp kavuran muazzam bir çatışma olduğunu biliyordu. Savaş ancak İblis İmparatoriçesi alt edildiğinde nihayete ermişti.

Fakat eğer geri dönecek olursa, o savaş baştan başlayabilirdi.

Laplace ne yapacaktı?

İnsanların tarafında mı yer alacaktı? Yoksa İblislerin mi?

Yoksa kenardan izleyen kuru bir seyirci olarak mı kalacaktı? Durum ne olursa olsun, yaklaşmakta olan şeyler için hazırlık yapmaktan başını kaldıramadığı ortadaydı. Yine de şimdilik o kadar ilerisini düşünüyor gibi görünmüyordu; yalnızca söylentilerin doğru olup olmadığını teyit etmeye çalışıyordu…

“Haaah…”

Rostelina çamaşırları toplarken derin bir iç çekti.

Laplace’ın meşgul olduğunu anlıyordu. O her daim vazife bilinci son derece yüksek bir adam olmuştu. Dünyada böylesine büyük bir hadise cereyan ederken onunla ilgilenecek vakit bulamaması gayet doğaldı. Yine de yüreğinde silinmek bilmeyen bir şüphe vardı.

Acaba… yoksa ondan kaçıyor muydu?

Belki de o konuşma keyfini kaçırmıştı. Laplace en başından beri söylemişti: “Bu hikâye bir trajediyle bitiyor.” Yol boyunca her şey ne kadar iyi görünürse görünsün, sonunun hüzünlü olması mukadderdi.

Fakat şimdiye kadar dinlediklerine bakılırsa, hiç de öyle trajik bir hikâye gibi durmuyordu. Yarı ejderha, yarı iblis yapayalnız bir çocuk sahiplenilmiş, eğitilmiş ve dünyada kendine bir yer edinmişti. Tam bir başarı öyküsüydü bu. Masal burada bitseydi asla kötü bir son sayılmazdı; aksine, mutlu bir son olurdu.

Ne var ki hikâye bitmemişti.

Bitmiş olsaydı Laplace böylesine ıssız bir köşede yaşamaz, dünyayı tek başına bir uçtan diğerine arşınlamaz ve durmaksızın kitap üstüne kitap yazmazdı. Bir şeyler yaşanmış olmalıydı. Laplace’ın buna trajik bir son demesine yol açan bir şeyler…

Belki de… bunu anlatmak istemiyordu.

Belki de hikâyenin devamını anlatmaya zorlanmamak için eve dönmekten kaçınıyordu. Eğer mesele buysa, Rostelina açık açık ona şunu söylemek isterdi: “O halde boş ver gitsin.”

Evet, öyleydi ama Rostelina yine de bilmek istiyordu.

Yüzünde zaman zaman beliren o kederli, acı dolu ifadenin ardındaki sebebi anlamak istiyordu. Bilmek istiyordu ki ona yardım edebilsin. Ona dayanak olabilmek istiyordu.

Fakat bunu anlatmak yalnızca onun yükünü ağırlaştıracaksa, bilmesine hiç gerek yoktu. Hiçbir şey bilmese bile onun yanında durabilir, ona destek olabilirdi.

Çamaşırları yıkayabilirdi. Evi temizleyebilirdi.

Geride kalan yüz yıl boyunca yemek yapma konusunda epey gelişmişti. Laplace ne pişirse her zaman çok lezzetli olduğunu söylediği için gerçekten ilerleme kaydedip kaydetmediğinden tam emin olamıyordu; fakat en azından Saleyakt her defasında iştahla silip süpürür, yemeklerini över dururdu. Gerçi Saleyakt’ın dediklerini anlayamadığı için bu övgüler ona hep Laplace’ın tercümanlığıyla ulaşırdı ya, neyse…

Yine de ona yardımcı olabileceği, destek verebileceği daha pek çok yol vardı.

Laplace’ın sırlarını ya da anlatmak istemediği şeyleri kurcalamanın kabalık olacağını düşündüğünden, Kadim Ejderha Tanrısı Dili’ni öğrenmekten bile geri durmuştu. Oysa biraz gayret etse en azından okumayı sökebilir, böylece onun kitap raflarını düzene sokabilirdi. Böylelikle, hiç değilse eve döndüğü zamanlarda… Kendisiyle ilgilenmesini, ona vakit ayırmasını istiyordu.

Son zamanlarda eve döndüğünde bile kendini çalışma odasına kapatıyor, gün boyu dur durak bilmeden bir şeyler yazıyordu. Uzun süreler boyunca buralardan uzak kaldığı için her şeyi yazıp bitirmeye vaktinin yetmediğinden dert yanıp dururdu. Geçtiğimiz koca bir ay boyunca onunla ancak birkaç çift laf edebilmişti.

Daha fazlasını istiyordu. Ve bunun için çabalamaya da dünden hazırdı.

Artık çocuk değildi.

“Aah… Efendim, lütfen bir an önce eve dönün…”

Çamaşırları yıkamış, evi pırıl pırıl yapmıştı. Öğle yemeğinin ardından Saleyakt’ın yattığı yeri bile toparlamıştı. Başka ejderhalar yaklaşmasın diye evin etrafına Saleyakt’ın dökülen pullarını ve pisliğini saçarak bölgeyi işaretlemeyi de ihmal etmemişti. Gerçi buraya yaklaşmaya cüret edecekleri de yoktu ya, neyse.

“…Haaah.”

Akşam yemeği vakti yaklaşıyordu. Fakat Rostelina’nın zerre iştahı yoktu.

“…Ah!”

Tam o sırada, kulağına çalınan bir sesle uzun kulakları seğirdi.

Devasa kanatların çırpınışıydı bu; civarda yaşayan Kızıl Ejderhalarınkinden hem çok daha güçlü hem de çok daha tanıdıktı.

Gelen Saleyakt’tı.

Laplace eve dönmüştü.

“Efendim!”

Kendini tutamayan Rostelina aceleyle dışarı fırladı. Ve nitekim oradaydı; Laplace, Saleyakt’ın sırtında çıkagelmişti.

Kızı görür görmez elini kaldırıp selam verdi. Saleyakt kanat çırparak alçaldı ve evin önündeki açıklığa indi; bir Kızıl Ejderha için beklenmedik derecede zarif bir inişti bu. Yere iner inmez Laplace üzerinden aşağı atladı. İyice tükenmiş gibi esneyen Saleyakt ise uyuşuk adımlarla evin arkasına doğru yöneldi. Durmaksızın oradan oraya uçtuktan sonra epey yorulmuş olmalıydı.

“Ben geldim Rostelina. Hayırdır? Dışarı çıkıp beni karşılaman pek alışıldık bir şey değil.”

“Hiç de bile! Son zamanlarda sizi hep karşılıyorum bir kere.”

“Öyle mi? …Anladım. Kusuruma bakma.”

“Yok, önemli değil! Şey, Efendi Laplace… Yiyecek bir şeyler ister miydiniz?”

Rostelina çekinerek sormuştu bunu. Çünkü ne zaman Laplace’a yemek isteyip istemediğini sorsa, çoğunlukla geri çevrilirdi. Ne de olsa Laplace neredeyse hiçbir şey yemezdi.

“Ah, evet. Boğazımdan bir lokma bile geçmeden oradan oraya uçup durdum, açlıktan kırılıyorum. O yüzden evet, lütfen.”

“Hemen!”

Ama bugün farklı görünüyordu. Rostelina neşeyle karşılık verip mutfağa koştu. Ocağın ateşi henüz sönmemişti.

Testideki suyu bir tencereye boşaltıp kaynamaya bıraktı ve hemen hazırlıklara koyuldu.

“Rostelina.”

“Buyrun Efendim! Bir şey mi vardı?”

Arkasından gelen sesi duyunca bir hışımla dönüp yanına koşmaya yeltendi.

“Yok, gelmene gerek yok. Yemeği hazırlamaya devam ederken dinle beni yeter.”

Laplace’ın sesi Rostelina’yı olduğu yerde durdurdu.

Hafifçe dudak büken Rostelina, yemek yapmaya geri döndü.

“Bugün kesinleştirdim. Büyük İblis Dünyası İmparatoriçesi Kishirika Kishirisu sahiden de dirilmiş. Yok, dirilmek demek pek doğru olmayabilir. Muhtemelen beş yüz yılı aşkın bir süre önce yeniden uyanmış. Bedenine tamamen kavuşmuştu. Ve tıpkı geçmişteki savaşta olduğu gibi, savaş heveslisi İblis Krallarını parmağında oynatan bir kuklaciya dönüşmüş durumda… Savaş yaklaşıyor.”

Rostelina’nın elleri bir anlığına duraksadı fakat hemen ardından işine devam etti. Biri ona savaş çıkacağını söylese bile… bunun ne anlama geldiğini pek idrak edemiyordu. Daha önce hiç savaş yaşamamıştı. İnsan-İblis Savaşı olarak anılan o büyük savaşın akıl almaz sayıda can aldığı anlatılırdı. Gelgelelim Ejderha Kükreyişi Dağı’nda gözlerden uzak yaşayan Rostelina için bunun pek bir anlamı yoktu. Ne denli büyük olursa olsun, bir savaşın buralara kadar uzanabileceğini tahayyül dahi edemiyordu.

“Ve görünüşe bakılırsa bu savaş… gölgelerin ardından bizzat onun tarafından tezgâhlanıyor.”

“O mu?”

“Bunca zamandır peşinde olduğum, mutlaka alt etmem gereken o kişi… Düşmanım.”

Rostelina’nın elleri öylece durdu.

“Amacının ne olduğunu bilmiyorum. Ama bunu açığa çıkarmak ve buna bir son vermek benim vazifem. Her daim önceden zemin hazırlar. Kurduğu tuzakları ve yerleştirdiği taşları ortadan kaldırmazsam, eninde sonunda köşeye sıkışan ben olurum.”

“……”

“Bu yüzden bu savaşa ben de katılacağım. Gerçi sonunda hangi safta yer alacağımı henüz ben de bilmiyorum.”

Rostelina’nın gözleri önünde, tenceredeki su hararetle kaynamaya başladı. Fakat arkasını dönmekten kendini alamadı. Laplace güçlüydü. Ama yapayalnızdı. Diğer Ejderha Generalleri artık yoktu. Ve onları katleden de muhtemelen bu düşmanın ta kendisiydi. Laplace ölebilirdi. Laplace kaybedebilirdi.

“Efendim…”

İçini kemiren bir huzursuzlukla yemek odasına doğru baktı Rostelina. Laplace her zamanki gibi sandalyesinde sakin ve vakur oturuyordu. Yine de bir şey vardı; yüzüne sinmiş karanlık bir gölge gibi bir şey.

Belki de… bir daha hiç kavuşamayacaklardı. İçini dehşet verici bir önsezi kapladı.

“Ah, endişelenme Rostelina. Savaşın başlamasına daha vakit var. O zamana kadar burada, senin yanında kalacağım.”

Kızın huzursuzluğunu sezmiş olsun ya da olmasın, Laplace tebessüm ederek konuşmuştu.

“Hadi bakalım, bana yiyecek bir şeyler hazırla. Karnım epeydir guruldayıp duruyor.”

“…Peki.”

Bu sözlerin ardından Rostelina mutfağa dönüp yemek yapmaya koyuldu. Çorba kaynattı, et kızarttı, sebzeleri ekledi. Daha ne olduğunu anlamadan yemek hazır olmuştu bile.

Fakat tadına baktığında, diline bir tat gelip gelmediğini bile kestiremiyordu.

“Hmm, her zamanki gibi nefis olmuş.”

Laplace yemeği yerken böyle söylemişti.

Ama… sahiden lezzetli olmuş muydu ki?

“Neyin var Rostelina? Bugün pek bir sessizsin.”

“Efendim…”

“Hımm?”

“O savaşa gerçekten gitmek zorunda mısınız?”

Bu soru karşısında Laplace bir an şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Fakat hemen ardından yüzü ciddileşti ve başını salladı.

“Evet, gitmek zorundayım. Bilhassa işin içinde o varken.”

“Neden…?”

Neden? Bu soru, Rostelina’nın kendi iradesini aşıp dudaklarından dökülüvermişti. Aslında sormaya niyeti yoktu. Sormaması gerektiğini düşünüyordu. Yine de sormuştu işte.

“Anlıyorum… Haklısın. Unutmuşum. Devamını sana hiç anlatmamıştım, değil mi? Bilmemen çok doğal.”

“Nasıl?”

“Anlatayım öyleyse. Dinlersen anlayacaksın. Sonrasında neler yaşandığını; Ejderha Dünyası’nda… hayır, bütün dünyalarda neler olup bittiğini. Vazifemin ne olduğunu. Ve neden onunla dövüşmek zorunda olduğumu.”

Bu sözler üzerine Rostelina çekinerek sordu.

“Gerçekten… anlatmak istediğinden emin misin?”

“Unutmak istediğim bir şey değil bu. Can yakıcı, evet, fazlasıyla trajik… ama geçmiş asla unutulmamalı. Sana her şeyi anlatacağım. Kendi hafızamdan da silinip gitmesin diye.”

Laplace, kesin bir karara varmışçasına konuştu.

“Otur şöyle, Rostelina. Yoksa… dinlemek istemiyor musun?”

Bu sözleri duyan Rostelina yutkundu.

Dinlemek istiyordu.

Laplace’ın ömründen neler gelip geçmişti?

Beş Ejderha Generali’nden biri olarak başına neler gelmişti?

Konuyu bizzat o açmıştı. Dinlemek istememesi, bilmeyi arzulamaması imkânsızdı.

“Lütfen anlat bana.”

Ve böylece oturdu. Laplace’ın yanı başına, her zamanki yerine.

“Pekâlâ öyleyse. Anlatayım… Ejderha Dünyası hikâyesinin nihayetini.”

Ve böylece Laplace anlatmaya başladı.

Beş Ejderha Generali’nden biri olan İblis Ejderha Kralı Laplace’ın son hikâyesiydi bu.

••●══••●۩۞۩●••══●••

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale
Puan 8.4
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2017 Anadil: Japonca
Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale, ana serinin binlerce yıl öncesine giderek altı yüzlü dünyanın yaratılışını, tanrıların yükselişini ve dünyayı kökten sarsan o kadim savaşı gözler önüne seriyor. İkinci Ejderha Tanrısı Laplace’ın gözünden anlatılan bu destansı önbölüm (prequel), sadece ana serideki gizemlerin perdesini aralamakla kalmıyor; aynı zamanda sadakat, ihanet, yıkım ve hayatta kalma mücadelesiyle dolu karanlık bir geçmişi keşfetmenizi sağlıyor. Ejderha kabilesinin ihtişamlı günlerine, dünyaların nasıl parçalandığına ve bugünkü Mushoku Tensei evrenini şekillendiren efsanelerin gerçek yüzüne tanıklık etmeye hazır olun. Geçmişin küllerinden doğan bu büyüleyici hikayeyi okurken, bildiğiniz tüm doğruları sorgulayacaksınız!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla