I Am Unaware That I Am the Peerless Martial God – Bölüm 1541 / Göze Göz, Dişe Diş 02

Göze Göz, Dişe Diş 02

Situ Konağı’nın girişine gelince Yi Feng tek kelime etmeden içeri daldı. Cang Sheng’ı da yanında götürdü.

Konağın muhafızları önlerine geçip onları durdurmak istedi.

Ama görünmez bir engelle karşılaştılar. Cang Sheng’a ve Yi Feng’e yaklaşamıyorlardı bile.

Hepsinin yüzü korkudan soldu.

Bir an sonra…

Yi Feng ile Cang Sheng, Situ Konağı’nın ana salonuna vardı.

Salon eski ve zarif bir tarzda döşenmişti.

Masa ve sandalyeler sarı gül ağacındandı. Sağlı sollu duvarlarda erik çiçeği, orkide, bambu ve kasımpatı resimleri asılıydı. Hepsi mürekkeple yapılmıştı.

Sandal tütsüsünün dumanı kıvrılarak yükseliyordu. Aralara yeşil bitkiler ve çiçekler yerleştirilmişti. Ortam oldukça huzurluydu.

Başköşede Situ ailesinin reisi Situ Taili dimdik oturuyordu.

İçeri dalanlara öfkeyle bakıp küçümseyen bir tavırla hesap sordu: Siz kimsiniz? Situ ailesinin konağına zorla girmek de ne demek?!

Yi Feng kar gibi beyaz cüppesiyle, elleri arkasında, salonda dimdik duruyordu.

Ben Cang Sheng’ın ailesiyim. Situ Qingyi Hanım’ı ona istemeye geldim.

Sesi sakindi. Kibirli Situ Taili’ye soğukça bakıyordu.

Yi Feng abisinin sözleriyle Cang Sheng’ın yüreğine derin bir minnet doldu.

Arkasında duran biri olmasının nasıl hissettirdiğini unutalı çok olmuştu.

Duyguları ve kırgınlığı gözyaşına dönüştü. Ama gözlerinde biriken yaşları zorla tuttu.

Yalnızca Situ Taili’ye içerleyerek baktı. İçi kaygıyla dolmuştu.

Situ ailesinin reisinin onu aşağılamasını, ezmesini, hatta adamlarına dövdürmesini hazmedemiyordu.

Ama bir yandan da Situ Taili’nin onayını istiyordu. Kızı Situ Qingyi’yi kendisine vermesini istiyordu.

Çelişkili bir duyguydu. Ama kayınpederiyle ilk kez karşılaşan pek çok damadın içinde olup bitenin ta kendisiydi.

Yi Feng abisinin ne yapacağını bilmiyordu.

İşi fazla ileri götürmesinden, Situ ailesinin üzerlerine çullanmasından korkuyordu.

Daha da çok, Situ Taili’nin bu yüzden ona kin tutmasından korkuyordu.

O zaman Qingyi’yle birlikte olması neredeyse imkânsız hâle gelirdi.

İki arada bir derede kalmıştı.

Ama şimdi yapabileceği tek şey, bekleyip olanları görmekti.

Situ Taili, Yi Feng’e bakıp alayla güldü. Kız istemeye mi? Hangi düğün hediyelerinize güvenip konağıma dalmaya cüret ediyorsunuz? Kız isteyecek gücünüz var mı sizin? Şu çocuk kızıma layık mı ki?!

Situ Taili sevgili kızına çok değer veriyordu.

Bir baba olarak, böyle yoksul ve kimsesiz bir delikanlıyla evlenmesini seyredemezdi.

Yoksul bir çiftin derdi bitmezdi.

Bunca yıl yaşamış, nice fırtına atlatmış Situ Taili bu gerçeği çok iyi biliyordu.

Situ ailesinin hem Cang Sheng’a hem de Situ Qingyi’ye bakacak gücü olsa da…

Situ Taili işe yaramaz bir içgüveysi istemiyordu.

Ona göre Situ Qingyi düşünmeden davranmış, aşka kapılmıştı.

Kızını suçlamıyordu. Sonuçta daha gençti. Tatlı sözlere kolayca kanabilirdi.

Ama Cang Sheng kızını kandırabilse de onu, Situ Taili’yi kandıramazdı.

Kızının Cang Sheng’la hayatını ateşe atmasına çaresizce bakıp duracak değildi.

Damadı gerçekten becerikli olmalı, kızını koruyabilmeliydi.

Tam o sırada…

Sarı, ince bir elbise giymiş Situ Qingyi haberi duyup koşarak geldi.

Salondaki Yi Feng abiyle Cang Sheng’a bir bakış atıp babasına koştu. Onlara zarar vermemesi için yalvardı.

O anda…

Situ Taili daha da şaşırdı.

Muhafızların ana salonun dışında tutulduğunu, içeri giremediğini görüyordu.

Ama kızı hiçbir engelle karşılaşmadan koşup gelmişti.

Elini kaldırıp Situ Qingyi’ye sessiz olmasını işaret etti. Yi Feng’e ciddiyetle baktı.

Yi Feng’in yüzü ifadesizdi.

Situ Taili’nin sert sözleri içinde en ufak bir kıpırtı yaratmamıştı.

Sakince saklama yüzüğünden on hap çıkardı.

Kolunu sallayınca haplar Situ Taili’nin yanındaki masaya indi.

Soğukça sordu: Şu on hap yeter mi?

Situ Taili haplara bakınca bir anda donakaldı.

Böyle hapları görmek şöyle dursun, daha önce adını bile duymamıştı.

Yetişimi sayesinde, kalitelerinden ve yoğun ilaç kokularından bunların en üst kalitede, olağanüstü on hap olduğunu kolayca anlayabiliyordu.

Tüccar bir ailenin reisi olarak böyle hapların ne kadar değerli olduğunu nasıl bilmezdi?

Gelen kişinin bu kadar elinin açık olacağını hiç beklemiyordu.

Bir an ne cevap vereceğini bilemedi.

On hap yetmedi mi?

Situ Taili’nin sustuğunu gören Yi Feng’in yüzü soğudu. Doğrudan on silah çıkarıp attı.

Çang, takır tukur…

Yüksek seviyeli silahları hurda demir atar gibi Situ Taili’nin önüne fırlatmıştı.

Situ Taili’nin yüreği şiddetle çarptı. Göz bebekleri hızla küçüldü. Ne korkunç silahlar bunlar!

Yalnızca silahların aurası bile yüreğini ağzına getiriyordu.

Böyle silahlar ve haplar çıkarabilen biri nasıl sıradan olabilirdi?

Belli ki önündeki beyaz cüppeli adam, Situ ailesinin bulaşabileceği biri değildi.

Situ Qingyi’nin güzel gözleri de büyüdü.

Yolculuklarına sonradan katılan Yi Feng abinin böyle inanılmaz bir serveti olacağını beklemiyordu.

Yi Feng, aile reisinin haplar ve silahlar karşısında sarsıldığını çoktan görmüştü.

Ama durmadı.

Aile reisi sustuğuna göre verdiklerim hâlâ yetmedi demek.

Gelişigüzel on yüksek seviyeli yetişim kılavuzu daha attı.

Şimdi yeterli mi? Kız istemeye hakkım var mı? Hâlâ yetmedi diyorsan sorun yok. Verecek daha çok düğün hediyem var!

Böyle dedikten sonra koca bir hazine yığını çıkardı.

Hepsini teker teker gösterip yere fırlattı. Salonda ardı arkası kesilmeyen takırtılar koptu.

Situ Taili sanki durmadan göksel yıldırımlarla çarpılıyordu. Salonun dışındaki bütün Situ ailesi mensupları da donakalmıştı.

Situ Qingyi şaşkınlıktan kalakaldı. Cang Sheng bile afallamıştı.

Yi Feng abilerinin zenginliğini böyle ezici biçimde ortaya sereceğini beklememişlerdi.

Cang Sheng onun çok güçlü olduğunu biliyordu. Ama yine de onu ne kadar hafife aldığını şimdi anlamıştı.

Yi Feng sersemlemiş Situ Taili’ye bakıp soğukça konuştu: Şu kibrinle, bildiğin üç beş şeyle insanlara kafana göre değer biçme.

Şu küçücük Situ ailesi ne ki? Dengi dengine evlilikten, konumdan söz ediyorsak, hepiniz bir araya gelseniz Cang Sheng’ın tek parmağı etmezsiniz!

Cang Sheng’ın gözleri minnet yaşlarıyla doldu.

Kendi durumunun gayet farkındaydı. Yi Feng abisinin ona böyle güçlü bir şekilde sahip çıkacağını hiç beklememişti.

Onun etkisiyle farkına varmadan sırtını dikleştirdi.

Situ Taili ise bastırdığı öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

Yi Feng’in arkasında muazzam bir güç olduğunu nasıl görmezdi?

Adam resmen kapısına gelmiş, bu eşyalarla yaşlı yüzüne tokat atıyordu.

Bunun neresi kız istemekti? Açıkça Situ ailesinin reisini aşağılamaya gelmişti!

Dao dostum, gerçekten iyi niyetle kız istemeye geldiyseniz gücünüzle insanları ezmemeli, Situ ailemizi böyle küçümsememelisiniz!

Yi Feng ne sevindi ne de üzüldü.

Gücüne güvenip insanları ezen ben değilim, Situ ailesi. Ben size kendi yaptığınızın aynısını tattırıyorum. Üstelik ailenizi küçümsemiyorum. Sadece gerçeği söylüyorum.

Kenardaki Cang Sheng son derece kaygılıydı.

Hep tepeden bakan Situ Bey’i hiç böyle bir yüz ifadesiyle görmemişti.

Ama Yi Feng abisinin, haksızlığa uğradığını görür görmez tek söz etmeden buraya gelip hakkını araması da onu derinden duygulandırmıştı.

Situ Taili’nin yüzü ise kapkara olmuştu.

Göğsündeki sıkıntı düğümü gittikçe sıkılıyordu.

Aile reisi olarak bugün yediği darbeler, geçmişte yaşadıklarının toplamından fazlaydı.

Buz gibi bir ifadeyle, kalın bir sesle konuştu: Dao dostum, getirdikleriniz gerçekten çok cazip. Ama bunları geri almanızı rica edeceğim.

Yanındaki güzel kızına baktı.

Açıkça konuştu: Benim için bunlar mal mülkten ibaret. Situ ailesini beğenmiyor olabilirsiniz. Ama Qingyi’ye iyi bir hayat sağlayacak kadar servetimiz var.

Bir baba olarak kızımın mutluluğunu gözetmek benim görevim. Qingyi, ona bakabilecek, onu koruyabilecek biriyle evlenmeli. Mal mülkten çok, talibin karakterine ve kendi gücüne önem veriyorum.

Situ Taili, Cang Sheng’ı süzdü.

Bu çocuğu özellikle küçümsemeye çalışmıyorum. Ama söz konusu olan Qingyi’nin ömür boyu mutluluğu. En azından Cang Sheng, kızımın hayatını ona emanet edebileceğini kanıtlamalı.

Yi Feng’in yüzü değişmedi. Ama içinde Situ Taili’ye duyduğu saygı biraz arttı.

Ortaya attığı hazinelerle birkaç Situ ailesi satın alınabilirdi. Bu hiç de abartı sayılmazdı.

Ama adam bu hazineler yüzünden evliliğe razı olmamıştı.

Demek kızının geleceğini gerçekten önemsiyordu.

Bir baba olarak görevini hakkıyla yaptığını, kızına bağlı olduğunu kabul etmek gerekiyordu.

Cang Sheng kendini nasıl kanıtlasın istiyorsun? diye sordu Yi Feng sakince.

Situ Taili salonun dışına bakıp ağır ağır konuştu: Qingyi’yi koruyabilmek için en azından Situ ailesinin gençleri arasında ilk ona girebilmeli!

Yi Feng, Cang Sheng’a sakince baktı. Kendine güveniyor musun?

Cang Sheng yumruklarını sıkıp başını salladı. Gözleri kararlılıkla doluydu.

Güzel!

Yi Feng, Situ Taili’ye döndü.

O zaman doğruca arenaya gidelim!

Situ Qingyi ellerini göğsünde birleştirdi. Yüzü endişeyle doluydu.

Cang Sheng zaten yaralıydı. Şimdi hemen arenaya çıkması gerekecekti. Üstelik ailenin en iyi on gencinden biriyle boy ölçüşecekti. Bu, onun için hiç adil değildi.

Baba, Cang Sheng zaten yaralı. Ailemizin ilk on yeteneğinin hepsi ondan büyük. Nasıl kazansın? Neden ona böyle zorluk çıkarıyorsun?!

Situ Taili kızına baktı. Ciddi, öğüt veren bir sesle konuştu: Qingyi, evlilik çocuk oyuncağı mı? Kendini gerçekten kanıtlarsa seni koruyabilir demektir. Ancak o zaman bu evliliği kabul eder, seni gönül rahatlığıyla ona emanet ederim. Yoksa ikiniz de bu düşünceden vazgeçin!

Situ Qingyi karşı çıkmaya devam edecekti. Ama Cang Sheng sözünü kesti.

Qingyi, Situ Bey haklı. Seni koruyabileceğimi kanıtlamalıyım. Bana inan!

Ama… Situ Qingyi yeniden konuşmak istedi. Cang Sheng ise ona yalnızca aydınlık, kararlı bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Situ Qingyi uzun bir iç çekti. Ne kadar tartışırsa tartışsın sözlerinin güçsüz kalacağını biliyordu.

Bu durumda ancak Cang Sheng rakiplerini yenerse birlikte olabilirlerdi.

Neyse ki babası, kendini kanıtlarsa evliliğe izin vereceğini az önce söylemişti.

Situ Qingyi, Cang Sheng’ın kazanması için sessizce dua etmekle yetinebildi.

Eşsiz Savaş Tanrısı Olduğumun Farkında Değilim

Eşsiz Savaş Tanrısı Olduğumun Farkında Değilim

Above Ten Thousand People (Manhua), I Am Unaware That I Am the Peerless Martial God
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2020 Anadil: Çince
Yi Feng bir gelişim dünyasına reenkarne oldu, ancak ne yazık ki ölümsüzlük yolunda ilerleme umudu yoktu ve yalnızca sıradan bir fani olarak yaşayabiliyordu. Tek isteği huzurlu bir yaşam sürmekti. Fakat bilmediği bir şey vardı— Sahiplendiği köpek, onun yemeklerini yediği için efsanevi bir iblis kralına dönüşmüş; öylesine dövdüğü mutfak bıçağı, sayısız uzmanın uğrunda ölesiye dövüştüğü eşsiz bir ilahi silah haline gelmiş; yanına aldığı genç mürit, Ye Feng'in öğrettiği teknikleri çalışarak bir çağa yön veren ölümsüz bir lorda dönüşmüştü. En çok küçümsediği iskelet bile sayısız dünyayı baskılayan uğursuz iblis kralıydı. Yıllar sonra, tek bir yumruğuyla parçalanan boşluğa bakan Ye Feng kendi kendine mırıldandı: "Meğer en başından beri o eşsiz kral benmişim..."

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla