“İHANET” denince akla güven gelir, güven denince de anlayış. Birine ancak onu canı gönülden anlarsan güvenebilirsin. Ama bazen birini anlamak, o kadar da kolay değildir.
Mesela, tırmanması imkansız, uçurumlarla ve devasa çıkıntılarla dolu, kocaman bir dağ düşün. Böyle bir dağa tırmanmaya çalışıp da başarısız olan ve hayatını kaybeden birini gören, dağcılıkla ilgisi olmayan biri ne düşünür? Muhtemelen güler ve “Ne aptal adam!” der. Belki de “Kendi düşen ağlamaz!” diye düşünür ya da kendini tehlikeye atma fikrine kafa yorarken şaşkınlıktan kafasını eğer.
Dağa tırmanmayı anlamak çoğu insan için imkansızdır. Sıradan bir insan, o dağa uzaktan bakıp devasa boyutuna hayran kalır. Ama kendi gücüyle o dağa tırmanarak elde edilebilecek bir şey olduğunu bilemez. Entelektüel olarak anlasa bile, bunu asla duygusal olarak anlayamaz.
Bu arada, Paul benim önümde Lilia’nın kıçını elliyordu. Zenith fark etmesin diye “Akşam yemeğinde ne var?” diye sorarken, insan sınırlarını zorlayan bir şehvetle Lilia’ya bakıyordu. Lilia ise kızarıp başını eğse de, Paul’e ateşli bir bakış atıyordu. Anlaşılan bu durumdan sandığım kadar rahatsız değildi.
Önceki benzetmeme geri dönelim – harika, kıvrımlı bir kıçı olan bir hizmetçinin yemeğini yaptığını düşün. Bu hizmetçinin, çoğu erkeğin elini sürmek isteyeceği kadar muhteşem bir kıçı olduğunu varsayalım.
Böyle bir kıç gören evli bir adam ne düşünür?
Onu o kıça dokunurken görüp, karısı tarafından yakalandığını ve kıyametin koptuğunu varsayalım. Bu adam hakkında ne düşünürdün? Aptallığına güler miydin? Hak ettiğini söyleyip alay mı ederdin? Yoksa başını iki yana sallayıp neden karısının kıçına dokunmadığını mı düşünürdün?
Çoğu insan anlayamazdı. Güzel bir kıç, sıradan bir ölümlünün ancak uzaktan bakabileceği bir şeydir. O yuvarlak, pürüzsüz şeklin uzaktan görüntüsü, insanın kalbinde hayranlık uyandırırdı.
Ben ise kıç avcılarının aklından geçenleri anlıyordum. Karın olsa bile, bir kıça dokunma arzusunu kavrıyordum. O tutkuyu, o şevki – hepsini anlıyordum.
Paul kesinlikle bundan bir şey kazanıyordu.
Zenith’in kıskançlığı çok derindi. Eğer kocası gizli bir ilişki yaşasaydı, kesinlikle tepesi atardı. Başka bir kadının kıçına, karısının haberi olmadan dokunmak onu muhtemelen heyecanlandırıyordu. Bu bilgi, zevkini normal tatminin ötesine taşıyordu.
Bütün bunları anlıyordum.
“Anne! Babam yine Lilia’nın kıçına dokunuyor.”
“Ne?! Açıkla kendini tatlım!”
“Ne?! Rudy?! Seni hain!”
Ama günün sonunda, ben sadece zihinsel olarak anlıyordum. Hiç bir kadının kıçına dokunmamış biri olarak, bunu duygusal olarak anlayamıyordum. Bir şeyi gönülden anlamadan, ona güvenemezdim. Güvenemezsem, kesinlikle “hain” olamazdım.
Bu düşüncelerle Zenith’in Paul’u yere sermesini izliyordum.
