Tensei Shitara Slime Datta Ken Cilt 10 – Bölüm 1 / Başlangıç: Çarkları Harekete Geçirenler

Başlangıç: Çarkları Harekete Geçirenler

Genç çocuk çaresiz ve bıkkın bir iç çekti.

“Bir şeye fena canın sıkılmış gibi duruyorsun. Bir sorun mu çıktı?”

Karşısındaki simetrik olmayan bir maske takan adama soruyordu; bu adam, Ilımlı Soytarılar üyesi bir büyü doğumlu olan Laplace’tı. Karşısındaki genç Yuuki Kagurazaka’nın gerçekten güvendiği adamlardan biriydi.

“Öyle de denebilir. Bir davet aldım, ben de bir uğrayayım dedim ama inan bana, küçük dilimi yutacaktım az kalsın. Özgüvenime fena bir darbe indi diyebilirsin… ya da planlarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini düşündüm de denebilir.”

“Planlarımızı yeniden gözden geçirmek mi?”

Artık Yuuki’nin sekreteri Kagali kimliğiyle yaşayan eski İblis Kralı Kazalim, Laplace’ın sözlerini aynen tekrarladı.

Keyfi kaçmış görünen Yuuki, “Aynen öyle,” diye karşılık verdi. “Elimizden geldiğince o slime’ın tersine gitmememiz gerektiğini düşünüyorum.”

“Öyleyse neden yakın ilişkimizi sürdürmüyoruz ki? Yakında o harabeleri keşfetmeye gideceğim, bu yüzden şimdilik dostane ilişkiler içinde kalırız sanıyordum…?”

“Yok, plan hâlâ her zamanki gibi. Yalnızca artık işler çok daha zorlaştı.”

“Nedenmiş o? Sakin durur, ortalığı velveleye vermezsen kimsenin canı yanmaz, öyle değil mi?”

Laplace da aptal biri değildi. Dostu Clayman artık hayatta olmadığı için Rimuru’ya karşı bilense de, sırf kavga çıkarmak uğruna patronları Yuuki’nin emirlerine karşı gelecek değildi. Üstelik Laplace bu konuda yalnız da sayılmazdı. Footman ve Teare de aynı fikirdeydi; Soytarılar’ın lideri olan Kagali ise duygularla hareket etmenin ne kadar tehlikeli olduğunu gayet iyi biliyordu.

Bu dünyada hüküm süren yegâne kural, güçlü olanın hayatta kalmasıydı. Yaşadıkları ortak tecrübeler sayesinde Laplace ve ekibi, zafer kesinleşmeden düşüncesizce harekete geçmenin hiçbir hayır getirmeyeceğini çoktan öğrenmişti. Clayman, İblis Kralı Leon’dan intikam almayı başaramamakla kalmamış, bu uğurda canından da olmuştu. Bu yüzden, eski Kazalim aralarına dönmüş olsa bile Ilımlı Soytarılar başladıkları noktaya geri dönmüştü. Bu noktada bir de İblis Kralı Rimuru’ya karşı düşmanlık başlatmaya kalkışırlarsa, Leon’dan intikam almak dertlerinin en küçüğü haline gelirdi.

Hepsi bunun farkındaydı; bu yüzden Soytarılar, tıpkı Yuuki’nin emrettiği gibi zamanlarını bekliyorlardı. Ancak o sırada Yuuki onlara bir sorundan bahsetti.

Yuuki, “İşte o konuda, sanırım artık bizim için de işler biraz zorlaştı,” dedi.

“… Ne demek istiyorsun?”

“Görünüşe göre o slime bizden şüphelenmeye başladı…”

“Ne-ee? Bir dakika, seni ele verecek bir pot mu kırdın yoksa?” diye sordu Laplace.

“Ah, saçmalamayı kes Laplace! Senin aksine patron asla öyle bir hata yapmaz!”

“Ho-ho-ho! Haklısın. Ben bizim patron kadar tedbirli birini daha tanımadım. Düşüncesizce bir şey yaptığına ihtimal dahi vermiyorum.”

Her daim temkinli olan Yuuki hatanın kendisinde olduğunu ima eder gibi görünse de, Laplace’ın tepkisi Teare ve Footman tarafından anında bastırıldı. Yuuki’nin Soytarılar nezdinde kazandığı saygı işte böyle bir şeydi.

Liderleri Kagali, “Sakin olun çocuklar,” diye uyardı. “Efendi Yuuki’nin yaptığı bir hata yok ortada. Görünen o ki, o slime gerçekten fazlasıyla temkinliymiş. Onunla bizzat yüzleştiğimde, onun gibi birinin daha olmadığını anlayabilmiştim. Tüm bedenimin gözetlendiğini hissettirdi bana; bir an bile gardımı indiremeyecek gibiydim. Emrindeki gücün tamamını tam olarak kestiremedim ama hiç şüphe yok ki son derece çetin bir ceviz.”

Daha önce Rimuru ile bizzat karşı karşıya gelmiş olan Kagali, o slime’ın oluşturduğu tehlikeyi içgüdüsel olarak hissedebiliyordu. Saf güç açısından Leon’un dengi bile sayılmazdı ama dünyadaki her şeyi görebilme ve anında tepki verebilme kabiliyeti, Kagali’ye göre başlı başına büyük bir tehditti.

Yuuki ona başını sallayarak onay verdi. “Yok, bence o slime—yani İblis Kralı Rimuru—tam bir baş belası. Ana fon kaynaklarımızdan biri olan Konsey liderlerinden biri de oradaydı ve akıl oyunlarında karşısında çok çabuk pes etmek zorunda kaldı. Kurnaz, tedbirli ve düşmanlarına karşı acımasız. Normalde nazik ve ılımlıdır ama bir kez damarına bastın mı zapt etmesi imkânsız hale geliyor denebilir. E ben de o adamı kullanmaya çalışıp yüzüme gözüme bulaştırdığıma göre, benden şüphelenmesine şaşmamak gerek.”

Omuz silkti.

“İyi de Patron, senin hakkında ne düşünürse düşünsün, elinde kanıt falan yok ki, değil mi? Yani hiçbir şey olmamış gibi normal davranırsan sana hiçbir şey yapamaz, öyle değil mi?”

“Somut bir kanıt yok, evet. Ama biliyorsun, Shizu’nun kaderini Hinata’ya sızdıran bendim ve bu da sanırım onun için yeterince kuvvetli bir dolaylı kanıt sayılır. Üstelik en sonunda, gelecekte izleyecekleri yönü tartışmak için tüm adamlarını topladı ama sanırım Rimuru o toplantıyı şüphelendiği herkesi bir araya getirmek için kullandı. Yani foyamızın ortaya çıktığını varsaymak gayet mantıklı olur.”

“Aman tanrım…”

Yuuki’nin durumu özetlemesini dinleyen grup, tedirgin bakışlarla birbirine baktı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, kendini ilk toparlayan Kagali oldu; geçmişindeki iblis krallığı ve ölüm kalım durumlarındaki tecrübesi sayesinde her zaman en hızlı toparlanan o olurdu.

“Haklısın ama er ya da geç olacağı buydu zaten, değil mi? O slime gerçekten de büyük bir tehdit. Peki planımızı nasıl değiştireceğiz, Patron?”

“Şey, eskisi gibi sessiz kalmaya devam edeceğiz. Rimuru’nun elinde aleyhimize kesin bir şey olmadığı sürece açıkça düşmanlık besleyeceğini sanmıyorum. Her şeyi doğaçlama yapıyormuş gibi görünse de aslında fazlasıyla titiz bir lider. Neyi kazanıp neyi kaybedeceğinin hesabını inceden inceye yaptığına eminim.”

“Pekâlâ. O zaman bize kadim harabelerden bahsetmesi, nasıl tepki vereceğimizi ölçmek içindi muhtemelen. ‘Aptalca bir şeye kalkışırsanız acımam,’ demenin bir yoluydu yani.”

“Bence de haklısın. “İnsanlar duruma göre kolayca fikir değiştirebilir. Hatta bunun için bir söz bile vardır: Dünün düşmanı, bugünün dostudur. Bu yüzden şartlar ne olursa olsun, onun şu anın savaşma zamanı olmadığını düşünmesini sağlayabilirsek bunu bizim için bir zafer sayarım.”

Yuuki etrafındaki yoldaşlarına bakarak tepkilerini ölçtü.

“Yani onunla canciğer kuzu sarması olmaya devam mı edeceğiz?”

“İstesek onu parmağımızda oynatırız ama madem öyle düşünüyorsun Patron, peki öyle olsun.”

“Ne kadar aptalsın, Footman! Bunu yapamadığımız için bunca zahmete katlanıyoruz ya zaten.”

“Yok yok, Footman’ın ne demek istediğini anlıyorum ben. Sonradan görme birinin sana böcek muamelesi yapması herkesin asabını bozar. Mesele şu ki, topyekün bir savaşta belki kazanırız ama heriflerin arkasında Veldora bile var. Şu anda aleyhimize olan bir kumara girmenin pek bir manası yok, anlıyor musun?”

“Kesinlikle. Bu yüzden fazla kafa yormayı bırakıp sadece patronun ve başkanımızın emirlerine uymak en iyisi!”

“Zaten en başından beri bizden istedikleri bu değil miydi? Ayrıca benim de onların bu kararıyla bir derdim yok.”

Üç Soytarı pek hevesli görünmeseler de liderlerinin çizdiği genel doğrultu konusunda hemfikirdi.

Bundan emin olan Yuuki, Kagali’ye başıyla onay verdi. Batı Ülkeleri’ndeki gerçek güç büyük ölçüde iki fraksiyonun elindeydi: Kutsal Lubelius İmparatorluğu (ve destekledikleri Batı Kutsal Kilisesi) ile Özgür Lonca’nın çatı kuruluşu olan Batı Ülkeleri Konseyi (ve tabii ki Konsey’in merkezini yöneten Rozzo ailesi). Artık İblis Kralı Rimuru tarafından yönetilen Tempest da bu güç dengesinin bir parçası haline gelmişti. Üstelik Tempest Kuruluş Festivali’nden henüz yeni dönmüş olan Yuuki, Rimuru’yu kışkırtmanın ne kadar büyük bir ahmaklık olduğunu bizzat kavramıştı.

Yine de içimde biraz endişe vardı. Rimuru ile savaşmayacağımı açıkça söylersem bu çocuklar bunu uysalca kabullenecek miydi?

Bu düşünce Yuuki’nin aklından geçmişti geçmesine ama yersiz olduğu anlaşıldı. Kazalim belki farklı davranabilirdi fakat Leon’a bir kez yenilmek Kagali’ye biraz olsun temkinli olmayı öğretmişti. Soytarılar yıllardır emellerini gerçekleştirmek için çabalıyorlardı; onlar için sabır çoktan bir erdem haline gelmişti. Yuuki’ye göre, sadık yoldaşlarının hiçbiri düşüncesizce kontrolden çıkacak kadar fevri görünmüyordu.

Bir tebessümle, “Bunu duyduğuma sevindim,” dedi. “Şimdi, Damrada’ya verdiğim görevi devralmanızı istiyorum.”

“Ha? Yani… gizli malları mı?”

“Ne?! O işi bize mi bırakıyorsun?”

“Ho-ho-ho! Emin misiniz Patron?”

Bu sözler üç Soytarı’yı anında tedirgin etti. Yuuki onlara gülümsemeye devam etti.

“Hı-hım. Halledersiniz, değil mi?”

“Ah, kabul Patron! Kontrolden çıkıp ortalığı karıştırmamızdan endişeleniyorsun, değil mi? Yok öyle bir şey, asla yapmayız. Bir kavgada kazanabileceğimizi düşünsek bile parmağımızı bile oynatmayacağız, sana yemin ederim!”

“Aynen, aynen! Son anda Clayman bile sakinliğini kaybetti sonuçta… Aynı hataya biz de düşersek öbür dünyada onunla dalga geçemem sonra.”

“Doğru söze ne denir. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Bu grubun Öfkeli Soytarı’sı olarak bunu aklımda tutmam özellikle benim için çok daha ihtiyatlı olur. İblis Kralı Leon günün birinde intikam alacağına yemin etti ama sanırım o ‘günün birinde’ lafının biraz daha beklemesi gerekecek.”

Üçlü, kendi üsluplarınca Yuuki’ye güvence verdi. Yuuki onlara hafifçe başını salladı.

Yuuki, “Düşündüğümden daha çok olgunlaşmışsınız,” diye mırıldandı, ardından başka bir şeyi hatırladı. “Bu arada, gizli mallardan bahsedince aklıma geldi… Rimuru yanıma aldığım çocukları Tempest’a götürmüştü, değil mi?”

“Ah evet, Shizue Izawa’nın ulaşmamıza engel olduğu çocuklar—”

“Evet, onlar. Festivali görmelerini istemek gibi hazır bir bahanesi vardı ama düşününce, benden sahiden şüpheleniyor, öyle değil mi? Ki bu sorun değil. Yalnızca söylediği o sözü aklımdan bir türlü çıkaramıyorum.”

Bir an duraksadı. Çocuklar gittikçe daha da güçleniyordu. Bunun sebebi hiç şüphesiz İblis Kralı Rimuru’nun onları kurtarmak için yaptığı şeydi. Bunun bir sır olduğunu söylese de Rimuru, çocukların içlerindeki ruhlar hakkında daha fazla şey öğrenmelerini istediğini Yuuki’ye çıtlatmıştı.

“Geçen sefer sorduğumda konuyu şöyle bir geçiştirmişti ama…”

“Belki de artık o konuyu geçiştiremeyecek kadar güçlenmişlerdir.”

“Kim bilir? Onlar için aklında bir plan olduğunu düşünerek bayağı heyecanlanmıştım. Fakat içlerindeki büyü zerreciklerini nötralize etmek için elemental ruhları kullandığından hiç şüphe yok.”

İblis Kralı Rimuru’nun yanında gardı asla düşürmemek gerekirdi. Yuuki, işin içinde bir tezgâh olabileceğini düşünüyordu. Omuz silkti.

Kagali, “Doğru,” dedi. “Üstelik Shizue Izawa da üst düzey alev elementali kullanabilen bir elementalistti. Öyleyse ruhları kullanarak, tam anlamıyla doğru çağrılamamış o ‘başarısız Kahramanları’ amaçları doğrultusunda kullanmak mümkün mü dersin?”

Bu sözler Soytarılar’ın zihninde bir şeyleri canlandırdı.

“Ooo! Leon’un peşinde olduğu şey bu muydu yani? Başarısız çağırmalardan gelen diğer dünyalıları topluyor gibi görünüyor. Onları birer savaşçı olarak yetiştirebileceğini mi düşünüyorsun?!”

“Ah, şimdi hatırladım! Ifrit de eskiden Leon’un hizmetindeydi, değil mi? Clayman ordularına birkaç kez ona saldırma emri vermişti ama Ifrit hepsinin kökünü kazımıştı.”

“Ho-ho-ho! Ve şimdi de Shizu gibi daha fazla elementalist yaratmak için aynı yöntemi mi kullanıyor yani? Öyleyse o gizli malları almayı gerçekten hak ediyor demektir.”

Kendi aralarında heyecanla konuşmaya devam ettiler. Footman haklı olabilirdi, diye düşündü Yuuki. Fakat bu durum, açıklanamayan birkaç noktayı havada bırakıyordu.

Gizli mallar, aslında başarısız çağırma girişimlerine maruz kalmış bir grup çocuktan ibaretti. Shizue Izawa’ya hiçbir zaman haber verilmeksizin, Batı Ülkeleri sınırları içinde gizli bir yerde bu çağırmalar şu anda bile durmaksızın tekrarlanıyordu. Daha fazla deneme doğal olarak daha fazla başarısızlık anlamına geliyordu ve kamuoyunun bundan haberdar olmasına asla izin verilemeyeceği için bu çocukları toplayıp getirenler Damrada ve Cerberus grubundaki ekibiydi. Resmiyette deney malzemesi olarak etiketlenmişlerdi ama onlar için belirlenmiş bambaşka bir amaç vardı. O amaç da İblis Kralı Leon’du. Ve Leon’un verdiği emir, “on yaşın altındaki diğer dünyalı çocukları” toplamaktı.

Hmm… Leon bir savaş için gücünü artırmaya mı çalışıyor? Kulağa mantıklı geliyor ama öyleyse neden bunu bizzat kendisi yapmıyor? Ayrıca Doğu İmparatorluğu’na ve Batı Ülkeleri’ne yeni teorik çağırma teknikleri sızdırma şekline bakılırsa aklında başka hedefler var gibi görünüyor. Gözü açık olmakta fayda var.

Yuuki henüz kesin bir sonuca varamamıştı. Bu yüzden Leon’un onlarla imzaladığı mukaveleye sadık kalmak ve mevcut yükümlülüklerini yerine getirmeye devam etmek zorundaydı.

Yuuki kaşlarını çatarak Soytarılar’a emirlerini verdi.

“Pekâlâ. Leon ile olan müzakereleri size bırakıyorum. Ordularını güçlendirmeye mi çalışıyor yoksa başka bir amacı mı var, anlamaya çalışın. Misha, Rozzolarla olan müzakereleri yürütüyor; bu yüzden malları ondan teslim alıp yola koyulun.”

“Anlaşıldı. Hiç sorun değil!”

“Evet, evet! Elimden gelenin en iyisini yapacağım!!”

“Ho-ho-ho! Pekâlâ.”

Kagali bu hevesli gruba bakıp bıyık altından gülümsedi. “Yalnız kendinizi fazla kaptırıp da Leon’un kim olduğunuzu anlamasına fırsat vermeyin.”

“Bakın, olabildiğince dikkatli olun, tamam mı? Şu anda bir de Leon’u karşımıza alacak gücümüz yok.”

Üçlü, Yuuki’nin bu uyarısını başlarıyla onayladı. Laplace ve yoldaşları aptal değildi. Onlara olan güveni tam olan Yuuki, planının ardındaki ayrıntıları açıklamaya koyuldu.

Soytarılar emirlerini aldıktan sonra sıra artık Kagali’ye gelmişti. Asık bir suratla Yuuki’ye döndü.

“Peki ben ne yapmalıyım?”

Harabelere yapılacak keşif seferini soruyordu. Fakat harabe demek aslında doğru bir tabir sayılmazdı. Aslında burası, Kagali ve tanıdıklarının çok iyi bildiği bir şehirdi.

Kagali henüz İblis Kralı Kazalim olduğu dönemde, en gelişmiş büyü tekniklerini kullanan bir şehir savunma sistemi inşa etmişti. Sözü edilen o kadim şehir tam olarak burasıydı. Adı Amrita’ydı ve Adalmann’ın da parçası olduğu sistem tarafından korunan yüzey bölgesinin aksine Amrita, savunması için bir golem ordusu ile Kazalim’in bizzat ördüğü karmaşık büyülerin birleşimini kullanıyordu. Clayman’ın Kazalim’den miras kalan yeteneklerle yarattığı şaheseri Viola bile bu harabeyi koruyan golemlerin yanında ancak ortalamanın biraz üzerindeydi.

Böylesine aşılmaz bir savunma sistemine sahip olan Amrita harabeleri, özünde Dhistav Kukla Ulusu’nun gerçek gizli hazinesini barındırıyordu.

Peki Amrita gibi bir harabe topluluğu neden bu denli gelişmiş savunmalarla korunuyordu? Bunun cevabını öğrenmek için geçmişin derinliklerine inmek gerekirdi.

Çok uzun zaman önce, en parlak dönemlerinde elflerin hüküm sürdüğü bir büyü şehri, kendi ahmaklıkları yüzünden helak olmuştu. O zamanlar henüz bir iblis kralı olmayan Ejderha Prensesi Milim’in gazabını uyandırdıktan sonra tek bir gecede yeryüzünden silinip gitmişti. İşte bugün Soma olarak anılan kadim harabeler bunlardan geriye kalanlardı.

Hayatta kalan elfler bir gün Soma’yı yeniden inşa etmeye ant içmişti—ama bunu asla başaramadılar. Kendi elleriyle yarattıkları o en korkunç canavar olan Kaos Ejderhası’nın dizginlenemez öfkesine karşı koyamayarak yurtlarından sürülmek zorunda kaldılar. Kaos Ejderhası, doğuştan gelen bir Gerçek Ejderha kadar güçlü olmasa da elflerin asla başa çıkamayacağı Felaket seviyesinde bir tehditti.

Böylece hayatta kalan elfler diyara dağılarak her biri kendi yoluna gitti. Başlarına gelen bu ani felakete yanan alt tabakadan eğitimsiz halk elf liderine sığınırken, daha güçlü ve zeki olanlar kendi uluslarını kurmak için yeni alanlar açtılar. Bazılarıysa yalnızca kaçıp gözlerden uzak bir yaşama karıştı. Böylece, yalnızca bir avuç insanın yüzünden elflerin şanlı günleri sona ermiş oldu.

Kendi günahlarıyla lanetlenen kara elfler, artık Milim’in gözetleyen bakışlarından kaçabilmek umuduyla yeni ve uzak diyarlara doğru yola çıktılar. Kagali—yani İblis Kralı Kazalim—de onların arasındaydı; Milim’in öfkesini bizzat tadıp hayatta kalarak bunu anlatabilen az sayıdaki elf kraliyet ailesi üyesinden biriydi. O zamanlar henüz bir iblis kralı olmayan Kazalim, nihayetinde yerleştiği bölgede anavatanını model alan bir şehir inşa etti. Elf teknolojisinin ürettiği her şeyi, sonsuza dek yok olmadan önce geride eksiksiz bırakmanın kendince bir yoluydu bu.

O şehir, Dhistav Kukla Ulusu’nun başkenti olan Amrita’ydı.

Kagali başını iki yana sallayarak bu anıları zihninden uzaklaştırdı.

“Amrita’nın savunma sistemi hâlâ devrede. Bunu Rimuru’yu bir tuzağa çekmek için kullanabilir miyiz?”

Daha önceki sözleşmelerine göre Kagali, Clayman’ın topraklarındaki harabeleri keşfederken ona eşlik edecekti. Rimuru’yu bir pusuya yönlendirmesi istenseydi bu onun için çocuk oyuncağı olurdu. Üstelik Kagali’nin zihnindeki tek gerçek tehdit Milim ve Veldora’ydı. Rimuru’yu tek başına yakalayabilirse onun icabına bakabileceğini düşünüyordu. En azından savunma sistemini çalıştırabileceğinden hiç şüphesi yoktu.

Ancak Yuuki yanıt vermekte bir an bile tereddüt etmedi.

“Kulağa hoş bir fikir gibi geliyor ama İblis Kralı Milim’in de size katılabileceğinin farkındasın, değil mi?”

“Şey… Bir hal çaresine bakarız diye düşünüyorum. Mesele yalnızca sistemi devreye sokmaktan ibaretse, bunu şüphe çekmeden de yapabilirim.”

Kagali, ya da Kazalim, daha önce ayaklarının altındaki koca bir ulusun yok oluşuna şahit olmuştu. Yuuki bunun onda hâlâ bir travma yaratıp yaratmadığından endişeleniyordu fakat Kagali bunu pek umursuyor gibi görünmüyordu. Bir elften bir kara elfe, ardından yürüyen ölüye ve bir iblis kralına dönüşmüştü. Milim’e dair içindeki tüm takıntıları ve korkuları bu süreçte tamamen aşmıştı. Peki bu, Kagali’nin ona karşı bir şansı olduğunu düşündüğü anlamına mı geliyordu? Hayır. Bu imkânsız olmaktan ziyade resmen intihardı.

“Pekâlâ! O zaman öyle olsun. Onu yenebileceğinden şüpheliyim ama zaten ben de Rimuru’nun sahiden ne kadar iyi dövüşebildiğine dair elimizde biraz veri olması gerektiğini düşünüyordum.”

“Tüm bunların üstesinden gelebileceğini mi düşünüyorsun?”

“Hiç şüphesiz. Bu yüzden lütfen kimliğini açık edecek hiçbir şey yapma, anlaştık mı Kagali? Benden şüphelendiğini biliyorum ama şu anda onun gözünde ne bir dostsun ne de bir düşman. Ona en ufak bir bilgi bile sızdırmamaya dikkat et.”

“Farkındayım Patron.”

Birbirlerine gülümsediler.

“Harika! Öyleyse hepimiz gidip Misha ile temas kuralım.”

“Ben de burada kalıp hazırlıklarıma devam edeceğim. Peki sen ne yapacaksın Patron?”

“Ben mi? Damrada ile iletişime geçip Doğu’daki operasyon üslerimizi genişletmeyi planlıyorum. Böylece bir terslik çıkarsa her zaman oraya kaçabilirim. Ama öncelikle…”

“Oho, demek yine bir dolaplar çeviriyorsun ha? Bize uslu uslu durmamızı söylüyorsun ama kendin arkamızdan kim bilir ne işler karıştırıyorsun?”

Yuuki kıs kıs güldü. “Öyle bir şey yok Laplace. Yalnızca bilirsin ya, elimdeki destede ne kadar kart varsa oynamam gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta Batı’ya hükmetmekten vazgeçmiş falan değilim.”

Sırıtarak gülümsedi—ve ardından, karanlığa gömülen büyü doğumlular sessizce planlarını devreye sokmaya başladılar.

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Tensei Shitara Slime Datta Ken (LN), Regarding Reincarnated to Slime (LN), Tensura (LN), That Time I Got Reincarnated as a Slime (LN), 关于我转生后成为史莱姆的那件事简介, 転生したらスライムだった件
Puan 8
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2014 Anadil: Japanese
Bir adam, iş arkadaşını ve iş arkadaşının yeni nişanlısını yolun dışına ittikten sonra kaçan bir soyguncu tarafından bıçaklanır. Kanlar içinde yerde can çekişirken bir ses duyar. Bu ses tuhaftır ve ona [Büyük Bilge] eşsiz becerisini vererek bakire olmaktan duyduğu pişmanlığı sonlandırır! Onunla dalga mı geçiliyor?!!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla