Sabrınız için teşekkürler. 8. Cilt nihayet huzurlarınızda.
Sanırım aranızdan en azından bazıları bu içeriğin web serisi versiyonunu çoktan okumuştur—aslında bu kısım İblis Başkentinin Açılışı hikâyesine denk geliyor. Peki bu cildin başlığı neden değişti? Şey, bunun arkasında güzel bir hikâye var…
“Endişelenmeyin! Söz veriyorum bu sefer gayet derli toplu ve kısa tutacağım!”
“Bunu daha önce de duymuştum. Artık uzunluk konusunda endişelenmeye zahmet bile etmiyorum.”
Bu cilde işte böyle bir başlangıç yapmıştım, gelgelelim teslim tarihi yaklaştığında…
“Şey, konuşmamız gerek.”
“Evet evet, ne oldu?”
“Şey, aslında biraz fazla uzamaya başladı da…”
“Öyle mi? Tahmin etmiştim zaten.”
Editörüm Bay I’nın kılı bile kıpırdamamıştı. Ama benim hamlem henüz bitmemişti!
“Bu kısmı iki ciltlik bir hikâyeye dönüştürebilir miyiz?”
“Haaa?!”
“Çünkü yüz sayfa daha yazsam bile yine de yarım yamalak bir yerde kalacak. Bir değişiklik yapıp iki parça hâlinde ilerlemeye ne dersiniz?”
“Hayır! İşler neden bu noktaya geldi ki?!”
Son derece iç ısıtan bir konuşmaydı; neticesinde Bay I’nın gözleri baygınlıktan geriye devrilmişti.

Yani evet. Bazı pişmanlıklarım yok değil.
İşlerin neden bu hâle geldiğinden ben bile tam emin değilim ama son zamanlarda bu hikâyeyi öylece sıkıştırıp kısaltmanın pek de mümkün olmadığını düşünmeye başladım. Dolayısıyla, İblis Başkentinin Açılışı hikâyesini 9. Ciltte tamamlamak için canla başla çalışıyorum. Bunun bir üçlemeye dönüşmemesi için elimden geleni yapıyorum, bu yüzden bu yolculukta bana eşlik etmeye devam edeceğinizi umuyorum.
Bir sonraki ciltte görüşmek üzere!
