High School DxD Cilt 19 – Bölüm 1 / Rudra
Ben — Azazel, şu anda gözlerden uzak bir ülkenin ücra bir kırsalındayım.
Yılın bu son günlerinde, küçük bir derenin kenarında elinde olta benzeri bir şey tutan bir adamım işte. …… Balık tutmaktan keyif almıyor değilim aslında… Ama şu an içimden hiç balık tutmak gelmiyor.
Sebebi ise — hemen yanımda.
Yanımda oturmuş, elinde oltasıyla yüzünde hafif bir tebessüm taşıyan bir çocuk var. Yeşil ve siyah karışımı saçlara sahip, tahminen on dört on beş yaşlarında, sıradan hatlara sahip ama yakışıklı bir oğlan—.
“…… Balık tutmayı sevmiyor musun?”
Oğlan bana sordu.
“…… Pek sayılmaz, her ne kadar geçmişte bu işe birkaç yılımı vermiş olsam da.”
Bu koca bir yalandı. Düşmüş Melekler sonsuz bir ömre sahiptir, vaktiyle balıkçılıkta tecrübe kazanmak ve ustalaşmak için epey zaman harcadığım bir dönem olmuştu.
Yanıtımı duyan oğlan acı bir tebessüm etti.
“Eh, benim hevesim çoktan kaçtı. Ama bir zamanlar, çok eskiden ben de hevesliydim…”
Bu kısa konuşmanın ardından ortam yine sessizliğe büründü.
Şimdiden saatlerdir bu şekilde duruyorduk. Bu kadar zaman harcandığına göre balıkçılığın en azından bir karşılığı olmalıydı…. Ne yazık ki bu derede tek bir balık bile yoktu. Yine de oğlan burada balık tutmakla ilgileniyor gibi görünüyordu.
Oğlan aniden sessizliği bozarak konuştu:
“Tüm Düşmüş Meleklerin en meşumu olarak bilinmene ve onların lideri olmana rağmen, aslında dünyaya barış yaymaya çalışıyorsun. Bu tam bir komedi. Indra bunu bilseydi kesin kahkahalara boğulurdu. …… Yoksa sadece gülümsediğiyle kalıp bir şeyler mi söylerdi?”
Ardından oğlana asıl merak ettiğim konuyu sordum:
“Sana sormak istediğim tek bir şey var. O olay gerçekleştikten sonra, lütfen o canavarı durdurabilir misin?”
Bunu duyan oğlan şaşırmış göründü.
“666. Bu gerçekten sorun değil mi? Sizin mitolojinize ait ilahi bir canavar değil mi o?”
“Şu anda onu durdurabilecek tek kişi sensin.”
Ben öyle dedikten sonra oğlan alaycı bir şekilde sırıttı ve cevap verdi:
“Ophis burada değil. Great Red doğal olarak bunu kabul etmez. … O zaman geriye kalan tek kişi benim.”
Oğlan bana acı acı gülümsedi, ardından sordu:
“Sizin taraftaki genç ejderhalardan birinin iletişim kurabildiğini duydum?”
“… Mümkün olsa bile bunu kullanmak istemiyorum. Çünkü ne olacağını bilmiyorum.”
“Makul olmayan şartlara sahip zor bir istek. Bu pek de müzakere sayılmaz.”
Anlıyorum. Benim konumumdaki biri için bu oğlan…… Bu tanrı, benim gibi biri değil. Bunu anlamıştım ama yine de ondan ricada bulunmaya gelmiştim.
“İstediğin herhangi bir şey varsa, gücüm dahilinde olduğu sürece ne olursa olsun talebini karşılayacağım. Gerekirse gidip Odin ve Zeus ile konuşurum. Canımın bile bir önemi yok, onu da sana veririm. Yeter ki bu dünyanın yok oluşunu engelleyeyim. Sadece bunu istiyorum.”
Sözlerimi duyan oğlan yüksek sesle kahkaha attı.
“Ahahaha, böyle bir çelişkiyi duymak fazla eğlenceli!”
Ancak sonrasında oğlan doğrudan bir tavırla konuştu:
“—Gerek yok. İster Odin ister Zeus olsun, ister senin hayatın olsun, hiçbiri ilgimi çekmiyor. İstediğim bir şey olsaydı o da — Ophis olurdu. Veya Sirzechs Lucifer, Ajuka Beelzebub gibi nadir vakalar da olabilir. Bana tehdit oluşturabilecek bu kişileri istiyorum, Düşmüş Melek-san.”
Bu tanrının söylediklerine ben…… nasıl karşılık vereceğimi bilemedim. Tepkimi süzdükten sonra oğlan muzip bir gülümseme sergiledi.
“Şaka yapıyordum. Tamamlanmamış bir Ophis ya da savaşma arzusu olmayan bir şeytan ilgimi çekmez.”
Oğlan ayağa kalkarken konuştu:
“—O halde yapacağım. Bu canavarla savaşacağım, eğer başka bir dünyayı işgal etmek isterse onu durduracağım. Ama diğer her şey sadece bir müdahaleden ibaret. İster şu an yaşanan bir şey olsun ister gelecekte yaşanacak bir şey, benimle hiçbir ilgisi yok. Rizevim Livan Lucifer veya Kötü Ejderhalar olsa bile. Sadece en kötü ihtimal gerçekleşirse size yardım ederim. …… Bu seni tatmin etti mi?”
Bu kadarı yeterli. Bu kadarı bile fazlasıyla yeterli. En kötü senaryonun gerçekleşmesi durumunda, bir güvencemiz olacaktı — bu tanrıdan gelen bir güvence.
Gücünün zerre kadarını bile ödünç vermeye razıysa, ne tür bir yardım olursa olsun minnettar olunurdu.
“… Evet, bu içimi rahatlattı. Sana içtenlikle teşekkür ederim—”
“Gerek yok. Bu zaten benim asıl görevimdi. Her şeyi yok etmek.”
Sözümü kesen o oğlandı — içinde tek bir balığın bile olmaması gereken o dereden, ilahi bir ihtişam yayan devasa bir balık çekip çıkardı.
Bu tanrı, benim gözlerimin bile göremediği bir şeyi görebiliyor olabilir miydi?
Ancak bu şaşırtıcı değildi. Bu tanrının yaydığı atmosfer — bana ölçülemez türden bir güç hissettiriyordu.
“Anladım. Artık senin hakkında hiçbir şüphem kalmadı. Yıkım Tanrısı Shiva.”
Bu oğlan — Yıkım Tanrısı, manidar bir şekilde gülümsedi.
En kötü durum senaryosu göz önüne alındığında, bu ‘güvence’ için muazzam bir anlaşma yapacak olan temsilciler burada Shemhaza ile bendim, bir de Sirzechs ve Michael olacaktı.
“Sırtımızı yaslayabileceğimiz yeterince güçlü bir ‘arkaya’ ihtiyacımız olacak. Odin ve Zeus halihazırda çok güçlü olsalar da. Olası en kötü senaryoyu düşünürsek — Trihexa dirilir, Great Red’i yener ve tüm kuvvetlerimiz zayiat verirse.”
“Yani Azazel…… Bunu istiyor musun?”
“…… Aynen öyle, Michael. Eğer en kötü senaryo gerçekleşirse, bunu durdurabilecek kişilere ihtiyacımız var. Şu anda bunu yapabilecek tek kişi de — Sirzechs, biliyorsun değil mi?”
“Yıkım Tanrısı Shiva’dan mı bahsediyorsun?”
Savaş sırasında kimse Great Red’i dizginleyemezse ve Ophis’in gücü aşırı zayıflamış olursa, Rizevim’in Trihexa’yı ve Kötü Ejderhaları diriltme planını durdurabilecek hiç kimse kalmaz. Tüm güçler birleşirse belki bir umut olabilir ama… Bunun sonucunda her mitolojiden Tanrı sınıfı varlıkların bazı fedakarlıklar yapması gerekecek. İnsan dünyasından sorumlu Tanrılardan tek bir tanesi bile eksilse, bunun dünya üzerindeki sonuçlarını hayal etmek bile zor.
Bu durumda, Qlippoth’u alt edecek güç hâlâ şart. Belli kişilerin sahip olduğu o yıkıcı güç. —Aramın çok iyi olduğu birini saymam gerekirse, o da — Shiva olurdu.
Hâlâ pek çok belirsiz nokta olmasına rağmen, sunabileceğimiz tüm bilgileri ve şartları önüne serince en sonunda kabul etti. Bunun sonuçları göz ardı edilemez. Bu meselenin artçı sarsıntıları Shiva’ya emanet edildi. Bu sayede en azından en kötü senaryonun önüne geçilebilir—.
Shiva, tuttuğu devasa balığa tek parmağıyla dokundu. Ardından, çırpınan balık sakinleşti.
Shiva bana dönüp konuştu:
“—Azazel, bana ölme iradeni gösterdin. Dikkatli olsan iyi edersin. Barış vaazı veren bir adam her zaman çirkin bir varlıktır. Yine de buraya kadar gelip bana kötü kehanetlerden bahsettin. Yeteneklerin oldukça etkileyici.”
Risklerin gayet farkındayım. Yine de elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. …… Eh, çok değil kısa süre önce olsa bu tehlikeli olurdu, yine de bir tabuyu çiğnemiş oldum……
“Eğer o inanca gerçekten inanıyorsan, Düşmüş Melekler bile reenkarne olabilir, değil mi?”
Bükük bir tebessümle sordum, Shiva ise sadece omuz silkmekle yetindi.
Çünkü günahın ücreti ölümdür — Kutsal Kitap <>
