Görüşmeyeli uzun zaman oldu millet. Ben Rifujin na Magonote.
Öncelikle, Ork Eroica serisinin 3. cildini eline alıp okuyan herkese buradan teşekkürlerimi sunmak isterim. Çok teşekkür ederim.
Aslında bu üçüncü cildin yazım sürecini tetikleyen olaylar hakkında buraya canlı, hareketli bir şeyler yazmayı düşünüyordum; fakat bunu zaten birinci ve ikinci ciltlerin sonsözünde yapmıştım.
Üst üste üç kez aynı şeyi yapıp durursam, bir yazar olarak pek estetik durmazdı. Bu yüzden bu sefer, onun yerine bir durum raporu geçmek istiyorum.
Yıl 2021.
Gezegen, meşhur bir virüsün pençesinde, yok oluşun eşiğinde kıvranıyor. Her şey, virüs mutasyonlarının Omega seviyesine ulaşmasıyla başladı.
Ondan sonra, burç isimlerini kullanmaya başladılar. Mutasyon Başak burcuna, yok hayır, düzeltiyorum, İkizler (Gemini) burcuna ulaştığında alametler artık gözle görülür hale gelmişti. Virüsün İkizler mutasyonu; fareleri, kedileri ve köpekleri enfekte etme yeteneği kazandı.
Belirtiler oldukça barizdi.
Enfeksiyondan sonraki üç gün içinde hayvanlar tamamen halsizleşiyor, adeta canlı et yığınlarına dönüşüyorlardı. Virüsün vücutlarının içinde katlanarak çoğalması sonucunda mutasyona uğramaya başladılar. Televizyona çıkan bir uzman böyle diyordu, gerçi işin aslı astarı neydi bilinmez. Bu et yığınlarının soluduğu damlacıklarda çok sayıda virüs partikülü bulunuyordu.
Hava yoluyla taşınan bu patojenler sayesinde virüs nihayet insanlara ulaştı. Şans eseri, insanlarda sadece semptom göstermeyen, hafif bir enfeksiyon olarak ortaya çıktı. Fakat Başak (Virgo) mutasyonu her şeyi kökünden değiştirdi.
Evet, Başak mutasyonu insanın gri maddesini enfekte ediyor, beyni bir et yığınına çeviriyor ve ardından konağı kontrol ederek, onun diğer insanları da enfekte edecek belirli eylemleri tekrarlamasına yol açıyordu.
Dünya, Başak mutasyonunun farkına vardığında artık iş işten çoktan geçmişti.
Dünyanın tüm büyük metropollerinde, Başak virüsü tarafından enfekte edilmiş insanlar çılgına dönmüş gibi sağa sola saldırmaya başladı.
Çok geçmeden, dünyanın kendisi topyekun bir yok oluşun eşiğine geldi. Kalan insanların hepsi gaz maskelerini takarak yer altına tahliye edildi.
Hayatta kalan insanların hepsi gaz maskelerini takarak yer altına tahliye edildi.
Yukarıdaki dünya ise tamamen virüsün mutlak egemenliği altına girdi.
Uzun süren acı dolu bir dönemin ardından, tek bir uzay gemisi keşfettik.
Detaylarını pek bilmiyorum ama görünüşe göre virüs salgınının ilk başlarında üzerinde çalıştıkları bir şeymiş. Gerçek kullanım amacı ise gizemini koruyordu.
Her halükarda, geriye kalan 112 sağ kalan hep birlikte bu uzay gemisine bindik ve Dünya’dan ayrıldık.
Uzun süren bir kriyojenik uykunun ardından, Hilbert galaksisinin Misaki yıldız sistemindeki Dolos gezegenine ulaştık ve orada yaşamaya karar verdik.
Galaksi, yıldız sistemi ve gezegen, tamamen gemimizdeki yolcuların isimleriyle adlandırılmıştı.
Dolos gezegenindeki işim, eğlence amaçlı romanlar yazmaktı. O ana kadar sadece fantezi türünde yazmıştım ama insanların benden istediği tarihi ve günümüz romanlarıydı. Hiç şüphe yok ki hepsi Dünya’ya dair anılarında yaşama arzusu duyuyordu.
Ancak gizem romanları pek tutmadı. Muhtemelen gemideyken aramızda yaşadığımız çekişmeleri ve çatışmaları onlara hatırlatıyordu. Malum virüs artık insanlığın ortak düşmanı haline gelmişti ve insanlar birbirlerinin arasında daha fazla düşman hayal etmek istemiyorlardı elbet. Dolos’a vardığımızda, geriye sadece on beş kişi kadar kalmıştık. Çoğumuz kendi aramızdaki iç çatışmalar yüzünden can vermişti.
Dolos’ta yaşam çetindi ama içimiz umutla doluydu.
Evler inşa ettik, ekin yetiştirmek için tarlalar açtık. Hayvanları yakalayıp evcilleştirdik ve adım adım kolonimizi kurduk.
Dolos’ta hiçbir doğal düşman yoktu ve tam insan soyunu yeniden çoğaltma planları yapmaya başlamıştık ki, işte o şey gerçekleşti.
Gökyüzünden aşağıya tek bir et yığını düşüverdi.
Bu manzarayı çok iyi tanıyorduk. Başak virüsü tarafından enfekte edilmiş bir insandı bu.
O sırada bunun ne tür bir mutasyon olduğunu bilmiyorduk. Besbelli ki orijinal virüs mutasyona uğramaya devam etmişti. Bulaşıcılık hızı karşısında şoke olmuştuk.
Et yığınları, vücutlarındaki şişliklerden tarif edilemez şeyler kusarak insanlara saldırmaya başladı.
Gerisini zaten tahmin edebilirsiniz.
İnsanoğlu kendi kurduğu koloniden sürüldü ve dört bir yana dağıldı.
Ben de bir grupla birlikte kaçtım ama farkına bile varmadan kendimi yapayalnız buldum.
Ondan sonra aradan kaç gün geçti inan bilmiyorum. Şimdi tek başımayım, kendi kurduğumuz kolonideki bir sığınağın içinde yaşıyorum.
Yine de tüm bu uğursuzluğun içinde iyi bir şey oldu.
Artık başkalarını eğlendirmek için roman yazmak zorunda değilim. Tarihi ya da günümüz olaylarını yazmaktan pek nefret etmiyordum ama bu zorunluluktan kurtulmak beni rahatlattı.
Bu yüzden virüs yayılmaya başladığında henüz yeni başladığım romanın, yani Ork Eroica’nın bir sonraki bölümünü bitirmeye karar verdim.
Sonra da tamamlanan bu üçüncü cildi, süper-boyutsal internet iletişimi vasıtasıyla Dünya’ya gönderdim.
Dünya’da hâlâ hayatta kalan birileri var mı hiçbir fikrim yok, ama eğer bu yayını kazara okuyan birisi olursa, umarım romandan keyif alır.
Üçüncü cildi başarıyla tamamladığıma göre, artık sığınaktan çıkıp yiyecek aramaya gitmeyi düşünüyorum.
Şu an elimde sadece birkaç rasyon paketi kaldı, bu yüzden henüz hareket edecek dermanım varken harekete geçmem gerek.
Döndüğümde seriyi yazmaya devam etmeyi planlıyorum.
Neyse, laf epey uzadı…
Bu ciltte de o harika çizimleri yapan Asanagi’ye, Mushoku Tensei ile kafamı bozup işini çok daha zorlaştırmama katlanan Editör K’ye, bu kitabın basılmasında emeği geçen diğer herkese ve “Hadi Roman Yazarı Olalım” web sitesindeki sonraki güncellemeyi her daim sabırla bekleyen herkese bu sefer de çok teşekkür ederim.
Eğer sağ salim geri dönmeyi başarırsam, dördüncü ciltte görüşmek üzere.
