Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu – Bölüm 197 / Anka Kuşu (Phoenix) Gibi

Anka Kuşu (Phoenix) Gibi

“Vaa~, ne görkemli. Demek hayır getirmeyen mor bulut bu.”

Issız toprakların bir yerinde, göğe bakınca, mor bir kümülonimbüs bulutu vardı.

Boyutu ve yüksekliği görkemliydi.

Mavi gökte mor bir bulut.

Ne manzara ama.

“Ebatı hayli büyüktür. Bu hâliyle, mevkii dahi nazar-ı itibara alındığında, pek çok zayiata sebebiyet verebilir.” (Tomoe)

Mor bir bulut varsa görmek isterim dediğimde yanıma katılan Tomoe idi.

Göründüğü bölgeyi hızla araştırıp beni buraya getirdi.

“Yer mi? Issız topraklarda burası nereye tekabül ediyor?” (Makoto)

“Oldukça doğu yakasında. Önde görünen sıradağlar, ıssız toprakların haricindeki diyarları birbirinden ayırmakta idi.” (Tomoe)

Tomoe diklemesine yükselen dağları işaret ediyor.

Doğal olarak öte tarafı göremiyorum.

“Doğu diyorsan, bu Tsige’yle alakalı değil demek mi? Burada bir üssümüz yok; o hâlde zayiat kimi vuracak?” (Makoto)

“Lorel Birliği. Bu ıssız toprakların öte yakası Lorel Birliği’dir. Yanılmıyor isem… haritalarda mühim bir yer yahut büyük bir şehir görünmez idi; lâkin bir orman ile bir nehir bulunmakta olmalı, şu hâlde zarar görecek olanlar onlar olur.” (Tomoe)

“Issız topraklar cidden uçsuz bucaksızmış ha. Lorel topraklarına bile değiyor.” (Makoto)

Haritalarda ıssız topraklar doğru dürüst çizilmediği için bilmiyordum.

“Sıradağlar pek uzun uzar gider; bu sebeple, hâlihazırda Lorel ile temas ediyor hissi vermez idi.” (Tomoe)

“Yanlış hatırlamıyorsam, Lime şu an orada, değil mi?” (Makoto)

Hibiki-senpai Lorel’de, Lime da onun hareketlerini bize aktarıyor.

Görünüşe göre onlarla birlikte hareket ediyor ve ayrıntılar Tomoe’nun tarafına ulaşıyor.

“Evet. Lâkin yakında kendisini geri çağırmayı düşünmekte idim.” (Tomoe)

“Yani Hibiki-senpai ve ekibi Limia’ya dönmek üzere mi?” (Makoto)

“Beklenen budur. Son birkaç gündür kendisiyle temas kuramamış idim, bu yüzden sadece bir kanaattir.” (Tomoe)

“Lime’sa sıkıntı olmaz. Sonuçta Senpai de orada.” (Makoto)

Tomoe memnuniyetsizliğini belli eden hafif bir ifade takındı.

“Hibiki o denli mümtaz bir kimse midir? Aklı nispeten iyi işler, bu muhakkak; lâkin doğrusu, Waka’nın methinde çizdiği mertebede olduğunu sanmam.” (Tomoe)

“Hibiki-senpai’nin dâhi olduğunu düşünüyorum. Benden yalnız bir yaş büyük olduğuna inanamayacağım kadar. Okçuluğumun yetenek sayılabileceğini kabul ediyorum ama Senpai gerçekten her işi yapabilen biri.” (Makoto)

“Onu fazla yüceltmiyor musun?” (Tomoe)

“Cidden mi?” (Makoto)

“Müteferrik cihetlerde üstünlüğü vardır, bu vâkıadır; lâkin kanaatimce Waka ondan dahi daha mümtaz bir mevcudiyettir. Böyle hissederim. Bunu söylemek müşküldür amma, Waka’nın Hibiki’ye verdiği kıymet hayranlık nev’ine dahi girebilir.” (Tomoe)

“…Belki. Senpai tam hayal ettiğim gibi biri olsaydı, zaten bu paralel dünyada olmazdı. Onunla karşılaştığımda bunu soramadım ama, yani, içinde hayranlık payı olduğunu kabul ediyorum.” (Makoto)

“Waka’nın Hibiki’ye müptelâ olacağı yoktur; lakin bana kalırsa savaşçıdan ziyade siyasetçiliğe meyyal bir kabiliyeti var idi. Belki beyhudedir, fakat hafifçe ikaz etmiş olayım.” (Tomoe)

“Sağ ol, Tomoe. Dikkatli olurum.” (Makoto)

Yine de, Tomoe böyle dese de, Hibiki-senpai’nin beni tuzağa düşüreceğini sanmıyorum.

Bunun bir sebebi yok.

Tomoki’yi bir kenara bırakırsak, Senpai bence sorun çıkarmaz.

Tomoki’ye zaten bir uyarı çekmiştim.

“…Ve böylelikle, Waka, o mor bulutu yeterince seyrettin mi?” (Tomoe)

“Çağırmaya kalksak da tepki yok. İletişim kurulacak gibi durmuyor. Bir yolu vardır da… o kadarına gerek yok.” (Makoto)

“O hâlde artık dönsek mahzuru yok, değil mi? Sonrasında derslerin var, bir de Limia’dan temas beklenmekte. Shiki evvelden Rotsgard’a geçti, Waka’nın da yakında gitmesi icap eder.” (Tomoe)

“Evet. Anlaşılan derslerde kullanabileceğim bir şey de değil. Sıradaki…” (Makoto)

Azusa’yı çağırıp bir ok takıyorum.

“Waka?” (Tomoe)

“Bırakırsak Lorel’e doğru gidecek, değil mi? Orası öte dünyalılara kucak açan bir yer olarak çalışıyor; biraz yardım edeyim dedim.” (Makoto)

“O takdirde, hasar vuku bulduğunda borçları büyür, bilirsin.” (Tomoe)

“Hahaha, nasıl desem, borçlandırmak gibi bir niyetim yok.” (Makoto)

“Merhamet, başkalarının gözü için değildir, kabilinden mi?” (Tomoe)

“Ondan da biraz farklı.” (Makoto)

Oku hazırlayıp nişanım tastamam olmuşken Tomoe’ya cevap veriyorum.

Hedef aldığım yer, [Sakai] ile tespit ettiğim çekirdek gibi görünen kısımdı.

Gazdan oluşan o bulutun, yoğunluğun özellikle kalınlaştığı noktası.

Oraya vurursam sonuç alırım, büyük ihtimalle.

Tomoe’nun dediği, hissettiğime yakın; ama tam o değil.

Bunu anlatacak bir kelime arıyorum.

“Ha, evet. ‘İyilik göndermek’ daha yakın.” (Makoto)

Oku salar ve hissettiğim en uygun kelimeleri seslendiririm.

“İyilik göndermek mi?” (Tomoe)

“Paralel dünyaya düşen Japon öte dünyalılara bir yuva verdiler. Güdülerini bir kenara bırakırsak, bu sayede kurtulan çok kişi oldu bence.” (Makoto)

“Muhtemeldir.” (Tomoe)

“Bu yüzden Lorel’in o eylemine karşı içimde bir borç hissi var ve o borcu iade ediyorum. Gerçi aldığım bir borç değil.” (Makoto)

“Bu, evvel giden Japonların arzu ettiği bir şey midir? Hiç tanımadığın kimselerin iyiliğini iade etmek… pek kavrayamadığım bir hissiyat. Bu işte mükâfat aramamanı dahi anlayamam.” (Tomoe)

Okun delip geçtiği yerde bir boşluk açılıyor ve orayı başlangıç alan mor bulut dağılmaya koyuluyor.

Direnç düşüktü.

Hedefi delip geçtiği doğruydu, ama yine de sanki sahteymiş gibi bir tat bıraktı.

Bunu fısıldayan, okçunun o kendine has sezgisiydi.

Yine de aralarındaki bağı deldiğim kesin, o yüzden büyük bir felakete dönmeyecek gibi.

Dürüst olmak gerekirse, onu “öldürdüğüme” dair hissin net olmaması içime kurt düşürüyor.

Doğrulamak istesem de vaktim yok.

Neyse, Lorel’de bir şey olursa Lime’ın raporları var.

Öğrendiğimde halletmek mümkün olmalı.

“Bunu niye yaptım, ya da daha ötesi… ben de tam anlamıyorum. Sadece, benim gibi Japon olanlara sahip çıktıkları için biraz yardım edeyim dedim. ‘İyilik göndermek’ dediğim buydu.” (Makoto)

“Demek ki talimim hâlâ noksandır ha. Daha ziyade kendimi vermem icap eder. Her ne hâl ise, pek de güzel oldu. Bununla, büyük bir şer doğuramayacaktır.” (Tomoe)

“Ah!”

Lanet olsun!

“Ne oldu?” (Tomoe)

“Numune. Shiki de ilgilenmişti!” (Makoto)

“Eğer ondan bahis ise, zaten topladım ve Asora(İç Düzlem)’a gönderdim. Az bir miktarsa tehlike arz etmez, bir müşkil de çıkarmaz.” (Tomoe)

“…İyi. O zaman dönelim.” (Makoto)

“Emrolunan. Denize göç edecek kimseler hakkında, Waka’nın muradına göre bir seçki yapmayı düşünmekte idim. Mio ile benim bir tam günümüzü alır muhtemelen. Lakin közde kurutulmuş hamsileri hayal edince buna zahmet denilemez. Fufufufu~~” (Tomoe)

“Kotatsu ve mandalina hazırlayın.” (Makoto)

“Hay hay, dört gözle beklerim.” (Tomoe)

Neyse, Jin ve diğerleri ne durumda acaba.

◇◆◇◆◇◆◇◆

[Şimdi, en son dersten bu yana biraz geçti.]

Shiki’yle Akademi’nin açık alanında, öğrencilerle yüz yüze duruyorduk.

Ama beni rahatsız eden, öğrencilerimin ciddi yüzleri değil, üstümüze abanmış bakış kalabalığıydı.

[İzleyici çok.]

[Ama siz, yaralanmayın diye biraz geriye çekilin.]

İkinci kısmı, seyreden öğrencilere düşünce iletimiyle yazdım.

Fakat dönen cevapların çoğu, önemsemedikleri yönündeydi.

Geçmişte olsaydı, bu lafı deyip çekip giderlerdi oysa.

Neyse, yaralanmak sorun değil diyorlarsa, peki.

Sonuçta içeriği, idari bölümde uyguladığımın aynısı.

[Ne heves. Peki. Her zamanki gibi temsilî muharebe ve değerlendirmeyi birlikte yapacağız.]

Jin sessizce el kaldırdı.

[Nedir, Jin?]

“Rakip kim? Ona göre formasyonu değiştirmek istiyoruz.” (Jin)

Bayağı kafa yormuşlar, derse hazırlıklı gelmişler.

Gerçekten azimliler.

Kendi lise günlerimle kıyaslayınca, insan utanıyor.

Ama bu sefer bu, beni zorlayacak.

Çünkü şimdiki seviyelerini, olduğu gibi görmek istiyorum.

[Öncelikle, herkes yeni bir rakiple karşılaşacak.]
[Değerlendirme kısmı ödev olacak.]
[Temsilî muharebe, uzak ve yakın dövüş karışık yürütülecek.]
[Belirlediğiniz partilerle çarpışmayı yapacak, ardından değerlendirme ve müzakere edeceğiz.]
[Bugünün planı bu.]

“Y-Yeni bir düşman mı?” (Jin)

Jin’in sözünü beklemeye gerek kalmadan, öğrencilerin arasına gerginlik yayıldı.

Hakkında bilgi ya da karşı önlem bulunmayan bir düşmana karşı ne kadar güçleri var, onu görmek istiyorum; sonra da dikkatle izlediklerime göre nasıl çalıştıracağıma karar vereceğim.

…Ama rakip öyle biri ki, dövüşü sakin sakin izlersem çoktan geçer çizgisine varmış olacaklar.

“Yok artık… rakip Shiki-san ya da Sensei olamaz, değil mi?” (Amelia)

Amelia tedirgin sordu.

He? Şu Yüzyıl Sonu moduna girmiş Akademi’de yenilmez olmanın tadını alınca kafalar mı ağırlaştı?

“Waka-sama yahut ben sizin rakibiniz olacak değiliz, elbette. Böyle bir vehme kapılırsan lüzumsuz yaralanmalar çıkarırsın, Amelia.” (Shiki)

“Özür dilerim!!” (Amelia)

Shiki, benim yerime söyledi.

Görünen o ki, biraz daha sıkmam gerekecek.

[Öyleyse, hazırlanın.]

“Raidou-sensei! ‘Her zamanki’ dediğiniz… her şey serbest, değil mi?” (Yuno)

Yuno teyit istedi.

[Tabii. Elinizde ne varsa hepsiyle didişin.]

“Anlaşıldı!!” (Yuno)

Gizli bir koz saklıyor gibi.

Shiki’nin yönlendirdiği öğrenciler yerlerini aldı, sonra da formasyonlarını kurdular.

…Ön safların arka hattı koruduğu standart bir dizilişe bölündüler.

Ne geleceğini bilmiyorlar, o yüzden önce standartla karşılayacaklar demek.

Ayrıca kurnaz bir numaraya kalkışmamaları, özgüvenlerinin işareti olabilir.

Pekâlâ, o zaman çağıralım.

İkisi de meşgul, o yüzden süre koyacağız.

Durumu düşünce iletimi ile teyit ediyorum ve Asora(İç Düzlem)’a bir kapı açıyorum.

“…”

“…”

Gelenler ikiydi.

İkisi de çevreyi ve rakiplerini süzüp bana bir kez eğildikten sonra Jin ve diğerlerine baktılar ve duruş aldılar.

“Öyleyse, size güveniyorum; Ema, Agarest.” (Makoto)

İkisine doğru fısıldadım.

İkisi de başını salladığını teyit edince, muhtemel savaş alanından uzaklaştım.

Jin’in grubunun bu seferki rakipleri Yayla Orkları.

Bir numaralı büyücü Ema ve bir numaralı savaşçı Agarest.

Kısa boylu Ema ve iki metreyi aşan dev Agarest. Boy farkı o kadar uç ki, aynı ırktan olup olmadıklarını sorgulayan çıkar. Ama böyle görünseler bile, menzil açıldığında Ema kazanır.

Bakalım şimdi ne olacak?

Yok, daha doğrusu, kaç dakika dayanacaklar, ha.

Bu arada Shiki’yle göz göze geldik; ne istediğimi anladı.

“Başlayın!” (Shiki)

İşaretle aynı anda Jin ve Daena ilk hamleyi alıp ileri atıldılar.

Daena bir gövde boyu daha hızlı.

Bu, Akademi festivalinden önce beri çalıştığı güç.

Kuru ifadesiyle, tüm değerlere takviye. Daena buna kendi arasında Second Stage (İkinci Aşama) diyor.

Daha baştan kullanıyor.

Jin’in anlık güçlendirmesiyle kıyaslanınca tüketimi verimsiz, ama iki kat güçlenmek de… cazip.

Bu hızla Agarest yerinden kımıldamazsa, Daena birkaç saniye erken varacak gibi.

Arka hat kıpırdamadı; Orklara karşı temkini elden bırakmadan inkantasyonlarına başladılar.

Kalkan rolündeki öncü Misura da başlangıç çizgisinde dikiliyor, bekleyip izliyor anlaşılan.

Ne yıldırılmış gibiler ne de gevşek.

Agarest kas yığınından hâllice bir maço görünümünde; buna karşılık Ema peluş gibi zararsız duruyor.

İlk bakışta ya ürkütür ya hafife aldırır, ama onlar öyle yapmıyor. Takdire şayan.

“Onları dağıtacağım.” (Agarest)

“Evet, senden beklerdim.” (Ema)

İleri bakan Agarest’in kısa sözünü arkasındaki Ema yanıtladı.

Hemen ardından Agarest’in bedeni koyu kırmızı bir ışıkla sarıldı; yüzeyinde desenler kabardı, yoğunluğu arttı.

Bunu gören Daena hızını kesti; Jin de kılıcını iki eliyle kavrayıp duruş aldı.

Yazık.

Doğru hamle koşuyu sürdürmekti.

“Fuu~~”

Omuz zırhını öne verip aksi eliyle mızraklı baltayı kavradı.

Ağır zırhlarla donanmış Agarest, bedenine güç yükleyip derin bir nefes aldı. Ne yapacağını açıkça belli eden bir ifade takındı.

“Şimdi dalıyorum.” diyordu duruşu.

Hayır, tam olarak yaptığı da buydu.

“!!”

“Daena, açıl!” (Jin)

“Anlaşıldı!” (Daena)

Baskı üzerlerine çökünce, tereddüt eden Jin ve Daena kımıldadı.

Kararları hızlıydı.

Jin’in korktuğu gibi, Agarest ışıkla sarılı halde ileri atıldı.

Bu, her şeyi güce bırakan bir Ork hücumuydu, tam anlamıyla.

Normal bir durumda Jin’in muhakemesi rahatça yeterdi ama bir de Ema’nın büyüsü var.

Kaleneon’da bütün gücünü kullanıp o savaşta çelik gibi ayakta kaldığını duymuştum.

Agarest uçarak gelirse, bu iş hiç şakaya gelmez.

Sağa ve sola açılan Jin ile Daena’nın ortasından geçen Agarest’in ve Ema’nın büyüsünün yarattığı şiddetli hava patlaması onlara çarptı.

“Geh?!”

“Şok dalgası… bir de ısı mı?! Guh! Kahretsin!!”

Değmeden geçmesine rağmen, iki öğrenci sanki üzerlerine araba çarpmış gibi yere serildi.

Jin hâlâ konuşabildiğine göre, belki de karşı koymadan kendini rüzgara bıraktı?

Tamamen hasarsız değil ama dövüş dışı da görünmüyor.

Daena hâlâ ayakta görünüyor. Demek ki artırılmış güçleri işe yaradı, ha.

Ama çarpışma hattındaki öğrenciler ne olacak?

Agarest’in saldırısı daha başlamadı bile.

Ama bir gariplik var.

Hareketleri biraz hantaldı.

Jin ve Daena bir şey mi yaptı?

“Mi-Misura… sana güveniyorum?”

Amelia bir bariyer açıp Misura’dan uzaklaşıyor.

Kendi yaptığı bariyerin neredeyse hiçbir işe yaramayacağını bildiğinden ve o saldırının gücünü ölçemediğinden, bunu tereddütle söyledi.

Ardından Izumo ile Sif de bariyer kurup geri çekilirken Misura’ya destek veriyor.

Sif’i kollayacak şekilde Yuno da geri çekiliyor.

…Görevi bu olsa bile, bu kadarına zorbalık denir.

Büyücü tayfanın tamamı, tetiklemeye hazır büyülerini çoktan sürdürüyordu.

Birkaç saniye önce çığlık atanların şimdi buna meydan okuyabilmesi etkileyici.

Demek ki birazdan o büyüleri Agarest’e doğru salacaklar.

Misura…

“Korkunç. Bu gerçekten korkunç. Üzerime güçlendirme büyüsüyle çelikten bir kütle geliyor. Onu durdursam bile, arkamdakiler büyüleri yağdırıp onu benimle birlikte vuracak. Ben niye duvar rolünü seçtim?” (Misura)

“Yüzüne korku vurması ne acınası… Hm?”

“… Ama, Tomoe-san ile karşılaşmaktan çok daha iyi!” (Misura)

Yeniden ciddileşti demek.

Tomoe’nun eğitimi yerine Agarest’le uğraşmak gerçekten daha iyi.

Yine de kötü ile en kötüyü seçmek, akıl dışı.

“…Hoh~”

Agarest’in omuz zırhı, hızını pek düşürmeden üç bariyeri de parçaladı; çarpıştıklarında Misura’nın büyük kılıcı boğuk ve ağır bir ses çıkardı.

Normalde, boy farkı yüzünden Misura’nın uçup gitmesi gerekirdi ama… savunmaya tamamen özelleşmiş Misura bu, beklenirdi.

Üstelik darbenin gücünü iyi dağıtabiliyor.

Sarsıntı ve hasar hayli fazla olmalı, yine de Agarest’i durdurabildi.

Ben de istemsizce şaşırdım.

Tomoe’nin gözdesi sonuçta.

Ama takip hamleleri bakımından, artık oyunun dışında.

“Mükemmel. Şaşırttın.” (Agarest)

Agarest kayıtsızca mırıldandı.

Bu kadar gecikmişken sorulacak şey belki ama, ortak dil konuşmalarına izin vermek doğru mu?

Belki de Kertenkele-Adamlar gibi dilsiz yapmalıydım?

Ah, Agarest’in mizraklı baltası Misura’nın yanına süzülüyor.

Eh, artık kıpırdayamadığına göre kaçınması imkansız.

Sif ile Izumo büyülerini hazırlarken, Amelia da yayını…

“Herkes, daha bitmedi!!” (Misura)

Misura beklenmedik sözlerle arkayı komuta etti.

Ve sonra, sanki tek çizik almamış gibi, aşağıda kalmış büyük kılıcını savurup mizraklı baltayı karşıladı, ardından da yana doğru akıttı.

Hey hey.

İç organlarını ters yüz edecek kadar hasar almış olması gerekirdi.

Akademi festivalinde Misura’nın tehlikeli bir gizli kozı vardı; hasarı yok saymak gibi, daha doğrusu acı duyusunu uyuşturup eşzamanlı karşı vuruş hedeflemek gibiydi.

Ama bunu burada kullansa bile, bedeni çağrısına cevap verememeli.

Ne kullandı?

“Şimdi!!” (Misura)

Ben şaşırmışken, Misura tüm alanda yankılanan tek bir kelime haykırdı.

“Hm?” (Agarest)

Agarest ayaklarının altındaki anormalliği fark etti ama iş işten geçmişti.

Zemin dalgalandı, Agarest’in bedenini sardı ve Ema’nın koyduğu destek büyüsünü de boşa çıkarıp hareketlerini bağladı.

Sif, ha.

Misura bu desteği alıp hafif bir hamleyle geri çekildi.

O esnada, ateş ve rüzgar Agarest’e doğru azdı ve onu bir ateş kasırgası içine aldı.

“Guh.”

İzumo ile Sif’in zincirlenmiş saldırısıydı bu.

Agarest güçlükle kurtardığı üst gövdesiyle mizraklı baltasını savurup ateşle rüzgarı dağıtmaya çalışıyordu.

Ve sonra, hedefini çoktan kilitlemiş bir ok kasırgaya daldı.

Mizraklı balta tarafından durduruldu.

Beklendiği gibi Agarest.

O dayanıklılıkla hâlâ payı var.

Ardından, oka nakşedilmiş bir büyü formasyonu, sanki doğrudan Shiki’nin alametifarikası çalınmış gibi patladı.

Bu kısımda Sif de var.

Kendi ateş gücünü başkalarının saldırılarına ekleyerek, onları daha da güçlendirebiliyor.

Kendi başına büyü sentezlemek yerine, güç ve tüketim verimi bu şekilde daha iyi.

O ok, sanırım doğru hatırlıyorum; o ok, Ilumgand’ı alt etmek için kullandıkları oktu.

Amelia onu repertuvarına çoktan katmış durumda.

Düşüne düşüne dövüşüyorlar, hem de kazanmayı ciddi ciddi hedefleyerek.

Herkes sandığımdan fazla ilerlemiş… hmm, biraz abartmış olabilirim.

“Sihirbazsın diye kendimi tutacağımı sanma.”

İyileşiyor sandığım Jin ile Daena, Ema’yı hedef alıp üzerine atıldı.

Demek o işaret Jin ve Daena içinmiş, güzel numara.

Daena inkantasyon yapmasının imkansız olacağı bir mesafeye kadar girmişti; Jin ise ondan biraz daha geride ayaklarını sabitledi.

Takdire şayan.

Temelleri sağlam, ama görünen o ki Jin ve diğerleri Sis Kertenkeleleri’ne karşı kazanmak için dişini tırnağına takmış.

Bu yüzden rakip değişse bile böyle bir plan hazırlayabildiler.

Cidden etkileyici.

“Hareketlerini mühürleyeceğim! Daena, bitir!!” (Jin)

Jin’in pek seçilemeyen bir büyüyü etkinleştirdiğini hissettim.

Varlığı tuhaf biçimde silikti; tam çıkaramadım doğrusu.

“Elbette. Yakaladım!!” (Daena)

Daena’nın hançeri Ema’ya yaklaşır… ve havayı biçer.

“…Hah??”

“Bir illüzyon mu?!”

Sanki manzara su yüzeyi gibi dalgalandı ve Ema’nın silueti dağılıp gitti.

Güzel dövüştüler.

İzlemeye değerdi.

Akademi festivalini kazanan Sif’e “şampiyon” diyorlardı ama bu maçı seyreden öğrenciler bu kapışmayı ağızdan ağza yayarsa, Jin ve diğerleri, hepsi birlikte bu Yüzyıl Sonu Akademisi’nin şampiyonu oluverir, hiç şaşırmam.

“Hyumanlar da hafife alınacak varlıklar değilmiş. Güzel ders oldu. Lakin öğrenci-san, saha şartlarında evvela şüpheleneceğin şey kamuflajdır, bilmiş ol. Hele ki kıpırdamayan bir düşmana karşı.” (Ema)

“!!”

Ses Agarest’in biraz ilerisinden geldi.

Ema, oradaydı.

Gerçekte, Ema ta en başından beri Agarest’e yapışmış halde, onunlaydı.

Jin ve Daena uçurulunca, Ema’nın gerçek bedenini yakalayamadılar.

Ama kamuflaj desen… varlığı olan bir illüzyonu delip geçmek de öyle kolay değil.

Hele görüş alanı geniş bir ovada ortama yedirilecek kadar iyi yapılmışsa, o artık başka seviye bir kamuflajdır.

İptal edilmedikçe Jin’in grubu fark edemezdi.

Ne de olsa Asora(İç Düzlem)’in her şeye kadir büyücüsü Ema-san bu.

Formu zirvede.

Etrafında şimdiden birkaç büyü formasyonu kurmuş durumda.

Artık çok geç.

Jin, görünmeyen birkaç şeyin yumruklarıyla havaya fırlatılana dek dövüldü; Daena anında buz heykeline çevrildi; Misura’nın ayaklarının altı sıvılaştı, boynuna kadar gömülünce de zemin yeniden sertleşip onu bağladı; Izumo ise sessizce yere kapanıp uykuya daldı.

Kalanlar Amelia, Sif ve Yuno, ha.

Hı? Madem açıldı konu, Yuno…

“Roket Tekmeee!!”

Ha?

Ema’nın birbiri ardına birkaç büyü hazırladığı yere, gökten bir şey düşüyordu.

Amelia ile Sif’i indirmeye niyetli Ema, iki büyüyü de hızla iptal edip düşen nesneden uzaklaştı.

Isabet etmemiş gibi ama…

Ema artık Agarest’in arkasındaydı.

Ve düşülen noktada…

“…”

Herkes suskun.

Bu normal; sonuçta orada tuhaf ‘bir şey’ dikiliyor.

“Niye o şey Yuno’nun olduğu yere gidiyor?” (Makoto)

Sesim kendiliğinden çıktı.

Sanki boğazımdan sökülerek.

Bir anlığına, Hibiki-senpai’nin radikal gravure versiyonu geldi gözümün önüne.

Ama ondan da öte, şu koyu kızıl zırh başımı ağrıttı.

Demek Yuno takınca kırmızı oluyor, ha.

Hayır, mesele bu değil!!

Mio, hani bundan yalnız bir tane yapmıştın?!

Birinin zevklerini tastamam ele veren bir zırh.

Gökten yüksek hızla düşmesine rağmen taş gibi. Lüzumsuz bir dayanıklılık.

Yere çukur açacak kadar saldırı gücü ve gücüyle hiç uyuşmayan teknik isimleri.

Limia’da takıp da bir daha asla giymeyeceğime yemin ettiğim o şey… oradaydı.

“Kuzunoha Ticaret Şirketi’nin ekipmanlarını kullanmak serbest, değil mi, Sensei?! Buna bayıldım! Bu benim ana ekipmanım! Takarken epey büyü gücü istiyor gerçi.” (Yuno)

Lütfen, beni bundan kurtarın.

“Pekâlâ, geliyorum! Annemin gözünden sakındığı kitabı verip elde ettiğim bu güçle sonuç çıkarmalıyım, yoksa yarınım olmaz!” (Yuno)

Sonuç çıkarsan da bittin sen.

Fuh~~

İç çekerken aynı anda sahaya döndüm.

Agarest çoktan bağdan kurtulmuş, sapasağlam; Ema da duruşunu almış.

Onlara bırakmak güvenli olmalı ama yok, beklendiği üzere ben de gireceğim.

Shiki de baş ağrısını bastırır gibi elini başına koymuş.

Onu çok iyi anlıyorum.

[Yuno, o Mio’dan mı geldi?]

“Evet, Mio-sama’dan. Beren-san üzerinden bana ulaştırıldı! Çok amaçlı tam vücut zırhı, deneme sürümü, Excavator!” (Yuno)

Excavator…

Ağır iş makinesi, ha.

Daha doğrusu, o şey sahiden birçok işi yapar.

Beren de işin içindeyse, yeteneklerinin kısıtlandığına inanmak zorundayım!

Ama ondan da çok, sadece bakmak bile beni kıvrandırıyor!

Utançtan ölebilirim.

[Hanımefendi’den hangi kitabı aldın?]

Geri vermem lazım.

Bir de Mio’ya güzel bir vaaz çekmem gerekiyor.

“Lorel’in yerel yemekleri, dört cilt birden. Zaten tozlanıyordu, o yüzden…” (Yuno)

Gerginlik biraz olsun düşmüş gibi.

Belki de bundan sonra atacağım adımları kestirdiler.

Anlamış olmanız, affedeceğim anlamına gelmiyor, haberiniz olsun.

[Yuno]

“E-Evet?” (Yuno)

[Kendini sorgula!]

Kaska vurdum.

Vurdum.

Vurdum.

Vurdum.

“Kyaaa!! Sensei, gömülüyorum! Tamamen gömüleceğim!!” (Yuno)

[Karanlık bir yerde kendini sorgula. Hatta, gömül.]

Bir “Kyaaa” duydum ama umursamadım.

Onu derinlere gömdüm.

Hayır, vurdum.

Yuno, hiçbir pişmanlık bırakmadan güvenle yere gömüldü.

Bitti.

“Ema, kusura bakma ama, Mio’nun elinde olduğu görünen şu kitapları arar mısın? Geri götüreceğim.” (Makoto)

“Ah, evet.” (Ema)

Tamamen savaş modundan çıkmış olan Ema, dediğimi kabul etti.

Çabalarını takdir edeceğim.

Jin ve diğerleri güçlenmiş.

Ne yaptıklarını anlamadığım birkaç kısım da vardı.

Gerçi, sonra sorup çözülecek şeyler bunlar.

Tekil yetenek açısından bakınca, muhtemelen artık öğrenci seviyesinde değiller.

Ama ondan da çok, aklıma ürkütücü bir şey geldi.

O seriden… yoksa bu dünyaya sızmış birkaç tane mi var?

Crane ya da Shovel var mı?

Öyleyse, tehlikeli bir kontaminasyon ortaya çıkabilir.

Ne pahasına olursa olsun geri toplamam gerek.

Hepsini geri almalıyım.

“Şey, Waka-sama.” (Shiki)

“Shiki?” (Makoto)

“Görünüşe göre Limia Krallığı’ndan bir irtibat aldık. Lütfen şirkete dönün. Öz eleştiri ve değerlendirmeyi ben yürüteceğim.” (Shiki)

“Limia… Limia, ha. Doğrusu bunun zamanı değil gibi geliyor ama… anlaşıldı.” (Makoto)

Deneme düellosunun ortasında tezahüratı kesip sessizce izlemeye geçmiş öğrenciler, beni fark edip yol açtılar.

Yoksa Limia Krallığı’nda da mı… yok artık.

Sorun çıkmaz, değil mi?

Şirkete dönerken bu huzursuzluk içimi kemiriyordu.

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Moon-led Journey Across Another World, TsukiMichi, Tsukimichi: Moonlit Fantasy, 月が導く異世界道中, 月光下的异世界之旅
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Lise öğrencisi Misumi Makoto, tanrı Tsukuyomi tarafından kahraman olması için fantastik bir dünyaya çağrılır. Ancak, dünyayı yöneten Tanrıça onu çok çirkin bulur ve onun orada olmasından pek memnun olmayarak dünyanın köşesine atar. Tsukuyomi, Makoto'nun diğer Tanrıça tarafından terk edilmesinin ardından Makoto'nun kendi yolunu bulmakta özgür olduğunu ilan eder.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla