Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN) – Bölüm 21 / Beş Ejderha Generali’nin İhaneti

Beş Ejderha Generali’nin İhaneti

Beş Ejderha Generali’nin ihaneti.

Tarih bu savaşı artık böyle kaydetmiş durumda. Aslında bu büsbütün yanlış da sayılmaz. Her ne kadar Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin iyiliği uğruna yapmış olsak da neticede bu yine bir ihanetti. İnkâr edilemez bir ihanet.

Fakat ortada büyük bir yanlışlık var.

Gerçekte, o savaşa Beş Ejderha Generali’nden yalnızca dördü katılmıştı.

Çünkü ben savaşmamıştım.

Savaş bittikten sonra geride kalan enkazı toparlayacak birine ihtiyaç vardı. Ne de olsa bu, Ejderha Tanrısı Hazretleri ile Beş Ejderha Generali arasındaki bir çarpışma olacaktı. Generallerden bazıları—belki de hepsi—can verebilirdi. Şayet öyle bir şey olsaydı, Ejderha Dünyası büsbütün sahipsiz kalır, işleri yürütecek kimse bulunamazdı.

Ejderha Savaşçıları’na kim göz kulak olacaktı? Canavarları kim avlayacaktı? Büyü araştırmalarını kim sürdürecekti? Peki ya Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne kim yardım edecekti…? İşte bu vazife bana düştü. Hayati derecede mühim, bir o kadar da utanç verici bir vazifeydi bu.

Neden utanç vericiydi diye mi soruyorsun?

Beni iyi dinle.

Beş Ejderha Generali, Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin emirlerine karşı gelmişti. Yalnızca bununla da kalmayıp ona pençelerimizi ve dişlerimizi geçirmeye cüret etmiş, onu zorla orada tutmaya çalışmıştık. Ejderha Tanrısı Hazretleri fikrini değiştirip İnsan Dünyası’nı işgal etmekten vazgeçse dahi, ona isyan ettiğimiz gerçeği asla değişmeyecekti.

Kimse canından olmasa bile cezadan kaçış yoktu. Hatta duruma göre bu cüretin bedelini hayatlarımızla ödememiz gerekebilirdi. Ne var ki, bu akıbetten sıyrılmama imkân tanıyan o vazife yalnızca bana verilmişti.

Yine de ben savaşmamış olsam dahi, Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin emirlerine karşı gelip onu durdurmaya yeltendiğim gerçeği bakiydi. Hâl böyleyken, hiçbir şey yaşanmamış gibi Ejderha Generalleri arasındaki yerimde oturmaya devam edecektim.

Bundan daha yüzsüzce bir şey olamazdı.

Her ne kadar bunun Ejderha Dünyası’nın geleceği uğruna yapıldığı kılıfına sığınılsa da durum buydu. Fakat ben aralarındaki en düşük rütbeli üyeydim yalnızca. Bu yüzden de bana biçilen rolü kabul ettim.

Gerçi bir savaştı dediğime bakma, öyle aniden patlak vermiş bir çarpışma değildi bu.

Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne karşı Ejderha Generalleri.

Birbirlerine girdikleri takdirde bir iki koca dağ kolaylıkla haritadan silinirdi. Bu yüzden, savaşa tutuşacak olsalar bile öncesinde muhakkak hazırlık yapılması şarttı.

Ejderha Tanrısı Hazretleri’ni durdurmak.

Bunu söylemesi kolay tabii. Vur, tekmele, takatten düşür, elini kolunu bağlayıp bir yerlere kilitle… İnsanın aklında canlanan şey böyle bir tablo olabilir.

Fakat Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin adımlarını durdurabilecek ölçüde bir güç ortaya koymak, dağların haritadan silinmesi demekti. Dahası, O’nu zapt edebilecek hiçbir yer de yoktu; akılalmaz güçte olağanüstü bir büyü şarttı. Bir çocuğun bir yetişkine meydan okumasına benziyordu bu. Çocuklarla pek tecrüben olmayabilir, fakat bir yetişkin ne denli hasta ya da yaralı olursa olsun, yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ona üstünlük kurması imkânsızdır. Ejderha Tanrısı Hazretleri ile Ejderha Generalleri arasındaki uçurum işte bu denli büyüktü.

İşte bu yüzden dördünün güçlerini birleştirip O’na karşı var güçleriyle savaşması şarttı. Tıpkı vaktiyle İblis Kralları’nı dize getirdiğimiz zamanki gibi. Yok, bundan bile katbekat fazlası gerekecekti. Hazırlık yapmak zaman alıyordu. Hatta Ejderha Tanrısı Hazretleri biraz daha beklemeyi dahi kabul etti. Kulağa saçma gelebilir; lâkin Ejderha Generalleri’nin her birinin devretmesi gereken vazifeleri vardı ve Ejderha Halkı’nın tahliye edilmesi gerekiyordu. Sebebi ne olursa olsun, O buna müsaade buyurmuştu.

Belki de Ejderha Tanrısı Hazretleri, İnsan Dünyası’na tek başına gitse dahi zaferin kesin olmadığını kestirmişti. Ya da belki vakit tanırsa Ejderha Generalleri’nin aklının başına geleceğini düşünmüştü. Orasını bilemiyorum.

Generaller hazırlıklarını sürdürürken ben Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin yanından ayrılmadım; bir yandan da Ejderha Halkı’nın Chaos şehrinden diğer yerleşim yerlerine tahliyesini bizzat yönettim. Savaşın tam nerede cereyan edeceğini kimse bilmiyordu ama Chaos dünyanın tam merkezindeydi. İki ateş arasında kalma ihtimali hayli yüksekti. Günlerce bu tahliyenin başında durdum.

Halk neye uğradığını şaşırmıştı. Beş Ejderha Generali’nden dördünün Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne bayrak açtığını duysalar bile buna bir türlü inanamıyorlardı. Hatta bazıları O’nun safında dövüşmek üzere öne atıldı. Fakat Ejderha Tanrısı Hazretleri onları sükûnetle durdurdu. Zira Ejderha Generalleri ile tutuşacağı bir savaşta, Ejderha Halkı’nın en kudretlileri bile bir göz açıp kapayıncaya kadar yok olup giderdi. Lüzumsuz yere canların yitip gitmesine gönlü razı değildi.

Tahliye tamamlandıktan sonra da Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin başucundan ayrılmadım. Bu yalnızca O’nun sadık yardımcısı olduğumu göstermek için değil, sabırsızlanıp ansızın İnsan Dünyası’na yola koyulmasına mâni olmak içindi de. Ejderha Tanrısı Hazretleri ise sessizliğini koruyordu. Benimle tek kelime etmediği gibi, beni yanından da kovmadı.

Yalnızca öylece oturmuş, derin düşüncelere dalıp gitmişti.

İsteseydi, O’nu durdurmaya yönelik o cılız çabalarımı hiç umursamaz, dilediği an İnsan Dünyası’na çekip gidebilirdi. Aklından neler geçiyordu peki? Ancak tahmin yürütebilirim. Fakat Ejderha Tanrısı Hazretleri bilgeydi. Perde arkasındaki asıl tertipçinin kimliğini daha o zamandan çözmüştü bile. Belki de onun niyetini tartıp biçiyordu. Ya da kim bilir, daha o vakitten, kapıya dayanan o en vahim akıbeti çoktan öngörmüştü.

Her neyse, nihayet o günler de sona erdi. Ejderha Generalleri hazır olduklarına dair haber yolladılar. Bu haberi alan Ejderha Tanrısı Hazretleri gözlerini bana çevirdi.

“Ne yapacaksın?”

“Sizin yanınızda savaşacağım, Efendim.”

İçimde derin bir vazife bilinci vardı.

Ejderha Generalleri’nin iradesine sahip çıkmak. Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin yapayalnız kalmasına meydan vermemek. Ve geriye kalan son general olarak vazifemi bihakkın yerine getirmek…

“……”

Ejderha Tanrısı Hazretleri uzun uzun bana baktı, ardından yavaşça başını iki yana salladı.

“Savaşmana izin vermeyeceğim.”

“!”

Bir anlığına, vaktiyle kendisine karşı çıktığım için artık yanında yer almama müsaade etmeyeceğini sandım.

“Bunun yerine, her ihtimale karşı çocuğumun koruyucusu olacaksın.”

Oysa bana son derece mühim bir vazife emanet etmişti.

Miko Hazretleri’nin korunması vazifesini.

O vakte dek bu görev Seçkin Ejderha Savaşçıları’na bırakılmıştı. Fakat Hazretleri onların yetersiz kalacağını sezmiş olmalıydı. Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki, kendisi çarpışırken Miko Hazretleri’nin hedef tahtasına dönüşmesinden endişelenmişti.

“Tek bir çizik dahi almasına izin verme.”

“Emredersiniz, Efendim!”

O vakitler Miko Hazretleri’nin böylesine hayati bir role sahip olduğunu düşünmemiştim.

Bunu yalnızca Lunaria Hazretleri’nin bir yadigârı, Ejderha Tanrısı Hazretleri için dünyadaki en kıymetli varlık olarak görüyor ve bana emanet edildiğini düşünüyordum. Ne pahasına olursa olsun O’nu korumam gerektiğine inanıyordum sadece… Bildiğim, anladığım bundan ibaretti.

Ardından Saleyakt’ın sırtına atlayıp Miko Hazretleri’ni güvenli, uzak bir yere götürdüm; çok geçmeden de…

Chaos yerle bir edilmişti.

••●══••●۩۞۩●••══●••

Chaos, Maxwell’in yarattığı Top Ejderhası Kapıları’ndan gerçekleştirilen uzun menzilli bir bombardımanla yıkılmıştı.

Gökyüzünü yarıp geçen çok sayıda ışık huzmesi dosdoğru Chaos’a çarptı. Düştükleri anda devasa ışık kürelerine dönüşen huzmeler, kelimenin tam anlamıyla koskoca dağı yok etti.

Ejderha Dünyası’nın en yüksek dağı.

Ejderha Dünyası’nın tarihi en köklü şehri.

Donakalmıştım.

Ejderha Generalleri’nin nasıl bir savaş yürütmeyi planladığı bana söylenmemişti. Bir milyon yıldır korunan, böylesine köklü bir tarihe sahip o Chaos’u bu denli kolayca yerle bir edecekleri kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Bir anlığına, Ejderha Generalleri’nin Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne sahiden ihanet edip etmediğini bile düşündüm.

Fakat mantıklı bir gözle bakınca cevap gün gibi ortadaydı. Söylemeye bile lüzum yoktu ki; Ejderha Generalleri’nin gayesi Ejderha Tanrısı Hazretleri’ni katletmek değildi.

Amaçları O’na fikrini değiştirtmekti. İnsan Dünyası’na gitmesine göz yummaktansa O’nu Ejderha Dünyası’nda alıkoymaktı. Chaos yerle bir edildiğinden, yeniden inşası vakit alacaktı. Halkın eski düzenine dönebilmesi için ne denli büyük bir çaba gerekeceğini kimse kestiremezdi. Şayet Ejderha Tanrısı Hazretleri, “Ejderha Dünyası’nı İnsan Dünyası’nın önüne koymalıyım,” diye düşünecek olursa, bu savaşın neticesi ne olursa olsun kazanan Ejderha Generalleri olacaktı. Belki sığ bir plandı bu…

Lâkin Ejderha Generalleri mağlup olma ihtimallerini de hesaba katmışlardı. Çünkü kaybederlerse ve Ejderha Tanrısı Hazretleri İnsan Dünyası’na tek başına giderse, bütün bunların hiçbir anlamı kalmayacaktı.

Her neyse, Chaos artık yok edilmişti ve kalkan toz duman dindiğinde—

Geriye tek bir siluet kalmıştı.

Ejderha Tanrısı Hazretleri.

Üzerinde tek bir çizik dahi yoktu.

Yüzündeki ifadeyi seçemeyecek kadar uzaktaydım fakat ışığın yükseldiği yöne doğru baktığını anlayabiliyordum. Bakışlarının uzandığı noktada—aşağıda, eğik bir açıyla kara bulutlar çöreklenmişti.

O bulutların yarıklarından devasa bir şey belirdi.

Ejderha pullarıyla kaplanmış, havada süzülen devasa bir kara parçasıydı bu.

Yüzeyinden dışarı, üzerlerinde mor yıldırımların çatırdadığı sayısız demir kazık uzanıyordu.

Gökyüzü Dünyası’nda salınan sayısız yüzen kara parçasından biriydi.

Bilhassa yoğun bir büyü gücü barındıran bu kara parçasının derinliklerine bir çekirdek gömülmüş, ardından üzeri kat kat büyü çemberleriyle nakşedilmişti. Yüzeyi ejderha pullarıyla zırhlanmış, dahası vaktiyle İblislerin kullandığı büyü bataryaları yerleştirilerek kusursuz bir uçan kaleye dönüştürülmüştü.

İsmi ne miydi?

Bir adı yoktu.

Ah… Ama ona bir isim vermem gerekseydi…

Chaos Breaker.❮22❯

Ona böyle derdim.

Çünkü Chaos’un yok edildiği o an hafızama öylesine kazınmıştı ki, gözlerimi kapattığımda hâlâ apaçık görebiliyorum…

Gelelim o ana.

O kalede dört yüce varlık ve kırk dört de daha ufak varlık bulunuyordu; Beş Ejderha Generali’nden dördü ve onların çağırdığı ruhlar. Bu ruh çağırma tekniği, İblislere karşı verilen savaş esnasında geliştirilmişti. Ejderha halkı muazzam bir kudrete sahip olsa da büyü konusunda gereken incelik ve hünerden yoksundu. Çok yönlülükleri kısıtlıydı.

Ruh çağırma, işte bu zaafın üstesinden gelmek amacıyla ortaya çıkarılmış bir teknikti. Üstelik Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne karşı koyabilmek için var edilen bu çağrılmış varlıklar, savaşta kullanılanlardan çok daha güçlüydü ve çok daha fazla yeteneğe sahipti. Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin varlığını sezdikleri anda kanatlanıp kalenin etrafına yayıldılar.

Ne var ki onlar tam anlamıyla mevzilenemeden Ejderha Tanrısı Hazretleri harekete geçti. Kolunu usulca kaldırıp tek bir parmağını kaleye doğrulttu. O anda parmak ucundan görünmez bir şey fırlayarak kaleye doğru son sürat atıldı. Akılalmaz, ezici bir güç dalgasıydı bu; doğrudan isabet alması hâlinde bir Ejderha Generali’nin dahi sağ çıkamayacağı türden.

Fakat saldırı onlara ulaşamadan kalenin silueti bükülmeye başladı. Devasa bir bükülme alanı oluşturulmuştu. Güç dalgası bu alana temas ettiği anda bükülüp yön değiştirdi ve rotasından saparak uzaktaki bir dağı haritadan sildi. Kırk dört ruh güçlerini birleştirmiş, Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin darbesini engellemeyi başarmıştı. Bunun üzerine Ejderha Tanrısı Hazretleri, birbiri ardına amansız bir güç yaylım ateşi başlattı.

Yine de ruhların meydana getirdiği bükülme alanı her birini saptırmayı başardı.

Saldırıları hiç zorlanmadan savuşturduklarını mı sanıyorsunuz?

Ben de öyle sanmıştım.

Ejderha Tanrısı Hazretleri diğer Tanrılarla girdiği savaşta kudretinin büyük kısmını tüketmiş olsa bile gördüklerime inanamıyordum. Yalnızca kırk dört ruh gerçekten onun saldırılarına göğüs gerebilir miydi? Fakat işin aslı öyle değildi. Kale, Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne yaklaştıkça ruhların yaydığı ışıltı solmaya başladı.

Ve derken—arada yalnızca tek bir adım kala.

Yok, “adım” pek doğru bir kelime sayılmaz gerçi…

Her neyse, kale tam Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne erişmek üzereyken ruhlar dermanlarını yitirip birbiri ardına yok olup gittiler.

Bükülme alanı kaybolunca kale tamamen savunmasız kaldı. Yine de üzeri hâlâ sert ejderha pullarıyla zırhlıydı.

Tam o anda Ejderha Tanrısı Hazretleri belindeki kılıca uzandı.

Beş Ejderha Generali’nden biri olan Çılgın Ejderha Kralı Chaos tarafından dövülmüş Tanrı Kılıcı’ydı bu. Hakiki anlamda tanrısal bir kılıçtı; Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin kudretine göğüs gerebilecek kadar güçlü bir kılıç.

Kılıcı sakince yanına çekti—ve savurdu.

Daha önce bir Tanrı’nın kudretini apaçık gördüğümü sanıyordum.

Fakat bu yalnızca Tanrıların birbiriyle çarpıştığı zamanlara özgüydü. Karşısındaki de eşit güçte olunca, kıyaslandığında göze sıradan gelebiliyordu.

Oysa bu savuruş, bizzat dünyanın kendisini büker gibiydi.

Her şey ekseninden kaymış gibi hissettiriyordu.

Ve doğrusunu söylemek gerekirse, sahiden de öyleydi.

Gökyüzü, bulutlar, tepede süzülen uzaktaki ejderhalar bile—ve hemen önünde yükselen o kale—Hepsinin ekseni kaydı—ve düştü.

Her şey boylu boyunca ikiye biçilmişti.

Bir Tanrı’nın kudreti karşısında ejderha pullarının ne hükmü olabilirdi ki?

Fanilerin acınası savunma büyülerinin ne değeri kalırdı?

Devasa kale ortadan ikiye ayrıldı; üst parçası yana yatıp aşağıdaki göğe doğru yuvarlandı. Geriye yalnızca alt yarısı kalmıştı—muhtemelen çekirdek yapının çok daha derinlerine yerleştirildiği içindi bu.

Ejderha Generalleri yüzen kayanın üzerinde dikiliyordu. Kaya yarılıp düşmeye başladığı anda çevikçe havalandılar.

Görünüşleri hatırladığımdan fersah fersah farklıydı. Bedenleri eskisinden üç kat daha iriydi artık. Kalın pullar yüzlerini bile örtmüştü. Burunları ve ağızları öne doğru fırlamış, kafalarının ardından boynuzlar çıkmıştı; adeta birer ejderhaya dönüşmüşlerdi.

İblisler tarafından geliştirilen ve büyü gücü vasıtasıyla bedeni başkalaştırmaya yarayan gizli bir teknikti bu. Ejderha halkı bu tekniği alıp daha da ileri taşımış, kendi bünyesine uyarlamıştı.

Bedenlerini çok daha ilkel bir surete büründürerek patlayıcı bir güç kazanıyorlardı. Karşılığında ise ömürleri feci biçimde kısalıyordu.

Bu bedenlere bürünmüş dört varlık, ellerinde alışılmadık silahlar da tutuyordu.

Mızraklar.

Ejderha Generalleri, Chaos tarafından işlenmiş Tanrı Mızrakları kuşanmıştı.

Normalde Ejderha Generalleri silahlara bel bağlamazdı. Fakat bu defa durum farklıydı; karşılarındaki hasım Ejderha Tanrısı Hazretleri’ydi. Silahları olmasa üzerinde tek bir çizik dahi bırakamazlardı.

Dört siluet akılalmaz bir süratle göğü yarıp Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin üzerine çullandı. Muhtemelen niyetleri en başından beri yakın dövüşe girmekti. O kale de ruhlar da Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin uzun menzilli saldırılarına karşı kalkan olmak ve aradaki mesafeyi kapatmaktan başka bir amaca hizmet etmiyordu.

Gizli teknikle fiziksel kabiliyetlerini artırarak, mızraklarla saldırı güçlerini katlayarak ve İblislere karşı verilen savaşta geliştirdikleri her bir tekniğe başvurarak Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin kudretini azar azar tüketmeyi hedefliyorlardı.

Ejderha Generalleri’nin kadim bilgeliğinin ve dur durak bilmeyen azimlerinin doruk noktası, onlara bir Tanrı’nın bedenini yaralayabilme gücünü bahşetmişti.

Vahşi taarruzları adeta nefes kesecek kadar eziciydi.

Attıkları her adımda havada şok dalgaları dalgalanıyor, peş peşe ışık patlamaları kopuyor ve koca Ejderha Dünyası sarsılıyordu. Taşacak ufacık bir güç kırıntısı dahi dağları un ufak edebilir, ejderha sürülerini haritadan silebilir ve binlerce—on binlerce—Ejderha halkını yok oluşa sürükleyebilirdi.

Ejderha Generalleri bir Tanrı’nın bedenini yaralayabilecek güce erişmişti.

Fakat hepsi bundan ibaretti; yalnızca hasar vermeye “muktedir” oldukları anlamına geliyordu bu. Böylesi bir kudretle dahi Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne üstünlük kurmaktan fersah fersah uzaktılar. Yalnızca sayı üstünlükleri sayesinde—bire karşı dört kişi olmalarıyla—zar zor direnebiliyorlardı. Şayet teke tek bir çarpışma olsaydı, göz açıp kapayıncaya dek yok edilirlerdi.

Ama ucu ucuna.

Kıl payı da olsa—

Açıkça dezavantajlı bir durumda olsalar dahi, Ejderha Generalleri’nin gücü Ejderha Tanrısı Hazretleri’ne “erişmişti”.

Bir Tanrı’ya erişmişlerdi.

Yalnızca parmağının ucu kadar bile olsa—şüphe götürmez bir biçimde ona erişmişlerdi.

Fanilerin azminin Tanrılar mertebesine erişebileceğini kanıtlamışlardı. Ve bu kanıtın—benim için ne anlama geldiğine gelince… hayır, bu şimdilik bekleyebilir.

Her halükarda, Ejderha Generalleri ile Ejderha Tanrısı Hazretleri arasındaki savaş olanca şiddetiyle sürüyordu. Ağır yaralanmış, ölümün kıyısına gelmiş bir Ejderha Tanrısı Hazretleri. Kılı kırk yaran hazırlıkların ardından nihayet bir Tanrı’ya el uzatmayı başarmış Ejderha Generalleri.

Bu beşi, adeta birbirine denk güçlermişçesine çarpışmaya devam etti.

Tüm bu süre boyunca onları izledim.

Çünkü buna şahitlik etmenin benim görevim olduğuna inanıyordum.

Savaş kaç gün sürdü?

Doğrusu, pek fazla değil.

Tanrılar çatıştığında savaşların yıllarca sürmesi hiç de alışılmadık bir durum değildir; ancak bu defa o kadar uzun sürmedi. Yine de birkaç günü buldu.

Evet—tamı tamına altı gün.

Ejderha Generalleri hızlı ve kesin sonuç alacakları bir savaşı hedeflemişti.

Elbette öyle yapmışlardı.

Ne kadar kusursuz hazırlanmış olurlarsa olsunlar, ortaya koyabilecekleri güç arasındaki uçurum muazzamdı. Savaş uzadığı takdirde zafer şansları tamamen tükenecekti. Bu yüzden her şeylerini kısa vadeli bir çarpışmaya yatırmışlardı. Ortaya koyabilecekleri azami saldırı gücüyle, o on binde birlik zafer ihtimaline oynamışlardı.

Fakat on binde bir, nihayetinde yine on binde birdir. On bin denemeden ancak birinde yakalanabilecek cılız bir yaşam ihtimali. Ve ne yazık ki bu sefer, o on binde birlik an gerçekleşmemişti.

Yedinci gün.

Çarpışmanın parıltısı söndü. Şok dalgaları dindi. Mücadele, ortadan ikiye biçilmiş uçan kalenin üzerinde nihayete ermişti. Neticeye şahit olmak için yaklaştım.

Ve gördüğüm manzara hayret vericiydi.

Dört beden boylu boyunca yere serilmişti.

Söylemeye gerek dahi yoktu, bunlar Ejderha Generalleri’ydi.

İstisnasız her biri ölümün eşiğindeydi.

Szilard sol kolunu kaybetmiş, yüzünün yarısı yanıp kül olmuştu.

Kháos bir gözünü yitirmişti ve karnında koca bir delik oyulmuştu.

Maxwell’in tüm pençeleri parçalanmış, kanatları koparılmıştı; yenilgi içinde dizlerinin üzerine çökmüştü.

Fakat aralarında en feci durumda olan Dola Hazretleri’ydi.

Sağ kolu ve bedeninin alt kısmı yok olmuştu; artık ölümün eşiğindeydi.

Ejderha Tanrısı Hazretleri kazanmıştı.

Lakin ortada tuhaf bir durum vardı.

Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin göğsünden dışarı bir kol fırlamıştı.

Szilard’ın kopan kolu muydu bu? Yoksa Dola Hazretleri’nin mi?

Hayır, hiçbiri değildi.

Bu kolda tek bir pul dahi yoktu.

Teni solgun ve pürüzsüzdü. Sanki sislerin ardına gizlenmişçesine, zihinde en ufak bir iz bırakmayı reddeden, silik bir uzuvdu bu.

Ejderha Tanrısı Hazretleri de dâhil olmak üzere herkes, taş kesilmiş bir sessizlikle oraya bakakaldı.

Hayır—o kolun ait olduğu kişiye bakıyorlardı. Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin ardında dikilip bu ölümcül darbeyi indirmiş olan o tek Tanrı’ya.

“İnsan-Tanrı…”

İnsan-Tanrı elini Ejderha Tanrısı Hazretleri’nin göğsüne saplamış—onun Tanrı Mücevheri’ni avucunun içinde kavramıştı.

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale
Puan 8.4
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2017 Anadil: Japonca
Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale, ana serinin binlerce yıl öncesine giderek altı yüzlü dünyanın yaratılışını, tanrıların yükselişini ve dünyayı kökten sarsan o kadim savaşı gözler önüne seriyor. İkinci Ejderha Tanrısı Laplace’ın gözünden anlatılan bu destansı önbölüm (prequel), sadece ana serideki gizemlerin perdesini aralamakla kalmıyor; aynı zamanda sadakat, ihanet, yıkım ve hayatta kalma mücadelesiyle dolu karanlık bir geçmişi keşfetmenizi sağlıyor. Ejderha kabilesinin ihtişamlı günlerine, dünyaların nasıl parçalandığına ve bugünkü Mushoku Tensei evrenini şekillendiren efsanelerin gerçek yüzüne tanıklık etmeye hazır olun. Geçmişin küllerinden doğan bu büyüleyici hikayeyi okurken, bildiğiniz tüm doğruları sorgulayacaksınız!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla